Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Lozan Antlaşmasının 99. Yıldönümünü Kutlarken
Bugün, 24/Temmuz/2022 ülkemizin ve Bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedi olan Lozan Antlaşmasının 99. yıldönümü. 

Lozan ile kaldırılan kapitülasyonları,  adeta fiilen geri getiren,  bağımsızlığımızı iktisaden gölgeleyen ülkemizin bugün yaşamakta olduğu siyasi ve iktisadi kriz döneminde, daha bir anlam ve değer kazanan Lozan antlaşmasından dahi, Sarayın tek imzasıyla çıkılabileceğinin savunulduğu günümüzde, halen güncel olan ve geçen sene 98. yıldönümü nedeniyle yazarak yayınladığımız; ”ÜLKEMİZİN TAPU SENEDİ LOZAN'DAN BU SENEDİN DELİK DEŞİK EDİLDİĞİ  GÜNÜMÜZE KADAR GEÇEN 98 YIL” başlıklı yazımızı,  aşağıda aynen yayınlıyoruz. 

Ülkemizin ve devletimizin tapu senedi olan Lozan anlaşmasının 99. yıldönümü,  tüm Türk Milletine kutlu ve mutlu olsun. 24/07/2022 Güner YİĞİTBAŞI


ÜLKEMİZİN TAPU SENEDİ LOZAN'DAN BU SENEDİN DELİK DEŞİK EDİLDİĞİ  GÜNÜMÜZE KADAR GEÇEN 98 YIL

Bugün, (24/07/2021) Türkiye Cumhuriyetinin bağımsız bir devlet olarak tanınmasını sağlayan, savaş meydanında yedi düvele karşı kazanılan büyük askeri zaferin resmen ve hukuken tescil edildiği, ülkemizin tapu senedinin elde edildiği Lozan Antlaşmasının,  98. yıldönümü. 

Yazımızın başında; bize,  Türkiye Cumhuriyetini bağımsız bir devlet olarak kazandıran, en başta ATATÜRK olmak üzere, Lozan Barış Konferansının ve antlaşmasının başarılı  mimarı İSMET İNÖNÜ ve tüm emeği geçenleri, minnetle ve saygıyla anıyor, şükranlarımızı arz ediyoruz. Mekanları cennet olsun tümünün. 

Lozan Antlaşmasını sürekli tartışan ve eleştiren, Lozan antlaşmasından çok önce Osmanlı tarafından kaybedilen bazı adaların kaybını dahi, cahilce ve kötü niyetli olarak,  Lozan antlaşmasına ve o antlaşmayı imzalayan ATATÜRK ve İNÖNÜ'ye mal ederek,  bu kahramanları itibarsızlaştırmaya ve başarısız göstermeye çalışan, devlet adamı geçinen, değerleri kendilerinden menkul sözde devlet adamlarına,  lanet olsun. 

Lozan antlaşmasından sonra, koşullar elverdiğinde Hatay ilimiz de Türkiye Cumhuriyetine katılmış ve bugünkü sınırlarımız çizilmiştir. 

Daha iyisi olamaz mıydı?

Musul ve burnumuzun dibindeki, Meis ve Sisam gibi bazı adalar da alınamaz mıydı?

Alınırdı demiyoruz, alınabilseydi tabi çok güzel olurdu. 

O günün koşullarına göre elde ettiklerimizle yetinmesini, onların kıymetini bildik mi de, Lozanı imzalayanlar eleştiri konusu yapılıyorlar?

Lozan antlaşmasına göre silahlandırılmaları yasak olan Yunanistan’a bırakılan adalar,  bugün silah ve asker deposu haline gelmiş ve burnumuzun dibinde birer uçak gemisi konumunda bekliyorlar. 

Siz, Lozan'ı eleştiren aymazlar, o günün çetin koşullarına göre, Lozan ile alamadığımız adaların silahlandırılarak,  pimi çekilmek üzere bekleyen el bombası ve uçak gemisi haline getirilmesine niçin göz yumdunuz, tarafsız ve boş kalması gereken küçük adacıkların Yunan tarafından işgal edilerek silahlandırılmasına,  niçin göz yumuyorsunuz?

Lozan ile kaldırılan kapitülasyonlar ve Osmanlıdan kalan dış borçların ödenmesine rağmen, bugün yetmiş sente muhtaç kalarak, 128 milyar doları hortumlayıp hazineyi tamtakır bırakarak, ülkemizi ekonomik olarak dış güçlere teslim eden, ülkenin dış borçlarını 500 milyar dolara çıkararak, Lozan ile kaldırılan kapitülasyonu fiilen hortlatan, ülkemizi dış güçlere bağımlı kılan sizler değil misiniz?

Ülkenin tüm ekonomik varlıklarını, ülke topraklarını,  döviz açığınızı kapatmak ve israfınıza devam etmek için satarak, ülkenin bağımsızlığını tehlikeye sokan, ülkeyi Lozan koşullarının dahi gerisine getirerek, ülkenin Lozan ile elde ettiği tapu senedini delik deşik eden siz aymazlar değil misiniz?

Oturun oturduğunuz yerde, utanmadan konuşmayınız ve susunuz, Lozan'a gölge etmeyiniz,  başka ihsan istemiyoruz sizlerden.

Güner Yiğitbaşı

24/07/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu


Sabır Taşı Olsa Çatlar
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  41 Ayda 41 Eser Toplu Açılış Töreni'ne katılarak burada bir konuşma yapmış

Eyüp sultan Camii meydanın konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan;  ekonomiye ilişkin mesajlar vererek,  yine milletten ‘sabır beklediğini’ söylemiş. 

Erdoğan,  “Dengesiz fiyatlar durulmaya başladı.  Hükümet olarak ülke ekonomisine zarar verme pahasına günlük kazanç peşinde koşanları yakından takip ediyoruz.  Bu gözü doymazların hesaplarını ellerine tutuşturmakta kararlıyız.  Türkiye'yi son 20 yılda nasıl her badireden çıkarmışsak inşallah bugünkü sıkıntıları da biz çözeceğiz.  Milletimden biraz daha sabır ve mücadelemize destek bekliyorum. ” demiş. 

ERDOĞAN; gerçekten halkın sabrının artık taşmak üzere olduğunun farkında değil. 

Bu fakir halk, bu saray iktidarının lüks ve safahatına, israfına, yandaş beşli müteahhitlerin kar garantilerine vergileriyle destek olmaktan bıktı artık, gerçekten sabır taşı olsa tam ortasından çatlar. 

ERDOĞAN'ın beyanına göre, dengesiz fiyatlar durulmaya başlamış. 

ERDOĞAN'ın dengesiz fiyatlar dediği şey, en başta kendisinin bazı ürünlerden alınan ÖTV lere acımasızca yaptığı zamlar, akaryakıta orantısız yaptığı ve pompaya yansıttığı zamlar ve buna bağlı olarak zincirleme olarak tüm ürünlere zorunlu olarak domino etkisiyle yapılan kaçınılmaz zamlar. 

ERDOĞAN;  fiyat artışının nedenini,  kendi yanlış ekonomi politikasında, faiz neden enflasyon sonuç saçma tezinde aramalıdır. 

ERDOĞAN;  dini referans alarak,  politika faizlerini %14 de sabitledi ama,  asıl fiyatlara ve üreticilerin girdi maliyetlerine yansıyan kredi faizleri sürekli artıyor. 

Bu ne perhiz, ne lahana turşusu?

Bu işten tek kazançlı çıkan sadece bankalar, %14 den kredi alarak daha pahalıya halka satan bankalar, kar rekoru kırıyorlar bu sene. 

Tam bir kandırmaca. Fakirden alıp, zengine aktarma politikası. 

Sarayın bu akıl almaz çarpık ekonomi politikası;  halkı inandırmadığı gibi, din adına faize karşı olduğunu iddia eden EROĞAN,  sanırım Allah'ı da kandırdığına inanmıyordur inşallah. 

Bu söz de din referanslı ekonomi ve çifte standart  faiz anlayışıyla,  Allah’ı kandırdığını sanıyorsa,  büyük günah işliyor demektir. 

ERDOĞAN; konuşmasında,  “ Hükümet olarak ülke ekonomisine zarar verme pahasına günlük kazanç peşinde koşanları yakından takip ediyoruz.  Bu gözü doymazların hesaplarını ellerine tutuşturmakta kararlıyız” demiş, tam bir komedi.  Gülmek mi gerekiyor, yoksa ağlamak mı kestiremedim ve dondum kaldım. 

Günlük kazanç peşinde koşan gözü doymaz kişilerden bahsetmiş ve bunlardan hesap soracaklarını söylemiş. 

Kim bu kazanç peşinde koşan, bir türlü doymak bilmeyen, gözü doymazlar acaba?

ERDOĞAN;  kendisi iktidarda değil de, ana muhalefet partisi lideriymiş gibi konuşmuş, sanki KILIÇDAROĞLU iktidarda. 

ERDOĞAN; hazineyi boşaltma pahasına ihale dahi açmadan, yasalara aykırı olarak 21/b ye göre, önemli ihaleleri gözleri doymayan yandaş müteahhitlere peşkeş çeken kendisi değilmiş gibi, günlük kazanç peşinde koşan gözü doymazlardan bahsederek onlardan hesap soracaklarını sıkılmadan beyan edebiliyor. 

ERDOĞAN; hesaplarını ellerine tutuşturacağı gözü doymazları arıyorsa, fazla uzaklara gitmesin,  şöyle yakın çevresine bir baksın yeterli. 

Yap işlet devret yoluyla, dolara endeksli kar garantili yollar, köprüler, tüneller,  hastaneler,  hava meydanları yapan üç beş yandaş müteahhitlerden hesap sorsun, o gözü doymazların hesaplarını ellerine tutuştursun. 

Gerçekten,  AKP ve Saray iktidarı; ülkeyi yönetemediği gibi, ne söylediğinin de farkında değil, kroke olmuş vaziyette, adeta yolunu şaşırmış ve bir uçuruma doğru gidiyor ülkeyi de beraberinde götürerek tabi. 

Bay Kemal; ayıp ediyor doğrusu, ERDOĞAN'a hiç acımıyor, vurdukça vuruyor, hiç maç kazanamamanın hıncı içinde,  dersine iyi çalışmış bu sefer, sanırım sayıyla değil nakavtla galip gelmeye ant içmiş. 

Haydi Bay KEMAL, az kaldı. 

Son gülen iyi gülecek.

Güner Yiğitbaşı

24/07/ 2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Görev Danıştay’a değil Anayasa Mahkemesi’ne aittir diye yazdık zamanında ama.....
Danıştay 10.Dairesi;  Saray'ın tek imzasıyla İstanbul Sözleşmesinden çıkılması işlemini hukuka uygun bulmuş ve İstanbul Sözleşmesinden tek yanlı çıkış işleminin iptali talebini reddederek, bizleri hiç ama hiç şaşırtmamıştır.

Sarayın tasarrufu ile İstanbul Sözleşmesinden tek yanlı çıkılması işlemi; İstanbul Sözleşmesinin mahiyeti,  hukuken varlık kazanmasındaki usul ve şekiller, sözleşmeden çıkma işleminin doğurduğu sonuçları itibariyle basit bir Cumhurbaşkanlığı kararı ve bir idari işlem olarak değerlendirilerek, yanlış yargı yolu seçilmiş, Anayasa Yargısı yoluna gidilmesi gerekirken, İdari Yargı yoluna gidilmiş, Danıştay 10.Dairesi de, aslında kendisinin görev ve yetki alanına girmeyen,  görüntüsüne ve konulan adına bakıp,   idari bir işlemmiş gibi değerlendirme yaparak esastan inceleme yapmış ve  görevsizlik kararı vereceğine, başvurunun esastan reddine karar vermiştir.

En başta değerli kadınlarımız olmak üzere Türk Milletine geçmişler olsun.

Daha önce, zamanında; İstanbul sözleşmesinden tek yanlı çıkış kararının yargısal  denetlenmesinde görev ve yetkinin Anayasa Mahkemesine ait olduğunu, Danıştay’ın görev ve yetkisinin olmadığını yazdık ve çeşitli platformlarda, sosyal medya ve sosyal medya gruplarında yayınlayarak paylaştık.

Bir Allah’ın kulu hukukçu bizim bu haklı görüşümüze sahip çıkarak destek vermedi. Ama,  televizyonların anlı şanlı yorumcu hukukçuları,  bol bol konuştular, birinin de aklına burada görev Anayasa Mahkemesinindir demek gelmedi.

Bakınız,  biz,  önceki yazılarımızda neler demişiz; 

“İstanbul Sözleşmesinin tek yanlı feshine dair Cumhurbaşkanının anayasaya aykırı kararı,  mahiyeti ve doğurduğu sonuçları itibariyle, idari bir işlem olmayıp,  kanun hükmünde bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesidir.

Adı ne olursa olsun,  bu karar;  hukuken,  Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kabul edilerek, şekil ve esas yönünden anayasaya ve yasalara  uygun olup olmadığının denetlenmesinde ve iptal edilmesinde,  Anayasa Mahkemesi görevli olup, bu konuda Danıştay asla görevli ve yetkili değildir.”

“Bu iddialı görüşümüzün hukuki nedenlerine gelince; 

Evrensel Hukuk kurallarına göre,  usulde paralellik (şekil muvaziliği) ilkesi esastır.

Bir konu kanun ile düzenlenmiş ve yürürlüğe sokulmuşsa, yine aynı usulle;  yani kanunla yürürlükten kaldırılabilir.

Anayasamızın 90.maddesine göre; hükümleri, iç hukukumuzda kanun hükmünde geçerli olan, kurallar hiyerarşisinde milli hukukun da üzerinde olan, hatta anayasaya aykırılığı dahi ileri sürülemeyen İstanbul sözleşmesi de,  anayasamızın 90. maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkardığı  bir kanunla onaylanarak yürürlüğe girmiştir.

Usulde paralellik ilkesine göre, İstanbul Sözleşmesinden tek yanlı çıkış da,  ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkaracağı bir kanunla olabilir.

Haydi diyelim ki; meclisten kanun çıkarılmadı. Bunun karşılığı,  sonradan meclisin onayına sunulacak olan Cumhurbaşkanlığı kararnamesidir.

Bu itibarla, Cumhurbaşkanı; ben İstanbul Sözleşmesini tek yanlı feshediyorum ve bu sözleşmeden çıkıyoruz diyorsa ve bu konuda bir karar çıkarmışsa, hukuken bu kararın adı,  Anayasa yargısına ve denetimine tabi olan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesidir.

Peki, Cumhurbaşkanı bu konuda, yani yasayla yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesinin tek yanlı feshedilerek bu sözleşmeden çıkılması konusunda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir mi, buna yetkili midir?

Çıkaramaz.

Bu konuda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarma yetkisi yoktur.

Zira; Cumhurbaşkanı anayasanın 104.maddesine göre, ancak yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarabilir.

Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar,  kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler,  Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Ve Yargılama Usulleri Kanununun, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 3.maddesine göre; Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin,  şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla açılan iptal davalarına bakmak, Danıştayın değil, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisindedir.

Danıştay; Anayasa Mahkemesi  yargı yoluna, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisine tabi olan, mahiyeti ve doğurduğu sonuçları itibariyle bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi olarak kabul edilmesi gereken İstanbul Sözleşmesinin feshedilerek sözleşmeden tek yanlı çıkılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının yargısal denetimini yapamaz, bu kararın şekil ve esas yönünden anayasaya uygun olup olmadığını denetleyemez, bu konuda hüküm kuramaz, aksine bir davranış, görev gaspıdır.

Zaten, bu koşullarda,  sonuç olarak Danıştay'dan anayasaya ve hukuka uygun olumlu bir karar çıkacağı da çok şüphelidir.

Açıkladığımız nedenlerle;  Danıştay, bu konuda görev ve yetkisiz olduğuna, görev ve yetkinin Anayasa Mahkemesine ait olduğuna hükmederek, GÖREVSİZLİK kararı vermelidir.

Ülkemizdeki, bu kadar Hukuk Fakültelerine, hukuk hocalarına, mangalda kül bırakmayan anlı şanlı hukukçulara rağmen,  bu konuda yanlış adım atılmış, İstanbul Sözleşmesine ve bu sözleşmenin koruma altına aldığı kadınlarımıza yazık olmuştur.”

Evet, 29.04.2022 ve öncesinde bunları yazarak dile getirmişiz.

Şimdi, bazı okurlar diyecekler ve soracaklar ki; sanki, Anayasa Mahkemesi farklı mı karar verecekti?

Anayasa Mahkemesi, şu anda tam arzu edilen seviyede olmasa da, ülkemizde tarafsızlığını ve bağımsızlığını koruyabilen tek yüksek mahkemedir.

Bu ülkede ses getirmek için akademisyen hukukçu veya televizyon yorumcusu mu olmak gerekiyor?

Anlamış değiliz.

Hukukçuluk; hukukun, anayasanın ve yasaların gayesine ve ruhuna girip, hukuki gerçekleri ve doğruları yakalayabilmektir.

Buyurun cenaze namazına.

Güner Yiğitbaşı

20/07/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Daha Muhalefetteyken İktidarını İlan Eden Chp Ve Kılıçdaroğlu
Evet, kimse hakkını yemesin,  CHP ve onun lideri KILIÇDAROĞLU;  henüz iktidar olmadan iktidarı yaşamaya ve iktidar partisi AKP ve lideri ERDOĞAN'ı kullanarak,  iktidardaymış gibi,  halk yararına icraatlarını uygulamaya geçirmeye başladı bile. 

KILIÇDAROĞLU liderliğindeki CHP; bugünlere kolay gelmedi, devletin tüm yetkileri, yürütme ve yasama gücü, devletin tüm mali olanakları tek başına elinde olan,  bunları halkımızın zararına pervasızca ve hesap vermeden kullanan,  AKP ve onun lideri ERDOĞAN karşısında, varlık gösterememek, seçim kazanamamak, CHP ve liderinin başarısızlığı, AKP ve lideri ERDOĞAN'ın başarısı olarak değerlendirilmemelidir. 

ERDOĞAN'ın; yirmi yıllık tek başına iktidarı ve son beş yılında da tek adamlığı sonunda ülkeyi getirdiği ekonomik kriz ve buhran apaçık ortada duruyor. 

ERDOĞAN; kullandığı anayasal ve yasal devlet gücü ve yetkilerine, topladığı vergilerden ve sattığı devlet varlıklarından elde ettiği trilyonlarca dolara rağmen, ülkenin kişi başına düşen gayrisafi milli gelirini,  aldığı noktadan daha gerilere getirmiş, özellikle gençler olmak üzere, halkına iş imkanı sağlayamamış, cari açığı kapatacak yerde daha da çoğaltmış, zirai ürünleri dahi döviz karşılığında ithal eden, dışa bağımlı bir Türkiye yaratmış, devletin tüm olanaklarını,  halkına geri dönüşü olamayan taşa toprağa ve lüks harcamalara yatırmış, hazinenin içini boşaltmıştır. 

ERDOĞAN; yirmi senede altından gelip üstünden çıkarak hazineyi boşalttığı için, şu anada eli kolu bağlı, zamlar dışında,  iş yapamaz hale gelmiştir. 

İşte, bir siyasetçinin başarılı veya başarısız olmasının gerçek kriterinin, yalan dolanla seçim kazanarak iktidar olmak olmadığı, halk yararına iş yapılabilmesi için,  devlet yetkisi ve parasının kullanılmasının şart olduğu, başka bir anlatımla,  iyi veya kötü şoförün, ancak ve ancak direksiyon başında belli olacağı anlaşılmıştır. 

Sürücü aynı sürücü, yani iş başındaki kişi; hem de yetkileri daha da çoğaltılmış olan ERDOĞAN'dır. 

Peki ne oldu da, şimdi ülkeyi yönetemiyor,  yatırımlar durdu, halk perişan?

Para, yani harç bitti, harç. 

Hazine tamtakır, içki ve akaryakıt zamları da olmasa, para basma makinaları sussa memurun maaşını dahi ödeyemeyecekler. 

Harç bitti yapı paydos yani. 

EROĞAN'ın; kendisine seçimler kazandıran başarısı, bunlar da gerçekten başarıysa tabi.  gölge ve sanal başarılarmış, geç de olsa,  bunu halkımız bugün anladı. 

Bunları niçin söylüyoruz?

İktidar olmadan, aracın direksiyonuna geçmeden, devletin yürütme ve yasama yetkilerini, mali olanaklarını eline almadan, muhalefetteki bir siyasinin becerisini ve başarısını ölçemezsiniz. 

Muhalefet liderine, özellikle de ana muhalefete,  sandıkta yetki vereceksiniz, anayasal ve yasal tüm yürütme yetkilerini, yasama gücünü eline vereceksiniz, başka bir ifade ile un, şeker ve irmiği vereceksiniz ki; bakalım bunlardan güzel bir helva karabiliyor mu?

CHP ve lideri KILIÇDAROĞLU'nu bugüne kadar seçim kazanamamakla suçlamadan önce, bu gerçekler asla göz ardı edilmemelidir. 

CHP ve lideri KILIÇDAROĞLU; eskiye nazaran daha da halkın ayağına giderek, kurduğu ittifaklarla kazanılan büyükşehir belediye başkanlıklarında gösterilen halk yararına icraat ve başarılarla, en önemlisi de, açıkladığı ve iktidara geldiklerinde yapacakları halk yararına somut projeleriyle,  gerçek potansiyelini ve becerisini göstermiş ve halk ve seçmen nezdindeki prestij ve gücünü artırmıştır. 

Demek ki; yerel yönetimlerde bile iktidar olunca,  gösterdiği başarılar nedeniyle, CHP ve lideri KILIÇDAROĞLU merkezi yönetimin de başına ve direksiyonuna geçince, bir yandan yerel yönetimler ve diğer yandan merkezi yönetim olmak üzere,  ülke ve halk yararına başarıdan başarıya koşacaktır. 

CHP ve Lideri KILIÇDAROĞLU; iş başındaki beceriksiz iktidarın korkusu haline gelmiş ve açıkladığı,  iktidar olduklarında halk yararına yapacaklarıyla,  ERDOĞAN'a korku salmış ve daha iktidar olmadan, mevcut AKP ve ERDOĞAN iktidarını ateşleyerek,  iktidara geldiklerinde yapacakları, halk yararına bazı icraatlarını, daha muhalefette iken AKP ve ERDOĞAN'ı kullanarak uygulamaya geçirmeye başlamıştır. 

Bunun son örneği; bir CHP ve KILIÇDAROĞLU projesi olan,  KYK burs ve kredisi borçlusu olan işsiz gençlerimizin ödeyemedikleri,  en üst  enflasyon endeksine ayarlı yüksek faizli borçlarının ana para dışında kalan tüm faiz ve diğer uzantılarının silinmesi kararı olmuştur. 

Bundan önce de, 3600 ek gösterge, emeklilere bayram ikramiyesi gibi CHP projeleri,  CHP iktidara gelmeden, iktidar ve ERDOĞAN tarafından kerhen ve korkudan uygulamaya geçirilmiştir. 

Sanırım sıra, EYT'lilere gelecektir. AKP ve lideri ERDOĞAN; koltuktan inme korkusuyla, kerhen de olsa bu sorunun çözümünü de CHP ve KILIÇDAROĞLU'na bırakmayacaktır. Ama geçmiş olsun artık. 

Halkımızın ve seçmenimizin bazı kesimlerinin, CHP ve liderine hala kuşkuyla bakmaları, kimse kusura bakmasın ama,  büyük bir haksızlık ve aymazlıktır. 

Biraz gözünüzü ve kulağınızı açınız lütfen.

Güner Yiğitbaşı

19/07/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Seçimde yapılacak hileler

Genel seçimler yaklaştıkça birbirinden ilginç seçim hileleri duyulmaya yayılmaya devam edecek gibi. Şimdi size @fuatavni diye gizli kişinin, bir de bir komşumun başına gelen seçimde oy verme sahtekarlığını aktaracağım.
“Cumhuriyet tarihinin en büyük seçim hilesi yapılacak”
Cep telefonuma Emekli İsmet Taşkale, Fuat Avni ve İmran Aykut tarafından gönderildiği yazılı bir seçim hileleri bildirisi geldi, ilginç olduğu için buraya almak istedim. Fuat Avni seçimde yapılacak hileleri Twitter den açıkladı: @fuatavni Teşkilat tarafından yapılan son anketler iç açıcı değil. Büyük bir şok yaşanıyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük seçim hilesi yapılacak. Demokrasiye inanan herkes okumalı ve etrafına duyurmalı. Bu şekilde gelen mesajda şu hileler sıralanıyordu:
@fuatavni:
1.Teşkilat içerisinde çok güvendikleri 40 kişiden bir ekip oluşturuldu. Gerekirse seçim hilesi için oluşturulan ekibi isim isim açıklayacağım.
2. Üsküdar İlçe Seçim Kurulu Başkanı gibi stratejik isimler özel olarak seçildi. Bu ve benzeri kişilerin konumları kullanılacak.
3. Hem oy tutanaklarının hem imzaların hem de sandıktaki oy pusulalarının sahteleri hazırlandı. Önemli bir merkezde depolanmış durumda.
4.İlçelerden merkeze sonuçlar gönderilirken hile yapılıp yakın partinin oyu örneğin 450 iken 45 yazılacak. Fark edilirse hata oldu denilecek
5.Oy tutanakları değiştirilecek sahte imzalar atılacak
Not: Tutanaklar fotoğraflanıp itiraz durumunda imzalar özellikle kontrol edilmeli.
6. Geçen seçimde Çekmeköy sahte oy torbaları ile kazanıldı. İlçe Başkanı, İstanbul’daki bir toplantımızda övünerek anlatmıştı.
7. Sandık Başkanı'na İlçe Seçim Kurulu'na evrakları verip listeleri gireceği ana kadar eşlik edilmeli.HİLE BU SAFHADA YAPILACAK
8. Özel bir çalışmayla sandık başkanlarının siyasi düşünceleri öğrenilmeye çalışılıyor. Her birine ulaşılıp tekliflerde bulunulacak.
9. Sahte oy kullanacak kişiler için hayali adresler çıkarıldı. Hayali mahalle, cadde, sokak, ev (vb). Gecekondular adres olarak verildi.
10. AKP'lilerin ev ve işyerleri binlerce hayali kişinin kaydı yapılarak seçim adresi gösterildi. İncelenirse görülecektir.
11. Seçimde CHP görevlilerine ve sair parti yetkililerine problem çıkarılacak. Kavga ve kargaşa çıkarılarak iş yapmaları engellenecek.
12. İtirazların boşa çıkması için İlçe Seçim Kurulu'ndaki hâkim ve savcılar özel olarak söylenileni yapacak kişilerden seçildi.
13. Oy pusulaları fazla basılıp sandıkların içi değiştirilecek. Başarılı olunamazsa bilgisayarlarda seçim sonuçlarına müdahale edilecek.
14. İstanbul'un Ataşehir, Üsküdar ve Beykoz ilçelerinde sistemli bir şekilde mükerrer oy kullanılacak. Ataşehir'de şimdiden sistem hazır.
15. Duyarlı sandık görevlileri mutlaka bütün sandık sonuçlarının fotoğraflarını çekmeli ve açıklanan sonuçlarla karşılaştırmalı.
16.Milletin her şeyini çalanlar şimdi iradesini çalma peşindeler. Demokrasi isteyenler el birliğiyle oyunlarını bozmalı. PAYLAŞ PAYLAŞ PAYLAŞ”
İnternette dolanan böyle hileler yanında, benim de bizzat duyduğum bir komşunun başına gelen seçimde oy kullanma hilesini o komşunun anlatımından nakletmeye çalışacağım.

Seçimde yapılacak hileler
Bir seçmen başkasının evini kendi eviymiş gibi gösterip oy kullanmış

Evimize yakın komşu Elektrikkent Sitesi 1703 ncü sokakta oturan yaşlı ve de engelli bir emekli öğretmenin son seçimde başından geçen bir oy verme hilesini aktarmaya çalışacağım. Haziran 2022’nin bir gününde, köpeğim Badi ile ihtiyaç gezisine çıkmıştık. Park içindeki oturulacak bankların birinde, kendisini uzaktan uzağa tanıdığım ve adını da bilmediğim bu bayan emekli öğretmen bankta oturuyordu. Kendisi yürüme engelli bastonu ile yürüyor, evinde tek başına yaşıyordu, oturduğu yere bastonunu dayamış, güneşte dinleniyordu. Selam verip yanına vardım,
Sağdan soldan, sağlığından bahsederek konuşuyorduk, seçimde hile yapıldığını söylerken başından geçen seçimde oy verme hilesiyle ilgili şu ilginç olayı anlattı:
“Seçim günü herkes gibi ben de oy vermek için bölgemizdeki seçim sandık kuruluna gittim. Kapıya asılmış, seçmen listesinde adımı aradım bulamadım. Adres benim evin adresi, ama o numaralı evde sanırım Bahar adında bir kadın görünüyordu. Kendi kendime, benim ev adresimde nasıl yabancı kadın görünür diye şaşırdım, içeri girerek sandık kurulu başkanına, benim evin adresimde yabancı bir kadın adı görülüyor, bu nasıl olur, diye sordum. Onlar da “şu anda bir şey yapamayız, seçmen listesinde kim yazılı ise ona oy kullandırırız, sonra itirazınızı yaparsınız, seçmen listeleri askıya çıkarıldığında neden kontrol edip itiraz etmediniz” diye beni dışarı savdı.
Ben engelli bir kimseyim, dizlerimde kireçlenme var, seçmen listeleri askıda iken, kontrol etmeye muhtarlığa gidemedim. Bu nasıl iş, benim ev adresimde nasıl başkasının adı yazılır, diye düşünmeye başladım.

Seçimde yapılacak hileler

Tekrar sandık kuruluna dönüp yanlarına vardım. Sandık kuruluna rica ettim, benim adresime yazılı olan kadın oy vermeye gelince bir sorun bu yanlışlığı iletin, kimmiş neyin nesi lütfen soruşturun, dedim.
Ben yaşlı ve engelli biriyim, akşama kadar o sahte oy kullanan kadın kimse gelecek mi diye bekleyemezdim. Neyse akşamüstü sandıklar açılmadan önce sandık kuruluna gittim, o kadını takip edip etmediklerini sordum. Gerçekten benim evimde kaydı olan kadına, o evde oturup oturmadıklarını sormuşlar, kadın türbanlıymış yanında da birkaç kadın daha varmış, benim evde görülen sahte kadın, “tabi o evde oturuyorum, isterseniz şu komşulara da sorun” diyerek yanında getirdiği türbanlı kadınları göstermiş, onlar da “doğru” demişler.
Bu sahtekârlığı mahalle muhtarımız Sema Hanıma da söyledim, o da “senin gibi 20-5 ten fazla böyle sahte seçmenler var" dedi. Demek ki birçok sandıkta da böyle sahte seçmenler varmış”.
Bu sahtekarlığa inanamadım, bir kişi başkasının evinde gösterilip sahte oy kullandırıyordu.

Seçimde yapılacak hileler

Demokrasilerde gerçek ve tarafsız hilesiz seçimlerin yapılması esastır. Ama 20 yıllık AKP-RTE yönetiminde hileye yol açacak yasal uygulamalar yapıldığını görüyoruz. Örneğin:
1-Esiden seçim sırasında oyunu kullanan seçmenin bir tırnağı çıkmaz boya ile boyanırdı. (Bunda amaç mükerrer oyu kullanmayı önlemekti).
2-Seçmen kütükleri eskiden Yüksek Seçim Kurulunca (YSK) düzenlenirdi. Bu iktidar döneminde İçişleri Bakanlığınca düzenlenmesi sağlandı. Seçmen kütüklerini bir siyasal partinin düzenlemesi hile v e şaibe yaratır).
3-Seçim Kanununda değişiklik yapılarak, Seçim Kurulu başkanlıklarına en kıdemli hâkim seçilirken, kura ile seçim kuruluna başkan seçilmeyi getirdiler.  AKP iktidarı döneminde binlerce hâkim alınırken, AKP ilçe başkanı avukatları yargıç olarak aldılar. Kura olunca en kıdemli yargıç es geçilip en kıdemsiz yargıç seçim kurulu başkanlığına seçilme şansı vardır.
Bu konuda genel kanı, iktidarın seçip yargıç yaptıkları yandaş kişiler, kura sonucu seçim kuruluna seçilince iktidar lehinde kayma ve yaklaşım olabileceği söylentisi dolaşıyor.
Seçimde hile derken, başka bir seçimdeki yanlı davranışı dile getirelim. 16 Nisan 2017'de Türkiye Anayasa değişikliği referandumunda yasa dışı bir işlem yapılmıştı. Yasada “mühürsüz zarflar iptal edilir” hükmü olduğu halde, Yüksek Seçim Kurulu, seçim sonunda AKP’nin verdiği bir dilekçe ile, yasaya aykırı olarak mühürsüz zarfları da geçerli saydı.  
Seçim hilesi bir yana on bir ay sonra yapılacak olan seçimin oldukça çekişmeli geçeceği benzer.

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

Yarın 15 Temmuz Hain Fetö'nün Darbe Girişiminin Altıncı Yıldönümü
Geçen sene yazmış bulunduğumuz 15 Temmuz'a ilişkin, bugün de  aynı güncelliğini muhafaza eden yazımızı,  yeniden okuyup hatırlamaya var mısınız?

Darbe girişiminde bulunan,  GÜLEN Cemaati lideri FETÖ'nün, sözde legal bir dini cemaatin liderliğinden,  silahlı terör örgütünün lideri konumuna getirilişinin hikayesine, bu ülkede yaşayan aklı başında ve tarafsız herkes tanıktırlar. 

FETÖ'nün devlet kadrolarına sızarak devleti işgal etmesinin baş mimarının,  AKP iktidarı ve onun lideri ERDOĞAN olduğu,  inkar edilemez bir gerçektir. 

Ne istediler de vermedik diyen ERDOĞAN'dır. 

Bu bir itiraftır. 

15 Temmuz darbe girişiminden sonra, aldatıldık diyerek halktan özür dilemek,  bu gerçeği ortadan kaldıramaz. 

17/25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına kadar,  FETÖ ve Gülen Cemaati; bu ülkenin,  cazibe ve çekim merkeziydi. Kutup Yıldızı gibi parlıyordu. 

Gülen Cemaatine mensubiyet ve yakınlık,  bir ayrıcalıktı. 

Devletin önemli makamlarına üst düzey yönetici olarak atanabilmek için,  bu cemaatin mensubu veya sempatizanı olmak ön koşuldu. 

CHP;  Gülen Cemaatinin lideri FETÖ'nün terörist olduğunu,  bu cemaatin;  anayasal düzeni değiştirmeyi amaçlayan illegal bir dini terör örgütü olduğunu iddia ettiğinde, bugün de Adalet Bakanı olan zamanın Adalet Bakanı, Meclis kürsüsünden, siz Fetullah GÜLEN teröristtir diyemezsiniz, o ülkemizin yetiştirdiği en önemli din adamı ve din alimidir, bilge insandır diyerek,  basbas bağırıyordu. 

Gülen Cemaatinin yasal bir dini cemaat olduğuna, iktidar tarafından  inandırılan mütedeyyin halkımız, 15 Temmuzdan sonra terör örgütü mensubu olmaktan zindanlara atılmış, devletin tüm gizli istihbarı bilgileri elinde olan AKP ve onun lideri,  aynı menzile birlikte ilerlediklerini itiraf ettiği yol arkadaşı Fetullah GÜLEN ve cemaatinin gerçek amacını bilmediğini ve kandırıldıklarını söyleyerek,  aradan sıyrılmaya çalışmışlardır. 

Gülen Cemaatinin tüm kadrolarının,  devletin önemli makamlarına yerleştirilmelerinin altında,  AKP ve liderinin imzaları bulunmaktadır. 

Ben emekli bir askeri yargıç olarak çok iyi biliyorum ki; ordu içindeki Fetöcü Askeri Hakimlerin, stratejik kurumlar olan Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesine kısa yoldan ve kolaylıkla üye olarak atanabilmeleri için, Askeri Hakimler Kanununda değişiklikler yapılarak, askeri hakimlerin birinci sınıfa ayrılabilmelerinin koşulu olan kıdemli binbaşı rütbesine terfi etmiş olmaları koşulu değiştirilmiş, binbaşı oldukları tarihe geri çekilerek, birinci sınıfa ayrılmak için binbaşı rütbesine terfi etmiş olmak yeterli sayılmış, on yıllık ve binbaşı rütbesine terfi eden askeri hakimler,  üç sene önce birici sınıfa ayrılarak, Fetöcü Askeri Hakimlerin Askeri Yargıtay ile Askeri Yüksek İdare Mahkemelerine yüksek yargıç olarak atanmaları üç sene öne alınarak kolaylaştırılmış, kıta subayı olarak sonradan Hukuk Fakültelerini bitirerek askeri yargıç sınıfına geçirilenlerin, kıta subayı olarak yaptıkları hizmetlerinin yarısı,  askeri hakimlikte geçen hizmet süreleri olarak dikkate alınmıştır. 

Bu satırların yazarı ATATÜRKÇÜ ben; emekli olduktan sonra Fetöcüler için yapılan bu iyileştirmelerden,  geçici bir hükümle yararlandırılmadığım için,  şu anda mağdurları oynamaktayım. Aslında, sonradan yapılan iyileştirmeler,  özlük haklarında bir artış getiriyorsa-ki getiriyor-daha önce emekli olan askeri hakimler de yasaya konulan bir geçici madde ile bu iyileştirmelerden yararlandırılırlar. Yani, benim de birinci sınıfa ayrıldığım tarihin,  kıdemli binbaşılıktan,  binbaşılığa terfi ettiğim üç sene öncesine geri çekilerek düzeltilmesi, birinci sınıfta geçen süreme üç senenin ilave edilmesi gerekirdi. Bu yapılmadığı için, birinci sınıf hakimlikte geçen sürem beş senede kaldı, altı seneyi doldurmadığı için bazı özlük haklarından yararlanamadım, toplam hizmet süresi benimle eşit ve hatta daha az olan, yasal değişiklikten yararlanarak,  birinci sınıfa üç sene önce ayrılan bir fetöcü hakim,  birinci sınıfta altı seneyi doldurmuş olduğu için,  özlük haklarında benim önüme geçti. Bu çarpıcı örnek  dahi, yapılan bu yasal değişikliğin,  tüm askeri hakimler düşünülerek değil, sadece Fetöcü askeri hakimler düşünülerek, onların önlerinin açılması için yapıldığının en önemli ve kesin kanıtıdır. 

Bu hatırlatmaları yaptıktan sonra,  geçen sene 15 Temmuz ile ilgili olarak yazdığımız ve aşağıya aynen aldığımız yazıyı,  geliniz birlikte ibretle okuyalım.  


14/07/2022 

Güner YİĞİTBAŞI


15 TEMMUZ'U BUGÜN DEMOKRASİ GÜNÜ OLARAK KUTLAMAYA YÜZÜNÜZ VAR MIDIR?

Yarın, 15/Temmuz/2021

15/Temmuz/2016;  hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik ve laik hukuk devletini işbirliği içinde fiilen yok ettikten sonra, aynı menzile giderlerken giriştikleri iktidar çatışmasının beşinci yıldönümüdür. 

15/Temmuz/2016 klasik bir askeri darbe girişimi değildir. Bu nedenle başarılı olamamıştır.  

15 Temmuz; ülkemizde,  anayasal meşru düzene,  demokrasiye,  fiilen olduğu gibi hukuken(darbe hukuku tabi) de son vererek,  tek adama (FETÖ) dayalı otoriter,  faşist, dini esaslara dayalı bir diktatörlüğü ilan etmek için, hain FETÖ'nün; iş başındaki AKP iktidarıyla işbirliği halinde,  büyük bölümünü ele geçirdiği, Türk Silahlı Kuvvetlerini ve silahlarını kullanarak uygulamaya koyduğu,  hain silahlı çapulcu girişimin beşinci yıldönümüdür. 

15/Temmuz, Türk Milletinin;  laik demokrasiye aşık evlatlarının, asla tasvip etmediği klasik ve geleneksel askeri darbelerden değildir. 

15 Temmuza gelinene kadar gerçekleşen askeri darbelerin tümünün,  kendi içinde bir mantığı, gerekçesi ve kim ne derse desin,  sonradan inkar etseler de, ilk başta azımsanamayacak çoğunlukta bir halk desteği  vardı ve darbeleri gerçekleştirenler,   en azından demokrasiyi koruma ve kollama amacını taşıdıklarını ilan ederler ve bir süre sonra demokratik seçimlerle normal düzene geçilirdi. 

Bu yönüyle, AKP iktidarının el vermesiyle gerçekleştirilen  15/Temmuz/2016 askeri çapulcu girişimi, klasik bir askeri darbe girişimi değil, aynı menzile birlikte giden iki ortağın iktidar kavgası,  birinin diğerine ihaneti ve bu kavgayı ve  ihaneti bastırarak aynı menzile tek başına ulaşmaya çalışan AKP'nin, aynı menzile tek başına ulaşmak üzere olduğu bir iktidar zaferidir, ortada bir demokrasi zaferi asla yoktur. 

15. Temmuz da silahlı kavgayı kazanan,  AKP olmuş, bugüne gelindiğinde açıkça görülmektedir ki; 15. Temmuzun ilk başlarda  kazananı gibi gözükse de, bugün gelinen noktada, tek kaybedeni laik ve demokrat Türk halkı ve laik Türk demokrasisi olmuştur 

Gün, hamaset yaparak, sadece hain FETÖ'yü yerden yere vurup, olmayan demokrasinin edebiyatını yapma ve gerçeklerin üzerini örtme günü değil, korkmadan ve çekinmeden, eğri oturup doğru konuşma, objektif olarak, 15  Temmuz darbe girişiminden kurtulan demokrasimizin; demokrasi adına, demokrasi kullanılarak yok edildiği içler acısı durumuna bakarak,  gerçek bir değerlendirme yapma ve sözüm ona darbe girişiminden kurtarılan demokrasimizin, darbeyi başarısız kılmakla ve bugünü demokrasi günü olarak ilan edip  kutlamakla övünen AKP iktidarı tarafından yok edildiği,  bugünkü acıklı halini değerlendirme ve gözler önüne serme günüdür. 

Darbe girişiminde bulunan FETÖ'nün; paralel bir yapı olarak,  devleti ele geçirerek darbe girişiminde bulunabilecek güce erişmesinde; AKP iktidarının,  atama kararnamelerindeki, meclise sunduğu yasa teklif ve tasarılarındaki imzalarını ve icraatlarını yok sayarak, sadece FETÖ'yü suçlamak, FETÖ'nün güçlenmesindeki AKP katkılarını yadsımak ve yok saymak,  kendimizi aldatmak ve demokrasimize yapacağımız en büyük kötülüktür. 

15 Temmuz darbe girişimi önlenmiştir de ne olmuştur?

Ondan sonra neler yapılmıştır, darbe mağduru iş başındaki siyasal iktidar, samimi bir şekilde demokrasimize sahip çıkarak, demokrasimizi ve özgürlükleri daha yukarılara mı taşımıştır?

Yoksa, demokratik seçimle işbaşına gelen iktidar; bugün, kayıp binlerce silah ve illegal gizli oluşumlarla,  seçimleri kaybetse de, iktidarı devretmemenin hain planlarını yapmakla mı meşguldür?

Bugün, ülkesini ve demokrasisini seven gerçek demokratlar; korkmamak ve hamaseti bırakarak, eğri oturup doğruları konuşmak ve bu soruların gerçek cevaplarını arayıp bulmak zorundadırlar. 

Bu ülke insanı; 15/Temmuzdan sonra Mecliste oluşturulan darbeleri araştırma komisyonunun hazırladığı raporu dahi henüz görememiş ve sözüm ona darbe mağduru olan AKP iktidarının Meclis Başkanı,  bu raporu yok etmiştir. 

15. Temmuz FETÖ darbe girişimi önlenmiştir de,  sonrasında neler olmuştur?

Bir düşününüz lütfen. AKP iktidarı, darbe girişiminin önlenmesinden sonra, FETÖ yerine bizzat kendisi,  demokrasiyi yok etmek için öyle kötü şeyler yaptı ki; bu ülke insanı,  FETÖ darbe girişiminden kurtulduğuna dahi sevinemedi, sevinci kursaklarında kaldı. 

Sahi, bir hatırlayınız, ERDOĞAN'ın FETÖ için söylediklerini. 

Ne istediler de vermedik, ne istedilerse verdik. 

Aynı menzile (hedefe) birlikte gidiyorduk. 

Demedi mi?

FETÖ ile aynı menzile birlikte giderken, iktidar hırsı ve yarışı içinde,  birbirlerini yok etme ve yeme  yarışına giren AKP iktidarı, FETÖ ile aynı hedefe gitmekte ise, bu hedefin ne olduğu çok açıktır. 

Darbe girişiminden sonra,  darbeye katılan hainleri soruşturan savcıların iddianamelerinde ve darbeci FETÖ'cüleri yargılayarak mahkum eden mahkemelerin gerekçeli kararlarında;  FETÖ'nün menzili, hedefi ve amacı açıkça yer almaktadır, açınız bakınız ve AKP iktidarının gitmekte olduğu menzili anlayınız. Bu menzilin demokrasi, laiklik ve özgürlükler olmadığını açıkça göreceksiniz. 

Sayın ERDOĞAN'ın; 15. Temmuzu demokrasi günü ve bayramı olarak kutladığına ve nutuklar attığına bakmayınız. O; ülkenin darbe girişiminden,  demokrasinin,  FETÖ'nün elinden  kurtulduğuna değil, iktidardan düşürülemediğine sevinmekte ve şükretmektedir. Kendisinin,  FETÖ ile aynı menzile gittiğine dair açık ve samimi itirafları vardır ve FETÖ'nün demokrasiyi yıkarak faşist bir din devleti kurmayı hedeflediği ve amaçladığı mahkeme kararlarıyla tescil edilmiştir. 

Parantezi kapayarak devam edelim. 

Darbe girişiminden beş gün sonra, bu darbe girişimi vesile yapılarak,  20. Temmuz günü, darbeden kurtulan ve demokrasiyle yeniden tanışan, demokrasiye şükretmesi ve iyi ki;  demokrasi varmış demesi gereken AKP iktidarı tarafından ülkemizde olağanüstü hal ilan edildi ve yıllarca,  bu ülke olağanüstü hal altında idare edildi. 

Olağanüstü hal yönetimi, geçici ve Anayasal demokratik bir yönetim tarzıdır, koşulları varsa ilan edilebilir, buna bir diyeceğimiz yoktur. 

Ancak, olağanüstü hal yönetiminin anayasal kuralları vardır. Olağanüstü hal döneminde  acil ve sadece olağanüstü halin ilanını gerekli kılan konularla sınırlı kanun hükmünde kararnameler çıkarılabilecekken, ERDOĞAN başkanlığında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Olağanüstü hal kararnameleriyle, devletin yapısı değiştirilmiş, kökleşmiş kurumlar kapatılmış, demokrasiyi yok etmenin önündeki her engel bir bir yok edilmiştir. Olağanüstü halin ilanını gerekli kılan konular dışında,  yasa gibi,  her alanı düzenleyen kurallar içeren olağanüstü hal kararnameleri çıkarılarak, meclis devre dışı bırakılmış ve anayasa açıkça ihlal edilmiş,  ülkemiz keyfi ve anti demokratik bir yönetimin altına sokulmuştur. 

Sonrasında anayasa değiştirilerek,  Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi adı altında ucube bir rejim tesis edilmiş, partili cumhurbaşkanıyla bugünkü antidemokratik ve anti laik düzen kurulmuş, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrımı ilkesi kaldırılmış, yasama, yürütme ve yargı tek elde sarayda birleşmiş, ülke;  saraydan ve tek adam tarafından kararnamelerle, yargıya ve yasama ‘ya saraydan verilen talimatlarla, halka hesap vermeden ve sormadan  yönetilmeye başlanmıştır. 

Yargı bağımsızlığı yok edilmiş, yargı Türk Milleti adına değil,  saray adına yetki kullanmaya başlamıştır. 

FETÖ;  iktidar ortağı iken yargı ne ise,  bugün de yargı odur.  

Kumpas davalar, haksız tutuklamalar artarak devam etmektedir. Menzil aynı olunca, demokrasi amaç  değil, menzile ve hedefe ulaşmak için kullanılan bir araç olunca, yargının farklı olmasını beklemek de abesle iştigaldir. 

FETÖ'nün siyasal iktidar ortağı olduğu dönemde yargılanan aynı gazeteciler, bugün de,  AKP iktidarını eleştirdiler diye, bugünün bağımlı yargısı tarafından tutuklu olarak yargılanmaktadır. 

Gazetecinin kimliği hiç önemli değildir. Dün FETÖ'nün,  bugün ise,  ERDOĞAN yargısının yargıladığı gazetecilerin ortak yanları; laik, demokrat, özgürlükçü olmaları ve siyasal iktidarı haklı olarak eleştirmeleri ve ülkelerini seven kişiler olmalarıdır. 

Bu gerçek dahi,  AKP iktidarının; darbeci hain FETÖ ile laik demokrasi ve özgürlükler karşıtı oldukları ve aynı hedefe birlikte yürüdükleri gerçeğini,  açıkça ortaya koymaktadır. 

Hukukun üstünlüğüne, insan hak ve özgürlüklerine dayalı laik demokrasinin ortadan kaldırılmış olduğu bugün; bu üzücü sonucu,  ha FETÖ sağlamış, ha AKP iktidarı,  bizim için önem arz etmemektedir. Ne yazık ki; sonuç olarak, laik ve özgürlükçü demokrasimiz, bağımsız yargı, insan hak ve özgürlükleri yok edilmiş, meclisimiz dışlanmış, demokrasi sadece sandıktan ibaret,  çırılçıplak bırakılarak içi boşaltılmıştır. 

Bu koşullarda, bu güzel ülkemizde;  15. Temmuzları,  demokrasi günü ve bayramı olarak kutlamaya,  en başta AKP iktidarı olmak üzere,  kimsenin yüzü ve hakkı yoktur. 

Hep birlikte demokrasimizin ruhuna bir fatiha okumak,  tek yapmamız gereken gerçekçi bir davranış olacaktır.  

Demokrasi; ha darbeyle ve silah zoruyla yok edilmiş, ha devleti yönetenler tarafından,  devletin ve yasaların gücü ve koruması kullanılarak içeriden yok edilmiş, biz insanlar için hiç önemli değil, önemli olan;  her koşulda,  laik demokrasinin yaşatılması ve geliştirilmesidir. 

Sadece, ERDOĞAN ve yandaşları için var olan demokrasi ve özgürlükler, böyle sözde demokrasi olacağına,  hiç olmasın. 

Güner Yiğitbaşı

14/Temmuz/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget