Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Tünay Süer: Yaptıkları, yapacaklarının…
Türkiye AKP’nin hataları yüzünden bugün asimetrik bir savaşın içinde, zayiat vererek dönenip duruyor.
Düşünüyorum da,  başımıza gelenler hep şu açılım,çözüm süreci  denen anlaşma ile geldi.
Terör örgütü başı Öcalan’a neden o kadar taviz verildi?
İmralı’ya heyetlerin gidip gelmelerine, terörist başının hapishaneden örgütü yönetmesine neden izin verildi?
Öcalan denen cani öylesine şımartıldı ki  “Erdoğan’ı orada tutan benim” bile dedi.
Nitekim BDP-HDP heyetinin son İmralı ziyaretinde “Erdoğan’ı Gezi olaylarında
ben kurtardım. Erdoğan’ı götüreceklerdi” dediği bile iddia edilmişti.
Öcalan İmralı’dan anayasada neler yapılması gerektiğini dahi postacıları ile hükümete duyuruyordu.
Yine bir ziyarette İmralı heyetinde bulunan Sırrı Süreyya Önder şöyle bir soru yöneltiyor;
Başkanım, her şeyi konuştuk. Bir de Başkanlık meselesi var. Kamuoyu bu konuda çok hassas…
Totaliter bir yapıya dönüşmesinden endişe ediliyor” diyor.
İmralı tutanaklarında yer alan o görüşme de terörist başı şöyle yanıtlıyor:
Başkanlık sistemi düşünülebilir. Yalnız burada Başkanlık ABD’deki gibi olmalı. Devlet Meclisi gibi bir senato…
İkincisi, bir de Halklar Meclisi. Bunun adı Demokratik Meclis de olabilir. Bu da ABD’deki Temsilciler Meclisi gibi olabilir, Rusya’daki Alt Duma gibi olabilir. İngiltere’de Avam Kamarası’nın Türkiye versiyonu gibi. Esas olarak HDP’yi parlamentoya uyarlamak gibi düşünebiliriz.”
Tüm bu görüşmelerin yapıldığı sıralar Erdoğan başbakandı.
İşte PKK’nın silahları, bombaları belirli yerlere saklaması, güçlenmesi, Güneydoğu’da örgütün özerklik ilanına kadar ilerlemesi bu süreç içindeydi.
OSLO anlaşmalarını da unutmamak gerek…
Tüm bunlara neden göz yumulduğu aslında Erdoğan’ın başkanlık sevdası yüzündendi.
HDP’ nin seçimlere girip 80 milletvekili çıkartmasından sonra külahlar değişti tabi.
Neyse bunları hatırlayalım istedim.
Ha… Erdoğan’ın Esat takıntısı ve Şam’da namaz kılma sevdası da olunca, üstüne üstlük sınır kapıları kevgire dönünce, bir de Türkiye’de nemalanan IŞİD belası sahnede yerini alınca işler çığırından çıkıverdi.
910 kilometrelik Güney sınırımız böylece tehlike ve tehdit altına girmiş oldu.
Tam da emperyalist güçlerin istedikleri konuma gelmiş olduk.
Güneydoğu’da terör ile uğraşırken bir yandan da sınırlarımızı koruma altına alma ve bu sebepten Irak bataklığına girmiş duruma geldik.
Her iki bölgemizden de beşer, onar hatta daha fazla şehit haberleri geldiğinde, canlı, cansız bombalarla Türkiye’nin her tarafında yitirdiğimiz canlarla kahrolmaktayız.
Bu bizlerin fıtratında yoktu.
Atatürk bize güzel, çağdaş ve çağın ötesine yol almak isteyen modern bir Türkiye bırakmıştı.
AKP yeni Türkiye sloganları ile iktidara gelmişti ve umut olmuştu.
Bu güne baktığımızda küçücük çocukların başlarında takkelerle, türbanlarla dindar ve kindar gerici bir nesil olarak yetiştirilmelerini görmek, nereye yol aldığımızın göstergesi olmaktadır.
Gerçekten üzülmekte kahrolmaktayız.
Çocuklar böyle yetiştirilmekteyken AKP li belediyelerin ve bazı kimselerin Atatürk ile uğraşmaları, düşman işgaline uğramış bir ülke gibi heykellerini, Atatürk ismi verilen kuruluş ve kurumlardan onun ismini kaldırmaları, Türk Milletinin birbirine kenetleneceği günde bölücülükten başka bir şey değildir.
Erdoğan genelde konuşmalarında Türk Milleti diyemiyor ve şöyle diyor:
 “Bizi bölmek isteyenlere, ayırmak isteyenlere karşı, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet olacağız” .
Erdoğan’a buradan sesleniyorum.
Dön bir sağına, soluna bak.
Bizi bölmek isteyenler aslında çok yakınındalar.
Mesela Rize Belediye Başkanı Reşat Kasap denen adamdan başlayabilirsin.
Çok hassas bir dönemden geçmekteyiz.
Konu siyaset üstüdür.
Parti, kişi ayırt etmeden birleşmek, el ele vermek, gerekirse vatanımız için ölmek durumundayız.
Bizleri bölmeye kalkarsanız nasıl olacak bu birleşme?
Alanlarda, konuşmalarında çağrı yapacaksın ama öte yandan bölücülere prim vereceksin.
Neden hiç sesin çıkmaz, bu zararlı adamları cezalandırmaz üstelik ödüllendirirsin?
Tehlikenin farkında değilsin sanırım.
O yağcılar var ya, yarın o koltuktan insen, seni tanımazlar bile.
Bunların yaptıkları yapacaklarının aynasıdır.
Tabi dolayısı ile AKP ‘nin yarınlarını görmekteyiz bizler de.
Tünay Süer
 24.12.2016

Not: Sevgili okurlarım,  12 gün kadar Antalya’daydım. Orada üşüttüğümden çok hastalandım bu durumdan yazılarım aksadı. Şimdi biraz soluk alabiliyorum. Saygılarımla bilgilerinize.

Bir Kenara Not Edin - Rifat Serdaroğlu
Bunları bir kenara not edin ki, Türk Devleti kendisine kurulan bu tuzaklardan kurtulduğu vakit, kimler yaşıyorsa çocuklarına anlatsınlar ve çocuklarınız bunu yargıya taşıyıp hesap sorsunlar…
Türkiye’de AKP İktidarı zamanında;
-Türkiye Cumhuriyeti Devletinin adı değişmelidir,
-Türk Bayrağının adı değişmelidir,
-İstiklal Marşı değişsin,
-Türkçe ve Kürtçe Resmi dil olsun,
diye televizyonlarda rahatça konuşan bölücüler, AKP ve Erdoğan tarafından “Akil İnsan” madalyası takılarak Türk Milletinin üzerine salınmışlardır.
(Bu tutum, açıkça Türk Devletini yıkmak ve Anayasa’yı çiğnemek demektir)
Türkiye’de AKP İktidarı zamanında;
-AKP ve Erdoğan, Devlet yetkililerini PKK Baronları ile görüştürerek, Türk Askerini-Türk Polisini şehit eden 25 adet PKK’lı katili serbest bırakmak için Habur Sınır Kapısında “Seyyar Mahkeme” kurdurmuşlardır.
-Seyyar Mahkemede “Pişman değilim, bugün olsa, yine öldürürüm” diyen PKK’lı katiller aynı gün serbest bırakılmışlardır.
-PKK’lı katiller, binlerce insan eşliğinde, şeref salonlarında konuk edilmişlerdir.
-Tüm bunlar, TC. Devletinin Valilerinin gözleri önünde olmuştur.
-PKK katiline göre özel mahkeme kurmak Türkiye’de Adalet’in yok edilmesidir.
(Bu tutum, Hukuk Devleti İlkesinin ayaklar altına alınması demektir.)
Türkiye’de AKP İktidarı zamanında;
-Eğitim sistemi alt-üst edilmiştir.
-Tarikat ve Cemaatlerin yönetimindeki “Kaçak Kursların” sayısı 10 bini geçmiş ve çocuklar buralarda birer Cumhuriyet düşmanı olarak yetiştirilmektedir.
-Okulların büyük bir kısmı Tarikat ve Cemaatlerin denetimine bırakılmıştır.
-FETÖ, AKP ve Erdoğan tarafından bu dönemde devletin her kademesine sokulmuş, özellikle M. Eğitim Bakanlığı (Bakanlar dahil olmak üzere) FETÖ’ne devredilmiştir.
(Bu tutum, Eğitim Birliği ve Lâiklik ilkesinin yok edilmesi demektir.)
Türkiye’de AKP İktidarı zamanında;
-Biat Kültürü gelişmiş ve tek adam yönetimine geçilmiştir.
-TBMM’de tek söz sahibi Erdoğan’dır.
-Hükümet, Erdoğan’ın emrindedir.
-Yargı, iktidarın denetimindedir.
-Tüm üst düzey bürokrat atamaları Erdoğan tarafından yapılmaktadır.
(Bu tutum demokrasiden vazgeçilmesi ve dikta yönetimine gidişin ifadesidir.)
Değerli Okurlar;
Tüm bu yazılanlar sizin bildiğiniz gerçeklerdir. Hepsi sizlerin gözleri önünde oldu ve sizler susarak destek verdiniz.
Bunlar, “Bana ne canım, bana mı kaldı” denecek türden işler değildir.
Biri evinize girse ve aile fertlerinizi silahla öldürmeye kalksa
“Bana ne, benim işim değil, Polisin işi” diyebilir misiniz?
Ama sizler sustunuz, hala da susmaya devam ediyorsunuz!
İşte bu yüzden bu yazılanları bir kenara not edin dedim.
Yarın çocuklarınıza neden ve niçin korktuğunuzu, özgürlüğünüzün nasıl elinizden gittiğini anlatmanızda sizlere yardımcı olur.
Çocuklarınız ve Kurtuluş Savaşımızda şehit olan dedeleriniz sizi affederler mi, işte orasını ben bilemem…
Sağlık ve başarı dileklerimle

23 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

Atatürk Bir Bardak Çay mı Ediyor? - Gürbüz Evren
Rize Belediyesi’nin, meydandaki Atatürk heykelini kaldırma gerekçesi, oraya Çay Bardağı koymakmış.
Bugün Türkiye diye bir ülke varsa, Rize diye bir ile varsa ve Belediye Başkanı olma şansını yakalamış bir Rizeli varsa, bunları Atatürk’e borçlu oldukları düşünülüp, sevgi ve minnet yörenin ürünü Çay ile göstermek istenmiş, bunun için de, Çay Bardağı gibi harika bir düşünce çıkmış.
Helal olsun Belediye Reisine…
Atatürk’e saldırmaktan yorulmayan, Mustafa Kemal’e ait ne varsa ortadan kaldırmak isteyen yobazların, din sömürücüsü siyasetçilerin en çok başvurdukları yöntem, onu dinsizlikle, din düşmanlığı ve ayyaşlıkla suçlamaktır.
Bu zavallılar, kendilerine vatandaşlık, bayrak ve ezan sesini duyduğumuz camilerin olduğu vatanı veren Atatürk’ün karşısına 2. Abdülhamit’i çıkarırlar.
Şimdi her yerde, özellikle de Facebook sayfalarında profil fotoğrafı olarak 2. Abdülhamit’i kullanıyorlar.
Atatürk’e karşı Padişah Abdülhamit’i yükseltip, onun ne büyük bir İslam Halifesi ve Müslüman olduğunu anlatıyorlar.
Rakı sofralarından kalkmayan Atatürk imajına karşı 2. Abdülhamit’i çıkaranlar, cahilliklerinden olsa gerek bir gerçeği bilmezler.
Osmanlı Padişahı Abdülhamit, rakıya çok düşkündür, öyle ki Cuma günleri hariç her akşam rakı içmektedir.
Doktorları, çok rakı içmesi sonucu ağır rahatsızlıklar geçiren Abdülhamit’ten, içkiyi bırakmasını isterler.
Tüm uyarılara ve süren rahatsızlıklara rağmen Padişah rakıdan vazgeçmeyince de, son çare olarak viski ile yetinmesini önerirler.
Sultan Abdülhamit ikna olunca da, İstanbul’a, İskoçya’nın Islay adasından çok özel yapım viskiler getirtilmeye başlanır.
Rıhtım ve yosun kokulu viski türü ise Abdülhamit’in favori içkisi olur.
Sövecek yobazlara uyarım, açın Saray gelen yiyecek-içecek kayıt defterlerini, Osmanlı arşivlerindeki doktor raporlarına, eğer Osmanlıca bilmiyorsanız da, bilenlere sorarak, gerçeği görün.
İkinci Abdülhamit viski içiyor diye ne küçülmüştür ne de Osmanlı tarihine damga vuran, zeki ve en uzun süre tahta kalan 2 Padişah olma özelliğinden kaybetmiştir.
Atatürk’e din düşmanı iftirası atan bilinçli ve bilinçsiz zavallılara, İslam dinine en çok kimin hizmet ettiğini de sormak isterim.
Mustafa Kemal sağlığında, 25 yılda tüm Türkiye’yi kapsayacak dini bir aydınlanma kampanyasının başlatılması emrini vermiştir.
Bu talimatın ardından, 1924-1950 yılları arasında, 46 bin Kur-an tercümesi ve tefsiri 19’ar cilt olmak üzere basılarak tüm ülkeye ücretsiz dağıtılmıştır.
Aynı yıllar arasında 62 bin Buhari Hadisleri, tercüme ve açıklamasıyla 12’şer cilt olmak üzere basılarak, ücretsiz dağıtılmıştır.
Ve yine aynı dönemde, din kültürü eserlerinden oluşan 249 bin kitap basılarak ülkenin en ücra köşelerine kadar gönderilmiştir.
Okuma yazma oranının çok düşük olduğu o dönemde, okuma yazma bilenlerden, bir araya toplanacak vatandaşlara Kur-an, hadisler ve din kültürü kitaplarını okumaları rica edilmiş, bazılarına, yaptıkları bu iş karşılığı para verilmiştir.
Atatürk’ün karşısına Abdülhamit’i koyan bilinçli ve bilinçsiz zavallılar gibi, tarihimizin iki önemli şahsiyetini karşılaştıracak değilim, çünkü ikisi de benimdir.
Onlara, 2. Abdülhamit’in 33 yıllık padişahlığında İslam’a, yapılmış ya da yapılmamış hizmetleri de soracak değilim.
Bu nedenle daha geriye gidip, 1401 yılından başlayarak, 1756’ya kadar geçen 300 yıllık dönemden örnek vermek isterim.
Söz konusu koskoca 300 yıllık Osmanlı tarihinde hadis, fıkıh, tefsir, akit, kelam ve ahlak konulu sadece 99 kitap yayınlanmıştır.
Bilindiği üzere Osmanlı’ya matbaa, 1727 yılında geldi.
Ama bundan sonra yayın yoluyla İslam’a hizmet artmadı, çünkü yobazlar ve Kur-an’ı elle yazanlar matbaaya savaş açtı.
Kitap basmak hele Kur-an’ı ve dini kitapları basmak imkânsız hale geldi.
Bu da cehaleti, yobazlığı, aydınlanma karşıtlığını, kuşaktan kuşağa taşıyarak bu günlere geldi.
Geçmişteki yobazların günümüzdeki torunları olan Atatürk düşmanları, aslında Kur-an’ın doğru içeriğinin ve gerçek İslam’ın da düşmanıdırlar.
Rize Belediye’sinin önündeki Atatürk’ten rahatsız olanlar, bugün yöre halkının geçim kaynağı çayı kime borçlu olduklarını bilirler mi?
Atatürk’ün, 29 Ekim 1923’de kurduğu Cumhuriyet’te, 1924 yılında devlet tarafından Rize'de çay yetiştirilmesi konusunda yasa çıkarılmıştır.
Atatürk yönetimi bununla da yetinmemiş, 1930';da Gürcistan'dan alınan 70 ton siyah çay tohumunun ekimini gerçekleştirerek, Rize'nin çay kenti olmasının önünü açmıştır.
Atatürk düşmanlığı yaparken, içtiğiniz çay boğazınıza takılmaz inşallah.

Gürbüz Evren /Gerçekgündem

Bu Bir Zavallılıktır - Güner Yiğitbaşı
Rize Belediye Başkanı; nihayet Atatürk'e olan düşmanlığını,en başta laiklik olmak üzere, Atatürk devrim ve ilkelerine olan karşı devrimci tavrını açıkça ortaya koymuş, Atatürk Heykelini yerinden söktürüp depoya kaldırma cüretini göstermiştir.

Atatürk'ün ilke ve devrimleriyle baş edemeyen zavallılar, Atatürk'ün Heykellerini ortadan kaldırarak, Atatürk ile baş edeceklerini, Atatürk'ü itibarsızlaştıracaklarını ve unutturacaklarını, onun yerine bir başkasını bu ülkenin kurtarıcısı ve ebedi lideri yapacaklarını zannederek, büyük bir yanılgı içine girmişlerdir.

Atatürk heykellerini meydanlardan kaldırmak,onu itibarsızlaştırmaya ve unutturmaya çalışmak,memleket ve ülke severlik, bir kabadayılık,efelik ve erkeklik değil,bilakis korkaklığın, kancıklığın,çaresizliğin ve zavallılığın, dışa vuran en tipik örneklerinden birisidir.

Rize Belediyesinin almış olduğu bir kararla, Atatürk Heykelini bulunduğu yerden sökerek depoya kaldırmasının hiçbir haklı nedeni olamaz. Açıklandığı gibi, o heykelin yerine 15.Temmuz Şehitler Abidesinin dikilecek olması dahi, yapılan bu nankörlüğün ve edepsizliğin haklı gerekçesi olamaz.

Rize Belediyesi; bu icraatıyla, Kubilay'ın kafasını kesenlerin Menemen ilçemize çaldığı lekenin bir benzerini Rize ilimize ve Rizeli halkımıza çalmış bulunmaktadır.Rize halkının, demokratik yollardan üzerlerine sürülmek istenen bu lekeyi, er ya da geç çıkaracaklarını umuyoruz.

Rize Belediyesinin bu akıl almaz icraatı; kaldırdıkları Atatürk Heykelinin bulunduğu aynı yere, adlarına anıt dikeceklerini beyan ettikleri15.Temmuz şehitlerinin de kemiklerini sızlatacaktır.15.Temmuzda şehit olmayı göze alan bu sivil asker,polis insanlarımızın amaçları, hain Fetö darbe girişimini önleyerek, Atatürk'ümüzün önderliğinde kurulan demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyetinin bölünmesini önlemek, Atatürk'ün eseri Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak değil midir ki; sizler 15.Temmuz şehitlerimizi, Atatürk'e ve onun ilke ve devrimlerine olan düşmanlığınıza alet ediyorsunuz.Sizler, 15.Temmuz şehitlerimizin aziz hatıralarına da hakaret ettiğinizin,onları istismar ettiğinizin farkında olamayacak kadar kötü niyetli zavallılarsınız.

Buradan Sayın Cumhurbaşkanına da seslenmek istiyoruz.Sayın Cumhurbaşkanı bilindiği gibi Rize'li olup, ülkemizde onun haberi ve izni olmadan bir sineğin dahi uçamayacağını düşündüğümüzde, Atatürk'ün koltuğunda oturmakta olan Cumhurbaşkanından, Rize Belediye Başkanlığının bu aymazlığına müdahale ederek, sökülen Atatürk Heykelinin eski yerine yeniden dikilmesinin sağlanmasını bekliyoruz.

23/12/2016
Güner YİĞİTBAŞI 
Hukukçu

“Gerçeğin en büyük düşmanı tarafgirliktir”
Soner Yalçın

Toplum Özgür Olmalıdır Tek Yönlü Şartlandırılmamalıdır
Bir ülkede her dinden, her mezhepten, her türlü görüş ve düşünceden insan olduğundan, toplum içindeki insanları da tek yönlü şartlandıramayız.
İnsanları tek yönde şartlandırmaya çalışan toplumlar, devletler demokratik değil, totaliter toplumlardır. Dolayısıyla ülkede homojen (her tarafında aynı özelliği gösteren)  bir toplum yoktur, çağdaş bir ülkedeki tüm fertler homojen olamaz, öyleyse görüş ve düşünceler de aynı olmayacaktır.
Örneğin Suudi Arabistan ve Kuzey Kore gibi bazı ülkeler halklarını homojen hale getirmek için en baskıcı yönetim kurmaktalar. İşte öylesi ülkelerden de en saldırgan militanlar çıkar, insan hakları yok ve halkları da mutsuzdur, bilimsel üretimleri de olamaz.
Tüm Müslüman ülkelerde, din ve mezhep kökenli baskın inanç, görüş ve düşünce öbür azınlıktakiler üzerinde bastırıcı etki yapmakta; tek yönde şartlandırılma olgusu nedeni ile de genelde her fert mutsuz ve huzursuzdur. Sonuçta ülke içinde küskünlük, kırgınlık ne ki düşmanlıklar oluşmaya başlar. O zaman da, şimdilerde olduğu gibi Müslüman ülkelerdeki gibi her mezhepten insanların beyni yıkanır, her aşiretten terör ve teröristin her çeşidi oluşur. İşte günümüzde dünyamız bunun sancısı ve huzursuzluğunu yaşamaktadır. Müslüman ülkelerdeki despot, çıkarcı liderler bu baskın din ve mezhep grubunu kullanarak toplumun, ülkenin tek yönlü şartlanmasına neden olmaktalar.
Bu noktada hemen aklımıza geldi ve de güncel olduğu için alıyorum; Padişah Vahdettin ve Halife, Kuvaayyi Milliye aleyhinde fetva ile propaganda yapınca, Ege de halkın bazıları Yunan işgalini bile hoş görürken, sonra da Menemen’de Kubilay’ın başı kesilirken halk alkışlayabiliyordu. Çünkü cahil halk şartlandırılmıştı o yönde. Böylesine daha nice örnek verebiliriz.
Öylesi ülkelerde demokrasi, insan hakları kültürü, çağdaşlaşma gelişemez. Toplumu tek yönlü şartlandırdığınız zaman, insanlara mutsuzluk, kırgınlık, güvensizlik vermiş olursunuz ki, işte orada kaos, anarşi, terör doğar. İşte Ortadoğu bu söylem, eylem sonucunun hazin sonucudur, insanlar nasıl bir felaket içinde olduğunu görüyoruz.
Özgür düşüncenin olmadığı toplumlarda biat kültürü ve dinsel düşünce hâkim olduğu için, insanlar çağdaş,  evrensel düşünce ve fikirden yoksun oldukları için karşı tarafın, madalyonun öbür yüzünün de haklı olduğu gerçeğini kabul edemezler. Özgür düşünemezler, özgür yazamazlar, ürkek, kırgın olurlar ülke ve toplum yararına hiçbir bilimsel üretim yapamazlar, dediğimiz gibi tüm Müslüman ülkelerde bu olgu hâkimdir.
Öyleyse toplumu mutlu, üretken görmek istiyorsak, her türlü görüş ve düşünceye, ne ki her türlü din ve mezhebe aynı yaklaşım içinde olmalıyız, tabi bu da laiklikten başka bir şey değildir. Devlet adamları laikçe düşünüp, laikçe davranmazlarsa, halkını huzursuzluğa sürükler. Devlet adamları, siyasiler, tüm farklı kişileri, grupları ayıracak, kıracak üslupla konuşmamalı, özellikle ayrıştırıcı olmamalıdırlar. İŞTE BATILI ULUSLAR ÖZGÜR VE LAİK DÜŞÜNCE İÇİNDE YÖNETİLDİKLERİNDEN REFAH İÇİNDE YAŞAMAKTALAR. Müslüman ülkeler baskın biatçı, dinsel sömürü ve baskı altında yönetildiklerinden sefalet içinde yaşamaktalar. Tüm Müslüman ülkelerden on binlerce insanlar, “Hıristiyan-“Gavur” diye yadsıdıkları bu Batı’nın çağdaş ülkelerine neden ölümleri pahasına akın ediyorlar, sahillerimizde oralara ulaşmak için telef oluyorlar. Aklı başında olanlar bunu iyi düşünmelidirler.

DEVLET ADAMI HALKINI, ANAYASASINI, EVRENSEL DEMOKRASİYİ KORUMALIDIR
R.T.Erdoğan 14 yıllık iktidarları dönemine baktığımız zaman, başta ana muhalefet partisi olmak üzere, tüm muhaliflere karşı sürekli dışlayıcı, kötüleyici tavır içindedir. Bunlara bu şekildeki eylem ve söylemi bir yana, nimetinden yaralandığı Atatürk’ün kurduğu, nice devletlerin hayranlıkla izlediği gözlediği laik Türkiye Cumhuriyetini ve onun kurucu kahramanlarını sürekli eleştiren, dışlayan tavır içinde olduğunu görüyorduk.
Recep Tayyip Erdoğan Başbakan iken, muhaliflere karşı “yüzde elliyi zor tutuyorum”  demişti.  Ülkenin başbakanı halkın yüzde “elli” sinin değil, yüzde yüzünün başbakanı olmalıdır ve herkesi aynı duygu ve düşüncelerle kucaklamalıdır. Konuşmalarında, davranışlarında dışlayıcı değil, tüm halkı kucaklayacak şekilde konuşmalıdır. Devlet adamı, sadece yüzde elli oyunu aldığı halkın başbakanı olup, diğer yüzde elliyi dışlaması,  toplumda küskünlük, dargınlık, kaos (kargaşa) yaratır. Yönetim süresinde toplumda ayrıştırıcı, dışlayıcı konuşma, tutum ve davranışlarına rastlanıyordu. Yüzde elli karşıt düşüncede olan insanlar da bu ayrışma ve dışlamışlık ortamı içinde devletine küskün, kırgın olacaktır. Ülkemize bir bakarsak insanlar, Türk toplumu terörle birlikte çeşitli belirsizlik, huzursuzluk içinde bulunmakta.
Tek yönlü şartlandırdığımız zaman, insanlar arasında özellikle muhalif olanlarda karşıt bir tepki doğacak, sonunda toplumda bir huzursuzluk oluşacaktır. Böyle toplumlar mutsuz toplumlardır, mutsuz toplumdan her alanda yeterli verim alınması da çok zordur.
AKP-RTE iktidarında havuz medyası oluşturup kimisine resmi ilan verdirmeyerek, kimi gazeteleri vergi, RTÜK cezaları, saldırılarla yandaş basın yaparken, muhalif basına zorbaca saldırılar yapılmıştır.

KARŞIT BASINA SALDIRILAR
AKP  Gençlik Kolları Başkanı Abdurrahim Boynukalın önderliğinde eli sopalı bir grup Hürriyet gazetesine yönelik saldırıda gazete binasında cam çerçeve kırarak tahribat yapmış. Saldırganlar hakkında dava bile açılmamış, Boynukalın daha sonra Gençlik ve Spor Bakan yardımcılığına atanarak ödüllendirilmişti.
Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan İstanbul'daki evinin önünde 4 kişinin saldırısına uğramıştı.
Hürriyet gazetesi, CNN Türk'teki Tarafsız Bölge programının ardından Nişantaşı'ndaki evine giden Hakan'ın aracından indiği sırada arkadaki araçtan inen 4 kişinin fiziksel saldırıda bulunduğunmuş, Ahmat Hakan’ın burnu ve kaburga kemiği kırılmıştı. Acaba kaç kişiye ceza verildi, hiç
Yeniçağ Gazetesinin İstanbul merkez binasına geceleyin 30 kişilik bir grup tarafından saldırıya uğramış, gazete binasında saldırganlar tarafından kaldırım taşları ve sopalarla cam çerçeve kırılmış, gazetenin araçları da zarar görmüştü. İhbar üzerine polis gelip araştırmaya başlamış, bu saldırılarda kamera kayıtları da olduğu halde kimse hakkında hiçbir cezai işlem yapılmamış.
Düşünün,  basını dahi  saldırılar altında bulunan, dünyada en fazla  gazetecisi hapiste olan (148 gazeteci hapiste) bir ülkeye demokratik bir ülke diyebilir miyiz

MUHALEFETE TOPLUCA SALDIRMAK TEK YÖNLÜ ŞARTLANDIRMAKTIR.
Günümüzde AKP-RTE iktidarı Ana muhalefet Partisi CHP hakkında, Cumhurbaşkanından Başbakan, öteki yöneticilerden tutun da ülkedeki iktidarın yüzde 80 hâkim olduğu medyaya kadar muhalefete haksız eleştiriler koro halinde devam edince, CHP lilere saldırılar başladı; hatta cenaze namazında bile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu’nun önüne mermi atacak kadar tehdit ediliyordu. Hatta daha önce Kılıçtaroğlu’na yumrukla saldırma, Artvin’de silahlı saldırı gibi olay da yaşanmıştı. Bu saldırılarla belki ölümlü suikast olursa idi ülke çalkalanabilirdi. Muhalefete her koldan saldırmak insanları tek yönlü şartlandırmanın bir örneğidir. Tek yönlü şartlandırma, yönlendirme günümüzdeki gibi dinsel duygularla yoğrulursa ülkede saldırgan insanları tetikler, her türlü karşı saldırılar başlar.

HALEPTE SÜREKLİ RUSYAYI SURİYE’Yİ ELEŞTİRMEK TEK YÖNLÜ ŞARTLANDIRMAKTIR.
Birkaç gün önce Rus Büyükelçisi Andrey Karlov suikastla katledildi, iki buçuk yıllık polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş tarafından “Halep’i unutmayın, Suriye’yi unutmayın" diye narayla katledildi. Bu polis dünya gündemini, ülke ekonomisini ve siyasetini madalyonun öbür yüzü gibi, takip etse, Rusya dostluğunun önemini bilse idi, bunu yapmazdı. Ülkede madalyonun öbür yüzü gibi, o polisin kafasındakilerin yanlışlığını, Rusya’yla karşılıklı ilişkilerin ülke yararına olduğunu aynı oranda basın işlese idi, bu olmazdı. Bu katil polis tek yönlü şartlandırılmış, uzun süreli olarak ve de vurup kırmayı kafasına iyice yerleştirmiş; sonuçta kafası, beyni şartlandırılan canlı bomba gibidir. Yılmaz Özdil Sözcü’deki 22.12.16 günlü köşesinde elçi katili Mevlüt Mert Altıntaş için şöyle diyor: “Kindar nesil (dindar) “tohumlarının ekildiği tarlanın halatıdır”.  Aman Tanrım hasada bakın hele…

MAHALLE BASKISI TEK YÖNLÜ ŞARTLANDIRMADIR.
Bilindiği gibi, Türk basın ve siyaset dünyası sürekli Halep’teki saldırıları, kocaman trajik resimlerle tek yönlü yansıtıyordu.  Oysa Suriye’de dünyanın gerek BM de, gerek elçiliklerle tanıdığı meşru yönetim Esat rejimidir. Öyleyse bu meşru Esat hükümeti Rusya ile birlikte teröre karşı vatanını koruyor; bu bağlamda da Türkiye, ABD teröre destek veren ülke konumundadır. İşte bu karşıt görüşü işleyen basın olmadığı için, tek yönlü algı olayı ile Elçi katili olan polisimiz durumuna düşülmekte. İnsanları, toplumu Pavlov’un köpekleri gibi tek yönlü şartlandırırsanız, sonunda o yönde yönlendirilir, buna “şartlı refleks” denir, insanları da bunun gibi tek yönlü şartlandırmış oluruz, tek yönlü mahalle baskısı ile sonuçta katil etmek, canlı bomba yapmak durumuna getirmiş oluruz.
Çağdaş toplumlarda tarafsız medya, tarafsız kamuoyu ve de gerçek demokrasi yerleştiği için insanlar tek yönlü şartlandırılamaz.
Hani sık sık söyleriz “mahalle baskısı” diye. Bu mahalle baskısı, insanları rüzgârın kuvvetine göre, ortamın söyleniş şiddetine kuvvetle inanılma durumudur. İşte bizim medyamız kuvvetlinin, iktidarın istemine, rüzgârına göre söylem ve eylem içinde olmasıdır. Şimdilerde hepsi de beraat eden Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, Oda TV vb uyduruk davaları anımsayınız, dava konusu “kumpas”, yalancı, gizli tanık, sahte belge, iftiralarla dolu olduğu halde, bu rüzgâr doğrultusundaki kurgulu medya da “camileri bombalayacaklardı” abartılı yazılarıyla katılır, böylece toplumda, doğru olmayan mahalle baskısı oluşur. İşte bu gerçek olmayan algı yaratan ortam büyükelçiyi öldüren gibi sanal kahramanlar yaratır. Bu da ülkeyi, dünya kamuoyunda güç duruma düşürür, çağın gerisine iter.
Öyleyse tüm oluşan rüzgârların ve olayların karşısında madalyanın öbür yüzünü yansıtan aynı şiddette, karşıt özgür basın olsaydı, olumsuz mahalle baskısı ve oluşmaz sanal kahramanlar olmazdı. İşte çağdaş Batı’da aynı oranda her görüşü yansıtan özgür basın olduğu için, Batı toplumunda basın ve ifade özgürlüğü çok gelişmiştir.
İşte bu açıklamalarımız açısından ülkemize bir bakarsak, ne yazık ki, insanlarımızda bir güvensizlik, karşısındakinin fikirlerine saygı göstermeme gibi söylem ve eylemlere tanık olmaya başladık.

DEVLET ADAMI HER DİNDEN HER MEZHEPTEN İNSANA EŞİT DAVRANMALIDIR.
Maalesef R.T. Erdoğan Cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde Ermenileri de, Alevileri de dışlayıcı sözler söylemişti.
Bakınız bu konuda AGOS Gazetesinin 17 Ağustos 2014 günlü yazısında şöyle diyordu:
“Agos gazetesi bu haftaki manşetine Cumhurbaşkanı adayı Tayyip Erdoğan’ın “Benim için neler söylediler. Çıktılar bir tanesi aynı zihniyet. “Gürcü’dür” diyen oldu. Çıktı bir tanesi affedersin çok daha çirkin şeylerle “Ermeni “ diyen oldu” sözlerine cevap verdi.
 “Bu da oldu. Cumhurbaşkanı adayı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk olduğunu söylemek kendisine yetmemiş olacak ki, Ermeni olmadığını yüzünde bir tiksinti ifadesiyle açıkladı”.
 “Bu, “Çok daha çirkin şeyler”i, biz Meral Akşener’in bakanlığı döneminde sarf ettiği “Ermeni dölü”nden ve başka benzer hakaretlerden anımsıyoruz”.
 “Başbakan Erdoğan, 10 Haziran 2011’de kendisi ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili çok sayıda kitap yazıldığını ifade ederek, "Bu kitaplar içerisinde ne Yahudiliğimiz, ne Ermeniliğimiz, ne affedersiniz Rumluğumuz, hiçbir şeyimiz kalmadı" demişti”.
 “Yine zaman zaman CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na Alevi, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'a Zaza olduğunu ilan ediyordu”.[1]
Oysa hiçbir ırk-ulus için çağımızda itibarlı, itibarsız diye ayırımcılık yapılmamalıdır. Ülkemizde Rum vatandaşlarımız da var, Ermeni vatandaşlarımız da var. Kaldı ki Yunanistan’da da yüz binlerce soydaşımız var.
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

SONNOTLAR


[1] https://t24.com.tr/haber/agostan-afedersiniz-ermeni-dediler-sozu-icin-erdogana-allah-affetsin,266834

Cevat Kulaksız

Heykeli Kaldırmakla Sevgisini Yok Edemezsiniz…

15 Temmuz başarısız darbe girişiminden sonra “15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı” adı verilen Rize’deki alanda bulunan Atatürk heykeli, meydanın yenilenmesi projesi ve heykelin Valilik önündeki tören alanına taşınması bahanesiyle vinçle yerinden sökülerek kaldırılması, güzel ülkeme yakışmayan büyük bir ayıp ve skandaldır.
Atatürk olmasaydı bu gün ne Türkiye Cumhuriyeti vardı, nede Rize Bu Cumhuriyetin bir İl’iydi.
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, salt emperyalist ülkelerin işgalindeki yurdunu kurtarmak için kurtuluş savaşını başlatan ve bunu yengi (zafer) ile sonuçlandırıp devrimlerle taçlandıran biri değildir.
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk;
-Zülüm görmüş, kurtuluşu aramış tüm dünya milletlerinin rol modelidir.
-Tüm dünya ülkeleri tarafından 20 ve 21. Yüzyıl lideri olarak kabul edilmektedir.
-Yurtta ve dünyada barışın değişmez savunucusudur.
-Eşsiz bir komutandır.
-Büyük öngörüsü olan bir dehadır.
-Büyük bir yurtseverdir.
-Devrimci bir liderdir.
-Bir halk adamıdır.
-Tam bağımsızlıkçıdır.
-27 ülkede heykelleriyle, parklara, caddelere, sokaklara, bulvarlara verilen adlarıyla dünyaca yaşatılmakta ve tanınmaktadır.
Bu kadar niteliği şahsında birleştiren Büyük Atatürk’ün adını kamu kurum ve kuruluşlarından kaldırmakla, heykellerini sökmekle unutabileceğinizi mi sanıyorsunuz?
Çabanız boşuna, ne yaparsanız yapın da sevgisini asla yüreklerimizden silemezsiniz.
İşte buna gücünüz yetmez.

22. 12. 2016
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget