Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Recep Bey Tayyip Bey'e Karşı Yarışıyor
AKP Genel Başkanı ERDOĞAN;   bugün,  seçim beyannamesini kamuoyuna açıkladı.  


Seçildiği takdirde yapacaklarını bir bir sıraladı.  


ERDOĞAN'ın;  yapacaklarını vaat ettiği şeyler, çok doğaldır ki;  ülkemizi 21 senedir yönetenlerin bugüne kadar yapmayı başaramadıkları şeylerdir.  


Örneğin;   enflasyonu tek hanelere indirmek, gençlerin ilk kez alacakları telefon ve bilgisayarlardan vergi almamak,  kamuda işe alımlarda mülakat ayrımcılığını kaldırmak gibi.  


Bu vaadler, pek tabii çok güzel ve yerinde şeyler.  


Halkımıza müjde olarak sunulan bu güzel vaadler;  ülkemizde halkı ekonomik olarak ezen enflasyonun çok yüksek seviyelerde olduğunun ve mutlaka tek haneli seviyelere indirilmesinin gerekli olduğunun.  keza kamuda işe alımlarda uygulanan mülakat sözlü sınavının torpile ve suiistimale, hak ihlallerine  yol açan kötü bir uygulama olduğunun, cep telefonu ve bilgisayarlardan alınan yüksek vergilerin,  haksız vergiler olduğunun açık itirafı ve iş başındaki iktidarın ağır bir eleştirisiydi.  


Peki bu ülkede 21 senedir tek başına iktidar olan ve enflasyonu çıldırtan üç haneli seviyelere çıkaran, kamuda işe alınmalarda sözlü mülakat sınavını basamak olarak kullanarak,  KPS de daha az puan alan liyakatsiz ve yandaş kişileri kamu kadrolarına dolduran, liyakatli kişilerin haklarını yiyen, ağır vergi yükleriyle cep telefonlarını ve bilgisayarları ulaşılamaz kılan bu yanlışları yapan kimdir?


Herhalde iktidarda olmayan KILIÇDAROĞLU değildir.  


Madem öyledir, bu seçimlerde Recep Tayyip ERDOĞAN'ın gerçek  rakibi,  KILIÇDAROĞLU değil, bizzat kendisidir.  


Yani,  ERDOĞAN;  bu seçimlerde,  bizzat kendisiyle yarışmaktadır.  Yapacağı her vaadi, özeleştiridir.  


Başka bir ifadeyle;  Recep Bey,  Tayyip Bey'e karşıdır.  


Bu nedenle de;  ERDOĞAN'ın işi,  çok ama çok zordur.

Güner Yiğitbaşı

11/04/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Sadullah Ergin
Seçime katılacak olan partilerin,  özellikle de,  Millet İttifakının bileşeni partilerin milletvekilli adaylarının yazılı olduğu listelerin Yüksek Seçim Kuruluna verilmesinden sonra, listeler üzerindeki genel düşüncelerimizi bildiren ve değerlendiren dün yazmış bulunduğumuz, ”ERDOĞAN KENDİ KAZDIĞI KUYU'YA MI DÜŞECEK? “başlıklı makalemiz; özellikle,  adaylarını CHP listelerinden gösteren DEVA Partisinin milletvekili adayı, AKP döneminde Adalet Bakanlığı yapmış olan  Sadullah ERGİN'in,  Ankara Çankaya bölgesinden seçilebilecek bir sırada aday gösterilmiş olması nedeniyle, bazı olumsuz yorum ve  tepkilere muhatap olmuştur. 


Bu yazımıza,  bir okurumuz,  aynen; ”Sadullah Ergin de Çankaya CHP adayı.  Mustafa Kemal'in askerleri gurur duyacağınız bir aday koymuşlar size. Ergenekon kumpas davalarının adalet bakanı tam sizlik aday. Hem de Atatürk'ün Çankaya'sından aday” yorumunu yapmış. 


Bu okurumuzun yorumunda belirttiği gibi, AKP de siyaset yaparken AKP Hükümetinde Adalet Bakanlığı yapan Sadullah ERGİN, sütten çıkmış ak kaşık değildir. Okurumuzun, Sadullah ERGİN'e yönelik olumsuz hassasiyetine hak vermemek mümkün değil. Evet, maalesef şu anda hatırlamak dahi istemediğimiz, Fetö kumpası Ergenekon ve benzeri davalar,  Sadullah ERGİN döneminde gündeme gelmiş, yargı bağımsızlığını kaybederek siyasallaşmış ve hukuk dışı davalar açılarak kararlar verilmiştir. Bunda, o deönemin Adalet Bakanı Sadullah ERGİN'in siyaseten sorumluluğunun bulunmadığını,  kimse iddia edemez. 


Ancak, Sadullah ERGİN kendi özeleştirisini yapıp AKP ile bağını kopararak,  yine AKP'den kopup Deva Partisini kuran BABACAN'ın Millet İttifakı bileşeni partisinde siyaset yapmaya başlamıştır. 


Şu da bir gerçektir ki; Sadullah ERGİN'in yeni partisi Deva ile Millet İttifakı adı altında bir seçim işbirliği yapılmıştır. Amaç da, ülkeyi felaketin eşiğine getiren tüm cumhuriyet değerlerini yok eden AKP iktidarından bu ülkeyi kurtarmaktır. 


AKP iktidarından kurtularak ülkeyi ve demokrasimizi düzlüğe çıkarabilmek için meclis çoğunluğunu sağlamanın tek yolu olan,  Deva Partisi ve diğer ittifak bileşeni partilerin CHP listelerinden aday gösterilerek seçimlere girilmesinin zorunlu bir sonucu olarak, Sadullah ERGİN de, CHP'nin listelerinden Ankara adayı olarak gösterilmiştir. 


Sadullah ERGİN; seçildiği takdirde CHP'nin değil,  Deva Partisinin milletvekili olacak ve bu sıfatla mecliste görev icra edecektir. CHP ve lideri KILIÇDAROĞLU; Sadullah ERGİN'i, Millet İttifakı ve daha fazla milletvekili çıkarabilmek için, ittifak içinde alınan ortak listeyle seçimlere girme kararının gereği olarak CHP listelerinde Deva Partisinin kontenjanından aday göstermek zorunda kalmıştır. 


KILIÇDAROĞLU ve  CHP'nin; DEVA Partisinin kontenjanı olan milletvekili adaylarını seçme , beğenme ve beğenmeme hak ve yetkisi bulunmamaktadır. 


Şu da unutulmamalıdır ki; bu birliktelik geçici olup, ittifak bileşeni partilerin üzerinde anlaştıkları ve ortak mutabakat belgesi olarak kamuoyuna açıkladıkları asgari müştereklerde birlikte çalışacaklar ve bu metin ile bağlı kalacaklardır. Bu nedenle, bazı insanlarımızın adalet bakanlığı dönemindeki bazı icraatlarından memnun olmadıkları Sadullah ERGİN'in, seçimleri kazanarak milletvekili olması halinde kullanacağı yetkiler de,  mutabakat belgesi metniyle sınırlı olacak ve hala kafasının bir köşesinde saklı olarak kalmış bulunan,  cumhuriyet değerlerine aykırı bir icraat yapma şansını da bulamayacaktır. 


Bir önceki yazımıza,  Sadullah ERGİN üzerinden,  olumsuz yorum yapan okurumuza,  ”Haklısınız. Bazen zaruretler memnu şeyi mübah kılar maalesef” şeklinde bir cevap vermiştik. Bu okurumuz da,  bu mesajımıza cevap olarak, Yine ATATÜRK'den “Ehven'i şer, şerlerin en kötüsüdür” diye cevap vermiş. 


Büyük ATATÜRK “Ehven'i şer, şerlerin en kötüsüdür” derken, sanırım zamanın koşullarına ve somut bir olaya ilişkin olarak ve o olay için geçerli olarak bu sözü söylemiş olmalıdır. 


Bugün ülkemizin içinde bulunduğu;  siyasi, ekonomik ve sosyolojik kriz ve buhran gibi, bazen öyle kötü koşullarla yüz yüze kalabiliriz ki; şerler içindeki,  en ehven'i şeri dahi arar ve kabul etmek durumunda kalabiliriz. Herşey çok güzel olur da, buna rağmen,  mevcut güzele sarılmak yerine,  ehven'i şeri tercih edersek,  o zaman;  ATATÜRK'ün, ”Şerlerin en kötüsü ehven'i şerdir “sözü haklılık kazanabilir. 


Bizi eleştiren okurumuza ve onun gibi düşünenlere şunu da söylemek isteriz. Sadullah ERGİN; CHP'nin adayı değildir, DEVA Partisinin adayı olup, oyların çöpe gitmemesi ve Millet İttifakının büyük bir çoğunlukla mecliste sandalye kazanmasını amaçlayan,  CHP listesinde Deva Partisi adına şeklen, kiracı olarak yer almaktadır. 


Sadullah ERGİN'e itiraz edenlerin muhatabı,  CHP değil, Deva Partisi olmalıdır. 


Bize göre; ülkeyi her alanda felakete sürükleyen, ülkeyi  idare etme yeteneğini kaybeden,  özgürlükler ve demokrasi düşmanı AKP ve saray iktidarının lideri ve  en büyük bileşeni olduğu Cumhur İttifakına son anda dahil edilen,  laiklik karşıtı terör örgütü Hizbullah ile organik bağ içindeki HÜDA PARI kimse eleştirip kaale almamaktadır,  maalesef. 


Bana sorarsanız,  Sadullah ERGİN; Cumhur İttifakının bileşeni olarak gireceği seçimlerde Türkiye Büyük Millet Meclisine dört milletvekiliyle girecek olan HÜDA PAR genel başkanı ve diğer üyelerinden daha az tehlikeli ve zararlıdır. 


Sadullah ERGİN üzerinden,  haksız ve alakasız olarak CHP'yi eleştirenler, HÜDA PAR'ın destek verdiği AKP ve Saray iktidarının devamından yanalarsa, HÜDA PAR ve liderini, laik demokrasimiz ve özgürlüklerimizin geleceği için,  Sadullah ERGİN'den daha zararsız görüyorlarsa, eleştirilerine devam etsinler ve hatta Millet İttifakına oy da vermesinler. 


Lütfen, bu seçimlerin ülkemizin geleceği açısından önemini kavrayınız ve haklı eleştirilerinize dahi bir süre ara veriniz. 


İçinde bulunduğumuz koşullara göre; ATATÜRK'ün dediği, ”Ehven'i şer, şerlerin en kötüsüdür. ”sözü geçersizdir. Sevgili ATATÜRK bizi hoş görsün.

Güner Yiğitbaşı

10/04/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Erdoğan kendi  kazdığı kuyu'ya mı düşecek?
Cumhur İttifakının Cumhurbaşkanı adayı olan ve halihazırda da Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan ERDOĞAN; meclisteki sayı üstünlüğüne dayanarak, seçim yasasında değişiklik yaparak, yüzde on olan ülke barajını yüzde yediye indirmiş, ittifak bileşeni partilerden her birinin yüzde yedi olan ülke barajı kadar oy alma zorunluluğunu getirmese de, ittifak bileşeni partilerin, milletvekili çıkarabilmeleri için, ittifakın toplam oylarına bakılmaksızın, her bir partiyi,  il barajını aşacak kadar oy alma mecburiyeti altına sokarak, rakipleri Millet İttifakının bileşeni bazı küçük partilerin milletvekili çıkarabilmelerini zora sokarak, onların aldıkları yetersiz oyların çöpe atılmasını sağlayıp, Millet İttifakının tekerine çomak sokmak istemiştir. 


ERDOĞAN; Her engelin aşılabilmesinin bir çaresi olduğunu, milletvekili çıkarabilmesi için gerekli il barajını aşamayacak olan Millet İttifakının bileşeni küçük partilerin, aday listeleri çıkararak kendi parti logolarıyla tek başlarına seçime girmeyip,  ittifakın il barajı sorunu olmayan büyük ve kuvvetli partisi CHP'nin  çatısı ve logosu altında ortaklaşarak seçime girerek, önlerine konulan il barajını bu yolla aşıp, il barajı altında kalacak olan oylarının çöpe atılmasını önleyeceklerini düşünememiştir. Düşündüyse de, Millet İttifakının birbirine benzemez partilerinin,  aralarında anlaşarak, ortak aday listeleriyle seçime gireceklerine ihtimal verememiş olmalıdır. 


ERDOĞAN; kendisinin Cumhur İttifakı için  düşündüğü gibi, Millet İttifakının da;  sadece, Cumhurbaşkanı seçimleri, yani kendisini Cumhurbaşkanlığı koltuğundan indirmek amacıyla kurulduğu yanılgısına da düşmüştür. 


ERDOĞAN'ın tek ve öncelikli amacı,  Cumhurbaşkanlığını yeniden kazanarak koltuğunu muhafaza etmektir. Bu edenle,  Millet İttifakının da öncelikli ve tek amacının Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak olduğunu, Millet İttifakının öncelikli olarak bu amaçla kurulduğunu kabul ederek yanılmış, tekrar cumhurbaşkanı seçilebilmek için Cumhur İttifakını genişletmek isteyerek ittifaka Hüda Par, Yeniden Refah, DSP gibi partileri dahil etmiş, Cumhur İttifakının büyük ortağı MHP'nin lideri BAHÇELİ'nin, açıkça belli etmediği, adeta sessiz çığlık atarak, kendi parti logosuyla seçimlere katılma kararı almasına yol açan protestosuyla karşılaşmıştır. 


Cumhur İttifakının bileşeni Büyük Birlik Partisi ve Yeniden Refah da, Hüda Par'dan rahatsızlık duymuş olmalılar ki; kendi logoları altında kendi listeleriyle seçimlere katılma kararı alarak, listelerini Yüksek Seçim Kurluna sunmuşlardır. 


ERDOĞAN; bileşeni bazı küçük partilerin il barajını aşamayarak milletvekili çıkaramayacaklarını ve oylarının çöpe gideceğini ve anayasayı değiştirecek kadar toplam milletvekili çıkaramayacaklarını düşündüğü Millet İttifakından beklediği bölünmüşlüğü ve dağınıklığı görememiş ve bilakis, kendi lideri olduğu Cumhur İttifakı bölünmüş ve dağılmış, Cumhur İttifakının bileşenleri üç partinin kendi logoları altında ve kendi listeleriyle müstakil olarak seçimlere girmesini önleyememiştir. 


Ortaya çıkan bu durum karşısında, ERDOĞAN'ın;  Cumhurbaşkanlığını kaybetmenin yanı sıra, Meclisteki çoğunluğunu da kaybedeceği, aralarında anlaşarak ortak listelerle seçimlere girme başarısını ve beceresini gösterebilen Millet İttifakının ve ittifak dışındaki muhalefet partilerinin anayasayı değiştirecek bir çoğunlukla meclise girecekleri anlaşılmaktadır.  


Ne diyelim. Sen misin seçim yasasını değiştirerek muhalefete tuzak kuran? Ava giden avlanır diye güzel bir söz vardır.   


Millet İttifakına düşen görev; CHP logosuyla ortak liste ile seçimlere girecek olan ittifak bileşeni dört partinin, bir ilk olan bu durumu,  tüm haklı gerekçeleriyle seçmen  tabanlarına anlatmaları ve mühürü CHP'ye basmalarını sağlamaları, bunun CHP'ye değil,  kendi partilerine ve Millet İttifakına verilecek ve ülkemizi AKP'nin tasallutundan kurtaracak ve düze çıkaracak oylar olacağını, çok güzel izah edip anlatmalıdırlar. 


Millet İttifakı; beklenenden de güzel bir iş çıkarmış ve bugün YSK'ya sunduğu ortak ve fermuar listelerle seçimlere girme başarısını göstermiş olup; bu başarıda da, en büyük rolü KILIÇDAROĞLU'nun yüklenmiş olduğunu, KILIÇDAROĞLU'nun,  Millet İttifakının ortak Cumhurbaşkanı adayı olmasının,  bu başarının olmazsa olmaz şartı olduğunu, bir İMAMOĞLU veya YAVAŞ'ın ortak Cumhurbaşkanı adaylığında bunun başarılmasının imkansız olduğunu, KILIÇDAROĞLU'nun ortak adaylığına karşı çıkanlar kalın kafalarının içine çakmalı ve utanmalıdırlar. 


Yazımıza son vermeden önce, bir bölen olarak  İNCE'ye de bir çift sözümüz olacak. Duyumlarımıza göre, 9. Nisan'ı, yani bugün listelerin YSK'ya verilmesinden sonra,  listeleri beğenmeyerek küsecek olanlar yüzünden Millet İttifakında oluşacak çatlağa bel bağlayan ve bunu sabırsızlıkla bekleyen İNCE'de, bugün itibariyle havasını almış gözüküyor. 


Başarılar;  CHP ve lideri Sayın KILIÇDAROĞLU ve tüm Millet İttifakı bileşeni partiler ve Sayın liderleri.

Güner Yiğitbaşı

09/04/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Tükürdüğünü yalamak
Büyük konuşmayın:
Ağzınızdan çıkanlara dikkat edin. Unutmayın ki dünya tükürdüğünü yalamak zorunda kalan insanlarla dolu”. Nebi Yıldız.

Devlet Adamlığı Farkı
14 Mayıs 2023 Genel seçimlerinin yaklaştığı şu günlerde, birinci ve ikinci sırada yarışan iki parti liderinin AKP Genel Başkanı Recep Tayip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu arasında geçmiş olayların ışığında yaşanmış veya söylenmiş bu söz üstüne örneklerden esinlenerek bir devlet adamlığı kıyaslaması yapmak istiyorum. Bu yazım Sayın R. T. Erdoğan’ın başbakanlığı zamanında bir sitede yayınlanmıştı.
Tükürdüğünü yalamak: Halk arasında “tükürdüğünü yalamak” diye bilinen, “söylediğini inkâr etmek” özünde hiç de hoş olmayan kötü benzetmeli bir deyim vardır. Bence gerçekten iğrenç bir benzetme. İnsanlarımızın da bunu birbirine söylemesi pek şık olmasa gerek. Zaman zaman halk arasında herkes birbirine denk düştükçe bu sözü söylerlerse de siyasilerimiz politikacılarımız konuşma üslubunun dozunu kaçırarak bazen de işin dozunu artırarak, birbirine üstünlük sağlamak için karşılıklı söylerler. Biz şimdi siyaset tarihimizin sayfalarına kazılarak yazılmış bu pek de nazik olmayan “tükürüğünü yalamak” sözünü iki örnekleme ile yinelemek istiyorum.

Devlet Adamlığı Farkı

Hemen bu “yalamak” sözünün daha da alasını aşan zirveye çıkaran “ayakkabı yalamak” söylemi aklıma geliverdi. Bir AKP li politikacının söylediği “ayakkabıyı yalamak” sözünü unutanlar için bir kez daha anımsatalım.
AKP Ordu Milletvekili Op. Dr. Şenel Yediyıldız'ın Ordu’da bir yerel televizyonun katıldığı bir programında, siyaset literatürümüzde insanı utandıran cinsten ifadeler kullanmış epey bir eleştiri konusu olmuştu. Yediyıldız, “Tayyip ağabeye ihaneti bırak, sırtımızda taşımamız lazım, ayakkabısını elimizle yalamamız lazım” diye bir söz sar etmişti. 
Bu deyim Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından CHP lilere söylenerek siyasete de üslup dozunu artırarak malzeme olmuş idi.
Recep Tayip Erdoğan’ın başbakanlığı zamanında tutuklu vekillerin tahliye edilmemesi üzerine CHP lideri Kılıçdaroğlu, “arkadaşlarımız yemin etmedikçe yemin etmeyeceğiz” şeklinde açıklamasını yapmıştı.
Bunun üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Simav’da vatandaşlara hitaben yaptığı konuşmada, CHP’nin yemin etmemesini eleştirirken şöyle demişti: “Arkadaşlarımız yemin etmedikçe, biz 4 yıl da olsa yemin etmeyeceğizdediler, bu sözü unutmayın. Tükürdüklerini yalayacaklar, göreceksiniz”.
Gerçekten bu söz çok şık olmayan yakışıksız bir söz olsa gerek.  
TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in uzlaşı davet ve teklifi üzerine (muhtemelen “yalamak” sözünün doğruluğunu CHP’nin aleyhine pekiştirmek için bu kurguyu da Başbakan Erdoğan Cemil Çiçek’e yaptırmış olmalı) CHP liler iktidarla anlaşmışlar, parlamenter yeminini yapmışlardı.
O zamanları Arap Baharı ile Libya’da da olaylar başlamıştı.
Nato Destekli Muhalifler Trablus’ta RTE Nato’nun Ne İşi Var Demişti
Bu söz CHP liler için cuk otururken, Başbakan RTE nin söylediği, fakat sözüne uygun hareket etmediği için de bu kez RTE ye cuk uyan bir pozisyon doğmuştu.
Tunus’ta iktidarı deviren, Mısır’da Mübarek’i koltuğundan eden Arap Baharı dedikler isyan fırtınası Libya’ya da sıçramıştı.

Devlet Adamlığı Farkı

Yalnız sıçrayan bahar değil, kan gölüydü. Diğerlerinden farklıydı.
Kaddafi acımasızdı, muhaliflerin (halkının) üzerine ordusunu yolladı, çünkü onlar güya farelere benziyordu. Atış serbest, öldürmek mubahtı! Şubat ayıydı.
NATO’nun müdahalesi gündeme geldi. Kaddafi’nin hava gücünü yok edecek, tanklarını susturacak, cephaneliklerini vuracak bir hava harekâtı tartışılmaya başlandı; gerekirse kara harekâtı da. Başbakan Erdoğan şiddetle karşıydı. Soru üzerine şöyle demişti.
“Böyle saçmalık olur mu yahu. NATO’nun ne işi var Libya’da? NATO, mensubu olan ülkelerden birine müdahale yapılması halinde böyle bir şeyi gündeme getirebilir. Bunun dışında Libya’ya nasıl müdahale edebilir? Bakın Türkiye olarak biz bunun karşısındayız. Böyle bir şey konuşulamaz, böyle bir şey düşünülemez.”
Amanın o da nesi? Çok geçmedi baktık ki, Türk gemilerinin de katıldığı NATO gücü Libya’yı ablukaya almış, havadan vuruyordu. Nerede kaldı Başbakan RTE nin karşı duran sözü? Oysa başbakanımız, ileri görüşlü olmalı; 42 yıldır ülkesini amansız, zalim bir baskı ile yöneten Kaddafi’ye karşı, Batı ile eşgüdüm içinde tavrını koymalı değil miydi?

Devlet Adamlığı Farkı
Başbakan RTE nin söylediklerinin tam tersi uygulanarak NATO uçakları Libya’yı vurdu, Kaddafi’nin belini kırdı. Sonra NATO destekli muhalifler Trablus’a doğru akmaya başlamışlardı. Kaddafi kaçacak delik aramaya başladı.
Şimdi bu durum karşısında Kemal Kılıçtaroğlu rahatlıkla, “RTE Libya karşısında “tükürdüğünü yaladı” mı demesi gerekirdi. Diyebilirdi de çünkü söz ve öz cuk diye oturmuştu…
Recep Tayip Erdoğan’nın Cumhurbaşkanlığında da ABD li Rahip Bronson olayı ile İsrail’le ilgili söyledikleri ikircikli sözler, Libya olayı gibi sözünden cayan pek çok örnekleri sayabilirsiniz.
Fakat Kemal Kılıçtaroğlu, olgun bir devlet adamlığı tavrını göstererek ve bilerek bu “cuk” oturan kaba benzetmeli, “tükürdüğünü yaladı” sözünü demedi. Kılıçtaroğlu bir TV programında, “bu sözü söyleyebilirdim, ama söylemedim; siyasetteki üslubu düşürmek istemediğimden söylemedim” dedi. Siyasette işte olgunluk, işte devlet adamlığı…

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız kulcevat 599@gmail.com

İyi Parti'de Aytun Çıray Çatlağı
İYİ Parti İzmir Milletvekili ve AKŞENER'in başdanışmanı Aytun ÇIRAY;  yayımladığı bir mesajla,  İyi Parti milletvekilliği adaylığından feragat ettiğini kamuoyuyla paylaştı. 

Televizyonlardaki yorumlara ve Aytun ÇIRAY'ın yayımladığı mesajın bütününe bakıldığında,  Aytun ÇIRAY'ın,  partisiyle bir sorun yaşadığı, aday olarak gösterildiği sırayı beğenmediği anlaşılmaktadır. 

18/10/2020 de yazıp yayımladığımız “AYTUN ÇIRAY GERÇEĞİ” başlıklı yazımız;  bugünlerin,  o günden tahmin edilmesi anlamına gelmekte sanırım. 

Aşağıda aynen yer verdiğimiz bu yazımızı birlikte okuyalım, belki bana hak vereceksiniz.

09/04/2023

Güner YİĞİTBAŞI


AYTUN ÇIRAY GERÇEĞİ


Adalet ve Doğruyol Partilerinin geleneğinden gelen, DEMİREL döneminde Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı da yapan, İYİ PARTİ'nin kurucularından ve eski yöneticilerinden olan, ATATÜRK ve Cumhuriyetin kurucu temel ilkelerine bağlı, orta sağ merkezli bir siyasetçi olan Aytun ÇIRAY'ı tanımayan çok az kişi olmalıdır. 

Kendisi, İYİ Partiden önce CHP Milletvekilliği de yapmış, aslında dürüst ve savunduğu ilkeler itibariyle, CHP'ye pek de yakışan ve CHP kumaşında  hiç de sırıtmayan, aklı başında ülke sorunlarıyla ilgili güzel tespit ve saptamamaları olan bizim de sevip beğendiğimiz bir siyasetçidir. 

Bu nedenle, Aytun ÇIRAY'ın; İYİ Parti kurucuları arasında yer alma ve siyasete İYİ Partide devam etme isteğini açıklayarak,  CHP'den ayrılmasına, hem kendi ve hem de Sayın ÇIRAY adına üzüldüm ve bu konuda yanılmadım. 

Yanılmadım, zira; SÖZCÜ Gazetesinde,  iki gündür yayınlanan Uğur DÜNDAR'ın Sayın ÇIRAY ile yaptığı röportajı ilgiyle okudum ve bu siyasetçiye,  20/Eylül/2020 tarihinde gerçekleşen İYİ Partinin 2. Olağan Genel Kurultayında yapılan kumpas eylemiyle,  partinin en üst yönetim organı seçiminde  Sayın ÇIRAY'ın isminin üzerine listelerde çizik atılarak,  sakıncalı kişi ilan edilip,  liste dışı bırakılarak parti yönetiminden bilinçli olarak tavsiye edildiğine, bu tasfiyeden İYİ Parti Genel Başkanı AKŞENER'in de haberdar olup, bu eylemi parti içi demokrasi olarak kabul edip, bu kumpası, bilerek ve isteyerek engellemediğini öğrendik. 

Daha önce de yazdık, biz hiçbir partinin kayıtlı üyesi değiliz ama,  siyaseti seven ve yazılarıyla yorumlayan bir yazarız, objektif olarak ve ülkemizin yararlarını düşünerek,  hep şunu söyledik; İYİ Parti, aslı olan MHP'li olarak kalırsa, merkez sağı toparlamaya gayret ederek siyaset alanını ve tabanını büyütmezse, aslı olan MHP'nin sahtesi olarak,  hiçbir başarıya imza atamaz. 

Sayın ÇIRAY, kendisine ve bazı arkadaşlarına yönelik bu tasfye kumpasının, Millet İttifakını bozarak Cumhur İttifakının yelkenlerine rüzgar taşıma amacına yönelik,  çok boyutlu ve ileriye dönük  bir operasyon olduğunu açıklamaktadır ve bize göre de haklı ve söyledikleri doğrudur. 

Sayın ÇIRAY;  açıkça,  genel başkan AKŞENER'e bu kumpasa müdahale etmesini önermesine rağmen,  bu kumpasın gerçekleştiğini açıklamaktadır. 

Zaten, Sayın AKŞENER de bu kumpastan sonra sessiz kalmakla,  Sayın ÇIRAY'ı doğrulamıştır. 

Bu kumpasın planlayıcısı olduğu söylenen Koray AYDIN'ın;  konuşmacı olarak katıldığı Haber Türk TV. deki bir programda; ”İrade bizde olsaydı, Millet İttifakını kurmazdık. . ” dediğini de Sayın ÇIRAY dile getirmektedir. 

Seçimlere ve bu sayede meclise girerek, grup kurmayı ve bugün ulaştıkları göreceli başarıyı, emaneten ve geçici olarak İYİ Partiye 15 milletvekillerini veren CHP ve KILIÇDAROĞLU'na borçlu olduklarını unutan bir zihniyetin hakim olduğu İYİ Parti'nin; partide merkez sağı temsil eden ve partinin seçmen tabanını genişleterek MHP'den farklı kılan,  Aytun ÇIRAY ve arkadaşlarına uyguladığı bu kumpasla,  bu değerli politikacıların partiden dışlanmaları,  İYİ Parti'nin marjinalleşerek yok olmasına neden olmaz inşallah. 

Haddimiz olmadan,  buradan Sayın ÇIRAY'a, dürüst ve aklı başında ATATÜRK'çü ve Cumhuriyetin kurucu değerlerine bağlı,  açık sözlü  bir siyasetçi olması nedeniyle kendisini seven ve beğenen  hukukçu bir büyüğü olarak, bu kumpasa rağmen, İYİ Partide kalmasının,  ülkemiz siyasetine  ve kendisine hiçbir yararının olmadığını hatırlatmak istiyoruz.

Güner Yiğitbaşı

18/10/2020

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Avukatlar Günü
Bugün 5. Nisan. 2023 avukatlar günü. 

Her yılın belirli günlerinin,  vahşi kapitalizmin rant elde etmesi amacıyla paylaşılarak,  çeşitli isimler altında bazı özel günlere tahsis edilerek kutlanmasından sonra,  “anneler günü” dışındaki bu özel günlere pek iltifat etmemekle birlikte;  demokrasinin ve tüm özgürlüklerin teminatı olan savunma ve hak arama özgürlüğünün hayata geçirilmesinin mümtaz neferleri,  uzun hakimlik ve savcılık görevinden sonra aralarına katılmakla gurur duyduğum,  yargının üç kurucu unsurundan bize göre en önemlisi olan savunma ayağının onurlu temsilcileri avukatlarımızın avukatlar  gününe de,  anneler günü gibi özel bir değer vermekteyim. 

Avukatlara verilmesi gereken önem ve değer, onların şahıslarına değil,  temsil ettikleri ve yerine getirdikleri savunmanın ve savunma hakkının  kutsallığından ve tüm özgürlüklerin teminatı olmasından kaynaklanmaktadır. 

Biz, yargının üç kurucu unsurundan,  iddia, savunma ve karar makamlarının tümünde oturan ve bu makamlarda görev yapan 53 yıllık bir hukukçu olarak diyoruz ki;  hakim olsun,  savcı olsun,  bir hukukçunun erişebileceği en üst ve son makam,  savunma,  yani avukatlık makamıdır.  

Bu nedenle,  sıfatı, makamı ve mevkii ne olursa olsun,  herkesin,  avukatlarımıza hak ettikleri değeri vermeleri,  savunma mesleğine saygı duymaları gerekir. 

Hiç dikkat ettiniz mi? Hakkında en küçük bir iddiada bulunulan herkes'in,  ilk önce kapısını çaldığı kişi avukatlardır.  Hatta,  suçlanan kişinin bizzat avukat olması halinde dahi,  suçlanan o avukatın da  ilk kapısını çaldığı kişi,  diğer bir avukat arkadaşı olmaktadır. Bu örnek dahi,  savunmanın ve avukatın önemini gözler önüne sermektedir. 

Peki,  ülkemizde savunma mesleğine ve bunu icra eden avukatlarımıza hak ettikleri gereken önem verilmekte midir?

Maalesef,  bu soruya olumlu bir cevap verebilmemiz mümkün değildir. 

Gerektiğinde Yüce Divanda yargılanan Başbakanların ve Bakanların dahi savunmalarını üstlenen avukatlara, daha dün diyebileceğimiz yakın tarihe kadar ülkemizde verilen değer,  üçüncü dereceden bir devlet memuruna verilen değerin dahi altındaydı. 

Bu örneği niçin veriyoruz? Niyetimiz üçüncü dereceden memura değer vermemek,  onu küçük görmek değildir,  yanılmıyorsak üçüncü dereceden itibaren,  3, 2 ve 1.  dereceye terfi eden devlet memurlarına, çok eski tarihlerden bu yana  yeşil pasaport verildiği halde,  avukatlarımıza;  yeşil pasaport dan yararlanma hakkı, mensubu olduğum İzmir Barosu dahil,  tüm barolarımızın ve Türkiye Barolar Birliğinin uzun yıllara dayalı uğraşıları sonunda,  hem de avukatların söz sahibi olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan bir yasa ile çok yakın tarihlerde tanınmıştır.  

Demokrasinin ilkelerini,  insan hak ve özgürlüklerini içlerine sindirememiş olan siyasal iktidarlar ve onların emir kulu olan emniyet güçleri,  avukatlarımızı,  bu ülkede potansiyel suçlu bir kitle olarak görmekte ve en küçük bir fırsatı yakalamaları halinde avukatlarımızı yerlerde sürükleyerek tartaklamayı kendilerine hak görmektedirler. 

Yargının üç kurucu unsurundan birisi olan ve avukatlarla birlikte görev yapan hakimlerimizin azımsanamayacak olan bir bölümü de;  maalesef,  savunma makamını ve avukatlarımızı,  görev yapmalarının önünde bir engel olarak görmekte,  savunma makamının hakkını vermeye çalışan ve üstlendiği görevi hakkıyla yerine getirmek,  maddi hakikate ulaşmak,  adil yargılanma hakkını hayata geçirmek için çırpınan ve yeri geldiğinde hakim ile hukuki tartışmaya girmek zorunda kalan avukatlarımızı, duruşmanın huzurunu bozdukları uydurma gerekçesiyle,  dışarı atmakla tehdit edebilmekte,  genellikle buna cüret edemese de,  avukatlarımızın asaplarını bozmakta,  dikkatlerinin dağılmasına neden olmaktadırlar. 

Bunda,  bazı avukatlarımızın,  temsil ettikleri savunma makamının hakkını veremeyerek, gerektiğinde  hakim karşısında dik duramayışlarının da büyük katkısının olduğu,  inkar edilemez bir gerçektir. 

Şu anda avukatlık yapan bu satırların yazarı olarak,  duruşmalarda başımıza gelen yaşadığımız canlı olaylardan bir örnek verecek olursak;  ismi lazım değil, İzmir ilindeki bir ağır ceza mahkemesinde,  avukat olarak savunma makamını temsil ederken,  ihsası rey anlamında ve hatta reddi hakim koşullarını taşıyan,  tarafsız bir hakime yakışmayacak beyanlarda bulunan mahkeme başkanıyla haklı olarak girdiğimiz tartışmaya tanık olan tanımadığımız ve o anda farkına dahi varmadığımız bayan bir stajyer avukatın,  duruşmanın bitiminde arkamızdan yanımıza gelerek,  bizi tebrik edişini,  savunma makamının hakkını veren ve gerektiğinde mahkeme başkanıyla sert tartışmalara girebilen avukatlara pek tanık olmadığını beyan edişini,  savunma makamının hakkını ve itibarını koruyan ve uyarılarıyla mahkeme başkanına hak ettiği dersi veren bizimle tanışmak istemesini,  üzülerek de olsa burada açıklamak zorundayız. 

Hakimlerimiz,  hiç unutmamalı ve çok iyi bilmelidirler ki;  ülkemizde yok olma noktasına gelen,  yerlerde sürünen yargının bağımsızlığını,  demokrasinin ilkelerini,  insan hak ve özgürlüklerini savunan kuruluşlar ve kişiler;  barolarımız ve aydın sorumluluğunu taşıyan avukatlarımızdır.  Hakimlerimizin,  emekli olduktan veya istifa ederek,  oturdukları kürsünün,  avukata göre daha rakımlı koltuğundan indikten sonra ilk çalacakları kapı,  avukatlık ruhsatı talep etmek üzere,  Barolarımız olacaktır.  Yukarıda bahsettik,  hukuk mesleğinin zirvesi ve en tepe noktası avukatlıktır. 

Nereden nereye,  bir avukatlar gününden de yine uzun bir makale çıkarmış olduk. 

Yazacak ve paylaşacak daha çok sorun var ama,  tadında bırakarak,  yargının savunma ayağının mümtaz temsilcileri olan tüm avukatlarımızın;  yargının tüm sorunlarının çözümlendiği, yargının bağımsız ve tarafsız olduğu günleri görmek arzu ve  özlemi içinde,  avukatlar gününü kutluyor ve herkesi,  daha ihtiyaç duymadan,  savunma hakkına ve avukatlarımıza sahip çıkmaya ve saygılı olmaya davet ediyorum.

Güner Yiğitbaşı

05/04/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

İzmir Barosu Üyesi Avukat

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget