Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Bu Laik Cumhuriyet Ve Atatürk İle Açık Bir Hesaplaşmadır
AYASOFYA; nihayet, kasıtlı olarak Lozan anlaşmasının 97.  yıldönümüne denk getirilen günde,  görkemli bir törenle ibadete açıldı. 
Türk Milletinin gözü aydın olsun!
Milletçe,  hepimizin başı göğe erdi, ülke olarak tüm sorunlarımız birden çözülüverdi!
Uyanın baylar ve bayanlar, AYASOFYA bir simge, aşama ve bahane. 
Hiç kimse zannetmesin ki; ERDOĞAN,  bu hamlesiyle muhtemel bir erken veya zamanında yapılacak seçimlerde oy devşirmeyi amaçlamakta. 
Hayır,  amaç oy ve seçim kazanmak değil. 
Oylarının,  seçimi kazanamayacak derecede ciddi bir şekilde azaldığını bilmelerine rağmen, seçim kazanma diye bir dertleri yok. Bir bildikleri var sanırız. 
AYASOFYA üzerinden yapılan son hamle,  bize göre kesinlikle laik Cumhuriyete ve ATATATÜRK'e baş kaldırma, Laik Cumhuriyet ve ATATÜRK  ile hesaplaşmaktır,  Türk Milletinin sabrını test etmek ve nabzını ölçmek, muhtemel tepkileri görerek,  ona göre nihai amaçları için yeni bir stratejiyi yürürlüğe koymaktır. 
Bir hukukçu olarak, kanıtsız hiç kimseyi itham etmek istemeyiz ve bunu asla hoş da  görmeyiz. 
İşte size kanıtlar; 
AYASOFYA'nın ibadete açılmasının tarihi,  bilerek ve bilinçli olarak, ülkemizi emperyalistlerin paylaştıkları Sevr anlaşmasını yırtarak Laik Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedi ve temel taşı olan Lozan Barış Anlaşmasının imzalandığı günün 97.  yıldönümüne denk getirilmiş ve bugün AYASOFYA dışında, Lozan anlaşmasından tek kelime edilmediği gibi, Lozan anlaşmasının yıldönümünü kutlamak ve Anıtkabire çıkarak ATATÜRK'ü ziyaret etmek isteyenler,  engellenmiş ve ANITKABİR,  inandırıcı olmayan bahanelerle halkın ziyaretine kapatılmıştır. 
AYASOFYA' da kılınan Cuma namazında, Diyanet’in resmi sitesinde yayımlanan cuma hutbesinin dışına çıkan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş;  arkasında duran ve kendisini destekleyen, koruyup kollayan AKP Genel Başkanına güvenerek, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün de imzası bulunan,  Ayasofya'nın müzeye dönüştürülmesine ilişkin 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararına göndermede bulunarak,  "Fatih Sultan Mehmet Han burayı kıyamete kadar cami olarak kalması için vakfetmiştir.  Vakfedileni çiğneyen lanete uğrar" diyerek,  bu ülkeyi ve Ayasofya'yı düşman işgalinden kurtaran ve bugünkü törenin önünü açan ATATÜRK'e adeta meydan okuyarak, onunla hesaplaşmayı göze alma cüretini ve hadsizliğini göstererek, Laik Cumhuriyet ve ATATÜRK ile hesaplaşmaya kalkışmış, Laik Cumhuriyete isyan bayrağını açmıştır. 
ATATÜRK'e lanet okuyan beyanları,  bu sözde din adamının ilk vukuatı da değildir. ATATÜRK'e ağır hakaret eden, keşke Yunan kazansaydı diyerek,  kurtuluş savaşına karşı çıkan vatan haini fesli deli Kadir'i,  resmi makam aracı ve kıyafetiyle evinde ziyaret ederek hediyeler sunmuştur. 
ATATÜRK'e lanet okumak kim,  sen kimsin sözde din adamı?
Fatih Sultan Mehmet, Allah mı da,  onun vakfiyesini çiğneyen kişi lanete uğrasın?
Şayet,  lanete uğraması gereken bir kişi varsa. bu ülkeyi ve AYASOFYA'yı düşman işgalinden kurtararak devletimizi kuran ATATÜRK'e,  onun kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğunda oturmasına rağmen, ona sevgi ve minnet duyacağına,  onun için kin kusan nankörlük yapan,  bu sözde din adamıdır.  
AKP Genel Başkanı da, Ayasofya’nın tekrar cami yapılması kararının ardından yaptığı konuşmada,  AYASOFYA'yı 1934 de ibadete kapatarak müze yapan kararnameyi çıkaran ATATÜRK için ne demişti? Bir hatırlayalım.  “Tek parti döneminde alınan bu karar,  tarihe ihanet olmanın yanında hukuka da aykırıydı… Bugün alınan karar Fatih’in bedduasından kurtulmamızı sağlamıştır” dememiş miydi?
Asla bir tesadüf ve dil sürçmesi olmayan tüm bu olup bitenleri ve beyanları üst üste koyduğumuzda, AKP Genel Başkanı ERDOĞAN ve Diyanet İşleri Başkanının gerçek niyetleri, açıkça ortaya çıkmaktadır. 
Biz, şapkamızı çıkarıyoruz ve diyoruz ki; Laik Cumhuriyet ve ATATÜRK yanlısı geçinen sessiz çoğunluğun, sessiz kalmalarından güç alarak, büyük bir cesaretle Laik Cumhuriyete ve ATATÜRK'e meydan okuyarak hesaplaşmaya girişen AKP Genel Başkanı ve Diyanet İşleri Başkanını, bu cesaretlerinden ve şeffaflıklarından dolayı yürekten kutluyoruz.  

Güner Yiğitbaşı

24/07/2020
Hukukçu

Sil Göz yaşlarını Sultan Ahmet
Bugün,  senin için zor bir gün biliyoruz. 
Hüzünlenmekte, gözlerinden süzülen yaşlarda haklısın. 
Seni çok iyi anlıyoruz. 
Sil gözyaşlarını Sultan Ahmet. 
Daha, yanı başındaki Sultan Ahmet Camisini dolduramıyorsunuz, Ayasofya'nın müze olmaktan çıkarılarak cami olarak ibadete açılmasını istemektesiniz diyerek, sana arka çıkanlar, ne olduysa birden fikir değiştirerek, yanı başındaki Ayasofya'yı,  sana rakip olarak ibadete açacaklar bugün. 
Gerçek İslam’da asla yeri olmayan bir hata işleyerek, Ayasofya'nın ibadete açılışını siyasi bir gösteriye dönüştürdüler, ezan davetini yeterli görmeyerek,  insanlar arasında ayrımcılık yapıp,  sözüm ona 500 seçkin insana VİP namaz davetiyesi gönderdiler. 
Üzülmekte ve gözyaşı dökmekte haklısın Sultan Ahmet. 
Bizler biliyoruz ki; sen,  milli ve yerli, temeli cami olarak atılan,  en az Ayasofya kadar Dünya kültür mirası çok değerli bir esersin,  sen de çok değerlisin, yıllardan beri, özde ve gerçek Müslüman  İstanbul halkına,  sessizce hizmet vermektesin ve vermeye de devam edeceksin. 
Senin, dinen namaz kılmak için bir özürün, namaz zamanları kapanarak sonra açılacak,  İslam inancı ile bağdaşmayan bir ayıbın yok. 
Üzülme, bugün; bazı insanların, senin hemen yanı başındaki Ayasofya'nın açılışı için yapacakları göstermelik ve sahte davranışlara, yapacakları taşkınlık ve gösterilere, bazılarının gereksiz yere akıtacakları sahte sevinç gözyaşlarına aldırma. 
Dedik ya, Ayasofya da;  Bizanslıların,  kendi dini inanışlarının gereği olarak yaptıkları bir ibadet yeri, kilise. Dünya kültür mirası değerli bir eser, ancak kiliseden dönme bir cami. Sen ise, temelden, doğuştan bir İslam eseri ve gerçek bir camisin. 
Bugün,  belki senin kapını çalacak,  Cuma namazını senin kucağında eda edecek cemaat bulmakta zorlanacaksın, cemaatinde büyük bir azalma olacak. 
Ancak, üzülme,  buna takma kafanı, önemli olan nicelik,  çok insan değil,  nitelikli, gerçek ve özde  Müslüman ve inanan, Allaha olan gerçek imanından dolayı Cuma namazına gelenlerdir. 
Senin için, bundan önce olduğu gibi,  ezan dışında,  VİP davetiyeye gerek yok. 
Oku ezanını o yanık sesinle, sıfatları ve makamları ne olursa olsun, gerçekten inanan, dini siyasete alet etmeyen, din tacirliği yapmayan, özde ve gerçek Müslümanlar gelsinler,  Cuma namazlarını kılsınlar, sayıları kaç olursa olsun. 
Sil gözyaşlarını,  Sultan Ahmet.  

Güner Yiğitbaşı

24/07/2020
Hukukçu   

İstanbul Sözleşmesi Sizin Nerenize Batıyor?
Pınar GÜLTEKİN isimli 27 yaşındaki genç kadının erkek arkadaşı tarafından öldürülmesi, yine yüreğimizi dağladı. 
Bu kaçıncı kadın cinayeti ülkemizde?
İnanın,  ben gazete okuyan ve medyayı takip eden aydın bir kişi olarak,  bu kadın cinayetlerinin sayısını tam olarak bilemiyorum, sadece  ülkemizin medeni bir toplum olmadığını, toplumumuzda kadına değer verilmediğini, kadının yaşam hakkının korunamadığını tartışmasız ortaya koyan yoğunlukta olduğunu söyleyebiliyoruz. 
Kadının değersiz olduğu, eşleri ya da sevgilileri tarafından hiç yerine öldürülen kadınların, bu öldürülme eylemlerinin baş sorumlusu ilan edildiği, her kadın cinayetinin kusur ve  sebeplerinin kadına yüklendiği, her öldürülen kadını suçlu ilan eden soysuzların kol gezdiği ülkemizdeki 18 yıllık AKP iktidarının bu ülkenin başında kaldığı sürece, AKP zihniyetinin kadına yönelik cinayetleri önleyemeyeceği gibi, bu cinayetleri giderek artıracağından emin olabilirsiniz. 
Baksanıza, kadına yönelik aile içi ve dışı şiddeti önleme, kadını şiddetten koruma amaçlı İstanbul Sözleşmesine imza koyan iş başındaki AKP iktidarı, kendi imzasını inkar ederek bu sözleşmenin altındaki imzasını geri çekmeyi planlıyor. 
İstanbul Sözleşmesi sizin nerenize batıyor efendiler?
Söyleyiniz lütfen. 
Bu ülkede kadın bakanlığının ismi aile bakanlığı olarak değiştirildi, AKP iktidarı kadını değil aileyi korumaya kararlı. Aslında aileden amaç,  ailenin diğer tarafı erkeği korumak, kadına şiddet uygulayan erkeğin huzurunu bozmamak, onu kadınsız bırakmamak. Kadını, kendisine kötü davranan, değer vermeyen, şiddet uygulayan kocasına ram etmek. 
Bir kadın öldürülüyor ve hemen arkasından,  aile bakanı bu cinayetin takipçisi olacağız,  failin en ağır cezayı almasını sağlayacağız diye demeçler vermekle yetiniyor. 
Biz artık kadınlara yönelik cinayetlerin önlenmesini, bunun için alınması gereken cinayetleri önleyici tedbirlerin alınmasını istiyoruz. Cinayet işlendikten sonra, failin alacağı ceza bizi ilgilendirmiyor, biz failin alacağı ceza ile ilgilenmiyoruz, bizim için önemli olan cinayetlerin işlenmemesi ve genci yaşlısı kadınlarımızın yaşatılmaları, cinayete kurban gitmemeleridir. 
AKP iktidarı;  kadını değil aileyi korumak istemekle,  aslında, bu cinayetlere kurban giden kadınlarımızı suçlamakta,  dolaylı olarak. 
AKP iktidarı; kadınların, koşulsuz kocalarına itaat etmelerini, tüm geçimsizliklere ve kendilerine yönelik uygulanan şiddete rağmen,  erkeğin eziyetlerine ve şiddetlerine karşı çıkmamalarını, kocalarını terk ederek baba evine sığınmamalarını ve boşanma davaları açmamalarını, kadınlık ve insanlık onurlarını ayaklar altına alarak, kendilerine şiddet uygulayan kocalarına biat etmeye devam etmelerini istiyor. 
Buna uymayarak evlerini ve kocalarını terk edip baba evine sığınan ve eşleri aleyhine boşanma davaları açan kadınların,  öldürülmeyi hak ettiklerini düşünen ve İstanbul Sözleşmesinden caymanın planlarını yapan AKP iktidarının,  kadın cinayetlerindeki başarısını ayakta alkışlıyoruz!
Bu yazıyı yazarken izlediğimiz habere göre, Pınar GÜLTEKİN'in öldürülmesini barışçıl olarak protesto eden kadınların,  İzmir de polis tarafından gözaltına alındıklarını öğrenince, yazdıklarımızda ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha anlamış olduk. 

Güner Yiğitbaşı

21/07/2020
Hukukçu

Erken Veya Baskın Seçim Bekleyenler Güldürmeyin Bizi
Muhalefetin bazı partilerinin lider kadroları, iktidardaki AKP'nin 2023'ü beklemeden, partinin prestiji ve oy oranı daha da azalmadan bir erken ve hatta bir baskın seçim yapabileceğini düşünmektedirler.
Bizce,  AKP; yapılacak bir erken seçimle iktidardan düşeceğini çok iyi bilmekte olup, bu gerçeği bile bile,   işgal ettiği ülkeyi istediği gibi kendi keyfince yönetme olanağını,  kendi kararıyla,  2023 den önce niçin  elinden kaçırsın?
AKP lider kadrosu, ülkeyi yönetme aklını yitirdi ama, kendi siyasi geleceğinin yok olacağı bir erken veya baskın seçim kararını alacak kadar aklını yitirmiş değildir.
AKP iktidarının şu andaki koalisyon ortağı MHP ile birlikte sahip olduğu meclis çoğunluğuna dayanarak çıkardığı ve çıkarmayı planladığı antidemokratik yasalara bir bakınız, bu yasaların bir erken seçim yapılacağı çağrışımını yapmadığını, bilakis baskıcı ve otoriter AKP iktidarının 2023'e kadar  sürdürülmesine ve hatta 2023 de normal seçimleri daha yaptırmamayı amaçladığını,  göreceksiniz.
Biz, erken seçim bekleyen ve bu konuda görüşler açıklayan bazı muhalefet partilerinin liderlerine karşı,  yazdığımız önceki makalelerimizde de, halkın güvenini kaybeden ve yapılacak ilk seçimde iktidardan düşeceğini,  muhalefetten daha iyi gören AKP iktidarının;  bırakınız erken seçim yapmayı, 2023 de normal tarihinde dahi seçim yapılmasını düşünmediğini dile getirmiştik.
Aynı görüşümüzde bir değişiklik olmamıştır.
Erken veya baskın bir seçim bekleyen bazı muhalefet  partilerinin bu beklentilerine,  sadece gülüyoruz. Ancak,  AKP iktidarından biran önce kurtulma adına da,  bu konuda yanılmayı bekliyoruz.
AKP'den ayrılarak kurulan Gelecek ve Deva partilerinin,  erken yapılacak olan bir seçime katılmalarının önleneceği gerekçesine de katılmıyoruz.
Diyelim ki, erken seçim kararı alındı ve DAVUTOĞLU ile BABACAN'ın partilerine seçimlere katılma engeli getirildi.
AKP lider kadrosu; Davutoğlu ve Babacan'a olan kinle onların seçimlere katılmalarını önleseler dahi, AKP den bu patilere yönelen seçmenlerin. asla AKP'ye geri dönmeyeceklerini ve AKP'ye bir daha oy vermeyeceklerini, ya seçimlerde oy kullanmayacaklarını,  ya da Millet İttifakına oy vereceklerini çok iyi biliyorlar, bunu bildikleri için de,  bir erken seçim kararı almayı asla düşünmemektedirler.
Muhalefet partileri;  ülkelerini seviyorlarsa, ülkeyi AKP işgalinden kurtarmak  ve dini esaslara dayalı otoriter bir İslam Devletinin ülkemizde resmen kurularak hayata geçirilmesinin önüne geçmek istiyorlarsa, erken seçim beklentilerini bir kenara bırakarak ve bu çok zayıf ihtimali de düşünerek, Millet İttifakını güçlendirmenin hazırlılarını yapmalılar, bu ülkede söz hakları bulunan ve %10'un üzerinde Kürt seçmene sahip bulunan HDP'yi karalayarak dışlamaya bir son vererek, HDP'yi de Millet İttifakının içine almayı düşünmelidirler.
HDP allerjisi yüzünden,  bu ülkenin ortak sahipleri ve eşit vatandaşları olan Kürt vatandaşlarımızın temsilcileri olan bu partiyi dışlayarak,  Kürt vatandaşlarımızın oylarını yok sayan bir muhalefet, AKP'nin değirmenine su taşıdığını,  asla aklından çıkarmamalıdır.
Muhalefeti akıllı olmaya davet ediyor ve HDP'ye karşı olan ve onları dışlamaya kalkışan bazı muhalefet partilerinin; bu davranışlarıyla, bu ülkeye ihanet içinde olduklarını, bu ülkenin ortak sahibi eşit yurttaşları Kürt seçmenleri yok saydıklarını ve sistem dışına ittiklerini, AKP'ye muhalefet yapmaya haklarının olmadığını buradan duyurmak istiyoruz.

Güner Yiğitbaşı

21/07/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

İktidarı Uyarıyoruz
Bugün günlerden 17/07/2020 Cuma.
Ayasofya'nın müze statüsünden çıkarılarak, hukuken olduğu gibi fiilen ibadete kapılarını açacağı ilan edilen 24/07/2020 Cuma gününe bir hafta kaldı.
İbadet yeri ve bir cami olmaktan çıkarılarak siyasallaştırılan,  siyasi bir arenaya dönüştürülen, hilafet ve saltanat yanlısı, Cumhuriyet ve devrim, laik demokratik düzen karşıtı, ATATÜRK düşmanı kökten dincilerin simgesi haline getirilen  Ayasofya'nın cami olarak yeniden ibadete açılışı fırsat bilinerek, virüs salgını sebebiyle alınacak tüm tedbirlere rağmen, camide ve çevresinde büyük bir izdiham yaşanacağını, niyeti üzüm yemek değil bağcı dövmek olan kökten dinci, siyasal İslam yanlısı etkin bir azınlığın; namaz sonrası cami çıkışında,  çevrede taşkınlık yaparak anti laik ve yasa dışı gösteri yapacaklarını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yoktur.
Siyasal iktidar; virüs salgınını bahane ederek, seksen Baro Başkanlarının dahi gösteri yapmalarını sakıncalı bulup yasaklarken, yıllarca Ayasofya'nın  ibadete açılmasını isteyen ve bekleyen, her fırsatta beyinlerinin içindeki İslami devlet düzenini hayata geçirme niyetlerini eylemleriyle açığa vurmaktan çekinmeyen hatırı sayılır sayıdaki etkin bir azınlığın çıkarmaları kuvvetle muhtemel nahoş olayların ve salgının yayılmasını önlemek için, Ayasofya'nın 24/07/2020 Cuma namazı ve  bir törenle açılması kararını yeniden gözden geçirmeli ve bu açılışın,  Cuma namazının eda edileceği 24/07/2020 Cuma günü bir törenle yapılması kararından vazgeçerek, açılışın bir Cuma namazı ve Cuma dışında sade bir günde,  törensiz ve  normal seyrinde yapılmasını sağlamalıdır.
Siyasi rant ve oy uğruna,  daha da ötesinde, artık gizliliği kalmamış olan siyasi ajandasını gerçekleştirmek için  Ayasofya’nın ibadete açılışını bir merhale olarak kabul eden siyasal iktidar,  ateşle oynamaktan vaz geçmelidir.
Aksi halde, hiç arzu etmediğimiz çıkması muhtemel taşkınlık ve olaylardan siyasal iktidar sorumlu olacaktır.

Güner Yiğitbaşı

17/07/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

15 Temmuz'u Demokrasi Günü Olarak Kutlamaya Yüzünüz Var Mıdır?
Bugün, 15/Temmuz/2020
15 Temmuz; ülkemizde demokrasiye son vererek,  tek adama (FETÖ) dayalı otoriter ve faşist, dini esaslara dayalı bir diktatör devleti kurmak için,  sinsi planlar yaparak, bu planı bir bir uygulamaya koyan hain FETÖ'nün; iş başındaki AKP iktidarıyla işbirliği halinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin büyük bölümüne sızarak ve yuvalanarak, amacını gerçekleştirmek için düğmeye basıp darbe girişiminde bulunduğu günün,  dördüncü yıl dönümüdür.
Gün, hamaset yaparak, sadece hain FETÖ'yü yerden yere vurup, olmayan demokrasinin edebiyatını yapma ve gerçeklerin üzerini örtme günü değil, korkmadan ve çekinmeden, eğri oturup doğru konuşma, objektif olarak, 15  Temmuz darbe girişiminden kurtulan demokrasimizin; demokrasi adına, demokrasi kullanılarak yok edildiği içler acısı durumuna bakarak,  gerçek bir değerlendirme yapma ve sözüm ona darbe girişiminden kurtarılan demokrasimizin, darbeyi başarısız kılmakla ve bugünü demokrasi günü olarak ilan edip  kutlamakla övünen AKP iktidarı tarafından yok edildiği bugünkü acıklı halini değerlendirme ve gözler önüne serme günüdür.
Darbe girişiminde bulunan FETÖ'nün; paralel bir yapı olarak,  devleti ele geçirerek darbe girişiminde bulunabilecek güce erişmesinde; AKP iktidarının,  atama kararnamelerindeki, meclise sunduğu yasa teklif ve tasarılarındaki imzalarını ve icraatlarını yok sayarak, sadece FETÖ'yü suçlamak, FETÖ'nün güçlenmesindeki AKP katkılarını yadsımak ve yok saymak,  kendimizi aldatmak ve demokrasimize yapacağımız en büyük kötülüktür.
15 Temmuz darbe girişimi önlenmiştir de ne olmuştur,
Ondan sonra neler yapılmıştır, darbe mağduru iş başındaki siyasal iktidar, samimi bir şekilde demokrasimize sahip çıkarak, demokrasimizi ve özgürlükleri daha yukarılara mı taşımıştır,
Yoksa, demokratik seçimle işbaşına gelen iktidar,  yine seçimle iş başından gitmelidir düşüncesiyle, demokrasiyi sadece seçimlere mi indirgemiştir,
Siyasal iktidarın tek derdi, FETÖ darbesiyle iktidardan düşürülmemek midir, yoksa gerçekten  demokrasinin özü olan laik ve demokratik insan hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak mıdır?
Bugün, ülkesini ve demokrasisini seven gerçek demokratlar; korkmamak ve hamaseti bırakarak, eğri oturup doğruları konuşmak ve bu soruların gerçek cevaplarını arayıp bulmak zorundadırlar.
15. Temmuz FETÖ darbe girişimi önlenmiştir de,  sonrasında neler olmuştur?
Bir düşününüz lütfen. AKP iktidarı, darbe girişiminin önlenmesinden sonra, FETÖ yerine bizzat kendisi,  demokrasiyi yok etmek için öyle kötü şeyler yaptı ki; bu ülke insanı,  FETÖ darbe girişiminden kurtulduğuna dahi sevinemedi, sevinci kursaklarında kaldı.
Sahi, bir hatırlayınız, ERDOĞAN'ın FETÖ için söylediklerini.
Ne istediler de vermedik, ne istedilerse verdik.
Aynı menzile (hedefe) birlikte gidiyorduk.
Demedi mi?
FETÖ ile aynı menzile birlikte giderken, iktidar hırsı ve yarışı içinde,  birbirlerini yok etme ve yeme  yarışına giren AKP iktidarı, FETÖ ile aynı hedefe gitmekte ise, bu hedefin ne olduğu çok açıktır.
Darbe girişiminden sonra,  darbeye katılan hainleri soruşturan savcıların iddianamelerinde ve darbeci FETÖ'cüleri yargılayarak mahkum eden mahkemelerin gerekçeli kararlarında;  FETÖ'nün menzili, hedefi ve amacı açıkça yer almaktadır, açınız bakınız ve AKP iktidarının gitmekte olduğu menzili anlayınız. Bu menzilin demokrasi, laiklik ve özgürlükler olmadığını açıkça göreceksiniz.
Sayın ERDOĞAN'ın; 15. Temmuzu demokrasi günü ve bayramı olarak kutladığına ve nutuklar attığına bakmayınız. O,  ülkenin darbe girişiminden,  demokrasinin,  FETÖ'nün elinden  kurtulduğuna değil, iktidardan düşürülemediğine sevinmekte ve şükretmektedir. kendisinin,  FETÖ ile aynı menzile gittiğine dair açık ve samimi itirafları vardır ve FETÖ'nün demokrasiyi yıkarak faşist bir din devleti kurmayı hedeflediği ve amaçladığı mahkeme kararlarıyla tescil edilmiştir.
Parantezi kapayarak devam edelim.
Darbe girişiminden beş gün sonra, bu darbe girişimi vesile yapılarak,  20. Temmuz günü, darbeden kurtulan ve demokrasiyle yeniden tanışan, demokrasiye şükretmesi ve iyi ki demokrasi varmış demesi gereken AKP iktidarı tarafından ülkemizde olağanüstü hal ilan edildi ve yıllarca,  bu ülke olağanüstü hal altında idare edildi.
Olağanüstü hal yönetimi, geçici ve Anayasal demokratik bir yönetim tarzıdır, koşulları varsa ilan edilebilir, buna bir diyeceğimiz yoktur.
Ancak, olağanüstü hal yönetiminin anayasal kuralları vardır. Olağanüstü hal döneminde  acil ve sadece olağanüstü halin ilanını gerekli kılan konulara sınırlı kanun hükmünde kararnameler çıkarılabilecekken, ERDOĞAN başkanlığında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Olağanüstü hal kararnameleriyle, devletin yapısı değiştirilmiş, kökleşmiş kurumlar kapatılmış, demokrasiyi yok etmenin önündeki her engel bir bir yok edilmiştir. Olağanüstü halin ilanı gerekli kılan konular dışında,  yasa gibi her alanı düzenleyen kurallar içeren olağanüstü hal kararnameleri çıkarılarak, meclis devre dışı bırakılmış ve anayasa açıkça ihlal edilmiş,  ülkemiz keyfi ve anti demokratik bir yönetimin altına sokulmuştur.
Sonrasında anayasa değiştirilerek,  Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi adı altında ucube bir rejim tesis edilmiş, partili cumhurbaşkanıyla bugünkü antidemokratik ve anti laik düzen kurulmuş, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrımı ilkesi kaldırılmış, yasama, yürütme ve yargı tek elde sarayda birleşmiş, ülke;  saraydan ve tek adam tarafından kararnamelerle, yargıya ve yasama'ya saraydan verilen talimatlarla yönetilmeye başlanmıştır.
Yargı bağımsızlığı yok edilmiş, yargı Türk Milleti adına değil saray adına yetki kullanmaya başlamıştır.
FETÖ'nün iktidar ortağı iken yargı ne ise,  bugün de yargı odur.
Kumpas davalar, haksız tutuklamalar artarak devam etmektedir. Menzil aynı olunca, demokrasi amaç  değil, menzile ve hedefe ulaşmak için kullanılan bir araç olunca, yargının farklı olmasını beklemek de abesle iştigaldir.
FETÖ'nün siyasal iktidar ortağı olduğu dönemde yargılanan aynı gazeteciler, bugün de,  AKP iktidarını eleştirdiler diye, bugünün bağımlı yargısı tarafından tutuklu olarak yargılanmaktadır.
Gazetecinin kimliği hiç önemli değildir. Dün FETÖ'nün,  bugün ise,  ERDOĞAN yargısının yargıladığı gazetecilerin ortak yanları; laik, demokrat, özgürlükçü olmaları ve siyasal iktidarı haklı olarak eleştirmeleri ve ülkelerini seven kişiler olmalarıdır.
Bu gerçek dahi,  AKP iktidarının; darbeci hain FETÖ ile laik demokrasi ve özgürlükler karşıtı oldukları ve aynı hedefe birlikte yürüdükleri gerçeğini,  açıkça ortaya koymaktadır.
Hukukun üstünlüğüne, insan hak ve özgürlüklerine dayalı laik demokrasinin ortadan kaldırılmış olduğu bugün; bu üzücü sonucu,  ha FETÖ sağlamış, ha AKP iktidarı,  bizim için önem arz etmemektedir. Ne yazık ki; sonuç olarak, laik ve özgürlükçü demokrasimiz, bağımsız yargı, insan hak ve özgürlükleri yok edilmiş, meclisimiz dışlanmış, demokrasi sadece sandıktan ibaret,  çırılçıplak bırakılarak içi boşaltılmıştır.
Bu koşullarda, bu güzel ülkemizde;  15. Temmuzları,  demokrasi günü ve bayramı olarak kutlamaya,  en başta AKP iktidarı olmak üzere,  kimsenin yüzü ve hakkı yoktur.
Hep birlikte demokrasimizin ruhuna bir fatiha okumak,  tek yapmamız gereken gerçekçi bir davranış olacaktır.
Demokrasi; ha darbeyle ve silah zoruyla yok edilmiş, ha devleti yönetenler tarafından,  devletin ve yasaların gücü ve koruması kullanılarak içeriden yok edilmiş, biz insanlar için hiç önemli değil, önemli olan demokrasinin yaşatılması ve geliştirilmesidir.
Sadece, ERDOĞAN ve yandaşları için var olan demokrasi ve özgürlükler, böyle sözde demokrasi,  yerin dibine batsın,  tepe tepe kullanınız.
15. Temmuz kutlama programınız ve yönteminiz dahi,  demokratik ve laik değil.
Ana muhalefet partisinin liderinin konuşturulmadığı, 15. Temmuz gazilerinin yok sayıldığı bir kutlamayı, demokrasi gününü kutlama olarak nitelendirmek dahi,  abesle iştigaldir.

Güner Yiğitbaşı

15/07/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget