Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Aklımızla Alay Eden Hukuk Hokkabazları
Neymiş efendim, Osman KAVALA TCK nın 312. maddesinde düzenlenen hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs suçundan mahkum olmuş, ancak daha sonra anayasada yapılan değişiklikle parlamenter sisteme son verilmiş,  başbakanlık ve hükümet anayasa ile ortadan kalkmış, şu anda başbakan ve bakanlar kurulu,  hükümet yokmuş, yani yorgan gitmiş kavga bitmiş, bu nedenle Osman KAVALA hakkında,  TCK nın 312 maddesi uyarınca hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan verilen ceza,  hukuki dayanaktan yoksun kalmış, artık yargılamanın yenilenmesi yoluyla Osman KAVALA tahliye edilebilirmiş. 


Tam bir komedi ve hukuk rezaleti. Hukuk hokkabazlığı. 


Türk Ceza Kanununun 312,  maddesinin düzenlendiği beşinci bölümün başlığı, ”Anayasal Düzene ve Bu Düzenin işleyişine Karşı Suçlar” olarak tanımlanmıştır. 


Şu anda ülkemizde şeklen de olsa,  bir anayasa ve anayasal düzen vardır ve bu düzen aksayarak da olsa işlemekte olup,  bu düzenin organlarından birisi de,  eskiden olduğu gibi,  yürütme organıdır. Anayasada yapılan ve Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini getiren değişiklik ile yürütme yetkisini kullanan yürütme organının oluşumunda değişiklikler yapılmış,  başbakan ve bakanlar kurulu kaldırılmış,  yerine başbakanın ve bakanlar kurulunun yetkileriyle donatılmış cumhurbaşkanı ve onun atadığı bakanlardan oluşan bir yürütme organı tesis edilmiştir. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı bakanları atar ve görevlerine son verir. 


Ülke yürütmesiz kalmamıştır. Türk milleti adına yürütme yetkisi tümüyle Cumhurbaşkanına devredilmiştir. 


TCK nın 312.  maddesinin var oluş nedeni, adına ne derseniz deyiniz,  yürütme organını cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırmaya veya görevini yapamaz hale getirmeye teşebbüs eylemini suç haline getirerek yürütme organını yasal koruma altına almaktır. Bu haliyle, TCK nın 312. maddesi halen yürürlüktedir. Yeni adıyla Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin  başı ve sahibi olan Cumhurbaşkanlığını,  cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırmaya veya görevini yapamaz hale getirmeye teşebbüs edilmesi halinde de,  TCK nın 312. maddesi devreye girecektir. 


Başbakanlık ve bakanlar kurulu kalkmıştır, bu nedenle de Osman KAVALA'ya verilen ceza düşmüştür veya yargılamayı yenileyerek bu cezayı ortadan kaldıralım demek,  zırcahillik ve gerçek hukukçuların aklıyla alay etmektir. 


Kaldı ki; Osman KAVALA zaten başından beri suçsuzdur. TCKnın 312. maddesinde düzenlenen suçun maddi ve manevi unsurları gerçekleşmemiştir. Ortada ne bir cebir ve şiddet vardır, ne de hükümeti devirmeye elverişli eylem ve vasıtalar vardır, hükümeti devirmeye teşebbüs kastı da yoktur. Hükümeti demokratik yollarla, anayasal protesto hakkını kullanarak uyarmak ve yanlışından geri adım atmaya çağrı niteliğinde, silahsız ve barışçıl, cebir ve şiddet içermeyen ve suç teşkil etmeyen bir direniş vardır. Niçin bu gerçekler inkar ederek Osman KAVALA mahkum edilmiştir? Öncelikle mahkum edenlerden bunun hesabı sorulmalıdır. Hukuk cambazlığı ve hokkabazlığıyla, Osman KAVALA'ya yaptığınız,  hukuku ayaklar altına alan yanlışınızdan dönemezsiniz.   


Yapılması gereken; Osman KAVALA'ya hukuksuz bir şekilde talimatla ceza veren ve bu cezayı onaylayan hakimler, etkin pişmanlık göstererek,  evet biz bu kararı hukuka aykırı olarak talimatla verdik ve onayladık pişmanız demeliler ve bu beyanlara dayalı olarak yargılama yenilenmeli ve beraat kararı verilmelidir.


08/05/2024

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Üç fidan mezarı başında anıldı
6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın 52. ölüm yıl dönümlerinde Karşıyaka Mezarlığı'nda anma törenleri düzenlendi. Çok sayıda siyasi parti, sivil toplum kuruluşu, sendika ve derneğin gerçekleştirdiği anma törenlerinde, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın mezarlarına karanfiller bırakıldı, saygı duruşunda bulunuldu. Anmaya katılan vatandaşlar ''Deniz'lere sözümüz devrim olacak'' sloganı attı.

Anmada, Türkiye İşçi Partisi, Sol Parti, Ankara Dayanışma Derneği, Fikir Kulüpleri Federasyonu, Emek Partisi, Emekçi Halkın Partisi, Halkevleri, Pir Sultan Abdal Derneği, Ankara Dersimliler Derneği, KESK Ankara Şubesi, TKP, TMMOB ve Yeşil Sol Parti temsilcileri yer aldı. Ankara 68’liler- Devrimci 78’luler Federasyonu kortejinde bulunanlar ''Yaşasın devrim ve Sosyalizm'', ''Nehirden denize özgür Filistin'' sloganları eşliğinde yürüdü.

İdam edilerek katledilen “Üç Fidan” diye anılan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan 52. Ölüm yıldönümlerinde Karşıyaka mezarlığında mezarları başında anıldılar.

Üç fidan mezarı başında anıldı

Başta CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP li belediye başkanları, CHP li milletvekilleri ve binlerce CHP li ve Ankaralıların katıldığı binlerce kişi katılımları ile üç fidanın ölüm yıldönümleri Karşıyaka mezarlığında mezarları başında saygı duruşu ve konuşmalarla anıldılar.

Anma gününe katılan CHP Genel Başkanı Özgür Özel üç fidanın mezarları başında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

 “Deniz Gezmiş’in ailesi olarak hepinize hoş geldiniz, diyoruz. Bir kez daha başımız sağ olsun. Bugünün duygularımın özetini, bu günkü heyecanın özetini Deniz’in abisi Bora Gezmiş yaptı. Biraz önce yanıma gelmesi için yol açmaya çalışırken, dedi ki “başkanım burada herkes aile olduğu için ön tarafa gelmeye kendime hak görmüyorum” dedi. Bu anmaya katılan herkes 25 yaşındaki Deniz’i kardeşleridir, abileridir, yoldaşlarıdır, onun yolundan gidenlerdir. 

Deniz Gezmiş Yusuf Aslan 25 er yaşında, Hüseyin İnan 24 yaşındaydı. Bir tek kurşun atmadan, bir kişiyi incitmeden devrim mücadelesini sürdürürken, birileri tarafından o yürüyüşlerinden

 Ki onların yürüyüşü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yürüyüşüdür. Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Atatürk’ün Devrimlerine saygı yürüyüşü yapmışlardır. Onların yürüyüşü antiemperyalizm yürüyüşüdür, onların yürüyüşü sömürüye karşıdır, eşitsizliğe karşıdır, kardeş kavgasına karşıdır. Deniz Gezmiş son sözlerini söylerken, “yaşasın halkların kardeşliği” demiştir. “Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” demiştir. “Kahrolsun emperyalizm” demiştir. “Yaşasın işçiler ve köylüler “demiştir. Bunları söyleyen üç tane genci bu hayattan kopardılar, bizlerden kopardılar. 

Bugün halen Hüseyin ve Yusuf’un ODTÜ’deki stada devrim yazdıkları devrim stadında bugün ODTÜ lü öğrencilere halen daha anma yapmalarını, halen daha orada tören yapmalarını yasaklayan bir anlayış var. 

Üç fidan mezarı başında anıldı

Şimdi Türkiye’de bir başka tartışma başlatmak istiyor ve yumuşama sözlerinden bahsediyor ve bu işin sonu anayasaya varsın istiyor. Şimdi buradan sesleniyorum, ODTÜ öğrencileri 25 yaşındaki günahsız çocukların yazdıkları yazının olduğu stadyumdan geleneksel tören yapmak isteyince onun karşısına polis jandarma çıkartanlar neyin yumuşamasından bahsediyorlar. Haydi görelim yarın yumuşayalım Deniz’in hatırasına, Yusuf’un hatırasına, Hüseyin’in hatırasına saygı ODTÜ’deki kardeşlerimize saygı gösterirlerdi, bir görelim nasıl oluyor bu yumuşama. (Helal olsun başkanım sesleri ve alkışlar) Ben de istiyorum normalleşelim, en çok ben istiyorum yumuşayalım. 

Taksim Anayasa kararına karşı yasaksa Anayasa Mahkemesinin her türlü kararına rağmen Taksim yasak “yumuşayalım”, Devrim Stadı yasak “normalleşelim”, en çok da ben istiyorum normalleşelim, en çok ben istiyorum yumuşamayalım. Benim görevim anayasal kayıpları teker teker geri almak. Taksim Anayasa Mahkemesi kararına karşı yasaksa Anayasa Mahkemesine göre herkes yasaksa, ODTÜ Stadyumu yasaksa bundan sonra kimse “normalleşelim” sonu anayasaya varır mı diye düşünmesin. Bugün Anayasa Mahkemesi kararına rağmen arkadaşlarımız geziden içerde yatıyorlarsa ve kimse normalleşmeden bahsetmesin, ama şunu söyleyelim Deniz’leri asanlar mahkeme kararına anayasal düzeni ortadan kaldırmaya hatası var. Kardeşlerimizi evlatlarımızı bu bahaneyle astılar, oysa Deniz anayasal düzeni savunuyordu anayasayı savunuyordu, anayasanın özgürlüklerini savunuyordu, anayasaya sahip çıkmayı savunuyordu. Karşısındakiler yasakladılar, karşısındakiler onları illegal bir çizgiye itmek için her şeyi denediler.

Bugün anayasa çağrısı yapan 50 milyon anayasa isteyen herkese sesleniyorum ki mevcut anayasaya harfiyen uymadan Türkiye’de anayasaya aykırı yapılan işleri yapmaya devam ederek kayyum da anayasaya aykırıdır, öbür taraftan gidip kardeşçe anayasal gösteri hakkını kullanmak isteyen işçiye izin vermeyince de ODTÜ öğrencilere izin vermeyince de anayasayı siz çiğniyorsunuz, harfiyen anayasaya uyulmadan anayasa da olmaz, yumuşama normalleşme vermez. 


Deniz Gezmiş’in Filistinli İsa arkadaşı

Üç fidan mezarı başında anıldı

Bizim burada yüreğimiz yanıyor. Burada bir Filistin askısı var. Deniz Gezmişin davası aynı zamanda Filistin davasıdır, Deniz Gezmiş Filistin’de El Fetih kamplarında İsrail zulmüne karşı direnmiştir. Şimdi bir emaneti sizlerle paylaşmak isterim. Deniz’in El Fetih Kampındaki en yakın arkadaşı İsa bir kitaptan Deniz Gezmiş’e Filistin şiiri okur, kitap Arapçadır.  Deniz Gezmiş bir yandan Arapça sökmeye bir yandan da şiiri ezberlemeye çalışırken “bu kitabın Türkçeye çevrilmesi lazım” der. Bu kitap Türkçeye çevrilir ama o kitap Deniz Gezmiş’in eline hiç ulaşamaz. 1976 da İsa Türkiye’ye gelir, o kitabın Türkçe basımını alır ve Deniz Gezmiş’in mezarını ziyaret eder ve bu kitapla birlikte Filistin’e döner. İki sene önce ölürken evladına “bu kitabın Deniz Gezmiş’in izinden geçen birisine verin Türkiye’de” der. İsa’nın oğlu bu kitabı Türkiye’deki Filistinli öğrencilerin dernek başkanı eliyle geçen hafta bana ulaştırdı. Filistinle dayanışan sözlerimi sizin mücadeleniz Yaser Arafat’la Bülent Ecevit’in mücadelesidir. Bizim mücadelemiz Deniz Gezmiş’in mücadelesidir. Denizlerin imzaları mücadelesidir dedik. Bugün oğlu bu kitabı bana yollamaya karar vermiş. Bu kitabı alıp kişisel kütüphaneme koymayacağım, bu kitabı CHP’nin müzesine koyacağız, devir teslimlerde CHP li genel başkanları bu kitabı bir sonraki genel başkana verecekler. Ben benden sonraki gene başkana vermek üzere CHP’nin müzesine bu kitabı koyup müzemizde bu kitabın varlığını benden sonraki genel başkana arz edeceğim. Çünkü Deniz Gezmiş’in yolundan giden tek başına Özgür Özel değildir. Bütün CHP liler Deniz Gezmiştir. Hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum, Bora abinin şahsında Deniz Gezmiş’in bütün akrabalarına başsağlığı diliyorum; Hüseyin İnan’ın, Yusuf Aslan’ın ailelerine bir kez daha başsağlığı diliyorum ve bunu şuradan bir kez daha ifade ediyoruz ki hepimiz Deniz’iz, hepimiz Yusuf’uz, hepimiz Hüseyin’iz onların mücadelesi ölmedi, mücadele sürüyor, mücadeleyi sürdürüyoruz”.

Anmada konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları özetle şunları söyledi: ''Onların kalemlerini kırdılar ama ışığa dokunamadılar. Devrimci mücadeleye dokunamadılar. Halkların barışını ve kardeşliğini isteyenlere dokunamadılar. O ışık şu anda Kürt halkının yüreğinde, Türkiye'deki işçi ve emekçilerin yüreğinde. Tıpkı Deniz’lerin bıraktığı miras gibi emperyalizme karşı bölgede halkların barışını sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Onları asla unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

Faşizme karşı omuz omuza sloganları devam ediyordu. Arkalardan bir bayan “başkanım sayın yumuşamaya kalkma” diyordu.

Üç fidanın, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan’ın mezarlarına ayrı ayrı çelenk kondu, mezarları çiçeklerle donatıldı. Anma gününe katılan binlerce insan mezarlık yolunda zorlukla yürüyordu. Anma töreni bittiği halde pek çok kafile çelenkleri flamaları ile mezarlığa girmek için çabalıyordu. 

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

Günümüzün Moda Terimi Y U M U Ş A M A
ERDOĞAN ve ÖZEL görüşmesinden sonra moda terim haline gelen yumuşama nedir?


Türk Dil Kurumu'na göre yumuşama teriminin kelime anlamı; ”Sertliği Kalmamak, Yumuşak Duruma Gelmek, Öfkesi, Kızgınlığı, İnadı Geçmek” şeklinde tanımlanmaktadır.


Görüldüğü üzere, yumuşama kelimesi, cümlede kullanılış yerine göre çeşitli anlamlar içermektedir.


Siyasette ve beşeri ilişkilerde yumuşama, arzu edilen güzel bir şeydir.


Ancak, yumuşama bazı alanlarda hoş karşılanmaz ve insanları çok güç durumda bırakabilir. Bu tür istisnai durumlar dışında, insanların beşeri ve siyasi ilişkilerinde öfkenin, kızgınlığın, sertliğin ve inadın sonlanması anlamına gelen yumuşama arzu edilen bir durumdur.


ERDOĞAN'ın; 22 senedir uyguladığı, kendisine seçimler kazandıran, Öke’nin bir siyaset sanatı olduğu anlayışının, ülkemize, iktidar ve muhalefet ilişkilerine verdiği zararı hepimiz yaşayarak gördük.


CHP'nin 31 Mart yerel seçimlerinde birinci parti olmasından sonra ERDOĞAN'a uzattığı elin kabul edilerek yapılan ERDOĞAN ve ÖZEL ikili görüşmesinin sonunda,  ERDOĞAN'ın; siyasette bir yumuşama dönemine girildiğine ilişkin beyanı, toplum olarak hepimizde büyük bir iyimserliğe neden olmuştur.


Peki,22 yıl sonra gelinebilen yumuşama döneminden önceki, muhalefete yönelik öfke, kızgınlık, inat, gerginlik ve kötü sözler dönemini bizzat açan kimdir?


Tabii ki;ERDOĞAN.


Yani sertleşen de, yumuşama isteyen de ,ERDOĞAN'dır. Huylu huyundan gerçekten vazgeçebilir mi dersiniz?


Biraz zor ama bekleyip göreceğiz.


ERDOĞAN; bu yumuşama döneminin habercisi olan  ÖZEL'in, kendisini ziyaretinde dile getirdiği, kendi iktidarına yönelik ağır eleştiriler anlamına gelen ve düzeltilmesini talep ettiği sayısız önerilerini dikkate alarak, yanlışlarını düzeltecek midir?


ERDOĞAN'ın; ÖZEL tarafından dile getirilen, sayısız yanlışlarından dönerek bunları düzeltmesi ve ülkenin önünü açması, ülkenin daha demokratik bir hale gelmesi halinde, ülkenin yararına olacak olan bu sonuçlardan, siyaseten kim yarar görecektir? 


ERDOĞAN; kendisini ziyaretinde ÖZEL tarafından dile getirilen sertlik ve öfke yanlısı, toplumu geren, anayasaya ve yasalara aykırı yanlış uygulamalarının farkında değil miydi, bu yanlışları istemeden mi yapmıştı?


Yoksa, öfke siyasetinden beslenerek seçim kazandığını görerek, bilerek ve isteyerek yaptığı, bilinçli bir siyaset tavrı mıydı?


Evet,ERDOĞAN; öfke bir siyaset sanatıdır anlayışından hareket ederek uygulamaya koyduğu, öfkeye, sertliğe ve gerginliğe dayalı siyasetini bilerek ve isteyerek bilinçli bir şekilde uygulamış ve bundan da siyaseten yarar sağlamıştır.


Bu nedenle, ERDOĞAN;CHP lideri ÖZGÜL ÖZEL ve temsil ettiği muhalefet istiyor diye, bu öfkeye, sertliğe ve yasa tanımazlığa dayalı siyaset anlayışını terk edip, ÖZEL'in dile getirdiği yanlış uygulamalarından çark ederek, yasalara saygılı, uysal ve yumuşak bir  politika uygulaması halinde, bu yeni durumun, siyaseten, kendisine ve ana muhalefet partisi CHP'ye getireceği eksilerin ve artıların muhasebesini ve bir bilançosunu yaparak, bilançonun aktifinin, yani siyasi getiri ibresinin kendisinin siyasi geleceğinden yana olacağını görürse, siyaset anlayışını değiştireceğini, aksi halde, yani yeni durumun siyaseten  CHP ve muhalefetin daha da güçlenmesine katkı sunacağı kanaatine varırsa, bu görüşmeden hiçbir olumlu sonucun çıkmayacağını söyleyebiliriz.


06/05/2024

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Üç Fidan Deniz Gezmiş Ve Arkadaşları
Benim gibi 68 kuşağından olan Deniz GEZMİŞ ve iki arkadaşının idam edilmelerinin üzerinden elli iki sene geçmiş. 


Benim gibi 68 kuşağından olan Deniz GEZMİŞ ve iki arkadaşının idam edilmelerinin üzerinden elli iki sene geçmiş. 

İdama mahkum olmayı ve bu cezalarının kesinleşerek, yaşamlarının baharında genç bir fidan olarak asılıp ölmeyi hak ettiler mi?


Tabii,  kocaman bir HAYIR. Asla hak etmediler. 


Her şeyden önce, idam bir ceza değil, ne kadar suçlu olursa olsun,  bir insanın hayatına son vermek ceza olamaz. 


İdam cezası; devletin, yani kamunun, karşı taraftan bir öç almasıdır. Kişiye yasak olduğu halde, Devletin, kan gütme saikiyle işlediği bir cinayettir. 


Amacımız;  tam bağımsız, kimsenin kimseyi sömürmediği adil ve demokratik bir Türkiye özlemi de olsa, bu amaca ve hedefe, beğensek de beğenmesek de,   ülkede yürürlükte olan pozitif hukuk kurallarına riayet ederek ulaşmak,  herkesin görevidir. Hukuk dışı taktiklerle amaca ulaşmaya çalışmak, haklı davada haksız hale getiriyor insanları maalesef. Kurulu düzeni savunan muktedirler; ülke yararına olan amaca ulaşmak, kötü düzeni değiştirmek için uygulanan bu hukuk dışı eylemleri bahane ederek, orantısız bir güç kullanarak kurulu düzeni savunmaya çalışıyorlar. İşte bu oyuna gelmemek gerekiyor. 


Ülkelerini sevdiklerinden, amaçlarının kimsenin kimseyi sömürmediği, demokratik ve tam bağımsız bir düzen tesis etmek olduğundan en küçük bir şüphemizin bulunmadığı Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarına; amaçladıkları tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşmak için kurdukları illegal örgüt ve onun adına işledikleri silahlı şiddet eylemleri nedeniyle verilen idam cezası; gerçekten, eylemlerinin hukuki karşılığı olmayan ağırlıkta ve vasıfta, hukuken  hiç hak etmedikleri, orantısız bir güç gösterisi ve  bir ceza olup,  hayatları ellerinden alınmıştır. 


Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarının;  ülkelerini seven, ülkelerinin tam bağımsızlığı ve halkının özgürlük ve refahı için, ellerini taşın altına sokarak mücadele verdiklerinden en ufak bir şüphem asla yoktur. 


Ancak, yukarıda belirttiğimiz gibi, amaç ne kadar ulvi ve yüce olursa olsun; her insan gibi, onların da yürürlükteki pozitif hukuk kurallarına göre suç teşkil eden şiddete dayalı bir yöntemi seçerek mücadele verecek yerde,  legal ve suç teşkil etmeyen silah ve şiddet içermeyen bir yöntemi kullanarak mücadele etmeleri gerekirdi diye düşünenlerdenim. 


Kurtuluş Savaşında ATATÜRK ve silah arkadaşlarının; emperyalist istilacı devletlere ve düşmanla işbirliği yapan Osmanlı Saray yönetimine karşı halkımızı da arkasına ve yanına alarak gerçekleştirdikleri örgütlü ve silaha dayalı mücadele ve kurtuluş savaşıyla,  Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarının;  iktidara yönelik,  şiddet içeren yöntemlerle giriştiği mücadeleyi, asla aynı kefeye koyamayız. Bu ülkenin,  meşru tam bağımsızlık mücadelesi veren ve kazanan tek devrimcisi,  Mustafa Kemal ATATÜRK ve yakın arkadaşlarıdır.  


Amerikan emperyalizminin dümen suyuna giren kurulu düzenin parti ve iktidarlarına karşı tam bağımsız ve özgür bir düzen kurulması için mücadele veren Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarına sevgi ve saygı duyuyorum, ölüm yıldönümlerinde onları sevgiyle ve rahmetle anıyorum. Mekanları cennet olsun. 


Ancak, karşılığı kesinlikle idam olmayan, hukuk eğilip bükülerek, ihlal edilerek idam cezasına çarptırılmalarının çok büyük haksızlık ve hukuksuzluk olduğu gerçeği kadar,  daha hafif cezaları hak eden suçlar işlediklerini de herkes kabul etmelidir. 


Tüm gerçekler, gazete arşivlerinde,  yerli yerinde durmaktadır. 


06/05/2024

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bayan Öğretmenine “Cahil Karı” dediği için sınıftan, okuldan kovulmuş
Dünyaca tanınmış Profesör Celal Şengör’ü hepimiz biliriz. Onun “Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor”(1) adlı kitabını okuyordum. Kitabın 22 sayfasına geldiğimde, Celal Hoca’nın ilkokul beşinci sınıfta okur iken başına gelen ilginç bir olayı okuyunca ilgimi çekti ve sizinle paylaşmak için buraya almak istedim. Bu olayı kitabında şöyle anlatıyor:
Beşinci sınıftayken sınıf öğretmenim Fahamat Hanım, bir derste Ankara Meydan Savaşı’nda Bayezid’in daha önce geldiğini fakat erkekliğe sığmaz düşüncesiyle Timur’a saldırmadığını anlattı. Ben de “hocam öyle bir şey yok, daha önce gelen Timur’dur”, dedim.  “Sen sus, o öyle değil, dedi. Bizim evde Şerafeddin Ali Yezdi’nin Zafername kitabını eski Türkçe baskısı vardı. Eve gelince ona baktım ve kendi bilgimi teyit ettim. Ertesi gün de okula götürdüm ama ben nereden bileyim hocanın kitabı okuyamayacağını…Ben okuyabildiğim için herkes okuyabilir sanıyordum. Fahamat Hanım, okuyamayınca kitabı alıp attı. Arkamdan da çantamı attırmış. Okul müdürü ertesi gün annemi ve babamı çağırıp “Celal’i okuldan alın, bundan sonrası tatsız olur”         demiş. Böylece Beyazıd İlkokulu’na geçtim. Bu okulda ise jeoloji konuları büyük bir ilgi ve destek olduğunu gördüm…”
Ortaokulda okurken lise son sınıftaki öğrencilerin ödevini yaparmış
Celal Şengör’ün ilkokulda okuduğu Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Tabiat Ana Anlatıyor(2)gibi okuduğu kitaplar onu jeolojiye karşı ilgisini artırır.
Celal Şengör ortaokulda okurken fen bilgisi öğretmeni onun jeolojiye ilgisi olduğunu gözler ve ona şöyle der: “Bak zengin çocuğusun; seni işletmeci, iktisatçı, bilmem ne yapmaya kalkarlar, sakın ha! Sende bu iş için yetenek var, mutlaka jeolog ol!” der.
Celal Şengör orta ikinci sınıfta okurken lise son sınıftaki öğrencilerin ödevini yaptığını kitabında şöyle anlatıyor:

Bayan Öğretmenine “Cahil Karı” dediği için sınıftan, okuldan kovulmuş

“Ben orta ikideyken lise üçe giden Emel Abla vardı. O yıllarda liselerde jeoloji dersi okutuluyordu, Emel Abla da benim bu konuya ilgim olduğunu biliyordu. Bir gün bana “Nuriye Hoca bize ödev verdi, sen yapar mısın?” Diye sordu.
Ortaokulda okurken lise son sınıftaki öğrencilerin ödevini yaparmış
Celal Şengör’ün ilkokulda okuduğu Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Tabiat Ana Anlatıyor gibi okuduğu kitaplar onu jeolojiye karşı ilgisini artırır.
Celal Şengör ortaokulda okurken fen bilgisi öğretmeni onun jeolojiye ilgisi olduğunu gözler ve ona şöyle der: “Bak zengin çocuğusun; seni işletmeci, iktisatçı, bilmem ne yapmaya kalkarlar, sakın ha! Sende bu iş için yetenek var, mutlaka jeolog ol!” der.
Celal Şengör orta ikinci sınıfta okurken lise son sınıftaki öğrencilerin ödevini yaptığını kitabında şöyle anlatıyor:
“Ben orta ikideyken lise üçe giden Emel Abla vardı. O yıllarda liselerde jeoloji dersi okutuluyordu, Emel Abla da benim bu konuya ilgim olduğunu biliyordu. Bir gün bana “Nuriye Hoca bize ödev verdi, sen yapar mısın”? Diye sordu. Yaparım” dedim ve ödevi yapıp verdim. Sonra onun arkadaşları da istediler, onların ödevini de yaptım.
Tabi Nuriye Hanım enayi mi, bakmış hepsi tek elden çıkma. Sıkıştırmış öğrencileri ve onlar da benim yaptığımı söylemişler. Beni öğretmenler odasına çağırdı. Önce “kopya vermek, kopya çekmek kadar ahlaksızlıktır, bir daha yapma”, dedi.
Sonra “senin baban jeolog mu”, diye sordu. Hayır hocam, dedim. “Ailede var mı jeolog” diye sordu, “yok hocam” dedim. “Peki, sen nereden biliyorsun bunları”? diye sordu. Meraklıyım hocam, dedim. “Sen benimle gel o zaman” dedi. Daha sonra Öğretmen Nuriye Hanım, biyoloji laboratuvarının anahtarını Celal Şengör’e verir, Öğrenci Celal Şengör laboratuvarda Nuriye öğretmenin yardımcısı gibidir.

Bayan Öğretmenine “Cahil Karı” dediği için sınıftan, okuldan kovulmuş

Prof. Dr. Celal Şengör kitabının 28. Sayfasında öğretmenlerinin ilgisini takdir edip teşvikleri ile kendisi ilerlerken şunları söylüyor: “Öğretmen bir yetenek avcısı olmalıdır” diyor.
Daha sonra lise üçüncü sınıfta iken, İhsan Ketin diye bir öğretmenle tanışır. Jeoloji öğretmeni olan İhsan Ketin, Celal Şengör’ün jeoloji merakını öğrenince 10 Mayıs 1973 günü ona bir kitap hediye ederken imzalayıp tarihini de yazdığı kitapta İhsan Ketin şunları yazmış: “Kalbi jeoloji ateşiyle tutuşmuş genç meslektaşım Celal Şengör’e başarı dileklerimle”. “Bu kitabı halen evimde saklarım” diyen Prof. Dr. Celal Şengör şöyle diyor: “Düşünebiliyor musun, lisedeki çocuğa diyor “meslektaşım” diye. “Bu inanılmaz bir şey.” Bu gibi teşvik edici davranış ve sözler Celal Şengör’ün ilerlemesinde büyük destek ve teşvik olmuş.
Celal Şengör öğrenim yaşantısını sürdürürken, İhsan Ketin hocası, ondaki eğilimi başarıyı görünce ona şöyle der: “Git tahsilini yap, ben seni asistanım olarak yanıma alacağım”. Gerçekten de yıllar sonra üniversiteyi bitirir, doktorasını yapar ve söylendiği gibi İhsan Ketin’in yanında asistan olur. 
Şimdilerde dünyaca seçkin bir bilim adamı olan Prof. Dr. Celal Şengör, ABD Ulusal Bilimler Akademisi, Rusya Bilimler Akademisi gibi birkaç ülkenin bilimler akademisi üyesi bulunmakta.

Prof. Dr. Celal Şengör kimdir?

Ali Mehmet Celâl Şengör (d. 24 Mart 1955, İstanbul), Türk akademisyen, bilim insanı ve Jeoloji (yer bilimcidir). Yapısal yer bilimi ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile tanınır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir.
ABD Ulusal Bilimler Akademisi, Amerikan Felsefe Topluluğu, Rus Bilimler Akademisi ve Sırp Bilimler ve Sanatlar Akademisi üyesidir. Mehmet Fuad Köprülü'den sonra Rus Bilimler Akademisi'ne seçilmiş ikinci Türk profesördür. 2010 yılında, Alman Jeoloji Derneği tarafından Gustav Steinmann Madalyası'na layık görülmüştür. Fransa, Birleşik Krallık, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, 1988 yılında Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesinden şeref bilim doktoru unvanına sahip oldu. 1990 yılında Avrupa Akademisi'ne kabul edilen Şengör, aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991'de ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991'de Kültür Bakanlığının Bilgi Çağı Ödülü'nü kazandı. 1992'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Ana Bilim dalında profesörlüğe yükseldi. Şengör, 2022 yılında İstanbul Teknik Üniversitesinden emekliye ayrıldı.

Hayatı

24 Mart 1955 tarihinde Rumeli göçmeni bir ailenin çocuğu olarak İstanbul'da doğdu. Babası Mehmet Asım Şengör, annesi Günseli Güler Şengör'dür. Kosova, Makedonya, Preveze ve Yanya'dan göçenlerin soyundan gelmektedir.

Eğitimi

Eğitimine Şişli Terakki Lisesinin ilkokulunda başladı, ancak 5. sınıfta öğretmeni ile tartışması üzerine okuldan atıldı. Daha sonra Bayezid İlkokuluna kaydedildi ve ilkokulu orada tamamladı. İlkokuldan mezun olduktan sonra kimi özel okulların sınavlarına girse de hiçbirini kazanamadı ve Işık Lisesi Ortaokuluna girdi. Ortaokulu Işık'ta bitirdikten sonra 1969'da Robert Kolej'in sınavlarını kazandı. 1973'te mezun oldu. Robert Kolej'i bitirdikten sonra öğrenimine devam etmek üzere ABD'ye gitti.
1972 yılında Houston Üniversitesinde lisans eğitimine başladı. 2 buçuk yıl sonra, 1976'da New York Eyalet Üniversitesi, Albany'ye yatay geçiş yaptı. 1978'de bu üniversitenin jeoloji bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitede 1979 yılında (Tr. Çarpışma Alanlarında Kıtasal Bozulmanın Geometri ve Kinematiği: Orta Avrupa ve Doğu Akdeniz'den Örnekler) teziyle yüksek lisans derecesi aldı. 3 yıl sonra (1982) yine aynı kurumda doktora teziyle doktora eğitimini tamamladı.

Bilimsel kariyeri

1981'de Türkiye'ye döndü ve İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi'nin Genel Jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. Emekli olana kadar hiç ara vermeden hep İTÜ kadrosunda yer aldı.

1984 yılında Londra Jeoloji Topluluğu'nun Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji ana bilim dalında doçent oldu.
1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesinden fahri bilim doktoru derecesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve derneğin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği fahri üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığının "bilgi çağı ödülü"nü kazandı.
1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji ana bilim dalında profesörlüğe terfi etti. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisinin en genç kurucu üyesi oldu ve akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri fahri üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Derneği tarafından Rammal Madalyası verildi.
Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile ödüllendirildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Collège de France'ta misafir profesör olarak bir kürsü hakkı elde etti. Burada "19. yüzyılda tektoniğin gelişmesine Fransız jeologlarının katkısı" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı.
1999'da Londra Jeoloji Topluluğu kendisini Bigsby Madalyası ile ödüllendirdi. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçildi. Bu akademiye üye olarak seçilen ilk Türk bilim insanı oldu. Rusya Bilimler Akademisine Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türk'tür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.
Celâl Şengör'ün Ekim 2020'de Gelecek Bilimde adlı YouTube kanalıyla yaptığı canlı yayından bir görüntü.
Şengör, yer biliminde özellikle yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki "Zümrütten Akisler" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da "Zümrütnâme" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.
Avrupa’nın çeşitli üniversite ve Akademilerinde kürsü yönetimi, misafir öğretim üyesi, Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.
Celâl Şengör, 23 Mart 2022 tarihinde İstanbul Teknik Üniversitesi'nde son dersini vererek 24 Mart 2022 tarihinde emekliye ayrılmıştır.
Celal Şengör, ileri düzeyde İngilizce, Fransızca ve Almanca bildiğini söylemekle birlikte; Felemenkçe, İtalyanca, Portekizce, İspanyolca ve Osmanlı Türkçesini okuyabildiğini de söylemiştir.

Şengör'ün yer biliminde yaptığı çalışmalar

Şengör yer biliminde özellikle yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Bu konuda 17 kitap, 395 bilimsel makale, 217 tebliğ özeti, 74 popüler bilim makalesi; tarih ve felsefe ile ilgili popüler 13 kitap ve 500'ü geçen deneme yazısı yayımlamıştır. ResearchGate verilerine göre makaleleri 37,863 kez alıntılanmıştır.
Şengör, 1980 yılında yaklaşık 250-150 milyon yıl öncesi aralarında bir kara parçası keşfetmiş ve bu kara parçasına Kimmer Kıtası adını vermiştir. Bu kıta Avrasya Superterran'ına bağlı olup Alp ile eski Kimmerid dağlarını süper-orojenez ile birleştirip Şengör'ün Tetisid süper orojenez sistemi adını verdiği ve Neo-Tetis ile Paleo-Tetis'i ayıran 150 milyon yıl önce de Paleo-Tetis'i kapatan bir kıta olarak tanımlamıştır.(3)
Sonotlar

(1)Senin Cahilliğin benim Yaşamımı Etkiliyor Masa Kitap 2023 sf. 22

(2) Tabiat Ana Anlatıyor Carl Ewald

(3)https://tr.wikipedia.org/wiki/Cel%C3%A2l_%C5%9Eeng%C3%B6r#cite_note-24
Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

1 mayıs emeğin ve işçinin bayramı öyle mi gerçekten?
Dünyada ve ülkemizde emeğin ve işçinin bayramı olarak kutlanır 1 Mayıslar.


Ülkemiz açısından baktığımızda;1 Mayıs, gerçekten, emeğin ve işçinin bayramıdır diyebiliyor muyuz, bunu hak ediyor mu ülkemizde yaşayan ve çoğu asgari ücretle çalışan işçi ve emekçilerimiz?


1 Mayıs Emeğin ve İşçinin Bayramı diyorlar, ülkemizde de  öyle mi gerçekten?


Ben kabul etmiyorum ve 1 Mayıs Emeğin ve İşçinin Bayramını buruk kutluyorum.


Gelir dağılımı adil olmayan ülkemizde, emekçi ve işçi düşmanı olan, emekçi ve işçi kardeşlerimizin alın terinin mahsulü milli gelirimizin büyük bölümünü, çok küçük bir azınlığa peşkeş çeken, sermaye ve zengin yanlısı AKP,22 yıldan beri bu ülkede seçim kazanarak tek başına ülkemizi yönetiyor.


Ülkemizdeki, çoğu asgari ücretle çalışarak sefalet içinde yaşayan ve ezilen emekçi ve işçilerimizin toplam  sayısına baktığımızda, emekçi ve işçi tüm insanlarımızın çoğunluğu da, oylarıyla, AKP iktidarına destek olmuşlar ki;AKP,22 yıldır emekçileri ve işçileri sömüren politikasını, ülkemizde tek başına uygulamaya devam ediyor.


Bu nedenle, emekçilere ve işçilere kırgınım ben. 


Sınıf bilincinden yoksun emekçi ve işçilerimizin çoğunluğu, bu bayramı kutlamayı hak etmiyorlar, bindikleri dalı kesiyorlar bana göre.


Bu duygularla, sınıf bilinci gelişmiş ve AKP iktidarına oylarıyla destek olmamış olan, azınlık ve ezilen tüm emekçi ve işçi kardeşlerimin bayramını, en iyi dileklerimle kutluyorum.


30/05/2024

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget