Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Uğur Mumcu
Uğur Mumcu'yu, yirmi yedi sene önce bugün, Ankara’daki evinin önünde uğradığı hain bir bombalı suikast sonucunda kaybettik.
Değerli hukukçu, yürekli, cesur ve güzel insan, katıksız devrimci, Kemalist ve Atatürkçü, antiemperyalist, laikliğin büyük savunucusu, onurlu ve cesur gazeteci, büyük araştırmacı yazar, Sakıncalı Piyade Uğur MUMCU'nun, sonsuza uğurlanışının 27.Yıl dönümü olan bugün, sevgili Uğur MUMCU'yu minnetle ve rahmetle anıyoruz.
Aradan geçen bu yirmi altı sene gibi uzun bir zamana rağmen; onun, suikast eylemini doğrudan gerçekleştiren, katil veya katillerini, yani aracına o bombayı yerleştiren veya yerleştirenleri, kişi bazında belirleyip hak ettikleri cezayı veremedik.
Ancak, Uğur MUMCU'yu yok etmeye karar veren ve ona yönelik bu hain saldırıyı planlayarak uygulamaya koyanların kimler olduklarını; zihniyet olarak, benimsedikleri ideoloji ve fikir bazında, çok iyi biliyoruz ve tanıyoruz.
Bunlar; Uğur MUMCU ve onun gibi düşünenlerin yok edilmesinden yarar sağlayacak olan, Atatürk ilke ve devrimlerine, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyetine, Cumhuriyetin temel ilkelerine karşı olan, tüm karşı devrimciler ve çıkar gruplarıdır.
Bu itibarla, bize göre; Sevgili Uğur MUMCU'nun otomobiline bombayı fiilen koyan veya koyanları yakalayarak hak ettikleri cezayı verememekten dolayı üzülmek yerine, bu vatan hainlerini yetiştiren ve suça yönelten, ATATÜRK düşmanı karşı devrimcilerle top yekün mücadele ederek, onları etkisiz kılmakla da, Uğur MUMCU'ya olan vefa borcumuzu yerine getirmiş ve onu katledenlere hak ettikleri cezayı vermiş olacağız.
Çok iyi biliyoruz ki; esasen, onun katillerini yakalayarak ceza vermekle yetinmek, Uğur MUMCU'yu mutlu kılmayacaktır. Bu nedenle, Uğur MUMCU'yu gerçekten seviyorsak, özlüyorsak, onun mutlu olmasını ve mezarında rahat uyumasını istiyorsak, bu ülke için yaptıklarının yarım kalmasını istemiyorsak, onu katleden bombayı elleriyle tutan ve Uğur MUMCU'nun aracına yerleştiren o zavallı robotları değil, o hain suikasta karar veren ve planlayan, bu ortamı hazırlayan bize göre onun gerçek katilleri olan perde arkasında gizlenmeye çalışmalarına rağmen, hepimizin malumu olan karşı devrimcilerle mücadele etmek, Atatürk devrim ve ilkelerine dayalı laik ve demokratik Cumhuriyete sahip çıkmak zorundayız.
Uğur MUMCU'yu halkımızın çoğunluğu, Cumhuriyet Gazetesinde köşesi olan, kitaplar yayınlayan araştırmacı ve muhalif bir gazeteci ve yazar olarak tanırlar.
Uğur MUMCU; kitaplar yazan, araştırmacı bir gazeteci ve yazardır ama, her şeyden önce Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, emperyalizm karşıtı, ülkesinin tam bağımsızlığını savunan, ülkesini seven, hukukun üstünlüğünü, insan hak ve özgürlüklerini yılmaz bir şekilde savunan, iyi eğitim almış, Ankara Hukuk Fakültesini bitirmiş cesur bir hukukçu ve devrimcidir.
Uğur MUMCU; 12 Mart 1971 muhtırası öncesinde altmışlı yılların sonlarında ve 12 Mart öncesinde, mezun olduğu Ankara Hukuk Fakültesinin İdare Hukuku Kürsüsünde asistan olarak akademisyenlik yapmış olup, bu satırların yazarı bendeniz ve benim gibi 1970 mezunu tüm arkadaşlarım, Ankara Hukuk Fakültesinde öğrenci iken, 3.sınıfta okuduğumuz idari yargı dersinde onun öğrencisi olma şerefine ve mutluluğuna erişmiş kişileriz. Bana, idari yargıyı sevdiren ve önemini kavratan, idari yargı konusundaki değerli bilgileri, Sevgili Uğur MUMCU'nun, Danıştay kararlarından örneklerle, uygulamalı olarak yapmış olduğu, çok değerli anlatımlarına ve öğrettiklerine borçlu olduğumu, burada belirtmeyi, şahsım adına onurlu bir görev sayıyorum.
Demokratik ve laik cumhuriyetimize, bağımsızlığımıza yönelik tehdit ve tehlikelerin had safhaya ulaştığı ülkemizin bugünkü koşullarında Uğur MUMCU'ya sahip olamamak, bu ülkenin en büyük kaybı, karşı devrimcilerin ise, büyük kazancı olmuştur. Uğur MUMCU, işte bu kayıp ve kazanç hesaplarını çok iyi yapan zihniyet tarafından katledilmişir.
Demokratik ve laik, bağımsız Cumhuriyet karşıtlarının, karşı devrimcilerin, liboş ve döneklerin, her türden çıkar çevrelerinin korkulu rüyası, demokratik ve laik Cumhuriyetin yılmaz savunucusu, laik ve demokratik cumhuriyeti savunduğu mevzide uğradığı hain bir suikast sonucunda, vatanına yapmakta olduğu üstün hizmetleri yarıda bırakarak zamansız bir şekilde bizlerden koparılan güzel ve dürüst insan, gerçek ATATÜRK'çü ve devrimci değerli hocam, Sakıncalı Piyade Sevgili UĞUR MUMCU’yu, ölümünün yirmi yedinci yıl dönümünde, minnetle ve rahmetle anıyor, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyetine yaptığı katkıları nedeniyle; kendisine, ülkem ve şahsım adına, sonsuz teşekkürlerimi arz ediyorum.
Mekanın cennet olsun, nurlar içinde yat, Sevgili Uğur MUMCU.

Güner Yiğitbaşı

24.Ocak.2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu
UĞURLAR OLSUN
Bir Pazar Sabahıydı Ankara Kar Altında
Zemheri Ayazıydı Yaz Güneşi Koynunda
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana
Zalımlar Pusudaydı Bedenim Paramparça
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana
Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun
Çevirdim Anahtarı Apansız Bir Ölüme
Şarapnel Parçaları Saplandı Ciğerime
Ucuz Can Pazarıydı Kan Doldu Gözlerime
İsimsiz Korkuları Katmadım Yüreğime
Bembeyaz Doğruları Yaşadım Ölümüne
Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun. (Ali ÇINAR)

Ortaya Çıkan Hukuki Garabet
Dün yazıp yayınladığımız; ”BİZE GÖRE USUL HATASI YAPILMIŞTIR” başlıklı makalemizde açıkladığımız gibi, Bölge Adliye Mahkemesi 20.Ceza Dairesinin; eski korgeneral İYİDİL hakkında, istinaf incelemesi sonunda verdiği beraat ve onun zorunlu hukuki sonucu olan tahliye kararı, Ceza Muhakemesi Yasasına göre ancak temyiz edilebilir.
Mahkeme kararlar; istisna'en ve yasanın açıkça ön gördüğü hallerde itiraz'a tabidir. İtiraz, kural olarak, hakim kararlarına yönelik bir olağan yasa yoludur.
Yasaya göre beraat kararı mahkeme kararıdır. Ancak davaya son veren, hakimin elini işten çektiği hüküm niteliğinde nihai bir karar olup, beraat ve onun zorunlu hukuki sonucu lan tahliye kararı bölünemez ve ikisi birden ancak temyiz edilebilir.
Yasa çiğnenmiş ve eski korgeneral; itiraz'en, aynı derecede olan, sadece numarası farklı İstinaf 21.Ceza Dairesi tarafından tutuklanmıştır. Beraat ve tahliye kararını veren mahkeme ile eşit düzeyde olan bir diğer mahkeme, adeta temyiz mahkemesinin yerine geçerek temyiz incelemesi yapmış, beraat eden sanığı suçlu ilan ederek tutuklanmasına karar vermiştir.
Görevsiz ve yetkisiz bir mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine konulan sanığın özgürlüğü, hukuka ve yasalara aykırı olarak engellenmiş ve bir suç işlenmiştir.
Burada yapılması gereken husus; Bölge Adliye Mahkemesi C. Savcılığı tarafından beraat ve onun zorunlu hukuki sonucu olan tahliyeye ilişkin kararı temyiz etmektir. Savcılığın itiraz hakkı yasal olarak yoktur.
Nitekim, basından edindiğimiz bilgilere göre de, savcılık beraat kararını temyiz etmiştir.
Ancak; hukuk dışı, hukuki bir garabet  oluşmuştur.
Zira, hakkında beraat kararı verilen ve halen temyiz mahkemesi tarafından bu beraat kararının bozulacağı veya onaylanacağı belli olmayan, şimdilik geçerli bir beraat kararının sanığı tutukludur.
Elli yıllık hukukçu olarak; hakim, savcı ve avukat olarak çalıştığımız  hukukçuluk hayatımızda böyle bir garabetle ilk kez karşılaşmış olmanın şaşkınlığını yaşıyoruz.
Eski korgeneral'in beraat kararı, bu kadar tartışmadan sonra, asla onaylanmayacak olsa da, zayıf bir ihtimalle de olsa, beraat kararının temyiz mahkemesi tarafından onaylanarak kesinleşmesi halinde, bu tutuklamanın hesabını kim veya kimler verecektir merak ediyoruz.

Güner Yiğitbaşı

19/01/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Hamidiye kaynak suyu
I8 Ocak günü, CHP nin genel merkezinde düzenlediği Eğitim Kurultayı’na katılmak üzere, internet muhabiri olarak fotoğraflamak üzere, makinemi, ses alma cihazımı çantama koyup metro ile MTA da inip parti merkezine gittim.
İçeri girerken güvenlik üzerimde bulunan işaret parmağım kadar minik pense, gazoz şişesi açacağı vs bulunan küçücük bıçağımı aldı. Girerken, kardeşim bunu alıyorsun ama bunun hiçbir zarar veren bir yanı yok, ben bunu çıkarken unuturum, dedim. Aldılar içeri girdim.
Salon o kadar dolu idi ki, değil oturmak, en arkada, arada bile olsa, ayakta duracak hiç yer yoktu. Zaten basın kartım da olmadığı için, ileri gidip, fotoğraf ve ses alma olanağım yoktu. Geri döndüm, salon dışında su, kahve ikram edilen bölümden üzerinde Hamidiye suları yazılı bir pet şişe aldım. Oradaki görevlilere, burada kütüphane var mı, dedim, yok dediler. Ümitsiz bir şekilde oradan ayrıldım. Üç dört saat kadar Kızılay Ulus dolaştıktan sonra, eve dönecek zamanı baktım, benim mini çakı yok. CHP genel merkezi girişinde güvenliğe bıraktığım küçük çok fonksiyonlu bıçağı da unutmuşum. Nasıl olsa, 65 üstü yol bedava deyip doğru CHP merkezine gittim. Güvenlikçiye dedim ki, arkadaş girerken bu küçük bıçak önemsiz bir şey, alma, ben çıkarken unuturum, dedim. Bak unutmuşum üç dört saat sonra Ulus’tan geliyorum, dedim. Adam bıyığının altından gülüyordu galiba.
Hamidiye kaynak suyunu çantamdan çıkarıp birkaç yudum aldım, sinirli sinirli metroya doğru yöneldim. Bu Hamidiye kaynak suları beni nerelere götürdü.
CHP merkezinde aldığım suyu önüme koyup bakarken, İmamoğlu İBB Başkanı seçildi diye, bunu hazmedemeyen iktidar, tüm belediyeleri ve kamu bankalarına talimat vererek Hamidiye kaynak suyunun alınmamasını öğütlediklerini, bu kuruluşların da Hamidiye ile sözleşmelerini iptal ettiklerini yani Hamidiye kaynak suyunu almadıklarını öğreniyoruz. İktidarda ve devletin başında olan kişiler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) uzun yıllardan beri bu suyu piyasaya satarken, belediye başkanlığını kaybedince, belediye- yani bir kamu kuruluşu zarar etsin diye su satışına engel komalarını insan aklı almıyor bir türlü. 1902 de ll Abdulhamit tarafından işletmeye açılan bu kaynak suyu İstanbul Belediyesi tarafından halka, 40 yıldan fazla bir zamandır (1979 dan beri) İBB bu suyu kamu kuruluşlarına satarken, iktidarın İBB ni kaybetmesi ile  Hamidiye kaynak suyunu alınmamasını üflemesi hiç de bir devlet yönetme ciddiyeti ile bağdaşmıyor.  Yetkililer, bir kamu kuruluşunun, İBB zarar etmesini istiyorlar kısaca, bu nasıl düşmanca bir zihniyet. Muhalif belediyeye, muhalefete düşman olan bir yönetim sağlıklı olabilir mi? Bu kafayla demokrasi olabilir mi?
Yetmedi. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun açıklamalarından öğrendiğimize göre, İBB bazı yarım kalan metro hatlarının tamamlanması için kamu bankalarından kredi isteyince, İBB başarılı olmasın diye kamu bankalarından İBB ne kredi verilmesi iktidarca engelleniyor.
Bu kez Avrupa’da bazı yabancı bankalardan uygun kredi bulan İBB ne iktidarın izin vermediği açıklanıyor. İmamoğlu kredi buluyor, bazı yeni metro hatları için proje hazırlıyorlar, iktidar-RTE bunu da onaylamıyor.
Bu ve buna benzer sorunları, Kanal İstanbul için uzmanların yetkili akademisyenlerin olumsuz görüşlerini anlatmak için, İBB Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanından randevu istiyor, haftalardır, aylardır randevu verilmiyor. İşte bu dışlayıcı, ayırıcı düşünce ve uygulamalar millet iradesini hiçe saymak değil midir?  Devlet organları birbirini tamamlayan, destekleyen, birbirine yardımcı olan ruh ve amaç için çalışmalıdır. Yoksa gerçek bir hizmet yapılamaz.

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız 
Fotoğraf: Ben de Hamidiye kaynak suyu şişesini elime alıp sıkıntıdan bu fotoğrafı çektirdim.

Bize Göre Usul Hatası Yapılmıştır
Ceza Muhakemesi Yasasının 223 ncü maddesine göre; Beraat kararı, davayı sonuçlandıran nihai bir mahkeme kararı olup, bir hükümdür.
Mahkeme kararları; hüküm dışında da olabilir. Yani, davayı sonlandırmayan ara kararlar da bir mahkeme kararıdır, ancak hüküm değildir.
Ceza Muhakemesi Yasasında yer alan olağan kanun yolları; İtiraz, İstinaf ve Temyiz dir.
İtiraz; esas itibariyle hakim kararları aleyhine gidilebilen bir kanun yoludur. İstisna'en ve yasanın açıkça gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı da itiraz kanun yoluna başvurulabilir.
Bize göre; mahkemenin elini işten çeken nihai ve hüküm niteliğindeki kararlarına, örneğin; beraat ve onun sonucu olan tahliye kararlarına karşı, itiraz kanunu yoluna başvurulamaz.
CMK 279.maddesine göre, ön inceleme sonunda; a)Bölge adliye mahkemesinin yetkili olmadığının anlaşılması hâlinde, dosyanın yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilmesine,
b) Bölge adliye mahkemesine başvurunun süresi içinde yapılmadığının, incelenmesi istenen kararın bölge adliye mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının, başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması hâlinde istinaf başvurusunun reddine, karar verilmesi halinde, yasada açıkça yer aldığı için itiraz kanun yoluna başvurulabilir.
Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin; bozma dışında kalan, CMK 280/2 ye göre; ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurarak verdiği hüküm niteliğindeki beraat ve eki kararları, CMK 286 ya göre ancak temyiz edilebilir.
Eski Korgeneral hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını kaldırarak beraatine ve tahliyesine hükmeden istinaf ceza dairesinin bu kararı da, savcı tarafından itiraz edilemez ve kül olarak ancak temyiz edilebilir.
Tahliye kararı beraat hükmünün zorunlu bir sonucudur, ayrılarak itiraz edilemez. Beraat kararını, bir üst mahkeme olan Temyiz Mahkemesi değerlendireceğine göre, beraat kararının zorunlu olan sonucu ve ayrılmaz bir parçası olan tahliye kararını da, ancak Temyiz Mahkemesi değerlendirebilir.
Bu itibarla, beraatine ve tahliyesine hükmedilen eski Korgeneralin, itirazen tutuklanması yasaya aykırıdır.
Bu makale, itirazen tutuklanan eski Korgeneral'i savunmak, korumak ve kollamak için değil, hukuki bir görüşün ifadesi, hukukun üstünlüğü adına, kamuoyunu aydınlatmak amacıyla kaleme alınmıştır.

Güner Yiğitbaşı

18/01/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Yargıdan Ceza Adaleti Beklemeyiniz Artık
Şu baş belası FETÖ, darbe girişimini başarıyla tamamlasaydı bile, yargı bugünkünden daha kötü ve güvenilemez bir kurum haline gelmezdi diye düşünür olduk artık.
Yargı'nın; içeriden, bir kısım yargı mensupları ile dışarıdan da yürütme tarafından yapılan müdahalelerle bağımlı, taraflı ve teminatsız bir hale gelmesi sonucunda güvenilirliğini tamamen yitirmesi çok acı.
Darbeci olduğu iddiasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan eski bir korgeneral ‘in, istinaf mahkemesi tarafından beraatine ve tahliyesine karar verilmesi, kamu oyunun dikkatini çekmiş ve ağır eleştiriler almış, savcılığın yaptığı itiraz üzerine, bir üst mahkeme beraatine karar verilen korgeneralin yeniden yakalanmasına ve daha sonra da tutuklanmasına karar vermiştir.
Bu arada, HSK korgeneral hakkında beraat ve tahliye kararı veren istinaf mahkemesi heyetini görevden alarak, haklarında inceleme başlatmıştır.
Tam bir yargı rezaleti ile yüz yüzeyiz.
Dava dosyasının içeriğindeki delilleri bilmiyoruz. Bu nedenle, ortaya çıkan üç ayrı yargı kararından hangisinin yasal ve doğru olduğu konusunda hukuki görüş bir bildirmemiz mümkün değildir.
Ancak, FETÖ borsası dedikoduları çerçevesinde bir değerlendirme yaptığımızda; yerel mahkemenin verdiği mahkumiyet kararı, istinaf tarafından kaldırılıp beraat kararına çevrilerek tahliye edilen Korgeneral'in, Fetöcülerin ele geçirdikleri Genelkurmay Başkanlığının eski personel başkanı olması, havuz müteahhitlerinden ve şu anda Futbol Federasyon Başkanı olan varlıklı ve itibarlı, geniş çevresi olan bir kişinin kayınbiraderi olması karşısında, bazı kuşkuların duyulması doğal ise de, istinafın vermiş olduğu beraat kararının doğru veya yanlış olduğu konusunda kesin bir görüş bildirmemiz mümkün değildir.
Biz burada, istinaf mahkemesinin beraat ve tahliye kararının doğruluğunu veya yanlışlığını değerlendirecek değiliz.
Bize göre, bu korgeneral hakkında verilen önceki mahkumiyet kararı ile istinafın verdiği beraat ve tahliye kararının yarattığı tartışma üzerine, olaya HSK'nın müdahil olarak, beraat ve tahliye kararı veren istinaf mahkemesi hakimlerinin tümünü görevden alarak haklarında inceleme başlatması, yargıda tam bir kaos yaratmıştır.
Bu durumu gören görevdeki hakimler, zaten bağımlı ve baskı altında iken, bundan sonra nasıl bağımsız, tarafsız ve hukuki karar verebileceklerdir?
Bu itibarla, bugünden sonra, kamu oyunun ve HSK'nın baskısından ve görevden alınma korkusundan arınarak, hakimlerimizden bağımsız, tarafsız ve hukuki kararlar vermelerini asla beklemeyiniz.
Mahkemeler, beraat kararını hak eden sanıklara dahi mahkumiyet kararları vererek, kendilerini koruma altına alacaklardır.
Çok yazık.

Güner Yiğitbaşı

16/01/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Kanal İstanbul da Israr Anayasanın Cebren Ortadan Kaldırılmasıdır
AKP Genel Başkanı; Akıllı Şehirler Kongresinde konuşma yaparak, kongrenin amacını saptırmış ve adeta Kanal İstanbul'un propagandasını yaparak, ülkemizin planlı ve öncelikli kalkınmasına ilişkin, Anayasanın 166 maddesinde yer alan; ”Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayiin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirmesini yaparak, verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak Devletin görevidir.
Planda; milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerdeki dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istahdamı geliştirici tedbirler öngörülür; yatırımlarda toplum yararları ve gerekleri gözetilir; kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır.
Kalkınma girişimleri. bu plana göre gerçekleştirilir. ” emredici ilkesini, görmezlikten gelerek açıkça ihlal etmiştir.
Kanal İstanbul projesine, İstanbul ve ülke ölçeğinde karşı çıkan Türk Milletinin bu haklı muhalefetine gözlerini yumarak, ”isteseniz de istemeseniz de Kanal İstanbul yapılacaktır” diyerek, inadını sürdürmeye devam etmekte, Kanal İstanbul'un bir yıkım projesi olduğunu bilimsel olarak İzah ederek, bu projeye İstanbul halkı adına karşı çıkan İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanını ve İstanbulluları, sundukları haklı gerekçelere rağmen, sadece istemezük diyor olmakla itham etmektedir. Arkasından da daha iyisini ve büyüğünü mü teklif ediyorlar diye saçma sapan kel alaka bir soru soruyor. Kendisini, Şirin için dağları delen Ferhat yerine, milleti de Şirin yerine koyduğunu beyan ediyor. Kanal İstanbul'a karşı çıkanların, daha iyi ve büyük bir kanal yapma gibi bir niyetleri ve istemleri yok ki zaten.
Biz bu makalemizde, aşağıda aynen yer verdiğimiz anayasa maddelerinin, elindeki devlet gücü ve yetkisiyle, cebren ihlal edildiğini ve AKP Genel Başkanının anayasayı cebren ihlale kalkıştığını iddia ve beyan ediyoruz.
Demokrasilerde; seçim, demokrasilerin olmazsa olmazıdır, ancak tek koşulu da değildir.
Demokrasi; çoğunlukçu değil, çoğulcu ve özgürlükçü bir rejimdir.
Kanal İstanbul gibi, ülkenin; öncelikli, milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerdeki dengeyi sağlayıcı, istahdamı geliştirici olmayan ve ülkenin mali kaynaklarını verimli şekilde kullanmayı hedef almayan bir proje ve yatırımda, millete rağmen ısrarcı olmak, vatana ihanet ve anayasanın devlet gücünü kullanarak ihlalidir.
Buyurun okuyun, aşağıya aldığımız ilgili anayasa maddelerini ve ona göre bir değerlendirme yapın lütfen.
Anayasa Madde-2)Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru......adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı...demokratik, laik sosyal bir hukuk devletidir.
Anayasa Madde-5) Devletin temel amaç ve görevleri,........kişilerin ve toplumun refahı, huzur ve mutluluğunu sağlamak..................maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.
Anayasa Madde-6) Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.
Anayasa Madde-8) Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır e yerine getirilir.
Anayasa Madde-11) Anayasa hükümleri; yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Anayasa Madde-65) Devlet; sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.
Anayasa Madde-103) Cumhurbaşkanı görevine başlarken, Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde and içer; Cumhurbaşkanı sıfatıyla,...........milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye,........bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı..........ülküsünden ayrılmayacağıma........üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma.......namusum ve şerefim üzerine and içerim.
Anayasa Madde-166) Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayiin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirmesini yaparak, verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak Devletin görevidir.
Planda; milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerdeki dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istahdamı geliştirici tedbirler öngörülür; yatırımlarda toplum yararları ve gerekleri gözetilir; kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır.
Kalkınma girişimleri. bu plana göre gerçekleştirilir.

Güner Yiğitbaşı

16/01/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget