Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Haklı Ve Yasal Nedenlerini Açıklamak Zorundasınız
Basından izlediğimiz ve öğrendiklerimize göre; saray yönetimi,  yeni bir düzenleme yaparak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterindeki ağır silahlarını, emniyet ve jandarma alıp kullanabilecekmiş. 

Nereden çıktı şimdi böyle bir düzenleme, bu düzenlemeye niçin ihtiyaç duyulmuştur?

Bu soruların cevapları, bu kararı alanlar tarafından milletimize açıklanmalıdır. 

Demokrasi;  açıklık ve görevleri yasalarla açıkça belirlenmiş,  anayasal ve yasal kurumlar ve kurallar rejimidir. 

Anayasa ve yasalarımıza göre, ülkemizin iç güvenliği ve asayişinden;  kolluk olarak,  İçişleri Bakanlığı bünyesindeki emniyet, jandarma ve sahil güvenlik teşkilatları sorumludur. 

Dış güvenliğimizden de Milli Savunma Bakanlığı bünyesindeki Türk Silahlı Kuvvetleri sorumlu ve görevlidir. 

Her kurumun özel yasaları mevcut olup, bu yasalarda;  kurumların teşkilatı, görev ve sorumlulukları, yetkileri,  teçhizatları açıkça belirlenmiştir. 

Bugün ülkemizin iç güvenliğinden ve asayişinden sorumlu emniyet ve jandarma teşkilatının; yasalara göre kendilerine verilen görevleri icraya yeterli ve elverişli silah, araç, gereç ve teçhizatları mevcuttur. Zaman içinde yeni ihtiyaç duyulduğunda,  iç güvenlik için yeterli ve elverişli takviye yeni silah, araç ve gereç alımına da bir engel bulunmamaktadır. 

Kaldı ki; toplumsal, beklenmeyen büyük bir olayın zuhur etmesi halinde,  ilgili yasalara göre, mülki amirlerin Türk Silahlı Kuvvetlerinden takviye kuvvet istemeleri de olanak dahilindedir. 

Hal böyleyken, bugüne kadar ihtiyaç duyulmadığı halde, iç güvenlikten sorumlu emniyet teşkilatına,  Türk Silahlı Kuvvetlerine ait ülkenin dış güvenliğine ve savunmasına elverişli ağır silahların devrine olanak sağlayan düzenlemeye ne gerek vardır?

Türk Halkının bilmediği, makul ve yasal bir zorunluluk varsa,  bunu bilmek ve değerlendirmek, gerekirse bu düzenlemeye karşı çıkmak, Türk Halkının hakkıdır. 

İran’daki devrim muhafızları gibi, saray muhafızlarına mı gerek duyulmaktadır?

Bugüne kadar, siyasal iktidarların;  her türlü haksızlıklarına, horlanmalarına, işsiz bırakılmalarına, en ağır vasıtalı vergileri, elzem mallar için bile en ağır özel tüketim vergilerini, katma değer vergilerini ödemek, en pahalı akaryakıtı kullanmak, aç kalmak zorunda bırakılan ve bunlara rağmen sesini çıkarmayan, demokratik silahsız ve barışçıl protesto haklarını kullanmayan, tüm kışkırtmalara,  kutuplaştırmalara,  ayrıştırmalara, farklı etnik kökenlerine, din ve mezheplerine rağmen kardeşçe, barış ve huzur içinde yaşayan Türk halkından mı, bu uysal kaderine razı halkın çıkaracağını zannettiğiniz bir iç çatışmadan, saraya yönelik bir ayaklanmadan mı korkuyorsunuz da, aklı sıra  bunun önlemini mi almayı planlıyorsunuz, Türk Silahlı Kuvvetlerine güvenmiyorsunuz da, olası bir kargaşada ve iç çatışmada; Türk Silahlı Kuvvetlerinden,  personeli ve ağır silahlarıyla yardım istemekten mi korkuyorsunuz, Türk Silahlı Kuvvetlerinin,  sadece ağır silahlarının emniyet güçlerine devrini,  olanaklı kılıyorsunuz?

Nedir;  bu uysal,  demokrasiye ve seçim sonuçlarına saygılı ve bağlı, Türk Halkından korkunuz?

Yoksa;  kendinizin,  demokrasiye olan  bağlılığınız ve sandık sonuçlarına olan saygınızdan,  bir şüpheniz mi vardır ?Merak ediyoruz doğrusu. 

Biz,  Türk Halkı olarak,  birbirimizden korkmuyoruz, yeter ki, halkımızı daha fazla bölmeye, kutuplaştırmaya ve ayrıştırmaya çalışmayınız. 

Nedir korkunuz?

Nedir amacınız, gerçekleri bilmek istiyoruz. 

Bu konularda medyada yalan,  yanlış birçok tezler ve rivayetler ortaya atılmaya başladı bile. 

Bu, yalan ve yanlış  rivayetlerin ortalığa saçılması,  çok tehlikelidir. 

Demokrasinin erdemi gereği,  şeffaf olunuz ve bu düzenlemenin varsa haklı ve yasal nedenlerini,  Türk kamuoyuna açıklayınız, açıklamak ve milletimizi ikna etmek  zorundasınız

Haklı ve meşru bir neden açıklayamıyorsanız,  bu gizli ve tehlikeli  niyetlerinizden ve sevdanızdan vazgeçiniz. 

Bu ülkeye kötülük yapmaya hakkınız yoktur.  

Güner Yiğitbaşı

24/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Uğur Mumcu

Uğurlar olsun,  uğurlar olsun

Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun

Bir keskin kalem

Bir kırık gözlük

Yürekli yiğitlere hatıran olsun


Uğur Mumcu'yu,  yirmi sekiz sene önce,  24/Ocak/1993 de  (Yarınki günde), Ankara’daki evinin önünde uğradığı hain bir bombalı suikast sonucunda kaybettik. 

Değerli hukukçu, yürekli, cesur ve güzel insan, katıksız devrimci,  Kemalist ve Atatürkçü, antiemperyalist, laikliğin büyük savunucusu, onurlu ve cesur gazeteci, büyük araştırmacı yazar, Sakıncalı Piyade Uğur MUMCU'yu,  hiç unutulmamak üzere,  sonsuza uğurlanışının 28. Yıldönümünde,  minnetle ve rahmetle anıyoruz. 

Aradan geçen bu yirmi sekiz sene gibi uzun bir zamana rağmen;  onun,  suikast eylemini doğrudan gerçekleştiren,  katil veya katillerini, yani aracına o bombayı yerleştiren veya yerleştirenleri,  kişi bazında belirleyip hak ettikleri cezayı veremedik. 

Ancak,  Uğur MUMCU'yu yok etmeye karar veren ve ona yönelik bu hain saldırıyı planlayarak uygulamaya koyanların kimler olduklarını; zihniyet olarak, benimsedikleri ideoloji ve fikir bazında,  çok iyi biliyoruz ve tanıyoruz. 

Bunlar;  Uğur MUMCU ve onun gibi düşünen, ülkelerini ve ülke insanlarını seven, ülkenin çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan,  gerçek aydın ve  milliyetçilerin yok edilmesinden siyasi çıkar sağlayacak olan, Atatürk ilke ve devrimlerine, hukukun üstünlüğüne,  demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyetine, Cumhuriyetin kuruluş ve temel ilkelerine karşı olan,  tüm karşı devrimciler ve çıkar gruplarıdır. 

Bu itibarla, bize göre;  Sevgili Uğur MUMCU'nun otomobiline bombayı fiilen koyan veya koyanları,  yakalayarak hak ettikleri cezayı verememekten dolayı üzülmek yerine, bu vatan hainlerini yetiştiren ve suça yönelten, ATATÜRK düşmanı karşı devrimcilerle top yekün mücadele ederek,  onları etkisiz kılmakla da,  Uğur MUMCU'ya olan vefa borcumuzu yerine getirmiş ve onu  katledenlere hak ettikleri cezayı vermiş olacağız. 

Çok iyi biliyoruz ki; esasen, onun katillerini yakalayarak ceza vermekle yetinmek,  Uğur MUMCU'yu mutlu kılmayacaktır. Bu nedenle, Uğur MUMCU'yu gerçekten seviyorsak, özlüyorsak, onun mutlu olmasını ve mezarında rahat uyumasını istiyorsak, bu ülke için yaptıklarının yarım kalmasını istemiyorsak, onu katleden bombayı elleriyle tutan ve Uğur MUMCU'nun aracına yerleştiren o zavallı robotları değil,  o hain suikasta karar veren ve planlayan, bu ortamı hazırlayan bize göre onun gerçek katilleri olan perde arkasında gizlenmeye çalışmalarına rağmen,  hepimizin malumu olan karşı devrimcilerle mücadele etmek, Atatürk devrim ve ilkelerine dayalı laik ve demokratik Cumhuriyete sahip çıkmak zorundayız. 

Uğur MUMCU'yu halkımızın çoğunluğu,  Cumhuriyet Gazetesinde köşesi olan,  kitaplar yayınlayan araştırmacı ve muhalif bir gazeteci ve yazar olarak tanırlar.  

Uğur MUMCU; kitaplar yazan,  araştırmacı bir gazeteci ve yazardır ama,  her şeyden önce Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, emperyalizm karşıtı, ülkesinin tam bağımsızlığını savunan, ülkesini seven, ülkesinin çıkarlarını her şeyin üzerinde gören, hukukun üstünlüğünü, insan hak ve özgürlüklerini yılmaz bir şekilde savunan,  iyi eğitim almış, Ankara Hukuk Fakültesini bitirmiş cesur bir hukukçu ve devrimcidir. 

Uğur MUMCU;  12 Mart 1971 muhtırası öncesinde altmışlı yılların sonlarında ve 12 Mart öncesinde,  mezun olduğu Ankara Hukuk Fakültesinin İdare Hukuku Kürsüsünde  asistan olarak akademisyenlik yapmış olup,  bu satırların yazarı olan  bendeniz ve benim gibi 1970 mezunu tüm arkadaşlarım, Ankara Hukuk Fakültesinde öğrenci iken,  3. sınıfta okuduğumuz idari yargı dersinde onun öğrencisi olma şerefine ve mutluluğuna erişmiş kişileriz. 

Bana, idari yargıyı sevdiren ve önemini kavratan,  idari yargı konusundaki değerli bilgileri;  Sevgili Uğur MUMCU'nun,  Danıştay kararlarından örneklerle,  uygulamalı olarak yapmış olduğu,  çok değerli anlatımlarına ve öğrettiklerine  borçlu olduğumu,  burada belirtmeyi, şahsım adına onurlu bir görev sayıyorum. 

Demokratik ve  laik cumhuriyetimize, bağımsızlığımıza yönelik tehdit ve tehlikelerin had safhaya ulaştığı ülkemizin bugünkü koşullarında,  Uğur MUMCU'ya sahip olamamak,  bu ülkenin en büyük kaybı,  karşı devrimcilerin ise,  büyük kazancı olmuştur. Uğur MUMCU,  işte bu kayıp ve kazanç hesaplarını çok iyi yapan zihniyet tarafından katledilmiştir. 

Demokratik ve laik, bağımsız Cumhuriyet karşıtlarının, karşı devrimcilerin, liboş ve döneklerin, her türden çıkar çevrelerinin korkulu rüyası, demokratik ve laik Cumhuriyetin yılmaz savunucusu, laik ve demokratik cumhuriyeti savunduğu mevzide uğradığı hain bir suikast sonucunda, vatanına yapmakta olduğu üstün hizmetleri yarıda bırakarak zamansız bir şekilde bizlerden koparılan güzel ve dürüst insan, gerçek ATATÜRK'çü ve devrimci değerli hocam, Sakıncalı Piyade Sevgili UĞUR MUMCU’yu, ölümünün yirmi sekizinci yıl dönümünde,  minnetle ve rahmetle anıyor, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyetine yaptığı katkıları nedeniyle;  kendisine,  ülkem ve şahsım adına,  sonsuz teşekkürlerimi arz ediyorum. 

Mekanın cennet olsun, nurlar içinde yat,  Sevgili Uğur MUMCU.  

Güner Yiğitbaşı

23. Ocak. 2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Adalet Bakanına Açık Mektup
Sayın Adalet Bakanı; BERBEROĞLU'nun hak ihlaline uğratıldığına ilişkin olarak, Anayasa Mahkemesinin ikinci kez verdiği kararı üzerine, Anayasa Mahkemesinin kararları bağlayıcıdır, diye demeç vererek, anayasanın bu hükmünü tekrarlamışsınız. 

Bizler; sizin, Adalet Bakanı olarak,  herkesin çok iyi bildiği,  “”Anayasa Mahkemesinin kararları bağlayıcıdır” diyerek,  aradan sıyrılmanızı kabul edemiyoruz. 

Sizi, sesinizden tanımasam ve gözlerimi kapatarak dinlesem; bugüne kadar,  haksız tutuklamalar dahil,  ülkemizde yapılan hukuksuzluklara karşı çıkan, Anayasa Mahkemesinin kararlarının bağlayıcı olduğuna ilişkin, benim de altına imza koyacağım beyanlarınızı, ana muhalefet partisinin çok iyi hukuk öğrenimi almış ve hukukun üstünlüğünü, yargının bağımsızlığını içine sindirebilmiş bir milletvekili konuşuyor ve hukuku ayaklar altına alan AKP iktidarını ağır şekilde eleştiriyor sanacağım. 

Ama,  bu güzel ve hukukun üstünlüğünü,  yargının bağımsızlığını savunan beyanları,  siz yapıyorsunuz, teoride muhteşemsiniz, ama pratikte çok kötüsünüz, esiyorsunuz gürlüyorsunuz ama,  bir türlü yağamıyorsunuz, bal yapamayan bir arı olarak,  vızıldamakla yetinip ortalıkta dolaşıyorsunuz. 

Çok iyi biliyoruz sizin sıkıntınızı, saray size engel oluyor, sizin tek kusurunuz cesaretiniz yok, madem öyle,  ben yokum diyerek saraya  rest çekip,  istifa edemiyorsunuz ve bir çuval güzel inciri,  mahvediyorsunuz. 

Sayın bakan; bize göre,  Anayasa Mahkemesi nezaket gösterdi, ikinci hak ihlali başvurusunu; ”ben kesin olarak bu konuda karar verdim, aynı konuda yapılan ikinci başvuru hakkında, hukuken ikinci kez esastan karar veremem, devlet devletliğini bilsin ve benim verdiğim kesin ve bağlayıcı hak ihlali kararını, ne yapıp yapıp uygulatsın, kararın uygulanması ve uygulatılması benim yetkim dahilinde değildir, Adalet Bakanının başkanı olduğu Hakimler ve Savcılar Kurulu olarak gereğini yapın, benim kararımı uygulamayarak anayasayı ihlal eden yerel mahkeme hakimlerini,  kulaklarından tutup görevden alın, onların yerine anayasaya ve hukuka bağlı ve saygılı hakimlere görev vererek,  ne yapıp yapıp benim kararımı uygulatın” diyerek ve bir anayasa dersi vererek,  ikinci hak ihlali başvurusunu usulden reddetmesi, kararın bir örneğini de, gereği için  HSK'ya göndermesi gerekirken,  ikinci kez,  bize göre hukuken büyük bir  hata yaparak,  ikinci kez esastan bir  karar vermiştir. 

Dünkü yazımızda, Anayasa Mahkemesini;  verdiği yanlış kararı nedeniyle eleştirmiş ve yazımızı; ”İkinci hak ihlali kararınız da kabul görmez ve yerel mahkeme tarafından bu kararınıza da uyulmaz ve yok sayılırsa,  ne olacaktır, bize söyler misiniz?” sorusunu sorarak sonlandırmıştık. 

Sayın Bakan; Anayasa Mahkemesi gerçekten yanlış yapmıştır. 

Anayasa Mahkemesi; hak ihlalinin varlığını,  ilk kararına atıf yaparak vurguladıktan sonra, yerel mahkeme hakimlerinin, ilk hak ihlali  kararını uygulamayarak anayasa suçu işlediklerini, karara uymayarak anayasaya direnen, kaynağını anayasadan almayan bir yetki kullanmaya kalkışan  hakimler hakkında,  derhal yasal işleme geçilmesine ve görevden alınmalarına, aynı konuda kesin olarak verilen bir karar mevcutken, yeni bir karar verilmesine gerek olmadığına karar vermeliydi. 

Diyelim ki; Anayasa Mahkemesinin bu ikinci hak ihlali kararına da yerel mahkeme uymadı, üçüncü kez mi,  Anayasa Mahkemesine gidilecek?

Sayın Bakan;  bu iş,  çocuk oyuncağı, evcilik oyunu değil, konu çok ciddi bir rejim sorunu haline gelmeye başladı. 

Sayın Bakan; şimdi değerleri kendilerinden menkul bazı hukukçular ortaya çıkarak, olmadı İnsan Hakları Mahkemesine gideriz diyebilirler, bu da mümkün değildir. 

Zira, Anayasa Mahkemesi;  hak ihlalinin mevcudiyetini kabul etmiş, ihlali kabul ederek hakkı teslim etmiş ve bu konuda bağlayıcı ve kesin bir karar vermiş ama, bir yerlere güvenerek kendilerini anayasanın üzerinde görüp suç işleyen hakimler, kararın gereğini yapmamıştır. 

Ortada,  hukuken çözüme bağlanmamış ve teslim edilmemiş bir hak ihlali kalmamıştır,  tüm yasal yargı yolları tükenmeden;  Anayasa Mahkemesi,  iç hukukta sorunu kesin ve bağlayıcı kararıyla çözüme bağlamış, ancak devlet, daha doğrusu siyasal iktidar, anayasaya direnen yerel hakimler hakkında gereğini yapmayarak,  iktidarlarının meşruiyetine gölge düşürmüşlerdir. 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin;  T. C. Devletinin ve siyasal iktidarının meşruiyetini ve uyguladığı antidemokratik rejimi denetleme yetkisi yoktur. 

Bu konudaki görev ve alınması gerekecek kısıtlamalar, üyesi olduğumuz Avrupa Konseyinin yetki alanındadır. 

Sayın Bakan, gördüğünüz gibi,  bu konu iktidarınızın meşruiyetini yakından ilgilendiren bir boyut kazanmıştır. 

Sayın Adalet Bakanı; Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır demeniz ve aradan sıyrılmanız, asla yeterli değildir. 

Anayasanın 138. maddesi;  anayasal yetki sınırlarında kalan yargıçlara müdahaleyi yasaklar. Yargı bağımsızlığı ve hakim teminatı, anayasayı çiğneyen ve anayasadan almayan yetkileri kullanmaya, anayasayı ihlale  kalkışan hakimler için asla geçerli değildir. Yargı bağımsızlığı ve hakim teminatı, hakimlere tanınan bir imtiyaz değil, adil yargılansınlar diye, bu ülkenin insanlarına tanınan bir imtiyaz ve güvencedir. 

Bu ülkede;  istendiğinde,  Fetöcü oldukları iddiasıyla hakimler görev yaptıkları sırada kürsüden indirilerek görevden alınmış ve hapse atılmıştır. 

İstendiğinde,  keyfi olarak dahi,  görevden alınarak tutuklanabilen hakimler örneği varken, anayasanın bağlayıcı hükümlerine ve bağlayıcı Anayasa Mahkemesi kararlarına ve anayasal düzene açıkça baş kaldıran yerel mahkemenin sözde hakimlerini görevden alarak,  haklarında yasal işlem yapmakta geç kalmadınız mı Sayın Bakan?

İnşallah, bu kez görevinizi yerine getirirsiniz ve ülkemizi, demokratik ülkeler karşısında rezil olmaktan kurtarırsınız. 

Sayın Bakan, 51 senelik bir hukukçu ve T. C. nin hukukçu bir vatandaşı olarak;  sizden,  laf değil,  sonuç üretmenizi, vızıldayan ama bal yapamayan  arı olarak kalmanızı istemiyoruz. 

Selam, sevgi ve saygılar. 

Güner Yiğitbaşı

22/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Anayasa Mahkemesi Hatalı Karar Vermiştir
Bugün (21/01/2021) televizyondan öğrendiğimiz bir haberlere göre, Anayasa Mahkemesi; yerel mahkeme tarafından, anayasaya aykırı olarak uygulanmayan BERBEROĞLU'nun hak ihlaline uğradığına ilişkin kararıyla ilgili olarak, BERBEROĞLU'nun avukatları tarafından ikinci kez yapılan hak ihlali talebini,  esastan kabul ederek;  hak ihlalinin varlığına ilişkin yeni bir karar vermiştir. 

Bize göre, Anayasa Mahkemesinin bu kararı,  yanlıştır ve çok  hatalıdır. 

Anayasa Mahkemesi; anayasanın,  mahkemeler dahil,  herkesi bağlayan hükümlerine göre, herkes için bağlayıcı ve uyulması zorunlu olan Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan, bu kararı yok sayarak,  Anayasa Mahkemesinin kararının aksine  karar alan yerel mahkeme hükmünün yok hükmünde olduğunu, bu nedenle yerel mahkeme hükmüne hukuki bir sonuç atfederek, bu kararın ikinci kez hak ihlaline yönelik olarak esastan yeni bir incelemeye tabi tutulmasına hukuken gerek olmadığını, hak ihlalinin varlığına yönelik ilk kararın,  her halükarda uygulanmasının sağlanmasının gerektiğine, bu nedenle esastan yeni bir karar verilmesine yer olmadığına karar vererek, bu ikinci hak ihlali talebini,  usulden reddetmeliydi. 

Anayasa Mahkemesi; bunu yapmayarak, esastan ve  gereksiz yeni bir hak ihlali kararı vermek suretiyle, hukuk devletine,  hukukun ve anayasanın üstünlüğüne vurgu yapan bir içtihat yaratma fırsatını yok etmiştir. 

Evet, daha önce de yazdık.  

Anayasa Mahkemesi; BERBEROĞLU'nun bir hak ihlaline uğradığına karar vermiş ve bu karar,  anayasa çiğnenerek, yerel mahkeme tarafından uygulanmamıştır. 

Yerel mahkemenin, Anayasa Mahkemesine başkaldıran bu kararı, hukuken yok hükminde olup; bu konuda, Anayasa Mahkemesinin yeni bir karar alma yetkisi yoktur. 

İkinci kez yapılan hak ihlali başvurusu; ilk kararın gereği yerine getirilmek üzere, tarafları ve konusu aynı olan bir başvuru hakkında yeniden karar alınmasına gerek olmadığı gerekçesiyle,  usulden reddedilmeliydi. 

Anayasa Mahkemesinin kararını adeta yok sayarak uygulamayan yerel mahkemenin kararının yok hükmünde olduğu; Anayasa Mahkemesinin kararını yok sayan yerel mahkeme hakimleri hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından,  gerekli yasal işlemler yapılarak dosyanın yeni bir heyete tevdi edilerek, Anayasa Mahkemesinin kararına uyulmasının sağlanmasının gerekliliği vurgulanarak, yerel mahkemenin;  anayasaya meydan okuyan yok hükmündeki bu kararı,  yüzüne şamar gibi çarpılmalıydı

Anayasa Mahkemesi; bu yürekliliği ve hukuki zorunluluğu gösterememiştir,  maalesef. 

Anayasanın üstünlüğü ve Anayasa Mahkemesinin kararlarının bağlayıcılığının,  Anayasa Mahkemesinin içtihat niteliğindeki kararı ile saptanarak,  cümle aleme gösterilmesi imkanı,  harcanmıştır. 

En önemlisi de, Anayasa Mahkemesi; bu ikinci başvuruyu, belirttiğimiz gerekçelerle,  usulden reddetmeyerek, kendi varlığını da inkar etmiştir. 

Anayasa Mahkemesinin değerli üyelerine buradan soruyoruz, bu ikinci hak ihlali kararınız da kabul görülmez ve yerel mahkeme tarafından bu kararınıza da uyulmaz ve yok sayılırsa,  ne olacaktır, bize söyler misiniz? 

Güner Yiğitbaşı

21/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Özde Cumhurbaşkanı'nın Bu Saldırıya Sessiz Kalma Hakkı Yoktur
Eşkıya,  bizim bildiğimiz dağda yaşar ve yol keserek insanlara her türlü zararı verir. 

Eşkıyalığın da bir raconu vardır. 

Dağda bayırda dolaşmak ve bulunmak zorundaysanız, her an bir eşkıyanın karşınıza çıkabileceğini düşünürsünüz ve ona göre hazırlıklı olursunuz, gafil avlanmazsınız. 

Ama,  günümüzde, kışın aç kalan kurtların şehre indiği gibi, eşkıyalar da şehre indiler, hem de bu ülkenin en güvenli ve kontrol altında olması gereken başkentine. 

Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan bir siyasi partinin genel başkan yardımcısı,  Ankara'nın göbeğinde ve güpegündüz,  şehir eşkıyalarının silahlı ve sopalı saldırısına uğradı ve ağır yaralandı. 

Bu saldırıyı yapan piyonların arkasındaki, onları suça azmettirdiklerine dair elimizde kesin deliller yoksa da,  tutum ve beyanlarından, bu olayı soruşturan Cumhuriyet Savcısını dahi tehdit etmelerinden,  bu saldırıyı en azından teşvik edenlerin; iktidarın küçük ortağı bir partinin tepe yöneticileri olduğunu,  söyleyebiliriz. 

Ana muhalefet partisi liderine yönelik olarak  başlayarak,  birçok gazeteci ile devam eden bu sistematik saldırılar; Cumhur İttifakının,  ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve düşmanlaştırıcı söylemleriyle oluşan iklimde boy göstermiş ve bu saldırıları yapanlar; anında yakalanarak hak ettikleri en ağır şekilde cezalandırılamadıkları için,  eylemciler cesaret kazanarak, bu organize  eylemlerini sürdürmeye devam etmektedirler. 

Muhalif siyasilere ve gazetecilere yönelik bu eylemler; demokrasimize ve özgür düşünceye yapılan saldırılardır, muhalefeti yıldırmaya ve susturmaya yönelik silahlı ve şiddete dayalı bu eylemler, bize göre siyasi terör eylemleridir. 

Gelecek Partisi Genel Başkan yardımcısı Selçuk ÖZDAĞ'a yönelik silahlı saldırı eylemi, demokrasimiz adına çok üzücü ve düşündürücü bir eylemdir. 

Ancak, millet olarak hepimizi daha da üzen ve düşündüren,  acı veren şey;  demokrasiye, demokrasinin vazgeçilemez bir unsuru olan bir siyasi partinin genel başkan yardımcısına yönelik bu eylem karşısında; anayasaya göre, Türk Milletinin birliğini temsil eden, bu tür demokrasiye yönelik saldırı eylemleri karşısında, Türk Milletinin birliğini sağlamakla, bunun için halkın bu saldırı eylemi karşısında göstereceği tepkileri karşılamakla, yapacağı beyanlarla halkı sükunete davet ederek sakinleştirmekle, eylemi en ağır şekilde kınamakla görevli olması gereken partili cumhurbaşkanının; adeta,  bu saldırıyı zımnen tasvip eder gibi suskun kalarak bir kelime etmemesi, bu saldırıyı ağır bir şekilde kınamaması ve fail veya faillerin yakalanmaları için gayret sarf etmemesi,  çok düşündürücüdür. 

Türk Milletinin birliğini temsil etmekle görevli ve sorumlu cumhurbaşkanının bu menfur saldırı karşısında susma hakkı, yetkisi ve lüksü yoktur. 

Ceza hukukunda suça iştirak şekilleri vardır. 

Asli fail, fer'i fail, yani halkın anlayacağı anlamda tali fail. 

Maddi fail,  manevi fail gibi. 

Maddi fail; kısaca,  suç oluşturan eylemi maddeten ve fiilen gerçekleştiren, işleyen  kişi veya kişilerdir. Maddi failin de tali failleri olabilir. 

Manevi fail; asli manevi ve fer'i(tali) manevi fail olabilir. 

Asli manevi fail; suçu, eylemi gerçekleştiren kişi veya kişileri, bu suça azmettiren kişi veya kişilerdir. Azmettirme, azmettiren; fail de suçu işleme iradesini ve kastını yoktan oluşturan, faili doğrudan suça iten, ona suç işlemesi için talimat veren  kişi veya kişilerdir. 

Manevi failin, azmettireni yanında,  teşvik edeni de olabilir, teşvikciye de fer'imanevi fail denir. 

Azmettiren; failde suç işleme kastını ve iradesini yaratan ve onu doğrudan suça iten, suç işleme talimatını veren kişi olmasına karşın, teşvik eden; faili, yani eylemi gerçekleştireni,  doğrudan talimat verip yönlendirerek, onda olmayan suç kastını ve iradesini yaratan ve oluşturan,  onu doğrudan suç işlemeye iten kişi olmamakla birlikte, tutum ve davranışları, eylem ve söylemleriyle veya söylemek zorunda olduğu şeyleri söylemeyerek suskun kalmak suretiyle, zaten suç işlemeye karar vermiş olan kişi veya kişilerin,  bu suç işleme kararlarını güçlendiren, takviye eden, onları cesaretlendiren kişi veya kişilerdir. 

Her olayda sahne alarak saatlerce bağıra çağıra  konuşan, kendisini demokratik olarak  eleştiren muhalefet partilerini ve gazetecileri dahi,  terörist olmakla suçlayan partili Cumhurbaşkanı; anayasaya göre,  göreve başlarken yaptığı tarafsızlık ve anayasaya bağlılık yeminine, anayasaya göre Türk Milletinin birliğini temsil etmek gibi bir görev üstlenmesine rağmen, bu saldırı olayı karşısında hiç sesini çıkarmamış, olayı kınamamış ve sessiz kalmayı tercih ederek, hiç kusura bakmasın ama, bu tür saldırıları adeta teşvik eden bir tutum sergilemiştir. 

Partili cumhurbaşkanının; cumhurbaşkanlığı şapkasını giymesi gereken bu saldırı eylemi karşısında, cumhurbaşkanlığı sorumluluğunu hatırlamayarak sessiz kalması, eylemi kınamaması nedeniyle; kendisine, AKP Genel Başkanı sıfatıyla yapılan aır eleştiriler karşısında, derhal cumhurbaşkanı şapkasını giyip,  cumhurbaşkanı olarak hakarete uğradım demeye hakkı yoktur. 

Partili cumhurbaşkanı; son saldırı eyleminden sonra, eylemi kamuoyu önünde bizzat kınamayarak,  suskun kalması nedeniyle, şapkasını önüne koyarak, ana muhalefet partisi liderinin kendisine yönelik, sözde cumhurbaşkanı sözünü hak edip etmediğini yeniden düşünüp değerlendirmesi gerekir. 

Güner Yiğitbaşı

19/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Başınıza 65 Ton Taş Düşsün Sizlerin
Bu ülkede 65 yaş üstü insanlara yargısız infaz yapıyorlar, yargı kararı olmadan genelgelerle 65 yaş ve üzerini evlere kapatarak özgürlüklerini engelliyorlar. 

Bunlar arasında, geçinemeyip hala kayıt dışı çalışmak ek iş yapmak zorunda olan bir sürü insan var, iş yapıp para kazanacaklar ve evlerine ekmek getirecekler. 

Bunlara,  sokağa çıkamazsınız,  sadece saat 10. 00 ile 13. 00 arasında yaya olarak sokağa çıkıp hava alabilirsiniz, toplu taşıma araçlarına da binmeniz yasak diyorlar. 

Peki,  bu yasak ve kısıtlamalar  karşılığında siyasal iktidar onlara ne veriyor?

Kocaman bir hiç. 

Kendisi vermediği gibi, CHP'li belediyelerin onlara yapmak istedikleri yardımları da engelliyorlar,  insafsızca. 

CHP belediyeler üzerinden halk nezdinde itibar kazanmasın ve biz seçimleri kaybetmeyelim diye,  sadece kendi koltuklarını düşünüyorlar. Bunlar insanlıklarını kaybetmişler. 

Sen, 65 yaş ve üzerini gözden çıkardıysan açıkça ve erkekçe söyle. 

Devletin itibarı, saraylarla, uçaklarla sağlanmaz. 

Devletin itibarı, yaşlı insanlarına verilen değerle ölçülür batı toplumlarında. 

Siz; sarayınız,  uçaklarınız, zevk ve safahatınız, lüksünüz, yandaş müteahhitlerinizin ve oradan aldığınız ve yandaş vakıflara aktardığınız komisyonlarınız için hazinenin içini boşaltınız, ondan sonra da, sokağa çıkma yasağı getirdiğiniz insanlara, işyerlerini zorla kapattırdığınız esnafa bir kuruş devlet yardımı yapmayınız. 

Sanki, babanızın parasını vereceksiniz. Vereceğiniz para,  vatandaşın vergilerinden oluşan kendi parası, kendi parasıyla rezil olan insanların yaşadıkları bizden başka bir ülke,  yok sanırım. 

Bu ülkenin nüfusu yaklaşık 90 milyon olmuştur. 

Siyasal iktidar olarak,  böbürleniyorsunuz ve 18 seneye rağmen,  hala iş başında kalmaya devam etmek istiyorsunuz ama, etkinliği bile tartışmalı olan Çin aşısını bile,  insanlara, özellikle yasaklar koyduğunuz eve hapsettiğiniz 65 yaş üstü insanlara,  hala tedarik edip uygulayamadınız. 

Topu topu 3 milyon doz aşı alabildiniz büyük bir gecikmeyle. 

Her insana iki doz vurulacağına göre;  3 milyon aşı, ancak 1. 5 milyon insana yetecek bir aşı. 

90 milyon insana karşılık 1. 5 milyon insana yetecek bir aşı. 

Siz;  acz içindeki, insanlarına dandik Çin aşısı bile tedarik edemeyen bu ülkeye,  itibarlı ülke mi demektesiniz? Sevsinler sizin itibarınızı. 

Size bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Türkiye Cumhuriyetinin itibarı ile siyasal iktidar olarak kendi itibarınızı birbirine karıştırmayınız lütfen. 

Siz, içte ve dışta,   itibarını yitirmiş, ülkeyi yönetemeyen,  hiç kimseye güven veremeyen bir iktidar konumuna düşmüş bulunuyorsunuz. 

ATATÜRK'ün kurduğu,  sizin şu anda tanınmaz ve itibarsız hale getirmeye çalıştığınız T. C. Devletinin itibarı; ATATÜRK gibi,  Dünya'nın bir numaralı asker ve devlet adamının başarıları ve itibarından, sizden önceki dönemlerdeki devlet geleneklerinden gelmektedir. Size rağmen,  T. C. Devleti olarak,  itibarımız içeride ve dışarıda  hala çok güçlüdür. 

Devletin itibarı için,  sizin saraylarınızın ve uçaklarınızın katkısına hiç gerek yoktur. Bilakis,  sizin saray ve uçaklarınız, mevcut itibarımızı da alıp götürmektedir. 

Neymiş efendim, siyasal iktidarın ileri gelenleri, milletvekilleri, siyasi parti liderleri,  tanınmış politikacılar,  sıra harici ve öncelikle aşı olmalılarmış ki; aşı karşıtı insanlarımız da,  onları örnek alarak, çekinmeden ve  korkmadan aşı olmalılarmış. 

Hadi oradan sen de. 

Aşı olma sırasını torpillemenin mazeretidir bu aymazlığınız. 

Madem öyle, bu aşının 3. faz çalışmasında niçin denek olmadınız?

Yok öyle yağma, siz bu milleti enayi mi zannediyorsunuz?

Seçim olursa şayet, sandıkta göreceksiniz bu milletin, özellikle 65 yaş üzerindeki insanların uyanışını ve tokatını. 

Ben,  71 yaşındayım, bu ülkeye, üç beş evraktan ibaret dosyası olan  basit it, uğursuz, adi hırsız yargılayarak değil, klasörlerle ifade edilen önemli dosyaların savcı ve hakimi olarak 25 sene hizmet ettim, ama,  daha ne grip, ne zatürreye ve ne de korona aşısı olamadım. 

65 Yaş üzeri insanları anayasaya ve yasalara aykırı olarak evlerine hapseden ve suç işleyen,  toplu taşım araçlarını dahi yasaklayanlar, bu yasakların bir an önce kalkması için, bu insanlara acilen aşı bulup,  onların yargısız infazlarını sonlandırmak zorundadırlar. 

Tabi gerçekten itibarınız ve insanlığınız varsa. 

Güner Yiğitbaşı

17/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget