Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

103 Emekli Amiral İddianamesi Hukuki Değil Siyasi Bir Metindir
Emekli 103 amiral'in; yayınladıkları bir bildiriyle, Montrö Sözleşmesinin tartışmaya açılmasına ve bir cemaat tekkesine resmi kıyafetiyle ve makam aracıyla giderek,  resmi kıyafetinin üzerine cüppe giyip, başına sarık takarak namaza duran muvazzaf bir amirale yönelik eleştirel  düşüncelerini ve endişelerini bildirmeleri, düşünce ve düşünceyi açıklama anayasal haklarını topluca kullanmaları, bu ülkede suç sayılarak, 103 emekli amiral hakkında TCK. nın 316/1 maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle ağır ceza mahkemesinde kamu davası açılmıştır. 

İddianame ve iddianameye konu bu suçlama,  hukuk dışı ve tamamen siyasi bir metin ve suçlamadır. 


Bu iddianamenin hukuken hiçbir değeri yoktur, hukuk içermeyen bir kağıt parçasından ibarettir. 


Bu iddianame, Türk Hukuk Tarihine kara bir leke olarak geçecektir. 


Bu iddianame,  aleyhe hiçbir hukuki sonuç doğurmayacak ve haksız ve hukuksuz açılmış bulunan bu siyasi ve hukuk dışı dava, er ya da geç,  beraat ile sonuçlanacak ve siyasi baskılara karşı direnemeyerek bu iddianameyi kaleme alanlar, vicdanlarında mahkum olacaklardır. 


103 emekli amiralin yayınladığı bildiriye yönelik olarak, eski genelkurmay başkanının başında bakan olarak bulunduğu Milli Savunma Bakanlığı,  acele bir açıklama yaparak, ”bağımsız Türk Yargısının gereğini yapacağına inanıyoruz” deme gafletinde bulunmuş, suçsuz emekli amiraller yargıya hedef gösterilerek yargısız infazda bulunulmuş olup, bu iddianame de Milli Savunma Bakanlığının ve siyasal iktidarın hedef göstermesi ve siyasi talimatıyla düzenlenmiş hukuk dışı bir metindir. 


103 emekli amiralin; uzmanlık alanlarına giren Montrö Sözleşmesinin tartışmaya açılmasına ilişkin görüş ve endişelerini açıkladıkları bildirisinde,  asla darbe iması ve darbe çağrısı yoktur. 


Bugün ülkemizde; TSK ve sivil emniyet güçleri, milli istihbarat ve Türk Milli Savunma Bakanlığı, iş başındaki iktidarın mutlak kontrolü ve gözetimi altında olup, iş başındaki iktidara yönelik en küçük bir darbe riski bulunmamaktadır. 


İş başındaki iktidarın, darbe ve anayasal düzene yönelik bir suç işleneceği korkusuna ve vehmine kapılmalarını haklı kılacak hiçbir neden yoktur. 


İddianameye göre, 103 emekli amiral; TCK. nın 316. maddesinde düzenlenerek yaptırıma bağlanan,  anayasal düzene yönelik suçlardan birini  işlemek için anlaşma,  suçunu işledikleri iddiasıyla suçlanmaktadırlar. 


TCK. nın 316/1 maddesinde belirtilen anayasal düzene karşı suçlardan birinin işlenmesi için anlaşmak suçunun işlenenmiş sayılabilmesi için yasada öngörülen suçun unsurları,  103 emekli amiralin eyleminde mevcut değildir. 


Zira, 103 emekli amiralin işledikleri iddia edilen suçun asli unsurlarından ilki ve en önemlisi; suç işlemek için yapılan  anlaşmadaki gizlilik unsurudur. Madde metninde açıkça bu anlaşmanın gizli yapılacağı zikredilmemiş ise de; bu,  gizlilik unsurunun aranmadığı için değil, suç işlemek için anlaşma suçunun doğası gereği,  gizliliğin açıkça zikredilmesine gerek duyulmamasındandır. 


Devletin meşru ve çok güçlü sivil ve asker, devasa tüm silahlı güçlerine rağmen,  anayasal düzene yönelik cebir ve şiddete dayalı bir suçu işlemek için anlaşanlar,  amaçlarına ulaşabilmek için,  bu anlaşmayı gizlice yapmak ve gizlilik unsurunu esas almak zorundadırlar. 


Peki suç işlemek için anlaşma suçunu işlemekle suçlanan 103 emekli amiral ne yapmışlar?


Türk Halkına yayınladıkları aleni bir bildiri ile Montrö Sözleşmesi üzerinde yapılan tartışmaların,  ülkemizin güvenliğine yönelik endişelerini bildiren görüşlerini açıklamışlar ve kendilerini deşifre etmişlerdir. 


Suç işlemek için anlaşma suçu;  bir tehlike suçudur. Suç işlemek için gizlice anlaşma yapmakla suç oluşur ve bu nedenle, işlenmesinde anlaşmaya varılan,  amaç suçun icasına başlanması gerekmemektedir. Ancak, hiçbir  şüpheye yer vermeyecek şekilde, böyle bir gizli suç anlaşmasının yapılmış olduğunun, maddi olgularla ve kanıtlarla belirlenerek ortaya çıkarılması zorunludur. Örneğin, anlaşmaya varanlardan birinin pişman olarak veya gizliliğe uyulmayarak bu anlaşmanın birilerine sızması ve o birilerinin ihbarları üzerine, devletin istihbarat ve emniyet unsurlarının yapacakları inceleme ve operasyonlar  sonucunda,  bu anlaşmanın delil ve maddi olgularıyla belirlenmesi zorunludur. 103 emekli amiral suçlamasında, amiraller gizlilik unsuruna uymamışlar ve yayınladıkları aleni bildiri ile kendilerini ele vermişlerdir, böyle komik bir şey olabilir mi?


Diyelim ki; böyle bir komiklik oldu. 103 emekli amiral, yasada öngörülen anayasal düzene karşı herhangibir suçu elverişli vasıtalarla işlemek üzere gerçekten anlaştılar.  Bu takdirde,  TCK. nın 316. maddesinin 2. fıkrasında yer alan; ”Amaçlanan suç işlenmeden veya anlaşma dolayısıyla soruşturmaya başlanmadan önce bu ittifaktan çekilenlere ceza verilmez. ”hükmü devreye girmeyecek mi? Öyle ya, alenen bildiri yayınlayarak,  gizli suç anlaşmalarını  deşifre ettiklerine göre, anlaşmadan vazgeçmiş olmuyorlar mı, 316. maddenin 2. fıkrasına rağmen, bu 103 emekli amirale nasıl ceza vereceksiniz o zaman?


103 emekli amiralin, ceza yasamızda öngörülen anayasal düzen aleyhine herhangi bir suçu,  elverişli vasıtalarla işlemek için aralarında anlaştıklarına dair,  hiçbir kanıt ve maddi olgu mevcut değildir. Bizzat kendilerinin alenen yayınladıkları bildiriden hareketle,  varsayımlara,  korku, endişe ve vehimlere dayanarak, bu bildiriyi yayınlayanlar bununla yetinmeyecekler, aralarında anlaşmışlar ve bu bildirinin arkasından, anayasal düzene yönelik bir suçu da işleyecekler gibi, ceza hukukunda asla yeri olmayan bir yorum ve akıl yürütmesiyle,  103 emekli amiral haksız ve hukuksuz bir şekilde, Amerikalı Senatör Mc Carthy Karti zihniyetiyle,  suçlanmaktadır. 


103 emekli amiralin suçlandıkları TCK. nın 316/1 maddesinde düzenlenen;  “suç işlemek için anlaşma” suçunun oluşabilmesi için,  yasa tarafından aranan ikinci ve önemli bir unsur da, işlenmesi için üzerinde anlaşmaya varılan,  anayasal düzene yönelik amaçlanan suçu icraya başlayarak sonuçlandırabilmek için, insan ve silah gücü olarak; amaçladıkları,  cebir ve şiddete dayalı suçu işlemeye elverişli donanıma, vasıtalara sahip olmaları zorunludur. 


Alarm ve sair araçlarla korunan Merkez Bankasının devasa zırhlı ve çelik kasalarını, birkaç kasa soyguncusu, tüm engelleri aşarak, iptidai araç ve gereçleriyle açarak soyamayacakları gibi, alenen düşüncelerini açıklayan bildiri yayınlayan, ordu ile irtibatları tamamen kesik, her biri 70'li, 80'li ve hatta 90'lı yaşlara dayanan tirit olmuş, evlerinde;  orduya girerlerken devlet tarafından verilen eskimiş, modası geçmiş ve etkinliği yok olmuş, ateş edip etmeyeceği dahi şüpheli zati tabancaları dışında silah ve cephane gücü bulunmayan 103 emekli amiralin, devletin devasa silahlı güçlerini ekarte ederek cebir ve şiddete dayalı hükümeti devirme, anayasal düzeni yok etme gibi anayasal düzene karşı suçları işlemelerinin asla mümkün olmadığı,  çok açık olup, bu nedenle 103 emekli amirale yönelik TCK. nın 316/1 maddesine uyan suç için yasada. amaçlanan suç yönünden aranan elverişli vasıta unsuru da asla gerçekleşmemiştir. Aksini savunmak abesle iştigal ve akıl tutulmasıdır. 


Bu iddianame;  hukuki değil, laiklik karşıtı eylem ve davranışların odağı haline geldiği Anayasa Mahkemesinin kesin kararıyla tescillenmiş siyasal iktidarın talimatıyla düzenlenen, emekli amiralleri itibarsızlaştırma, onların şahsın da; Atatürk devrim  ve ilkelerine bağlı, demokrat ve laik muhalefete gözdağı vererek sindirme amacına yönelik, hukuk dışı ve siyasi bir metindir. 


İşin en acı ve üzücü yanı da; bu gerçekleri, iddianameyi düzenleyen savcıların da çok iyi bilmelerine rağmen, siyasal iktidara teslim olmalarıdır.  

Güner Yiğitbaşı

09/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Acele et batan geminin malları bunlar (!)
Batan geminin malları bunlar. 

Acele et,  koş gel ey millet (!)

Hangi ülkeden olursan ol fark etmez yeter ki; gel. 

Türk Lirasını sizin için ucuzlattık, acele et ey millet. 

Cebindeki kendi ülkenin parasını dörtle, beşle, altıyla, onla, on beşle çarparak gel. 

Başka hiçbir şey düşünme, param yetmez diye hiç düşünme, 

Yeter, yeter. 

Hem de bal gibi yeter ve artar bile. 

Sen sadece acele ederek gel. 

Satışlarımız stoklarla ve seçimlere kadar ki zamanla sınırlı olup, stoklarımızda mevcut üretimlerimizi bitirdiğimizde, ham maddeleri ithalata dayalı olan bu sudan ucuz ürünlerin yenisini üreterek yerine koyup, aynı ucuzluk içinde  satışa sunamayacağımız gerçeğini dikkate alarak gecikmeden gel. 

Sen de nasiplen,  hangi ülkeden olduğun fark etmez ey millet. 

En başta Katar olmak üzere, petrole dayalı dolar zengini Arap din kardeşlerimiz tercihimizdir. 

Arap kardeşlerimiz bizzat gelmeseler  de olur. 

Ey Arap din kardeşim,  sen zahmet edip sıkıntıya girme, dayanamam, kıyamam ben sana. 

Bir telefon et yeter, satışa sunduğumuz tesis ve ürünlerimizin kataloglarını koltuğumuzun altına ve yanımıza ilgili bakanlarımızı alarak ayağınıza da geliriz merak etme sen. 

Kanal İstanbul güzergahındaki, boğaz manzaralı, pardon  kanal manzaralı yalı arsalarımız tükenmek üzere, son parsellere yetiş  sen de gel kap, ey millet. 

Satın alacağın konut ve arsanın yanında,  Türk Vatandaşlığı sana bedava ve  hediye. 

Koşarak gel, pişman olmazsın ey millet. 

Batan geminin malları, şeşimler öncesi ucuzluğu bunlar,  hiç düşünme(!)

Acele gel.  

Bunları, bu gerçekleri,  utanç duyarak yazmak, utanç duyarak bu ironiyi yapmak zorunda kaldık. 

Biz utanıyoruz ama, bizlere bu utancı yaşatanlar utanacaklar mı acaba?

Güner Yiğitbaşı

07/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

İstanbul'un Sahibi İstanbul Halkının Kendisidir
Partili Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, AK Parti İstanbul İl Teşkilatı'nın Sakarya'daki toplantısında partililere telefonla seslenerek; "İstanbul, bu işin adeta lokomotifi durumunda olmalıdır, çünkü lokomotif nereye gidiyorsa vagonlar da oraya gidiyor. İstanbul adeta bu işte lokomotiftir. Türkiye'nin şu anda 15 milyon nüfusuyla İstanbul'un, 2023, ardından 2024 olmak üzere, yeniden sahibini bulması lazım. Bu da AK Parti'dir. Şu anda seçimlerden bu yana İstanbul'da çivi çakılmıyor çivi, ağaç dikilmiyor. İstanbul artık garip. 2023'le birlikte yeniden doğuşu, yeniden dirilişi, başta İstanbul olmak üzere, kazanmamız ve kazandırmamız lazım. Onun için yükümüz ağır, Rabb'im yar ve yardımcımız olsun." demiş.

Vay be!

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kaybeden AKP Genel Başkanı ERDOĞAN; hala, bu kaybın üzüntü ve şokunu üzerinden atamamış olmalı ki; İstanbul’u sayıklıyor sürekli.

Aslında, ERDOĞAN'ın İstanbul ve İstanbulluyu düşündüğü falan yoktur. Onun tüm derdi ve özlemi, bir türlü doymadığı İstanbul'un rantı ve iktidarını sürdürebilmek için İstanbul’dan çıkaracağı milletvekili çoğunluğudur.

EROĞAN ne demişti bir zamanlar?

İstanbul Türkiye demektir. İstanbul'u kaybeden, Türkiye'yi de kaybeder.

Bir defa şu yanlışı hemen düzeltelim. İstanbul seçimini AKP kaybetti diye, İstanbul sahipsiz kalmamıştır. Bu nedenle, İstanbul'un yeniden sahibini arayarak bulma gibi bir derdi yoktur. İstanbul'un sahibi de, AKP değildir. İstanbul'un sahibi; bizzat, en başta İstanbul halkı olmak üzere, tüm Türk halkıdır.

AKP, İstanbul Büyükşehir Belediyesini kaybedince, İstanbul ve İstanbul halkı sahipsiz kalmamış, bilakis; İstanbul, AKP'nin işgalinden kurtulmuş olup, İstanbul ve İstanbul halkı; özgürlüğüne ve AKP tarafından yandaşlara ve yandaş vakıflara peşkeş çekilerek çarçur ve talan edilen mali kaynaklarına kavuşmuştur.

AKP Genel Başkanı ERDOĞAN ve onun zihniyetinde olanlar; seçim kazanmakla İstanbul'un ve Türkiye Cumhuriyetinin sahibi olduklarını düşünüyorlar. Demokrasilerde; iktidara, seçimle gelinip, yine seçimle gidileceği, iktidarların gelip geçici ve halka hizmet yerleri olduğu demokratik gerçeğini, bir türlü kabullenemiyorlar ve bu nedenle de, seçim yenilgisini içlerine sindiremiyorlar, İstanbul ve tüm ülke bizim demeye getiriyorlar.

Biz buradan ERDOĞAN'a bir hatırlatma yapmak istiyoruz.

Sen, sana ait olmayan, sahipsiz de kalmayan, gerçek sahipleri her zaman  İstanbul halkı olan İstanbul'a sahip aramayı ve İstanbul'u sahiplenmeyi bir kenara bırak ve sen; sana ait olan ve bugün meclise sunulan ve daha sunulurken açık veren, fakirin emeğini ve kazancını sermaye sınıfına transfer eden bütçene sahip çıkmalıydın, bütçenin meclise sunuluşunu bizzat kendin yapmalıydın.

Bütçenin yüce meclise sunularak görüşülmeye başlandığı bugün, senin Katar'da ne işin var?

Katara gidecek başka zaman bulamadın mı?

Türk Milletinin iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisine saygılı olarak meclise gelip, kendi hazırladığın bütçenin sunuşunu, atanmış memuruna yaptıracağına, bizzat niçin kendin yapmadın?

Sen, kendini Türk Milletinin üzerinde görüyorsun ama, yanıldığını yapılacak olan ilk seçimlerde üzülerek göreceksin, ancak iş işten geçmiş olacak. 

Güner Yiğitbaşı

06/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bir Kale Daha Yıkıldı
Gecikerek de olsa,  Türkiye Barolar Birliğinin seçimli genel kurulu;  bugün,  yeni başkanın ve yönetim kurulunun seçimiyle,  mutlu bir şekilde sonuçlandı. 


Öncesinde hakim ve savcı, şu anda da İzmir Barosuna kayıtlı bir avukat olarak görev yapan aktif bir hukukçu olarak; kendisini tanımadığım, ancak benim de üyesi olduğum İzmir Barosu'nun da içinde bulunduğu çoğunluğu teşkil eden baroların ortak adayı olarak seçimlere giren Ankara Barosunun Başkanı Avukat Erdinç SAĞKAN'ın Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına seçilmesinden daha önemli ve anlamlı olan husus; yargının üç kurucu unsurundan birisi olan savunma makamına, savunma mesleğine, insanların tarafsız ve adil savunma haklarına, hukukun üstünlüğüne,  yargının bağımsızlığına ihanet eden Metin FEYZİOĞLU'nun seçimleri kaybederek,  savunmanın sarayın vesayetinden kurtulmuş olmasıdır. 


Ben elli bir yıllık hukukçu olarak; artık,  yoğurdu üfleyerek yemek istiyorum. 


Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına seçilen genç hukukçu kardeşimiz Erdinç SAĞKAN'ın;  önceki görevi olan Ankara Barosunun başkanlığına seçilmiş ve başkan olarak görev yapmış ve sevilmiş olmasına, TBB Başkanlığına da ortak aday yapılarak, bugün yapılan seçimleri kazanmış olmasına baktığımızda, değerli bir hukukçu olduğu göze çarpmaktadır. 


Ancak; şimdilik,  bu referansları yeterli değildir. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, yaşayarak göreceğiz, yeni başkanın performansını. 


Yukarıda altını çizdiğimiz gibi, ilk aşamada ve öncelikle Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı koltuğunun saraya yakın kişinin işgalinden kurtarılması önemliydi ve çok şükür bu sağlanmış oldu. 

Bundan sonrasını hepimiz bizzat yaşayarak göreceğiz. 


Saray yanlısı Metin FEYZİOĞLU'nun seçimi kaybetmesi; yapılan yasal değişikliklerle,  çoklu baroları ve Türkiye Barolar Birliği delege yapısının değiştirilmesini hayata geçiren saray ve saray zihniyetinin;  savunmanın üzerine düşen gölgesini ve vesayetini sonlandıracağının umudu ve müjdecisi olmuştur. 


İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, birçok büyükşehir belediyesinin AKP'den kurtarılarak, bu kalelerin demokratik seçimlerle yıkılmasından sonra, Türkiye Barolar Birliğinin de bugün yapılan demokratik seçimler sonunda iktidarın vesayetinden kurtarılmasıyla, bir kale daha düşmüş, yargının bağımsızlığı ve adil yargılanma ve savunma hakkı adına, umut ışığı belirmiştir. 


Erdinç SAĞKAN'ın başkanlığındaki Türkiye Barolar Birliğinin bugün seçilen yeni yönetiminin; bu umut ışığını söndürmeden, hukukun üstünlüğü, yargının ve savunmanın bağımsızlığı adına, Türk Halkı'nın ve tüm avukatların beklentilerini gerçek kılacağına güvenmek istiyoruz ve  kendilerini yürekten kutluyor ve başarılar diliyoruz. 


Bize göre, Erdinç SAĞKAN ve ekibinin;  hukukun üstünlüğü, yargının ve savunmanın bağımsızlığı adına verecekleri ilk ve önemli sınav; daha çok zaman bulunmakla birlikte, 2022 ve 2023 adli yılının açılış törenlerinde sergileyecekleri tutum olacaktır. 


2021-2022 Adli Yıl açılış törenleri, yeni Yargıtay binasının hizmete sokulması nedeniyle Saray'da yapılmamış ise de; 2022-2023 Adli Yıl açılış töreninin, pek muhtemeldir ki;  Saray'da yapılacak olması halinde, yeni yönetimin sarayda yapılacak olan bu törene katılarak veya katılmayarak,  sarayın vesayetini kabul edip etmeyeceklerini hep birlikte göreceğiz ve yeni yönetim hakkında kesin bir kanaate o şekilde varacağız.  

Güner Yiğitbaşı

05/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Devletin kurumlarını şamar oğlanına çevirme tekelinin Erdoğan'da olduğunu nasıl bilmezsin sen bay Kemal ( ! )
CHP Genel Başkanı KILÇDAROĞLU'nun;  talep  ettiği randevu talebinin kabul edilmemesi nedeniyle, buna rağmen dün Türkiye İstatistik Kurumuna giderek kapıdan içeri alınmaması skandalından utanç duyarak,  hiç değilse bu konuda sessiz kalmayı yeğleyeceğine, partili Cumhurbaşkanı ERDOĞAN;  bugün (04. 12. 2021) Siirt ilimizde toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, konuya sessiz kalmayarak, CHP Genel Başkanı KILIÇDAROĞLU'nu bu davranışından dolayı eleştirmiş ve "Geçtiğimiz gün randevu falan almadan TÜİK'e gitmek istedi.  TÜİK de buna randevu vermedi.  Gittiler,  TÜİK önünde bir genel başkan orada gösteri yapıyor.  İnsan utanır.  Bir insan,  davet edilmediği yere gidemez.  Devletin bu kurumları,  senin şamar oğlanın değil.  Buralar ciddi kurumlardır,  senin gibi ciddiyetsiz değil. " şeklinde beyanlarda bulunmuştur.  


İnsan ne diyeceğini bilemiyor. 


Bay Kemal; artık çizmeyi aşmaya başladın, partili Cumhurbaşkanı çok haklı (!)


Bir insan randevu almadan, davet edilmediği yere gider mi, kapısına dayanarak orada gösteri yapar mı, davul zurna çalarak mastika oynar mı? utan, utan yaşından başından utan(!)


Türkiye İstatistik Kurumu, senin sandığın gibi devletin bir kurumu ise de; devlet kimin babasının tapulu malı,  hiç düşünmedin mi?


Devlet, hiç tartışmasız,  ERDOĞAN'ın tapulu malı olduğuna göre,  o özel mekana, TÜİK'e,  sen randevu verilmediği halde,  davetsiz nasıl gidersin, bu mekanı nasıl basarsın sen (!)


Dua et ki; ERDOĞAN'ın yakın koruması ve aynı zamanda vakit bulursa İçişleri Bakanlığı da yapan zat, seni eleştiren bir beyanat vermekle yetindi, gelip seni gözaltına almadığına şükretmelisin(!)


Bu mekan basma hak ve yetkisini nereden ve kimden aldın sen, ne olursan ol, iktidar adayı ana muhalefet partisinin genel başkanı da olsan,  yapamazsın bay Kemal, orası senin bildiğin, randevusuz da girilip çıkılabilecek bir devlet kurumu değil. 

Türkiye İstatistik Kurumu'nun bilgi ve verilerinin, ülkenin güvenliği için gizli kalması gereken devlet sırrı olduğunu bilmiyor musun Bay Kemal?Sen gerçekten çok cahil kalmışsıni haberimiz yok, yanılıp peşine takılmışız.  


Bizim törelerimizi de mi bilmiyorsun Bay KEMAL? Utan, utan. 

Bir yere davetsz gidilemeyeceğini artık öğrenmiş olmalısın(!)


ERDOĞAN'ın buyurduğu gibi, Türkiye İstatistik Kurumu ve benzeri kurumlar,  ciddi kurumlardır. O kadar ciddi kurumlardır ki; yasalara göre, yasalara uyarak değil, partili Cumhurbaşkanının özel emir ve talimatlarına uygun çalışırlar. Bu kurumların ciddiyetini bozduğunun, onları da sulandırıp kendine benzettiğinin farkında mısın? Bay Kemal(!)


Bay Kemal, devletin kurumlarını şamar oğlanına çevirme hak ve yetkisinin sadece ERDOĞAN'ın tekelinde olduğunu nasıl bilemiyorsun, hata üzerine hata işliyorsun. 


Bizi hayal kırıklığına uğrattın Bay KEMAL(!) 

Güner Yiğitbaşı

04/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Siz mafya lideri misiniz yoksa parti lideri misiniz?
MHP'nin merhum kurucu lideri, MHP denince ilk akla gelen rahmetli Alparslan TÜRKEŞ'in doğum günü nedeniyle düzenlenen anma etkinliğine,  yaklaşık 50 kişilik bir grup tarafından saldırı düzenlenmiş ve olayda 4 kişi yaralanmıştı. 


Yanılmıyorsak,  bu anma etkinliği,  rahmetli Alparslan TÜRKEŞ'in oğlunun da kurucusu olduğu bir vakıf tarafından düzenlenmişti. 


TÜRKEŞ soyadını taşıyan bir oğul tarafından kurulan bir vakıf tarafından,  TÜRKEŞ'in doğum günü nedeniyle bir anma etkinliği düzenlenmesinden doğal başka birşey olabilir mi? 


İşte bu etkinlik,  50 kişilik,  kendilerine ülkücü denilen bir grup tarafından basılmış ve etkinliğe katılanlar saldırıya uğramışlar ve dört kişi yaralanmıştır. 


Yapılan tam bir şehir eşkıyalığı olup, bu yasa dışı saldırının savunulur bir yanı olmadığı gibi, bu saldırının ülkücülük ile bağdaşır bir yanı da yoktur. 


Bu saldırının arkasında BAHÇELİ'nin başında bulunduğu, amacından ve misyonundan saptırılmış, iktidar olmayı amaçlayan bir siyasi parti olma vasfını yitirmiş,  Alparslan TÜRKEŞ'in emanet ettiği MHP'den eser kalmayan, AKP'nin  yedek lastiği konumuna gelmiş olan MHP'nin olduğu,  anlaşılmaktadır. 


Bu saldırı olayında gerçek bir suçlu varsa; bunlar,  BAHÇELİ ve MHP üst yönetimidir. Olayın mağdurları ise; TÜRKEŞ'in aile yakınları ve etkinliğin konuklarıdır. 


Hal böyleyken, Ankara’nın;  büyük bir halk desteği ile ezici çoğunlukla seçilen ve bugüne kadar başarılı çalışmalarıyla haklı bir ün yapan, politik çıkışları olmayan, patiler üstü çalışmayı yeğleyen,  mütevazi başkanı Mansur YAVAŞ'ın; bu anma etkinliğiyle hiçbir ilgisi olmadığı, saldıran tarafta yer almadığı halde,  Alparslan Türkeş anmasına düzenlenen saldırıyla ilişkin olarak konuşan Bahçeli tarafından,  "Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Bey'in elinin altında geliştiği kanaati hakim.  Bundan sonra Mansur Bey dikkat etsin.  Artık kendisinin arkasında bir ülkücü nefes vardır.  Her gün de takip edeceğim" denilmek suretiyle tehdit edilmesini anlamak ve izah edebilmek,  asla mümkün değildir. 


BAHÇELİ'nin;  hiçbir haklı ve mantıklı bir neden olmadığı halde, Ankara Büyük şehir Belediye Başkanı Mansur YAVAŞ'ı tehdit ederek, etkinliği basan ve etkinliğe katılanlara saldırarak suç işleyen şehir eşkıyalarının hedefi haline getirmesinin akla gelen tek nedeni; kraldan çok kralcılık yaparak, yedek lastikliğine soyunduğu iktidardaki AKP'nin Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanlığını kaybetmesinin hıncını alma girişimi olmalıdır. 


Bir diğer neden de; MHP'deki başarısızlığını, kaba kuvvetle örtmeye çalışmak, partiden kopan Meral AKŞENER'in İYİ Partideki başarısı, Mansur YAVAŞ'ın da; eski bir MHP'li olarak, yeni partisi CHP çatısı altında Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanlığındaki başarılarıyla,  MHP tabanından söküp alacağı oylar nedeniyle oluşan  kaygıların yarattığı hezeyanların dışa vurumu olmalıdır.  


Ülkemizde;  gerçekten, iktidarda olmaktan kaynaklı devlet gücü kullanılarak ve milletvekilliği dokunulmazlığından yararlanılarak, çok garip ve üzücü, ülkemizin ve insanlarımızın hiç hak etmedikleri olaylar ceryan etmekte ve demokrasiye olan saygıdan dolayı, yaklaşan seçimlerin risk altına sokulmaması için, maalesef insanlarımız tüm bu densizlik ve hukuksuzlukları sineye çekmektedirler. 


Kimse merak etmesin,  2023 seçimlerine az kaldı, BAHÇELİ ve benzerleri, seçim yenilgilerinin ertesinde,  yaptıkları tüm hukuksuzlukların bedelini,  yasalar önünde yargı eliyle ödeyeceklerdir.  

Güner Yiğitbaşı

02/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget