Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Anıtkabir’i “Anırkabir” Yazan Atatürk Ve Cumhuriyet Düşmanı Akit

Türk Medyası’nın en gerici basın organı, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Akit Gazetesi, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda Atatürk düşmanlığına bir yenisini ekleyerek, Akit TV, 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarıyla ilgili haberinde, Anıtkabir’i “Anırkabir” alt yazısını kullandı.
30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarındaki canlı yayın sırasında kullandığı, Anırkabir” hakareti içeren alt yazı nedeniyle Akit TV hakkında tepkiler artarken suç duyurusunda bulunuldu. RTÜK üyesi İlhan Taşçı, yaptığı başvuruda şöyle dedi: “Atatürk’ün manevi şahsiyetine karşı yapılan bu ahlaksızca saldırı toplumda büyük infial yaratmıştır. Bu yayın kurulu, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldırıyı alışkanlık haline getirmiştir. Alt yazının sehven yayınlandığı, bir harf hatası olduğu biçimindeki savunma gerçekten uzaktır”.  Taşçı konunun derhal RTÜK gündemine alınarak Akit TV ye ceza verilmesini de istedi.
Bunun üzerine RTÜK de Akit TV nin yazısı üzerine harekete geçti. Yapılan açıklamada, “Devlet erkânının Anıtkabir ziyaretine ilişkin yayında AKİT TV nin kullanmış olduğu KUŞAK metni ile alakalı üst kurulumuz tarafından inceleme başlatılmıştır” denildi.
Anıtkabir nezdinde Atatürk’e hakarette bulunan Akit TV ye bir tepki de CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat’tan geldi, Milletvekili Karabat açıklamasında şunları söyledi:
-Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı eylemleriyle sıklıkla gündeme gelen Akit TV nin bir provokatif eylemi ile daha karşı karşıyayız. Yandaş kanalın özrü de onları aklamaz. Daha önce “Zulüm 1938 de son buldu”, “zurnanın son deliği” benzetmelerini unutmadık. Bu hata da aynı çürümüş zihniyetin ve bilinçaltının bir dışavurumudur”.
Zamanın Başbakanı RTE nin, Kuvayi Milliye’nin iki kahramanı için “iki ayyaş” demesinden, Laik TC nin aleyhinde bir söylem olan “dinci kinci nesil yetiştireceğiz” demesinden sonra, ne yazık ki Atatürk ve Cumhuriyet aleyhinde küfür ve hakarete varan resim, yazı, fotoğraflar başta Akit olmak üzere yandaş medyada yayınlar ve söylemler artmaya başlamıştı. Üstelik, Atatürk’ü koruyan kanunun kaldırılması için pankartlı gösteriler de yapılmaya başlamıştı. Demek ki Atatürk düşmanlarının istediği gibi, Atatürk’ü koruyan kanun kaldırıldığı zaman, daha da çok Atatürk aleyhinde hakaretler, saldırılar artacaktı. Böylece her vesile ile fırsat buldukça,  Atatürk düşmanları, Atatürk aleyhinde, her Türk’ü utandıracak hakaretlere başladılar. Üstelik AKP döneminde,  Atatürk adını taşıyan eser ve tesisler bir bir kaldırılmaya da başlamıştı.  

Anıtkabir’i “Anırkabir” Yazan Atatürk Ve Cumhuriyet Düşmanı Akit

Başta genel merkez olmak üzere, Türkiye’deki bütün Atatürkçü Düşünce Dernekleri (ADD) bulundukları yerin başsavcılarına başvurarak Akit TV si hakkında, Atatürk’e hakaretten dava açılması için ihbar ve şikâyette bulundukları öğrenildi.  
Akit gazetesi,  sürekli Atatürk hakkında küfür, hakaret, aşağılama gibi Atatürk düşmanlığını yansıtan yayınlara yer veren bu yayın kuruluşu, toplumun nefretini kazanmış, haklarında çeşitli davalar açılmıştı. Daha önceki (Kasım 2013) yıllarda yine Akit'in resmi Twitter hesabından paylaşılan fotoğrafta Mustafa Kemal Atatürk'ün yüzü, gözü morarmış ve kafasının yarıldığı görülen bir fotoğraf yayınlanmıştı.
Atatürk’e yapılan küfür ve hakaretlere pek çok örnekler verebiliriz.
Akit, başka bir sayısında fotoğrafı da olan bir yazı da “zulüm 1938 de bitti”  fotoğrafın üzerine  eklemiş.
Yine Akit Atatürk düşmanlığını sürdürürken, Rize Belediyesince Atatürk meydanından Atatürk anıtı meydandan kaldırılırken, manşetten, “Elhamdülillah Rize özgürlüğüne kavuştu”, diye yazmıştı. Akit’in daha nice Atatürk düşmanlığını yansıtan yazılarına rastlayabiliriz. Bütün bunları, bu saldırı ve hakaretleri, Atatürk’ü koruyan kanun bile varken “basın özgürlüğü” kılıfına koyamayız.
Atatürk ve Cumhuriyete yapılan küfür ve hakaret yanında, yine Akit’de yazan Abdurahman Dilipak bir yazısında, Atatürk dönemi için şöyle iftiralarda bulunuyordu: “Mustafa Kemal döneminde ilkokul seviyesinde bira dağıtıldı. Vatandaşlara eroin satılıyordu”,
Atatürk’e yapılan bu saldırıları, hakaretleri gören bir Rus yarbayı bir yazısında üzüntüsünden, Atatürk sanki başka bir milleti kurtarmış gibi” diyor.
Sonuç olarak, kısaca devletin bütün yönetim kadrolarında bulunan bütün yetkililer, Atatürk’e yapılan haksız eleştiri ve saldırılar karşısında şiddetle tepkisini göstermelidir.

Cevat Kulaksız

Bugün 1 Eylül Sonbaharın İlk Günü

 Sağlıklı yaşlı insanların,  sonbaharlarını, hayatın son demlerini yaşadıkları ve arkasından ölümün geleceği benzetmesi yapılır ve söylenir. 

Aslında, doğanın mevsimsel bir dönemini ifade eden sonbahar;  ölümsüzdür, her yaz mevsiminden sonra sonbahar yeniden gelecek ve yaşanacaktır. 

Bu,  mevsimler arasındaki bir nöbet değişikliğidir. 

Sonbaharın arkasından da, kışın  gelmesi, yeni ilkbahar, yaz ve sonbaharların habercisidir, ayrılık olmadan kavuşmanın olamayacağı gibi. 

Ben, arkasından uzunca bir kış mevsiminin geleceğini bilmeme rağmen, kışın da iyi yanlarını empati yaparak ve kışı yaşamadan yeni bir ilkbahar, yaz ve sonbaharın gelemeyeceğini bildiğim için, sonbaharı mevsim olarak çok severim. 

Sonbaharı; bir hüzün ve hazan mevsimi olarak kabul ederek asla hüzünlenmem. 

Sonbahar; 

İlkbahar ve yaz mevsimlerinin iyi yanlarını alan, ilkbahar ve yaz karışımı tadında,  gökyüzünün masmavi parlak, güneşin yakıcı ve sıkıntı verici yaz sıcaklığının azalarak acımasızca  yakmadığı, insanın tenini ve yüreğini ısıtan ve huzur veren  tatlı bir  ılıklığa dönüştüğü, 

Denizlerin; yaz mevsimi boyunca sahillerde gün boyu misafir ettiği insanların,  hırçın ve acımasız, zaman zaman da kirleterek kullanımının verdiği yorgunluğu giderip dinlenmek için, yatıp uyumaya dalmış gibi sakinleştiği, genellikle dümdüz ve dalgasız sakin olduğu, 

Doğadaki, her cinsten bitki ve ağaçların; ilkbahar mevsiminden başlayarak, ilkbahar ve yaz mevsimleri boyunca, yine biz insanlara gece ve gündüz hizmet etmenin yorgunluğunu atmak için, artık uyku vaktinin geldiğini anlayarak, uykuya geçmeden önce,  çiçek ve yapraklarını renk cümbüşü halinde renkten renge dönüştürerek insanlara son bir görsel şölen sunduğu, arkasından da yapraklarını tamamen  döküp soyundukları ve uykuya daldıkları, 

Sararttığı ve kızıllaştırdığı güzel ağaç yapraklarının; sevgi ve duygu dolu gençler tarafından, özünde yine ağaç olan defter ve kitap yapraklarının arasına konularak, defter ve kitap sayfalarını süsleyerek özüne döndüğü, fotoğraf meraklısı duygusal insanların ve sevgililerin, fotoğraf makinaları ellerinde,  doğa ile iç içe oldukları, renk cümbüşüne dönen, üzerinde çeşitli renkleri barındıran ve  dökülmeyi bekleyen,  yapraklarını gönüllerimize dökme hazırlığındaki o güzelim ağaçların fotoğraflandığı,  

Göçmen kuşların, kilometrelerce uçmayı göze alabildikleri ve kalıcı yuvalarına kavuşmak için kanat çırptıkları, 

Çiftçilerimizin ekip biçip hasat ettikleri ürünlerini satarak,  ceplerinin az da olsa para ile dolduğu, 

Balıkçılarımızın, avlanma yasağı biterek denizlere açılıp ağlarına doldurdukları balıklarla,  insanlarımıza bolca beyaz et sunmaya ilk adımlarını attıkları, 

Bazı yiyecek ürünlerinin yetişip olgunlaştıkları, bollaşıp nispeten ucuzladıkları,  hanımların mutfaklarına ilişkin kış hazırlıklarını tamamladıkları, 

Okul çağına gelen minik yavrularımızın, okulla tanışıp, okuma yazmayı, ortak yaşamı, arkadaş sevgisini ilk kez öğrenmeye adım attıkları, 

Hastaların, ne sıcak ve ne soğuk, ilkbahar ve yaz karışımı ılık havasından yararlanarak, erteledikleri ameliyat masalarına yatıp, sıkıntı çekmeden şifa bulmayı planladıkları,  

Yine, yaz boyunca tatil ve dinlenme amacıyla ülkenin dört bir yanına dağılan  insanlarımızın, asıl ve kalıcı yuvalarına geri dönerek, sevdikleri dost ve arkadaşlarına kavuşarak, onlarla sarılıp kucaklaşıp tokalaştıkları,  öpüşerek hasret giderdikleri, buna karşılık yaz arkadaşlarından ayrılmanın tatlı burukluğunu yaşadıkları, 

Güzel bir mevsimdir sonbahar. 

Bu nedenle, bize göre sonbahar asla hazan ve hüzün mevsimi olmayıp, kendi hayat dilimlerinin; kendi tanımlamalarıyla son baharını yaşayan insanların, ölümün ayak seslerini duymalarından kaynaklı, sonbahara istemeden yapılan bir iftiradan ibarettir.  

Hepinize; sabahıyla, gündüzüyle, akşamıyla ve gecesiyle, sağlıklı ve mutlu güzel bir sonbahar diliyorum. 

Güner Yiğitbaşı

01/09/2020

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

 

Derhal Soruşturma Açtırmalısınız

Utanmazlığa bakınız. 

Hem,  30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarını kısıtlıyorsunuz ve Anıtkabir’e halkın girişini yasaklıyorsunuz, hem de bu kısıtlamayı fırsata çevirmek ve propaganda malzemesi olarak kullanmaya kalkıyorsunuz. 

Bu utanmazlıktan da öte, şaşkınlık ve aymazlık. 

Bayram nedeniyle,  AKP Genel Başkanı partili Cumhurbaşkanı Anıtkabir’e çıkıyor ve kerhen de olsa ATATÜRK'ün mozolesine çiçek koyuyor ve çıkışta bindirilmiş kıta,  utanmaz ve yalaka yandaş amigolar. Recep Tayyip ERDOĞAN diyerek onun lehine slogan atıyorlar. 

Yasağa rağmen bu amigo grubunun işi ne orada?

Madem ki;  Devlet töreni sırasında,  Anıtkabir’e halkın girişi yasak, o yalaka amigo grubunun ayrıcalığı nedir ki,  bunlar Anıtkabir’e alınmışlar ve slogan atmalarına müsaade ediliyor?

Bu sloganları ve yasağı delen amigoları AKP Genel Başkanı duydu ve gördü, niçin anında müdahale etmedi merak ediyoruz. 

Bundan da anlaşılıyor ki; ortada planlı ve programlı, önceden üzerinde çalışılmış izinli bir propaganda faaliyeti var. 

Şayet biz yanılıyorsak ve haksızlık yapıyorsak, bu çirkin olaya bizzat tanık olan AKP Genel Başkanının; slogan atan bu yalaka yandaş amigolar ve bunları Anıtkabir’e alanlar hakkında derhal soruşturma açtırması ve olayın üzerine gitmesi gerekiyor. 

Bu olay,  sessiz kalınarak örtbas edilecek olursa,  bu ülkenin bir muz cumhuriyeti dahi olmadığı tescil edilmiş olacaktır ne yazık ki. 

Bu ülke şu anda, ATATÜRK düşmanlarının, kendilerinden hukuk önünde hesap sorulamaz olanların keyfi yönetimi ve sorumsuzluklarının yarattığı doğum sancısını çekmekte olup, ne yaparlarsa yapsınlar,  sandıkta mağlup olarak gidecekler, demokrasi ve ATATÜRK'ün kurduğu hukukun üstünlüğüne dayalı laik Türkiye Cumhuriyeti tüm kural ve kurumlarıyla yeniden geri gelecek ve ilelebet payidar olacaktır. 

Kimsenin şüphesi olmasın.  

Güner Yiğitbaşı

31/08/2020

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

 

Hepimiz Bu Cinayetin Failleriyiz

Yasa dışı bir örgütün hapisteki üyeleri ile dışarıdaki üyeleri arasında haberleşme sağladığı ve kuryelik yaptığı iddiasıyla tutuklu olarak yargılanarak,  örgüt üyesi olmadığı halde örgüte yardımdan suçlu bulunup 13 yıl altı ay hapse mahkum edilen Avukat Ebru TİMTİK; suçsuz olduğunu ve adil yargılanmadığını kamuoyuna duyurabilmek ve kamuoyunun desteğini alabilmek için başlattığı açlık grevini,  sonradan ölüm orucuna dönüştürmüş ve 238 gün devam eden ölüm orucu hukuk direnişinden mağlup çıkarak,  hayatını kaybetmiştir. 

Biz, uygulamanın içinde bulunan ve şu veya bu nedenle yalan söyleyen, beyanlarına güvenilemeyen salt gizli tanık beyanlarıyla,  binlerce kişinin, hukuka aykırı olarak haksız bir şekilde mahkum edildiklerine tanık olan elli senelik bir hukuk adamı olarak, Ebru TİMTİK'in suçsuzluğuna ve gerçek dışı gizli tanık beyanlarıyla haksız olarak cezalandırıldığına yürekten inanıyoruz. 

Türk hukuk tatbikatında, gerçek dışı gizli tanık beyanlarıyla, kolay bir şekilde mahkumiyet hükümlerinin veriliyor olması, kanayan bir hukuki  yaradır. 

Nitekim, ülkemizin yargısı; maalesef, gizli tanık beyanlarıyla verilen ancak sonradan yalan ve kumpas oldukları açığa çıkarak, hiçbiri kesinleşerek uygulanamayan hukuk dışı  mahkumiyet kararlarının çöplüğüne dönüşmüştür. 

Buna rağmen, Türk yargısında;  hala,  salt gizli tanık beyanlarıyla mahkumiyet hükümleri kurulmaya devam edilmektedir. 

Aslında,  bırakınız gizli tanık beyanlarını, normal aleni olarak tanıklık yapan kişilerin beyanları dahi,  başka delillerle desteklenmediği sürece,  kesin delil olarak kabul edilerek mahkumiyet kararlarına esas alınmamalıdır.  

Evet, tanık delili;  ceza yargılamasında önemli bir delildir ama, çiğ süt emmiş insan unsuruna dayalı olduğu için,  bir parmak izi, DNA testi, balistik raporlar gibi,  kesin değil, taktiri bir delildir.  Hakim, hele bu gizli bir tanıksa,  salt tanık beyanına itibar ederek,  mahkumiyet kararı vermek zorunda değildir. 

Elde edilen tek delil,  gizli tanık beyanlarıysa, asla mahkûmiyet hükmü verilmemelidir. 

Avukat Ebru TİMTİK, basından edindiğimiz bilgilere göre, gerçek dışı ve taraflı gizli tanık beyanlarıyla suçlu bulunup mahkum edilmiş ve bu haksız mahkumiyet kararına isyan ederek, adil yargılanma talebini,  açlık  grevi ve ölüm orucuyla direnerek kamuoyuna duyurmak istemiş ve bu direnişi sonuçsuz kalarak, 238 gün sonra hayatını kaybetmiştir. 

Avukat Ebru TİMTİK'in suçsuzluğunun ve hayatıyla ödediği isyan ve hukuk direnişindeki haklılığının en önemli ve kesin kanıtı, uğradığı hukuki mağduriyetini ortaya koyabilmek için,  ölümü göze almış olmasıdır. 

Ölüm orucu, şakaya gelmez, adı üzerinde, bu direnişin ölümle sonuçlanacağı kesindir, bu nedenle bu direnişe başlayan bir kişinin, suçsuz olduğuna gerçekten inanmış ve uğradığı hukuksuzluk ve haksızlığı, onur ve gurur  meselesi yapmış olması gerekir. Hayatın olağan akışı budur. 

Av. Ebru TİMTİK; suçsuzluğunu,  hayatını feda ederek kanıtlamıştır. Meslek ve insanlık onurunu, yaşamının üzerinde tutmuştur. 

Bu nedenle;  bize göre, Av. Ebru TİMTİK, insanlık onurundan fedakarlık yapmayan,  gururlu ve üstün kişiliğiyle bir hukuk ve adalet şehidi olup, ülkemizin hukuksuzluk batağında, bir hukuk cinayetine kurban gitmiştir. 

Av. Ebru TİMTİK'e yönelik bu cinayetten;  en başta AKP iktidarı ve AKP yargısı olmak üzere, hukuksuzluğun kol gezdiği bu toplumun duyarsız ve sessiz bireyleri olarak hepimiz suçluyuz.  

Hepimiz bu cinayetin failleriyiz. 

Güner Yiğitbaşı

29/08/2020

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu


 

Bunlar Laik Atatürk'e Ve Devrimlerine Karşılar

Saray, 

Saraylarda yaşama tutkusu, 

Milletinden uzaklaşmak, 

Ümmet özlemi, millet kavramı yerine ümmet kavramına ve anlayışına üstünlük tanımak, 

Din ve mezhep üzerinden politika yapmak, 

Türk Milleti diyememek, demek gerekirse de, sadece milletim diyerek yetinmek, 

ATATÜRK diyememek, demek gerekirse de,  Gazi Mustafa Kemal diyerek yasak savuşturmak, 

Hem laik ve hem de Müslüman olunamaz diyerek, laiklik ikesine olan allerjisini ve düşmanlığını dile getirmek, 

Bilerek ve isteyerek yaptığı kendi yanlışlarının sonucu olan 15 Temmuz'u kutsamak ve onu ülkenin  kurtuluş savaşı olarak görmek, 

Kendi yanlış yasal düzenlemeleri sonucunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin ATATÜRK'çü vatansever subaylarını tasfiye ederek, FETÖ'cü çetenin subaylarının Türk Ordusunu ele geçirerek darbe girişiminde bulunmalarına yol açan AKP çoğunluklu Türkiye Büyük Millet Meclisinin;  15 Temmuz darbe girişimi gecesinde bombalanması nedeniyle; 1920'li yıllarda ülkenin emperyalist işgalci devletlerden kurtarılması için girişilen ve 30 Ağustos 1922 de zaferle sonuçlanan kurtuluş savaşının karargahlığını yaparak hak ettiği asıl gazilik unvanını bir kenara bırakarak, 15. Temmuz Fetöcü çetenin saldırısı nedeniyle, Türkiye Büyük Millet Meclisine yeniden gazilik unvanı vermeye kalkışmak, 

Tüm bu gerçekleri alt alta koyup bir değerlendirme yaptığımızda, 

İş başındaki AKP iktidarının;  ATATÜRK ve milli bayramlara olan düşmanlığını anlamamak mümkün değildir. 

30. Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarını,  pandemi gerekçesiyle yasaklamak ve kısıtlamak, 

Ama, aynı pandemi ortamında, hiçbir kısıtlama yapmadan, büyük bir katılım ve cemaatle Cuma namazı kılarak AYASOFYA'yı ibadete açmak, 

Kısa süre önce kutladığımız dini bayram olan kurban bayramında,  virüsün yayılmasına yol açacak kurban kesimlerini yasaklamamak, bu konuda hiçbir kısıtlama getirmemek, 

26. Ağustosta,  949 yıl dönümünü idrak ettiğimiz Alparslan’ın Malazgirt Zaferini, hiçbir kısıtlama ve yasak getirmeden devlet erkanıyla kutlamak, 

ATATÜRK imzalı tüm milli bayramlara soğuk bakmak ve bir neden bulup, bunu bahane ederek milli bayramlara yasak ve kısıtlamalar getirmek. 

Bunun tek nedeni var bize göre, hem laik hem de Müslüman olunamaz diyen iktidardaki ümmetçi ve mezhepçi,  bölücü ve gayri milli zihniyetin, laiklik ilkesini ülkemizde yerleştiren ATATÜRK'e yönelik düşmanlığı ve ATATÜRK'ü halkın gözünde küçük düşürüp itibarsızlaştırma isteği. 

Bu zihniyetin,  ATATÜRK'e yönelik düşmanlığı o kadar kök salmış ki; ATATÜRK'ün başkomutanlığını yaptığı kurtuluş savaşını ve 30 Ağustos Zafer Bayramını dahi görmezlikten gelebiliyorlar, ellerinden gelse yok sayacaklar. 

Aslında onlar da çok iyi biliyorlar, ATATÜRK olmasaydı,  ülkenin vatan olmasını sağlayan kurtuluş savaşının kazanılamayacağını, bugünkü bağımsız ve özgür Türkiye Cumhuriyetinin yerinde yeller eseceğini, bu yalın gerçeğe rağmen, onlara göre varsa da yoksa da, Fatih, Alparslan ve 15 Temmuz. 

Fatihi de Alparslan’ı da seveceğiz tabi, onlar da bizim atalarımız, ancak bugüne bakmak ve bugünün değerini de bilmek zorundayız. 

Evet bugünleri, Alparslanlar ve Fatihlere de borçluyuz, onları da çok seviyor ve saygı duyuyoruz, minnetle anıyoruz. 

Tıpkı, dünlerde kalan dedelerimizi sevdiğimiz ve saydığımız gibi. 

İçinde bulunduğumuz bugünleri de,  dedelerimizin Dünyaya getirdiği babalarımıza, yani ATATÜRK ve silah arkadaşlarına borçlu olduğumuzu unutmamalıyız. 

Bize göre; bu ülkenin tek kurtuluş savaşı ve zaferi vardır ve o da; 26 Ağustos 1922 de büyük taarruz ile başlayan ve 30 Ağustos 1922 de ATATÜRK'ün başkomutanlığı altında emperyalist devletlere karşı kazanılan ve vatanın dış düşmanlardan kurtarılarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulmasıyla sonuçlanan ve her 30 Ağustoslarda bayram olarak kutlanan kurtuluş savaşıdır. 

Yine bu ülkenin tek gazi meclisi vardır ve o da; kutuluş savaşının kazanılmasında etkin rol oynayan ve kurtuluş savaşına karargahlık yaparak hak ettiği gazilik unvanını alan meclistir. 

15 Temmuz da meclisi bombalayanlar, Fetöcü çetenin içerdeki hain mensupları olup, meclisin maruz kaldığı bu bombalı saldırı,  içerideki hainlerin bir başkaldırısı ve isyanıdır, bu çete ile aynı menzile gittiklerini itiraf eden iktidar ile çetenin iktidar mücadelesinin bir tezahürü olup, zaten  gazi unvanına sahip olan meclise, alternatif bir gazi unvanı verme mertebesinde ve değerinde asla değildir. Yüz karası çirkin bir eylemdir.  

Bu nedenle;  pandemiye rağmen, 15 Temmuzda darbe girişiminin önlenmesini;  kurtuluş savaşımızın ve gazi meclisimizin bir alternatifi kabul ederek,  hiçbir kısıtlama yapmadan coşkuyla kutlayan iktidarı; gerçek kurtuluş savaşımızın kazanılması nedeniyle,  her 30. Ağustosta milli bayram olarak kutladığımız 30 Ağustos Zafer Bayramını, hiçbir kısıtlama ve yasağa tabi tutmadan, Türk Milletine yakışır şekilde coşkuyla kutlamaya davet ediyoruz. 

30 Ağustos Zafer Bayramımız Tük Milletine kutlu ve mutlu olsun. 

Bize bu zaferi ve bayramı kazandıran ATATÜRK ve silah arkadaşlarını, rahmetle ve minnetle anıyoruz. 

Güner Yiğitbaşı

28/08/2020

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Dünya üç beş bilgisizin elinde,
Onlarca har bilge kendilerinde.
Üzülme, eşek eşeği beğenir,
Hayır, var sana kötü demelerinde”
Ömer Hayyam

Eşekli Yazımı Sansürlediler

Çoğunlukla facebook sosyal paylaşım sitesinde bazı olumsuz olay ve uygulamalar hakkında eleştirel mahiyette yazı, yorum, fotoğraf, karikatürleri paylaşıyor ve siteme ekliyordum. Bundan hoşlanmayan İletişim Başkanlığı benim bu sayfama bazen engeller koyuyor, yazı ve öteki dokümanları, isteğim dışında kaldırıyor, yani sansürlüyor. Aşağıda eşekle ilgili okuduğum kitaptan esinlenerek, facebook paylaşım siteme fotoğrafımı ve yazımı koymuştum. Onunla ilgili sansür yazı ve dokümanı size aktarmak istiyorum.
Ankara’da bir kütüphaneden ödünç olarak Eşeklerin Bilgeliği (Kaotik bir dünyada sükûnet arayışı) adlı kitabı okurken hiç duymadığım bazı bilgilere rastladım ve şaşırdım.
Kitabın 70 nci sayfasında aynen şunları yazıyordu: “Eski ve Yeni Ahit ile Kuran’da eşekler genellikle olumlu bir şekilde çıkar karşımıza. Peygamberlerin güvenilir, hikmet sahibi sadık ve taşıyıcıları olarak, hatta kimi zaman peygamberlerden bile zeki taşıyıcılar olarak boy gösterirler”.
Her ne kadar Kuran’da “en çirkin ses eşek sesidir” deniyorsa da, eşekler içgüdülü bir şekilde İslam peygamberi üzerinden daha doğrusu Muhammed eşekler üzerinden dile gelir. Kuran’da, Allah hayvanları insan konuşturmaktan ziyade Muhammed’i hayvanların diliyle konuşturur”. Sansürlenen yazımda bunlar yoktu.
Yine aynı sayfadan öğrendiğimize göre Hz. Muhammed’in “Yafur” Adında siyah bir eşeği varmış. Yafur Muhammed’e sadık kalacağına Allah’a yemin eder ve böylece Muhammed’in sağ kolu olur. Her yere Yafur’la gider. Gerçekten Yafur Muhammed’e müthiş sadıktır. Hz. Muhammed öldükten sonra, Yafur üzüntüsünden intihar eder. İşte şimdiye değin, ne Cuma vaazlarında, ne de bir başkasından bunları hiç duymamıştım.
İşte bunların yazılı olduğu bu kitabı bitinceye kadar yanımda çantada taşıdım. Acil bir işim için yolum Kızılay’dan geçerken çok yorulmuştum, baktım 75 yaşımın bacakları beni taşımak istemiyordu; bacaklarıma bir mola vereyim, dedim. Yüksel Caddesi’nden geçerken boş bulduğum bir banka oturdum, bacaklarım dinlenirken ben de bizim şu Eşeklerin Bilgeliği kitabına göz atmaya başladım.   
“Tüm hayvanlar içinde en felsefi hayvan eşektir; üstelik kaderleri konusunda insanlardan bile felsefi tutumları vardır”. Aman Tanrım, bu satırları kitaptan okuyunca çok şaşırdım.
İşte eşekle ilgili böylesine ilginç çarpıcı şeyler yazan yazar, kendine çok sadık bir eşekle Fransa, İspanya, Güney Avrupa, Kuzey Afrika, Mısır, Sudan vb yerleri dolaşır, eşekle ilgili anı ve duygularını yazar.
Kitabın 8 nci sayfasında Eski Mısırlıların, “eşeklerin gizli güçler barındırdıklarına da inanıyorlardı. Eşek sütü hem lüks bir içecek hem de ebedi geçlik iksiri addediliyordu. MÖ 51 ile 30 yılları arsında hüküm süren Kleopatra’nın üç yüz eşeği vardı; her gün eşek sütünde banyo yapardı, zira cilde iyi geldiğine ve yaşlanmayı geciktirdiğine inanıyordu. Haklıydı: Eşek sütü yağ asitlerinden yana zengindir, A, E ve F vitaminleri içeriri; doğal dermatolojik özellikleri vardır, zindelik veriri, kuru ve kırışık ciltlere iyi gelir”.Yazar eşeği ile Mısır’a uğradığında bunları yazmış.
İşte bunlara benzer bir şeyler yazmıştım, sosyal paylaşım sitesine. Sansür heyeti, nerede bir yanlışlık görmüşse, haberim olmadan siteden benim resmimin de olduğu bu yazıyı kaldırmış. Oysa anayasamızda basın, ifade, fikir özgürlüğünü içeren maddeler varsa da, günümüzün Abdulhamid yönetimi kafalı, sansürlü yönetimi hoşlarına gitmeyenleri sansürlüyorlar, muhalif gazetecileri hapse atıyorlar, muhalif gazeteleri susturuyorlar. II. Abdulhamid devrinde de gizli padişah beslemeli hafiyeler aynı sansür, ihbar işlerini yaparlar, aydınlara kan kustururlarmış.
Bu satırları okuyunca, etkilendim hafızam beni köydeki küçüklüğüme köyüme götürdü, bankın üzerinde eşekle ilgili anılarım bir film şeridi gibi gözümü önünde kaymaya başladı. İnsanlık tarihinde eşek ve öküz kadar insanoğluna hizmet eden, yine insanlar tarafından aşağılanan başka bir hayvan yoktur. Eşek ve öküz üstüne ne öyküler var, ne atasözleri var bilemezsiniz. Araştırdım, çok ilginç detaylara rastladım, bu nedenle Halk Kültüründe Eşekname ve Öküzname adlı bir kitap yazdım; kendi imkânlarımla, param olmadığı için diğer iki kitabımla birlikte yüzer tane olmak üzere, 300 tane bastırabildim. Diğer iki kitabım beğenildiği için Milli Kütüphane kayıtlarına geçti, orada bulunuyor. Fakat Eşekname Öküzname ile birlikte üç kitabımı bazı yayınevlerine gönderdim, basmadılar, Kültür Bakanlığna başvurdum, ilgilenmediler. (Geliri bir hayır kurumuna gitmek üzere dört kitabımı bastıracak bir sponsor arıyorum)
Neyse biz okumakta olduğum kitaba dönelim. Eşeklerin Bilgeliği kitabı elimde okurken dalıp gitmişim. Köyde 1950 li yıllarda anamın bir eşeği vardı, eşeğe o kadar önem verirdi ki anlatamam, tarlaya, bağa, bahçeye, pazara eşekle giderdi. “O benim elim ayağım” derdi. Bizim ayakkabımızdan önce eşeğin nalını düşünürdü. Öküzü ölen bazı köylülerimizin tarımsal işte tek öküzün yanına eşek koştuklarını hatırlıyorum. Anamın eşeğini bir gün kapmıştı, anam ölen eşeğimize ağlayıp durmuştu. Köylü olup da benim yaşımda ve 1950 li yıllarda çocuk olanların mutlaka eşekli anıları vardır. Ben de sonradan anamın eşeği hakkında aşağıdaki mısraları yazmıştım. (Eşek Deyip Geçmeyin Cevat Kulaksız yazıma bakarsanız daha ilginç notları görürüsünüz)
AKtrollerin hakaretine uğradım:
Yazımı bitirip gönderdikten daha sonra aklıma gelen şunları eklemeyi unuttuğumu fark ettim:
1-Bu eleştirel yönlü yazılarımı yazdığım, paylaşımları yaptığım facıbook paylaşım sitesinde, baktım bana karşı, bu sansürcülerin paralelinde davranan bir AKtrolün yazdığını tahmin ettiğim hakaretimsi bir yazı gördüm. Adam bana karşı şöyle yazıyordu:
Bizim köyde, sahibine daha sadık olsun diye köpeklerin kulaklarını keserler. Senin de CHP liler kulağını kesmişler, CHP lilerin iyi köpeği olmuşsun”.Soyadım Kulaksız ya, adamın yazdıklarına bakın, adamlar fikre fikirle yanıt veremedikleri için sadece mayalarına meşreplerine uyan küfür ve hakaretlerde bulunuyorlar. Ben de cevap olarak, -kötü söz- sahibinindir diye yazmaya başladığım sırada, birden o hakaret yazısı da, benim cevap olarak yazmakta olduklarım da, bu metin kaldırılmıştır, cevap yazamazsınız notu ile kaybedildi.
2-Yine 1950 li yıllarda, amcamgillerle dededen kalan ahır sekisi denilen kocaman bir odada oturur yatardık, insanların yatıp oturdukları yer biraz yüksekte idi. Odanın yarısından çoğu bölümünde eşek, öküz, inek, koyun hepimiz bir odada yatar, otururduk. Babalarımız “o hayvanların nefesleri odayı hepimizi ısıtıyor” derler, ahır sekisinden vaz geçmezlerdi. Gecenin bilmem kaçıncı saatinde eşeğimiz “aiai” diye bir bağırtı kopartır, hepimizi uyandırırdı. Bu kocaman odanın iki küçük penceresi vardı, pencerede cam bile yoktu, pencere açılıp kapanmazdı. Pencereye “pencere kağıdı” dedikleri samanlı bir kağıt hamurla yapıştırırlardı. 1950 li yılların sonlarına doğru, bu havasız odada yaşamamız sonucu olarak babam ve amcam veremden öldüler, ben ve amcamın bir kızı vereme yakalandık. Tedaviler sonucu biz verem kırımından kurtulduk, ama şimdilerde her akciğer filmi çektirdiğimizde doktorlar “akciğerinde küçükken verem geçirmişin küçük bir boşluk var ama zarar vermez” derler. 1960 lı yıllara doğru, baktılar ki ahır sekisi sağlıksız, bir bir ahır sekileri yok oldu, herkes büyük ve açılır kapanır pencereli sağlıklı evler yaptılar,  verem de bitti. Eşekli bir kitap ve yazı beni nerelere götürdü.

 

ANAMIN EŞEĞİ

Köyde anamın bir eşeği vardı,
Onun çok güzel gözleri vardı,
Anam onu bizden üstün tutardı,
Eşek benim elim ayağım” derdi.

Eşekle çekerdi taşı toprağı,
Tarlada ”kümpür” turşu kabağı,
Çekerdi, dolanırdı yol, sapağı,
Eşek benim yoldaşım” derdi.


Önce alınırdı eşeğin samanı,
Eşeksiz geçmez onun zamanı,
Yükü taşırdı tınmazdı amanı,
O olmasa çok çekerdim” derdi.

Her şeyi taşır tarla pazardan,
Korurdu onu gözden nazardan,
Üstün tutardı evimizde bizden,
Eşek benim yol arkadaşım”derdi.

Anam, “eşeksiz olamam” derdi
Anırmasından derdini bilirdi,
Gece kalkar bakar yem verirdi,
Eşek benim sırdaşım” derdi.

Bizden önce yemini düşünürdü,
Korur, tımar eder, kaşırdı,
Eşek kaybolsa üzülür şaşırırdı,
Eşek benim her şeyim” derdi.

O bizim ev halkımız gibi idi,
Eşeksiz günü hiç geçmez idi,
Her derdi yükü o çekerdi,
Yükü neyle çekerim” derdi.

Pabuçtan önce alınırdı nalı,
Eşeksiz anamın ne olurdu hali,
Giysimizden önceydi onun çulu,
Eşeksiz edemem oğul” derdi.

Bir gün eşeği kırda kurt yedi,
Anam epeyce eşeğe ağladı,
Yükümü neyle çekerim” dedi,
Eşek öldü halim harap” dedi.

Bir “Alamancı” anama eşek verdi,
Al bununla yükün taşı” dedi,
Hediye eşeğe anam çok sevindi,
“Var olasın Alamancı, Alaman” dedi.
                                                                        
Kırda yaramaz çocuk çobanlar,
Eşek arısı yuvasına ateş yakmışlar,
Eşeği yuvaya itip sürmüşler,
Anam,”eşeği ölüme sürmüşler” dedi.

Eşeği “bizi yaktı” sanıp sokmuşlar,
Yuvadan çıkanlar eşeğe üşüşmüşler,
Sokmuşlar eşeği ölüme şişirmişler,
İnleyip ölmüş anamın “Alamancı” eşeği,
Anam, “eşeksiz kaldım gine” diye ağladı…


Kaynak: Eşeklerin Bilgeliği (Kaotik bir dünyada sükûnet arayışı) Andy Merrifield Aylak Kitap 2014

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget