Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Tamamen Aldatmaca Bir Sistem
Dolar endeksli, dolar güvenceli mevduat hesabı sistemi;  bize göre tamamen bir aldatmacadır. 

Amaç, mevduat sahiplerinin enflasyon karşısında paralarının erimesinin önlenmesi almayıp, faiz sebep enflasyon sonuç saplantısıyla faizlerin düşürülmeye devam edilmesi, faizlerin enflasyonun çok altına  düşürülmesinden dolayı elinde Türk parası bulunduran insanların gazının alınması,  faizlerin düşürülmesi nedeniyle parasını enflasyona karşı korumak için dolar almaya hücum etmelerinin,  dolar mevduat hesaplarının, yani polarizasyonun artışının önüne geçmek arzusudur. 

Dolar veya diğer değerli dövizler,  niçin Türk Lirası’na karşı değer kazanırlar, başka bir deyimle,  Türk Lirasının değeri,  döviz karşısında niçin düşer?

En önemli ve birincil neden; ekonominiz sağlam temellere dayanmıyorsa, yapısal bazı reformları yapamıyorsanız, ihracata yönelik üretiminiz azsa, ihracatınız az, ithaflarınız daha fazlaysa, yani dış ticaret ve cari açığınız varsa, ihraç ettiğiniz ürünlerin maliyetinde ithale dayalı ham veya yarı mamul madde oranı fazlaysa, belli bir plan çerçevesinde özellikle üretime dönük öncelikli ve dengeli yatırımlara dayalı bir kalkınma modelini uygulayamıyorsanız, tarım ülkesi olmamıza rağmen,  önemli birçok tarım ürününü dahi ithal ediyorsanız, kazandığınızdan çok harcayarak mali kaynakları cari harcamalarla israf ediyorsanız, sürekli bütçe açığı veriyorsanız, dış borçlarınız sürekli artıyorsa, enflasyonu ve ona bağlı olarak da,  Türk Lirasının değer kaybını önleyemezsiniz. 

İkinci olarak da, özellikle ülkemizde,  döviz kurlarını, yukarıda belirtmeye çalıştığımız ekonominin yapısal bozukluğuna  ilaveten ekstra artıran bir neden de, ülkeyi yönetenlere güvensizliğe dayalı psikolojik nedendir. 

Siyasal iktidardan, karşı olduğu ve uygulamaktan kaçındığı, faizleri aşırı derecede artırmak dışında, ekonominin yapısal bozukluğunu gidermek suretiyle enflasyonu azaltarak Türk Lirasının değerini koruması, döviz kurlarının artışını önlemesi beklenemeyeceğine ve bu gerçeğin siyasal iktidar tarafından da çok iyi biliniyor olması nedeniyle, siyasal iktidar kolay yolu seçmiş ve döviz kurlarındaki artışı daha da körükleyen psikolojik etkiyi azaltmak ve para sahiplerinin Türk Lirası mevduatından kaçarak dövize yönelmesini önlemek, biriken döviz mevduat hesaplarının kilidini açarak insanların dövizlerini bozdurup Türk Lirası mevduat hesaplarına dönmelerini, çözülen dövizlerle Merkez Bankası döviz rezervlerini artırmak için bu döviz garantili mevduat hesabı uygulamasına can simidi gibi sarılmıştır. 

Amaç; mevduat sahiplerini korumak değildir. 

Asıl amaç; para sahibi insanların, paralarının  değerini korumak için dövize yönelmelerini önleyerek,  döviz kurlarının;  arz ve talep dengesine ve psikolojik nedenlere dayalı aşırı artışının önüne geçmek, bu yolla döviz kurlarındaki artış oranlarını faizler seviyesinde tutarak, döviz artış farkı alacaklarına ve enflasyona ezilmeyeceklerine güvenerek ve inanarak dövizlerini bozduracak olan insanlarımızı yanıltmaya çalışmaktır. 

Bu yol, asla  bir çözüm değildir. 

Dövize endeksli mevduat hesabı uygulaması, çok kısa vadede çözüm gibi algılanabilirse de; bu uygulama,  ne para sahiplerine,  ne de siyasal iktidara uzun vadeli bir rahatlama ve kolaylık sağlamayacak ve uzun soluklu bir çözüm olmayacaktır. 

Diyelim ki; bu uygulamaya güvenerek dövizlerini bozduranlar veya döviz almaktan vazgeçenler, Türk paralarını dövize endeksli mevduat hesabına yatırdılar, bugün yürürlükte olan ve enflasyon oranının çok altında kalan  %14 faize, siyasal iktidarın vaat ettiği döviz kur farkı desteğine güvenerek razı oldular. Peki döviz kur artışları %14 faizin altında veya seviyesinde kalırsa ne olacak?

%14 faizle yetinecekler, ama enflasyon faizden yüksek olduğu için paraları enflasyon karşısında ezilecektir. 

Burada karlı çıkan siyasal iktidar olacaktır. Enflasyonun çok altındaki düşük faiz oranına rağmen, dolar hesaplarını bir süreliğine de olsa çözmüş ve Merkez Bankasının döviz birikimlerini göreceli olarak artırmış olacaktır. 

Ancak, bu sistemin bir çözüm olmadığı çok kısa süre sonra ortaya çıkacaktır.  

Güner Yiğitbaşı

23/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Düne kadar aklınız neredeydi?
Saray yönetimine haklı olarak soruyoruz buradan. 

Madem ki; 18 Türk Lirasına fırlayan doları ve 20 Türk Lirasına fırlayan euro'yu alacağınız bir kararla dizginleyecek, şıp diye düşürecek dahiyane bir fikriniz vardı da, niçin düne kadar beklediniz?

Halkımızı; 

Niçin, döviz kurlarının aşırı  artışına bağlı olarak pahalılığa ezdirdiniz?

Niçin, tüm zamların anası olan akaryakıt fiyatlarına bir ay içinde üst üste aşırı zamlar yaparak, bir depo akaryakıt için benzin ve mazot kuyruklarında perişan ettiniz?

Niçin, elinde üç beş kuruş Türk Lirası birikimi olan fakir halkı, parasının değerini korumak için,  panik içinde,  aşırı zamlanan döviz alımına zorladınız?

Niçin, döviz rezervi ekside olan Merkez Bankasını, elindeki kendisine ait olmayan emanet dövizleri satarak piyasaya müdahale etmek zorunda bıraktınız?

Niçin, bu dahiyane kararınızı baştan alıp uygulamadınız ve dövizin aşırı yükselmesinin faturasını fakir halkımızın sırtına yüklediniz?

Niçin, ülkemizin parasını pula çevirerek, ülkemizi yabancıların ucuz açık pazarı haline getirerek, ülkenin değerlerini ucuza yabancılara peşkeş çektiniz?

Niçin, can havliyle ve panik içinde aşırı fiyatlarla döviz alan fakir küçük tasarruf sahibi halkımızın pahalıya aldığı dövizden dolayı zarar etmesine neden oldunuz?

Niçin,  Türk Lirasının aşırı değer kaybına neden olarak, Türkiye Cumhuriyetinin pul olan parasından dolayı itibar kaybına neden oldunuz?

Yandaşlarınızın davul zurnayla halaylar çekerek kutladıkları bu dahiyane kararınızla dövizin fiyat artışını şimdilik dizginleyerek, ilk önce eşeğini kaybettirdiğiniz için üzerek, daha sonra eşeğini buldurup sevindirdiğiniz ve halay çektirdiğiniz halkımızı, bu durumlara düşürdüğünüz için,  size bravo doğrusu. 

Yürürlüğe koyduğunuz,  kur farkı garantili mevduat hesabının bir benzerini,  biz bir yerden tanıyoruz. 

Evet, yap işlet devret metodu ile yandaş mütahitlere  yaptırdığınız geçilmeyen yollar, köprüler ve tüneller, kullanılmayan havaalanları ve şehir hastaneleri için hazineden, fakir halkın vergilerinden yaptığınız dövize dayalı garantiler için ödediğiniz paralar yetmiyormuş gibi, şimdi devlet hazinesine bir kambur daha yükleyerek, bankalarda yüksek miktarlarda Türk Lirası mevduatları olan varlıklı kesime,  kur farkı ödeyerek, kaynak transferi yapma kararı aldınız ve  hazineye yük getirecek olan bu kararınızla, bankada mevduat hesabı olmayan fakir halkımızın vergilerini, tasarruf yapabilen mevduat sahibi varlıklı kesimin garantörü yaptınız ve bu haksız kararınızla övünmeye, zil takıp oynamaya başladınız. 

Buna uygun çok güzel bir söz vardır bizim toplumumuzda, sıkça tekrarlanan. 

Teşbihte hata olmaz. Evet siz, el s. . . . . . gerdeğe girme yolunu seçtiniz. 

Yine kolay ve haksız yolu seçtiniz. 

Türk Lirasının değerini yabancı paralara karşı korumak için alınması gereken ekonomik yapısal reformları yapamayacağınızı, Türk Lirasının değer kaybının devam edeceğini, kendinize güvenemediğinizi bildiğiniz için, hazineye yük getirecek olan bu haksız kararı almak zorunda kaldınız. 

Bu karar; iktidarın,  ekonomiyi düzeltemeyeceğinin, cari açığı gideremeyeceğinin, aşırı enflasyonu ve döviz fiyatlarını kontrol altına alamayacağının açık bir ikrarıdır.  İktidarın, ekonomide pes edip havlu atmasıdır. 

Saray'a son bir soru daha. 

Dolar;  alınan son kararla, şimdilik 18 liralardan 12 liralara düştüğüne göre, döviz artışlarına bağlı olarak yapılan tüm zamlardan geri dönülecek midir, özellikle akaryakıta son bir ayda üst üste yapılan zamlar geri alınarak, doların 12 lira olduğu zamandaki pompa  fiyatlarına derhal geri dönülecek midir, yoksa üzerine mi yatılacaktır? 

Güner Yiğitbaşı

21/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Demokrasinin erdemini anladınız mı şimdi?
Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik buhranı ve buna bağlı olarak;  Türk Lirasının, her gün eriyerek değer kaybedişini,  84 milyon insan;  her gün,  bir gün öncesine göre daha da fakirleşerek,  çaresizlik içinde izlemektedir, maalesef. 

Ülkenin kaderi, partili cumhurbaşkanının iki dudağının arasında  ve akıl sağlığı elverdiğince aldığı keyfi ve din temelli yanlış ve otokratik ekonomik  kararlara kilitlenmiş bulunmaktadır. 

Herkes,  erimeye başlayan Türk Lirasından kaçarak,  elindeki paranın erimemesi için dövize ve altına koşmaktadır. Zira, her ay düşürülen faizler,  enflasyonun çok altında kaldığı için, insanların parası enflasyon altında ezilmektedir. 

Ülkeyi, demokrasi kuralları dışında, çağ dışı din temelli kurallarla ve otokratik bir şekilde idare etmeye çalışan, her doğruları sadece kendisinin bildiğine inanmış olan ERDOĞAN; göz göre göre,  ülkeyi felakete sürüklemeye devam etmektedir. 

84 milyon insan;  maalesef, eli kolu bağlı bir şekilde,  bu kötü gidişi sadece seyretmekle yetinmektedir. 

Zira, insanlarımız susturulmuş, anayasal barışçıl protesto hakları askıya alınmış,  demokratik anayasal haklarını kullanarak barışçıl olarak sokağa çıkan ve protesto haklarını kullanmaya kalkan insanlarımız, biber gazına ve polis joplarına maruz kalarak, orantısız güç kullanan  polis zoruyla susturularak nezarete atılmaktadır. 

Bu iktidara göre, muhalefet yapan herkes,  teröristtir, hükumeti devirmeye teşebbüs eden rejim karşıtı insanlardır. 

Bu ülkede, anayasal barışçıl protesto ve gösteri yürüyüşü haklarını kullanmak için sokağa çıkmak, hükümeti devirmeye yönelik bir darbe teşebbüsüdür. 

ERDOĞAN; insanların anayasal demokratik protesto haklarını kullanmak için sokağa çıkmalarını, saraya yürüme ve kendisini devirmeye yönelik çok tehlikeli ve antidemokratik bir eylem olarak değerlendirmekte ve elindeki devlet gücünü kullanarak, insanları daha  sokağa çıkmadan etkisiz hale getirme stratejisini başarıyla uygulamakta ve iktidarına yönelik demokratik muhalefeti, kaynağında boğmaktadır. 

ERDOĞAN; bu politikasında o kadar başarılı olmuştur ki; insanlar,  sokağa çıkarak ekonomideki kötü gidişi, ekonomideki belirsizliği, kur artışlarını, enflasyonu ve pahalılığı, her gün artan akaryakıt fiyatlarını protesto haklarını kullanamamaktadırlar. 

Ana muhalefet partisi ve Millet ittifakı bileşeni diğer muhalefet partileri de; sokağa inerek,  demokratik protesto haklarını kullanmaları için,  halkımıza önderlik yapmaktan korkmaktadırlar. 

ERDOĞAN; kendisine yönelik demokratik eleştiri ve protesto hakkının kullanılmaması için; sürekli,  gezi parkı paranoyasını canlı tutmakta, muhalefet yapan herkesi ve her kurumu terörist olarak ilan ederek, kendisini ve iktidarını koruma altına almanın gayreti içindedir. 

Devletin gücünü ve yetkilerini, kendisine bağlı yargısını, acımasız ve haksız bir şekilde kullanan ERDOĞAN yönetimi tarafından;  halkımız, adeta rehin alınmış ve etkisiz hale getirilmiştir. 

Bu nedenledir ki; ülkede,  kişi hak ve özgürlükleri,  basın özgürlüğü bilinçli olarak yok edilmiş ve demokrasi rafa kaldırılmıştır. 

İçinde bulunduğumuz bu zor koşullar;  insan hak ve özgürlüklerinin ve demokrasinin erdemini, ülkenin ekonomik buhrandan çıkabilmesi için,  muhalefetin korkmadan konuşmasının ve demokratik bir şekilde eylem koymasının zorunluluğunu,  hepimize açıkça göstermiştir. 

Bu ülkenin üretiminde, ihracatında ve istihdamında öncülük yapan, vergileriyle hazineye en büyük ekonomik katkıyı sağlayan sanayici ve işadamlarının;  içinde bulunduğumuz ekonomik buhrana yönelik eleştiri haklarını kullanarak; ERDOĞAN yönetimine, "Genel kabul görmüş iktisat bilimi kurallarına hızla dönülmeli" çağrısını yapmış olmalarına dahi tahammül edilememiş ve ERDOĞAN;  Pazar günü İlim Yayma Vakfı tarafından Dolmabahçe Sarayı'nda düzenlenen 2021 İlim Yayma Ödülleri töreninde yaptığı konuşmasında, TÜSİAD'ın bu çağrısına yanıt vererek, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneğine (TÜSİAD)yönelik olarak; "Ey TÜSİAD ve yavruları… Size sesleniyorum.  Sizin tek göreviniz var,  yatırım,  üretim,  istihdam ve büyüme.  Siz bunda ne yapıyorsunuz önce onu ortaya koyun.  Kalkıp da hükümete saldırmanın değişik yollarını aramayın,  bizimle mücadele edemezsiniz.  Sizin cinsinizi de cibilliyetinizi de gayet iyi biliyoruz. "söyleminde bulunarak, iş adamı sanayicileri aşağılayıp tehdit ederek, bu ülkenin iş insanı sanayicilerine savaş açarak,  bindiği dalı kesmiştir. 

İşte, tek adama dayalı otokratik ve teokratik devlet yönetiminin özeti ve hüsran dolu sonucu budur. 

İnsanlarımız, demokrasinin erdemini, çok geç de olsa öğrendiler sanırım. 

Ancak,  çok büyük bedeller ödeyerek. 

Keşke, akıllarını ve muhakeme güçlerini, ekonomik ve demokratik krizle tanışmadan, ağır bedeller ödemeden kullanabilselerdi. 

Güner Yiğitbaşı

20/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Ezanı Susturamayacaksınız
2022 yılı Bütçe Kanun Tasarısı görüşmelerinde Cumhurbaşkanlığı Bütçesi üzerinde AKP Grubu adına Konya Milletvekili Gülay Samancı konuşmuş ve dövizdeki yükselişle Türk Lirası’ndaki değer kaybına ilişkin eleştirilere yanıt vererek,  

“20 yıldır terörle mücadelede şu anda gelinen noktada terörün beli kırılmıştır.  Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında,  Devletimizin üniter yapısını hedef alan ekonomik terör de dahil tüm terör hareketlerine karşı tek bir cevabımız vardır.  Başaramayacaksınız.  Milletimizi bölemeyeceksiniz.  Bayrağımızı indiremeyeceksiniz.  Vatanımızı parçalayamayacaksınız.  Devletimizi yıkamayacaksınız.  Ezanlarımızı susturamayacaksınız.  Bu ülkeye diz çöktüremeyeceksiniz.  Bu halka boyunduruk vuramayacaksınız. ” diyerek hamaset yapmış, her zaman yaptıkları gibi dini siyasete alet etmiş, Donkişotun yel değirmenlerine saldırdığı gibi, kafasında yarattığı aslında olmayan hayali o meçhul düşmana saldırmıştır. 

Bu sayın milletvekili hanımefendiye sormak lazım. Bu ülkede ezanı susturan mı var? Allah’ınız aşkına. 

Bu hanımefendi, çok affedersiniz ama, meçhul ve olmayan bir düşmana karşı,  b. . . . . la kavga etmiş, adeta. 

Bu ülkede,  hiçbir zaman,  ezanlar susmamıştır. 

Bunlara bakarsanız, bir dönem ezanın Türkçe okunması dahi,  ezanların susturulması anlamına gelmektedir. 

Bunlara sormak lazım, ezan dediğin şey nedir?

Ezan,  namaza davet değil midir?

Bu ülkede,  sabahın köründe, sabahın alaca karanlık sessizliğinde,  hastaları, çocukları uykusundan uyandıran yüksek sesle bangır bangır ezan okunmakta,  hiç kimse de sesini çıkarmamaktadır. 

Diyelim ki; ezanlar yasaklandı. Sen,  namaz kılmakta ısrarlı ve arzuluysan saatine bakarsın ve kalkar namazını eda edersin. 

Sizin o ağa babanız,  fikir babanız, çok sevdiğiniz Fesli Kadir ne diyordu? bir düşünsenize. 

ATATÜRK kazanacağına Yunan kazansaydı demiyor muydu?

Sizin ve sizin gibi marjinallerin, din tacirlerinin çok sevdiği Fesli Kadir'in arzusu yerine gelse ve Yunan kazansaydı, ezan nasıl susardı, bayrağımız nasıl indirilirdi, işte o zaman görürdünüz. 

İnsaf ediniz. Bu ülkede her mahallede ihtiyaç fazlası cami ve minareler var,  günün beş vaktinde ezanlar okunuyor, bu ülkenin fakir halkının vergilerinden toplanan milyarlar, ezan okuyan hocalara ve din adamlarına maaş olarak ödeniyor, Diyanetin bütçesi,  çoğu bakanlığın bütçesinden daha fazla. 

Partili Cumhurbaşkanınız,  her yerinden  Osmanlıdan kalma camiler ve minareler fışkıran  İstanbul’da,  boş gördüğü her meydana ve tepeye devasa camiler ve minareler inşa ettiriyor, bu fakir halkın paralarını ihtiyaç dışı gösterişli cami ve minarelere savuruyor, sen mecliste kürsüye çıkmışsın ve ezanları susturamayacaksınız diyerek feryat ediyorsun. 

Bırakınız bu din sömürüsünü ve dini hamasetle iktidarın günahlarını örtbas etmeyi. 

Bu ayaklar koktu farkında değilsiniz, halkımız bir lokma kuru ekmeğe muhtaç halde. 

Bu milletin ezan dinlemeye değil, karnını doyuracak ekmeğe aşa ve işe ihtiyacı var hanımefendi.  

Güner Yiğitbaşı

17/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Ekonomik Bunalım Sebebiyle Olağanüstü Hal İlanı
Ülkemizin; tek adama dayalı, baştan itibaren yanlış olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden kaynaklı olarak,  ERDOĞAN iktidarı tarafından içine düşürüldüğü ağır ekonomik ve sosyal bir bunalım içinde kıvrandığı,  kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. 

Şimdi görüyoruz ki; bu ekonomik bunalımın doğrudan yaratıcısı olan iktidar yanlıları, ekonomik olağanüstü hal ilan edilsin demeye başladılar. 

Ekonomik olağanüstü hal, anayasanın ikinci bölümünün yürütme başlıklı üçüncü kısmında yer alan 119.  maddesinde;  koşulları, süresi, sonuçları ve bu dönemde alınması gereken önlemlerin yazılı olduğu,  meşru ve geçici anayasal bir olağanüstü yönetim tarzıdır. 

Ekonomik olağanüstü hali düzenleyen anayasanın 119. maddesine göre; 

Cumhurbaşkanı;  . . . . . . . . . . . . ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde,  yurdun tamamında veya bir bölgesinde,  süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.  Olağanüstü hal ilanı kararı,  verildiği gün Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur.  Cumhurbaşkanının talebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi her defasında dört ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir.  Olağanüstü hallerde vatandaşlar için getirilecek para,  mal ve çalışma yükümlülükleri ile 15 inci maddedeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya geçici olarak durdurulacağı,  hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlerin nasıl yürütüleceği kanunla düzenlenir.  

Olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı,  olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda,  104 üncü maddenin on yedinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen sınırlamalara tabi olmaksızın, yani;  temel haklar,  kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlere ilişkin de,  Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Yani,  Cumhurbaşkanı çıkaracağı olağanüstü hal kararnameleriyle,  temel hakları, kişi haklarını sınırlayabilir ve kişilere yeni ve ilave ödevler yükleyebilir. Kanun hükmündeki bu kararnameler,  Resmî Gazetede yayımlanır,  aynı gün Meclis onayına sunulur.  

Görüldüğü gibi, ekonomik bunalım nedeniyle ilan edilmesi gündeme getirilen ekonomik olağanüstü hal ilanı;  ERDOĞAN gibi,  ülkenin yararından önce, durumdan kendi iktidarının devamı ve yararı için vazife çıkaran ve  fırsat kollayan hırslı ve otoriter yöneticilerin elinde,  çok tehlikeli bir silaha dönüşebilen, bir olağanüstü hal yönetim tarzıdır. 

Demokrasi, insan hak ve özgürlükleri ve laiklik karşıtı otoriter,  tek adama dayalı iktidarın sahibi olan ERDOĞAN elinde, ekonomik bunalım gerekçe yapılarak ilan edilecek bir olağanüstü hal; seçimlere yaklaştığımız şu günlerde, anketlere göre iktidardan uzaklaşacağına kesin gözüyle bakılan ERDOĞAN tarafından, iktidarının devamı için, altın tepsi içinde kendisine sunulmuş bir fırsata dönüştürülebilir. 

ERDOĞAN'ın; 15. Temmuz darbe girişiminden sonra ilan ettiği olağanüstü hali, nasıl kötüye kullandığı, nasıl fırsata çevirdiği, anayasanın açık hükmüne rağmen, anayasayı çiğneyerek,  olağanüstü halin gerekli kıldığı konular dışında da, her istediği konuda olağanüstü hal kanun hükmünde cumhurbaşkanlığı kararnameleri çıkararak,  olağanüstü hali istismar ettiği, ülkenin ve kurumlarının içini boşalttığı, çok önemli kurumları yok ettiği, ezcümle; harp okullarını, askeri hastaneleri kaldırdığı, kapattığı,  Türk Silahlı Kuvvetlerini tamamen Milli Savunma Bakanının vesayeti altına aldığı,  hala akıllardan çıkmamıştır. 

ERDOĞAN; olağanüstü haller konusunda sabıkalıdır. 

ERDOĞAN'a; Anayasa Mahkemesinin duyarsız kalması ve kendisini anayasal yargı denetimi yapma konusunda yetkisiz sayması nedeniyle, anayasayı çiğneyerek,  olağanüstü halin gerekli kıldığı konular dışında da kararnameler çıkararak, muhalefeti tamamen susturma ve iktidarını sürdürme olanağı tanıyacak, bunun dışında, içinde bulunduğumuz ekonomik buhranı sonlandırmaya asla yaramayacak olan ekonomik olağanüstü hal ilanı, sadece ve sadece, geriye kırıntısı kalan demokrasinin ve özgürlüklerin tamamen yok edilmesine neden olacaktır. 

İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz ve buhranın asıl nedeni; kötü yönetimden kaynaklanmayan beklenmeyen ve öngörülemeyen bir takım olağanüstü ekonomik koşulların ortaya çıkması değil, bizzat ve doğrudan, kötü ERDOĞAN yönetimi ve buna bağlı olarak bağımsız yargının, tüm denetim yollarının, hesap verirliğin,  şeffaflığın yok edilmesi, plansız ve programsız, ülkenin ihtiyaç önceliklerine ve üretime dayalı yatırımlar yerine, ülkenin tüm kaynaklarının taşa ve toprağa inşaata yatırılması,  ülkenin tüm kaynaklarının; kar garantili, yap işlet devret yöntemiyle yandaş mütahitlere yaptırılan geçilmeyen, kullanılmayan yollara, tünellere, köprülere ve şehir hastanelerine, iktidarın lüks ihtiyaçlarına harcanarak israf edilmesidir.  

Ekonomik kriz ve buhranın doğrudan yaratıcısı olan ERDOĞAN ve AKP iktidarının, kendi yarattığı bu ekonomik buhranı,  ilan edeceği bir olağanüstü hal tedbir ve yönetimiyle sonlandırması ve ülkeyi düze çıkarması imkansızdır. 

Buhranın müsebbibi olanlar, buhranın çözüm mercii asla olamazlar. 

İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz ve buhranın sonlanması ve ülkenin düze çıkarmasının tek ve kesin çaresi, buhranın sebebi olan ERDOĞAN iktidarının derhal yapılacak olan seçimlerle evine uğurlanmasıdır. 

Derhal seçimlere gidilerek, seçilecek olan yeni iktidarla, yapısal ekonomik değişiklikleri yapmadan, üretime dönük kalkınma ve yatırım plan ve programlarını devreye sokmadan, ülkenin gelir dağılımını adil bir şekilde düzene sokmadan, ülkenin zenginliklerini sermaye sınıfına peşkeş çekme anlayışını ortadan kaldırmadan, mevcut ERDOĞAN iktidarından, olağanüstü hal ilan ederek ülkemizi ekonomik buhrandan çıkar demek, abesle iştigaldir, ülkeyi tamamen otoriter ve antidemokratik, kapkaranlık,  anti laik bir düzene mahkum etmektir. Seçimleri erteleyerek, ERDOĞAN iktidarının devamı için, ERDOĞAN'ın önünü açmaktır. 

Güner Yiğitbaşı

14/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kaptanınız Erdoğan adına 2. kaptanınız Nebati konuşuyor Türkiye gemisinin sayın yolcuları ( ! )
Dikkat, dikkat, Türkiye gemisinin sayın yolcuları; Süvarimiz,  kaptanımız Sayın ERDOĞAN'ın izniyle ve talimatıyla, 2. Kaptanınız olarak ben Nureddin NEBATİ konuşuyor,  beni dikkatle dinleyiniz ve sakin olunuz, panik yapmayınız lütfen. (!)

Mustafa Kemal ATATÜRK Tersanesi yapımı, Mustafa Kemal ATATÜRK imzalı Türkiye Gemimiz, şu ana kadar kötü kaptanların yönetiminde aşırı yıpranmış ve hırpalanmış olsa da, hepinizin bildiği gibi,  hala çok sağlam ve çok güçlü, güçlü kalmaya devam etmesi için de, elimizden gelen her türlü tedbiri alıyoruz. 

Rüzgar ve azgın fırtına sebep, azgın dalgalar ve geminin batma olasılığı sonuç, bu gerçeği asla unutmayın. 

Gemimizi kötü etkisi altına alan rüzgarın ve azgın fırtınanın oluşturduğu devasa dalgaların olumsuz etkilerini azaltan tüm tedbirleri almamıza rağmen; gemimizi ve içindeki 84. milyon Türk Halkını kıskanan dış güçlerin kışkırtmaları sonucunda,  fırtınaya dönüşen rüzgar,  bir türlü dinmek bilmiyor. 

Gökyüzünü,  kapkara bulutlar kapladı. 

Üstüne üstlük,  adına dolar denen kuvvetli ve şiddetli bir sağanak yağmur başladı, göz açtırmıyor, görüş mesafemiz çok azaldı. 

Kuvvetli rüzgar ve fırtına, dev dalgalar, dolar isimli şiddetli sağanak yağmur,  gemimizi şiddetle dövüyor. 

Gemimiz,  azgın dalgalar arasında,  küçük bir yonga parçası gibi oradan oraya savruluyor. 

Sizler de,  bu dalgaların olumsuz etkilerini;  geminin sallanmasından ve bu sallanma sonucu etraftaki eşyaların etrafa saçılarak yerlere dökülüp kırılmasından ve ayakta durmakta dahi zorlanmanızdan anlıyorsunuz. 

Lütfen metin olunuz. Allah hepimizin yardımcısı olsun, her şey Yüce Allahtan,  canımızı veren de,  alacak olan da Yüce Allah’ımızın takdirleri. 

Sizlere kötü bir haberim daha var. 

Maalesef, 128 milyar civarındaki can yeleği stoklarımızı,  önceki kötü hava koşullarında hovardaca harcayarak tükettik. Ancak, onların yerine yenilerini koyup stoklarımızı tamamlayamadığımız için,  elimizde kalan çok az sayıdaki can yeleğini,  kaptanımız ve yakınları kullanacaklar, sizlerin dua etmekten ve Allaha yakarmaktan başka bir çareniz maalesef yok gibi. 

Biliniz ki; batarsak,  hep beraber batacağız, kurtulursak hep beraber kurtulacağız. 

Üzmeyin tatlı canınızı, karamsar olmayın lütfen. Sizin;  paranız,  pulunuz ve bir kuru ekmeğiniz bile yok, sadece bir canınız var, kaybederseniz en fazla ne kaybedersiniz? Azgın dalgalar arasında kalarak,  denizde boğularak ölürsünüz, sadece var olan canınızı kaybedersiniz. 

Ama, geminin kaptan köşkündeki kaptanınız ve ben 2. kaptanınız, canımızdan da öte yirmi senede, kazandığımız bütün malımızı ve mülkümüzü, paralarımızı ve tüm mal varlığımızı kaybederiz. 

Allah hepimizin yardımcısı olsun. 

Şimdi,  hep birlikte kelime-i şehadet getireceğiz ve azgın dalgaların dinmesini, dualarımızla bekleyeceğiz. (!)

Gemide yolculuk yapmanın fıtratında var bu azgın dalgalara yenilmek ve batmak. 

Haydi,  Türkiye Gemisinin sayın yolcuları,  hep beraber başlıyoruz kelime-i şehadet getirmeye(!)

Hep bir ağızdan; ”"Eşhedü En Lâ İlâhe İllallah Ve Eşhedü Enne Muhammeden Abdûhü Ve Resûlü" (!)

Güner Yiğitbaşı

13/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget