Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

10 Kasım 2021 Atatürk'ün Ölümsüzleştiği Ve Yeniden Doğduğu Günün 83 Ncü Yıl Dönümüdür

Sevgili Mustafa Kemal ATATÜRK; 

1881 yılında Selanik’te doğarak bu fani dünyaya adımını atmış ve  Osmanlı Devletinin; 1914-1918 yılları arasında cereyan eden Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında,  en başta başkent İstanbul olmak üzere;  emperyalist devletler tarafından işgal edilip paylaşılması nedeniyle başlattığı kurtuluş mücadelesini kazanarak,  çöken Osmanlı Devletinin küllerinden,  bugünkü,  modern,  demokratik,  laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetini kurup,  bugünlere ulaşmamızı sağlayan,  din, eğitim, hukuk, kılık kıyafet,  ekonomi ve sosyal alanda gerekli devrimleri yaptıktan sonra,  kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyetini, en başta laiklik olmak üzere, tüm ilke ve devrimleriyle,  yarının büyükleri ve idarecileri olacak olan Türk Gençliğine ve Türk Milletine emanet ederek,  10. Kasım. 1938 tarihinde saat 09. 05 de bedenen aramızdan ayrılmıştır. 

ATATÜRK için, bilerek ölmüş demiyor ve sadece bedenen aramızdan ayrılmıştır diyoruz. 

Zira,  Sevgili ATATÜRK'ümüz;  ölmemiş,  her fani gibi,  sadece bedenen bu fani dünyadan göçüp gitmiş olup,  taht kurmuş olduğu Türk Milletinin gönlünde ve kalbinde,  eserleri, ilkeleri, devrimleri ve tüm benliğiyle yaşamaya devam etmektedir.  Dünya yerinde durdukça da,  yaşamaya devam edecektir. 

Bize göre,  10. Kasım. 1938 tarihi,  ATATÜRK'ün ölüm tarihi değildir. 10. Kasım. 1938 tarihi, Sevgili ATATÜRK'ün,  fanilikten çıkarak,  Türk Milleti için ölümsüzleştiği ve Milletinin kalbinde, gönlünde ve tüm benliğinde yeniden doğduğu gündür. 

Bu nedenle,  biz,  10 Kasım günlerinin,  ATATÜRK'ün ölüm yıl dönümü olarak anılmasını kabul etmiyor, 10 Kasımları ATATÜRK'ü doya doya yaşadığımız ve bu ülke yararına yaptıklarını anma ve şükranlarımızı sunma günü olarak kabul ediyor ve onu ve ilkelerini bağrımıza basıyoruz.  

Sevgili ATATÜRK'ümüz;  Gençliğe Hitabesinde öngördüğü gibi,  bazı harici ve dahili bedhahlar ve karşı devrimciler tarafından,  unutturulmaya,  yaptığı devrimler ve ilkeleri ortadan kaldırılmaya, kendisinin kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğunda oturan zat; ATATÜRK'e hakaret ederek,  galiz küfürler sarf eden, keşke Yunan galip gelseydi diyen vatan haini, insanlıktan nasibini almamış nankör insan müsveddesi Fesli Kadire methiyeler düzüp, ona resmi kıyafeti ve makam aracıyla vip ziyaretler yaparak hediyeler sunsa ve bağlılığını ifade etse, 10 Kasımlarda ve 29 Ekimlerde Cuma hutbelerinde ATATÜRK'ün adını anmasa ve  ondan  dua ve şükranlarını esirgese, ATATÜRK karşıtlığı ve düşmanlığı içeren bu davranışına,  ATATÜRK'ün koltuğunda oturmakta olan partili Cumhurbaşkanı tarafından dolaylı olarak güç ve destek sunulsa da, demokratik ve laik bir hukuk devleti olarak ATATÜRK'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin saygınlığı yok edilerek Cumhuriyetin temel değerleri yok edilse de, ülkemizde bukalemun gibi;  en solundan,  en sağına kadar,  şartlara göre sürekli kılık ve ideoloji ve görüş değiştiren her devrin adamı, şahsi çıkarından başka hiçbirşey düşmeyen,  iktidarın akıl hocalığını ve kılavuzluğunu yapan sözde bir yandaş yazar tarafından, bugün gazetesindeki köşesinden; ”. . . . bir bakarsınız,  Kemal Kılıçdaroğlu'nun yönettiği Cumhuriyet Halk Partisi kapatılmış ve seçime girmesi yasaklanmış olabilir. ”sözleri, korkusuzca ve utanmadan rahatlıkla dillendirilse ve bu sözlerle,  iş başındaki seçimi kaybedeceği kamuoyu yoklamalarıyla adeta kesinleşen siyasal iktidara, bu ülkenin çıkarlarını ve ATATÜRK ve Cumhuriyet değerlerini savunan ATATÜRK'ün kurduğu, devletimizi kurucusu ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisini kapatabilirsiniz ve seçimlere girmesini yasaklayabilirsiniz önerisininde bulunma cüretini gösterse de; tüm bu  demokrasi, cumhuriyet, laiklik ve ATATÜRK düşmanlarına inat,  Sevgili ATATÜRK'ümüzü,  her zaman olduğu gibi,  dostlarımıza güven ve iç ve dış düşmanlara korku salacak büyük bir sevgi ve coşkuyla, içimizden gelen şükran duygularımızla 83.  DOĞUM (YAŞ) GÜNÜN de,  coşkuyla, şükran ve minnetlerimizle anıp kutlayacağız ve bağrımıza basacağız. 

Teşekkürler,  çok yaşa Sevgili ATATÜRK,  iyi ki doğdun ve iyi ki; sonsuza kadar varsın,  Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte ilelebet yaşayacaksın,  nice yıllara ve nice 10. Kasım doğum günlerine,  seni minnetle anıyor ve sana sonsuz sevgi, saygı ve şükranlarımızı sunuyoruz. 

Sevgili ATATÜRK; senin Gençliğe Hitabende büyük bir öngörüyle söylediğin gibi;  İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar,  bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.  Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş,  bütün tersanelerine girilmiş,  bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.  Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere,  memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar,  gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.  Hatta bu iktidar sahipleri,  şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. 

Ama; 

Sevgili ATATÜRK; Türk milleti sana söz veriyor;  avuçlarını yalarlar. 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.  

Güner Yiğitbaşı

10/Kasım. 2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Ülkemiz İnsanları Tam Bir Zaruret Hali Koşullarını Yaşamaktadır
Türk Ceza Kanununun genel hükümler 2. Bölümü, ”Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” başlığını taşımakta ve ceza sorumluluğunu tamamen kaldıran ve kişilerin eylemi maddi olarak suç teşkil etse dahi,  failine ceza verilemeyeceğini hüküm altına alan, ceza hukukunda zaruret hali dediğimiz 25. maddesinin 2. fıkrası hükmü,  burada yer almaktadır. 

TCK. nun bahsettiğimiz zaruret halini düzenleyen ve kişinin ceza sorumluluğunu tamamen ortadan kaldıran 25/2 maddesi aynen şöyledir;  “Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup,  bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.  “

Evet, kötü yönetim, yanlış yatırım tercihleri, yanlış vergi politika ve uygulamaları,  ülkenin gelirlerinin; vergiler yoluyla zenginden daha fazla alınarak, yoksul kesimlere dağıtılarak, milli gelirin adil dağıtılacağı yerde, tamamen tersi yapılarak, yoksul halkın belini büken vasıtalı vergilerin her geçen gün zamlanarak ve çoğaltılarak ülkede toplanan toplam verginin büyük bir bölümünü, adil olmayan zengin ve yoksuldan eşit olarak toplanan vasıtalı vergilerin oluşturulması, sosyal demokrat CHP Belediyelerinin yoksul halka yaptığı yardımların, kıskanç ve iş bilmez  iktidar tarafından engellenmesi, iktidarın; kendi emrindeki TÜİK'i alet ederek.  türlü entrikalar çevirerek enflasyonu olduğundan düşük gösterip, çalışanların ücretlerine ve asgari ücretlere  olması gerekenden çok düşük zamlar yaparak, çalışanın haklarını gasp etmesi,  işsiz üniversite mezunu gençlerin dahi yaşamlarını sürdürebilmek için başvurdukları çöplerden kağıt toplama işinin dahi yasaklanarak engellenmesi, ülkenin tüm kaynaklarının;  Cumhurbaşkanının yakın aile bireyleri ve yandaşları tarafından kurulan ve AKP'nin arka bahçesi olarak çalışan, AKP ideolojisine biat eden genç nesil yaratmak için kurulan TÜRGEV ve TÜGVA benzeri vakıflara aktarılarak gasp edilip çalınması, ülkenin gerçek ihtiyaçlarına, üretime, iç piyasaya olduğu kadar ihracata, ödemeler dengesini düzeltmeye yönelik yatırımlar yapılacak yerde, yoksul halktan toplanan vergilerle oluşan devlet kaynaklarının, hiçbir üretim sağlamayan, artı değer yaratmayan taşa, toprağa, oto yollara, tünellere, mevcut güzelim hastaneler  kapatılarak, onların yerine yeniden inşa edilen şehir hastanelerine yatırılması ve bu üretime yönelik olmayan ve ihtiyaç sıralamasında öncelik de taşımayan yatırımların,   şaibeli  ihalelerle,  yap işlet devret ve kar garantili yöntemle,  ülkenin üç beş yandaş müteahhidine verilmesi, yanlış ekonomi politikaları sonucunda Merkez Bankası rezervinin bilerek ve isteyerek tüketilerek eksiye düşürülmesi, bundan kaynaklı olarak, döviz açığını gidermek için borçlanma yoluyla alınan döviz kredileri için  fahiş oranlarda büyük faizler ödenmesi, hala akıllanmayan yönetimin tüm haklı uyarılara rağmen, ülke ekonomisine bırakınız yarar,  daha da büyük yükler getirecek ve İstanbul'un doğal yapısını bozacak Kanan İstanbul projesinde ısrarcı olması, iş başındakilerin gereksiz lüks ve şatafat harcamalarının,  her geçen gün azalacak yerde,  tırmanışa geçmesi, tek adam rejiminin burada saymakla tükenmeyen sair tüm kötülükleri ve olumsuzlukları sonucunda,  ülkenin fakirleştiği, çoğunluğu asgari ücretle hayatını devam ettirmek zorunda olan ve başka hiçbir geliri bulunmayan insanlarımızın yoksullaştıkları,  tamamen işsiz olan çoğunluğu da bunlara eklersek, ülkenin büyük bir nüfusunun;  açlığa, yaşayabilmesi için her gün alması gereken asgari temel gıdalardan mahrum kalmaya mahkum edildikleri, inkar edilemez bir gerekçe olarak karşımızda durmaktadır. 

Sorun ve koşullar;  gerçekten çok zor ve  ciddi olup, yaşam mücadelesi veren halk çoğunluğu perişan durumdadır. 

TCK. nun; yukarıda aynen yer verdiğimiz,  ceza sorumluluğunu tamamen ortadan kaldıran ve cezasızlık öngören 25/2 maddesi ne demektedir?

“Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup” 

Yukarıda nedenlerini sıraladığımız içinde bulunduğumuz olumsuz ekonomik koşulların;  yoksul ve asgari ücret dışında hiçbir geliri olmayan, hatta işsiz olup eline tek kuruş geçmeyen, gece yatağa aç ve üşüyerek giren insanların,  vazgeçilemez yaşam haklarına yönelik ağır ve muhakkak bir tehlike oluşturduğu,  kabul edilmelidir. 

 25. madde ne demektedir?

“Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup,  bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ”işlenen fiilerden bahsetmektedir. 

Yukarıda ortaya koymaya çalıştığımız, yoksul, işsiz ve aç insanlarımızın yaşam hakları için ağır ve muhakkak tehlikeler oluşturan içinde bulunduğumuz çok ağır ekonomik koşullara, (aklını kullanmayarak yanlış seçim yapmak dışında) bilerek ve isteyerek yoksul ve aç insanların kendilerinin neden olmadıkları, bu ekonomik kötü koşulları yoksulların yaratmadıkları da bir gerçektir. 

Halkımızı zaruret halinde bırakan ve gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelik ağır ve muhakkak tehlikeler oluşturan koşulların yarattığı zaruret içinde suç işlemek zorunda kalan insanların, zaruret halinden kaynaklı suç işlemeleri halinde, yasadaki zaruret halinden yararlanarak cezadan muaf kılınmaları için, zaruret hali koşularının, suçtan zarar gören ve mağdur olan kişilerin haksız eylemlerinden kaynaklı olması da gerekmemektedir. 

Bir örnekle izah etmek gerekirse; örneğin, kendisinin ve/veya aç bebeğinin  ve çocuğunun karnını doyurarak yaşama tutunmalarını sağlamak amacıyla, marketlerden süt, peynir, yumurta ve ekmek gibi yaşamsal temel gıda maddelerini, hırsızlık tanımına giren bir şekilde izinsiz olarak alıp çalmak zorunda kalan insanların; aslında,  ceza kanunumuza göre bir suç olan bu çalma fiillleri; kendilerinin ve çocuklarının yaşam haklarına yönelik, kendilerinin bilerek neden olmadıkları ve başka surette korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kendilerini ve çocuklarını kurtarma zoruyla işlenen ve TCK. nun 25/2 maddesinde düzenlenen cezai sorumluluğu kaldıran zaruret hali içinde işlenen fiiller olarak kabul edilmeli ve bu fiili işleyenlere ceza verilmemelidir. 

Verdiğimiz örnekleri çoğaltabiliriz. Bu örnek, simit ve çay hesabına göre dahi yaşanması imkansız evli ve çocuklu asgari ücrete mahkum edilen ve  başka hiçbir geliri olmayan bir çalışan için de geçerlidir. Bu koşullardaki bir çalışanın, kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu eşi ve çocuklarının yaşamsal temel ihtiyaçlarını giderebilmek için, sırf bu temel ihtiyaçlarına acil bir çözüm getirebilmek amacıyla, cinsi ve miktarı itibariyle,  yaşamsal ihtiyacı için gerekli olan sınırı aşmayan  miktardaki suiistimalleri de, bu koşullarda cezadan muafiyeti gerektirecek zaruret hali olarak kabul edilmelidir. 

Biz, elli bir yıllık hukukçu olarak bu satırları üzülerek ve içimiz acıyarak yazıyoruz. Kimseyi, nasıl olsa ceza verilmeyecek, zaruret halinden yararlanacaksınız diyerek,  suç işlemeye teşvik ve tahrik gibi bir amacımız asla yoktur. 

Bu olumsuz durumdan; bizi bu yazıyı yazmak ve hakimlerimizin de dikkatlerini bu konuya çekmek zorunda bırakan kötü yöneticiler sorumlu olup, bu sorumluluktan utanmalıdırlar. 

Tekrar söylüyoruz, akıllı hırsız ev sahibini bastırır sözünü hatırlatırcasına, bizi yönetenler ve onların talimatıyla iş gören savcılar,  asla ve asla durumdan vazife çıkarmaya kalkışarak, bizi insanları suç işlemeye teşvik ve tahrikle suçlamaya kalkışmasınlar, sadece hicap duysunlar, oturup vicdan muhasebesi yapsınlar. 

İş başındaki siyasal iktidar; artık aklını başına toplamalı, barışçıl ve silahsız anayasal gösteri ve protesto haklarını, hükümete karşı darbe yapmaya teşebbüs gibi haksız suçlamalar ve polis zoruyla baskıladığı, yaşam şartlarından bunalan ve daralan fakir halkın sabrını daha fazla sınamaktan vazgeçerek, seçim sandığını halkın önüne koyarak demokrasinin önünü açmalı ve her sabrın da bir sonunun olduğunu asla ve asla unutmamalıdır. 

Güner Yiğitbaşı

06/11/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

A.Ü.Hukuk Fakültesi
1970 Yılının mezunu ve 1970 mezunlarının bir numaralı diplomasına sahip olmakla gurur duyduğum A.Ü.Hukuk Fakültesi, 05/Kasım/1925 tarihinde kurulup öğrenime açılmış bir Cumhuriyet kurumudur.

A.Hukuk Fakültesi 05/Kasım/2021 tarihinde, yani bugün, 96. yaşını kutlamıştır.

A.Ü.Hukuk Fakültesini önemli ve değerli kılan en büyük özelliği, kurtuluş savaşından sonra,tüm kurumlarıyla ve saltanatıyla köhnemiş ve yıkılmış Osmanlı'nın küllerinden yeniden kurulan Türkiye Cumhuriyetinin bir kuruluşu ve Cumhuriyetin ilanından hemen iki yıl sonra, laik ve çağdaş Cumhuriyet yasalarını uygulayacak hukuk adamlarını yetiştirmek üzere, büyük kurtarıcı ve devlet adamı ATATÜRK tarafından bizzat gerekli görülerek kurulup hizmete açılmış olmasıdır. 

Bu nedenle A.Ü.Hukuk Fakültesinden mezun olup 51 yıldır Türk hukukuna ve yargısına hakim, savcı ve emekli olduktan somra da avukat olarak hizmet etmiş, T.C.Yasalarının doğru ve adil  bir şekilde uygulanmasına katkı sunmuş bir hukukçu olmanın mutluluğunu ve onurunu yaşıyorum.

Bizler, hukukta okurken ve mezun olduğumuz 1970'li yıllarda; sadece, A.Ü.Hukuk Fakültesi ve bir de kuruluşu Osmanlı dönemine ait olan İ.Ü.Hukuk Fakültesi vardı.

Her iki Hukuk Fakültemizde de, çok değerli hocalarımız görev yapıyorlardı, bizleri o değerli hocalarımız yeteştirdiler, ölenlere Allahtan rahmet, halen sağ olanlara da sıhhat ve afiyetler diliyoruz.

Mezunu olduğum, katışıksız Cumhuriyet kurumu ATATÜRK'ün eseri A.Ü.Hukuk Fakültesinin öğrencisi olduğum yıllarda, İ.Ü.Hukuk Fakültesinin hocaları ve öğrencileri; Osmanlı'dan kalma bir kurum olmalarının ve kuruluşu itibariyle bir Cumhuriyet kurumu olan A.Ü.Hukuk Fakülteli olamamalarının ezikliğinden olsa gerek, biz Ankara Hukuklulara karşı, bu ezikliklerini, sözde beynelmilel olduklarını savunarak ve övünerek gidermeye çalışırlar ve bu iki güzide hukuk fakültemiz arasında tatlı bir çekişme yaşardık.

Daha sonraki yıllarda, özel vakıf üniversiteleri kuruldu, yeterli öğretim üyesi ve alt yapısı  olmadan, çeşitli ilerimizde lise ve orta okul açar gibi, plansız ve programsız bir şekilde siyasi yarar amacıyla açılan üniversitelerin bünyesinde mantar gibi açılan hukuk fakülteleri ile bugün sayısını dahi bilemediğimiz birçok  hukuk fakültesine paralel olarak, maalesef hukukçu kalitesinde büyük bir seviye kaybına uğramış bulunuyoruz.

Bugün ülkemizdeki siyasal iktidardan ve yürürlükteki yönetim sisteminden kaynaklı olarak, hukuk ve devletin temelini oluşturan adalet büyük yara almış ve yargı bağımsızlığı yok olmuş ise; bu hukukun irtifa kaybetmesinde, yara almasında ve yargının bağımlı hale gelmesinde, yetersiz hukuk fakültelerinde yetişen hukukçuların  kalitesinin düşmesinin de etkin rol oynadığı, yadsınamaz bir gerçektir.

A.Ü.Hukuk Fakültesinin 96.kuruluş yıldönümü, bu fakülteden mezun olan devre arkadaşlarım 1970'liler en başta olmak üzere, tüm A.Ü.Hukuk Fakültesi mezunlarına ve halen öğrenci olan kardeşlerime kutlu ve mutlu olsun, bizi yetiştiren öğretim üyelerimize teşekkürlerimizi ve şükranlarımızı sunuyoruz, tüm A.Ü.Hukuk fakültelilerine buradan selam olsun. Ne mutlu hepimize.

Güner Yiğitbaşı

05/Kasım/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

AÇIĞA ALINAN (GAZİ EDİLEN) ATATÜRKÇÜ VE CUMHURİYETİN DEĞERLERİNİ SAVUNAN KAYMAKAM'IN ATATÜRK'E ATFEN SÖYLEDİĞİ GİBİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ ŞEYHLER MÜRİTLER VE DERVİŞLER MEMLEKETİ OLAMAZ VE OLMAYACAKTIR DA


Açığa Alınanan Cumhuriyetin Değerlerini savunan Kaymakam
Geçtiğimiz günlerde kutladığımız Cumhuriyet Bayramında;  ilçe kaymakamı olarak yaptığı konuşmada, Cumhuriyet ve ATATÜRK ilkelerine sahip çıkarak; ”Tarih açık bir şekilde göstermiştir ki; büyük Türk Milletinin bekasının çağdaş Dünyada yerini almasının yegane biçimi Cumhuriyettir. Milletimize verilen bu büyük miras, her bir ferdi devletin tek ve en gerçek sahibi yapmıştır. Devlet yönetimini ailelere , şahıslara, zümre ve bir sınıfa bırakmamış, toplumumuzu millet olma bilincine ulaştırmıştır. Cumhuriyet sayesindedir ki; bugün, büyük bir millet ve devlet olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Mustafa Kemal ATATÜRK'ün deyimiyle, Türkiye Cumhuriyeti ; şeyhler, müritler ve dervişler memleketi olamaz. En hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. ”beyanlarını dile getiren, gün boyu ilçede 10. Yıl ve İzmir Marşlarını çaldıran,  Cumhuriyet değerlerine ve ATATÜRK ilkelerine sahip çıkan Ordu İlimizin  Korgan İlçesi Kaymakamı Miraç AKBULUT'un, İçişleri Bakanlığınca hakkında inceleme başlatılarak görevden uzaklaştırılıp açığa alınmasına, asla şaşırmadık ve de üzülmedik. 

Bilakis,  çok memnun ve mutlu olduk. 

Zira; 

Yazdığımız makalelerde sürekli savunduğumuz gibi, iş başındaki AKP iktidarı;  ATATÜRK  ve Cumhuriyet sevdalısı kaymakamımızı bu konuşması nedeniyle görevden uzaklaştırarak açığa almakla;  laiklik karşıtı, Cumhuriyetin değerlerine ve ATATÜRK ve onun düşüncelerine karşı ve düşman olduğunu, açıkça teyit ederek ortaya koymuş ve bizi haklı çıkarmıştır. 

Devleti ele geçiren ve işgal eden, ülkemizde tesis etmek  istediği,  kendi siyasal İslam düşüncelerine sahip çıkmayan laik, demokrat ve ATATÜRK'çü kamu görevlileri istemeyen, devlet kadrolarını, liyakatlerine bakmadan, kendi kafa yapılarına ve ideolojilerine uygun, İmam Hatip kökenli, ATATÜRK ve laiklik karşıtı,  siyasal İslamcı kişileri dolduran AKP iktidarının;  mülakat yoluyla,  kaymakam adayı maiyet memurlarını seçerken gözünden kaçırdığı,  tüm engellemelere rağmen kaymakam olmayı başaran ve Ordu ilimizin Korgan ilçesinde kaymakamlık yaparken, geçtiğimiz günlerde 98. yılını idrak ettiğimiz Cumhuriyet Bayramında ilçenin en büyük mülki amiri olarak,  Cumhuriyet, laiklik ve ATATÜRK yanlısı bir konuşma yapan  genç ve cesur ATATÜRK  ve Cumhuriyet yanlısı, laik,  Korugan İlçesi kaymakamımız gibi kaymakamlara, sayıları az da olsa,  hala sahip olduğumuz için mutluyuz. Bize bu mutluluğu yaşatan ve geleceğimiz için umut aşılayan ve güvence veren  Kaymakam Miraç AKBULUT'a teşekkür ediyoruz,  kendisini  yürekten kutluyor ve alnından öpüyoruz. 

Kendisi lütfen üzülmesin, az kaldı bu siyasal İslamcı, Cumhuriyet değerlerine ve en başta laiklik olmak üzere, ATATÜRK ilkelerine düşman olan ve bu düşmanlıklarını eylem ve söylemleriyle dile getiren iş başındaki siyasal iktidar, son dönemini yaşamakta ve kamu oyu yoklamalarına göre abbas yolcu olup, erken ya da zamanında yapılacak olan seçimler sonucunda,  demokratik yolla iş başından uzaklaştırılacak ve bu genç kaymakamımız, layık olduğu koltuğuna ve daha üst makam ve koltuklara getirilecektir. 

Genç ve cesur kaymakamımızın görevden alınmasına neden olarak gösterilen,  “Bayramdaki hal ve hareketleri” gerekçesi, asla inandırıcı değildir. 

Cumhuriyet değerlerine ve ATATÜRK ilkelerine sahip çıktığı ve savunduğu demokrat, laik ve cumhuriyet ilkelerine bağlı bir kaymakama yakışan ve yapılması gereken çok güzel konuşması dışında, görevden alınmayı gerektiren hangi somut  hal ve hareketleri, görevden alınma sebebi yapılmıştır, somut kanıtlarıyla açıkça kamuoyu ile paylaşılmalıdır. 

Kaymakamın; Cumhuriyet bayramında, içinde ATATÜRK'ün isminin ve icraatlarının geçtiği 10. Yıl ve İzmir Marşlarını ilçede çaldırması ve yaptığı konuşma ile Cumhuriyet değerlerine ve laikliğe sahip çıkması,  bayram olarak 98. yıldönümünü kutladığımız Cumhuriyet sayesinde; bugün büyük bir millet(ümmet karşıtı) olmanın haklı haklı gurunu yaşadığımızı, devlet yönetiminin; ailelere, şahıslara bırakılmamasını, toplumumuzun millet olma bilincine ulaşmış olmasını, Mustafa Kemal ATATÜRK'ün deyimiyle, Türkiye Cumhuriyetinin;  şeyhler, müritler ve dervişler memleketi olamayacağını, en hakiki tarikatın, medeniyet tarikatı olduğunu savunan konuşması, iş başındaki AKP iktidarı tarafından, kendi iktidarlarına açık bir  isyan olarak değerlendirilmiş ve kendilerine göre çok tehlikeli konuları dile getiren bu genç Cumhuriyet değerlerini savunan kaymakam,  büyük bir suç işlemiştir. 

Kaymakamın yaptığı konuşmanın içeriğine ve savunduğu ilkelere, konuşmanın zamanlamasına ve konuşmanın hemen akabinde görevden alınmasına, somut hiçbir neden ve delil sunulamamasına bakıldığında, bu görevden almanın hiçbir haklı izahı bulunmamaktadır. 

Laik Cumhuriyet sevdalısı, ATATÜRK'çü, yönetimdeki ümmetçi anlayışa, şeyhlere,  müritlerine, dervişlere ve onların günümüzdeki temsilcilerine, devlet yönetiminin;  ailelere, şahıslara bırakılmasına karşı çıkan, cesur ve örnek kaymakam Miraç AKB ULUT;  sana ve senin gibi azınlıkta olan  diğer kaymakamlara ve kamu görevlilerine, SELAM OLSUN.  

YAZARIN NOTU: Ben de Ankara Hukuk Fakültesinde okurken,  3.  ve 4. sınıflarda,  iki sene boyunca İçişleri Bakanlığından Kaymakamlık bursu aldım. Burs alanlar arasında sınıf arkadaşım 1970 mezunu Bülent ARINÇ da vardı. Ben mezuniyet sonrasında göreve başladım ama,  tarafsız görev yapanların, iktidardaki partinin ilçe başkanlarıyla belediye başkanlarının ve partililerin yasa dışı taleplerini yerine getirmeyen,  yasalardan ayrılmayan kaymakamların, iktidarlarca sürekli dışlandıkları ve sürüldükleri,  kaymakamlık  görev ve mesleğinin; doğrudan, haktan ve yasalardan yana, tarafsız ve asi yaradılışıma uygun olmadığını, bu koşullarda kaymakamlık mesleğinde ülkeme faydalı olamayacağımı anladığım için,  İçişleri Bakanlığına olan mecburi hizmetimi, İçişleri Bakanlığının izniyle,  Milli Savunma Bakanlığına naklettim ve İçişleri Bakanlığından ayrılarak  Deniz Kuvvetlerimizde Askeri Hakim oldum, dört yıl da Adalet Bakanlığı Bünyesinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptıktan sonra emekli oldum. Bu nedenle,  yasalara, anayasamıza saygılı, cumhuriyet değerlerine sahip çıktıkları için siyasal iktidarların hışmına uğrayarak mağdur edilen genç ve cesur kaymakamlara,  özellikle ilgi ve saygı duyarım, haksız bir şekilde görevden alınan Korgan Kaymakamının yaşamakta olduğu haksız uygulamayı görünce, onun şahsında,  idarecilik mesleğinde  kalsaydım yaşayacak olduğum olumsuzlukları gördüm ve yaşadım. Ve de çok duygulandım. 

Güner Yiğitbaşı

04/11/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bahçeli Senin Misyonun Belli Sana Ve Adamlarına Kimseler İnanmaz
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli,  partisinin grup toplantısında her zaman yaptığı gibi, CHP'yi hedef alarak;  "Tarihine sırt çevirmiş,  kökünden uzaklaşmış,  işgal edilmiş CHP'nin gerçek yüzünü her zeminde her yöremizde anlatacağız.  CHP'nin neye dönüştüğünü kimlere hizmet ettiğini,  kaynağından nasıl koptuğunu halka hizmet hakka hizmet şiarıyla izah edeceğiz. Bu günden itibaren yeni görevlendirmeleri yapıyorum CHP’nin gizli gündemini ağır kusurlu siyasetini halkımıza doğrudan aktarmak ve ifşa etmek amacıyla arkadaşlarımızı Anadolu'ya gönderiyorum.  Kabaran tehlikeleri alttan alamayız,  yerimizde sayamayız o nedenle erkenden yol almalıyız" demiş

Bay BAHÇELİ; sen,  önce ne ve neci olduğunu bu aziz millete izah etmelisin. 

Sen, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan ve amacı, siyasal sorumluluk yüklenerek,  iktidar olmak ve ülkesine hizmet etmek olması gereken,  muhalefetteki bir siyasi partisinin genel başkanı mısın, yoksa hiçbir siyasi sorumluluk yüklenmeden, asalak bir şekilde başka bir siyasi partiden, iktidardaki AKP'den  nemalanan, bu nedenle muhalefet partisi olduğunu unutarak iktidar partisinin şakşakçılığını, koltuk değnekliğini ve tetikçiliğini yapan, partisine ihanet eden, sorumluluk yüklenerek iktidar olmaktan korkan sözde bir politikacı mısın?

Bu ülkenin,  iktidar adayı, ana muhalefet partisi CHP ile uğraşmadan önce, bu konuda Türk Halkını aydınlatırsan,  memnun oluruz. 

CHP'nin gerçek yüzünü, gizli gündemini  her zeminde ve her yöremizde anlatacağınızı, ifşa edeceğinizi, bu nedenle yeni görevlendirmeler yaparak,  partili arkadaşlarını, bugünden itibaren Anadolu'ya gönderecekmişsin. 

Söyler misin,  hangi yüzle  ve hangi sıfat ve prestijle?

Sana ve arkadaşlarına kim inanacak bir düşündün mü?

Sizin,  halkın karşısına çıkarak söz söyleyecek, onlara CHP'yi şikayet edecek yüzünüz mü kaldı?

Size bir dost tavsiyesi, sakın halkın karşısına çıkmayın, siz halka CHP'yi şikayet etmeye başlamadan önce,  halkın ağır eleştiri ve protestosu ile karşılaşacağınızı,  asla unutmayınız. 

Bay BAHÇELİ; sez, yanlış anımsamıyorsam,  son mahalli idare seçimlerinde,  koltuk değnekliğini yaptığınız AKP adayının İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesi için propaganda yapmak üzere,  İstanbul’a gideceğini söylemiştin ve sanırım gitmiştin ama,  seni hiç kimse sokakta halkın arasında göremedi, verdiğin sözü tutamadın,  seni kimse kaale almadı sanırım, geri dönmek zorunda kaldın. Bu fiyaskonu ne çabuk unuttun Bay BAHÇELİ. 

İnsanları kendine güldürme lütfen. 

Şeffaf, parti içi demokrasinin azami derecede var olduğu CHP'nin;  ifşa edilecek  gizli bir gündemi yok ki; neyi ifşa edeceksiniz?

Bay BAHÇELİ; sanırım yanılıyorsunuz ve CHP'yi, her icraatına kayıtsız ve şartsız destek vererek, şakşakçılığını yaptığınız iktidar partisiyle karıştırıyorsunuz, çok doğru bu ülkede gizli bir gündemi ve ajandası olan bir parti var sanırım, acaba o partinin destekçisi ve koltuk değneği olduğunuzun farkında mısınız?

Her eylemini ve söylemini beğenerek alkışladığınız, mecliste haricen destek ve omuz verdiğiniz iktidardaki AKP'nin, artık pek de gizliliği kalmayan,  gizli gündemini halkımıza açıklarsanız, bu ülkeye gerçekten hizmet etmiş ve kendinizi halkımıza affettirmiş olursunuz. 

Adamlarınızı Anadolu’da halkın arasında görmek,  pek eğlenceli olacak bizim için. 

Ancak, halkımız; Anadolu'ya göndereceğiniz adamlarınızı,  halkın arasında görerek eğlenip hoşça vakit geçirmek  için,  çok acele etmemeliler, her an  görüntü ve yayın  kesilebilir, adamlarınız geldikleri gibi, geldikleri yere geri dönebilirler.  

Güner Yiğitbaşı

03/11/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Havanda Su Döven Nafile Bir Görüşme
Ve nihayet,  BİDEN ile ERDOĞAN görüştüler. 

Diyeceksiniz ki; görüştüler de ne oldu?

Koskocaman bir hiç. Yine havanda su dövüldü,  ülkemiz yararına hiçbir somut sonuç alınmadı. 

ERDOĞAN;  ABD Başkanı BİDEN ile beş ayda ikinci kez ikili görüşme yapmış oldu,  sadece. 

ABD başkanı, lütfedip ERDOĞAN'ı muhatap alıp kabul etti. 

Bu, beyhude ve nafile,  ülkemiz yararına hiçbir olumlu sonuç doğurmayan görüşme ve görüşme aşkı,  bir Türk olarak bizi ziyadesiyle üzüyor. 

ERDOĞAN;  içeride ne kadar şahin ve kendine güven içinde konuşuyor, atıp tutuyor, son on büyük elçi olayında olduğu gibi, büyük devletlere kafa tutuyor, muhalefete kem sözler söylüyor ve tehditler savuruyor, ağzına geleni söylüyor, ana muhalefet partisi liderine Bay Kemal diye hitap ederek,  aşağılamaya ve onu değersizleştirmeye çalışıyor ve tehdit ediyorsa; yurt dışına  çıktığında, Uluslar arası arenalarda, ABD ve Batının büyük devletlerinin liderlerinin karşısına yüz yüze ve canlı olarak geldiğinde ise,  dut yemiş bülbül gibi sakinleşiyor, yumuşuyor, pamuk gibi oluyor, o dev ve uzun boyuna rağmen ezik bir vücut dili sergiliyor, yüz ifadesi yumuşuyor çok sevecen oluyor. Hani yanında olsak,  boynuna sarılıp şapur şupur öpesi geliyor insanın. 

İtalya'ya yaptığı G-20 ziyaretinde de, aynı sahnelere ve görüntülere tanık olduk. 

T. C. Devletinin imzaladığı, yasa ve anayasa hükmündeki anlaşmalara uymadığı için;  kendisini, Ankara’daki büyükelçileri marifetiyle uyarmak zorunda kalan ABD ve batılı devletlere kafa tutan ve elçilerini sınırdışı yapmaya kalkışan ERDOĞAN;  deplasmanda 180 derece dönüş yaparak,  birden uysallaşıveriyor. 

Bu iki ayrı değişik şahsiyet sergileyen bir devle adamı olarak,  etkinliğini,  inandırıcılığını ve saygınlığını yitiriyor. 

İçerideki, tek adam hakimiyetine dayalı, demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerini,  yargının bağımsızlığını tanımayan otoriterliği, dış politikadaki; koşullara göre,  hem Rusya'ya ve hem de ABD'ye yanaşan iki yüzlü ve değişken istikrarsız tutumu yüzünden,  ABD ve batının ERDOĞAN ve iktidarını gözden çıkardığı, anlaşılıyor ve bu nedenle ERDOĞAN ile kerhen görüşmek zorunda kalan ABD Başkanı BİDEN, aramızda sorun olan hiçbir konuda ERDOĞAN'a umut vermemiş ve sorun çözen hiçbir sonuca ulaşılamamıştır. 

ERDOĞAN'ın S-400 konusunda verdiği yanlış  ve duygusal kararı,  başımıza bela olmuş, bu sebeple, parasını ödediğimiz halde F-35 alamadığımız gibi, F-35 ler için ödediğimiz 1. 4 milyar dolara karşılık razı olduğumuz yenileştirilmiş F-16 ların alımı konusunda dahi,  BİDEN kesin bir söz ve tarih verememiş ve topu ABD Kongresinin üzerine atmakla yetinmiştir. 

Fırat’ın Doğusu ve Suriye’nin Kuzeyinde kurulmaya çalışılan PKK/PYD Kürt Devleti oluşumuna,  askeri ve maddi  katkı veren ABD, bu katkısına devam kararından caydırılamamış, sadece ERDOĞAN tarafından bu konuda üzüntülerimiz bildirilmiştir. 

ERDOĞAN bize göre, yanlış yolda yürümektedir. Artık Fırat’ın Batısında ve İDLİP de Rusya, Fırat’ın Doğusunda da ABD'nin söz sahibi olduklarını, bu nedenle, ülkemizin güvenliği için,  Suriye’nin toprak bütünlüğünü ESAT dan daha çok gözeterek bu konuda ESAT ile müzakere masasına oturmak zorunda olduğunu,  bir türlü kabul edememektedir. 

ERDOĞAN;  bize göre,  hem kendisini ve hem de ülkemizi savuran bir dış politikada ısrar etmektedir. 

ABD ve Batı; seçimlerin ertesinde,  ERDOĞAN sonrası oluşacak, tekrar parlamenter sisteme dönecek olan, tüm kural ve kurumlarıyla, insan hak ve özgürlükleriyle,  bağımsız yargısıyla,  demokrasinin yeniden tesis edileceği Türkiye’yi ve oluşacak yeni yönetimi beklemekte ve ABD ve batı ile aramızdaki sorunların çözümü için, ERDOĞAN yönetimi ile her geçen gün,  ülkemiz aleyhine işlemektedir. 

ERDOĞAN'ın;  ABD Başkanı BİDEN ile görüşmesi,  bundan başka hiçbir anlam ve önem  taşımamaktadır.  

Güner Yiğitbaşı

01/11/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget