Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Dünyaca Ünlü Cezayirli Edebiyatçı Kamel Daoud Akp Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Açık Bir Mektup Yazdı 

“Siyaset her şeyi belirlemeye başladığı anda, o toplum çöker”.
Prof. Dr. Mehmet Altan
Cezayir’li yazardan “Erdoğan’a açık mektup”
“15 Temmuz darbe girişimini önceden bildikleri gerekçesiyle yargılandıkları davada kardeşi Ahmet Altan ve gazeteci Nazlı Ilıcak ile birlikte ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan, ancak Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali’ kararı gerekçe gösterilecek 21 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen gazeteci ve akademisyen Prof. Dr. Mehmet Altan, AYM since "tutuklanmasına bile gerek yok, hak ihlali var" demesi gecikmeli de olsa tahliye edilmişti. Tüm bu hukuksuzluğa rağmen, akademisyen Mehmet Altan, çalıştığı üniversiteden de kovulmuştu. Bu insan haklarıyla bağdaşır mı? İnsanlara hem zulüm ediyorsun, hem de yargılamadan işinden ekmeğinden ediyorsun, bu insanları isyan ettirir.
Cezayir’li Yazar Kamel Daoud’un mektubunda bahsettiği bizim Prof. Dr. Mehmet Altan’ı da içine alan, onun haksızlığa uğradığını belirten ve Türkiye Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yazdığı,  R.T. Erdoğan’ın Cezayir’i ziyaretinden önce Erdoğan’a sert eleştirilerin yer aldığı Daoud’un Huffington Post’ta yayınlanan yazısının tam çevirisine bir göz atalım. Bakalım Cezayir’li yazarın doğruları yazıp yazmadığını bir de siz irdeleyin.
Fikir ve ifade özgürlüğünü de göz önüne alarak, bu mektubu Türkiye’de bir Türk yazarımız yazmış olsaydı, onun başına neler gelirdi acep. Görüş ve düşüncelerinin ne kadar isabetli olup olmadığını siz değerlendirin:
Cezayir’li yazardan “Erdoğan’a açık mektup”
“Tüm hapsettikleriniz, öldürdükleriniz ve işkence ettikleriniz adına söylüyorum Erdoğan. Ülkemize hoş gelmediniz.
Hayır, Erdoğan Cezayir’de istenmiyorsunuz.
Biz daha önce ülkemize halifeliklerini dayatmak isteyenler yüzünden kan ve gözyaşı döktük. Kendi fikirlerini bizim canlarımızdan daha değerli gören, çocuklarımızı esir alan, ruhlarımızı ve gelecek ümidimizi bizden çalanlara bedel ödedik.
Sizin geçim kaynağınız olan İslamcılık bizim hüznümüz oldu. Siz bize o günleri hatırlatıyorsunuz. Sizin «Babıali»nizde diz çökmemizi isteyenlere sadece kanat germiyorsunuz. Ayrıca, milletimizin bütün değerlerinin tam zıttını simgeliyorsunuz. Özgürlükten nefret ediyorsunuz. Bağımsız düşünceden nefret ediyorsunuz. Mitingleri ve yürüyüşleri seviyorsunuz. Din tacirliği yaparak bizim sırtımızdan bir halifelik hayal ediyorsunuz.
Bugün ülkemizdeki İslamcı partileri destekleyerek, onlara emrinizdeki şirketlerden hediyeler alarak, dernekler kurarak, camilerimizi kontrol ederek bu arzunuzu yavaşça gerçekleştiriyorsunuz. Bir taraftan tabutlarımızı kazarken öbür taraftan bize cenneti gösteren « Müslüman Kardeşler » örgütünün bilindik eski yöntemleri.
Hayır, Sayın Erdoğan, bir taraftan Kürtlere ve muhaliflerinize ölüm saçarken sizin bize yardımcı olmak istemediğinizi, özerklik hakkımızı savunmadığınızı çok iyi biliyoruz.
Ortadoğu’da mağdurla ağlayıp cellâtlarıyla iş antlaşmaları imzalıyorsunuz. Bizim haysiyetimizi değil kendi halifeliğinizi savunuyorsunuz. Zulümlerinizi, tasfiye listelerinizi, her gün daha fazla dolan korkunç hapishanelerinizi, Sarayınızın emrindeki yargınızı, küstahlığınızı ve palavralarınızı unutmayacağız.
Siz paylaşacağımız bir insanlık değil Osmanlı’nın kötü ve kanlı bir taklidini gerçekleştirmeyi hayal ediyorsunuz. İslam sizin için sadece bir basamak. Tanrı bir ticari ürünü, modernlik bir düşman, Filistin sadece bir vitrin, İslamcılar ise şaşkın dalkavuklarınız.
Tarih sizi iktidara tutunmak için yaptığınız hilelerle, kurgu darbelerinizle, farklı fikirlere ve halkınıza yürüttüğünüz cadı avıyla, öldürdükleriniz ve işkence ettiklerinizle hatırlayacak.
Tarih sizi bombalarınızla, savaşlarınızla, diyalog kurma acziyetinizle, kendiniz ve kendi kişisel hikâyeniz dışında kimseye hayat hakkı tanımamanızla hatırlayacak. BM’deki Kudüs oylamasını kendi ticari ürününüze çevirdiniz. Filistinlilerle birlikte size gülmemize müsaade edin. Filistin davası sizin için ticaretini yaptığınız bir ürün. Tıpkı diğerleri için olduğu gibi. Diz çökmüşlerin sırtına binmeyi çok iyi biliyorsunuz.
Biz Cezayir’de kendini Tanrı gören ve istediğine hayat hakkı verip istemediğine vermeyenlerden çok çektik. Onlar sizin ziyaretinizden mutlu. Biz değiliz. Cezayirli İslamcıların ve popülistlerin idolüsünüz. Onlar halifeliğinizle evlilik yapmadan iktidara gelmeyi hayal edemiyorlar.
Biz ülkemizi bir özgürlük ülkesi olarak hayal ediyoruz. Daha önce elimizden alınmış olsa da onurlu bir ülke hayal ediyoruz. Bunlar ne sizin hayaliniz, ne de sizin değerleriniz.
Güzel Türkiye’yi kendi yandaşlarınız, yakınlarınız ve hanedanınız için bir pazara ve muhalifleriniz için bir hapishaneye çevirdiniz. Ümit ediyoruz ki bu güzel millet sizin elinizden sağ kalarak kurtulacak. Mahkûmları, işkence mağdurları, bombalanan çocukları bunu da atlatacak. Siz sadece bir illüzyonsunuz. Sizde biliyorsunuz. Biz de.
Aşağılanmışlık duygumuza, sevdiğimiz değerlere, inançlara yatırım yapıyorsunuz. Kendinizi bir kurtarıcı olarak sunabilmek için. Oysa tam tersine bir mezar kazıcısınız. İlk önce kendi ülkeniz ve sonra komşu ülkeleriniz için. Türkiye, size hiç bir vefa borcu olmayan bir mucize. Bu mucizeyi bu ulusun Rönesans’ını sağlayan ve itibar kazandıran özgür ruhlu kadınlara ve erkeklere borçlu. Tıpkı ömür boyu hapse mahkûm ettiğiniz Ahmet Altan gibilere.
Tıpkı diğer İslamcılar gibi başkalarının zaferlerini çalmayı seviyorsunuz. Devrimlerin olgunlaşmasını bekliyorsunuz ve vakti geldiğinde kendiniz Tanrı’nın atadığı halife olarak tayin ediyorsunuz. Sizin popülizminiz bu güzel ülkeye çok şey kaybettirecek ve vaazlarınız suçlarınızı örtmeye yetmeyecek. Bizim İslamcılarımız ve popülistlerimiz Vahhabi para babalarını kaybettikten sonra sizi yeni bir cüzdan olarak görüyor. Bilin ki, onlar bizden değiller, sadece sizin ideolojik hareminizin mensupları.
Tarih sizin sebep olduğunuz ölümleri ve mahkûmları, tasfiyelerinizi, yolsuzluklarınızı, savaş uçaklarınızı, Sarayınızın emrindeki adalet saraylarınızı hatırlayacak. Buraya Osmanlı fatihi gibi, kurtarıcı Barbaros gibi gelmiyorsunuz. Kurtarıcı gibi gelen korsanların hikâyelerini iyi biliyoruz.
Biz güçlü, bağımsız ve ecdadınla gurur duyan bir ülke hayal ediyoruz. Farklılıklarını kabul eden, farklı din ve inançlara saygılı, çoğulcu ve herkesin mutluluk arama hakkına saygı duyan bir Cezayir hayal ediyoruz.
Dostlara ve müttefiklere ihtiyacımız var. Sizin gibi elini kana bulamışlara değil. Hilelerinize burada yer yok. Bu ülkedeki ajanlarınızın da uzun bir geleceği yok.
Fethedilmiş topraklarda değilsiniz. Sadece bir fetih illüzyonu yaşayacaksınız. Tıpkı eski sömürgeciler gibi”.(1)
Cezayir’li yazardan “Erdoğan’a açık mektup”
Mektupta adı geçen 21 ay tutuklu kaldıktan sonra yeni tahliye olan Prof. Dr. Mehmet Altan, bir söyleşide şunları söylüyordu:
“-Hukuk yoksa o davalara siyasi dava diyorlar Türkiye’de. Tüm dünyanın en büyük sivil toplum kuruluşları, AB Konseyi’nden BM’ye kadar herkes bu davayı izledi, dosyayı tercüme ettirdi. Olup biteni, tiyatro olarak nitelediler. İşte Ahmet de o tiyatronun içinde, içeride bulunan bir yazar, edebiyatçı, düşünce insanı” açıklaması yaptı.
Bir devletin, bir toplumun meşruiyetini anayasası sağlar. Eğer o devlet meşru, hukuki bir zemine dayanıyorsa kendi anayasası üstünden hareket eder. TC Anayasası‘nın 153. maddesi, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının yargı da dâhil devletin yasama, yürütme ve yargının da uyması gereken kararlar olduğunu teminat altına almıştır. AYM Genel Kurulu benim müebbet verilmiş dosyayla gözaltına dahi alınamayacağıma hükmetmişti. Ancak bana ceza veren İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi ve 27. Ağır Ceza Mahkemesi bu karara uymayı reddettiler. Bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir. Bir hukuk devletinin fiilen çöküşüdür. Hukukun kendi üyelerinin Anayasa’ya karşı işlediği suç nedeniyle 6 ay da  fazladan yattım. Bu durumu öyle somut ve net anlatıyor ki bundan öte anlatılacak bir şey yok”.
Hal böyleyken, yıllardır tek adamla yönetilen ülkemizde adalet ve hukuk hırpalanıyor, masumların canı yanarken, başka ülkelerin aydınları ülkemizin halini acı bir şekilde mektupla da olsa dile getiriliyor. Bilmem sonumuz nereye varır.(2)

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız  
SONOTLAR
(1) https://www.turkishnews.com/tr/content/2018.02.26/erdogana-agir-mektup/
(2)https://t24.com.tr/haber/mehmet-altan-siyaset-her-seyi-belirlemeye-basladigi-anda-o-toplum-coker,671017

Alzehimer Üzerinde Bir Deneme
Amerika Birleşik Devletleri'nde, Alzheimer hastalığı ile yaklaşık 5,4 milyon insan teşhis edilmiştir. Bu rakam yaşlanan nüfus ile hızla büyüyor.

Onlardan biri Steve Newport'du. Karısı Mary Newport bir doktordu. Mary kocasının ciddi Alzheimer hastalığı olduğunu öğrendi.

Doktor kocasını hastanede muayene ettiğinde, Steve'den bir saat çizmesini istedi. Bunun yerine, birkaç daire çizdi ve daha sonra mantıksız birkaç figür çizdi. Hiç bir saat gibi değildi!

Doktor onu bir kenara çekti ve şöyle dedi: "Kocanız çoktan Alzheimer hastalığının eşiğinde!"

Bir kişinin Alzheimer hastalığı olup olmadığının bir testi olduğu ortaya çıktı. Mary o sırada çok üzgündü, ama bir doktor olarak, sadece pes etmeyecekti. Hastalığı incelemeye başladı. Alzheimer hastalığının beyine glikoz eksikliği ile ilişkili olduğunu keşfetti.

Araştırması şunları söylüyor: “Yaşlıların demansı kafasına diyabet gibi geliyor! Birisi Diyabet veya Alzheimer hastalığı semptomlarına (belirti) sahip olmadan önce, vücut zaten 10 ila 20 yıl boyunca problemleri vardı.”

Dr. Mary'nin çalışmasına göre Alzheimer hastalığı Tip 1 veya Tip 2 diyabetlere çok benzer. Nedeni aynı zamanda insülin dengesizliğidir.

İnsülinin bir sorunu olduğu için, beyin hücrelerinin glikozu emmesini önler. Glikoz beyin hücrelerinin beslenmesidir. Glikoz olmadan, beyin hücreleri ölür.
Sonuç olarak, bu yüksek kaliteli proteinler vücudumuzu besleyen hücrelerdir.

Ama beyin hücremizin beslenmesi glikozdur. Bu iki çeşit yiyeceğin kaynağına hâkim olduğumuz sürece, kendi sağlığımızın ustalarıyız!

Bir sonraki soru, nerede glikoz bulmak için? Mağazadan aldığımız hazır glikoz olamaz. Üzüm gibi meyvelerden değil. Alternatif arayışına başladı.

Beyin hücreleri için alternatif besinler, ketonlardır. Ketonlar beyin hücrelerinde gereklidir. Ketonlar vitaminlerde bulunamaz.

* Hindistan cevizi yağı * trigliserit içerir. * Hindistan cevizi yağı * içindeki trigliseritler tüketildikten sonra karaciğerde ketonlara metabolize edilir. Bu beyin hücreleri için alternatif besin!

Bu bilimsel doğrulamanın ardından Dr. Mary, kocasının yemeğine * Hindistan cevizi yağı * ekledi. Sadece iki hafta sonra, resim ve saat testleri yapmak için tekrar hastaneye gittiğinde, ilerleme inanılmazdı.

Mary şöyle dedi: “O zaman, Tanrı'nın dualarımı duyduğunu mu sandım? Hindistan cevizi yağı işe yaramaz mıydı? Ama başka yolu yok. Her neyse, * Hindistancevizi yağını almaya devam etmek daha iyi”.

Dr. Mary artık geleneksel tıp pratiğinin bir parçasıydı. Geleneksel tıbbın yeteneklerini açıkça biliyordu.

Üç hafta sonra, onu bir akıllı saat testi yapmak için üçüncü kez aldı, performans son kez daha iyi oldu. Bu ilerleme sadece entelektüel değil, aynı zamanda duygusal ve fizikseldi.

Mary şöyle dedi: “Koşmasını yapamadı ama şimdi koşabiliyor. Bir buçuk yıldır okuyamadı, ama şimdi üç ay boyunca * Hindistan cevizi yağı * aldıktan sonra tekrar okuyabiliyor.”

Kocasının hareketleri zaten değişmeye başlamıştı. Sabahları konuşmadı. Şimdi pek çok değişiklik fark etti: "Şimdi kalktıktan sonra, ruhludur, konuşuyor ve gülüyor. Suyu içiyor ve kendi başına eşyaları alıyor."

Yüzeyde, bunlar çok basit günlük görevlerdir, ancak sadece kliniğe gelen veya evde akraba olan akrabaları sevinçle karşılaşabilirler: Böyle bir ilerlemeyi görmek kolay değildir!

Hindistan cevizi yağında yeşil soğan ve soğanları kızarttıktan sonra, Hindistan cevizli kekler yaptıktan sonra, 2-3 çorba kaşığı Hindistan cevizi yağı alındıktan sonra, 2-3 ay sonra gözler de normal olarak odaklanabilir.

Çalışmaları, * Hindistancevizi yağının * yaşlılarda demans problemini gerçekten geliştirdiğini kanıtladı.

Ekmeğe * Hindistancevizi yağı * uygulayın. Hindistan cevizi kreması kullanıldığında, tat beklenmedik şekilde iyidir.

Gençler ayrıca sağlığı korumak ve önleme için kullanabilir ve bunama belirtileri varsa düzelebilirler.

Demans, besinlerin beyin hücrelerine taşınamadığı ve besinlerin insülin ile beyinden beyne geçmesi gerektiğinden kaynaklanır.

Özellikle diyabetik hastalar için insülin salgılanması kolay değildir. “Beslenme beynine ulaşamaz. Beyin hücreleri açlıktan ölünce, zekâdan mahrum kalırlar.

* Hindistan cevizi yağı *, insülin kullanmadan beyne besin sağlayabilen orta zincirli trigliserit içerir.
* Böylece Alzheimer hastalığını ve Parkinson hastalığını iyileştirebilir *.
Makaleyi okuduktan sonra paylaşmayı unutmayın. Bir de İngilizceden çevirmedir
Alıntıdır. https://tr.newsner.com/haberler/60-guen-boyunca-her-guen-Hindistan-cevizi-yagi-tueketti-bakin-beynine-ne-oldu/

Soma Maden Kazası Ve Olası Kast
Soma maden kazası olayına ilişkin davanın sonuçlanarak karara bağlanması nedeniyle yazdığımız hukuki bilgilendirme yazısı, bilen bilmeyen çoğu kişiyi harekete geçirdi, her kafadan bir ses çıkmaya başladı.

Yorum üzerine yorum. Lehe olanlar yanında, hakarete varacak şekilde hiç hak etmediğimiz, bazı aleyhe yorumlara muhatap olduk.

Kendisini hukukçu zanneden bir edepsiz, ne alakası varsa, beyazlaşan saçıma ve sakalıma dil uzatmış, benim beyaz saçım ve sakalım bu edepsizin neresine batmışsa.

Soma davası nedeniyle verilen karara yönelik değerlendirme yazımızın aynen arkasındayız. Soma olayında ne kast ve ne de olası kast kesinlikle yoktur.

Kanun koyucu olası kastı çok kötü tarif etmiş ve adeta bilinçli taksirle bir tutmuştur. Bu nedenle, Soma olayında olası kastın varlığı bazı hukukçular tarafından dile getirilmektedir. Bize göre ise, Soma olayında olası kast kesinlikle mevcut değildir

Olası kastın varlığından bahsedebilmek için; ortada, bir veya birden ziyade kişiye yönelik olarak, hiçbir şüphe götürmeyecek şekilde kasten işlenen bir suç veya suça teşebbüsü olacak ve bu kasti suç işlenirken, bu suçun yanında olası kast tanımına giren, failin kasten işleyeceği suçun neticesinin, bir başka kişi veya kişilerde de oluşabileceğini öngörmesine rağmen, işlemeye karar verdiği kasti eylem(suç)den vaz geçmeyerek, eylemi gerçekleştirmesi gerekecektir.

Olası kastın daha kolay anlaşılabilmesi, normal kast ile taksir ve  bilinçli taksirden farkının ortaya konulabilmesi için, bir örnek verecek olursak; diyelim ki, vatandaş Ahmet, hasmı vatandaş Mehmet'i tabanca ile kasten öldürmeye karar vermiş ve bu kararını uygulamak için fırsat kolluyor, bir gün kalabalık bir caddede ilerlerken vatandaş Ahmet, kasten öldürmek istediği vatandaş Mehmet ile karşılaşıyor, fırsat bu fırsat diyerek tabancasını çekiyor, cadde kalabalık hasmına ateş ettiğinde çıkacak kurşunlardan bir veya birkaçının, hasmının yanı sıra, caddedeki masum kişilerden birine de isabet ederek ölümüne neden olabileceğini öngörmesine rağmen, kararından vaz geçmiyor ve tabancasını hasmına doğrultarak öldürme kastıyla ateşliyor ve şarjörü boşaltıyor, hasmı Mehmet isabet alarak ölürken, kalabalık içinde yer alan masum vatandaş Hüseyin de çıkan mermilerin hedefi olarak ölmüş olsun, işte sanık Ahmet hasmı  Mehmet’i kasten öldürürken, masum vatandaş Hüseyin'i de olası kast ile öldürmüştür. Burada, tabancayı ateşleyen sanık Ahmet'in, ölen Hüseyin yönünden olası öldürme kast vardır. Bilinçli taksir yoktur.

Soma maden kazasının; olası kast için verdiğimiz bu tipik örneğe uyan ve benzeyen bir yanı var mıdır, değerli hukukçular?

Hiçbir sanık, kazada ölen 301 madenciden birinin dahi ölümü neticesini istememişlerdir.

Güner Yiğitbaşı

18/07/2018
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Çok Gerçekçi Bir Analiz...
Bir gün, arkadaşım İlköğretim Müfettişi Mehmet Ayhan, Watsap hattıma bir mesaj göndermiş. Birileri bir analiz yapmış, bu analiz ilgimi çekti, sizinle paylaşmak isterim. Doğru veya yanlış, herkesin görüşü, eleştirisi kendine. Bu mesaj aynen şöyle:

“Erdoğan’ı ülkenin yarısı sevmiyor; diğer yarısı ise canlarını feda edercesine seviyor. Tabii ki herkesin kendi görüşüdür, bir şey diyemem buna. Ama hep merak etmişimdir bu sevdanın kaynağı nedir diye.
Twitter'da Fortuna Sth isimli kullanıcı bununla ilgili bir tespitte bulunmuş. Siz de okuyun. “Rte sevdası bir hummadır. Ezikliğin getirdiği intikam hissinin, cahilim ama güç bende diyebilmenin, kompleksine neden olan kendinden yüksek gördüğü güruha had bildirmenin kronikleşmiş halidir. En ufak rasyonel bir yani yoktur. Rte rövanş almanın ete kemiğe bürünmüş halidir. Reyisciler özdeşleşme histerisine gark olmuş vaziyetteler. Saray'da oturuyor, karisi 40bin Euroluk çanta takıyor, demek beyhude. Kendi o sarayda oturmuş kadar, karısı o çantayı takmış kadar oluyor. Ekonominin kötüye gitmesi, eğitimin kevgire çevrilmesi, adalet duygusunun yok olması zerre umurlarında değil. O patates 20 lira olsa "dış güçlere inat reyisin yanındayız patates yiyen vatan hainidir" diyebilecek insanlar bunlar. Ekonomik kriz kendilerine getirir de demiyorum artık. Ancak Büyük Bunalım ölçeğinde bir şey yaşanırsa belki. Ama o durumda bile o hastalıklı sevgiden vazgeçmeyecek insanlar olacaktır. Bu güçlü lider tutkusunun beslendiği bir kaynak da Atatürk kompleksi. “Bizim de bir Atatürkümüz, Atamız olsun” isteğiyle kendi süper kahramanlarını yaratmak. Bu imajı heba etmemek için memleketin satılmasına bile aldırmazlar, öyle feci bir kompleks…
Hep belirtirim ben bu zihniyetteki insanların içinde doğdum, büyüdüm. Bir akrabamız tuvalete giderken “Anıtkabir’deki çiçekleri sulamaya gidiyorum” diyerek giderdi. Herkes geh geh gülerdi. Günlük hayattaki diyaloglara sızmış öyle bir nefret, öyle bir eziklik hali. Şimdi düşünün, devir onların devri. Fırsat ellerinde artık, reisleri direksiyona geçmiş. Öyle bir ekonomik kriz oldu diye giderler mi? Bu manevi tatmin ağızları açlıktan koksa da uzun süre daha motive edecek onları. Onun için umutsuzsun diyenlere cevabım gerçekçiyim. Gerçek bu çünkü”.

Cevat Kulaksız

Derleyen: Cevat Kulaksız  

Soma Kararını Eleştirenler İçin Hukuki Bigilendirme
Soma maden kazasında ölen 301 işçi için Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen ve eylemi taksirle adam öldürme olarak tanımlayan karar, hukuken yerinde bir karardır.

Bu eylemi kasten adam öldürme olarak nitelendirmek imkansızdır.

Zira, bu ölümlerden sorumlu tutularak suçlu bulunanlar,301 işçinin ölmesi neticesini istememişlerdir, bu neticeyi istememelerine rağmen, neticeyi öngörmüşlerse taksirin ağır hali olan bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Bu taktirde ceza, normal taksire göre, üçte birden yarısına kadar artırılarak hükmedilecektir.

Kasten adam öldürmede, kasten  öldürülen kişi sayısı kadar, ayrı ayrı ceza verilirken, madende ölen 301 işçinin yakınları veya vatandaşlar;301 kişi öldüğüne göre, cezalar niçin bu kadar az olmuştur, aynı kanun maddesi, her ölen için olmak üzere, 301 kez niçin uygulanmamıştır diye soracaklardır.

Bu sorunun cevabı, taksirle adam öldürme suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanununun 85. maddesinin 2.fıkrasında yazılıdır. Kanun koyucu taksirle adam öldürme suçunu düzenlerken, birden fazla kişinin taksirle öldürülmesi halinde, sadece cezanın biraz artırılmasını, tavan ceza olarak altı yıl yerine, on beş yıla kadar ceza verilmesini öngörerek, ölenlerin sayıca 301 kişi olmaları halinde dahi, uygulanacak tavan cezayı on beş yıl ile sınırlandırarak ölen sayısı kadar ceza verilmesini engellemiştir. Bu konuda, yani 301 kişinin ölümüne karşılık olarak verilen ceza miktarının azlığı konusundaki suçlamanın muhatabı, mahkeme değil, yasayı çıkaranlardır. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

Bize sorarsanız, asıl suçlular; 301 işçinin ölümüne yol açan maden kazasının oluşumunu önleyecek tedbirlerin alınmasını zamanında denetlemeyen ve tüm eksikliklerine rağmen bu maden ocağının çalışmasına göz yuman devlet yönetimidir, bunlara da hak ettikleri cezaları, ölen 301 işçinin yakınları ile tüm vatandaşlar sandıkta vermeliydiler.

Ama artık çok geç tabi, kendi düşenin ağlamaya hakkı yoktur.

Güner Yiğitbaşı

18/07/2018
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Heykeli Dikilen Bitkilerden Safran
Safranbolu’ya adını veren, ülkemizde besin-gıda olarak kullanılan, satılarak para kazanılan-ekonomiye katkı sağlayan, çok yetiştirilen bazı meyvelerin değerini hatırlatmak, sevdirmek için safranın heykellerinin yapıldığını görürüsünüz.
İlk kez Gaziantep’e gittiğim 20 yıl kadar önce, Gaziantep’in Buğday pazarı mahallesi “Almacı Pazarı”nda kocaman bir elma heykeli olduğunu görmüştüm. Tıpkı bunun gibi, mısır, zeytin, ceviz, üzüm, hatta leblebi gibi bazı bitkilerin  değerini anlatmak için yöre insanları onların heykellerini dikmişler.
14 Temmuz Cumartesi günü mahallemiz İnönü Mahallesi Muhtarı Sema Deniz’in organize ettiği 45 kişiden oluşan komşularımızla Safranbolu ve Amasra’ya gezi düzenledik.
Gezmek için ilk uğrak yerimiz Safranbolu idi. Safranbolu Osmanlı’dan kalan tarihi konakların halen ayakta durduğu yeşillikler içinde güzel bir ilçedir. Restore edilmiş bu eski evleri, çarşıları, tarihi camileri öteki ilginç yerleri gezerken  bir meydanda safran çiçeğinin heykelini gördük.
Safranbolu’yu ziyaret edenler, mutlaka o safran çiçeği heykelinin önünde durup fotoğraf çektirmekteler. Biz de ikişer, beşer yan yana durup fotoğraf çektirdik.
Safranbolu sahip olduğu zengin kültürel mirası, kentin tarihi dokusunu korumadaki başarısı nedeni ile UNESCO tarafından 17 Aralık 1994 de “Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Böylece Safranbolu her geçen yıl artan turist sayısı ile bir dünya kenti olmuştur.
Batı Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Safranbolu, Ankara’nın 220 km kuzeyinde, Karadeniz’in 90km güneyinde yer alır, il merkezine 8km uzaklıkta olan Safranbolu, Karabük ilinin en büyük ve en gelişmiş ilçesidir. Tarihi konakları, tarihi camileri, saat kulesi, tarihi müzesi ve öteki yapıları ile yeşillikler içinde, doğal güzellikleri olan her geçen yıl artan turizm potansiyeli ile cazibesi her yıl artmaktadır, öyle ki hemen her cadde ve sokakta pansiyonlarla doludur.
Safran:  Safran: Latince "crocus sativus" denilen sonbaharda çiçek açan ve 20-30 cm yüksekliğe ulaşabilen soğanlı bir bitkidir. Mor renkli bitkinin çiçeklerinde üç tepecik vardır ve şu her derde deva ve dünyanın en pahalısı olarak bilenen safran baharatı da işte bu üç tepeceğin kurutularak toz haline getirilmesiyle elde edilir.
Çiğdemle yakın akraba olan bu bitkinin ana yurdunun Akdeniz ve İran olduğu sanılmaktadır. Ortalama 20-25 cm.ye kadar boylanabilen safran bitkisi Ağustos Eylül  aylarında soğan  şeklinde ekildikten sonra Ekim ayında huni biçiminde mor çiçekler açar. Çiçeklerin tam ortasında üç parçalı, kırmızımsı turuncu tepecikler  yer  alır.
Sabah güneş doğmadan toplanıp kurutulan ve baharat olarak kullanılan bu organlar bileşimindeki koyu sarı renkli boyama maddesinden ötürü içine katıldığı yiyeceği sarıya boyar. Çiçekler açtıktan sonra tepecikler tek tek elle toplanıp kömür ateşinin üzerinde bal mumu ile karıştırılarak kurutulur. Yaklaşık 10 gram safran elde etmek için 1430 tepecik gereklidir. Bu nedenle pahalı ve değerli bir ürün olan safranın yerini günümüzde başka gıda boyalar almış olmasına rağmen Akdeniz ülkeleri İle İran ve Keşmir’de hala yaygın olarak kullanılmaktadır. En çok balık ve pirinç yemeklerine, bazı Akdeniz ülkelerinde ise ekmek ve pastacılık ürünlerine katılır. Kentimizde ise safrandan zerde adı verilen pirinçli bir tatlı hazırlanmaktadır. Çok eski çağlardan beri İran ve Keşmir’de tarımı yapılan safran yalnızca baharat olarak değil, çeşitli dönemlerde hastalıkları iyileştirici koruyucu bir madde olarak da değer görmüş, hatta renginden ötürü kutsal sayılmıştır. Safranın tanınması ve çeşitli amaçlar için kullanılması 5000 yıl öncesine dayanmaktadır.
Günümüzde en çok safran üretilen yerlerin başında İspanya, Fransa, Sicilya, İtalya, İran ve Keşmir gelir. 19.yy  ortalarında Osmanlı devletinden Yurt dışına satılan safranın önemli bir bölümü Safranbolu’da üretilmiştir. Sarı boya ham maddesinin  elde edildiği safran sentetik boyalar üretilinceye kadar eczacılık ve boya sanayisinde kullanılıyordu. Kendi ağırlığının 100.000 katı suyu sarıya boyayabilecek kadar  kuvvetli bir boyama özelliğine sahip olan safran, halen Safranbolu ’nun  Davut obası, Geren ve Aşağı Güney köylerinde üretilmektedir.
Safranbolu’da safran üretimi İlçe Tarım Müdürlüğü ve Safranbolu Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından desteklenmektedir. Kaymakamlık Hizmet Birliği Kültür Yayınları  tarafından, “Safran”, “Safran ve Safranlı Yemek Tarifleri” isimli kitaplar yayınlanmıştır.(1)
Renklendirici ve tat verici olarak kullanılan bu baharatın elde edilmesi oldukça zahmetlidir. Her bir çiçeğin üzerindeki üç tepecik, sabah daha güneş doğmadan elle tek tek toplanır. Sadece yarım kilo kadar bir miktarda baharat elde etmek için 75 bin çiçeğin 225 bin tepeciği gerekir. Bundan dolayı da 1 gramı en az 15-20 liradır ki bu fiyat yurt dışında 250 dolarlara kadar da çıkıyor.
Ana vatanı Güneybatı Asya olan safran, Hititler zamanından beri Anadolu topraklarında yetiştiriliyordu. Osmanlı döneminde de üretimine devam edilen safran, İngiltere gibi bazı Avrupa ülkelerine ihraç bile ediliyordu. Bizim topraklarımızda, özellikle Safranbolu ve Urfa'da yetiştirilen safranın üretimi, 20. yüzyılın başlarında ekonomik sebeplerle azalınca Fransa'dan ithal edilme yoluna gidildi. Günümüzdeyse Türkiye'deki safran, büyük ölçüde İran ve dünyanın safran tedarikçisi konumundaki İspanya'dan alınıyor. (Ki aslında İspanya da safranla 8. yüzyılda Müslümanlar sayesinde tanışmıştı. Tıpkı şeker ve pirinçle olduğu gibi...)(2)
Safranbolu’ya ismini veren ve en kalitelisi Safranbolu’da yetişen safran çiçeği, dünyanın en pahalı baharatı olma unvanını taşıyan nadide bir bitkidir. Kendi ağırlığının yüz bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilme özelliği bulunan safran; ilaç, gıda, boya, kozmetik sanayinde kullanılmaktadır. Bir kg safran 160 bin çiçekten elde edildiği söylenmekte. Bir gramı 15-20 lira olduğunu (1kg ı 20 000 lira) öğrendiğimiz safran Osmanlı saraylarında hoş koku ve aranan bir ayrı  tat olmuş. Son yıllarda safran ile kanser tedavisinde de kullanılmaya başlanmış olması ile safranın bu şehirde ayrı bir yeri var. Hele safrandan yapılan lokumlar, sabunlar, parfümler gelip geçen ziyaretçiler için ilgi çeken bir hediye olmuştur.
İşte bu özelliğinden dolayı, bu nadide çiçekli bitkinin Safranbolu meydanına heykelinin dikilmesine vesile olmuştur.

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız  
SONNOTLAR
(1) https://www.safranboluturizmdanismaburosu.gov.tr/TR,156246/safran-cicegi.html
(2)https://yemek.com/safran-nedir-faydalari-nelerdir/#gref
Heykeli Dikilen Bitkilerden Safran

Heykeli Dikilen Bitkilerden Safran

Heykeli Dikilen Bitkilerden Safran

Heykeli Dikilen Bitkilerden Safran

Heykeli Dikilen Bitkilerden Safran

Heykeli Dikilen Bitkilerden Safran

Heykeli Dikilen Bitkilerden Safran

Heykeli Dikilen Bitkilerden Safran

Heykeli Dikilen Bitkilerden Safran

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget