Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Allah Korusun Bir Trump Da Bizde Çıksa Ne Olur?
Hepiniz biliyorsunuz artık, televizyonlardan izlemiş olmalısınız. 

ABD başkanlık seçimlerini kaybeden Trump;  semptomlarını daha seçimlerden önce vermeye başladığı,  koltuğu devretmeme niyetini, dün itibariyle fiilen uygulamaya koymuş, taraftarlarını tahrik ederek, başkan yardımcısının başkanlığında toplanan senatoda, eyaletlerdeki ikinci seçmenlerin oylarının tutanaklardan sayımlarının yapılarak başkalık seçimini kazanan BİDEN'in başkanlığının resmen tescil edileceği sıralarda, Trump taraftarları ABD Kongresini basarak kan dökmüş,  dört kişinin ölümlerine ve birçok kişinin de yaralanmalarına neden olmuştur. 

Allahtan, ABD de en başta yargı olmak üzere, demokrasinin denetiminden sorumlu tüm kurumlar,  dindik ayakta oldukları ve sağlıklı çalıştıkları, başkan yardımcısının dahi, kendi lideri Trump'ın,  sayımları durdurması için verdiği emri, demokrasiye ve anayasaya aykırı bulanarak uygulamaması ve Trump'a karşı durması nedeniyle, Trump'ın; aslında çok planlı ve sinsi olarak uygulamaya koyduğu,  demokrasiyi katlederek koltuğunu muhafaza etme çabası,  sonuçsuz kalmış , ABD demokrasisi ve ABD halkının iradesi kazanmıştır. 

ABD seçimlerinin sonuçlarını hazmedip kabullenemeyen bir Trump da, şayet yapılması mümkün olursa, ülkemizde yapılacak ilk seçimlerden sonra ülkemizde ortaya çıkarsa, seçim sonuçlarını kabullenmezse ne olur acaba? diye düşünmeden edemiyoruz. 

Bize göre daha demokratik bir ülke olan,  denge ve denetim sistemleri, sivil toplum örgütleri, yargısı işleyen, aydınları daha bilinçli olan ABD de dahi sahne alabilen,  seçimi kaybetmesine rağmen,  seçim sonuçlarını kabullenmeyen ve koltuğu bırakmamakta direnen Trump örneği, çabaları sonuçsuz kalsa da, haklı olarak, bizlerin de  gözünü korkuttu. 

Korkmakta haklıyız da. Zira, şiddete dayalı olmasa da, bağımlı yargı ve devlet gücü kullanılarak 31. Mart yerel İstanbul  Büyük Şehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde bunun küçük bir örneğini Türk Ulusu olarak bizler de gördük ve yaşadık. 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini kaybeden iktidar partisinin emrindeki,  bağımlı Yüksek Seçim Kurulu, hukuka aykırı olarak, hiçbir haklı gerekçe olmadığı halde, aynı seçmenlerin aynı sandığa attıkları, ilçe belediye başkanlarının ve büyükşehir dahil,  tüm belediye meclis üyelerinin seçimlerine ilişkin  diğer oyları geçerli sayarak,  sadece İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı seçimlerini iptal etmiş ve seçimler yenilenmiş, Haziranda yapılan ikinci seçimde daha ezici çoğunlukla kaybeden iktidar partisi,  kerhen seçim sonuçlarına boyun eğmek zorunda kalmış, ancak kaybettiği İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanının görevini layıkıyla yapamaması için elinden gelen engeli hala ortaya koymaya devam etmektedir. 

Kısacası,  demokratik seçim sonuçlarını, halkın iradesini kabullenmeme konusunda, Türk Halkına kötü bir örnek yaşatan AKP iktidarının ve onun genel başkanının, yapılacak bir Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerini kaybetmesi ve halkın iradesiyle demokratik olarak iktidardan düşürülmesi halinde, bu seçim sonuçlarına uymama ve saygı göstermeme gibi, antidemokratik bir tavır sergilemesi halinde; bu,  Türk Demokrasisinin tümüyle sona ermesi sonucunu doğurur. 

Zira, ülkemizde şu anda bir anayasa var ise de; devlet,  adeta parti devletine dönüştürülmüş, anayasa fiilen rafa kaldırılmış, meclis;  işlevsiz bırakılmış, partili Cumhurbaşkanının her istediği yasayı aynen kabul eden bir onay makamı haline gelmiş, yargı bağımsızlığını tamamen yitirmiş, partili Cumhurbaşkanının talimatlarını uygular hale gelmiş, Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bağlayıcı kararlarına uyulmayarak,  bu kararlar ayaklar altına alınmış, seçimleri denetleyen Yüksek Seçim Kurulu,  bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirmiş, halkı sindirilmiş, medyası iktidar tarafından kuşatılmış, sivil toplum örgütleri, tüm denge ve denetim sistemleri yok edilmiş, devlet kadroları yandaşlarla doldurulmuş, sivil ve asker silahlı kuvvetleri iktidar partisinin lehine politize edilmiş, kısacası devletin tüm kurumları işlevsiz hale getirilmiş olan ülkemizde; iş başındaki iktidarın Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerini kaybetmesi halinde; ülke olarak, demokrasimizin korunması için, iş başındaki iktidarın seçim sonuçlarına ve halkımızın iradesine saygı göstermelerini umut ederek beklemekten başka,  hiçbir şansımızın olmadığını belirmek ve tüm olumsuzluklara rağmen; ülkemizde,  demokrasinin galip geleceğine, en başta siyasal iktidar olmak üzere, herkesin, seçim sonuçlarını kabullenme demokratik olgunluğunu göstereceğine inanıyoruz. 

Güne Yiğitbaşı

08/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Sandık Sonuçlarına Saygı Göstermeyen Herkesin Kulaklarına Küpe Olsun
Seçimi kaybeden ve bunu hazmedip kabullenemeyen ABD Başkanı Trump'ın açık kışkırtmaları ve yaptığı çağrı nedeniyle; seçimlere hile karıştırıldığı ve Trump'ın seçimi kaybetmediğine inandırılan Trump yanlısı fanatiklerin; dün.   ABD Kongre Binasını basarak içeriye girip şiddet uygulamaları ve 4 kişinin ölümü ve çok kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan.  ancak sonuçsuz kalan faşist başkaldırı eylemi; sandık ve demokrasinin gücü ile iş başına gelen.   ancak seçimi kaybetmeleri nedeniyle;  sandığı.  halkın iradesini yok sayan. demokrasi havarisi gözükmelerine rağmen. Demokrasiyi ve sandığı.   sadece kendileri için var sayan. Demokatik anayasalarına rağmen. ruhlarında faşist ve demokrasi düşmanlığı eğilimi taşıyan herkesin. kulağına küpe olmalıdır. 

ABD de dün vuku bulan Kongreye yönelik darbe girişimi; halkın iradesinin önünde.   hiçbir gücün duramayacağını.  halkın iradesine rağmen.   fiili bir durum yaratılamayacağını açıkça ortaya koymuştur. 

Dünya'ya karşı demokrasinin beşiği olmakla övünen ve demokrasilerin olmadığı ülkelere demokrasi ihraç etmeye kalkışan ABD; halkın iradesini tanımayan ve yok sayan faşist Trump'ın kışkırtmalarıyla Kongre Binasını basan Trump yandaşları yüzünden Dünya'ya rezil olmuş ve büyük bir itibar kaybetmiştir. 

Bu nedenle.  seçimi kazanan BİDEN'in;  öncelikli görevi. icraatlarıyla.  en başta Trum'ın kendisi olmak üzere.  Kongre baskınına katılan darbecilere hak ettikleri yargı yolunu açarak.  ABD demokrasisi üzerine düşürülen bu kara lekeyi silmek olacaktır. 

Seçimi kaybeden ve buna rağmen direnen.  taraftarlarını.  Seçim sonuçlarını tescil edecek olan ABD Kongresini basmaları için tahrik eden Trump'a; tüm demokrasi Dünyası.  aslında teşekkür etmelidir. 

Zira.  Trump gider ayak yaptığı bu son çılgınlıkla; istemeden de olsa.  halkın iradesinin gücüne katkı sunmuş ve halkın iradesine rağmen. faşizmin ve demokrasi karşıtlığının asla muzaffer olamayacağını.   tüm Dünya'ya göstermiştir. 

ABD de dün vuku bulan kanlı kongre baskını;  Trump zihniyetinin.  demokrasi karşıtlığının.  sandık sonuçlarını yok saymanın.  halkın iradesine karşı durmanın.  mızıkçılık yapmanın bir çıkar yol olmadığını. kendi iktidarlarını borçlu oldukları demokrasiye ve halkın iradesine saygılı olmayanların.   yok olup gitmeye mahkum olduklarını göstermesi açısından.  herkesin kulaklarına küpe ve ülkemizde ABD seçimlerini Trump'ın kazanması için duacı olanlara da. kapak olmalıdır.  

Güner Yiğitbaşı

07/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

“İnsanlığın en önemli kazanımlarından biri laikliktir”

Yobaz Kime Denir Ve Gericilik
Ülkemizin şimdilerde çağdaşlıkla gericilik arasında sancılarını çektiği, Atatürk’ün rotasını çizdiği Laik TC nin geleneksel rotasından 18 yıldır saptırmaya çalışan, günümüz iktidarının irticaya yeşil ışık yakan eylem ve davranışlarını “kızım sana diyorum gelinim sen anla” biçiminde adeta anlatan bu güzel uyarılar video şeklinde adresime gönderildi.
Ben de bu çok önemli uyarıları içeren konuşmayı videodan çözerek siz o okuyuculara sunmak istedim. Gerçekten de ülkemiz bu uyarıların sancıları içinde kıvranmakta ve bunların hemen hepsi günümüz iktidarının yönetiminde yaşanmaktadır. Laik TC ne karşı, Cumhuriyetin tüm değerlerine karşı “dinci” yapılanma adı altında irticai bir kavga havası görülmektedir.
Bu video Youtube kanalı ve ASM TV da https//youtu-be/guytc3aixe adresinde yayınlanmaktadır. Belki bu adrese ulaşılamaz düşüncesi ile -Yobaz kime denir ve gericilik- başlığı altında yazıya aktardım. Umarım yararlı olur.  Aşağıdaki yazının sesli metni adresini verdiğim bant kanalında aynen şöyle sözlü olarak uyarılmaktadır:
“Müslümanlara gerici ve yobaz diyormuşuz, büyük palavra, kimin neye inandığından bize ne. Birinin dinsel inanç ve kanaatlerini sorup sorgulamak bile saygınlık zaten, kime ne? Evet, biz gerici ve yobaz kavramlarını çokça kullanıyoruz, kullanmaya da devam edeceğiz. Birine hakaret etmek için, ya da karnımızın şişi insin diye gerici ve yobaz demiyoruz ama.
Gericilik tıpkı ilericilik gibi tarihsel kökenleri siyasal ve sosyal, göece felsefi anlamları olan bir kavramdır. Söylediğimiz o kadar net o denli anlaşılır ki aslında, insanlığın en önemli kazanımlarından biri laikliktir. Laikliğin tanımı çok açık, dinin dinsel olayının dinsel referansının siyasal ve kamusal alandan tamamen çıkarılmasıdır.  Siyasal ve kamusal, zihinsel formalardan, vesayetlerden, baskılardan tamamen arındırılmasıdır. Laikliğin söylediği çok açık, din siyasal alandan dışarı, din kamusal alandan dışarı, din ana sınıflarından, ilkokullardan, ortaokullardan, liselerden, üniversitelerden dışarı; din parlamentodan, devlet dairelerinden dışarı;  din hastaneden, postaneden, dershaneden dışarı.  İnsanlar hangi dine inanıyorlarsa o dinin ibadethanelerinde, kendi özel yaşam alanlarında kendi dinlerinin gereklerini yerine getirebilirler, buna kim ne hakla karışır ki zaten.

Yobaz Kime Denir Ve Gericilik
Gericilik nedir?  Anaokulunda okuma yazma bilmeyen bebelere, ilkokulda henüz zihinsel seviyesi gelişmiş çocuklara mistik öğretileri, soyut hikâyeleri, metafizik anlatıları aşılayıp anlatıları anlatıp din propagandası yapmak bir gericiliktir.
(Bu arada bir video gösterimi devreye girerek türbanlı bir bayan, bir haber bülteninde olsa gerek, şunları söylüyordu:
“Sayın seyirciler,  Diyanetin 3-6 yaş grubu kurslarına ilgi her geçen gün artıyor. Programın öncelikli amacı çocukların yaşları gereği ihtiyaç duydukları gelişim süreçlerine katkıda bulunmak.”
Ortaokullarda liselerde din dersinin zorlaması bir zorbalıktır. Bilimsel ve nesnel düşüncenin merkezi olması gereken üniversitelerde, kamusal alanlar olan öğrenci yurtlarında toplu namaz çağrıları, umre duyuruları, siyasal dincilik sohbetleri, dinsel hegemonya baskı aracı dolayısıyla yobazlıktır. Din eğitimini isteyene verip talep edilmesi gerekenlere verilmesi gereken bir hizmet olmaktan çıkarıp istemeyene bir dayatma haline getirmek gericiliktir.
Öğle tatilleri, mesai saatlerinin, sınav takvimlerinin herhangi bir dinin ibadetine göre düzenlenmesi, okul, hastane, adliye ve devlet dairelerinde herhangi bir dinin ibadetine yönelik ibadethaneler açılması, çocukların korku ve yasaklarla eğitilmesi, dinsel saiklerle, beden eğitimi, müzik gibi derslerin kaldırmak istenmesi; evrim ünitesi yasaklanırken kaldır, dinsel kökenli efsanelerin derslerde anlatılması, örnekler saymakla bitmez, bunlara gericilik demeyecek de ne diyeceğiz.
Depremlerin oruç tutmayanlar yüzünden gerçekleştiğini savunmak, gericiliktir.
“Bu arada başı sarıklı Cübbeli Ahmet Hoca, bir videoda devreye girerek şunları söylüyordu: “Depremler, felaketler, doğal afetler yaptığımız kötülükler, yaptığımız hatalar sebebiyledir”.
İşçileri hakkı olan kıdem tazminatının, helal olmadığını savunmak gericiliktir.
Bu arada yeşil sarıklı sakallı bir adam videodan devreye girerek şunları söylüyordu:
Vicdanlı bir Müslüman isek eğer irdiğimiz işveren bize dolgun bir maaş veriyorsa, gerçekten ihtiyacımızı giderecek 2500 lira maaşımız da veriyorsa, bütün haklarımızı da bize ödediyse, gün gelir bizi işten çıkarıyorsa kardeşim o Müslümanın tazminat istemeye hakkı yoktur”.
Çünkü soruda ihbar tazminatını da sormuşlar,  ihbar tazminatına cevaz vermiyorsa, Türkiye’de anne sütü bankasının olmasına karşı çıkma gericiliktir. Organ nakline karşı çıkmak gericiliktir.
Burada bir video devreye girerek başı beyaz sarıklı sakallı bir adam şunları söylüyordu:
Bu vücut senin değil, senin olmayan bir şeyi sana ait olmayan vücudunda bir organı başkalarına veriyorsun, ben ölmeden bunu alsınlar başkasına ver, diyorsun.
Mahkeme kararlarında ve hukuki metinlerde “kul hakkı” gibi Tanımların yer alması, hak kavramının dinsel referanslarla açıklanması gericiliktir.
Henüz soyut, somut ayırımını yapmaktan yoksun parmak kadar çocuklara şehitlik, ölüm, Cennet propagandası yapmak gericiliktir.

Yobaz Kime Denir Ve Gericilik

Hastanenler, hastaların bilimsel yöntemlerle iyileşmesi için kamu hizmeti veren yerlerdir. Bu kurumlarda hastalara bilimsel olmayan “manevi rehberlik merkezleri”, personele mesai çıkışı Kuran kursu düzenlemek gericiliktir. Okullarda çocuklara hiçbir bilimsel veri ve yönü olmayan Cennete otostop gibi kitapları dağıtmak gericiliktir. Üniversitelerin kapısına cemaat liderlerine, tarikat şeyhlerine açarken evrim sempozyumu afişini yasaklamak gericiliktir.
Türkiye’de son yıllarda bebeklerine aşı yapılmasını ret edenlerin çoğalması ve aşı karşısında olmaları gericilik yüzündendir.
Bu arada bir video devreye girerek sarıklı bir konuşmacı şunları söylüyordu:
“Benim kardeşlerime tavsiyem şudur, aşı olmamalarıdır. Kesin bir şey olanaktan değil yani kesin bir bilgim yok, bir bilgi sahibi olduğumdan değil, sebebi de, aşıların içerisinde var olan maddeleri gizliyorlar ve birçok insan aşıların içerisinde ne olduğunu bilmiyor ki bazı kardeşler bu tavsiyelere uyaraktan aşılarını vurmadılar ve çocukları da sapasağlam. Onların anlattığı gibi olmadı çocuklar”.
Aşıya itiraz ederken hacamata, sülüğe, homopati şarlatanlığa prim verme gericilikti. Nuh adlı bir peygamberin oğluyla cep telefonu ile konuştuğunu ciddi ciddi savunan akademisyenin saçmalıkları gericiliktir. Geçmişte ileri teknoloji var diyen Nuh aleyihisselam zamanında çok yüksek bir teknoloji var idi, günümüzden daha yüksek bir teknoloji var idi günümüzden daha iyi bir teknoloji var idi” saçmalığı gericiliktir
Bu arada başı dazlak kravatlı bir adam devreye girerek şunları söylüyordu:
“Nuh aleyhisselam zamanında ileri teknoloji var idi, günümüzden daha ileri teknoloji var idi”.
Vaizlerin okullarda on yaşındaki çocuklara şehitlik örgüsü yapması gericiliktir.
İşçi alımlarda burçlar göz önüne alınmalıdır” diyen doktora tezlerini kabul edilmesi gericiliktir. TÜBİTAK’ın desteklediği kansere karşı dua ve tilo evliyaların kerametleri projesi gericiliktir.
Deve sidiğinin şifa olduğunu savunan doçent gericidir mesela. Bir üniversite çatısı altında müziğin haram olduğunu savunan bildiriler dağıtmak gericiliktir.
Yılda iki bin işçinin iş cinayetlerinde öldüğü Türkiye’de, “kader kaza” deyip işçi bu cinayetlerini görmezden gelip patronları aklamak da gericiliktir. Memleketin dört bir yanını karanlık bir ağ gibi saran tarikatlere, cemaatlere, tekkelere, medreselere ve bunların yasal yüzü olan dernek ve vakıflara sivil toplum örgütü muamelesi çekmek gericiliktir.
Kız çocuklarının dokuz yaşında buluğa erdiğini ve evlenebileceklerini savunmak yalnızca gericilik değil, aynı zamanda sapıklıktır da. Bu saydıklarımızın gericilik olmadığını söyleyenler zaten din devletine, şeriat hukukuna fittir. 

Yobaz Kime Denir Ve Gericilik
Çok açık net berrak bir anlaşılabilir bir dille söyleyelim, dinsel kural ve referansların, dinsel bakış ve anlayışın siyasal kamusal alana girmesine vesile olan, neden olan, özne olan hangi partiden ve kim olursa olsun, tarihsel, felsefi, ideolojik olarak gericiliktir. Yer gök, dağ taş buramatikleştiriyorken tıp fakültelerinde ders olarak sabır, sukut, rükün, tevekkül, sabır, dua kader anlatıyorken insanlığın en önemli kazanımlarından laiklik suç haline getiriliyorken elbette yobaza yobaz, gericiye gerici, karanlığa karanlık diyeceğiz. Cahilleştirme ve yobaz üretme düzeneğine itiraz edeceğiz. Elbette imam hatiplerin sadece bir okul olmadığını, operasyonel işlevi olan ve bu coğrafyada laik, aydınlanmacı, ilerici ne varsa yok etmeye adanmış gerici düşüncelerin eğitim merkezleri olduğunu söyleyeceğiz. Elbette türban neyi örtüyor sorusunu daha güçlü bir şekilde soracağız. Türbanla sarıp sarmalanan yağmayı, talanı, haramiliği akla açılan savaşı bilim ve teknikle kadın düşman lığını iş cinayetlerini hepimize dayatılan Orta Çağ zencilerin saltanatını paraların iktidarını afişe edeceğiz. Laikliği, aklı, ilericiliği savunursanız AKP güçlenir zırvası çok eski bir zırvadır. Bu ülkenin ilerici insanlarını geleceğin kuyruğuna takma hevesi modası geçmiş bir safsatadır. Bu ülkenin yobazlarla, gericilerle, faşistlerle, patronlarla mücadele etme gücüne bilgisine, kararlılığına sahip aydınlık insanların palavralara, safsatalara, zırvalara karnı toktur.
Karanlığa karanlık, yobaza yobaz demek, gericilikle mücadele etmek bizim işimiz.

Cevat Kulaksız

Yazıya çeviren Cevat Kulaksız

Arı Kovanına Çomak Sokmak
Ahtapot gibi, duramıyor,  her yere elini ve kollarını uzatıyor. 

Oturmuyor yerinde bir türlü. 

Her yere uzanmak,  her yeri sadakatli yandaşlarıyla kontrol altında tutmak ve ele geçirmek istiyor. 

Bir yerleri karıştırmasa,  rahat edemiyor. 

Ülkede, zaten huzur yok, kalan kırıntı huzur dahi batıyor kendisine. 

Elindeki sonsuz, denetimsiz, kontrol edilemeyen yetki ve gücü,  her alanda ve 24 saat kullanmak istiyor.  

Güç ve yetkilerini,  anayasa ve yasaların sınırlarını da aşarak azami derecede kullandıkça, elindeki gücü daha fazla kullanmak istiyor, doymuyor güç gösterisine. 

Hiçbir şeyden mutlu ve tatmin olmuyor, rahat ve huzur batıyor adeta kendisine. 

Ülkenin ve insanların huzurunu sağlamakla görevli ve insanların huzur içinde yaşamalarını sağlamaktan sorumlu olmasına rağmen; anayasa, yasa ve etik dışı eylem, söylem ve icraatlarıyla, insanların ve toplumun huzurunu bozuyor, anarşi çıkartıyor ve bundan zevk alıp besleniyor. 

Bunu siyasetinin temeli yapmış ve ülkeyi ve dolayısıyla kendisini,  karanlık bir sona doğru iteliyor. 

Ülkenin;  çözülmesi gereken,  sosyo ekonomik, politik, askeri ve diplomatik birçok sorunu varken, huzur içinde eğitim veren ülkemizin tanınmış eğitim kurumu Boğaziçi Üniversitesine rektör atamak için, üniversitenin bünyesinde hiç mi liyakatli akademisyen kalmadı da, bu güzide üniversitemize dışarıdan, liyakatsiz, partili, siyasi geçmişi olan AKP'den belediye başkanı ve milletvekili aday adayı olup, adaylığa dahi layık görülmeyen bir kişi, sadakat kriteri esas alınarak,  Boğaziçi Üniversitesinin Rektörlüğüne atanıyor ve hiçbir olay yaşanmayan Boğaziçi Üniversitesinin içi karıştırılıyor. 

Üniversitenin öğrencileri,  çok haklı olarak,  dışarıdan atanan bu liyakatsiz ve politik kişiliği olan rektöre karşı çıkarak, anayasal direnme ve gösteri haklarını kullanarak,  bu atamaya barışçıl olarak karşı çıkıyorlar, üzerlerine düşen görevi yerine getiriyorlar. 

Bu usulsüz atamayı yapan saray; anayasal haklarını kullanarak bu atamaya yönelik protesto gösterisi yapan gençlerin üzerine polisi sürerek, orantısız bir güç kullandırarak üniversite öğrencilerini gözaltına aldırıyor, üniversitenin kapısına kelepçe vuruluyor. 

Üniversitenin akademisyenleri de, bu atamayı,  görev devir teslimi sırasında sırtlarını dönerek protesto ediyorlar. 

Protesto haklarını kullanan üniversite öğrencilerine yönelik bu kanunsuzluklar ne zaman yapılıyor? 

Saray'ın;  hukuk, adalet ve demokrasi reformu yapacakları müjdesini verdiği günümüzde yapılıyor. 

Bu mudur adalet ve demokrasi reformu?

Zaten inanan olmadı ama, inanır gibi olanların da umutlarını söndürdünüz, yok ettiniz. 

Kayyum rektör olarak üniversite dışından atanan rektörü, üniversitenin akademisyenlerinin ve öğrencilerinin hazmederek,  bu atamaya suskun kalacaklarını mı zannediyordunuz?

Tabii ki hayır. 

Bu atamanın amaç; bal yapmakla meşgul olan arının  kovanına çomak sokarak, bilerek ve isteyerek anarşi çıkmasına neden olup, ülkenin huzurunu kaçırmak, bundan siyasi çıkar beklemek ve anayasal demokratik haklarını kullanan öğrencileri,  teröristlikle yaftalamaktır. 

Bugün yapılan resmi açıklamalara göre; güya,  gözaltına alınan öğrencilerin sadece ikisi Boğaziçiliymiş, demek istiyorlar ki; protesto yapan kişiler, öğrenci değil teröristler. 

Madem öyle, sen devlet olarak,  bu kayyum rektör atamasını yapıp teröristleri kovanlarından niçin çıkarıyorsun, niçin provake ediyorsun?

Belki, muhalefetin yapması gereken ülkeyi karıştıran bu aymazlığı, iktidardaki sarayın yapması,  gerçekten anlaşılır gibi değil, bu ülkeye kötülük yapıyorsunuz, bu ülkenin temellerine, kin ve nefret tohumları ekiyorsunuz, bu tohumların yeşermesi halinde,  bu kin ve nefretin ilk önce sizi yok edeceğini anlayınız artık. 

Ben artık inanıyorum ki; ülke ve millet olarak,  çok büyük bir günah işlemişiz  ve bu günahımızın cezasını çekiyoruz. 

Çok yazık.  

Güner Yiğitbaşı

05/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu


Her Yeni Yıldan Ve Değişen Takvimlerden Medet Ummak
Korona virüs yasakları arasında, sessizce yeni yıla girdik. 

Bugün 01/01/2021. Yeni yılın ilk günü. 

Herkes,  yeni yıldan kendince iyi şeyler bekliyor. 

Son birkaç gündür herkes, sosyal medyada mesajlar yayınlayarak, yeni yılın sağlık, mutluluk, huzur, zenginlik ve barış getirmesini diliyor. 

Bilmiyorlar ki; içine girilen her yeni yıl, bir takvim olayı. 

İnsanlara sağlık, mutluluk, huzur, zenginlik ve barış getirecek olan;  yeni yıllar değildir,   biz insanlarız. 

Bizim doğru seçimlerimiz, yaşadığımız kötü olayları,  başımıza gelen önlenebilir kötülük ve felaketlerin nedenlerini,  aklımızı kullanarak sorgulayıp doğru analiz edebilirsek, önlenemez felaketler dışındaki tüm olumsuzlukları yok edip, umut ettiğimiz ve beklediğimiz, mutlu,  huzurlu, sağlık ve barış içinde bir hayat kurabiliriz kendimize. 

Çok değerli sınıf arkadaşım ve meslektaşım sevgili Leyla ALKAN; yeni yılın ilk gününde,  bugün,  facebook sayfasında çok güzel ve anlamlı bir paylaşımda bulunmuş,  sanki bizi destekler mahiyette. 

Paylaşımında diyor ki; ”Sadece takvim değişecek, dertler hep aynı, telaş yapmayın. ”

Ne kadar doğru. Yani,  yeni yıldan fazla bir şey beklemeyin diye bizleri uyarıyor. 

Sizler, aklınızı kullanmaz, olup biteni sorgulamaz, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayıramaz, her kötülüğün ve iyiliğin Allahtan geldiğine inanır ve doğru analiz yapamazsanız, yıllar ve takvimler ne yapsın?

Bu nedenle;  biz, yeni yıldan hiçbir şey beklemiyoruz. 

Sadece, insanlarımızdan;  Allah’ın kendilerine verdiği akıllarını kullanarak sorgulamalarını ve seçimlerde oy kullanmak dahil, tüm vatandaşlık görevlerini,  sorgulayarak ulaştıkları doğrulara göre yerine getirmelerini,  istiyoruz ve bekliyoruz. 

Ülkemizin;  pandeminin de etkinliğini artırdığı,  ekonomik ve sosyal bir kriz içinde bulunduğunun, emeklisi, memuru, esnafı ve işçisi,  herkesin geçim sıkıntısı çektiğinin, işsizliğin ve pahalılığın tavan yaptığının, Türk parasının sürekli değer kaybettiğinin, iç ve dış borçlarımızın arttığının, hazinede döviz kalmadığının, devlet haznesinin lüks ve gereksiz harcamalarla talan edildiğinin, bu çöküntünün müsebbibinin de, iş başındaki AKP iktidarının kötü yönetiminin olduğunun,  herkes tarafından bilinmesine ve bunda ittifak edilmesine rağmen; yapılan anketlere göre, iş başındaki AKP ve liderinin,  hala azımsanamayacak seviyede oy ve güven desteğine sahip olduğunun anlaşılması gerçeği karşısında; yeni yıldan iyi şeyler bekleyen biz insanların, bu kafada giderlerse, her yeni yıldan nafile iyi beklentilerine devam ederek,  kendilerini sürekli hayal kırıklığı yaşamaya mahkum ettiklerini söylemek zorundayız. 

Güner Yiğitbaşı

01/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

SEVGİ ELMASI
Erzurum’un dağ başı köylerinin birinde her bir şeyi bolca olan, köyleri de olan çok varsıllı bir ağa vardı. Köyün ve ağanın koyunlarını güden çok yoksul bir de çoban vardı. Biri varsıllığından biri yoksulluğundan bir türlü çocuklarının olmayışından mutsuzdurlar.
Yıllar akıp giderken Tanrı onların dualarını, çocuk özlemlerini hoş görüp ağaya kız, çobana da bir oğlan verdi. Kıza Zühre, oğlana da Tahir adını verdiler. Her ikisi de büyüyüp okul çağına gelince, köye ilk kez bir eğitmen verdiler, eğitmen öteki çocuklarla Tahir ve Zühre’yi de okula çağırdı. Gel gör ki, çoban Tahir’i yoksulluktan, Zühre’yi ağa babası da kem gözlerden esirgediğinden okula vermek istemediler.
Eğitmenin gayreti, Tahir ve Zühre’nin okula gitmeyi çok istemeleri ile okula kayıt edilip ilkokulu okudular. Bu arada birbirine sevgileri filizlendi. İlkokuldan sonra eğitmenin gayreti ile Tahir’i en yakın Pulur okuluna (köy enstitüsüne)  kayıt edildi.
İlkokuldan beri filizlenen Tahir ile Zühre’nin birbirine sevgileri de kendileri büyüdükçe büyür, derin bir derin bir tutkuya dönüşür. Tahir okuduğu Pulur okulunda saz çalmayı da öğrenmiş; Zühre’ye sevgisini çalıp söyleyerek dile getirir. Tahir öğretmen olmuş, kendisini okutan eğitmenin yanına tayin edilmiştir.
Tahir ile Zühre birbirini delicesine sevmekteler. Zühre aşkını pekiştirmek için Tahir’e “ant ver bana” deyince, Tahir sazı sözü ile aşkını Zühre’ye şöyle dile getirir:
Ben bir çoban oğlu sen bir bey kızı,
Bağlamış ikimizi bir ince yazı,
Tanık olsun gökte zöhre yıldızı,
Ölürüm de senden vazgeçmem Zühre,

Sen bir çiçek ben bir bal arısı,
Sen elmanın özü ben de yarısı,
Böyle mi olur Zühre kızın sorusu,
Dudağından gayri su içmem Zühre.

Ant verdim yolundan ayrılmamaya,
Bölüştük dünyayı yarım elmaya,
Canım adak seni tamamlamaya.
Gözlerinden gayri yol geçmem Zühre.
Köylük yerde çok yoksul çoban oğlu Tahir ile varsıl bey kızı Zühre’nin aşkı dilden dile, kulaktan kulağa yayılır da, kızını zengine vermek isteyen köy beyine gitmez mi? “Köyün çulsuz çobanın oğluna kız mı verilir” diye söylenir ağa, “davul bile dengi dengine” diye düşünür. Bu arada küplere biner.
Zühre’nin anası, gergefine gül işleyen kızına bir mani ile gönül eğilimini adeta sorar:
Gülün gölgesi olur,
Dalın dalgası olur,
Senin gölgende Zühre’m,
Kim yatar kim oturur.
Zühre gözü işte, eli nakışta, gönlü düşte bir mani ile yanıtlar anasını:
Benim gölgemde duran
Dal bedenimi saran,
Bir elmanın yarısı
Güneşi bana vuran.
Zühre’nin anası kızının bu deyişleri karşısında iyicene meraklandı:
Çobanın oğlu mudur?
Bu sevda kara mıdır,
Konuşurken görmüşler,

Sevdiğin doğrumudur.
Yanık Zühre iyicene aşkını açıklar:
Anam anam gül anam,
Adı Tahir bil anam,
Gölgemi ona verdim,
Gönlüm ana dal anam.
Kızı Zühre’yi beylere, ağalara vermeye düşünen varsıl ağa, Tahir ile Zühre’nin aşkını duyunca daha bir küplere biner, çoban babayı itip kalkar hakaret eder. Zühre’yi köyüne öğretmen de olsa, değil mi? Değil mi çoban oğlu Tahir’e vermez. “Çoban oğlu çoban kızına, ağa kızı ağa oğluna” diye düşünmektedir.
Tahir arkadaşı öğretmeni olan eğitmenle “Tanrının emri peygamberi gavli” diyerek ağadan kızı Zühre’yi isterse de varsıla ağa bin bir çeşit hile al düşünür, Tahir’i reddeder. Ama çoban oğlu öğretmen Tahir ile Zühre’nin aşkları iyicene dilden dile yayılırken, aşkları da iyicene ateşlenir közlenir, dillenir.
Ağanın zulmünden korkan baba çoban oğlu Tahir’e, “etme oğul, dünyada kız mı yok”, diye ağanın kızından vaz geçmeye çağırır. Tahir yılmaz, “âşıkların dili türküdür”, der şunları sazı ile söyler:
“Korkma çoban babam sen bey oğlundan,
Gönül kalesine karşı çıkamaz,
Topunu doğrultsa gelse karşıya,
Gülleyi gülleye verse yıkamaz”.

Korkma çoban babam devran değişti,
Beyler oğlu beyler netse boşuna,
Gönül binmiş gider aşkın atına,
Ardına atlılar katsa boşuna.

Korkma çoban babam gökte bir Hak var,
Satılmaz pul ile ne de köşk ile
Bir gün her yere yanı başına,
Gölgesini satar gelir aşk ile.

Ama ağada düzen çoktur.Ağa gider Erzurum’un bir büyüğüne rüşvetli hediyeli Tahir öğretmeni bizim köyden alın, kızım kurtulsun”, diyerek şikâyette bulunur. Düzen öyle, ağaya açıktır devletin kapısı, “devlet dediğin ağa yapısı”!  Diye düşünür, dil döker. Osmanlıdan kalan Erzurum büyüğü, “Cumhuriyet dediysek çoban oğlundan ağaya damat olur mu?”  diye yaltaklanıp Tahir’i Kars’ın, yazın bile zor gelinir gidilir bir dağ başı köyüne verir.
Bu haksızlığa başkaldıran, Zühre’nin aşkına dayanamayan Tahir elinde sazı trene biner Ankara’ya yollanır. Tren yollara, Emrah, Pir Sultan ellerine  (Sivas), Erciyes dağına, tren yolunda turnalara Zühre’si içinde destanlar söyler. Böylece varır Ankara’ya, büyük kapılara inerçıkar. Ama Tahir’i dinlemezler.
Bir de Atatürk’e Söyleyelim
Tahir olumlu yanıt alamaz, elinde sazı yanık yanık bir mermer merdivende sazı ile şunları söyler:
Adını çoban babamdan öğrendim Atatürk,
Yolun gelip bizim köye düştü mü?
Düşse idi kurar idin yasanı,
Yoksul üzre, fakir üzre, halk üzre.

Adını çoban babamdan öğrendim Atatürk,
Yolun varıp bizim yola düştü mü?
Düşse idi açar idin yolları,
Işık üzre, çiçek üzre. Gök üzre.

Adını çoban babamdan öğrendim Atatürk,
Yolun dönüp bizim ile düştü mü?
Düşse idi çeker idin bayrağı
Gönül üzre, ekmek üzre, halk üzre.

Adını çoban babamdan öğrendim öğrendim Atatürk,
Yolun geçip bizim yurda düştü mü?
Düşse idi tutar idin bu halkı
Ellerinden, artık düşmemek üzre.

Bir ulu kapının mermer basamağında bu sitemli deyişini duyan bir ulu kişi Atatürk buna Tahir’e şunları söylemiş:
“-Benim yolum senin köyün, senin yolun, senin ilin, senin yurdun üzre, ne ilenip duruyorsun, derdin nedir?”
Tahir, Zühre’li, ağalı, sürgünlü olayları bir bir başından geçenleri anlatmış baba Atatürk’e. Tahir’i dinleyen baba Atatürk kaşları çatılarak gürlemiş, mavi gözleri çakmak çakmak:
“-Nasıl olur? Ben değil miyim, paşalığı, ağalığı, beyliği kaldıran. Ben değil miyim bu yurtta çobanı beyle bir eden? Nasıl olur bu iş”.  Devamla şöyle demiş baba Atatürk:
“-Kalk ayağa. Doğru kendi köyüne gideceksin, orada işine başlayacaksın. Ben varken, ne bey, ne ağa kılına dokunamaz senin. Pulur okulunu da, o güzelim yasaları da, o güzelim işleri de çoban oğlu ile bey kızı okusun, bir olsun diye yaptım. Kalk haydi, köyüne dön, işine başla, sen benim çocuğumsun, köyde benim habercimsin: Korkusuz, ürküşüz yaşa, halk düzenini çıkar başa…
Geçmiş Telgrafın Başına Atatürk
Bu mutlu sözlerini söyleyen ulu kişi baba Atatürk onu köyüne yollamış (Tahir’i). Telgrafta şu ulu emri göndermiş her yana:
Bu günden sonra ne ağaya, ne bey halkı ezecek, ne de benim aziz halkım ağaya, beye kul olacak. Olacaksa, herkes hakka, yasaya kul olacak. Olacaksa herkes bir, kardeş olacak, ağa, bey, çoban olmayacak, olacaksa herkes hak içinde insan olacak. Olacaksa herkes halk içinde insan olacak işte bu kadar, her birimizin adı kavim kardeş Türk, bunları yazan ben, halkın babasıyım”. Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Tahir’in köye geri geldiğini ve de Atatürk’ün buyruğunu duyan ağa kızı Zühre’yi Tahir’e vermemekte direnir; aklı fikri kızını bir ağaya, beye vermektir. Ağa, “yasa Atatürk yasası ama kız da beni, yasada kızını şuna buna vereceksin” diye bir söz yok ya”, diyerekten horozlanır. “Ama “Cumhuriyet yasası benden güçlü çıktı, çoban oğlu benden güçlü çıktı kızı kaçırmazsam” diye de içinden işkillenir, söylenir, korkar.
Tahir’le Zühre’nin aşkları karşısında direnir;  çoban oğluna kız vermeyi gururuna yediremez. Kızı verimkârlarınsa da, öyle isteklerde bulunur ki anlatılmaz.  Bu arada kızı Zühre’yi kitli kapılarda saklar. Tahir’den Gümüşhane tarafında hiç kimsenin çıkamayacağı kayaların başına bayrak asmasını ister, Tahir gider asar. Susuz köyüne kayalık dağın ardından su getirmesini ister. Tahir bir Ferhat olur Şirin’e (Zühre’ye) kavuşmak için köyüne su getirir.
Bin bir düzen kuran ağa kızını (Zühre’yi) Gümüşhane beyine vermek ister. Ama bu aşk o denli dile düşer ki, maraba köylüler ağaya başkaldırır;  damat adayı beyler vazgeçerler.
Sonunda pişman olan ağa, Tanrı’nın verdiğini ben nasıl vermem kural” diyerek aymazlığından uyanır, Tahir’e verir Zühre’yi. Sonra hepsi evde, köyde, okulda, yolda, hakda, halkta her yerde birlik dirlik olmuşlar.  Tahir ile Zühre’nin üç oğlu olmuş, biri Gazi, biri Mustafa, biri de Kemal. Bu masalımsı öykü biter.
Gökten üç elma düştü:
Biri Tahir ile Zühre’nin gülüne,
Biri Mustafa Kemal’in yoluna,
Biri de bu masalın anası Türkçenin bal diline.

cevat Kulaksız

Ceyhun Atuf Kansu’dan alıntılayan Cevat Kulaksız

 

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget