Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Yüreğiniz Yetmedi Herhalde
CHP Milletvekili Enis BERBEROĞLU hakkında,  Anayasa Mahkemesi tarafından ikinci kez verilen hak ihlali kararına nihayet uydunuz. 

Sormak lazım. 

Ne değişti de Anayasa Mahkemesinin kararına bu kez uydunuz?

Önceki,  anayasayı ihlal anlamı taşıyan hukuk dışı kararınızdan niçin dönerek tükürdüğünüzü yaladınız?

Siz, Anayasa Mahkemesinin hukuk dersi veren ve şamar gibi suratınıza indirilen ikinci karardan sonra mı, işin ciddiyetini anlayabildiniz?

Bazı okurlar, yazılarınızı çok ağır eleştiriler içerecek şekilde yazıyorsunuz diyerek,  bize eleştiri getiriyorlar. 

Gel de ağır eleştiri yapmadan yaz bakalım. 

Evet,  ne değişti de bu kez Anayasa Mahkemesi kararına uymak zorunda kaldınız?

51 senelik bir hukukçu ve adına,  yargı yetkisini kullandığınız Türk Milletinin bir ferdi olarak,  bu soruyu sormaya hakkımız vardır, kimse kusura bakmasın ve alınmasın. 

Her kimse, sizlere hükmeden güç; çocuklar,  karara uyunuz, bu ikinci karardan sonra

Avrupa ve ABD devreye girer ve ben ve sizler çok güç durumda kalabiliriz, Türk halkını bir kenara koyun ama,  ele güne bari rezil olmayalım, yoksa sizi ben dahi kurtaramam diyerek,  sizi özgür mü bıraktı da,  Anayasa Mahkemesinin kararına direnemediniz ve uymak zorunda kaldınız?

Efelik yapmak,  demokrasilerde öyle kolay değildir, yürek ister. 

Kim olursanız olunuz, yüreğiniz yetiyorsa efelik yapacaksınız. 

Ne oldu şimdi?

Anayasa Mahkemesinin ilk kararına; hukuka ve anayasaya saygı göstererek uysaydınız,  vezir olacaktınız. 

İlk karara uymayarak efelik yaptıktan sonra, ikinci karara uymak mecburiyetinde kaldınız ve rezil oldunuz. 

Hukuku da rezil ettiniz.  

Güner Yiğitbaşı

08/02/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Omurilik Sarımsağı
19 yıl boyunca ülkemizi tek başına yöneten AKP iktidarına ve onun genel başkanı ERDOĞAN'a büyük haksızlık ettiğimi,  anlamış bulunuyorum. 

AKP den ve genel başkanı partili cumhurbaşkanı ERDOĞAN'dan,  kabul ederse,  özür ve af diliyorum(!)

Muhalif bir kişi ve yazar olarak; AKP iktidarını ve ERDOĞAN'ı,  sürekli eleştirdik. 

Dedik ki; bunlar, eğitim düzeyimizi çok düşürdüler, bütün okulları imam hatipleştirerek, gençlerimizin; bilimsel,  modern ve çağdaş eğitim almalarının önünü tıkayarak, ülkemizin genç beyinlerini,  dini eğitim vererek dumura uğrattılar, üniversitelerimiz Dünya sıralamalarında nal toplamaya başladılar, öğretim üyesi ve kadavraları bile bulunmayan tıp fakülteleri açarak, kalitesiz doktorlar yetiştirdiler. 

Ne kadar yanılmışız. Aslında,  hiç de öyle değilmiş. 

Bizim zamanımızda;  henüz liseye, yani biyoloji dersi okumaya başlamadan,  ilk ve orta okullarda,  biyoloji dersi yerine,  tabiat bilgisi dersi okutulurdu. O derste bize, beynimizin görünüşü itibariyle soğana benzediği için omurilik soğanı adı verilen bir bölgesinin olduğu, beyin ile omurilik arasındaki sinirsel iletişimi sağlamakla görevli olan omurilik soğanı hasar gören insanların,  yaşamsal fonksiyonları ve sistemleri çöktüğü için öldükleri öğretilirdi. 

Aradan altmış yıl geçmiş. Bizim;  beynimizde omurilik soğanı bölgesi olduğunu ve insanlar için yaşamsal olduğunu öğreneli. 

İnsanlar da,  mikroplar gibi, özellikle virüsler gibi değişime(mutasyona) uğruyorlar demek ki. 

Ülkemizde, AKP ve ERDOĞAN döneminde, her kademede eğitim düzeyimiz, tıp fakülteleri dahil,  bütün üniversitelerimizin  bünyesindeki fakültelerimizin eğitim düzeyleri o kadar gelişmiş ve çok değerli genç doktorlara sahip olmuşuz ki;  inanın,  bunun farkında olmadan,  iktidarı haksız suçlayarak vakit geçirmişiz(!)

Geçtiğimiz günlerde,  para ödüllü bir bilgi yarışmasına katılan bir yarışmacı bayana;  insan anatomisine ilişkin bir tıp ve genel bilgi sorusu soruldu, aslında bu sorunun cevabını bilmek için,  tıp okumuş bir doktor olmak gerekmiyor diye düşünmüştüm ben. 

Meğer,  hiç de öyle değilmiş. Yanılmışım doğrusu!

Bayağı zor bir soruymuş, eski bilgilerime göre; ben,  sorunun cevabı olarak omurilik soğanı demiştim, ama yanılmışım. 

Yarışmacı bayan da, sorunun cevabını bilemediği için, telefon jokerine başvurdu. Yarışmacı bayanın şansına bakar mısınız? joker de, bu soruya doğru cevap verebilecek ehilde ve bilgi sahibi genç bir doktor, yani üniversitelerimizin ve tıp fakültelerimizin eğitim düzeylerinin tavan yaptığı Dünya sıralamalarına girdiği AKP iktidarı döneminde eğitim görmüş ve tıp fakültesinden mezun olarak aile hekimi olmuş,  pırıl pırıl bir doktor gencimiz. 

Yarışmacı bayan soruyu telefonla mesleği doktorluk olan telefon jokerine sordu, şıkları saydı, omurilik soğanı, omurilik turpu, omurilik brokolisi ve omurilik sarımsağı. 

Joker doktorumuz, önce soruyu anlamadı, tekrarlanınca hiç tereddütsüz,  doğru cevabın omurilik sarımsağı olduğunu söyledi. 

Cevap doğruydu(!)

Doktorumuz, bizim eskiden omurilik soğanı olarak bildiğimiz beyin bölgesinin,  mutasyona uğrayarak omurilik sarımsağı haline geldiğini, omurilik soğanının tarihe karıştığını, ilk kez, yarışmanın yapıldığı yandaş kanalda Türkiye’mize ve tüm Dünya'ya açıklamış oldu. Tüm Dünya ve tıp alemi,  aydınlanmış oldular (!)

Bir Türk olarak gururlandım(!)

Uluslararası arenada bu yeni buluş ve keşfiyle ülkemizin yüzünü ağartan, tıp bilimine katkı sunan ve Nobel tıp ödülüne rakipsiz aday konumundaki bu doktorumuzu ve bu doktorumuzun başarısına katkı sunan AKP iktidarını ve tüm yöneticilerini,  şahsım ve ülkem adına kutluyorum(!) 

Güner Yiğitbaşı

07/02/2021

Güner YİĞTBAŞI

Hukukçu

Boğaziçi Krizini Daha Da Tırmandıracak Bir Karar

Boğaziçi Üniversitesine,  partili Cumhurbaşkanı tarafından dışarıdan atanan kayyum rektör nedeniyle,  üniversite öğrencileriyle akademisyenler tarafından başlatılan anayasal, demokratik ve barışçıl protestolar devam ederken, bugün (06/02/2021) Resmi Gazetede yayınlanan 3519 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla,  Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde bir gecede Hukuk ve İletişim Fakültelerinin kurulması, çok düşündürücüdür. 

Bu kararın,  zamanlaması itibariyle,  tam da bu direnişe denk gelmesi anlamlıdır. 

Üniversiteye atanan ve öğrenciler tarafından istenmeyen adam ilan edilen kayyum rektör, üniversitede görevli öğretim kadrosu tarafından da benimsenmemiş ve dışlanmış olup;  bu nedenle, rektör yönetimini kurabilecek öğretim görevlisi bulmakta zorlanmakta ve görevini tam olarak icra edemez konumdadır. 

Rektörü atayan partili cumhurbaşkanının,  bugüne kadar uyguladığı siyaset yönteminin; insanları bölmek, kutuplaştırmak ve toplumda gerginlik yaratmak ve bundan siyasi çıkar sağlamak olduğu dikkate alındığında, partili cumhurbaşkanının;   tanıdık aynı yöntemi kullandığı, Boğaziçi Üniversitesine atadığı ve en başta öğrenciler olmak üzere,  tüm öğretim elemanlarının da kabul etmedikleri rektörü görevden alarak, üniversite içinden sevilen bir akademisyeni rektör atayarak, ortaya çıkan krizi sonlandırmaya niyetli olmadığı, krizin üzerine körükle giderek,  krizi tırmandırmaya niyetli olduğu, bu nedenle de rektör krizine ilaveten bir de sürpriz bir kararla hukuk ve iletişim fakültelerinin kurulmasına karar verip, üniversitede fakülte krizi yaratmayı ve gerginlik politikasından siyasi yarar sağlamayı düşündüğünü değerlendiriyoruz. 

Çok yazık. Siyasi iktidarın başı olan zatın, kendi kararları dışında çıkacak krizleri dahi sonlandırmak için gayret sarf edeceğine, kendi yarattığı rektör krizine,  yine kendi kararıyla fakülte krizi ilave etmesini anlayamıyoruz. 

Yeni fakülteler kurulmasıyla güdülen amaç,  çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır. 

Boğaziçi Üniversitesine, üniversite yönetiminden habersiz, ülkenin ihtiyacının bulunup bulunmadığı araştırılıp sorgulanmadan,  bir gecede hukuk ve iletişim fakültelerinin kurulmasının tek amacı olabilir, bize göre; o da,  kurulan bu yeni fakülte kadrolarına yandaş öğretim üyeleri atanarak, istenmeyen dışarıdan atanan kayyum rektöre, kurulan yeni fakültelerin dışarıdan atanacak bu yandaş öğretim üyeleriyle kadro takviyesi yapmak ve rektörün üniversite içindeki yalnızlığını gidermek ve kadrosunu oluşturarak görevine başlamasını sağlamaktır. 

Ülkenin birliğinden ve huzurundan sorumlu olan partili cumhurbaşkanının,  Boğaziçi krizinin üzerine körükle giden bu yeni icraatı da göstermiştir ki; ülkenin, siyasi ihtirasına yenik düşen tek adamın kararlarıyla yönetildiği cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi,  asla bu ülkenin hayrına değildir.  

Güner Yiğitbaşı

06/02/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu 

Sen Devlet Değilsin Sayın Erdoğan
Sayın ERDOĞAN; davranışlarına, söylemlerine ve devleti tek başına keyfi ve sınır tanımaksızın yönetmeye kalkışına, kibirine, kendini Anayasa Mahkemesinin dahi üstünde tutuşuna, bağlayıcı Anayasa Mahkemesi kararlarına dahi diklenişine,  haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı olmayan gençleri, ana muhalefet partisini ve yöneticilerini terörist olarak yaftalamana, yasal güvencelerine güvenerek önüne gelene hakaret etmeyi kendine hak olarak görmene rağmen, kendine yönelik en ufak ve haklı bir eleştiriyi hakaret olarak kabul ederek,  insanları mahkeme kapılarında sürünmeyi onlara reva görüşüne, nice anayasa ve yasa dışı keyfi icraatlarına, son olarak da; millete,  kapalı kapılar ardında hazırlatacağın, senin iktidarını ve sarayını garanti altına almayı amaçlayan yeni anayasa önerisini,  millete kakalama isteğine, hayvanları koruma amaçlı bir derneğin kuruluşunun bile senin onayına bağlı kılınmış olan bu düzene  bakılırsa, sen kendini devlet olarak görüyorsun demek ki. 

Ben devletim diyorsun. 

Sayın ERDOĞAN;  ne sen, ne senin partin ve ne de başkanlığını yaptığın hükumet, asla devlet değilsiniz. 

ATATÜRK'ün,  onca şehit ve gazinin kanlarıyla ülkeyi kurtararak kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, senin gibi fani değil, ATATÜRK'ün dediği gibi,  ilelebet payidar kalacak, 93 milyon tüm Türk Milletinin her birinin;  eşit haklarla sahip oldukları,  anayasa ve yasalara göre,  çatısı altında eşit olarak yaşadıkları bir kurumdur. 

Bir benzetme yapacak olursak;  devlet,  hancı, sen ve iktidarın, partin ve hükumetin ise; bu handan gelip geçen bir yolcudur. 

Devletin;  anayasa ve yasalara uygun olarak,  yönetilmesi,  beş yıllığına sana ve partine geçici olarak emanet edilmiştir,  o kadar. 

Bu devletin ne ilk iktidar sahibi sensin,  son iktidar sahibi de,  asla sen olmayacaksın,  aksi kanaatte isen,  büyük bir yanılgı içindesin. 

Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinde;  egemenlik, yani hakimiyet, kayıtsız ve şartsız, dinlerine, mezheplerine, cinsiyetlerine ve ırklarına bakılmaksızın yasa önünde eşit olan 93 milyon Türk Milletine aittir. 

Anayasaya göre; Türk Milleti, yasama, yürütme ve yargıdan oluşan egemenlik haklarını, anayasanın belirlediği organlar eliyle kullanırlar. 

Sayın ERDOĞAN; sen de, Türk Milletine ait egemenlik haklarından biri olan (Yürütme hak ve yetkisini), Türk Milletini temsilen ve onun adına ve menfaatlerine uygun olarak kullanmakla görevlendirilen, anayasanın öngördüğü süre ile sınırlı olmak, anayasaya ve yasalara uymak şartıyla geçici olarak kullanan,  seçimle iş başına gelen, üst düzey bir kamu görevlisisin unutma sakın. 

Yani,  devlet değilsin, padişah değilsin, devlet  babanın şahsi malı, Türk Milleti de;  senin,  sana biat etmek zorunda olan kulların değildir. Sakın unutma lütfen. 

Sen,  Türk Milleti tarafından geçici süreyle seçilmiş ve devleti yönetirken, anayasa ve yasalara saygı göstermek ve uymak zorunda olan, bizler gibi, eşitler arasında bir adım öne çıkmış bir Türk Vatandaşısın. 

Bu nedenle, demokratik seçimlerle iş başına  geldiğin gibi,  yine demokratik seçimlerle iş başından çekilip gitmek zorundasın. 

Aksine bir düşünce ve çabalar içine girmeye,  kendinde bir üstünlük ve imtiyaz vehmetmeye,  sen dahil, kimsenin hakkı ve haddi değildir, bunu sakın unutma lütfen. 

Sayın ERDOĞAN; siyasi partiler, küçük ortağın MHP hariç, demokratik seçimlerle iş başına gelerek iktidar olmak ve millete ait olan egemenlik haklarını onlar adına kullanarak devleti yönetmek isterler, onların kuruluş ve faaliyetlerinin asıl amacı budur. 

Bu nedenle, ERDOĞAN iktidarını, hükümetini sonlandırarak iş başına geleceğiz diyen ana muhalefet partisi ile diğer muhalefet partilerinin bu sözlerine takılarak;  muhalefeti, beni ve hükümetimi devirmek, iş başından uzaklaştırmak istiyorlar diye suçlamaya kalkma sakın. 

Burada önemli olan,  seni ve hükumetini, iktidarını,  iş başından uzaklaştırmanın yöntemidir. 

Demokratik seçimler ve Türk Milletinin sandık tercihi senin ve partine artık yeter derse, hiç kusura bakma,  çekip gitmek zorundasın. 

İşte, bu demokratik ve çok yalın gerçekten hareketle biz diyoruz ki; Sayın ERDOĞAN,  sen de bir fanisin, gelip geçicisin. Senin bir ayrıcalığın yok, 93 milyon Türk Milletinin diğer fertlerinden daha imtiyazlı ve bulunmaz Hint kumaşı değilsin. 

Sen de; hem Dünya'nın,  hem de iktidarın bir fani kulusun o kadar. 

Sayın ERDOĞAN; bu gerçekleri bilir ve kabul edersen, yaşamını bu demokratik gerçeklere göre planlarsan, inan ki; daha mutlu olacaksın, bir takım hayallerin peşinde koşmayacaksın.  

Güner Yiğitbaşı

05/02/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bırakınız Anayasa Tartışmasını Ciddiye Almayınız Lütfen
Biraz iddialı ve kırıcı olacak belki ama, kusura bakmasın kimseler, ben ülkemiz insanından umudumu kestim artık.  

Ülkenin; sosyal, ekonomik, sağlık ve yönetsel konularda çözüm bekleyen birçok devasa problemi varken, Boğaziçi Üniversitesinde başlayan demokratik ve anayasal direniş eylemi; siyasal iktidarın vurdumduymazlığı ve hatasından dönmeme inadı yüzünden giderek tırmanırken, AKP Genel Başkanı ERDOĞAN'ın ; Türkiye'nin yeni bir anayasayı çalışmasının vakti gelmiştir sözü üzerine; herkes,  ülkenin çözüm bekleyen çok acil sorunlarını unutarak, hiç de gerekli olmayan, mevcudu dahi uygulanmayan,  yeni anayasayı tartışmaya başladı.  

Bugün televizyonlarda benim izlediğim muhalif ciddi kanallar bile, ERDOĞAN'ın yeni anayasa oltasına takılarak,  ciddi ciddi bunu tartışmaya başladılar.  Bu yazıyı yazarken, şu anda bile  bu tartışmalara kulak kabartmaktayım.  

Bize kalırsa, bu ülkeyi gerçekten seviyorsak, seçimlere çok az bir zaman kala, ERDOĞAN'ın ortaya attığı bu önerisini görmezlikten gelerek,  yok saymak zorundayız.  

İnsan hak ve özgürlüklerinin, bağımsız yargının, kuvvetler ayrımının,  şeffaflığın,  kısacası parlamenter  demokrasinin baş düşmanları ERDOĞAN ve ortağı BAHÇELİ'nin öncülüğünü yapacakları yeni bir anayasa çalışmasını,  nasıl ciddiye alırsınız, anlamak mümkün değil.  

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin anayasal demokratik protesto haklarını kullanmalarına tahammül edemeyen, öğrencileri terörist olarak suçlayan, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını uygulatmayan bir siyasal iktidarın ve onların temsil ettiği zihniyetin,  demokratik yeni bir anayasa yapacağına inanarak bunu ciddiye alıp tartışmaya başlamak, aymazlık,  gaflet ve büyük bir saflıktır.  

Yeni anayasa tartışmasını ortaya atan ERDOĞAN'ın amacı; mevcut anayasayı da ortadan kaldırarak,  kendi imparatorluğunu kuracağı, ömür boyu yönetimde kalacağı bir anayasanın hayata geçirilmesidir.  

Anayasa değişikliğinin tartışmaya açılabilmesi için, bu tartışmayı açmak isteyen ERDOĞAN ve BAHÇELİ'nin meclis çoğunluklarının;  bunu sağlamaya yeterli olması gerekir.  

Mevcut milletvekili yapısına göre, ERDOĞAN ve BAHÇELİ'nin bir anayasa değişikliğini doğrudan meclisten geçirecek çoğunlukları olmadığı gibi, referandum yoluyla geçirmeye yetecek 360 milletvekili çoğunlukları dahi yoktur.  Kaldı ki; böyle bir anayasanın halk oylamasından geçmesi de,  asla mümkün değildir.  

Buradan;  aklı başında,  hukukun üstünlüğüne saygılı tüm insanlarımıza ve Halk TV.  ,  TELE-1 gibi muhalif ve ciddi televizyon yöneticilerine sesleniyoruz, bırakınız şu adamın gayri ciddi,  çıkarmaya gücü yetmeyecek, antidemokratik hayali anayasa tartışmalarına alet olmayı, bu adamın ülkenin gündemini değiştirmesine yardımcı olmayı.  

Aksi halde,  ülkeye kötülük yapmış, ERDOĞAN'ın tuzağına düşmüş ve zokasını yutmuş oluyorsunuz.  Aklınızı başınıza toplayınız.  

Ülkemizin gündeminde;  şu anda seçimler ve AKP iktidarından bu ülkeyi kurtarmak vardır, anayasa değişikliği yoktur.   

Güner Yiğitbaşı

04/02/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Geri Adım Atmayacaktır
Boğaziçi Üniversitesine atanan kayyum rektörün,  öğrenciler tarafından protesto edilmesi demokratik eylemi,  artarak devam ediyor. 

Atamayı yapan Saraydaki tek adamın, bu demokratik eylemi, antidemokratik olarak polis şiddetiyle önlemekte kararlı olduğu anlaşılıyor. 

Saraydaki tek adam, geri adım atarak atamayı iptal edip, Boğaziçi Üniversitesinden bir öğretim üyesini rektör olarak atamayı, otoritesine gölge düşüreceği ve bu demokratik direnişlerin yol olacağı  ve saygınlığına gölge düşeceği kanaatiyle, aklının ucundan dahi geçirmemektedir. 

Tek adam, Boğaziçi’ndeki demokratik direnişin, kendisinde paranoya haline gelen gezi olaylarına benzer ve tüm yurdu saracak bir demokratik öğrenci eylemine dönüşmesinden korkmaktadır. 

Demokratik ülkelerde,  iş başında bulunan yöneticilerin, yanlış kararlarından dönerek haklı direnişlere demokratik olarak son vermeleri,  bir erdem ise de; antidemokratik ve otoriter yönetimlerde,  yanlıştan dönmek, bir yenilgi ve otoriterlikten verilecek bir taviz olarak değerlendirilmektedir. 

Ülkemiz,  tam bir çelişkiler ülkesine dönüştü, tek adam rejiminde. 

Tek adam, ülkeyi yönetemez hale gelmiş ve ne yapacağının şaşkınlığı içinde bocalıyor. 

Ortada, içerdiği en basit insan hakları ve yargı bağımsızlığı gibi insanlarımızın lehine olan hükümleri dahi siyasal iktidar tarafından uygulanmayan bir anayasamız olduğu halde, iş başındaki tek adam,  anayasa değişikliği önerisiyle kamuoyunun önüne çıkabiliyor. 

Hani, yaramaz ve aç gözlü çocuklar vardır, annesi tabağına yeteri kadar yemek koymasına rağmen, aç gözlülük yaparak,  kardeşlerinin yemeklerine de göz dikerler ya, işte aynen onun gibi,  uygulanmayan askıya alınan  bir anayasamızın varlığına rağmen, nedir bu anayasa değişiklik istemi anlamakta zorlanıyoruz ve siz önce önünüzdeki yemeği bir yiyin demek geliyor içimizden. 

Maksat başka tabi. Demokratik ve ilerici, insan hak ve özgürlüklerine dayalı bir anayasa yapmak  değil, onların maksatları. 

İstedikleri, arkalarındaki azalan halk desteğinden doğacak açıklarını tamamlayarak, seçim yenilgisinden kurtulup iktidarda kalabilmek, saraylarda oturmaya devam etmek. 

Bu nedenle; biz en başta CHP ve İYİ Parti olmak üzere, tüm muhalefet partilerini,  Sarayın bu anayasa değişikliği önerisine kulaklarını tıkamaya ve  bu öneriyi yok saymaya davet ediyoruz. 

Sarayın amacı;  esasen, anayasada mevcut olup,  fiilen uygulanmayan bazı özgürlük maddelerini de aralarına serpiştirecekleri, cumhurbaşkanı seçim sistemini ve koşullarını saraydaki tek adam lehine değiştirecek ve yapılacak olan değişikliğin de ilk seçimlerde uygulanacağına imkan tanıyacak bir anayasal  düzenleme yapmaktır. 

Sakın ha, anayasaya göre bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına dahi saygı gösterip uygulamayan ve anayasa suçu işleyen bir iktidarın,  demokratik bir anayasa değişikliği yapacağı savına asla inanmayınız. 

Bu iktidar, ülkeyi yönetemediği gibi, maalesef tüm inandırıcılığını ve halk nezdindeki güvenini de tamamen kaybetmiştir ve ilk seçimlerde demokratik olarak ülke yönetiminden uzaklaştırılacaktır. 

Ondan sonradır ki; parlamenter sisteme dönüşü de içeren,  kapsamlı ve demokratik bir anayasa değişikliği gündemdeki yerini almalıdır.  

Güner Yiğitbaşı

03/02/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu  

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget