Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmeyenler de vardır. Elbette olacaktır da. Geçmişte olmuştur, gelecekte de olacaktır. Ama bunlar kimlerdir ve neden sevmezler?
Toplumsal ayrışmanın turnusol kâğıdı da budur.
Mustafa Kemal Atatürk’ü; Milleti ümmet yapmak isteyenler sevmez. Bu da gayet doğaldır, çünkü ‘o’, ümmeti millet yapmaya çalışmıştır.
Ümmet; Allah’ın kulu, padişahın kölesi olanların toplumudur. Bu toplumda karşı çıkma günah, eleştiri isyandır. Emirlere itaat etmek asıldır. Biat etmek şarttır. Millet olmak ise özgür düşünceli bireyin, ortak amaçlar için örgütlenmiş kişilerin toplumudur. Bu toplumda her şey, aklın süzgecinden geçerek değerlendirilir, karşı çıkma kabul edilir, eleştiri katkıdır. Emir yoktur, ortak alınmış kararlar vardır, onlara biat edilmez, uyulur. Gerekiyorsa bu kararlar değiştirilir.
Mustafa Kemal Atatürk’ü; Din odaklı siyasetle yönetmek isteyenler sevmez.
Din odaklı siyasetle yönetilen toplumda sınıflar dinle ilgileri ile derecelenir. En üstte, egemen dinin kesin inançlıları yer alır. Onun altında inanan ama ibadetinde gevşek olanlar yer alır, onun altında inanmakla yetinenler yer alır, sonra başka dinler, başka mezheplere bağlı olanlar yer alır. İnanmayanlar en altta katlanılanlar olarak yer bulur. Görünüşte böyle bir sınıflandırma yok gibidir, oysa gerçek hayatta her gün daha katılaşan bir durum pekişir. Din odaklı siyasetle toplumu yönetmek isteyenler,
Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmek şöyle dursun, onun adını, anısını, yaptıklarını silmek isterler.
Çünkü Mustafa Kemal Atatürk;
Laik yönetimli bir toplum yaratarak dinin insanın inancı olmasını, toplumu yönetmemesini düşünmüş, bunu gerçekleştirmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, dini zayıflatmamış, tersine kutsal olanı sömürüye alet olmaktan kurtarmıştır.
Ona karşı çıkanlar, geçmişte yenilikler yapmak isteyen Sultan II. Mahmut gibi, Sultan Abdülmecit gibi padişahların karşısına dikilen “din elden gidiyor” fetvacıları gibi, yaptıklarının eleştirilmesini, ortaya çıkarılmasını istemeyenlerdir.
Yönetimlerini “kutsal irade” yaparak insanların iradesine ipotek koyanlar, “bizim söylediklerimiz dinin emridir” diyerek inanç sahiplerinin tartışmasını engelleyenler, kendilerini “kutsal iradenin temsilcisi” yaparak “sağır dilsiz toplum” özlemi içinde olanlarElbette Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmeyeceklerdir.
“Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ü; elbette, el pençe divan durarak yetişenler, efendilerinin önünde el etek öpen, kendilerinin önünde de el etek öptüren efendi-köle bağımlıları sevmeyecektir. Onlar, hayatları boyunca ya köle ya efendi olacak, eşit insan ilişkisini bilmeyeceklerdir.
“Bir insanın değerini, sevenlerinden çok sevmeyenlerinden öğreniniz” diyen bilge doğru söylemiştir.
***
“Türkiye nereye gidiyor?” diyenler yanılıyor.
Türkiye oraya gitti.
Orası, işte burasıdır.
“Yaşananlar seçimler için yapılıyor” avuntusu çok gerilerde kalmıştır.
Seçimler, politik çalışmalar takvimi benzeri vitrin düzenlemeleri oyalanmaktır.
Türkiye din odaklı ideolojik bir yapılanma içine sokulmuştur. Her alanda bu yapılanmanın kurumları oluşturulmaktadır. Mücadele sert bir zeminde kuralsız yöntemlerle sürdürülmektedir.
Günümüz Türkiye’sine bakınca Sevr anlaşmasının büyük ölçüde gerçekleştiğini görürsünüz. Yaşananlar ise Sevr’in de ötesine geçmiştir. Sonucu halkın iradesinin ipotekten kurtulup kurtulmaması belirleyecektir. Her zaman olduğu gibi, yaşananlar ve yaşanacak olanlar hak edilenlerdir.
Hak etmediğiniz hiçbir şeyi yaşamazsınız. Mustafa Kemal Atatürk bunların hepsini söylemiştir.
Şimdi, yeniden Mustafa Kemal Atatürk.
Tarihin başından tarihin sonuna kadar... Aklın, insan iradesinin, uygarlığın temsilcisi…

29 Ekim’ler gibi 10 Kasım’larda da resmi törenler sıradan ve zorlama bir hale dönüştürülürken, halkın katılımıyla düzenlenen sivil kutlama ve anmalar da bunun tam tersine her yıl daha da geniş katılımlı ve coşkulu bir şekle bürünüyor. Dün, ölümünün 75. yıldönümünde sadece Ankara’da değil yurdun dört bir yanında yurttaşlar Atatürk için meydanlardaydı.
Türk ulusunun ‘Atatürk tutkusunu’ anlatan en güzel yazılardan biri kısa süre önce gün ışığına çıktı. Cumhuriyetimizin yetiştirdiği büyük ozanlardan Ceyhun Atuf Kansu’nun bir 10 Kasım günü kaleme aldığı yazıyı ilk okuyuşumda sanki dün yazılmış hissine kapıldım. Ancak yarım asır önce, ‘52 yıl önce dün’ yazılmıştı.
Şöyle başlıyor:
“Ulusça sıkıldığımız, bunaldığımız anlarda; toplumsal problemlerimize bir ışık aradığımız anlarda, ‘Bize Atatürk lazım!’ diyoruz. Ne demek bu söz? Bu sözün anlamı şu: Bize Atatürk’ün cesurluğu gerek, bize Atatürk’ün olaylar karşısındaki tutumu gerek, bize Atatürk’ün halkçılığı, vatanseverliği gerek. Bize Atatürk’ün Batı’ya dönük ilkeleri, devrimciliği gerek. Bize Atatürk lazım derken, özlediğimiz, beklediğimiz, çağırdığımız bir fani insan değil, o insanın düşünceleri, ilkeleri, topluma kattığı ışıktır... Bunaldığımız, muhtaç olduğumuz anlarda, bu devrim ve hayat felsefesinden yararlanmamız, kendi yaşantımıza ve ulusun yaşantısına bu felsefenin ışığını tutmamız mümkündür.”
*** 

Sonra sıkça aklımıza gelen bir arayışı sorgulayarak devam ediyor:
“Neden ‘Bize bir Atatürk lazım!’ diyoruz? Demek ki, milletçe problemlerimizi henüz sökememişiz, onun iradesine, onun şevkine muhtacız. Onun devrimlerini kökleştirebilseydik, onun ilkelerini ve düşüncelerini hayat felsefemiz olarak halkımıza mal edebilseydik, artık bize bir Atatürk lazım demeyecektik. Neden ki, problemlerimizin çözümünü bir faninin hatırasından beklemeyecek, kendimiz çözmüş olacaktık. İşte Atatürk devrimlerinin gerçekleşmesi demek, fani Atatürk’ün aranmayacağı, ama bir hava gibi Atatürk ilkelerinin Türkiye’yi sardığı bir çağa erişmek demektir.”
***

  Yazının, Atatürk devrim ve ilkelerinin halka mal edilmesinde aydınlara ve sanatçılara düşen görevleri sıralayan son bölümünü kısaltarak aktaralım... 1- Ön yargılarla, arka düşüncelerle, duygularla değil, aydınların bilimsel yollarla ve aydınlık içinde Atatürkçülüğü, Atatürk’ün kendi kişiliğinden ve devrimlerinden çıkarmaları gerekir... Atatürkçülük, aydınların bilimsel ışığını beklemektedir.
2- Aydınlar, Atatürk olayının ve Atatürk devrimlerinin, Türk halkındaki değerlendirmesini iyi araştırmalıdırlar. Türk halkı, en basit birimlerine değin, Atatürk’ü nasıl anlıyor, Atatürk’ten ne beklemiş, ne bulmuş, bilmiyoruz... Halkın Atatürk’ünü tanımıyoruz.
3- Atatürk’ün önderlik ettiği yeni hayat maceramızın felsefesini kurmak gerekir... Mademki Atatürk’le birlikte, şanlı bir hayat değişmesi çağı yaşamışız, öyleyse, bu yeni hayatın felsefesini yapmak ve bütün bir ulusu bu yeni hayat anlayışında birleştirmek gerekir.
4- Ulusal savaş ve ondan sonra yaşadığımız büyük değişmeler, destan yoluyla bir ulusa yayılmadıkça, ulusal bilincin malı olamaz. Atatürk destanının yaratılmasında Türk sanatçısının dayanacağı iki önemli temel vardır: Bunlardan biri toplumsal bilinçtir. Ulusal savaşın ve Atatürk’ün getirdiği yeni hayat değerlerinin halk yaşantısındaki, halk dilindeki ve halk varlığındaki yankıları, deyimleri, öyküleri bilinmedikçe, toplanmadıkça, tek tek çalışmalarla bir ulusal savaş destanı yaratmamıza imkân yoktur... İkinci temel, Atatürk’ün insan yönüdür. Kahraman da bir insandır. O da yer, içer, yaşar. Onun üstünlüğü, büyüklüğü insanüstü, insan dışı olması değil, asıl insan olmasından doğar. Bütün kahramanlar, halka ve ulusa, insanlık ölçüleriyle, insan yönleriyle mal olurlar. Onların olağanüstü işlerinin güzelliği, büyüklüğü, bu işleri bir insan olarak yapmalarından, başarmalarından gelir. Kahramanlar insanlara umut verirler. Bir yerde, bilinmez bir adla doğmuş bir insanın bile bir gün halk adına büyük ve güzel işler yapabileceklerini öğretirler. Atatürk böyle insan bir kahramandır... Atatürk’ün destanı, insanın, bildiğimiz yiyen, içen, yaşayan, bir şeyler isteyen; özgürlüğe, bağımsızlığa âşık bir insanın, bir vatandaşın destanıdır. Sanatçı, halkın kaynağına inerek oradan, Atatürk’ün bu insan yapısını çıkarabilmeli, Atatürk’ün o derin misyonuna, ‘Ne mutlu Türk’üm diyene!’ diyen Atatürk’ün her Türk insanını kutlayan gerçek cumhuriyetçi görüşüne varabilmelidir. Öyledir, Atatürk’ün destanı, insana ve vatandaşa inanmış bir cumhuriyetçinin destanıdır.”
(* 10 Kasım 1961 tarihli yazının aslında başlığı yok. Yukarıdaki başlık, yazıyı özetleyebileceğine inanarak şairin oğlu, yazarımız Işık Kansu tarafından atılan başlıktır. Yazıyı paylaştığı için kendisine teşekkür ederim.)

Sevgi Dostlar,
Emekli olduktan sonra oturmakta olduğum sitede yönetim tarafında yaptırılan Atatürk büstünün oluşu, her on Kasımda Atatürk’ün ölüm yıldönümünü orada topluca anmak kural haline geldi.
Saygı duruşu ve İstiklal marşının söylemesinden sonra yine adet haline gelen günün anlamını dile getire konuşma tarafımdan yapılmaktadır.
10 Kasım 2013 günü Atatürk’ün 75. Ölüm yıldönümünde yaptığım konuşmayı sizlerle paylaşmak istedim.
İşte o konuşma.

SEVGİLİ ATATÜRKÇÜLER
Her yıl olduğu gibi bu yılda büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 75. Ölüm yıldönümünü anmak üzere toplanmış bulunuyoruz.
Hepinizi saygı ile selamlarım.
Geçmiş yıllarda Atamızın ölüm yıldönümlerini anarken,  gerçekleştirdiği devrimleriyle övünerek minnet ve şükranlarımızı belirterek anıyorduk. Bu iktidar döneminde ise Atatürk ilke ve devrimlerine yapılan saldırıların her geçen gün dozunu arttırarak devam ettiğini görünce, anma günlerinde, devrimleri koruma ve yaşatmada üstümüze düşen görevleri dile getirmek zorunlu hale geldi.
Bu nedenle, “ATATÜRK 10 Kasım 1938 de saat 9’u 5 geçe hayata gözlerini yumdu” söyleminin çok ötesinde birçok konuyu, dile getirmem gerektiğinden sabırla dinlemenizi rica ediyorum.
Bu yıl ki anma gününde ne yazık ki üzgün bir şekilde konuşuyorum.
Çünkü karşı devrimciler artık gizlemeden açıktan ve cepheden saldırılarına başladılar. Üzüntüm bundan değildir. Onların bu niyetlerini çoktan biliyoruz.
Üzüntüm, Atatürkçüyüm diyen yurttaşların büyük bir bölümünün hala bu tehlikeyi görmemiş olmaları ve gereken yasal tepkiyi göstermemiş olmalarınadır.
Hepimiz yazılı ve görsel medya haberlerinden, iktidar partisinin ve yandaşı bürokratların artık Atatürk adına ve Türkiye Cumhuriyeti simgesine tahammül etmediklerini, yönetmeliklerde yaptıkları değişikliklerle, Atatürk adını ve T.C. yazısını kaldırarak Atatürk’ü ve laik Cumhuriyetini zihinlerden silmeye çalıştıklarını okuyor ve izliyoruz.
Bir hafta önce Devlet Nişanları Yönetmeliğinde yaptıkları değişiklikle Atatürk’ün kabartmalı siluetini ve T.C.  yazısını da çıkardılar.
Bir Bakana bu durum sorulduğunda “Kıyamete kadar kalacak değildir” yanıtını vermekte tereddüt etmedi.
Hiç gereği yokken ATATÜRK adını taşıyan cadde, sokak ve okul adlarını değiştiriliyor ve ilgisiz kimselerin adlarını veriliyor.
Cumhuriyet okullarını İmam Hatip Okullarına dönüştürerek, medrese eğitimini geri getirmenin çabası içindedirler.
Her şeyi açık ve net oynuyorlar. Kendilerince laik Cumhuriyetten rövanş alma günü geldiğini ve bu güce eriştiklerini zannediyorlar.
Şunu bilmiyorlar ki bazı yerlerden Atatürk adını silebilirler ama Kemalistlerin yüreklerinden ve beyinlerinden asla silmeye güçleri yetmeyecektir.
Yine şunu bilmiyorlar ki laik Cumhuriyetin Kurucusu, bizim için ilelebet kurucu ve önder olarak kalacak ve İlelebet Cumhuriyetimizi yaşatacağız.
Milli Bayram kutlamalarımızı da yasakladılar. İnadına Cumhuriyet sahip çıkan yurttaşlar tüm baskılara karşın bayramlarını daha coşkulu kutlamaya başladılar.
Dikkat ediyorsanız Başbakan dâhil tüm iktidar yetkilileri rahatlıkla Gazi Mustafa Kemal dedikleri halde bir türlü Atatürk diyemiyorlar.
Bunun nedeni nedir biliyor musunuz?
Mustafa Kemal, Yurdumuzu işgal eden emperyalistlere karşı kurtuluş savaşını başlatırken, onun önderliğinde Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Alevisi Sünnisi tüm yurtseverler birleşerek yurdumuzu, binlerce şehit kanı pahasına düşmandan temizlediler. Onun için Mustafa Kemal herkesin kahramanıdır.
Peki, Atatürk Kimdir?
Size vereceğim tarihe dikkat edin. 08. Temmuz. 1919
Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından 1 ay 20 sonra.
Mazhar Müfit Kansu ile Mustafa Kemal arasında geçen bir konuşmayı bilginize sunmak istiyorum
Mustafa Kemal, "Mazhar not defterin yanında mı?" diye sorar.
"Hayır paşam." Yanıtını alınca,
"Zahmet olacak ama bir merdiveni inip çıkacaksın. Al gel." Der.
Mazhar Müfit Kansu'nun aşağıya gidip elinde not defteriyle geldiğini görünce, Mustafa Kemal, "Ama bu defterin, bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar gizli kalacak. Bir ben, bir sen, bir de Süreyya (Kalem Mahsus Müdürü) bilecek, şartım bu..."
Mazhar Müfit bu şartı kabul eder. Bundan sonrasını olayın tanığı Mazhar Müfit Kansu'nun ağzından dinliyoruz: "Öyleyse tarih koy" dedi. Koydum: 8 Temmuz, 1919 Sabaha karşı.
       "Pekâlâ, yaz" diyerek devam etti.
       -"Bir, Zaferden sonra Hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır.
       -İki Padişah ve Haneden hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır. 
       -Üç örtünme kalkacaktır.
       -Dört Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir."
       Bu anda kalem elimden düşüverdi. Yüzüne baktım. "Darılma ama paşam, sizin hayal peşinde koşan taraflarınız var" dedim. Güldü...
"Bunu zaman gösterir, sen yaz" dedi.
-Beş Latin harfler kabul edilecektir."
"Paşam yeter, yeter..." dedim. Biraz da hayal ile uğraşmaktan bıkmış bir insanın davranışı ile: "Cumhuriyet ilanını başarmış olalım da üst tarafı yeter" dedim.
Bu konuşmadan açıkça görülüyor ki;
Mustafa Kemalin kafasında, Kurtuluş aşamasından sonra onun kadar önemli olan kuruluş aşamasında ardı sıra gerçekleştireceği devrimlerle, Kurtuluşu taçlandırmak fikri vardır.
Devrimlerin gerçekleştirildiği Kuruluş aşamasında, Kurtuluş savaşının kahraman komutanları dâhil birçok kişi Mustafa Kemalin yanında değil karşısında yer almıştır.
Biz Kemalistler bunlara karşı devrimci diyoruz.
Bu günün karşı devrimcileri de bunların ardılları ve mirasçılarıdır.
İşte ATATÜRK bu devrimlerin eseridir.
-21 Haziran 1934 tarihinde Soyadı Yasası kabul edilir.
-24 Kasım 1934 günü TBMM oy birliği ile Mustafa Kemal’e anasının ak sütü gibi hak ettiği ATATÜRK soyadını verir.
Bu nedenle dilleri ATATÜRK demeye varmıyor.
Çünkü karşıdevrimcilerin, Atatürk ve devrimleri ile kan uyuşmazlığı vardır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, bizlere armağan ve emanet ettiği laik cumhuriyet yerine başka bir yönetim düzeni getirilmek isteniyor.
Bu durumda Kemalistlerin susma, korkma ve bana değmeyen yılan bin yaşasın deme lüksü yoktur. Herkesin yasal yoldan üstüne düşeni yapma zorunluluğu ve görevi vardır.
Konuşmamın başında üzüntülü olduğumu belirtmiştim. Ancak umudumu yitirmediğimi de söylemek istiyorum.
Atatürk’ün, Cumhuriyeti emanet ettiği Türk gençliği ve yurttaşların büyük bir bölümü tehlikeyi görmüş ve yasal haklarını kullanarak gerekli tepkiyi vermektedir.
Çocuklarımızın aydın geleceği için nemelazımcı olmadan her Kemalist’in tehlikeyi görmesi ve yasal yoldan tepki göstermesi umuduyla, yüreğimizin ve dünyanın en büyük lideri Mustafa Kemal Atatürk ve aziz şehitlerimizin anısı önünde saygı ile eğiliyor, beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.
10 Kasım 2013

Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Din üzerinden siyaset yapmak, samimi Müslümanların lanetlediği bir yöntemdir. Siyasi hedeflerine ulaşmaya çalışan sahtekârlar ise İslam dinini kullanarak hadlerini aşmaktadırlar. Yunus Suresi'nin 74'üncü Ayeti, "Biz haddini aşanların kalbini mühürleriz" demektedir.
Dinimizi sömürerek önemli makamlara gelenlerin konuşmalarına, uygulamalarına ve davranışlarına baktığımızda, kalbi mühürlenmiş insanın ne demek olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Kendilerini İslam dininin, kutsal kitap Kuran'ın ve Peygamber Hazreti Muhammet'in avukatı gibi gören çevreler, artık toplumun kaderinde söz sahibi oldular.
Bu çevreler, kendi yaşam biçimlerini egemen kılmak için çok çalıştılar. Sonuçta hedeflerine hemen hemen ulaştılar. Adına “Mahalle Baskısı” denilen baskı türünü, “Resmi Baskı”ya da dönüştürerek açıkça uygulayan bu çevreler, oruç tutmayanlara, namaz kılmayanlara, şeklini belirledikleri tarzda kapanmayan kadınlara, kısacası çizdikleri “Kul” modeline uymayanlara iyi gözle bakmıyorlar. Onları sapkın, dinden çıkmış ilan ediyorlar. Asıl ahlaksızlığın yandaş kayırma, yolsuzluk, hesap vermekten kaçmak için Sayıştay'ı devre dışı bırakmak olduğunu unutup, gençlerin başına “Ahlak Zabıtası” kesiliyorlar.
Bu çevrelere, Kuran'dan 2 ayrı uyarı ile seslenelim. Isra Suresi'nin 15. Ayeti şöyle der; “Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur, kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günahını yüklenmez.”
Aynı şekilde İnsan Suresi'nin 3. Ayeti de, “Biz insana doğru yolu gösterdik, ister şükreder ister küfreder” uyarısında bulunur.
Sahtekârlar dinimizi siyasete alet ederken, insanımızı yanıltmak için şeytanın aklına gelmeyecek yöntemlere başvururlar. Gösteriş için yapılan ibadetler de bu yöntemler arasındadır. Dini sonuna kadar sömürenler, kameralar karşısında namaz kılmayı, iftar sofrasında poz vermeyi, oruç tuttuklarını söylemeyi, Umre'ye ve Hacca kaç kez gittiklerini uzatılan mikrofonlara övünerek anlatmayı marifet sayarlar. Bu sefillerin ikiyüzlülüğünü yine en iyi Kuran-ı Kerim ortaya koymaktadır. Ma'un Suresi'nin 4. 5. ve 6. Ayetleri, “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, Onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar namazlarıyla gösteriş yaparlar” diyerek din sömürüsünü anlatmaktadır.
Gösteriş için yapılan ibadetin hiçbir yarar sağlamadığı uyarısında bulunan Necm Suresi'nin 39'uncu Ayeti de, “İnsanoğlu için hiçbir şey yoktur, ancak kendi yaptığı vardır" demektedir.
Din üzerinden siyaset yaparak Atatürk'ün kutsal emaneti Türkiye Cumhuriyeti'ni dönüştürmek hedefine ilerleyen bu çevreler, olanaklarının, güç ve yetkilerinin verdiği özgüvenle, küçük dağları ben yarattım edasıyla konuşmakta, dayılanarak yürümekte, suratlarından da kibir akmaktadır.
Oysa Kuran-ı Kerim bu kişileri İsra Suresi'nin 37'inci Ayeti ile açıkça uyarmaktadır. “Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.”
İslam'ın en çok öne çıkardığı değer adalettir. Ama işin içinde siyaset varsa ve din siyasete kurban edilmişse ortaya çıkan tabloda adalet aranamaz. Kamuoyunun yakından izlediği, intikam amaçlı bazı davalardan yükselen adaletsizlik kokusu dünyayı sardı. İslam ise düşmana bile adaletli davranılmasını istemektedir. Kuran'da, Maide Suresi 8'inci Ayet: “Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın…" uyarısında bulunmaktadır. Ama bunu, ruhunu Washington'a teslim etmiş Amerikan Müslümanlarına anlatmak mümkün değildir.
Din sömürüsü ile yönetim mekanizmalarını ele geçirenler, Cumhuriyet değerlerini savunanlara karşı baskı, iftira, sahte belge, yalan, zulüm vb yöntemlere başvurmaktadır. Oysa bu yol, Kuran'ı inkâr edenlerin yoludur.
Bunlar, Bakara Suresi'nin 191'inci Ayeti'ndeki, "Zülüm, baskı, nifak, adam öldürmekten daha büyük bir günahtır” sözleriyle uyarılmıştır.
Cumhuriyeti korumayı, yüceltmeyi benimsemiş insanlar, yaşadıkları tüm haksızlıklara ve baskılara rağmen dik durmalıdır. Çünkü çıkış yolu Kuran'da gösterilmiştir. Al-ı İmran Suresi'nin 139'uncu Ayeti kısaca şöyle der, “Gevşemeyin. Üzülmeyin, eğer inanıyorsanız üstün gelecek olanlar mutlaka sizlersiniz.”
Bu topraklar, Mustafa Kemal'in komutasında, Allah Allah diyerek düşmanın üzerine gidenlerin, şehit düşenlerin kanıyla sulanarak kurtarıldı. O dönemde de, düşmanla işbirliği yapan yobazlar, Hilafet ordusu kurup, Mehmetçiğe karşı savaşan, işgalcilerin uşağı hainler vardı. Ama onlara rağmen ülke kurtuldu, Cumhuriyet kuruldu. Öyleyse bu Cumhuriyetin mayasında sahte değil gerçek Müslümanlık vardır. Bu nedenle özgürlükleri ve sağlıkları, uydurma davalarda iftira ile ellerinden alınanlara Kuran'daki İsra Suresi'nin 81'inci Ayeti ile sesleneyim: “Moralinizi bozmayın 'batıl' 'Hakkın' karşısında yıkılmaya mahkûmdur.”
Atatürk'ün emaneti Cumhuriyete sahip çıktıkları için haksızlığa uğrayanlar bilsinler ki, Duhan Suresi'nin 3'üncü Ayeti de anlamlı bir mesaj taşır. Şöyle der ayet, "Rabbim seni terk etmedi ve sana gücenmedi."
Din tacirlerinden sürekli hakaret ve tehdit alıyorum. Öncelikle bunlardan yılmadan, ardından da, kendini çağdaş olarak tanımlayanların, “Gerici yanını bilmiyorduk. Sana mı kaldı din konulu yazılar” diyerek benimle dalga geçmelerine aldırış etmeden, din içerikli yazmayı aralıklarla sürdüreceğim. Tanıyanların büyük bir bölümü bana “Aydın” sıfatını layık görüyorsa, buna uygun davranmaya ve bilgilerimi paylaşmaya devam edeceğim.

Sevgili Atam; seni ebediyete yolcu etmemizin 75.yıldönümündeyiz. Aslında 10 Kasım 1938 bir devrin sonu değil, kalplere nakış gibi işlendiği gündür. Seni hiç görmemiş olsam da o kadar çok seviyor ve özlüyorum ki bunu anlatmaya kelimeler yetmez.
Nasıl da geçivermiş koskoca 75 yıl hayret! İnsanın inanası gelmiyor zira sana olan sevgimiz ve saygımız gittikçe artarak çarpan yüreklerimizde yerli yerinde duruyor. Onu oradan hiçbir gücün çıkaramayacağını biliyoruz.
Sevmek, sadece sevmek ve saygı duymak yeterli mi elbette değil.
Suçluyuz ve sana ihanet noktasına geldik. Özür dileriz.
                                                              ***
Yıllardır ülkemizde dıştan ve içten olmak üzere bölücü unsurlar sinsice planlarını uygularlarken bizlere armağan ettiğin aydınlık Türkiye, yavaş yavaş karanlıklara yol alırken, sadece seyrettik ve bir varlık göstermedik.
Türkiye’min şu haline baktığımda bazen bir kâbus içinde uyuyorum ve bundan kurtulmak, uyanmak için çırpındığımı sanıyorum.
Oysa bu bir kâbus, karabasan değil gerçeğin ta kendisi.
 Ne yazık ki, “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” tescillenen bir parti vatanımın üzerine kara bir bulut gibi çöktü.
Tabelalardan T.C.ler, “Öğretim programlarında belirtilen Atatürk ilke ve inkılapları ile ilgili kazanımları içerir” ifadesi kaldırıldı.
Sevgili ATAM, çocukluğumuzda severek okuduğumuz o andımız var ya, o dâhil milli bayramlarımız
Seninle ilgili ne varsa hemen hemen hepsi kaldırıldı.
Çok sevdiğin ve güvendiğin ordun tasfiye edildi. Komutanlarımız, aydınlarımız zindanlara kapatıldılar.
O zor şartlar altında 'muasır medeniyet seviyesinin üzerine ‘çıkartmak istediğin Türkiye’de yaptığın fabrikalar, köprüler yollar bile satıldı.
Türban denilen sıkmabaşın girdiği meclisimiz artık senin meclisin olmaktan çıktı.
Biz kadınlara vermiş olduğun haklar ne yazık ki yine kadınlar tarafından erkek egemen bir dünyaya teslim edilmek üzere.
Oysa sen büyük önderim, ne demiştin?
Hani 17 Mart 1923 te Tarsus’ta İstasyondan şehre doğru,  yaya olarak yürüyordun, seni görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşeli bir durumda onları selamlayarak geçiyordun..
Milli Mücadele'deki çete giysili bir kadın, senin yolunu keserek ayağına kapanmış, gözyaşları ile haykırmıştı.
- "Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!"
Onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldamışlardı.
Gözlerinden iki damla düşen yaşla, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırmış ve ona şöyle demiştin.
- "Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın."
İşte sevgili Atam o gün bu gündür biz kadınlar, bize verdiğin değeri ve özgürlüğü hiçbir zaman unutmamıştık. Aramıza bazı nifak tohumları karışmış olsa da senin yolundan asla vaz geçmedik.
Burada rahmetli anacığımın bir sözü geldi aklıma. Nurlar içinde yatsın. Bazen çok üzüldüğümü görünce ; ”Kızım merak etme, Türk Milleti durur durur birden vurur. Bu ulus gün gelecek ayağa kalkacak ve onu kimse durduramayacak Çünkü bizim damarlarımızda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kanı dolaşıyor”. Demişti.
Evet, anacığım haklıymış.
Şeriat hukuku, irtica yeniden hortlamış, vatan bölünme noktasına getirilmiş, bizlerde canımıza doymuştuk artık.
                                                             ****
Sevgili önderim; tüm bunları bir şikâyet olarak anlatmadım sana. “Yurtta sulh, cihanda sulh” demiştin.
Günlerce sabır ettik,  yanan bağrımıza taş bastık iktidarın yanlışlıklarından döneceğini umduk. Kurmuş olduğun partinden çok şey bekledik ama bir türlü olmadı.
Söz konusu vatan olunca gerisi teferruattır dedik.
Üzerimize atılan ölü toprağı attık, senin cumhuriyeti emanet ettiğin gençlerin bu düzene Mustafa Kemal’in askerleriyiz diye başkaldırdılar.
Sonra yaşlı, genç demeden hep beraber TOMA’lara, Akreplere gaz bombalarına, mermilere aldırmadan mücadeleye başladık. Mücadelemiz demokratik haklarımızdı,(Bu haklarımızdan vaz geçmeyeceğiz.) Kaç gencimiz hayatını kaybetti, kaç gencimizin gözleri çıkartıldı ama yılmadan ,korkmadan ikinci bir İstiklal savaşı vermeye başladık. Sloganımız Ya istiklal ya ölüm oldu artık.
Yüzlerce, binlerce, milyonlarca Mustafa Kemaller olduk yurdun dört köşesinde.
19 Mayıslarda,29 Ekimlerde tüm dünyaya senin ölmediğini, ne senden, nede senin eserlerinden vaz geçmeyeceğimizi gösterdik.
                                                             ****
Sevgili Atatürk’üm benim; lütfen rahat uyu. Bu ulus senin çizdiğin yoldan, gösterdiğin aydınlıktan yürüyecektir daima. Önce can değil vatan diyoruz ve seni canımızdan çok seviyoruz.
Seni ve silah arkadaşlarını, bu vatan için canlarını vermiş şehitlerimizi, gazilerimizi, Kara Fatmaları, Adile Çavuşları, Onbaşı Nezahet Bayselleri saygı ve sevgiyle anıyoruz.
Işıklar içinde yat.
.
TC.Tünay Süer

Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya üzerindeki etkinliğinin, omun ölümünden sonra daha fazla arttığı söylenebilir. Atatürk’ün Türkiye’de yaptıkları 1923’ten sonra karanlıkta ve geride kalmış pek çok Afrika ve Asya ülkeleri halkına örnek olmuştur.
Bir Fransız gazeteci Marcel Saurage ( Marsel Savaj) onun için şöyle yazıyordu:
“ Mısırdan Hindistan’a kadar bütün İslam Dünyasında, köylüler onu Allahın sevgilisi, din adamları imanın kılıcı, siyaset adamları da Doğunun devrimcisi olarak anmaktadırlar.”
Mısırlı bir yazar M.M. Muşarrafa “ Atatürk’ün Doğu için değeri somut ve olumludur. Çünkü o bize kültürce Batının etkileri altında kalıp boğuluruz diye korktuğumuz korkuların temelsiz olduğunu göstermiştir. O, Doğulu uluslara, ulusal bütünlüklerini yitirmeden, kendi değerlerini yeni durumlara nasıl uygulayacaklarını göstermiştir.” Şeklinde Atatürk’ün kendileri ve hür dünya insanlığı için neler ifade ettiğini belirtmeye çalışmıştır.
Dönemin devlet adamları onun hakkındaki ilginç görüşlere sahiptiler.
“ Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğimiz kahraman Mustafa Kemal ve onun bütün askerleri burada olsalardı, teker teker hepsinin heykelini dikerdik. ( Fransız Başbakanı Briand–1921)
“ Öyle bir an düşünün ki, Batının Rönesans, Reformlar, Fransız İhtilali, kültürel ve endüstriyel devrimlerinin hepsi bir insan hayatına sığdırılmış olsun ve bunlar yasalarla zorunlu kılınsın. İşte Atatürk 1920 ile 1930 arasında, bu kadar kısa bir süre içinde ve hiçbir ülkede uygulanmamış en ihtilalci bir programı gerçekleştirdi.” ( İngiliz Tarihçi Prof. Arnold J. Toynbee)
“Mustafa Kemal sosyalist değil. Fakat görülüyor ki iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, ilerici, iyi düşünceli ve akıllı bir önder. O batılı soygunculara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına ve Sultanı da yaranı ile birlikte alt edeceğine inanıyorum.” ( Sovyet İhtilal lideri ve devlet başkanı Lenin–1921)
“Arkadaşlar: Yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, o büyük dahi çağımızda Türk ulusuna nasip oldu.” (İngiltere Başbakanı Lloyd George- 1922)
“ Atatürk, bir ulus bütün vasıtalarından yoksul bırakılsa bile, kendini kurtaracak vasıtaları yaratabileceğini öğreten liderdir. Onun ilk talebesi Musolinidir, ikinci talebesi benim. Yeni Türkiye’nin büyük ve dahi yaratıcısıdır ki, talihin terk ettiği ve kaderin çöküntüye uğrattığı o zamanki müttefiklerine kalkınmak için ilk muhteşem örneği verdi. ( Alman Devlet Başkanı Adolf Hitler–1938)
“ Atatürk hakkındaki bilgiyi onu çok iyi tanıyan birisinden edindim. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinin ABD tarafından tanınması konusunda, Sovyet Dışişleri Bakanı Litvinov ile görüşürken kendisine kendi fikrince bütün Avrupa’nın en değerli ve ilgi çekici devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana verdiği cevapta Avrupa’nın en büyük devlet adamının Avrupa’da yaşamadığını, Boğazların gerisinde, Ankara’da yaşadığını, bunun Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk olduğunu söyledi.( ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt)
“Kemal Atatürk veya bizim onu o zamanlar tanıdığımız ismiyle Kemal Paşa gençlik günlerimde benim kahramanımdı. Büyük devrimlerini okuduğum zaman çok duygulandım. Türkiyeyi modernleştirme yolunda Kemal Atatürk’ün giriştiği genel çabayı büyük bir takdirle karşıladım. Onun dinamizmi, yılmak ve yorulmak bilmezliği insanda büyük bir etki yaratıyordu. O Doğuda modern çağın yapıcılarından biridir. Onun en büyük hayranları arasında bulunmaya devam ediyorum.” ( Hindistan Başbakanı Jawarhallal Nehru )
“Atatürk’ün hayatı ve eserleri yalnız Türkiye için değil fakat dünyanın bütün hür ulusları için de ilham kaynağı olmaya devam edecektir. ( Çin Devlet Başkanı Çan-Kay-Şek)
“ Kemal Atatürk yalnız bu yüzyılın en büyük adamlarından biri değildir. Biz Pakistan’da onu gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. ( Pakistan Devlet Başkanı Eyüp Han)
Keşke bu görüşleri onun adeta yoktan var ettiği ülkesinde, onun ismini ve resmiyle eserlerini yok etmek için yarışan yöneticiler ve onları mutlu etmek için çırpınan görevlilerde okuyabilse. Ulu tanrıdan o ve mücadele arkadaşları için rahmet diliyor, Atatürk konusundaki görüşleri yine bir bilim adamının sözleriyle tamamlamak istiyoruz.
 Alman tarihçi Prof. Herbert Melzig Atatürkü şöyle tanımlıyor:
“Atatürk ile binlerce yılın derinliğinden kahraman bir ruh aydınlığa yükseliyor ve bu ruh, dünyanın esirliğe düşmüş kısımlarındaki uluslara özgürlük ve kurtuluş yolunu gösteriyor. O’nun kişiliği, Nil kıyılarından eski Çin Denizine kadar uzanan bir efsane olmuştur. O kendi ulusu ve insanlık için beslediği sevgi ile bir dâhinin neler yaratabileceği konusunda cihana görülmedik, işitilmedik bir sahne seyrettirmektedir.”

Dr. M. Galip Baysan

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget