Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Kanal İstanbul Montrö'yü Delemez Tartışılır Hale Getirir Sadece
Bakıyoruz, aklı başında bazı kişilerin dahi, Kanal İstanbul'un  Montrö Sözleşmesini deleceğini, bu amaçla yapılmak istendiğini, ciddi ciddi savunduklarını görüyoruz. 

Hayır efendim. Kanal İstanbul, kesinlikle, Montrö Sözleşmesini asla delemez, sadece ülkemiz aleyhine tartışılır hale getirir. 

Kimse, Amerika veya bir başka devlet istedi, onun hatırını hoş etmek ve bazı tavizler elde etmek amacıyla, Montre Sözleşmesini delmek için bu kanalı açıyorum diyemez ve böyle düşünemez. Derse,  ileride yanıldığını görür ve bunun bedelini çok ağır öder, hem kendisi ve hem de ülkesi, yani Türkiye’miz. 

Montre Sözleşmesi; evet, boğazlar üzerindeki egemenliğimizi sağlaması yönünden,  bizim Marmara Denizi ve boğazlar üzerindeki tapu senedimiz ise de; Montrö Sözleşmesinin hükümlerini bir kül olarak değerlendirdiğimizde; bu sözleşme,  sadece bize değil, en başta Rusya olmak üzere, Karadeniz’de kıyısı olan ülkelere de önemli güvenceler sağlamakta, Karadeniz’i bir huzur denizi haline getirmekte, Karadeniz’de kıyısı olmayan en başta ABD olmak zere süper güçlerin,  bu denizde tepişmelerini ve bölgenin güvenliğini yok etmelerini engelleme amacı gütmekte,  Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelere,  boğazlardan geçiş ve Karadeniz’de demirleyerek hakimiyet kurma, güç ve gövde gösterisi yapma yönünden,  çok önemli sınırlamalar getirmektedir. 

Başka bir anlatımla, Montrö Sözleşmesi, ülke olarak bizim güvenliğimizi sağlamanın yanı sıra,  Karadeniz’e ve Karadeniz’de kıyısı olan ülkelere de güvence sağlamaktadır. 

Montrö Sözleşmesini, Karadeniz’den ve Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerden bağımsız değerlendiremezsiniz. 

Bu nedenle; ben bir kanal açarım,  Marmara Denizini bu kanal ile Karadeniz’e bağlarım, dolayısıyla, İstanbul Boğazından geçmeden, bu kanal yolu  ile örneğin Amerikan savaş gemilerini Karadeniz’e geçiririm, sözleşme ile  Amerika ve sair Karadeniz’de kıyısı olmayan ülkelerin  savaş gemileri için, geminin tonajı, türü ve kalma süresi itibariyle getirilen sınırı ortadan kaldırmış olurum,  diyemezsiniz. 

Zira; Montrö Boğazlar Sözleşmesi, sadece Marmara’dan Karadeniz’e geçişi sağlayan İstanbul Boğazını değil, Marmara’nın girişindeki Çanakkale Boğazını da kapsamaktadır. 

Marmara’ya ulaşabilmek ve sonrasında kanaldan giriş ve geçiş yapabilmek için, Çanakkale Boğazından geçmek zorundasınız ve Çanakkale Boğazına girdiğiniz andan itibaren,  Montrö Sözleşmesinin hükümleri işlemeye başlar ve bu geçiş; Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı ile bir bütündür. Bu bütünlüğü asla bozamasınız, Kanal İstanbul ile bölemezsiniz bu bütünlüğü. 

Çanakkale Boğazına girdiğiniz andan itibaren, Marmara'ya ulaştığınızda, İstanbul Boğazını kullanmayıp, Kanal İstanbul'u kullanarak Karadeniz’e girseniz dahi, Karadeniz’e kıyısı olmayan bir ülke iseniz, aynı zamanda Karadeniz’in güvenliğini de  sağlamayı amaçlayan Montrö'nün sınırlayıcı hükümlerine tabi olmaya devam edersiniz. 

Bir örnek vermek gerekirse; nasıl, izinsiz olarak bir insanın konutuna girmek, ceza yaptırımı içeren konut dokunulmazlığını ihlal suçunu oluşturuyorsa, isterseniz konutun kapısından giriniz, isterseniz bacadan, isterseniz duvarda bir delik açarak giriniz, sonuç değişmez, eve girdiğinizde konut dokunulmazlığını ihlal suçunu işlemiş olursunuz ve bu suçun  yaptırımından kurtulamazsınız. 

İşte bunun gibi, Montrö Sözleşmesi ile bir iç deniz olan ve bu nedenle güvenliği diğer denizlere göre daha önem arz eden Karadeniz’i ve onun kıyıdaşı devletlerin güvenliğini de güvence altına alan Montrö Sözleşmesini, Kanal İstanbul'u açarak ve arkadan dolanarak asla delemezsiniz. Bunu yaptığınızda Uluslar arası bir hır çıkarmış olursunuz ve bunun olası ağır sonuçlarına katlanırsınız. 

Buna,  en başta Rusya ve onun lideri dostum Putin kesinlikle karşı çıkar. 

Siz bakmayın,  Putin'in dostluk gösterisine, suskunluğuna, sakın aldanmayın, o kaçın kur'ası, siz onunla aşık atamazsınız devlet adamlığında ve kurnazlıkta. O,  futbol sahalarından değil,  KGB ajanlığı ve Komünist Partisinden yetişip gelen gerçek bir devlet adamı. 

Biz aslında, iktidarın Montröyü delmekten ziyade, rant ve betondan para kazanmak ve kazandırmak amacıyla bu Kanalı açmak istediğini çok iyi biliyoruz ama, yine de uyarmak istiyoruz. 

Montrö Sözleşmesini delmese bile, bu kanalın açılması istismara çok müsait olup; emperyal güçler, bunu fırsat bilip Montröyü tartışmaya açtırabilirler, Dimyata pirince giderken,  evdeki bulgurdan olmayalım sonra, ateşle oynadığınızın farkına varın lütfen. 

Kanal İstanbul, diyelim ki; Montröyü deldi ve ABD savaş gemileri sınırsız olarak Karadeniz’e doluştu, bunun riskini düşünebiliyor musunuz, olası bir çatışmada ülkemizin göreceği zararı düşünebiliyor musunuz?

Montrö'nün daha iyisini bulursak, Montröyü değiştiririz bunda ne var? Diyenlere;  içimiz sızlayarak ve üzülerek buradan soruyoruz, T. C. nin;  saygınlığını, ordusunun gücünü, caydırıcılığını, ekonomik gücünü ve bağımsızlığını mı bıraktınız da, Montrönün daha iyisini yapacaksınız. ATATÜRK bile bunu yapabildi ancak, kaldı ki; ülkemize zarar verer hiçbir yanı da olmayan mükemmel bir sözleşme. Sizler, yeter ki; muhafaza etmesini ve haddinizi biliniz, Montröyü kendi ellerinizle tartışmaya açtırmayınız

Rusya’nın bir uçağını düşürdük,  bedeli çok ağır oldu, ilişkileri düzeltebilmek, domates satabilmek için olmadık tavizleri vermek zorunda kaldık, kullanmayacağımızı çok iyi bilmemize rağmen,  milyarlarca dolar ödeyerek S-400 kazığını yedik ve bir türlü bu kazığı çıkaramıyor ve debelenip duruyoruz. 

Aklınızı başınıza toplayınız.  

Güner Yiğitbaşı

07/04/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Ders Alması Gerekenlerin Ders Verdikleri Bir Ülkede Yaşıyoruz
104 Emekli amiral tarafından imzalanarak kamuoyuna açıklanan bildiride; gerek Kanal İstanbul ve gerek Uluslararası Antlaşmaların iptali yetkisi kapsamında Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasından duyulan endişe dile getirilmiş,  Montrö anlaşmasının;  sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme olmadığı,  Türkiye’ye İstanbul,  Çanakkale,  Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran,  Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferi olduğu,  Montrö’nün,  Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi ve Karadeniz’i barış denizi yapan,  Türkiye’nin herhangi bir savaşta,  savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen,   Türkiye’nin II.  Dünya Savaşında tarafsızlığını korumasına imkân tanıyan bir sözleşme olduğu, bu nedenlerle,  Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılmasının gerektiği, kanaat olarak açıklanmıştır.  

Bu doğrulara,  aklı başında olan  kim karşı çıkabilir?

Sonrasında;  diğer taraftan diyerek başlayarak, ülkemizin laik ve demokratik anayasal düzenine musallat olan cemaat ve tarikat tehlikesine dikkat çekilmiş, basında ve sosyal medyada yer alan bazı görüntüler haber ve tartışmalar üzerinden,  son yıllarda TSK ve Deniz Kuvvetlerinin çok bilinçli bir FETÖ saldırısına uğradığı,  çok değerli kadroların bu hain kumpaslara kurban verildiği, bu kumpaslardan çıkarılacak önemli bir desin olduğu, bu dersinde, TSK’nin,  anayasanın değişmez,  değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmesinin zarureti dile getirilmiştir. 

Daha sonra da; bu gerekçelerle,  TSK ve Deniz Kuvvetlerimizi, anayasanın  bu değerlerinin dışına çıkmış,  Atatürk'ün çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarının kınandığı ve bu çabalara  karşı çıkıldığı açıklanmış,  devamla,  TSK’nin,  anayasanın değişmez,  değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmezse,  Türkiye Cumhuriyeti,  tarihte örnekleri olan,  bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yeniden yaşama risk ve tehdidi ile karşılaşabileceği,  dile getirilmiştir.  

Bu bildirinin neresinde darbe girişimi ve çağrısı vardır? Bir hukukçu olarak, bunu anlamak mümkün değildir. 

Bu bildiride;  uğranılan FETÖ kumpas davaları ve saldırısı ile TSK ve Deniz Kuvvetlerinin verdiği kayıplar ve 15. Temmuz FETÖ darbe girişimi dile getirilerek, sarıklı ve cüppeli muvazzaf amiral de ima edilerek, silahlı kuvvetlerde bundan sonra da FETÖ benzeri cemaat ve tarikatların yuvalanarak, silahlı kuvvetlere hakim olduktan sonra,  FETÖ benzeri yeni darbe girişimleriyle yüz yüze gelme riskine dikkat çekilmiştir. 

Darbe çağrısı yapıldığı iddia edilen bildiriye imza koyan amirallerin çoğu FETÖ kumpas davalarının sanığı olarak yargılanmışlar ve FETÖ silahlı terör örgütünün hedefi ve mağduru olmuşlardır, FETÖ saldırı ve kumpasını yaşayarak bu endişelerini dile getirmişlerdir. Hain FETÖ darbesini de, nihai olarak, sivil halkın desteği değil, Türk Silahlı Kuvvetlerinin;  anayasanın değerlerine,  laik demokrasiye saygılı gerçek mensupları önlemişlerdir. 

İş başındaki siyasal iktidar; anti laik, demokrasi düşmanı cemaatler konusunda,  FETÖ deneyimimiz nedeniyle,  sabıkalıdır ve FETÖ'nün 15. Temmuz darbe girişiminden hala ders almadığı, cüppeli ve sarıklı cemaat mensubu amirale gösterilen toleranstan açıkça anlaşılmaktadır. 

Bu bildiriyi imzalayarak  yayınlayan emekli amirallerin uyarısından ders çıkaracak olanların, bu bildiriden darbe çağrısı çıkarmaları, TSK. ne sızan silahlı terör örgütü FETÖ'nün  darbe girişiminden hala ders almadıklarını göstermektedir. 

Anayasal düzeni değiştirme girişiminde bulundukları iddia edilen ve bu suçlama ile gözaltına alınan emekli amiraller ‘in bildirisinde,  anayasanın demokratik ve laik temel ilkelerine bir saldırı ve eleştiri yoktur. Bilakis,  anayasanın ve anayasal düzenin temel ilkeleri olan  bu laik ve demokratik değerlerin korunmasının önemi, orduya sızan cemaatler tarafından bu değerlere yapılması olası saldırılar, tehlikeler ve  riskler vurgulanmaktadır. 

Bildirinin; amacına  ve içeriğine bakmadan, yayınladığı saate bakarak, bu bildiri ile darbe amaçlandığını iddia etmek ve bu bildiride imzası bulunan; çeşitli platformlarda görüş ve düşünce  açıklayarak halkımızı aydınlatan, aktif olan laik ve demokrat on beş civarındaki emekli amirali,  104 imzacı arasından cımbızlayarak gözaltına alıp ifadeye çağırmak, büyük bir haksızlıktır.  

Güner Yiğitbaşı

06/04/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

RIFAT SERDAROĞLU’NUN  103 AMİRAL BİLDİRİSİNE TEPKİ GÖSTERENLERE DUYURUSU

Montro Sözleşmesi Söylemine İki Bildiri
Daha önce TL 1’deki bir programda Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan hakkında şu sert ifadeleri kullanan ve tepki alan eski Bakan Rıfat Serdaroğlu şunları söylemişti: “Sen şah değilsin, padişah değilsin, sultan değilsin. Aklını başına al kardeşim. Hiçbir dikta heveslisi insan hiçbir tek adam yatağında ölmemiştir". Yine Rıfat Serdaroğlu aşağıdaki bildiriyi video olarak yayınlamıştı. Biz de bu konuşmayı videodan çözerek okuyucuya sunmak istedik. Bildirisi şöyledir:

Aziz Türk Milleti

Bir ülkede darbeyle yönetimi ele geçirenler, aynı yola gitmekten çok korkarlar. Darbeciler bilirler ki darbe önce kendi çocuklarını yer. Darbecilerin tekrar bir darbe ile deviren yeni darbeciler eskilerden kimseyi sağ bırakmazlar. Demokrasinin nimetlerinden yararlanıp iktidarı hile ele geçiren İhvancılar da demokrasiyi ve özgürlükleri boğmaya çalışırlar. İktidarlarını sürdürmenin tek yolu ise korku iklimi yaratıp insanları korkutup ezmekten geçer. 

Bu ülkeye ömür boyu hizmet etmiş, Türk milletinin geçmiş dünyayı tanıyan aydın lisan bilen emekli amirallerini demokrasiye bağlılıklarından muvazzaf iken hiç konuşmadılar. Emekli olduktan sonra AK dos iktidarının Montrö Sözleşmesine kaldırma girişimlerine karşı “yapamazsınız Montrö bu ülkenin en önemli diplomasi zaferi ve egemenliğimizin kanıtıdır” diye kamuoyunu bilgilendirdiler.

Sen misin konuşan, emekli amirallerin ne darbecilikleri ne vesayetçilikleri kaldı. “Montrö kaldırabilir” diyen sonra sözünden dönen Meclis Başkanı ve Sarayın dörder maaşlı memurları, amiraller üzerinden herkese ayar vermeye kalktılar. Ayar öyle verilmez, hele bir dinleyin de görün.

Ayasofya İmamının kendisini hiç ilgilendirmediği konularda konuştuğu yerde, değil amiraller, Türk ordusunun erleri bile konuşur. Cübbeli gibi seccademize musallat olan şeytanların görüş bildirdiği yerde Atatürkçü, vatansever, herkesin konuşma ve eleştirme hakları vardır. Hırsızların devletin tepesine yerleştiği tarihin en büyük soygunlarının iktidar eliyle yapıldığı yerde başta kadınlar, gençler olmak üzere sorumluluk sahibi tüm Türk vatandaşları konuşur. Konuşmamızı kimse engelleyemez, bunu kimsenin gücü yetmez. Amiraller hakkında resen soruşturma başlatan Başsavcı, görev yaptığınız yerde hazinemiz soyuluyor, laiklik çiğneniyor, Anayasa paspas yapılıyor, hırsızlar büyükkent (anlaşılamadı) yapılıyor. İktidar çocukları kokain partisi veriyor. Bunları görmediniz de emekli amiraller ülkemizin hayrına açıklama yapınca mı görevinizi hatırladınız. Biz Türk milletiyiz, vatanseverleriz, Atatürk’ün askerleriyiz. Bizi kimse susturamaz. Hele YIMPAŞçılar, pergolociler, Barzani sazcıları, rüşvetçiler asla susturamaz.

Ey AKdos iktidarı ve destekçileri sizi demokratik usullerle sandıkta yeneceğiz ve bağımsız Türk yargısına teslim edeceğiz, korkun bizden korkun.

Rıfat Serdaroğlu (Eski Sağlık Bakanlarından)



126 emekli Büyük Elçimizin Kanal İstanbul için kaleme alıp imzaladığı basın duyurusu;

Kamuoyuna duyuru


AKP-RTE iktidarının, Karadeniz’e sınırsız geçişle Karadeniz’e çıkmak isteyen ABD ile yatırım rant peşinde olan Katar ile kafakola vererek, Montro Sözleşmesini dışlayıp Kanal İstanbul yapma inatları TC ni ne gibi tehlikelere sokacağını belirten, tecrübeli büyükelçilerimizin görüşlerini belirten bildirilerini aşağıya alıyoruz. Tüm bunlara karşın, ne olacağı belirsiz bu kanalın Türkiye’yi nasıl bir hayati sıkıntıya sokacağını tecrübeli hariciyecilerimiz belirtmektedir. Daha önce 126 emekli büyükelçilerin aynı doğrultuda yayınladıkları bildiriye bir şey demeyen iktidar, ordu mensubu emekli amirallerin aynı amaçlı bildirilerine neden kızdıklarını düşündükçe, iktidarın, laik düşünceli Atatürkçü aydın amirallere hiç de iyi niyetli olmadıklarını görmekteyiz. İktidarın burada da ayırımcı bir tavır içinde oldukları, ordu mensuplarına önyargılı olduğu apaçık görülüyor. Bu iki bildiriyi de buraya alıyoruz. Cevat Kulaksız.


Kanal İstanbul, Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açacaktır. Atatürk Türkiye’sinin, Lozan Antlaşması’ndan sonra en büyük diplomasi başarısı olan Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması ise Türkiye’nin İstanbul-Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğinin kaybedilmesine yol açar.  

Montrö, Türkiye Cumhuriyeti’nin, ülkenin askerden arındırılmış, uluslararası yönetime ve denetime bırakılmış son parçası üzerinde mutlak egemenliğini tescil eden belgedir.

Montrö, Boğazlar üzerinde yüzyıllar süren ve Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmasına varan tarihi sürecin tekrarlanmasını önleyecek dayanağımız, kozumuzdur.

Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir.

Montrö, Rusya’nın da güvenliğinin temel bir belgesidir. Rusya, 1936’nın koşullarında, zamanın Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa ve Dünya siyasetindeki konumu, ağırlığı ve güvenilirliği nedeniyle güvenliğini Türkiye’nin ihtiyacına ve kararına bırakabilmiştir. Ancak, Sözleşme’nin imzasını takiben, Boğazlarda daha fazla söz sahibi olabilmek için Türkiye’yi ikili bir yardımlaşma anlaşması yapmaya zorlamak istemiştir. Atatürk, İnönü ve T. Rüştü Aras, Montrö varken başka anlaşmaya gerek olmadığı ve Montrö’yü tartışmaya açmanın, Türkiye’ye kazandıklarını kaybettireceği düşüncesi ile bunu kabul etmemişlerdir. Rusya Boğazlar üzerindeki iddia ve beklentilerinden bugün de vazgeçmemiştir.

Montrö Sözleşmesi’ne taraf olmayan ve Sözleşme’yi Karadeniz’e dilediği gibi çıkmasının önünde engel olarak gören müttefikimiz ABD, yıllardır Montrö’yü ortadan kaldırmaya veya kendisinin de taraf olacağı yeni bir sözleşme yapılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Kanal İstanbul ve ÇED Raporu’nda sözü edilen Çanakkale Kanalı, ABD’nin Montrö’yü tartışmaya açmak amacına hizmet edecektir.

Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması, Türkiye’ye bütün bu kazanımlarını kaybettirebilecek yaşamsal bir egemenlik ve güvenlik, kısacası gerçek bir beka sorununa yol açacaktır. Türkiye Cumhuriyeti üzerinde çeşitli emelleri olan devletlerin çıkarına hizmet edecek olan Kanal İstanbul’dan vazgeçilmelidir.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.


DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI EMEKLİ MİSYON ŞEFLERİ 30 Ocak 2020

---------------------------------

MONTREUX DUYURUSU’NA KATILAN DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI EMEKLİ MİSYON ŞEFLERİ

 1. BE Ömer ERSUN

 2. BE. Süha UMAR

 3. Başkonsolos Engin ANSAY

 4. BE Yalım ERALP

 5. BE Ergün PELİT

 6. BE Önder ÖZAR

 7. BE Oya TUZCUOĞLU

 8.  BE Selçuk İNCESU

 9. BE Yusuf BULUÇ

10.  BE Umur APAYDIN

11.  BE Tuluy TANÇ

12. BE Çınar ALDEMİR

13. BE Halil AKINCI

14. BE Aydan KARAHAN

15. BE Ali YAKITAL

16. BE Varol ÖZKOÇAK

17. BE Duray POLAT

18. BE Sina BAYDUR

19. BE Erhan ÖĞÜT

20. BE Pulat TACAR

21. BE Ümit PAMİR


22. BE Murat BİLHAN

23. BE Barlas ÖZENER

24. BE Mengü BÜYÜKDAVRAS

25. BE Ahmet BANGUOĞLU

26. BE Murat SUNGAR

27. BE Dicle KOPUZ

28. BE Sevinç DALYANOĞLU

29. BE Ömür ORHUN

30. BE Osman KORUTÜRK

31. BE Sencar ÖZSOY

32. BE Oktay AKSOY

33. BE Engin TÜRKER

34. BE Mustafa AKŞİN

35. BE Mehmet GÖRKAY

36. Başkonsolos Betin YİĞİT

37. BE Senbir TÜMAY

38. BE Nuri YILDIRIM

39. BE Feryal ÇOTUR

40. BE Numan HAZAR

41. BE Rıza TÜRMEN

42. BE Ali Hikmet ALP

43. BE Sumru NOYAN

44. BE Süha NOYAN

45. BE Mümin ALANAT

46. BE Turan MORALI

47. BE Ali Nazım BELGER

48. BE Celalettin KART

49. BE Ali ARSIN

50. BE Selahattin ALPAR

51. BE Ateş BALKAN

52. BE Faruk LOĞOĞLU

53. BE Oğuz ÖZGE

54. BE Teoman SÜRENKÖK

55. BE Sönmez KÖKSAL

56. BE A. Ferit ÜLKER

57. BE Nazmi AKIMAN

58. BE Kurtuluş TAŞKENT

59. BE Ertuğrul KUMCUOĞLU

60. BE Namık TAN

61. BE Tahsin BURCUOĞLU

62. BE Uğur ARINER

63. BE İzzet ZİNCİR

64. BE Nurettin KARAKÖYLÜ

65. BE Orhan AKA

66. BE Volkan VURAL

67. Başkonsolos Beyza ÜNTUNA

68. BE Tugay ULUÇEVİK

69. BE Fatih CEYLAN

70. Başkonsolos Erol ETÇİOĞLU

71. BE Akın ALPTUNA

72. BE Altan GÜVEN


73. BE Filiz DİNÇMEN

74. BE Üstün DİNÇMEN

75. BE Selim KARAOSMANOĞLU

76. BE Uluç ÖZÜLKER

77. BE Ömer ALTUĞ

78. BE Mehmet Ali İRTEMÇELİK

79. BE Ahmet ARDA  

80. Başkonsolos Alev SELAMOĞLU

81. BE Kaya TÜRKMEN

82. BE Doğan AKDUR

83. BE Kadir Hidayet ERİŞ

84. BE Osman ULUKAN

85. BE Koray TAYGAY

86. BE Taner BAYTOK

87. BE Güner ÖZTEK

88. BE Şule SOYSAL

89. BE Veka İNAL

90. BE Naci SARIBAŞ

91. BE Temel İSKİT

92. BE Bilge CANKOREL

93. BE Adnan BAŞAĞA

94. BE Gün GÜR

95. BE Onur ÖYMEN

96. BE Ferhat ATAMAN

97. BE Şükrü ELEKDAĞ

98. BE Ercüment Ahmet ENÇ

99. BE Naci AKINCI

100. BE Kemal GÜR

101. BE Ünal MARAŞLI

102. Başkonsolos Ayşe Esen ÖĞÜT

103. Başkonsolos Gönül DALYANOĞLU

104. BE Vefahan OCAK

105. BE Ünal ÜNSAL

106. BE Bahattin GÜRSÖZ

107. Direktör (BM) Üner KIRDAR

108. BE Tomur BAYER

109. BE Erdoğan AYTUN

110. BE Erdinç ERDÜN

111. BE Nazım DUMLU

112. BE Uğur ERGUN

113. BE Haluk ILICAK

114. BE A. Hakan OKÇAL

115. BE Erdoğan İŞCAN

116. BE Erhan YİĞİTBAŞIOĞLU

117. be Önder ALAYBEYİ

118. BE İlhan YİĞİTBAŞIOĞLU

119. BE Kenan TEPEDELEN


120. BE Mithat RENDE

121. BE Burhan ANT

122. BE Erkan GEZER

123. BE Hüseyin PAZARCI

124. BE Şakir FAKILI

125. BE Hüseyin ÇELEM

126. BE Özdem SANBERK


Emekli Amiraller De Bu Ülkenin Vatandaşlarıdır

Emekli 103 amiral ‘in; yayınladıkları bir biliriyle, Montrö Sözleşmesinin tartışmaya açılmasına ve bir cemaat tekkesine resmi kıyafetiyle ve makam aracıyla giderek,  resmi kıyafetinin üzerine cüppe giyip, başına sarık takarak namaza duran muvazzaf bir amirale yönelik eleştirel  düşüncelerini ve endişelerini bildirmeleri,  problem oldu bu ülkede. 

Anayasaya  göre düşünce ve düşüncelerini açıklama özgürlüklerini kullanan, emekli,  silahsız ve üniformasız, tamamen sivil vatandaş konumuna gelen amirallere yönelik, darbe çağrışımı yaptıklarına dair suçlama;  haksız ve hukuksuz bir suçlama olup, ATATÜRK'ün kurduğu Cumhuriyetin değerlerine de aykırıdır. 

Ankara C. Başsavcılığının; durumdan vazife çıkararak, bildiri yayınlayan emekli amiraller hakkında resen soruşturma açması, özgürlüklerimiz açısında endişe vericidir. 

104 emekli amiralin yayınladığı bildiriye yönelik olarak, eski genelkurmay başkanının başında bakan olarak bulunduğu Milli Savunma Bakanlığı,  acele bir açıklama yaparak, ”bağımsız Türk Yargısının gereğini yapacağına inanıyoruz”deme gafletinde bulunarak, suçsuz emekli amiralleri yargıya hedef göstererek,  yargısız infazda bulunması,  anlaşılır gibi değildir.  

Görevdeki bir amiralin;  bir cemaatin tekkesine resmi elbisesi ve makam aracıyla giderek,  üniformasının üzerine cüppe giyerek,  başına sarık takıp namaza durmasına karşı,  sadece inceleme başlatıldığını açıklayan, bir soruşturma dahi açtırmayan Milli Savunma Bakanı'nın; anayasal haklarını kullanarak düşüncelerini açıklayan,  açıklamalarında en ufak bir suç unsuru ve darbe iması içermeyen 103 emekli amirali, yargıya hedef göstererek, ”bağımsız Türk yargısının, emekli amiraller hakkında gereğini yapacağına inanıyoruz” demesi, bir cemaatin tekkesinde namaza duran sarıklı ve cüppeli görevdeki amiralin bu davranışına onay vermek, bunu eleştiren 103 emekli amirali ise,  bu laik reflekslerinden dolayı haksız bir şekilde suçlamak anlamına gelmektedir. 

103 emekli amiral, diğer sivil vatandaşlarımızdan farklı bir konumda değildir, düşünce ve düşüncelerini açıklamaları bir vatandaş olarak onların da anayasal haklarıdır. 

Bildiri yayınlayarak montrö sözleşmesinin tartışmaya açılmasına ve laiklik karşıtı davranışlar sergileyerek TSK İç Hizmet Kanununa aykırı tutum sergileyen muvazzaf bir amirale yönelik endişelerini bildiren emekli amirallerin suç içermeyen bu bildirilerine yönelik olarak, bir bardak suda fırtına çıkarmanın,  hiç kimseye ve ülkemize hiçbir yararı bulunmamaktadır. 

Özellikle,  Millet İttifakının unsurları olan muhalefet partilerinin,  bu bildiriye yönelik demeç ve değerlendirmelerinde çok dikkatli olmaları ve bu bildiriyi yayınlayan emekli 103 amirali darbe çığırtkanlığı yapmakla suçlayan siyasal iktidarın ekmeğine yağ sürecek ve Millet İttifakını çatlatarak, tek adam rejiminin beş yıl daha iktidarda kalmasına yol açabilecek tutum sergilememeleri, ülkemizin  ve demokrasimizin  geleceği açısından,  hayati önem içermektedir. 

103 emekli amiralin bildirisinde,  asla darbe iması ve darbe çağrısı yoktur. 

Bize göre, darbe;  sadece,  silahlı kuvvetler tarafından yapılmaz, postallı darbeden daha sinsi ve tehlikeli olanı,  rugan ayakkabılı sivil darbe olup,  sorgulanması ve tartışılması gereken husus;  rugan ayakkabılı,   sivil bir darbenin ülkemizde iş başında olup olmadığıdır. 

Yürürlükteki Türk Ceza Yasasının,  darbelerden  koruduğu ve yasal güvenceye aldığı rejimler; yürürlükteki anayasa ve yasaların harfiyen uygulandığı,  anayasaya ve hukuka saygılı ve meşruluğunu koruyan yönetimlerdir. 

Bugün ülkemizde; TSK ve sivil emniyet güçleri, milli istihbarat ve Türk Milli Savunma Bakanlığı, iş başındaki iktidarın mutlak kontrolü ve gözetimi altında olup, iş başındaki iktidara yönelik en küçük bir darbe riski bulunmamaktadır. 

Günümüz koşullarında darbe riskine maruz olan,  Laik ve demokratik ATATÜRK Cumhuriyeti ve Türk demokrasisidir. 

Bu nedenle; meşruluğunu koruyan, anayasaya ve yasalara saygılı olduklarına inanan,  bundan emin olan ve kendisine güvenen yönetimlerin; sivilleşen ve hiçbir güç ve etkinlikleri kalmayan 103 emekli amiralin yayınladıkları, düşünce açıklamaktan ibaret bildiriden dolayı,  darbe korkusuna ve vehmine kapılmalarına gerek yoktur.  

Güner Yiğitbaşı

05/04/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Meclis Başkanı Makamının Onurunu Korumak Zorundadır

Son günlerdeki; İstanbul Sözleşmesinin Cumhurbaşkanı kararıyla tek yanlı feshedilmesine yönelik söylemleri, özellikle güvenlik soruşturması yasa teklifinin, muhalefetin oylarıyla reddedilmesi üzerine, saray ve iktidar partisi içinde çıkan krizin çözümünde gösterdiği, anayasa ve İçtüzüğe aykırı tutumu, reddedilen yasa teklifinin yeniden oylanmasının önünü açmaktaki,  yasa ve hukuk dışı, milli iradeyi tanımaz tutumlarına baktığımızda; ülkemizde, bir yönetim sorunu olduğu kadar,  bir de Meclis Başkanı sorunu olduğu, açıkça gün yüzüne çıkmıştır. 

Meclis Başkanının;  mecliste çoğunluğu elinde bulunduran iktidar partisinin milletvekilleri arasından seçilmesi uygulaması,  bir gelenek haline gelmişse de; Anayasanın 94. maddesinin son fıkrasına göre, ”Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı,  Başkanvekilleri,  üyesi bulundukları siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine;  görevlerinin gereği olan haller dışında,  Meclis tartışmalarına katılamazlar;  Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamazlar. ” yani,  tarafsızdırlar, tarafsız olmak zorundadırlar. 

Şu anda Meclis Başkanı olan zat; maalesef, bu tarafsızlık ilkesini ihlal etmiş ve anayasanın açık hükmüne rağmen, Türk Milletinin iradesinin temsil edildiği, Türk Milleti adına yasama yetkisini temsilen kullanan meclisin başkanı olduğunu unutarak, yürütmenin başı olan sarayın ve partili cumhurbaşkanının meclisteki temsilcisi haline gelmiştir. 

Meclis Başkanının bu tutumunu; yasama yetkisinin gerçek sahibi,  Türk Milletinin bir ferdi olarak,  kınıyoruz. Meclis Başkanını; önce,  kendisinin kişisel ve sonra da, başkanı olduğu meclisin onurunu korumaya davet ediyoruz. 

Meclisin onurunu, şerefini ve saygınlığını korumakla ve tarafsız olmakla görevli olan meclis başkanı; kendisini o makama öneren ve kendisine oy verilmesi için meclis grubuna talimat veren ERDOĞAN'a biat etmiş ve bu biatın son örneğini, meclisin reddetmesine rağmen, yeniden oylanmasının önünü açtığı güvenlik yasa teklifinde göstermiştir. 

Meclis Başkanının; saraya biat ettiğini, meclisin onurunu ve şerefini  korumakta yetersiz kaldığını ortaya seren,  başka sabıkaları da bulunmaktadır. 

Meclis Başkanı; başkanlık koltuğunda oturduğu yüce meclisin çıkardığı bir yasa ile onaylayarak yürürlüğe sokulan İstanbul Sözleşmesini, anayasanın 104 ve 90. maddelerine aykırı olarak, çıkardığı bir kararla tek yanlı fesheden partili cumhurbaşkanının bu tasarrufunu da anayasaya uygun bularak onayladığını ve isterse, örneğin;  Montrö Sözleşmesi gibi,  diğer uluslararası sözleşmelerden dahi çıkma kararı verebileceğini beyan etmiştir. 

Melis Başkanı;  beyan, tutum ve davranışlarıyla, yasama organı olan yüce meclisin değil, sarayın ve yürütme organının bir ajanı olarak meclis başkanlığı koltuğunda oturmakta olduğu izlenimini vermektedir. 

Meclis Başkanının bu tutumu asla tasvip edilemez. 

AKP'nin ve MHP ile yaptığı Cumhur İttifakının meclisteki ezici çoğunluğuna rağmen; iktidar milletvekillerinin devamsızlıkları nedeniyle, güvenlik soruşturmasına yönelik yasa teklifinin muhalefet oylarıyla reddi üzerine, kendince haklı olarak çok sinirlendiği anlaşılan saraydan büyük bir azar ve zılgıt işittiği anlaşılan yüce meclisin başkanından; haydi,  kendi onur ve şerefini düşünmedi, hiç değilse,  hakimiyetin kayıtsız ve şartsız gerçek sahibi olan bizim de üyesi bulunduğumuz Türk Milletinin onurunu ve şerefini düşünerek ve bu onuru korumak adına,  saraydaki tek adama; ”Beyefendi, siz ne diyorsunuz. Ben, Türk Milletinin temsilen yasama yetkilerini kullanan yüce meclisin başkanı olarak, emaneti size iade ediyorum” diyebilmeliydi. 

Meclis Başkanı;  bunu diyememiş ve Meclis İçtüzüğünü eğip bükerek ve meclis çoğunluklarına dayanarak, saraydan aldığı talimat doğrultusunda, meclisin reddettiği yasanın yeniden oylanmasının önünü açmış ve maalesef  saraya biat etmiştir.  

Güner Yiğitbaşı

02/04/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu 

Hukuk Devletinin  Bekası İçin Sorun Haline Gelen Bahçeli
Devlet BAHÇELİ;  AYM’nin,  HDP iddianamesini Yargıtay’a iade etmesine sert sözlerle tepki göstererek, “Anayasa Mahkemesi;  hukukun üstünlüğünden mi yanadır,  yoksa bölücülüğün mü şakşakçısıdır? HDP’nin kapatılması kadar,  Anayasa Mahkemesi’nin de kapanması artık ertelenemez bir hedef olmalıdır” demiştir. 

Anayasa Mahkemesinin; HDP'nin kapatılmasına ilişkin dava dosyasını Yargıtay’a iadesi, nihai bir karar değildir, kapatma talebinin reddi değildir, Ceza Muhakemesi Kanunun 174.  maddesine göre, iddianamede mevcut olan eksikliklerin tamamlanmasına yöneliktir. 

Bu nedenle, BAHÇELİ'nin Anayasa Mahkemesine karşı tavır alarak, mahkemenin kapatılmasını talep edecek kadar hırçınlaşmasını anlamak mümkün değildir. 

Bu zat;  artık,  haddin aşmış ve Türk demokrasisinin ve hukukun bekası için, ciddi bir tehlike ve sorun haline gelmiştir. 

Biz; artık,  bu şahsa bir siyasi partinin lideri gözüyle bakamıyoruz maalesef. 

MHP; bu şahsın akıl almaz beyan ve davranışları yüzünden, iktidar olmayı hedefleyen bir siyasi parti olma vasfını yitirmiştir. 

Beyan ve davranışlarıyla, iktidar partisi AKP'ye ve onun liderine, körü körüne ve koşulsuz sadakat ve bağlılığıyla, partinin kurucusu merhum Alpaslan TÜRKEŞ'in kemiklerini sızlatmaktadır,  bu zat. 

Ya,  söylediklerini kulakları duymamakta,  ya da,  bazı melekelerini yitirmiş olmalıdır. 

Bu zat; “HDP’nin kapatılması kadar,  Anayasa Mahkemesi’nin de kapanması artık ertelenemez bir hedef olmalıdır” deme gafletinde bulunarak, tam anlamıyla saçmalamış, kendisini faşist Hitler Almanya’sının propaganda bakanı zannederek,  demokrasinin, hukuk devletinin ve anayasanın korunmasında en etkin denetim mekanizması olan Anayasa Mahkemesine saldırmış ve Anayasa Mahkemesinin kapatılmasını dillendirme aymazlığını göstermiştir. 

Bu zat; boyundan büyük bu sözleri dillendirme gücünü, cüretini,  hakkını ve yetkisini kimden almaktadır?

İnsanda biraz utanma duygusu olmalıdır. 

Adama sorarlar, boyundan büyük bu sözleri, Anayasa Mahkemesinin kapatılması talebini dillendiren sen,  kimsin efendi?

Alt tarafı, halk desteğinden yoksun, sayende  tabanı yok edilmiş, halk desteğini yitirmiş, oy oranı barajın çok altında kalmış marjinalleşmiş bir patinin sözde liderisin. 

Sen,  aklını mı yitirdin?

Sen, anayasaya göre demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan bir siyasi partinin gerçekten lideriysen, haddini ve hududunu bileceksin, kapatılmasını talep ettiğin Anayasa Mahkemesinin de, siyasi partiler gibi demokrasinin, hukuk devleti olmanın vazgeçilemez bir üst derece yargı kurumu olduğunu kabul edeceksin veya politikayı bırakarak köşene çekilip, akıl dışı beyanlarınla demokrasiyi kirletmeyeceksin. 

Aklı başında insanlar; eminiz, bu zatı ve saçma beyanlarını dikkate almıyorlar, muhatap kabul etmiyorlar biliyoruz ama, az da olsa ciddiye alanlar olabilir düşüncesiyle, yine de endişe duyuyor ve bu zatın artık Türk demokrasisi adına tehlike arz ettiğini değerlendiriyoruz. 

Bu zat; çıkışları ve beyanlarıyla, ülkemize ve Türk demokrasisine verdiği zarar ve saçtığı tehlike  kadar, kendisine koşulsuz destek verdiği ortağı AKP ve ERDOĞAN'a da büyük zararlar vermekte ve ülkemizi felakete sürükleyen,  içinde bulunduğumuz,  yargı,  yürütme ve yasamanın tek adamda toplandığı, kuvvetler ayrılığı ilkesini yok eden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin de baş mimarıdır. 

Ülkemizi, halk desteğinden yoksun marjinalleşen MHP'nin başındaki bu şahıs yönetmekte ve ERDOĞAN'ı da parmağında oynatarak, Anayasa Mahkemesinin kapatılmasını isteyecek kadar şımarmış ve ne söylediğini bilmez bir konuma gelmiştir. 

Bu zat; şunu bilmelidir ki;  bu ülke, ne ERDOĞAN'ın,  ne de BAHÇELİ'nin babalarının çiftliği, sahipsiz bir ülke değil,  ATATÜRK'ün kurduğu, hakimiyetin kayıtsız ve şartsız Türk Milletine ait olduğu, hukukun üstünlüğüne dayalı, demokratik ve laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetidir. 

Anayasa Mahkemesi de; demokratik ve laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin, Türk Milleti adına anayasal yargı yetkisini kullanan, kararları BAHÇELİ dahil, herkesi, yasamayı, yürütmeyi ve tüm yargı organlarını bağlayan bir yüksek mahkeme olup; demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün bekçisidir. 

BAHÇELİ; HDP'nin kapatılması istemiyle açılan davanın iddianamesinin,  usuli eksiklikler nedeniyle,  Anayasa Mahkemesi tarafından Yargıtay C. Başsavcılığına iade edilmesi kararına,  saygı göstermek zorundadır. 

BAHÇELİ; Anayasa Mahkemesinin bu iade kararı üzerine, elinden oyuncağı alınmış bir çocuğun hırçınlığı içine girerek, akıl almaz bir şekilde,  Anayasa Mahkemesinin kapatılmasını tartışmaya açmıştır. Anayasa Mahkemesi kapatılırsa, kapatılmasını çok istediği HDP'yi kim kapatacaktır, BAHÇELİ mi verecektir kapatma kararını?

BAHÇELİ; Anayasa Mahkemesinin kapatılmasını dahi talep ederek, beyanlarıyla artık demokrasi bardağını taşırmış ve Türkiye Cumhuriyetinin bekası için,  sorun haline gelmiştir.   

Güner Yiğitbaşı

01/04/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget