Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Meclis’teki konuşması “ırkçılık” değerlendirmelerine yol açan CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in “sosyalist” yanının ağır bastığını bilenlerdeniz. Güler, gönül verdiği düşünce sistemi açısından “kafatasçı” olamaz, değildir de... Sanırız, demek istediğini, gerginleşen bir ortamda tam anlatamamıştır. Tartışmalara konu olan konuşmasında neyi amaçladığını bir de Güler’in kendisinden dinlemek istedik. “Meselenin özünü görme zorunluluğu var” dedi ve ekledi:“İmralı süreci ile yeni anayasa girişimleri iç içe gidiyor. Yapılmak istenen üç temel anayasa değişikliği var: Anayasal vatandaşlık, birden fazla resmi dil, bölgesel/yerel özerklik.
Bu değişikliklerden de anlaşılacağı üzere, ulusal devletin yani Türk vatandaşlığının ortadan kaldırılması, Türkiye Cumhuriyeti’nin yerine milliyetler devletinin kurulması söz konusudur. Vatandaşlık tanımında yapılacak böyle bir değişiklik, Türkiye için koruyucu ulus çerçevesinin kırılması demektir. Bunun ardında, etnik topluluklar ile farklı cemaatlerin çatışması sırıtmaktadır.”
Güler, “Ulusal dam akınca evi sel basar” anlamında bir uyarıda bulunmak istediğinin de özellikle altını çizdi:
“Herkesin bu gerçeği açıkça görmesi ve tavrını belirlemesi gerekir. Gün, sloganlar üzerinde tavır alma günü değildir. Her kökenden Türk vatandaşı, otup biteni yüreğinin derinliklerinde anlıyor. Biricik güvencemiz, işte bu derin kavrayıştır.”

İki Medyacı

Geçen hafta içinde CHP içinde “ırkçılık” yapıldığını söyleyip partiye sosyal demokratlık öğretmeye kalkan iki medyacının yazılarını okuduk ve geçmişi düşündük.
Bu yazıları yazanlardan biri, 1980 öncesinde MHP yandaşı bir gazetede ülkücü gençlere solcuları hedef gösteriyordu.
Diğeri de yakın geçmişte eşini doğum yapmak üzere Amerika’ya götürmüştü. Doğacak çocuğu Amerikan vatandaşı olsun diye!

Asıl Amaç

Ankara Temsilcimiz Utku Çakırözer’in; AKP hükümetinin Bağdat’ı dışlayarak Irak’ın kuzeyinde feodal bey Barzani’nin kurduğu Kürt yönetimi ile uluslararası hukuka aykırı gizli petrol anlaşması pazarlığı yürüttüğü haberi her nedense yankı bulmadı.
Bu anlaşmanın perde arkasında, İmralı ve PKK ile sürdürülen pazarlıklar yatıyor olabilir. Kandil ile de anlaşıp Türkiye sınırları içinde Barzani’ye yakın duran bir “özerk Kürt bölgesi” yaratacaksın ki, Kuzey Irak petrolünü Irak hükümetini devre dışı bırakarak Türkiye üzerinden rahat rahat satabilesin!
Hiç kuşkumuz yok, işin içinde mutlaka bir hinlik vardır...

Senaryo Devrede

Hafta başında bu köşede bir senaryodan söz etmiştik:“Martta Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndan sonuç çıkmaz, komisyon dağılır. Nisanda AKP, kendi anayasa taslağını verir. PKK ve BDP ile pazarlık ve ‘barış süreci’ görüntüsü sürdürülürken BDP’nin katılımı ve CHP’den destek vereceklerle birlikte AKP’nin başkancı sistemi öngören tasarısı TBMM’den geçer. Haziran ayında referanduma gidilir, başkancı, federasyoncu, özerklikçi anayasa yüzde 50’nin üzerinde oyla kabul edilir. Recep Tayyip Erdoğan bu hızla Mart 2014’te yerel seçimlere gider. Ağustos 2014’te milletvekili seçimleri ile birlikte başkanlık seçimi yapılır. Erdoğan, kendi milletvekilleri listesini yapıp köşke çıkar.”
Erdoğan, son grup toplantısında işte bu senaryo için düğmeye basıldığının işaretini verdi:“Yeni anayasa çalışmalarının mart sonuna kadar bitmesini temenni ediyoruz. Bitmemesi halinde AKP’nin bu konuda yaptığı çalışma Meclis gündemine taşınacaktır. Parlamentoda beklediğimiz desteği aldığımız anda bunu gündeme getiririz, referandum gücünü yakaladığımız anda da biz millete gideriz.”
CHP bu senaryonun ayrımında mı? Hiç sanmıyoruz...

Dürüst

Ah şu CHP’li belediyeler yok mu...
Yok yolsuzluk, yok usulsüzlük, yok ihaleye fesat...
Bakın, AKP’li belediyelerde hiç böyle bir şey var mı? Yok...
Örneğin Melih Gökçek... Sütten çıkmış ak kaşık adeta... Dürüstlük timsali... Değil cep feneri, deniz feneri ile arasanız, topluiğne ucu kadar bir kötülüğünü bulamazsınız. Tip desen onda, endam desen onda... İhalesi şeffaf, hak edişi gani...
Estetik şahane, gerisi bahane...

Miras

Atatürk’ün yaşamını yitiren manevi kızı Ülkü Adatepe’nin oğulları Ahmet Kemal Doğançay ve Ali Kemal Doğançay, annelerinin Atatürk’ün vasiyetindeki miras payını almadığı gerekçesiyle dava açacaklarmış.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, bu konuda kamuoyunu bilgilendirdi:“Büyük Atatürk’ün ebediyete intikal ettiği tarihten itibaren CHP bu görevini eksiksiz olarak sürdürmektedir. Nitekim Sayın Ülkü Adatepe yaşadığı müddetçe kendisiyle de istişare halinde olunmuş, ne kadarlık bir meblağ istediği kendisine sorulmuş ve bu meblağ oranında ödemelerin yapılması sağlanmıştır. Bu itibarla kendisine herhangi bir borcumuz bulunmamaktadır.”
Siz Atatürkçü savaşım içinde hiç Ahmet Kemal ile Ali Kemal Doğançay adlarını duydunuz mu? Biz duymadık.
Eskiden “yüz kızarması” diye bir şey vardı.

Afrika’da insanlar açlıktan ölürken sen ne demeye Timbuktu’nun derdine düşersin?
Ne olmuş Kara Kıta’da türbeler tahrip edilip el yazmaları yakılıyorsa, önünde sonunda cansız taş binalardır yıkılan ve kâğıttır yakılan...
Yukarıdaki akıl yürütmeyi daha dün Galatasaray Üniversitesi’nin tarihi binası yanarken de duymadık mı biz? “Ne diye bu kadar patırdı yapıyorsunuz, insan yanmadı ya!” demediler mi?
Dediler.

***

Başbakan Erdoğan Millete Hizmet konuşmasında Türkiye’nin Afrika’da yaptıklarını sıralayıp “21’inci yüzyıl Afrika medeniyetinin tarih sahnesine geri döndüğü bir yüzyıl olacaktır” der demez, Timbuktu’ya doğru yola çıktım ben. Seyyah Leo Africanus’tan yardım istedim. Hayal bu ya, gece vakti İslam bilim ve kültürünün Afrika’nın bu en eski kentindeki 333 evliyanın türbesini tavaf edecektim.
Afrika uygarlıklarını düşünüp Başbakan’ın söyledikleri için “keşke” dedim.
Ama bugün Timbuktu’yu görünüşte Fransızlar “kurtardılar”.
Tabii ona kurtarmak denirse.

***

Özetle geçelim olan bitenin üzerinden.
Mali’de Azavad denilen bir bölge var. Tuareg halkının yaşadığı bu bölge Mali’den ayrılmak istiyor. Azavad Bağımsızlık Hareketi MNLA, Nisan 2012’de bağımsızlık ilan etti, ama kimseden itibar görmedi.
MNLA Hareketi, El Kaide bağlantılı Ensar Din adlı örgütle Mayıs 2012’de işbirliği yaptı. Ancak Ensar Din’ciler Azavad bölgesinin diğer iki büyük kenti Gao ve Kidal’ın yanı sıra Timbuktu’yu da geçen yaz ele geçirdiler.
Timbuktu İslam tarihi açısından da Afrika’nın en önemli merkezi. Bir zamanların bu zengin Afrika kenti, bugün izi kalmayan en eski İslam üniversitesi ile ünlü. Buradaki türbeler ve el yazmaları UNESCO koruma listesinde.
Ensar Din militanlarının Timbuktu’daki İslam eserlerinin en ünlüsü Sidi Yahya Camii’ni geçen temmuzda tahrip etmeleri, insanlık tarihi açısından Afganistan’da Buda heykellerinin yıkılmasından daha hafif değildi. Trablus’ta tarihi Sufi türbesi Seyyid Şaab’ın üzerinden El Kaide buldozeri geçeli de çok olmamıştı. Gerçi Mısır’da, Libya’da, Irak’ta İslamın radikal yorumuna uymadıklarını düşündükleri Sufi ibadethanelerini yakıp yıkanları biliyorduk, ama bu kadarı fazlaydı.
Ensar Din de Taliban gibi kendi bildiği İslamı korku salarak kabul ettirmekle kalmayıp, geçmişin izlerini de silmek istiyordu.
Batı dünyası bu olaylarla İslam dünyasından çok daha fazla ilgilendi.

***

Ve Fransa Mali’ye girdi. Fransızlar bu hafta Timbuktu’yu ele geçirdi. Bu arada Azavad Hareketi MNLA, Ensar Din’den koptu ve ülke bütünlüğüne bağlılığını açıkladı. MNLA Fransa tarafına geçti.
Bugün Timbuktu’da Müslümanlar Fransız bayrağına sarılarak namaz kılmaktalar...
Bu haberleri duyunca insan önce kendi ülkesini düşünüyor. Kendi ayrılıkçılarının da günün birinde bir yabancı ülkenin bayrağına sarılıp secdeye kapandıkları görüntüsünü zihninden kovmak istiyor. Etnik meselenin içine din parmağı karıştığında ne denli tehlikeli sonuçlar ortaya çıkabileceğini görüyor.
Din üzerinden politika tehlikeli bir oyun. Bu saptama bir yana, evet tarih ve kültür önemlidir. İslam uygarlığı kendi geçmişini koruyamıyorsa, geleceği de aydınlık olamaz.

Teröristlerin “Barış Güvercini” sayıldığı, terörle mücadele edenlerin terörist diye zindana atıldığı, kısacası “Ayakların baş olduğu” bu günlerde, CHP Milletvekilinin sözleri planlı bir şekilde saptırılıyor.
Boşnak kökenli İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, TBMM'deki konuşmasında, “Türk Ulusuyla Kürt Milliyeti eşit olamaz” dedi, kıyamet koptu. Cümlenin içinden cımbızla Türk ve Kürt kelimelerini alıp, ardına “eşit olamaz” ifadesini eklediler. Oldu size Kürt düşmanlığı.
Muğlalılar, “Naptın len bizim oğlan” diye sorarlar birbirlerine. Bu soru kimseyi rahatsız etmez. Ama “Naptın” ve “Bizim” kelimelerini kaldırın, “Len oğlan” diyin, kıyamet kopar mı kopmaz mı görün. Birgül Hocanın sözlerine yapılan da budur.
Birgül Hocanın hatası, Meclisi Üniversite, dinleyenleri de, her şeyi çarpıtan siyasiler değil, Siyasal Bilgiler Fakültesinde teorik tartışma yapabildiği öğrencileri sanmasıydı.
Ulus ve Milliyet kavramlarını bilmezden gelen numaralı cumhuriyetçiler, Kürtçüler, din tüccarı sahte demokratlar kıyameti koparıyorlar.
Meğer ne çok gizli Kürtçü varmış. Yaptıkları Kürtçülüğü, ırkçılığı, yobazlığı İlericilik, demokratlık, devrimcilik maskesi altında ne de güzel gizliyorlarmış. Ayrıca bunların ne kadar çok yağcısı varmış.
Ey fırsatçılar, “Ulus” kavramı nedir, neyi içerir bilmiyor musunuz? Eşek gibi biliyorsunuz (Eşeğe de ayıp oldu), ama fırsat çıktı ya CHP'yi bölmek, Kılıçdaroğlu'na bazı milletvekillerini attırmak için yırtınıyorsunuz. Yarattığınız bu kavram kargaşasında, “At izi ile sizin gibilerinin izi” birbirine karıştı.
Fransız Ulusu denildiğinde, bunun içine Normanı, Alsaslısı, Basklısı, Korsikalısı, Brötonu ve diğerleri girer. Hepsi Fransız Ulusunu oluşturan milliyetler ve etnik gruplardır. “Fransız Ulusu Milliyetle kıyaslanamaz” diyen bir milletvekiline hiç kimse “Vay ırkçı, faşist” diyerek gözü dönmüş bir şekilde saldırmaz.
Aynı şey İspanyol Ulusu için geçerlidir. Basklısı da, Katalanı da, Endülüslüsü ve diğerleri de İspanyol Ulusu kavramı içindedir. Hepsi İspanyol Ulusunu oluşturan milliyetler ve etnik gruplardır. “İspanyol Ulusu Milliyetle kıyaslanamaz” diyen milletvekilini hiç kimse “Vay ırkçı” diye suçlamaz. Çünkü Ulus kavramı etnik ve milli gruplar için bir çatıdır. Türk Ulusu kavramı da bir çatıdır. Bunun altında Kürt milliyeti de, Arap milliyeti de, Boşnak milliyeti de, Çerkez milliyeti ve diğerleri de vardır.
Ulus kavramı bir binadır. Milliyetler ise bunun içinde birer daire.
Anayasada da, Meclis'teki yemin metninde de, CHP'nin Tüzüğü'nde de “Türk Ulusu” kavramı vardır. Türk Ulusu tanımlaması madem sizi rahatsız ediyordu, öyleyse neden o yemini ettiniz?
Türk Ulusu denildiğinde, bu topraklarda yaşayan bir grup değil, herkesin ifade edilmek istendiğini anlatmaktan dilimizde tüy bitti, ama “ırkçılığa bilimsel kılıf bulmayın” diye saçmaladınız. Ulus kavramının ırkçılığı engellediğini söyledik, ama sağıra yattınız.
Emperyalizm, Ulus Devlet yerine Etnik Devletler kurdurarak, bölüp parçalayıp daha kolay yönetmek istediği için Ulus kavramının kötülendiğini, emperyalistlerin kucağına oturmanın zevkini yaşayanların anlamasını beklemiyoruz.
Kürtleri kardeş bilen bu toprakların insanlarına, terör örgütünü ve Kürtçüleri zorla sevdirmeye çalışanlar, toplumun bilinci üzerinde terör estiriyorlar.
Ulus ve Milliyet kavramları söz konusu olduğunda, farklı milliyetlerden milyonlarca vatandaştan ses çıkmaz da, neden hep Kürtçülük yapanlar ortaya fırlar?
Mayasında hoşgörü, sevgi ve saygı olan bu toprakların insanları bir milliyeti aşağılayacak yapıda değildir.
PKK yandaşlarının, Kürtçülerin yurtdışındaki gösterilerde yıllardır, “Kahrolsun Türkler, Kahrolsun Türkiye” sloganları attığını, bu durumun son örneğinin Paris'te yapılan yürüyüşte yaşandığını söylediğim bir Kürtçü Milletvekilinin, “Olur o kadar. Demokratsan idare edeceksin” yorumuna “Yuh” bile diyemedim. Sustum, kaldım.
Bu topraklarda kimse Kürt olduğunu söylemekten korkmuyor. Kürt'üm diyene de, sen ırkçısın, faşistsin tepkisi verilmiyor. Ayrıca terör örgütünün bayrakları, Apo'nun fotoğrafları Ankara'nın, İstanbul'un, İzmir'in ve diğer illerin göbeğinde herkesin gözüne sokularak taşınıyor. Ama tam tersi bir durum var. İnsanlar artık Türk kavramını ne şekilde olursa olsun kullanmaktan çekiniyor. Çünkü ırkçılıkla suçlanıyorlar. “Bayrak asamıyoruz” diyenlere bile faşist damgası yapıştırılıyor. Bu gerçeği görmeyen var mı?
Başbakan her konuşmasında “Bu Millet” diyor, “Milletimiz diyor” ama CHP Milletvekilinin sözlerini en aşağılık biçimde çarpıtanlar, “Sayın Erdoğan, sen Millet demekle kimi kastediyorsun? Adı nedir bu Milletin?” Diye sormuyor, soramıyor. Buna karşın “Mal bulmuş Mağribi” gibi CHP'ye saldırıp, “CHP parçalanacak” diyerek, Baykal'a kaset komplosuyla yarım kalan işi bitirmeye çalışıyorlar.
Evet, “Şehitleri faili meçhul sayma” aymazlığına doğru gidilen, “Ayakların baş olduğu bir dönemdeyiz”, ama unutulmasın ki, “Ayakların baş olduğu” şirketler, kurumlar, ülkeler batar.
Kanal B'de hazırlayıp sunduğum Bekleme Odası programına, 1 Şubat Cuma akşamı, saat 21.30'da, MHP Genel Sekreteri Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman ve CHP Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan konuk oluyor.

ABD Ankara Büyükelçiliği’ne yapılan saldırı üzüntü verici ve vahim ötesidir.

Eylül ayında Libya’daki ABD Büyükelçiliği'ne yapılan saldırıyı ve Büyükelçi Christopher Stevens ile 3 elçilik görevlisinin Kaddafi gibi öldürülüşünü hatırlıyor musunuz? Karanlık, bir o kadar da tartışmalı bir olaydı Libya’daki. ABD Senatosu'nda komisyonlar kuruldu, ilgililer sorgulandı, yönetimin ihmalleri tespit edildi. O "ihmallerin" ne olduğu netleşmedi; ama aynı günlerde Dışişleri Bakanı Clinton fenalaştı, düştü, bayıldı... Haftalar sonra komisyona gidip ifade verdi, sorumluluğu üstlendi. Neticede revizyon, sağlık sorunları vs. denilerek, Dışişleri Bakanlığı’ndan alındı.

Türkiye’nin her tarafında fink atan CIA’nın, İstanbul’da kaybolan Amerikalı kadının kimlerle görüştüğünü adım adım tespit eden FBI’nın, "Suriye’yi sokak sokak bilen" MİT’in Ankara’nın ortasındaki bu saldırıyı atlaması tuhaf ötesi.

Terör örgütü El Kaide’nin lideri Usama Bin Ladin’in ölüp ölmediğini bilmiyoruz. Rivayet muhtelif. Bugün de Ladin’in damadı Süleyman M.’nin Ankara’ya kadar geldiği, CIA-MİT ortak operasyonu ile yakalandığı ortaya çıktı. Gerçi operasyon bir süre önce olmuş; ama bugün duyuldu ve bugün ABD Büyükelçiliği'ndeki o patlama oldu!..

Medyamız saldırıyı hemen bu operasyona bağladı. Olası diğer failleri de peş peşe sıralamalarına hazır olun.
Favorim: "İmralı sürecini baltalamak için yapıldı." demeleri. Paris’te 3 PKK’lının öldürülmesinden sonra, önce AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin ardından Başbakan Erdoğan, "Almanya’da da benzer bir olayın yaşanabileceğini" söylemişti. Almanya’yı beklerken Ankara’da birşeyler oldu. Gel de işkillenme!.. Pekala PKK olabilir. ABD, "PKK liderlerinin" Usama Bin Ladin modeliyle ortadan kaldırılmasını teklif etmemiş miydi?

İkinci olası faile gelelim. Suriye: "Türkiye bizi bölmek istiyor, teröristlere yardım ediyor." diyor. Irak Başbakanı Maliki benzer ifadelerle Türkiye’yi suçluyor. Yemen dahi orada yaşanan suikastlerden Türkiye’yi sorumlu tutuyor. Hele İran; Kürecik’e kızdı, Patriot'lara öfkelendi. Suriye politikamız karşısında çıldırıyor. Evet canım, uzağa gitmeye ne gerek var; mutlaka bu ülkelerden birisi yapmıştır!..

Emin olun, "Hükümeti, ABD karşısında zor duruma düşürmek isteyen Ergenekoncularun işi" diyenler de çıkacaktır. Zaten onlara göre ABD düşmanlığını körükleyen "Ergenekoncular ve ulusalcılar" değil mi?

Dördüncü olası fail herhalde DHKP-C olur. Patriot'lar gelirken bu örgüte yönelik operasyon yapıldı, onlarca avukat tutuklandı ya... Muhakkak onun "intikamı"dır!..

Bu patlamadan önce gündemde ne vardı? İsrail, stratejik müttefikimiz ABD’nin bilgisi dahilinde Suriye’ye saldırmıştı, İran’a saldırmak için de sabırsızlanıyordu. İsrail karşıtı diye bilinen AKP iktidarı için izahı zor bir denklemdi. Tartışamadan gündemimizden çıkıverdi işte.

Benim tahminim mi?

Eğer ABD Büyükelçiliği'ne yapılan saldırının "iç kaynaklı" olduğu belirlenirse, ülkemizin "NATO toprağı olmasına, patriotlarla donatılmasına" karşı çıkanlara yönelik yeni bir sürek avı başlayacak demektir.

"Dış kaynaklı" olduğu sonucuna varılırsa da bilin ki parmaklar İran-Suriye cephesini işaret edecek ve Türkiye "cephe ülkesi" olarak savaşa bir adım daha yaklaşacak.

Ama patlamadan hemen sonra ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin: "Saldırı Türk-Amerikan ilişkilerine zarar vermeyecek, Türkiye’yi halen dost olarak görüyoruz." demesi size de biraz acayip gelmedi mi?


Müyesser YILDIZ
1 Şubat 2013

Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer bugün ABD eski Büyükelçisi Eric Edelman’dan mesajlar aktardı. Edelman, AKP iktidarıyla ilgili öyle bir imada bulundu ki... Uyarı mıdır, Türkiye’yi yeni kaoslara hazırlama amaçlı mıdır bilinmez; ama "Bu da mı olacak yani?" dememek mümkün değil.

Ankara’da görev yaptığı dönemde Edelman’la Erdoğan’ın yıldızı hiç barışmadı. Başbakan uzun süre randevu vermeyip tabir-i caizsse onu kıvrandırdı. O yüzden Edelman’ın açıklamalarını "öfke" payını da dikkate alarak değerlendirmek gerekiyor.

Eski ABD Büyükelçisi’nin, "gazeteciler ve askerlerle ilgili davalardan kaygı duyduğu, İlker Başbuğ’un terörist olamayacağı, bir dönem bu davalardan yararlansa da artık Erdoğan ile bu davaları açanlar arasında fikir çatışması yaşandığı" gibi malumu ilân görüşlerini geçiyorum.

Ama iki konudaki sözlerinin altını çizmek gerekiyor.

Birincisi; Edelman: "Erdoğan’n zor kararı Kürecik’ti." derken, şunları anlatıyor:

"Türkiye ve ABD’nin izledikleri dış politikalar bazı konularda aynı çizgide. Örneğin Malatya’ya kurulan radar sistemi son derece önemli bir karardı. ABD güçlerinin ve müttefiklerinin korunması için hayati öneme sahipti. Erdoğan için çok zor bir karar oldu. İkna edilmesi için Başkan Obama’nın bizzat devreye girmesi gerekti. Aslında iki müttefik arasında bu seviyeye yükselmemesi gereken bir konuydu. İlişkilerin gidişatını olumlu etkiledi."

Demek Başbakan Kürecik’e direnmiş, O kadar direnmiş ki ikna için Obama bizzat devreye girmek zorunda kalmış. Bugün Kürecik’i sahiplenen, karşı çıkan CHP’ye ise söylemediğini bırakmayan Başbakan Erdoğan’ın başlangıçta niye direndiğini açıklaması, sonra nasıl ikna olduğunu açıklaması gerekmiyor mu? Efendim, "İran-Suriye’ye karşı kullanılmayacak... Komutası bizde olacak... İsrail’le bilgi paylaşımı yapılmayacak gibi şartlar koştuk ve kabul edildi, ondan sonra kuruldu." gibi izahatlar yapılmasın. Bunların tamamının gerçek dışı olduğu daha en başından ortaya çıktı ve buna rağmen izin verildi. Öyleyse Obama, Erdoğan’ı başka şekilde ikna etmiş olmalı. İyi de nasıl?

İkincisi; Edelman’ın, "AKP’nin nasıl model olabileceğine" dair şu sözleri:

"AKP modeli, Nahda, Müslüman Kardeşler gibi diğer İslamcı partiler için bir model olabilir mi? Ilımlı İslamcı bir parti ekonomiyi geliştirirken aynı zamanda çoğulculuk ve demokrasi ile birlikte yaşayabilir mi? Bu konuda Tunuslu yazar Abdülvahab Edeb’in son kitabındaki şu görüşe katılıyorum. Diyor ki: 'AKP ancak seçimleri kaybettiğinde, iktidarı barışçıl yoldan devrettiğini gösterdiğinde, o toplumlara gerçekten model olacaktır'. Katılıyor ve biraz daha genişletiyorum: Türkiye’nin o ülkelere model olabilmesi için basın özgürlüğü, hukuk devleti, çoğulculuk, herkes için eğitim gibi ilkelere uyması lazım."

"Bu da mı olacak?" dememin sebebi işte Edelman’ın buradaki iması. Ne yani, "seçimleri kaybettiğinde AKP’nin iktidarı barışçıl yoldan devretmeyeceği" mi öngörülüyor? Ya da sırada böyle bir plan var ve ABD Büyükelçisi "sosyal mühendislik" çalışması mı yapıyor?

Silivri, Hasdal, Hadımköy, Maltepe, Sincan ve Mamak’a kucak dolusu sevgiler...


Müyesser YILDIZ
1 Şubat 2013

Yeni bakanlar, iştahla, arzuyla ve yıldırım hızıyla görevlerine başladılar. Ben de burada “Bakan’a hoş geldin yapalım” yazıları yazıyorum.
Amacım “bakan yağlama” değil.
Çok yağcı yazar var.
Yağıcılık yüzsüzlüktür.
Basın ahlakında çürümüşlük sayılır. Bu yüzden uyarma yapıyorum. Okur, “yeni bakanların encamını” görsün diye dikkat çekmeye çalışıyorum. Dikkat çekmek gazete yazarının çürümüşlüğü savuşturma çabasıdır. Geçen gün yeni İçişleri Bakanı Muammer Güler’in, İstanbul Valisi ve İl Özel İdaresi’nin de başkanı iken “bir bina kiralama öyküsünü” yazmıştım.

Kısaca hatırlatayım:
Bu tarihi bir bina.
Binanın sahibi bir banka.
Kiralayan İl Özel İdaresi.
Taraflar,  kira bedelini 2 trilyon 700 milyar (eski parayla) diye anlaşmışlar. Binanın sahibi Ziraat Bankası, “kira karşılığı olarak 2 trilyon 700 milyar lirayı bana vermeyin bu tarihi binayı onarmak için kulanın” demiş
Kontrat böyle imzalanmış.
Altında yeni bakanın imzası.

xxx

Fakat tarihi binayı onarmak için harcanan para kira kontratında belirtilen miktarı yüzde 100’den fazla aşarak 5 trilyon 187 milyar liraya ulaşıyor. Yazımda; “bu fark nereden doğuyor, hesap vermeden çekip gittiniz, milletvekili oldunuz, şimdi de bakan oldunuz” diye dikkat çekmiştim.
Bakan’dan cevap gelmedi.
Bakan siz cevap verin demiş olmalı ki, İl Özel İdaresi Basın Müdürlüğü’nden cevap geldi. Uzun uzun kanun maddeleri, mevzuat hükümleri sıralamışlar. Bu binayı kiralarken koruma kurulu projesi göz önünde bulundurulmadığı için miktar 2 trilyon 700 milyar diye yazılmış. Korumu Kurulu projesi devreye girdiği için harcama 5 trilyon 184 milyara çıktı diyor.
Özre bak!
Koruma Kurulu onayı alınmamış.
İçinde oturulamıyor.
Depreme dayanıklı değil,
Fakat bina kiralanmış.
Yeni İçişleri Bakanı’nın geçmişte yaptığına bak. İl Genel Meclis Üyesi Ali Cemal Kimverdi’nin bulup çıkardığı belgeye göre, Sayın Bakan’ın başkanı olduğu o yıllarda İl Özel İdaresi’nin bütün paralarının bu bankaya yatırılması kararı da var.
Bu ne anlama geliyor?
Bankacıya sorun. Söyler.

Xxx

Madem ki, “Bakan’a hoş geldin yazılarına” başladık bir yeni bakanın daha kapısını çalalım.
Eski turizm bakanı aşılamaydı.
AKP’ye dışardan aşılanmıştı.
Yeni Turizm bakanı damardan.
Ocaktan yetişme AKP’li.
Sadece İstanbul’un ve Türkiye’nin değil, tüm dünyanın eşi bulunmaz tarihi bölgelerinden biri olan Sultanahmet ve Ayasofya’ya 4 adım, Topkapı Sarayı’nın duvarlarına 8 adım kadar yakın Doğu Roma saray kalıntılarının üzerine bir otelci çelik putreller çakıp üzerine otel ilavesi yaptı. Bu otelcinin “Başbakan’ın yakın arkadaşı olduğu” için bu kadar cesur davrandığı söylendi. Eski Turizm Bakanı bile, “ben bu tarihi bölgede bu yapıyı içime sindiremiyorum” demekten öteye bir şey yapamadı.
Kanunsuz yapıyı yıkamadı.
Yıkmaya gücü yetmedi.
Davalar açıldı.
Yerel mahkeme ve yüksek mahkeme ikisi de bu binaların yıkılmasına karar verdiler. Ancak otelci 4 yıldan beri binaları yıkmıyor.
Bekledi?
Acaba neyi bekledi?
Damardan bir AKP’li turizm bakanı olsun da ben mahkemenin yıkılsın kararı verdiği binaları otel diye açayım. Açılışını da yeni Turizm Bakanı’na yaptırayım diye mi bekledi?

Xxx

Böyle ise…
Otelcinin beklediği gün geldi.
Ellerini ovuşturuyordur.
Yeni turizm bakanını göreceğiz.
 Adaletin yıkılsın kararı verdiği binaları, neden 4 yıldır yıkmayıp beklettiğini otelciye soracak mı? Binaları yıkacak mı yoksa açılışına gelip nutuk mu atacak?
Giden aşılamaydı.
Encamını gördük.
Gelen damardan.
Encamını göreceğiz.

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget