Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Bir kere olsun yanılmak isterdik sayın Erdoğan!..
ERDOĞAN'ın samimiyeti konusunda bir kere olsun  yanılmak isterdik ama, sağ olsun ERDOĞAN bizi yine yanıltmadı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun; Kudüs konusunda almış olduğu,Kudüs'ün İsrail'in başkenti olduğuna ilişkin ABD Başkanı Trump'un açıkladığı kararı ret eden ve yok sayan kararı üzerine, memnuniyetimizi belirten ve bu kararın alınmasında Türkiye Cumhuriyetinin ve onun Cumhurbaşkanı ERDOĞAN'ın öncü çabalarını öven, bir önceki “YANLIŞ HESAP BAĞDAT'TAN DÖNER” başlıklı makalemizde, aynen şöyle yazmış idik;” Ancak, bu kararın alınmasında önayak olarak çaba sarf eden Sayın ERDOĞAN; Birleşmiş Milletlerin bu kararını,asla  iç politikada propaganda aracı olarak kullanmaya kalkışmamalı, bu kararı yaklaşan seçim meydanlarında ve muhtarlar toplantılarında atacağı siyasi nutuklarına meze yapmamalıdır. Aksine davranış, bu çabalarının, Dünya ve Ortadoğu barışının sağlanması adına yapılan samimi çabalar olmadığı sonucunu doğurur ki, ortaya çıkacak olan böyle bir sonuç ne ülkemize, ne de ERDOĞAN'a bir yarar sağlar. Aynı şekilde, görsel ve yazılı yandaş basın da,Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kararını istismar ederek; bu kararı, AKP'nin ve ERDOĞAN'ın şahsi bir zaferi ve başarısı olarak vurgulamaya ve yaygara yapmaya asla yeltenmemelidir. Bu başarı; içeride, muhalefetiyle ve  iktidarıyla Türkiye'nin ve Türk siyasetinin, dışarıda ise, tüm Dünya devletlerinin bir başarısıdır.”

Bu makalemizin henüz mürekkebi dahi kurumadan,Sayın ERDOĞAN; Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Kudüs konusunda almış olduğu kararı, iç politika malzemesi olarak kullanmaya,karar ile itibarı sarsılan süper güç ABD Başkanı Trump'u, hiç gereği yokken tahrik edici beyanlarını sürdürmeye başladı bile.

Gerçekten, ERDOĞAN'ın; Hakkari ve Şırnak AKP il kongrelerinde bu konuya ilişkin olarak bugün yaptığı konuşmaları televizyondan duyunca hiç de hayret etmedik, ERDOĞAN'ın eski ERDOĞAN olduğuna ve bizi yine yanıltmadığına, bir önceki makalemizde yaptığımız uyarılarda ne kadar haklı olduğumuza tanık olduk ve üzüldük tabi.

Erdoğan, Birleşmiş Milletlerin kararından önce, en başta Papa olmak üzere bazı devlet başkanlarıyla yaptığı telefon görüşmelerini, yaptığı kulis çalışmalarını  kamu oyuna açıklıyor,yine dünyanın beşten ve birden büyük olduğunu,bu BM kararıyla ABD ve Trump'a ders verildiğini belirterek,Birleşmiş Milletlerin kararı üzerinden, partisinin ve kendisinin propagandasını yapıyor ve samimiyet testini kaybediyordu. Başbakan durur mu hiç, oda bir başka yerde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Kudüs'e yönelik kararı üzerinden partisine pay çıkaran konuşmalar yapıyor.

Burada bir konuya daha dikkat çekmek istiyoruz.

Evet, ABD ve onun başkanına hak ettiği ders verilmiştir ve iyi de olmuştur.Ancak,bu konuyu tadında bırakmaz ve sürekli tekrarlayarak kaşımaya ve ABD'yi tahrik etmeye devam edersek,bundan ülke olarak zarar gören biz olabiliriz.İster kabul edin ister etmeyin,ABD bugün dünyanın süper güçlerinden biri ve bizden çok güçlü bir devlet, Irak tezkeresinin tarihi ve ülkemiz yararına olarak reddi üzerine başımıza gelenleri,Türk askerinin başına geçirilen çuvalı ve ülkemize uygulanmak istenen ambargoyu unutmayınız.

Şu anda,Irak ve Suriye'nin kuzeyindeki PKK uzantısı PYD  ve YPG varlığının, ABD tarafından desteklendiğini,ağır silahlarla donatıldığını,adeta müttefik kabul edildiğini unutmamak gerekiyor.Afrin'deki PKK/PYD varlığına son vermek için bir Afrin harekatı gündemde iken, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda alınan mağlubiyet ile onuru kırılan çılgın Trump'un;BM'nin aldığı Kudüs kararı nedeniyle sürekli ajite edilmesi halinde,ülkemizin ileride girişeceği bir Afrin harekatında, ülkemize karşı takınacağı olumsuzlukları ve engellemeleri düşünmek dahi istemiyoruz.

Aman ha dikkat.Unutun artık Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Kudüs kararını,ayrıca bu kararın bir yaptırımının da olmadığını asla unutmayınız.

En önemlisi de; günah da gizli, sevap da gizli değil midir beyler?

23/12/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Güner Yiğitbaşı

Yanlış Hesap Bağdat'tan Döner - Güner Yiğitbaşı
Bizim güzel olan ata sözlerimizden biri de;“Yanlış Hesap Bağdat'tan Döner” sözü olup,bu sözü bilmeyen yoktur.

Bu atasözünü niçin gündeme getiriyoruz?

Sanırım hepiniz tahmin etmişsinizdir.

Hani şu ABD'nin, Dünyanın baş belası olmaya aday Başkanı Trump var ya;onun tarafından tek yanlı olarak alınan, “Kudüs İsrail'in başkentidir” kararına yönelik yanlışlığın,haksızlığın ve hukuksuzluğun, ABD'nin vetosu nedeniyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından düzeltilememesi üzerine, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Kuruluna sunulan, Trump tarafından alınan bu kararın geçersizliğine ve  tanınmamasına yönelik karar tasarısı,dün Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda oylanarak, üye 172 ülkeden 128'inin,karar tasarısına olumlu oy vermeleri sonucunda, Trump tarafından alınan, Kudüs'ün İsrail'in başkenti olduğuna ilişkin kararı, Uluslar arası hukuk açısından geçerliliğini tamamen yitirmiştir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun almış olduğu bu karar;Birleşmiş Milletler Teşkilatının yüzünü ağartan,iyi ki böyle bir Dünya teşkilatı varmış dedirten olumlu ve sevindirici bir karardır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda; oylamaya sunulan  karar tasarısı için, ABD aleyhinde ve karar tasarısının kabulü yönünde oy kullanan ülkelerin ne kadarının verdikleri oylarda samimi olduklarını,bazı devletlerin, özellikle Trump'un, oylama öncesinde,oy kullanacak üye ülkelere yönelik sarf ettiği tehditkar sözlerinin de gündeme düştüğü günün koşullarına göre, ABD ve onun başkanına yönelik olarak oluşan tepkilerle prestijlerini düşünerek oy kullanıp kullanmadıklarını bilemiyoruz, ancak, ABD ve onun politikalarına kendi çıkarları için sempati duyan ABD yandaşı çoğu ülkenin de, bu karar tasarısının lehine oy kullandıklarına bakacak olursak,bu oylama sonucunun samimiyetini, şu anda tam ve sağlıklı olarak kestirebilmek mümkün değildir.Bu samimiyeti, zaman içinde hep birlikte göreceğiz.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun almış olduğu kararda;Trump'un, “Kudüs İsraiklin başkentidir” kararını açıklamasından sonra bu karara karşı çıkan ve dönem başkanı olarak, derhal İslam İş birliği Teşkilatını İstanbul da toplayarak süreci başlatan ülkemizin Cumhurbaşkanı  ERDOĞAN'ın ve Türk Dışişlerinin  çabalarını görmezlikten gelemeyiz,bu çabaları biz de taktirle karşılıyoruz.

Ancak, bu kararın alınmasında önayak olarak çaba sarf eden Sayın ERDOĞAN; Birleşmiş Milletlerin bu kararını,asla  iç politikada propaganda aracı olarak kullanmaya kalkışmamalı, bu kararı yaklaşan seçim meydanlarında ve muhtarlar toplantılarında atacağı siyasi nutuklarına meze yapmamalıdır. Aksine davranış, bu çabalarının, Dünya ve Ortadoğu barışının sağlanması adına yapılan samimi çabalar olmadığı sonucunu doğurur ki, ortaya çıkacak olan böyle bir sonuç ne ülkemize, ne de ERDOĞAN'a bir yarar sağlar.

Aynı şekilde, görsel ve yazılı yandaş basın da,Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kararını istismar ederek; bu kararı, AKP'nin ve ERDOĞAN'ın şahsi bir zaferi ve başarısı olarak vurgulamaya ve yaygara yapmaya asla yeltenmemelidir.

Bu başarı; içeride, muhalefetiyle ve  iktidarıyla Türkiye'nin ve Türk siyasetinin, dışarıda ise, tüm Dünya devletlerinin bir başarısıdır.

22/12/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu



“Asgari Ücret Fedakarlık Değildir”
Disk: “Asgari Ücret 2300 Tl Net Olmalıdır” Diyor
Eski Disk Başkanlarından Abdullah Baştürk’ün 26. ölüm yıl dönümünde Disk üyeleri Ankara Ulus Meydanında asgari ücretin 2300 lira olması için basın açıklaması ve eylemi yaptı.
Disk İşçileri adına Ankara Bölge Temsilcisi Tayfun Görülü, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları arasında konuşma yaparak asgari ücretin 2300 lira olmasını istedi. Konuşmasında şunları söyledi:
“Disk Federasyonu Genel Başkanı Abdullah Baştürk, 26 yıl önce bu gün hayata gözlerini kapatmıştı. Abdullah Baştürk, yüz binlerce işçiyi Genel iş ve Disk’te buluşturan liderimizdir ve işçi haklarını, emeğin onurunu alanlarda, iş yerlerinde 12 Eylül zindanlarında işçi haklarını dimdik savunan bir liderimizdi. Genel Başkanımız Abdullah Baştürk 12 Eylül faşist yönetiminde Davutpaşa’da, Metris Ceza evlerinde sürünerek geçti, fakat her fırsatta orada işkence olduğunu, bu yönetimin haksız bir yönetim olduğunu, darbeye karşı teslim olmayacağımızı yüzlerine haykırdı. Abdullah Baştürk dört yıl iki ay hapislikten sonra tüm Disk yöneticileri gibi beraat ederek tahliye oldu, hapisten çıktı.
Abdullah Baştürk tüm yaşamını işçi sınıfına ve halkımıza adamıştır. Ülkenin büyük aydınlarından ve önemli hukukçusu Halit Çelenk şöyle diyor, Abdullah Baştürk için:
“Tüm yaşamını insanca yaşamasına adayan, insanı ve insan onurunu yücelten 12 Eylül Faşizminde Disk davasında yargılanan Abdullah Baştürk diye başlıyordu. İşte Türk işçisinin Genel Başkanı Abdullah Baştürk işte böyle anılıyor, Türkiye’deki insanlar tarafından. Abdullah Baştürk sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada uluslar ara bütün dünyada tanınan, ağırlığı olan saygı duyulan bir sendika lideri idi. Onun ölümünün 26. Yılında onu rahmetle anıyoruz. Onun mücadelesine bağlı kalarak devam etmek için bir kere daha söylüyoruz.


Disk: “Asgari Ücret 2300 Tl Net Olmalıdır” Diyor
ASGARİ ÜCRET FEDAKÂRLIK ÜCRETİ DEĞİLDİR
Türkiye’de her yıl bir sonraki asgari ücreti Aralık ayında tespit ediliyor. Milyonlarca çalışanı ilgilendiren 2018 asgari ücreti önümüzdeki günlerde belli olacak. Asgari ücret sadece ücretleri değil, bütün çalışanları ilgilendiriyor. Asgari ücretin artış tutarı tüm ücretler için belirleyici oluyor. Bu yüzden asgari ücret meselesi emeği ile geçinen herkesin meselesidir. Hükümet yetkilileri, 2018 yılı Asgari ücret çalışmalarına başlarken işçilerden fedakârlık isteyerek başladılar. Hâlbuki asgari ücret asla bir fedakârlık ücreti değildir. Ülkemizde daha fazla fedakârlık hep işçilere, daha fazla kar ise hep patronlara gidiyor.  Ülkemizde milyonlarca işsiz varken işsizlik fonu işverenlere teşvik aktarılıyor, vergileri büyük oranda emeği geçen işçiler öderken patronlar vergi indirimi ile vergi aflarıyla yollarına ve karlarına devam ediyorlar.
“Patronlara değil, emekçilere bütçe” sloganları
Vergiler, daha işçi cebine paralar girmeden kütür kütür vergiler kesilirken, iktidara yakın isimler paralarını vergisiz adalarına kaçırıyorlar. Milyonlarca işçi açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşarken, milyonlarca sendikasız işçi toplu iş sözleşmesiz çalışıyor. Çalışanların yüzde 30 sosyal güvenceden yoksundur; taşeron işçiler hukuk dışı biçimde kadrosuz çalıştırıldı. Ülkemizde işçiler Avrupa ortalamasının çok üzerinde sürelerle çalışıyor her ayında. Sadece 2017 yılının ilk 11 ayında en az 1851 işçi iş cinayetleri sonucunda maalesef yaşamını yitirdi. İşçilerin canları bile “feda” edilirken, bir avuç patronun “kar”ları habire habire artıyor.
BÜYÜMEDEN İŞÇİYE PAY YOK.
“ÖLÜMÜNE ÇALIŞMAK İSTEMİYORUZ”  sloganları konuşmacı şöyle devam etti:
Asgari ücret son yıllarda enflasyon üzerinde artsa da asgari ücreti büyümeden ve milli gelir artışından pay alamıyor. 2004 yılından bu yana asgari ücret milli gelir artışı karşısında sürekli gerilemiş ve 2004 teki düzeye göre yüzde 30 oranında azalmıştır. Ülkedeki tüm değerleri üreten işçiler, çok övünülen büyümeden pay alamamıştır.

ASGARİ ÜCRET ENFLASYON KARŞISINDA ERİDİ.
2017 yılında asgari ücrete yapılan zam enflasyon karşısında erimiş, işçilerin reel ücreti düşmüştür. Yüzde 3+3 zammı 2017 de hızla artan enflasyon karşısında erimesiyle, Asgari ücretin alım gücü düşmüştür. Asgari ücret döviz karşısında da ciddi bir erimeyle yüz yüze.


Disk: “Asgari Ücret 2300 Tl Net Olmalıdır” Diyor
“-YÖNETMELİK UYGULANMIYOR, İŞÇİNİN EMEĞİ GASP EDİLİYOR.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) her yıl tek bir işçinin asgari yaşam maliyetini hesap etmektedir. Ne hikmetse asgari ücret belirlenirken TUİK’in rakamlarına riayet edilmemekte, yönetmeliğe aykırı biçimde asgari yaşam maliyetinin altında bir asgari ücret belirlenmektedir.
İŞÇİDEN KESİNTİ, PATRONA DESTEK OLMAKTA! 
“-Açlık sınırının altında asgari ücret olmaz! Asgari ücret geçim ücreti olmalıdır!
Asgari ücret geçim ücret olmalıdır.
Şayet ülke büyüyorsa, ekonomi iyi durumdaysa işçiler de payını almalıdır.
Asgari ücret tümüyle vergi dışı bırakılmalıdır”.
Asgari ücret enflasyon karşısında korunması için,
Asgari ücretin milli gelir artışından yararlanması için,
Asgari ücretin geçim ücreti olabilmesi için,
Asgari ücrette yaşanan kayıpların giderilmesi için, ASGARİ ÜCRETİN 2300 lira net olmalıdır”.
Bunları, Ulus Meydanındaki Atatürk büstünün önünde derleyip ayrılırken, yaşlı bir adam yaklaşıp bana şöyle dedi: “Efendi bu adamlar neye bağırıp çağırıyorlar, ne istiyorlar”  dedi. Ben de, para istiyorlar, amca, dedim. Adam, “herkes para ister gardaşım” dedi, şaşkın yüzüme baktı ben de ayrıldım.

Cevat Kulaksız  

Cevat Kulaksız

Demokratik Evrensel Değerler - Güner Yiğitbaşı
Adalet, hak, hukuk,yargı bağımsızlığı, güçler ayrımı, düşünce ve düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü en başta olmak üzere tüm insan hak ve özgürlükleri gibi demokratik ve evrensel kavram ve değerler, günümüzde demokrasilerin olmazsa olmaz vaz geçilemez değerleridir.

Bu değerleri evrensel kılan nedir?

Bu değerlerin, kendisini demokrasi ile tarif eden tüm ülkelerde aynı şekilde tanımlanarak, bu tanıma uygun bir şekilde uygulanıyor olmalarıdır.

Bu itibarla, bir ülke şayet demokrasi ile yönetiliyorsa, o ülkeyi yönetenlerin, demokrasinin bu değerlerine sahip çıkma ve ülkeyi bu değerlere uygun bir şekilde yönetme yükümlülükleri vardır.

Demokrasinin var olduğu söylenen bir ülkenin yöneticileri, ilk önce kendi ülkelerini yönetirlerken demokrasinin tüm değerlerine sahip çıkarak bu değerlere saygı göstermelidir ki; günün birinde,bu değerlerin ihlal edildiğini gördükleri diğer ülkelere yönelik olarak eleştirel söz söyleyebilsinler ve yaptıkları bu eleştirilerin bir samimiyeti, değeri ve anlamı olsun.

Bugün,Sözcü Gazetesinin başyazarı Sayın Rahmi TURAN'ın gazetedeki köşe yazısını okuduktan sonra, bunları düşünmeye başladık.

Sayın Rahmi TURAN yazısında, Cumhurbaşkanı ERDOĞAN'ın; “ Anadolu Dünya Dolu “ programında yaptığı konuşmasında yer alan, “Kudüs adaletsizliğin yaşandığı bir yer haline gelmiştir,adalet yoksa zulüm vardır” sözüne yer vermiştir.

ERDOĞAN'ın, “adalet yoksa zulüm vardır” sözü çok doğrudur. Biz de aynen altına imzamızı atıyoruz.

Gerçekten; adalet niçin vardır,keyfiliği önlemek,insan hak ve özgürlüklerini teminat altına almak suretiyle zulmü önlemek için vardır.

Ancak, adalet; ERDOĞAN'ın iddia ettiği gibi, Kudüs için gerekli olduğu kadar, ülkemiz için de gerekli olan bir değerdir. Ülkemizde de adaletsizlikler yaşanırsa, Kudüs te olduğu gibi zulmün varlığını da kabul etmek gerekecektir.

Peki, bugün için ülkemizde adalet var mıdır, adaleti sağlamakla görevli olan yargı,bağımsız ve tarafsız mıdır?

Bu sorumuzun çok açık olan cevabını, siz okurlar veriniz lütfen.

Demokrasinin en önemli ilkelerinden biri de hepinizin bildiği gibi, çoğulculuktur.Bu nedenle demokrasi; sadece bir kişinin veya tamamen tersi, bir azınlığın veya çoğunluğun düşüncelerine değil, her düşünceye değer veren ve saygı gösteren bir rejimdir.Bu itibarla, biz Cumhurbaşkanı ERDOĞAN'ın; zaman, zaman Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin sadece beş daimi üyesine tanınan ve bu beş daimi üyesinden birinin dahi  karşı çıkmasıyla, Güvenlik Konseyinin karar almasını imkansız kılan veto hakkına yönelik eleştirilerine, Dünya beşten büyüktür sözüne,çoğulculuk ilkesi adına aynen katılıyoruz, ancak Birleşmiş Milletlerde çoğulculuğu savunan Sayın ERDOĞAN'ın; ülkemizde, tek adam olarak bütün yetkileri kendi elinde toplamasını, örneğin ülkedeki motorlu araçların cam filmleri konusunda dahi tek başına karar alıp açıklamasını anlayamıyoruz. Biz de diyoruz ki; Türkiye birden büyüktür.

Aynı şekilde,ERDOĞAN'ın; Trump'un, Kudüs'ü İsrailin başkenti olarak tanımasından sonra Filistin tarafından İsrail'e yönelik olarak  ilan edilen intifada sırasında 16 yaşındaki Filistinli bir çocuğa İsrail askerleri tarafından uygulanan şiddet hareketini terör olarak kabul ederek,İsrail'i bir terör devleti olarak tanımlamaya kalkışmasını, bir yerde anlıyoruz ama, aynı ERDOĞAN'ın; bir zamanlar Başbakan'ı, günümüzde de Cumhurbaşkanı olduğu ülkemizde, Berkin Elvan isimli 14 yaşındaki bir çocuğun başına isabet eden bir gaz bombası kapsülü ile polis şiddeti sonucunda ölmesine sessiz kalmasını, sessizliğini ölen Elvan'ın annesini eleştirmek için bozmasını, çocuk,genç ve yaşlı demeden, barışçıl  anayasal protesto haklarını kullanan insanların, gözlerine göz yaşartıcı gaz sıkmaya kadar varan, polis şiddetine tabi tutulmalarını,insanların barışçıl protesto haklarının engellenmesini,hiç ama hiç anlayamıyoruz.

Sayın ERDOĞAN; yukarıda belirttiğimiz demokratik evrensel değerlere, önce kendi ülkesinde sahip çıkmalı ve bu değerleri, önce kendi vatandaşlarına tanımalı ve uygulamalıdır ki; bu değerleri, Uluslararası camiada da savunabilme hakkını kendinde bulabilsin ve samimiyetine inanılabilsin.

20/12/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Kudüs, Müslümanların Babasının Malıdır
Amerikan Başkanı Donald Trump’ın, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı bizi, bazı gerçekleri dile getirme zorunda bıraktı.

İstanbul’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Zirvesi’nin sonunda, Trump’ın kararına karşılık olarak, Doğu Kudüs, Filistin’in başkenti ilan edildi.
Bu durumda, Zirveye katılan 56 ülkeden, alınan kararı uygulamalarını ve Doğu Kudüs’te elçilik açmalarını ya da İsrail’deki büyükelçilerini geri çekmelerini beklersiniz.
Maalesef bu işler öyle olmuyor.
Çünkü İslam ülkelerinin asıl düşmanı İsrail ya da ABD değildir.
Müslümanların düşmanı yine Müslümanlardır.
İstanbul’daki zirveye baktığınızda, aynı masada oturan Suudi Arabistan ile İran’ın arası, birbirlerini bir kaşık suda boğacak kadar kötüdür.
Yemen’deki iç savaşta, İran’ın desteklediği Müslümanlar ile Suudi Arabistan’ın desteklediği Müslümanlar birbirlerini boğazlıyor.
Doğu Kudüs’ün, Filistin’in başkenti ilan edildiği gün, Suudi Arabistan savaş uçakları, Yemen’deki bombardımanda 60 Müslümanı öldürdü.
Irak’ta, Şiiler ile Sünniler yani Müslümanlar arasındaki karşılıklı bombalı saldırılarda, çatışmalarda on binlerce Müslüman ödü.
İslam adına ortaya çıkan vahşiler sürüsü IŞİD, on binlerce Müslüman’ın ölümüne yol açtı.
Yine binlerce Müslüman IŞİD’le savaşta can verdi.
Suriye’de, kendi aralarında savaşanlar da yine Müslümanlar.
Kudüs’ü, İsrail’in başkenti ilan eden Amerikan başkanı için Suriye’de ayda 150 dolar maaşa askerlik yapanlar, PYD/PKK’lı Müslümanlar değil mi?
Mesela bu teröristler, Trump’a, “Biz Müslümanlar için kutsal olan Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan ettin. Artık senin için savaşmıyoruz” diyebiliyorlar mı?
Suudi Arabistan ile Katar arasında ciddi sorunlar yaşanıyor.
Suudilerin çağrısı ile 17 Müslüman ülke, Katar’a ambargo uygulamaya başladı, diplomatik ilişkilerini kesti.
Katar Müslüman bir ülke değil mi?
Aynı ülkelerin, İstanbul’daki zirvede Kudüs için toplanması ne kadar inandırıcıdır?
Suudi Arabistan, daha birkaç ay önce, Riyad’a gelen ABD Başkanı Trump ile 350 milyar dolarlık silah alımı ve yatırım anlaşması imzalamıştı.
Müslüman Suudiler ABD’ye, “Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan ettin, biz de 350 milyar dolarlık anlaşmadan vazgeçiyoruz” diyebiliyorlar mı?
Suriye de, Türkiye gibi Müslüman bir ülke.
Ama Ankara, Şam’daki yönetimi istemiyor.
Esad’ı sadece Türkiye değil birçok Müslüman ülke de istemiyor.
Müslüman, Müslüman’ı istemiyor.
İran başta olmak üzere bazı Müslüman ülke ve gruplar, Esad’ın yanında diğer bazı Müslüman ülke ve gruplarla savaşıyor.
Suriye’de birbirini öldüren ve öldürülen Müslüman sayısı yüz binleri aştı.
Müslüman Mısır ile Müslüman Türkiye arasındaki ilişkiler düşmanlık derecesine varmadı mı?
İki ülkenin yöneticileri birbirlerini yok saymıyor mu?
Libya’da, ülkeyi 3 parçaya ayırarak, kendi aralarında savaşmaya devam edenler de Müslüman.
Afganistan’da, ABD ve NATO güçleri olsa da, asıl savaş ülkedeki Müslümanlar arasında devam ediyor.
Taliban, El Kaide, IŞİD, Müslüman Afgan askerini, polisini ve sivilleri öldürmüyor mu?
Pakistan’da, Müslüman olduklarını iddia eden gruplar, yine Müslüman güvenlik güçlerini ve sivilleri katletmiyor mu?
Örnekleri uzatmadan gelelim can alıcı bir noktaya daha.
İstanbul’daki zirvede Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti ilan ettik.
Oysa kendi aralarında bölünmüş Filistinli Müslümanlar, yani Hamas ve El Fetih mensupları birbirine düşman değil mi?
Birlik çağrıları falan hikâye, kimse kendini kandırmasın.
Müslüman, Müslüman’a düşman olmaya ve öldürmeye devam edecektir.
Kudüs için ise geçmiş olsun.
Çünkü Müslümanlar kendi aralarındaki düşmanlıkları ve birbirlerini boğazlamayı bırakarak, tek vücut olup, Kudüs için asla savaşamazlar.
İslam dünyası bunu yapamadığı içindir ki, Filistin halkı, İsrail zulmünün altında inliyor.
Yazının başlığının buraya kadar okuduklarınızla ilgisi olmadığı için sinirlendiğinizi biliyorum.

Yazı uzun olunca okunmuyor diye ikinci bölümü bir sonraki yazıma bıraktım.

Gürbüz Evren

Gürbüz Evren/ gercekgundem

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget