Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Devletin itibarı deyince ne anlaşılmalıdır?
Ülkemiz yöneticileri, kendilerine yönelik israf derecesindeki harcamalarına haklı olarak yapılan eleştirileri, aymaz bir şekilde “devletin itibarı” saçma savunması ile karşılamaya çalışmakta ve bu ülkenin yoksul vatandaşlarının vergileriyle oluşan kamu parasını gereksiz bir şekilde çarçur ettiklerini, asla kabul etmemektedirler.

Devletin itibarına geçmeden önce, kelime anlamı olarak itibar ne demektir ona bir bakalım.

İtibar; ”saygı görme, değerli bulunma, güvenilir olma” demektir.

Devletin itibarı deyince de, o devletin; bizzat kendi halkından, diğer devletlerden ve halklarından, uluslararası kuruluşlardan saygı görmesi, onlar tarafından değerli ve güvenilir bulunmasıdır. Devletin itibarlı olup olmadığının objektif ve evrensel kriterleri, saygı görme, değerli ve güvenilir olmadır.

İtibarın tarif ve içeriğinde, devleti yönetenlerin; oturdukları resmi konutların, sarayların, çalışma makamlarının, kullandıkları resmi otomobillerin, yiyip içtiklerinin, devlet resepsiyonlarında konuklara sundukları yiyecek ve içeceklerin maddi değerlerinin yeri yoktur.

Bir ülkenin ve devletin itibarı, maddi değerler ve yöneticileri için sarf edilen israf derecesindeki paralarla ölçülseydi, demokrasinin adının bulunmadığı, insan hak ve özgürlüklerinin yok sayıldığı, en başta Arap ülkeleri olmak üzere, yöneticileri; ülkelerinin tüm maddi zenginliklerinin tek sahibi olan krallık, monarşi ve her türden diktatörlüklerin, en itibarlı devletlerden sayılması gerekmeyecek miydi?

Devletin itibarını yönetenlerin harcadıkları kamu paralarının miktar ve değeriyle eş değer gören zihniyet; demokrasi karşıtı, halkın hak ve özgürlüklerine, ezilmişliklerine gözlerini kapayan antidemokratik şark zihniyetidir.

Bize göre, insan hak ve özgürlüklerine, yargının bağımsızlığına, demokrasinin evrensel ilkelerine saygılı itibarlı bir devlet olabilmek için;

O devlet ve ülkede, evrensel tüm kurum ve kurallarıyla tıkır tıkır işleyen gerçek bir demokrasi olmalıdır.

Yargısı tam bağımsız, en başta basın özgürlüğü olmak üzere, tüm insan hak ve özgürlükleri, sözde değil uygulanabilir olmalıdır.

Devleti yönetenler, yoksul halktan toplanan kamu paralarını, toplumun ihtiyaçlarını sıraya koyarak adil bir şekilde harcamalı, lüks ve şatafattan uzak olmalı, devletin parasını harcamaktan dolayı hesap verme yolları açık olmalıdır.

Devletin dış politikası tutarlı ve sürekli olmalı, günün koşullarına göre günden güne, haftadan haftaya, aydan aya sıkça ve kolaylıkla  değişmemeli, dünyada güçlerine göre iki kutba ayrılan süper devletlerin arasında gidip gelen zikzaklar çizmemelidir.

İtibarlı devletin ekonomisi güçlü olmalıdır. Bu anlamda, üreten dış ticareti açık vermeyen, cari açığı yıldan yıla sürekli artmayan, parası değerli, halkının büyük bölümü işsiz olmayan, halkının büyük bölümü yönetenlerin oy için çalışmadan doyurdukları yardımlar ile geçinen kişilerden oluşmamalıdır.

Devletin Milli Eğitim Politikaları her sene değişmemeli, modern, çağdaş, laik ve bilimsel eğitime öncelik verilmeli, dini eğitim, sadece din adamı ihtiyacı ile sınırlı ve istisnai olmalıdır.

Allah ile kul arasında olan din, politikaya alet edilmemeli, dinden siyasi çıkar sağlama yoluna gidilmemelidir.

Devletin en üst makam ve  koltuğunda oturan kişi, bir anonim şirketin yönetim kurulu başkanlığı koltuğuna kendisini layık görmemeli, bir A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanlığı koltuğuna oturmak için, ara sıra da olsa, en üst koltuktan asla inmemelidir.

Dünyanın büyük bir lider olarak kabul etmek zorunda kaldıkları, değeri dünya tarafından bilinen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu olan ATATÜRK gibi tartışmasız değerlere sahip çıkılabilmeli, ona düşman gözüyle bakılmamalı, adı ATATÜRK olan, ülkenin en büyük şehrinin en büyük hava alanının kapatılacağını fırsat bilerek, onun yerine yapılan yeni hava alanına, faşizmin, istibdadın, demokrasi ve özgürlükler karşıtlığının sembol ismi olan ABDÜLHAMİT Han isminin verilmesi gündeme dahi getirilmemeli, böyle bir şeyin olması halinde ise, tüm Türk Halkı ayağa kalkarak, bu tasarrufa  karşı çıkabilmelidir.

Bunlardan hiçbirinin esamesi dahi okunmuyorsa, o ülkenin itibarsız olduğu, itibarının ayaklar altında ezildiği, üzülerek de olsa kabul edilmeli ve bu duruma yol açan  mevcut yönetim ve sistem, demokratik seçimlerle mutlaka sonlandırılmalıdır.

Güner Yiğitbaşı

12/09/2018
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Disk kadro talebi ve ekonomik kriz için basın açıklaması ile eylem yaptı
“Ülke bir felakete gitmekte ve bu felaketin yükü işçilere ve emekçi halka ödetilmektedir.
DİSK/ Genel-İş Genel Yönetim Kurulu’nun belediye şirket işçilerine kadro talebi ve ekonomik kriz ile ilgili olarak, Ankara Ulus Meydanı’nda  11 Eylül günü toplanan DİSK’li işçiler, ellerinde istemlerini belirten döviz ve pankartlar olduğu halde, sloganlar atarak basın açıklamasında bulundular. Bu konuda işçiler:
Ekonomik Krizin Yükünü Çekmeyeceğiz! Ücretler Artırılsın! Belediye Şirket İşçilerine Kardı ve Özgür Toplu Sözleşme Hakları İstiyoruz! Haksız Yere İşten Çıkarılan İşçiler İşlerine Geri Dönsün!” Dediler.
Ulus Meydanı’nda toplanan Çoğunluğu DİSK’li olan işçiler önünde basın açıklaması yapan Genel İş Genel Başkanı Remzi Çalışkan yaptığı basın açıklamasında şunları söyledi:
- Çalışma yaşamına, işçilere emekçilere ilişkin sorunlar dağ gibi büyürken ülkeyi yönetenlerin gündeminde işçiler ve emekçiler yok. Bugüne kadar mevcut sorunlarımıza ve taleplerimize yönelik olumlu iyileştirici hiçbir adım atılmış değil. Zaten Sayın Cumhurbaşkanı’nın açıkladığı 100 günlük eylem planında işçilerle emeğiyle geçinenlerle ilgili en ufak bir söylem de görmemiştik. Ekonominin gidişatı gösteriyor ki bir bütün olarak ÜLKE BİR FELAKETE GİTMEKTE ve bu felaketin yükü işçilere ve emekçi halka ödetilmektedir.
Disk kadro talebi ve ekonomik kriz için basın açıklaması ile eylem yaptı
Yeni sistemde sermaye daha da kuvvetlendirilirken emek biraz daha değersizleştirilmiştir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın dönüştürülmesi bunun bir göstergesidir. Bakanlığın adı Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı” olarak değiştirildi.  Bu sadece iki bakanlığın birleştirilmesi olayı değildir. Yaşamdaki değerleri yaratan emeği yok saymaktır. Görev ve kapsam bakımından milyonları ilgilendiren bir bakanlığın tek başına önemli bir bakanlık olması gerekirken tersi olmuştur. Böylelikle siyasi iktidarın, çalışma yaşamına emeğe, işsizliğe, iş cinayetlerine önem vermediği ve bu konularda düşünce ve eylem planlarının da olmadığını net bir biçimde ortaya koymuştur.
Söyledik yine söylüyoruz; ekonomik krizin temel nedeni piyasa ekonomisidir, tüketim üzerine kurulu sermaye düzenidir. Krizlerden etkilenmemek için yapılması gereken istihdam sağlayan üretim ekonomisidir. Uygulanan ekonomik politikalar sonucunda bugün: İŞSİZLİK 6 MİLYONU AŞTI ve çok büyük sosyal ve toplumsal sorun haline geldi. Artık her ve de birkaç işsiz var. Genç işsizliği artıyor, üniversite mezunu işsizlerin sayısı artıyor, kadın işsizler alabildiğine yüksek boyuta geldi.
Enflasyon oranı son 15 yılın en yüksek seviyesinde ve bugün temel tüketim maddelerinin fiyatı iki katına kadar çıktı. Faturalarımız her geçen gün kabarmaya başladı; doğalgaza, elektriğe, suya yüksek zamlar yapıldı. Artık emeğiyle geçinemeyenlerin aldığı ücret; faturalara, kiraya zor yetmekte ve temel ihtiyaçlarını neredeyse karşılayamayacak düzeydedir.
Siyasi iktidarın bazı işçilere ve emekçilere bakış açısı taşeron şirket işçilerine yönelik çıkarılan eşitsiz ve ayırımcı olarak düzenlenen 696 Sayılı KHK ile ortaya konmuştu. Biz alanlara çıkarak kadro düzenlemesi KHK ile yapılamaz, dedik ama ne yazık ki kadro düzenlemesi işçilerden, sendikalardan ve meclisten kaçırılarak yapıldı.
Taşeron şirketlerden belediye şirketlerine geçişleri yapılan 500 bin işçiye hak ettikleri kadro verilmeyerek haksızlık yapıldı.
Belediyelerdeki taşeron şirket işçilerini belediye şirketi işçiliğine mahkûm etmek adaletsiz, haksız ve ayırımcı bir uygulamadır. Soruyoruz: Merkezi idarede taşeron şirketlerde çalışan işçiler kamu hizmetlerinde çalıştıkları için kadroya alınmışlarsa, yerel yönetimlerde çalışan işçiler hangi nitelikte hizmetlerde çalışıyorlar ki hala kadro dışında bırakılıyorlar?
Yerel yönetim hizmetleri kamu hizmeti değil midir?
Ne yaptılar? İşçilerin hak ettikleri kadroyu vermedikleri gibi, geçişi yapılan tüm işçilerin özgür toplu sözleşme yapma haklarını da gasp ettiler. İdarelere ve şirketlere geçişi yapılan taşeron şirket işçilerinin özgür toplu sözleşme hakları 2020 ye kadar askıya alındı. Yüksek Hakem Kurulu’nun (YHK) belirlediği komik artışlarla işçiler 2020 ye kadar açlık ve sefalete mahkûm edildiler.
YHK tarafından ilan edilen ve 1 Ocak 2018 Ocak 2018- 30 Haziran 2020 dönemde 6 şar aylık dönemler için ilan edilen çıplak ücretlere yüzde 4 oranında yapılan artışlar, %20 ye yaklaşan yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında işçileri ve ailelerini açmaza sürüklemiştir. Yüksek enflasyonun ve TL nin yaşadığı tarihi değer kaybının da tetiklediği hayat pahalılığı karşısında işçi ücretleri mum gibi erimiş, işçilerin reel ücretlerinde erime yüzde 20 lere dayanmıştır.
Kamuya geçiş yapan yaklaşık bir milyon işçi ile birlikte, tüm işçilerin ücretlerine ek zam yapılmalı, geçiş yapan işçilerle ilgili sınırlandırmalar ortadan kaldırılmalı ve özgür toplu sözleşme yapabilme hakları sağlanmalıdır.
Bugün belediye şirketlerinde çalışan işçiler ilave tediye ödemlerini dahi alamamaktadır. Bu adaletli hakkaniyetli bir tutum değildir. Belediye şirket işçileri de 52 günlük ilave tediye ödemlerinden yararlanmalıdırlar.
Birileri bu haksızlıklara övgüler dizebilir. Ama biz bu yapılanlara haksızlık ve adaletsizliktir diyoruz ve giderilmesini talep ediyoruz.
Disk kadro talebi ve ekonomik kriz için basın açıklaması ile eylem yaptı
Belediye şirket işçilerine hak ettikleri kadroyu talep ediyoruz. Ve diyoruz ki: Gerek önceden  belediye şirketlerinde çalışan, gerek taşerondan belediye şirketlerine geçirilen bütün işçilerin hak ettiği kadroyu alana kadar mücadelemizi ısrarla ve inatla sürdüreceğiz.  
Uzun zamandır mücadelesini verdiğimiz bir konu da OHAL döneminde gerçekleşen haksız ve hukuksuz işten çıkarmalardır. Bu güne kadar bir yandan emek mücadelesini sonuna kadar sürdürürken bir yandan da ülkenin geleceği için demokrasi, adalet ve hukuk talep ettik. Çünkü demokrasilerde hukuksuzluğa yer olmaz. Ancak geldiğimiz noktada haksızlık ve hukuksuzluk devam ediyor.
Buradan bu ülkeyi yönetenlere sesleniyoruz; binlerce işçiyi ihraç ve aileleriyle birlikte açlığa, sefalete ve yoksulluğa mahkûm ettiniz. Hakkında herhangi bir soruşturma açılmamış, bir mahkeme kararı olmayan 3000 e yakın üyemizi aileleriyle birlikte mağdur ettiniz.
OHAL itiraz komisyonunun oyalayan ve sonuç üretmeyen çalışması yerine bir an önce hukuksuzca ihraç edilen üyelerimizin işe iade edilmesini, mağduriyetlerinin sona erdirilmesini talep ediyoruz.
Haklarımız için, emeğimiz için, demokrasi mücadelemizden de asla ödün vermeyeceğiz.
İnadına sendika, inadına DİSK, inadına Genel-İş! Kaybedilmiş haklarını böylece dile getiren, zaman zaman topluca slogan atan işçiler, “kadro hakkımız söke söke alırız,  gerçek kadro istiyoruz, susma sustukça yeni zamlar gelecek, inadına sendika inadına işAyrıca pankartlarda görülen sloganları atıyorlardı. gibi sloganlar atıyorlardı.
Basın açıklamasından sonra işçiler topluca dağıldılar.

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız

Cumhuriyet Gazetesi Yönetiminde Değişiklik…
1965 yılından beri kesintisiz (1971 ve1991 yıllarındaki yönetim krizinde kısa dönemler hariç) okuyucusu olduğum Cumhuriyet gazetesinin sahibi Cumhuriyet Vakfının 18.02.2014 tarihinde yaptığı seçim hukuki bir süreç sonunda iptal edilince, yeniden seçim yapıldı ve üyelerin özgür istençleriyle yönetim değişikliği yapıldı.
Buna cumhuriyet okurlarının fazla itiraz edeceklerini sanmıyorum.
Yönetim değişikliğinden sonra bazı yazarlar veda yazılarıyla gazeten ayrıldıklarını söylediler ve yeni yönetimde kamuoyuna yönelik bir açıklama yaptı.
Bu açıklamanın ve giden yazarların durumları hakkında 53 yıllık okuru olarak itirazlarım var.
1-Açılamada “Gazetenin temel politikası ATATÜRK’ün aydınlanma devrimleridir. Sadık okuyucunun arzuladığı temel yayın çizgisine bugünden itibaren dönülmüştür” denilmektedir.
Bu açıklamayı, zor dönemde görev yapan ve büyük bedeller ödeyen, Orhan Erinç, Hikmet Çetinkaya, Şükran Soner, Prof. Dr. Emre Kongar,  Ali Sirmen, Işık Kansu, Orhan Bursalı, Mine Kırıkkanat, Miyase İlknur ve ayrılan yazarlar Prof. Dr. Tayfun Atay, Çiğdem Toker, Hakan Kara gibi Atatürkçülere haksızlık olarak görüyorum. Açıklama bu değerli Cumhuriyet yönetici ve yazarlarını incitmeyecek nitelikte olmalıydı.
2-Cumhuriyet okurlarıyla gönül bağı kurmuş Prof. Dr. Tayfun Atay ve ekonomik usulsüzlüklerin amansız takipçisi olup okuyucuyu bilgilendiren Çiğdem Toker ile gazetesi için bedel ödemiş Hakan Kara’nın ikna edilerek ayrılmaları önlenmeliydi.
3-Açılamada belirtildiği gibi Cumhuriyet Gazetesi zor günlerde bile hukukun üstünlüğünü, Atatürk ilke ve devrimlerinde savunmaktan asla vaz geçmemiştir.
Bazı yazarların Cumhuriyet politikasına uymayan davranışları ise onlarla yollarının ayrılmasıyla hal edilebilirdi. Tümden, gazetenin temel politikasından ayrıldığı algısını yaratmak özveriyle çalışanlara büyük haksızlıktır.
Aydınlanmanın, Atatürk ilke ve devrimlerinin savunucusu Cumhuriyeti gazetesini yaşatmak her aydının görevidir.
Yeni yönetime başarılar dilerim.

Gündüz Akgül

11.09.2018
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Çankaya’nın ilk yüzme havuzu törenle açıldı
Çankaya Belediyesi’nce ilk kez yaptırılan yarı olimpik yüzme havuzu, Çankaya halkına törenle sunuldu. Ankara’nın öteki merkez belediye hudutları içinde yıllar önce yapılan birer ikişer yüzme havuzları varken, Ankara’nın en büyük merkez ilçesinde yüzme havuzunun olmayışı eleştiri konusu oluyordu.
Çankaya’nın Birlik Mahallesi’nde yaklaşık 2700 m2 park içine, siyaset ve Bilim Adamı Erdal İnönü anısına yaptırılan yarı olimpik yüzme havuzu, 8 Eylül 2018 günü, CHP milletvekilleri, geniş bir davetliler ve mahalle sakinlerinin katılımları ile törenle açıldı.
2 bin 692 metrekarelik alanda inşa edilen Erdal İnönü Yarı Olimpik Kapalı Yüzme Havuzu ve Su Sporları kompleksi olimpik standartlar ve kalitede inşa edildi. 25 metre uzunluğunda, 12,5 metre genişliğindeki havuz 5 kulvarlı (şeritli). Tesiste ayrıca Çankayalılar aletli fitness salon yer alıyor.
Çankaya’nın ilk yüzme havuzu törenle açıldı
“Erdal İnönü Yarı Olimpik Kapalı Yüzme Havuzu ve Su Sporları Kompleksi’nin açılışını coşkulu bir kutlama töreniyle gerçekleştirdi. Türk bilim ve siyaset tarihinin duayen ismi Erdal İnönü’nün isminin yaşatılacağı tesisin açılışında Su International Atlantik ekibinin Su Balesi Gösterisi de izleyicilere keyif dolu anlar yaşattı.
Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen açılış öncesi yaptığı konuşmada,“Çankaya Belediyesi olarak sizler istiyorsunuz, fermanı veriyorsunuz biz yapıyoruz. Hizmetlerimizle oylarınızdan önce gönüllerinizi, kalplerinizi kazanmak bizler için her şeyden daha önemli. Bunu yaptığımıza inanıyorum çünkü Çankaya Belediyesi Türkiye’nin en iyi ilçe belediyesi boşuna seçilmedi” dedi.
Göreve geldiği günden bu yana hizmetlerini halkın talepleri doğrultusunda gerçekleştirdiğini dile getiren Taşdelen, 4 yeni kültür merkezi, 3 yüzme havuzu, 14 yeni Çankaya Evi, yenilenen Pazar yerleri, öğrenci yurtları ile Çankayalıya her alanda hizmet vermeye çalıştıklarını belirtti. Taşdelen Çankaya Belediyesinin yeni yatırım açılışlarının 3 ay boyunca devam edeceği müjdesini de verdi.

Kindar değil çağdaş nesiller yetişsin diye”
Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kurduğu ilçenin belediye başkanı olmanın ayrı bir sorumluluk olduğunu dile getiren Taşdelen, sözlerine şöyle devam etti:
"Belediyecilik, ‘kentlere ihanet ettik’ diyenlerin değil sosyal demokratların işidir. Çocuklarımız hurafelerle yetişmesin diye kreşler, cemaatlere sığınmasın diye yurtlar açıyoruz. Belediyecilik doların yeşilini değil, ağacın yeşilinin sevenlerin işidir. Kindar bir nesil değil çağdaş bir nesil yetişsin diye yüzme havuzları, buz pistleri açıyoruz. Biz tüm bunları Mustafa Kemal’in ışığıyla yapıyoruz. Mustafa Kemal’in ilçesinin, sizlerin belediye başkanı olmaktan gurur duyuyorum. Biz karanlığı, kendi aydınlığımızla, Mustafa Kemal’in aydınlığı ile ışıtacağız, aydınlığa kavuşturacağız. Biz bunları yaparken hiçbir kredi kullanmadık, hiçbir değerli arsamızı satmadık, yatırım yaptık, halka ait olanı halka geri gönderdik. AKP belediyeciliğine baktığınızda kentlerin yağmalandığını görüyorsunuz, kentlerin talana uğradığını, kendilerinin de sonunda “biz bu kentlere ihanet ettik” dediklerini görüyorsunuz. "
“Çankaya Belediyesi olarak daima ilklere ve rekorlara imza attıklarını” belirten Başkan Taşdelen, “yüzme havuzunun isminin Erdal İnönü olmasının tesadüf olmadığını dile getirdi. Yüzme havuzunun Birlik Mahallesi’nde bulunan İsmet İnönü, Zafer ve Lozan Parklarının hemen yanında yer aldığını” vurguladı. Taşdelen, Milli Eğitim Bakanlığı ile görüşme yaptıklarını ve ilkokul öğrencilerinin beden eğitimi derslerini Erdal İnönü Yüzme Havuzunda yapabilmeleri içinde ellerinden geleni yapacaklarını belirtti. Başkan Taşdelen şunları söyledi: İkinci yüzme havuzumuz Çiğdem Mahallesinde inşat devam ediyor, üçüncü yüzme havuzumun temelini Dikmen Karapınar’da açacağız. Çankaya Belediyesi Türkiye’nin en başarılı belediyesidir. Geçtiğimiz yıl İnsani Gelişme Vakfı tarafından ki BM le faaliyet gösteren bir vakıftır.  Bu vakıf tarafından Türkiye’nin en iyi belediyesi seçildik. Kentler uygarlığın merkezidir. Biz kentlerimizi AKP karanlığından geri alacağız. AKP istediği yöneticisin Çankaya’ya göndersin, ben dört buçuk yılda CHP nin Çankaya’da nasıl taş üstüne taş koyduğunu kendim tek tek gezdireceğim, kendilerine bir bir bunları göstereceğim, hangimiz daha çok çalışmışız gelsinler kamuoyu önünde tartışacağız, varlarsa ben de varım Atatürk’ün sosyal demokrat bir belediye bunları nasıl yaptı tek tek kendilerine göstereyim.”.

Birlik Mahallesi’nde yer alan tesisin açılış törenine Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Levent Gök, CHP Genel Başkan Yardımcıları Tuncay Özkan, Yıldırım Kaya, CHP Parti Meclisi üyeleri, milletvekilleri, Ankara İl Başkanı Rıfkı Güvener ve Çankaya İlçe Başkanı Yeliz Aşçı katıldı. Yüzme Havuzunun açılış töreninde TBMM Başkan vekili Levent Gök de Çankaya Belediye başkanına teşekkür eden bir konuşma yaptı. Konuşmalardan sonra havuz ve tesisiler topluca gezildi.

Cevat Kulaksız 

Cevat Kulaksız

Şarbon - Güner Yiğitbaşı
16 Yıldır tek başına iktidar olan AKP ve onun liderinin yarattığı; ülkemizin, içeride ve dışarıdaki acıklı durumunu, Allah’ın verdiği aklı kullanarak muhakeme edebilen ve sorgulayabilen vatandaşlarımız, gayet iyi biliyorlar. Ancak, onların bu gerçekleri bilmeleri; bu iktidarı, sandıkta ülke yönetiminden uzaklaştırmaya sayı olarak yetmiyor maalesef.
Biz artık, işsizliği, pahalılığı, cari açığı, paramızın değer kaybını, dış politikadaki ilkesizliği, başarısızlığı ve fiyaskoyu bir kenara koyduk, onları artık düşünmüyoruz bile, zira onları düşünmeye sıra gelmiyor, bu ülkenin tarımını ve hayvancılığını bitirdiler, tarıma ve hayvancılığa gerekli önem ve destek verilmedi, Türk köylüsü ve çiftçisi üretmiş üretememiş, kar etmiş edememiş, iktidarın ve onun başındaki kişinin umurunda değil, üretilemeyen tarıma dayalı yiyecek maddelerini ve eti dışarıdan ithal eder ve halkımızın ihtiyacını bu şekilde karşılarız diye düşünüyorlar ve bu yola gitmekte inat ediyorlar.
Dolardaki umulmadık, aslında bize göre umulan yükselme üzerine, tarıma dayalı yiyecek maddelerinin ve etin ithali için yabancılara dolar bazında ödenecek paralar büyük miktarlara ulaşıyor ve fazla olan cari açık daha da kabarıyor.
Tarıma dayalı yiyecek maddelerinin ve etin ithaline ödenen yüklü dövizden de vazgeçtik, büyük paralarla ithal edilen tarım ürünleri ve etlerin gerekli sağlık kontrolleri yapılmadan, ithal GDO'lu tarım ürünleri ve hastalıklı etler halkımıza yediriliyor ve gelecek kuşağın sağlığı ile oynanıyor.
İşte, alınız son ithal et rezaletini, ithal etler vasıtasıyla ülkemize şarbon mikrobunun geldiği ve bu hastalığın bazı illerimizde görülmeye başlandığı basında yer almaktadır.
Geçtiğimiz gün yeni adli yıl, yürütmenin vesayeti altında Saray'ın müştemilatında yapılan sözüm ona bir törenle başladı, çok lazımmış gibi, kendisini yargısal faaliyetlerinden çok, yürütmeye yakınlığı ve birlikte çay topladığı için siyasi ve magazinel olarak tanıdığımız Yargıtay Başkanımız, yeni adli yılın açılışı nedeniyle, yanılmıyorsak Mecliste bir açılış resepsiyonu verdi, medyadan izlediğimiz kadarıyla, toklar birbirini ağırlar misali, bütün tok üst düzey devlet adamları, bakanlar, milletvekilleri ve bürokratlar resepsiyondaydı, sıra sunulan yemekleri yemeye geldiğinde yemeklerin başına geçen üst düzey zevat, özellikle şarbon salgını nedeniyle et yemeklerini alıp tabaklarına koymakta tereddüt geçirdiler ve arkasından da, halkının sağlığını düşünmedikleri, koruyamadıkları, halkına şarbon mikroplu et yedirdikleri için istifa etmeleri, o resepsiyona gelip halkın karşısında boy göstermemeleri gereken bizi yöneten kişiler, utanmadıkları gibi, şarbon mikrobu ithal etler üzerinden birbirleriyle şakalaştılar, espri yaptılar, gülüştüler, bu manzarayı bugün sabah FOX TV.de üzülerek ve yüzümüz kızararak izledik. Hani bir zamanlar Çernobil olayı patlak vermişti de, Karadeniz’de yetişen çaylar radyasyonlu diye dedikodular çıkınca, bunların yalan olduğunu iddia eden zamanın tarım bakanı, halkın huzurunda çay içmişti ya, bugün izlediğimiz meclisteki resepsiyon tiyatrosunda da, hayvancılık bakanı öne atılarak etleri öncelikle yemek suretiyle, sözüm ona şarbon mikrobuna kafa tuttu ve halkın yemek istemediği şarbonlu ithal etlerin elde kalmaması için gayret sarf etti.
Bir ülkede demokrasi yoksa, en başta basın olmak üzere halk özgür değilse, yargı bağımsız değilse, bağımsız olmayan yargının başının, yeni adli yılın açılışı için verdiği resepsiyonda, bizi yönetenlerin ve sözüm ona adalet dağıtan bağımlı yargının, utanmaları ve sıkılmaları gerekirken, şarbon mikroplu ithal etler üzerinden espri üreterek hep birlikte eğlenip gülmeleri, çok normal karşılanmalıdır.

05/09/2018
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Gelde Nokta Koy - Gündüz Akgül
Gel de nokta koy, gel de omuzun ve kolumda yoğun kireçlenme var doktorumun önerisi ile iyileşene kadar bilgisayar kullanmayacağım de.
06.08.2018 tarihinde yazdığım “Nokta” başlıklı yazımla rahatsızlığım nedeniyle yazılara ara verdiğimi sevgili dostlarıma bildirmiştim.
Olmuyor, ağrım canımı yaksa da yazmak zorundayım.
55 yıldır oy verdiğim, 22 yıldır üyesi ve delegesi olduğum partimin seçmeni partiyi yerel seçimlerde boykotu dillendirmişken içim acıyor.
Bu söylenti yetmiyormuş gibi bu gün partimin sözcüsü ve Genel Başkan Yardımsızı Sayın Faik Öztrak MYK toplantısının ardından yaptığı açıklamada şöyle dedi.
“Biz diyoruz ki belediyeciliği biz biliriz. Bu nedenle de biz bu seçimlere tabanda mutabakatı sağlayacak, bundan önceki seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy vermiş, Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy vermiş, diğer partilere oy vermiş seçmenlerinde oyunu alabilecek, en yüksek oyu alacak, millete yapacağı hizmetlerin en üst seviyede olacağa halkın belediye başkanları ile çıkacağız. Gündemimizde ittifak yok.”
Bu söylemden sonra içinden geçen ve bence doğru olanı yazmayıp Genel merkeze göndermezsem, partime karşı olan sorumluluğumu yerine getirmemiş oluyorum.
Yıllardır iktidar olamayışımın nedeni yine bence, tabanımızı oluşturan demokrat, aydın, Kemalist değerlere gereken önemi vermemek, işçi, köylü, dar gelirli, küçük esnafla olan bağlarımızı zayıflatmak, sağda siyaset yapanların tek parti sorumluğunu CHP’nin sırtına yüklerken, kendi ağababalarının da o dönemde CHP içinde siyaset yaptığını ve Milletvekili olduğunu yeterince yurttaşlara anlatamamak ve son zamanlarda sağdan da oy alırım düşüncesiyle partiyi sağa çekmekten kaynaklanmaktadır.
Sayın Öztrak’ın bu günkü açıklaması yerelde başarı sağlamamızı sağlayacak bir açılama olmadığı kanısındayım.
CHP’nin kemikleşmiş seçmeninin dışında bizim oy alabileceğimiz seçmen, aydın ve demokrat olan kararsız seçmendir. Projelerimizle bu seçmene güven verebilirsek mutlaka % 25 bandını aşar, %30’a dayanırız.
AKP ve MHP seçmeninin oy verdiği partileri el birliği ile büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurduğu laik Cumhuriyetin parlamenter sistemini tek adam (Cumhurbaşkanlığı sistemi) sistemine dönüştürmüşken bunlardan oy beklemek nafiledir.
CHP, sağ ideolojiyi ilke olarak kabul etmiş yurttaşlardan oy istemekle yerine, laik Cumhuriyete sahip çıkmayı ilke edinmiş aydın ve demokratların oylarıyla ancak iktidar olabilir. Sağ seçmen aslı varken başkasına oy vermez.
Ağrım dayanamayacak kadar arttığından son vermek zorundayım.
Son Söz; CHP dümeni sağa değil mutlaka sola kırmalı ve sağ adayla değil sol adayları tercih etmelidir. 

03.09.2018
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget