Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Özde Cumhurbaşkanı'nın Bu Saldırıya Sessiz Kalma Hakkı Yoktur
Eşkıya,  bizim bildiğimiz dağda yaşar ve yol keserek insanlara her türlü zararı verir. 

Eşkıyalığın da bir raconu vardır. 

Dağda bayırda dolaşmak ve bulunmak zorundaysanız, her an bir eşkıyanın karşınıza çıkabileceğini düşünürsünüz ve ona göre hazırlıklı olursunuz, gafil avlanmazsınız. 

Ama,  günümüzde, kışın aç kalan kurtların şehre indiği gibi, eşkıyalar da şehre indiler, hem de bu ülkenin en güvenli ve kontrol altında olması gereken başkentine. 

Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan bir siyasi partinin genel başkan yardımcısı,  Ankara'nın göbeğinde ve güpegündüz,  şehir eşkıyalarının silahlı ve sopalı saldırısına uğradı ve ağır yaralandı. 

Bu saldırıyı yapan piyonların arkasındaki, onları suça azmettirdiklerine dair elimizde kesin deliller yoksa da,  tutum ve beyanlarından, bu olayı soruşturan Cumhuriyet Savcısını dahi tehdit etmelerinden,  bu saldırıyı en azından teşvik edenlerin; iktidarın küçük ortağı bir partinin tepe yöneticileri olduğunu,  söyleyebiliriz. 

Ana muhalefet partisi liderine yönelik olarak  başlayarak,  birçok gazeteci ile devam eden bu sistematik saldırılar; Cumhur İttifakının,  ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve düşmanlaştırıcı söylemleriyle oluşan iklimde boy göstermiş ve bu saldırıları yapanlar; anında yakalanarak hak ettikleri en ağır şekilde cezalandırılamadıkları için,  eylemciler cesaret kazanarak, bu organize  eylemlerini sürdürmeye devam etmektedirler. 

Muhalif siyasilere ve gazetecilere yönelik bu eylemler; demokrasimize ve özgür düşünceye yapılan saldırılardır, muhalefeti yıldırmaya ve susturmaya yönelik silahlı ve şiddete dayalı bu eylemler, bize göre siyasi terör eylemleridir. 

Gelecek Partisi Genel Başkan yardımcısı Selçuk ÖZDAĞ'a yönelik silahlı saldırı eylemi, demokrasimiz adına çok üzücü ve düşündürücü bir eylemdir. 

Ancak, millet olarak hepimizi daha da üzen ve düşündüren,  acı veren şey;  demokrasiye, demokrasinin vazgeçilemez bir unsuru olan bir siyasi partinin genel başkan yardımcısına yönelik bu eylem karşısında; anayasaya göre, Türk Milletinin birliğini temsil eden, bu tür demokrasiye yönelik saldırı eylemleri karşısında, Türk Milletinin birliğini sağlamakla, bunun için halkın bu saldırı eylemi karşısında göstereceği tepkileri karşılamakla, yapacağı beyanlarla halkı sükunete davet ederek sakinleştirmekle, eylemi en ağır şekilde kınamakla görevli olması gereken partili cumhurbaşkanının; adeta,  bu saldırıyı zımnen tasvip eder gibi suskun kalarak bir kelime etmemesi, bu saldırıyı ağır bir şekilde kınamaması ve fail veya faillerin yakalanmaları için gayret sarf etmemesi,  çok düşündürücüdür. 

Türk Milletinin birliğini temsil etmekle görevli ve sorumlu cumhurbaşkanının bu menfur saldırı karşısında susma hakkı, yetkisi ve lüksü yoktur. 

Ceza hukukunda suça iştirak şekilleri vardır. 

Asli fail, fer'i fail, yani halkın anlayacağı anlamda tali fail. 

Maddi fail,  manevi fail gibi. 

Maddi fail; kısaca,  suç oluşturan eylemi maddeten ve fiilen gerçekleştiren, işleyen  kişi veya kişilerdir. Maddi failin de tali failleri olabilir. 

Manevi fail; asli manevi ve fer'i(tali) manevi fail olabilir. 

Asli manevi fail; suçu, eylemi gerçekleştiren kişi veya kişileri, bu suça azmettiren kişi veya kişilerdir. Azmettirme, azmettiren; fail de suçu işleme iradesini ve kastını yoktan oluşturan, faili doğrudan suça iten, ona suç işlemesi için talimat veren  kişi veya kişilerdir. 

Manevi failin, azmettireni yanında,  teşvik edeni de olabilir, teşvikciye de fer'imanevi fail denir. 

Azmettiren; failde suç işleme kastını ve iradesini yaratan ve onu doğrudan suça iten, suç işleme talimatını veren kişi olmasına karşın, teşvik eden; faili, yani eylemi gerçekleştireni,  doğrudan talimat verip yönlendirerek, onda olmayan suç kastını ve iradesini yaratan ve oluşturan,  onu doğrudan suç işlemeye iten kişi olmamakla birlikte, tutum ve davranışları, eylem ve söylemleriyle veya söylemek zorunda olduğu şeyleri söylemeyerek suskun kalmak suretiyle, zaten suç işlemeye karar vermiş olan kişi veya kişilerin,  bu suç işleme kararlarını güçlendiren, takviye eden, onları cesaretlendiren kişi veya kişilerdir. 

Her olayda sahne alarak saatlerce bağıra çağıra  konuşan, kendisini demokratik olarak  eleştiren muhalefet partilerini ve gazetecileri dahi,  terörist olmakla suçlayan partili Cumhurbaşkanı; anayasaya göre,  göreve başlarken yaptığı tarafsızlık ve anayasaya bağlılık yeminine, anayasaya göre Türk Milletinin birliğini temsil etmek gibi bir görev üstlenmesine rağmen, bu saldırı olayı karşısında hiç sesini çıkarmamış, olayı kınamamış ve sessiz kalmayı tercih ederek, hiç kusura bakmasın ama, bu tür saldırıları adeta teşvik eden bir tutum sergilemiştir. 

Partili cumhurbaşkanının; cumhurbaşkanlığı şapkasını giymesi gereken bu saldırı eylemi karşısında, cumhurbaşkanlığı sorumluluğunu hatırlamayarak sessiz kalması, eylemi kınamaması nedeniyle; kendisine, AKP Genel Başkanı sıfatıyla yapılan aır eleştiriler karşısında, derhal cumhurbaşkanı şapkasını giyip,  cumhurbaşkanı olarak hakarete uğradım demeye hakkı yoktur. 

Partili cumhurbaşkanı; son saldırı eyleminden sonra, eylemi kamuoyu önünde bizzat kınamayarak,  suskun kalması nedeniyle, şapkasını önüne koyarak, ana muhalefet partisi liderinin kendisine yönelik, sözde cumhurbaşkanı sözünü hak edip etmediğini yeniden düşünüp değerlendirmesi gerekir. 

Güner Yiğitbaşı

19/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Başınıza 65 Ton Taş Düşsün Sizlerin
Bu ülkede 65 yaş üstü insanlara yargısız infaz yapıyorlar, yargı kararı olmadan genelgelerle 65 yaş ve üzerini evlere kapatarak özgürlüklerini engelliyorlar. 

Bunlar arasında, geçinemeyip hala kayıt dışı çalışmak ek iş yapmak zorunda olan bir sürü insan var, iş yapıp para kazanacaklar ve evlerine ekmek getirecekler. 

Bunlara,  sokağa çıkamazsınız,  sadece saat 10. 00 ile 13. 00 arasında yaya olarak sokağa çıkıp hava alabilirsiniz, toplu taşıma araçlarına da binmeniz yasak diyorlar. 

Peki,  bu yasak ve kısıtlamalar  karşılığında siyasal iktidar onlara ne veriyor?

Kocaman bir hiç. 

Kendisi vermediği gibi, CHP'li belediyelerin onlara yapmak istedikleri yardımları da engelliyorlar,  insafsızca. 

CHP belediyeler üzerinden halk nezdinde itibar kazanmasın ve biz seçimleri kaybetmeyelim diye,  sadece kendi koltuklarını düşünüyorlar. Bunlar insanlıklarını kaybetmişler. 

Sen, 65 yaş ve üzerini gözden çıkardıysan açıkça ve erkekçe söyle. 

Devletin itibarı, saraylarla, uçaklarla sağlanmaz. 

Devletin itibarı, yaşlı insanlarına verilen değerle ölçülür batı toplumlarında. 

Siz; sarayınız,  uçaklarınız, zevk ve safahatınız, lüksünüz, yandaş müteahhitlerinizin ve oradan aldığınız ve yandaş vakıflara aktardığınız komisyonlarınız için hazinenin içini boşaltınız, ondan sonra da, sokağa çıkma yasağı getirdiğiniz insanlara, işyerlerini zorla kapattırdığınız esnafa bir kuruş devlet yardımı yapmayınız. 

Sanki, babanızın parasını vereceksiniz. Vereceğiniz para,  vatandaşın vergilerinden oluşan kendi parası, kendi parasıyla rezil olan insanların yaşadıkları bizden başka bir ülke,  yok sanırım. 

Bu ülkenin nüfusu yaklaşık 90 milyon olmuştur. 

Siyasal iktidar olarak,  böbürleniyorsunuz ve 18 seneye rağmen,  hala iş başında kalmaya devam etmek istiyorsunuz ama, etkinliği bile tartışmalı olan Çin aşısını bile,  insanlara, özellikle yasaklar koyduğunuz eve hapsettiğiniz 65 yaş üstü insanlara,  hala tedarik edip uygulayamadınız. 

Topu topu 3 milyon doz aşı alabildiniz büyük bir gecikmeyle. 

Her insana iki doz vurulacağına göre;  3 milyon aşı, ancak 1. 5 milyon insana yetecek bir aşı. 

90 milyon insana karşılık 1. 5 milyon insana yetecek bir aşı. 

Siz;  acz içindeki, insanlarına dandik Çin aşısı bile tedarik edemeyen bu ülkeye,  itibarlı ülke mi demektesiniz? Sevsinler sizin itibarınızı. 

Size bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Türkiye Cumhuriyetinin itibarı ile siyasal iktidar olarak kendi itibarınızı birbirine karıştırmayınız lütfen. 

Siz, içte ve dışta,   itibarını yitirmiş, ülkeyi yönetemeyen,  hiç kimseye güven veremeyen bir iktidar konumuna düşmüş bulunuyorsunuz. 

ATATÜRK'ün kurduğu,  sizin şu anda tanınmaz ve itibarsız hale getirmeye çalıştığınız T. C. Devletinin itibarı; ATATÜRK gibi,  Dünya'nın bir numaralı asker ve devlet adamının başarıları ve itibarından, sizden önceki dönemlerdeki devlet geleneklerinden gelmektedir. Size rağmen,  T. C. Devleti olarak,  itibarımız içeride ve dışarıda  hala çok güçlüdür. 

Devletin itibarı için,  sizin saraylarınızın ve uçaklarınızın katkısına hiç gerek yoktur. Bilakis,  sizin saray ve uçaklarınız, mevcut itibarımızı da alıp götürmektedir. 

Neymiş efendim, siyasal iktidarın ileri gelenleri, milletvekilleri, siyasi parti liderleri,  tanınmış politikacılar,  sıra harici ve öncelikle aşı olmalılarmış ki; aşı karşıtı insanlarımız da,  onları örnek alarak, çekinmeden ve  korkmadan aşı olmalılarmış. 

Hadi oradan sen de. 

Aşı olma sırasını torpillemenin mazeretidir bu aymazlığınız. 

Madem öyle, bu aşının 3. faz çalışmasında niçin denek olmadınız?

Yok öyle yağma, siz bu milleti enayi mi zannediyorsunuz?

Seçim olursa şayet, sandıkta göreceksiniz bu milletin, özellikle 65 yaş üzerindeki insanların uyanışını ve tokatını. 

Ben,  71 yaşındayım, bu ülkeye, üç beş evraktan ibaret dosyası olan  basit it, uğursuz, adi hırsız yargılayarak değil, klasörlerle ifade edilen önemli dosyaların savcı ve hakimi olarak 25 sene hizmet ettim, ama,  daha ne grip, ne zatürreye ve ne de korona aşısı olamadım. 

65 Yaş üzeri insanları anayasaya ve yasalara aykırı olarak evlerine hapseden ve suç işleyen,  toplu taşım araçlarını dahi yasaklayanlar, bu yasakların bir an önce kalkması için, bu insanlara acilen aşı bulup,  onların yargısız infazlarını sonlandırmak zorundadırlar. 

Tabi gerçekten itibarınız ve insanlığınız varsa. 

Güner Yiğitbaşı

17/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Demokrasiyi Tamamen Yok Etmenin Ayak Sesleri(Mi)?
Anayasa ve kağıt üzerinde halen mevcut gözüküyor ise de; şu anda .  ülkemizde.   demokrasi fiilen askıya alınmış.  can çekişmekte ve yoğun bakımda  yaşam mücadelesi vermektedir. 

CHP lideri KILIÇDAROĞLU'na yönelik.  onu öldürme amaçlı saldırılardan sonra.  dün ve bugün.   demokrasi düşmanları tarafından.  muhalefeti sindirmek ve sesini tamamen kesmek amacıyla.  siyasetçi ve gazetecilere yönelik olarak.   ardı ardına gerçekleştirilen siyasi saldırı ve şiddet olaylarını.  basit birer zabıta vakası olarak yorumlayarak önemsememek.  bu saldırılara sessiz kalmak.   çok büyük bir gaflet olacaktır. 

Bizi yönetenlerin.  partili cumhurbaşkanının ve onun belirlediği ve pek de memnun olduğu.  başarılı bulduğu.   bu ülkenin asayişinden ve halkın can güvenliğinden doğrudan sorumlu olan İçişleri Bakanının;  halkı ve siyasetçileri bölüp kutuplaştırmaya.  ayrıştırmaya.  düşmanlaştırmaya ve itibarsızlaştırmaya yönelik.   her gün tekrarladıkları beyanları ve toplumda yarattıkları gerginlikler dikkate alındığında; bundan.   kendilerine vazife çıkaran iktidar yanlısı.  bu iktidarın devamından menfaat uman karanlık çevrelerin.  ekipler oluşturarak.  dün akşam vakitlerinde eski Ülkü Ocakları Başkanı bir avukata.  bugün de AKP'den ayrılan Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk ÖZDAĞ'a ve muhalif Yeni Çağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Orhan UĞUROĞLU'na yönelik olarak saldırıp canlarına kast etmeleri.  doğrudan siyasal iktidara yüklenemez ise de; demokrasinin boğazlanmasına yönelik bu saldırılara;  kendi koltuklarını korumak amacıyla uyguladıkları muhalefeti sindirme.  siyaseti ve halkı bölme.  kutuplaştırma  ve toplumda korku ve gerginlik yaratma politikalarıyla.  siyasal iktidarın.   dolaylı olarak cesaret verdiğini.  söylemek zorundayız. 

İş başındaki AKP iktidarı ve onun başındaki zat; kamuoyu yoklamalarına göre.  her geçen gün kan kaybettiğini.   siyasi ömrünün sonuna geldiğini.  yapılacak olan ilk seçimde.   demokratik yollarla iktidardan ve çok sevdiği ve adeta bütünleştiği.   özdeşleştiği.  kendi elleriyle emek verip yaptırarak içine yerleştiği sarayını boşaltmak zorunda kalacağını gördükçe.  iktidarda kalmak amacıyla.   ülkesinin ve halkının yararlarını düşünmeksizin.  kendi iktidarının canına düşmüş ve iktidarda kalmak için her türlü yolu denemeye niyetli olduğunu.  eylem ve söylemleriyle.   uyguladığı kutuplaştırma ve gerginlik politikalarıyla.  açıkça göstermiştir. 

Maalesef; muhalif siyasete.   demokrasinin katline.  ülkeyi bir kaosa sürükleyerek seçimlere ve demokrasiye kesin olarak son  verme amacına yönelik bu saldırıların.   doğrudan siyasal iktidarın talimatıyla gerçekleştirildiğini söylemeyi.  bir hukukçu olarak.  büyü bir haksızlık olarak görsek de; durumdan.   kendilerine vazife çıkaranlar tarafından gerçekleştirilen bu saldırılarda.   siyasal iktidarın.  eylem ve söylemlerinin.   uygulamaya koyduğu politikalarının  hiçbir etkisinin olmadığını söylemek de.   büyük bir haksızlık ve gaflettir.  

Siyasal iktidar; daha önce de.  CHP Genel Başkanına yönelik şiddeti açıkça kınamayarak ve tarafsız kalarak faillerin üzerine gitmeyerek.  olayı basit bir zabıta vakası olarak değerlendirerek.  bu tip saldırılara yeşil şık yakmış ve saldırganları umutlandırmış ve cesaretlendirmiştir. 

Siyasal iktidar;  mayınlı bir tarlada yürüdüğünün ve mayınların ne zaman patlayarak kendisine ve demokrasimize de zarar vereceğinin farkında değil sanırız.  

Veya farkında olup.  bu kaos'tan kendi iktidarının devamı için bir yarar beklemektedir. 

Biz.  ülkesini ve halkını seven.  demokrasi aşığı bir  hukukçu olarak; 

Siyasal iktidarın;  her şeye rağmen.   demokrasinin devamından yana tavır alacağını.   sandıktan çıkacak sonuca ve  milli iradeye saygılı olacağını.  seçimlere gölge düşürecek politikalarından vaz geçeceğini.   seçim arifesinde gizli ve  karanlık bir el tarafından  patlatılacak bir silahla.   seçimleri ve demokrasiyi sonlandırmayacağını.   düşünmek ve umut etmek  istiyoruz.  

Güner Yiğitbaşı

15/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Sözde Cumhurbaşkanı
Bu ülkenin insanları,  pandemi ve yoksullukla boğuşuyor, bu ülkenin  ve milletin birliğini temsil etmesi gereken Cumhurbaşkanı ise; işini gücünü bırakmış, anayasanın kendisine yüklediği cumhurbaşkanlığı sorumluluklarını ve göreve başlarken namusu ve vicdanı üzerine ettiği yemine sadık kalmayarak, AKP Genel Başkanı sıfatıyla yaptığı konuşmalarıyla,  tüm  muhalefet partileriyle onların lider ve  seçmenlerine,  en ağır sözleri çekinmeden söylüyor, AKP Genel Başkanı gibi davrandığı, cumhurbaşkanı olmanın anayasal sorumluluklarını ve vakarını bir kenara bıraktığı, anayasanın anladığı anlamda cumhurbaşkanlığı yapmadığı için olsa gerek, ana muhalefet partisi lideri de, kendisine sözde cumhurbaşkanı diye karşılık verince, AKP Genel Başkanı, derhal cumhurbaşkanı şapkasını giyerek,  cumhurbaşkanına hakaret edildiği gerekçesiyle davalar açıyor. 

Bu millet bıktı artık,  bu kısır çekişmelerden. 

Cumhurbaşkanına hakaret suçu; partili cumhurbaşkanını değil,  eskinin tarafsız ve partili olmayan cumhurbaşkanını, daha doğrusu tarafsız bir cumhurbaşkanının işgal ettiği cumhurbaşkanlığı makamını koruyan bir düzenlemedir. 

Cumhurbaşkanına hakaret suçu; hiç çekinmeden, işgal ettiği makamın ağırlığına ve vakarına asla yakışmayacak şekilde, muhalefet partilerine ve liderlerine hakaret içeren ve onları tahrik eden  çok çirkin sözleri çekinmeden sarf edebilen,  partili ve  taraflı cumhurbaşkanının şahsını koruyan bir yasal düzenleme ve ona giydirilen koruyucu bir zırh değildir. 

Burada asıl sorumluluk; her konuşmasında ağzını bozan, pandemi için yaptığı konuşmalarda dahi, partisine oy devşirmek için sürekli politika yapan ve ana muhalefet partisi liderini haksız ve yersiz eleştirerek provoke eden  ve sonra da zeytinyağı gibi suyun üzerine çıkmak isteyen,  haksız alınganlık gösteren cumhurbaşkanına düşmektedir. 

Sen bana nasılsan ben de sana öyleyim şeklinde çok güzel bir söz vardır. 

Ben;  herkese,  ağzıma gelen en ağır sözleri sınır tanımadan söyleyeyim,  ama karşı taraf bana cevap vermesin, zira ben cumhurbaşkanıyım demek,  büyük bir haksızlıktır. 

Anayasanın;  yasa önünde eşitlik kuralına göre, sıfatı ve makamı ne olursa olsun hiç kimseye, hesapsız kitapsız başkalarına tek yanlı hakaret etme imtiyazı tanınamaz. 

Siz, madem cumhurbaşkanısınız, işgal ettiğiniz cumhurbaşkanlığı makamının hakarete uğramasını, zarar görmesini ve yıpranmasını istemeyecek kadar duyarlısınız, o zaman anayasanın ve ettiğiniz yeminin gereklerini  yerine getirerek,  gerçek ve özde  bir  cumhurbaşkanı gibi davranmak ve konuşmak zorundasınız. 

Aslında, partili cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı sıfatıyla yaptığınız,  hemen hemen her konuşmanızda, çirkin politika yaparak, muhalefet partilerine ve ana muhalafet partisi ve liderine söylediğiniz haksız ve çirkin sözlerle, işgal ettiğiniz cumhurbaşkanlığı makamını rencide eden ve küçük düşüren, aşağılayan bizzat sizsiniz. 

Sayın ERDOĞAN; Partili cumhurbaşkanını,  muhalefet istemedi. AKP ve MHP istedi ve sizlerin oylarınızla bu garabet ortaya çıktı. Bu nedenle de,  bu garabetin sonuçlarına siz katlanacaksınız. 

Ben,  herkese sorumsuzca hakaret edeyim, karşı taraf susup kabullensin ve yutsun, demeye hakkınız yok. Yok öyle bir bolluk bu yeryüzünde. Çuvaldızı başkalarına batırmadan önce,  iğneyi kendinize batırmalısınız. 

Yargı, emrinizde olmasa, açtığınız hiçbir davayı kazanma şansınız olamaz. 

Aslında,  Yargıtay'a büyük bir görev ve sorumluluk düşmektedir. Yargıtay; hiç vakit geçirmeksizin, yerel mahkemelerin verdiği cumhurbaşkanına hakaret iddiasına dayalı ceza ve tazminat mahkumiyet kararlarını; cumhurbaşkanının, AKP genel başkanı sıfatıyla ve şapkasıyla yaptığı politik konuşmalarına ve rakiplerine yönelik suçlamalarına cevap teşkil eden konuşma ve beyanların; cumhurbaşkanlığı makamına, cumhurbaşkanının anayasaya uygun icraatlarına yönelik olmadığı ve cumhurbaşkanlığı makamını bağlamadığı için,  cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle,  peş peşe bozarak konuya açıklık getirmek ve bu gereksiz tartışmalara son vermek zorundadır. 

Ana muhalefet partisi lideri;  sanırız,  sözde cumhurbaşkanı diyerek,  bu gerçekleri ifade etmeye çalışmış olmalıdır. 

Türk Milleti ve Türk Milletinin hukukçu bir ferdi olarak;  ben de,  T. C. Cumhurbaşkanının;  anayasal sorumluluklarına, görevine başlarken namusu üzerine ettiği yeminin gereklerine uygun davranmasını ve söz söylemesini, özde cumhurbaşkanı olmasını,  istiyor ve bekliyoruz.  

Güner Yiğitbaşı

13/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu  

Anayasa mahkemesinin kararlarına uymayan hakimlere af mı getirilmek istenmektedir?
Dünkü (09/01/2021) Sözcü Gazetesinde yer alan bir haber dikkatimizi çekti, haberi okudum ve hayretler içinde kaldım. 

Habere göre, yeni yargı reformu paketindeki detaylar netleşmeye başlamış ve TBMM'ye getirilmesi öngörülen yargı reformu paketinde; Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmamasının, hakimler açısından disiplin suçu olarak tanımlanması öngörülüyormuş. 

Hayda. 

Anayasanın hükümlerine ve anayasa göre herkesi bağlayan,  uyulma mecburiyeti bulunan Anayasa Mahkemesinin kararlarına uymayan, görevinin yasal ve anayasal gereklerine uymayan ve görevinin gereklerine aykırı hareket eden bir hakim; esasen, eylemi daha ağır başka bir suçu oluşturmuyorsa, en azından TCK. 257.  Maddesine uyan, genel olarak görevi kötüye kullanmak suçunu işlemiş sayılır. 

Yani,  Anayasa Mahkemesinin; hakimleri de bağlayan, uyulması zorunlu kararlarına uymayan, bu kararlara aykırı kararlar veren hakimlerin bu fiili, Türk Ceza Yasasına göre,  memuriyet görevini kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu ve bu eylemin,  TCK da bir yaptırımı ve karşılığı bulunduğu için; ayrıca,  yargı reformu adı altında çıkarılacak başka bir yasa ile bu eylemin disiplin suçu sayılmasına gerek olmadığı gibi, böyle bir düzenlemenin yapılması,  hukuken mümkün değildir, böyle bir düzenleme yapılamaz. 

Anayasa Mahkemesinin bağlayıcı kararlarına uymayan, bu kararlara uygun kararlar vermeyen hakimlerin bu eylemlerinin,  disiplin suçu olarak tanımlanması şeklinde yapılacak olan yeni bir düzenleme; hakimin, Türk Ceza Yasasına göre, adli görevini kötüye kullanmak suçunu oluşturacak olan bu eylemini, TCK. na göre suç olmaktan çıkararak, disiplin suçuna indirgemek suretiyle,  örtülü bir af olarak değerlendirilmelidir. 

Yapılmak istenen bu düzenlemeyle,  bir şark kurnazlığı yapılarak, örneğin;  BERBEROĞLU kararına uymayan hakimlerin görevi kötüye kullanmak suçlarının, disiplin suçu haline getirilerek,  onlara örtülü bir af getirilmek istendiği anlaşılmaktadır. 

Yapılmak istenen bu yasal düzenleme; açıkça,  anayasaya ve hukuka aykırı bir düzenlemedir. 

Güner Yiğitbaşı

10/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Elit olmak suç mu?
Boğaziçi Üniversitesine,  dışarıdan partili kayyum rektör atanması üzerine,  üniversite öğrencilerinin,  bu etik dışı atamaya karşı çıkarak,  anayasal protesto haklarını kullanmaları, atamayı yapan iktidar kanadını ve yandaşlarını çok kızdırdı ve Boğaziçi Üniversitesini ve öğrencilerini,  elit olmakla, elitlikle suçladılar. 

Peki, elit ne demektir?

Fransızca kökenli olan elit; en kısa tanımıyla,  “seçkin” demektir. 

AKP ve yandaşlarına göre elit, yani seçkin olmak da suç oldu,  bu ülkede. 

20 yıldır bu ülkeyi tek başına yöneten ve 2, 5 milyar dolar kamu parasını  harcayan AKP ve onun başındaki zat, 20 senede ne yaptı?

Tüm üniversiteleri ve öğrencilerini seçkin yapabilecek iken; seçkin üniversiteleri dahi,  kötü ve çağın gerisinde kalan,  kariyerleri yetersiz, tek özellikleri yandaş ve partili olmak olan rektörler atayarak,  geriletmeye çalıştı. 

Boğaziçi Üniversite’sine rektör olarak atanan zat; katıldığı bir bilgi yarışmasında,  bizim ilkokul öğrencisi çocuklarımızın dahi bildikleri bir soruyu,  iki joker hakkını kullanmasına rağmen,  yanlış cevaplandırdı, onun adına ben utandım ve yerin dibine girdim, bu videoyu seyredince. 

Boğaziçi Üniversitesi;  gerçekten,  ülkemizin elit, yani seçkin ve tanınmış bir üniversitesidir. 

Bundan niye gocunuyorsunuz?

Bilakis övünmelisiniz ve tüm üniversitelerimizi seçkin kılmak için gayret göstermelisiniz. 

Bu aşağılık duygusunun sebebi nedir?

Bu ülkenin insanları;  sizin,  aşağılık komplekslerinizi çekmek zorunda değildir. 

Boğaziçi ve benzeri üniversitelerimize, giriş sınavlarında üstün başarı gösteren ve yüksek puanlar alan gençlerimiz öğrenci olarak kayıtlarını yaptırıp okuyabiliyorlar. 

Peki, giriş sınavlarında başarı gösterebilmek için ne gerekli?

Orta öğrenimde iyi yetişmek ve başarılı ve bilgili olmak gerekli. 

Başarı için de,  iyi ilk öğretim okulları ve liseler açmak, buralara kaliteli hocalar atamak, sınıf mevcutlarını az tutmak, bilime önem vermek, çocuklarımıza iyi eğitim vermek gerekli. 

Bir  de,  iyi okulları tüm Türkiye'ye eşit olarak yaymak ve gençler arasında fırsat eşitliğini tesis etmek gerekli. 

Ama,  iş başındaki iktidar ve ondan önceki iktidarlar,  bunu sağlayabildiler mi?

Tabii ki; hayır. 

Özellikle iş başındaki AKP iktidarı ve onun başındaki zat; kendisi de imam hatip mezunu olduğu ve bununla övündüğü için, din ağırlıklı eğitim veren,  çağdaş bilimden uzak imam hatipler açmaya devam ettiği gibi, mevcut klasik liselerin çoğunu da imam hatip liselerine çevirdi. 

İmam hatip liselerinin kuruluş amacının;  din adamı yetiştirmeye yönelik meslek okulları oldukları, din bezirganı siyasiler tarafından unutuldu. Gençlerimiz, Dünyevi değil, ahiret amaçlı eğitildiler, bu din ağırlıklı,  dinin dogmatik ve katı kuralları içinde yetişen öğrenciler, çağdaş ve pozitif bilgilerden fen ve matematikten  uzak kaldılar,  çağa ayak uyduramadılar, fırsat eşitliğinden de yoksun kalan ve iyi okullarda okuma imkanı bulamayan Anadolu’nun fakir insanları,  iyi eğitim alamadılar ve bu nedenle ülkemizin Boğaziçi gibi tanınmış ve seçkin üniversitelerine girecek yeterlilikte puanlar alamadılar ve bu üniversiteleri ancak uzaktan seyrettiler. 

Bunun suçlusu, Boğaziçi Üniversitesi ve onun protesto haklarını kullanan başarılı öğrencileri mi?

Siz,  siyasi iktidar olarak,  eğitimdeki görev ve sorumluluklarınızı yerine getirmemişsiniz, gençleri iyi eğitememişsiniz, seçkin kılamamışsınız,  devletin paralarını imamlara ve ahirete  harcamışsınız, bu nedenle,  kabahati kendinizde arayacağınıza, biraz parası olup,  takviye kurslarla,  paralı özel okullarda okuyarak veya üstün zekasıyla, devletin veremediği eğitimi,  kendi imkanlarıyla ve gayretleriyle alarak,  Boğaziçi Üniversitesine girme başarısı gösteren öğrencileri,  utanmadan ve sıkılmadan, akıllı hırsız ev sahibini bastırır kurnazlığıyla,  elit olmakla suçluyorsunuz. 

Sizin yaptığınız ayıp,  büyük bir aymazlık ve haksızlık, sizin yaptığınıza;  hem kel ve hem fodul derler. 

Utanın, susun ve oturun oturduğunuz yerde. 

Güner Yiğitbaşı

08/01/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget