Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Kılıçdaroğlu cezaevine mi yürüyor? - Tünay Süer
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Yargı yarın sizi de davet ederse şaşmayın" diye tehdit ettiği CHP lideri Kılıçdaroğlu'na bir tehdit de Akit yazarı Abdurrahman Dilipak'tan gelmiş.
 “Medyanın ve sermayenin destek vermemesine çok sevinmiş”
Kılıçdaroğlu’nun “cezaevine doğru büyük yürüyüş”ü sürüyor. Kendi ayağı ile tıpış, tıpış gidiyor. Durmak yok yola devam. Teşekkürler bayım" Demiş.
Kraldan çok kralcılar baykuş gibi ötmeye başladılar.
69 yaşında bir adamın sadece adalet ve Türkiye’de herkesin kardeşçe huzur içinde yaşaması için Anayasal hakkını kullanarak yürümesine kindar ve haince saldırmak hangi insanlığa sığar?
Hangi Müslümanlığa sığar?
Bu herif, 2015 de  Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesi'nin,  Samanyolu Yayın Kurulu Başkanı Hidayet Karaca ve 75 polis hakkında tahliye kararı vermesi üzerine neler söylemişti hatırlayalım.
'Bu hâkimler nasıl böyle bir rezalete imza attılar?.
Talimatı kimden aldılar?
 Emir veren kim?
Yetkili mahkemenin kararı yok hükmünde saymasına Kılıçdaroğlu itiraz ederek karara uyulmasını gerekirse bir üst mahkemeye itiraz yapılabileceğini söylediği için yine ona saldırmıştı.
“Bir yargıç çıksa, sudan bir gerekçe ile seçimden önce son cuma saat 16.00’da Kılıçdaroğlu’nu tutuklayıp, kararı YSK’ya tebliğ edip, CHP’yi kapatma kararı (!) verse, durduk yerde, Kılıçdaroğlu yine, yasal itiraz yoluna gidilmeli der mi mesela.”
Ve “Ortada juristokrasiden daha vahim bir durum var…
Kanunsuz yetki olmaz!
Militan yargı ve yargıç PKK’dan daha tehlikelidir. Çünkü adalete duyulan güveni tahrip eder. Oysa adalet mülkün, meşruiyetin temelini teşkil eder..
“Yargıda keyfilik olamaz.”demişti.
O gün öyle diyen Dilipak bugün herkes için ADALET isteyen Kılıçdaroğlu’na yine terbiyesizce saldırıyor.
Bu adamlar her devrin adamlarıdır.
Bir gün Erdoğan gitse, yerine gelenin yine kıçını öperler.
Dolayısı ile bu hainlerin herkese zararları vardır.
Aslında böyle adamları önemsememek gerek.
Binlerce tutuklanan, işinden gücüden olan insanların içinde hiç mi haksızlığa uğrayan yok?
Erdoğan, kurunun yanında yaşında yandığını kendi ağzı ile söylemedi mi?
Bugün Türkiye’de hukukun doğru çalıştığını söyleyebilirmiyiz?
                                                      ***
Kılıçdaroğlunun herkes gibi yanlışları olabilir ama bu yaptığı yürüyüş doğrudur.
Bunu oraya buraya çekmenin anlamı yoktur.
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, ADALET Yürüyüşüne karşı çıkarak
“Türkiye terörle mücadele ederken yargısını dışarıya şikâyet etmek yanlıştır.
Şu an yargı tarafsız ve 'Ak Parti'nin yargısı' tartışmaları yersiz. Hâkimler ve savcılar Cumhuriyet'in hâkimleri ve savcıları."
 "Enis Berberoğlu'nun tutuklanması başka, adalet tartışması başka şeydir” diyor.
Hapishanelere kapatılan herkes için "Bir kısmı terör örgütünün üyesi, bir kısmı da yetersiz olduğu için işten atıldı" diyor.
Ömrünün çoğunu zindanlarda tutsak geçiren Doğu beyi bazen anlamak mümkün oluyor?
Bu zorlu yürüyüş sadece tutuklanan milletvekili için değildir.
Kendisi neden Silivri’ye kapatıldı acaba?
Suçlumuydu?
Adalet olmazsa ülkede ne huzur kalır ne de güvenlik kalır.
Çünkü toplum içerisindeki eşitliği tamamen adalet sağlamaktadır.
Ülkemizin içinden geçtiği bu zor dönemde, ülkemizi ayakta tutabilecek tek unsur Adalettir.
                                                  ***
“Erdoğan ADALET Yürüyüşü için‘bu bir lütuftur’ diyor.
Oysa demokrasilerde lütuf olmaz.
Kişilerin anayasal haklarını lütuf olarak gören iktidarlar darbe iktidarlarıdır.
Erdoğan sözlerine dikkat emelidir.
                                                  ***
Manisa’nın en büyük askeri birliklerinde askerler sık, sık zehirleniyorsa ve hiçbir tedbir alınmıyorsa ortada çok ciddi bir sorun vardır demektir.
Askerlerimizin üçüncü zehirlenmelerinde CHP 30 Mayıs ve 13 Haziran tarihlerinde konuyu Meclis gündemine taşımıştı.
Maalesef AKP ve MHP oylarıyla ret edilmişti.
TBMM Milli Savunma Komisyonu üyesi CHP milletvekilleri 4.kez tekrarlanan zehirlenme olayından sonra Manisa’da yaşanan asker zehirlenmeleri ile ilgili olarak Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’nın komisyona bilgi vermesi için komisyon başkanlığına yeniden başvurdu.
Bakalım bu kez kabul edilecek mi?
AKP Genel Başkanı Erdoğan hak arama yeri parlamentodur diyor.
Allah aşkına Parlamentoda AKP’nin işine gelmeyen hangi sorun Mecliste hallediliyor?
Bence Savunma Bakanı ve Genelkurmay başkanı görevlerini yapamadıkları için derhal istifa etmelidirler.

Tünay Süer
20 Haziran2017


Demokrasilerde Lütuf Olamaz - Güner Yiğitbaşı
CHP Genel Başkanı KILIÇDAROĞLU; hepinizin bildiği gibi, beş gün önce Ankara Güven Park'dan başlayan ve İstanbul Maltepe'de sonlanacak olan, adına ADALET YÜRÜYÜŞÜ dediği yürüyüş eylemine başladı ve KILIÇDAROĞLU'nun bu eylemi,hem dışarıda ve hem de içeride, büyük oranda olumlu bir tepki aldı.

KILIÇDAROĞLU'nun tek başına başladığı bu demokratik ve barışçıl protesto yürüyüş eylemine, siyasi ve siyaset dışından birçok vatandaş destek verdiler ve yürüyüş eylemine katıldılar.Katılımlar her geçen gün artarak devam ediyor.

Bu tür demokratik ve barışçıl gösteri ve protesto yürüyüşüne pek alışık olmayan AKP iktidarının ileri gelenleri paniğe kapılarak, KILIÇDAROĞLU'nu; bu yürüme eylemiyle, halkımızı yasa dışı sokak eylemlerine kışkırtmakla ve FETÖCÜ'lere destek vermekle suçlayacak kadar ileri giderek, KILIÇDAROĞLU'nu ve demokratik bir hak olan barışçıl yürüme eylemini itibarsızlaştırma gayreti içine girdiler.

AKP Genel Başkanı yaptığı konuşmalarında, adalet arama yerinin ve yönteminin sokak ve sokakta yürümek olmadığını, adalet arama yerinin parlamento olduğunu, bu yürüme eyleminin mahkemelere baskı niteliği taşıdığını ve anayasanın 138. maddesine aykırı bir davranış olduğunu, bu eyleme katılanların yargı mercilerinden davet alırlarsa şaşırmamaları gerektiğini, bir lütuf olarak bu yürüyüşe şimdilik engel olmadıklarını, göz yumduklarını dile getirmiş bulunmaktadır.

Yüce Parlamentonun; ülkenin sorunlarının çözülmesi için gerekli olan yasaların çıkarıldığı bir organ olduğu, inkar edilemez bir gerçektir.Ancak, parlamento bu işlevini; partizanlık yaparak, muhalefetin sesini kısarak, sadece iktidarın destek verdiği yasaları çıkararak, muhalefet partileri tarafından verilen önergeleri,yasa tekliflerini kayıtsız ve şartsız reddederek, sadece yargıyı bağımlı ve taraflı kılan düzenlemeler yaparak, yerine getiremez.

Bugün olağanüstü hal nedeniyle ülkenin KHK'ler ile yönetildiği ve parlamentonun büyük oranda devre dışı bırakıldığı da dikkate alındığında, AKP Genel Başkanının,Adalet arayışının parlamentoda yapılması çağrısının, maalesef  pratik hiçbir değeri kalmamıştır.

Anayasamıza göre, barışçıl ve silahsız toplantı ve gösteri yürüyüşleri, her türlü barışçıl protesto eylemleri ve diğer özgürlükler; kaynağını anayasadan alan,vazgeçilemez ve devredilemez demokratik ve anayasal bir hak olup, anayasanın koruması ve teminatı altındadır.Bu hak ve özgürlükler, siyasal iktidarın, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın  kişilere tanıdıkları, lütfettikleri hak ve özgürlükler değildir.

Lütuf ne demektir?

Lütuf kelime anlamı olarak;iyilik,yardım,ihsan,bağış anlamına gelen bir kavram olup,içinde keyfiliği barındırır, lütufta bulunacak,iyilik ve yardım edecek,ihsanda bulunacak bir kişi, ancak keyfi isterse,eşref saatinde olursa,işine gelirse kişilere lütufta bulunur,iyilik yapar ve ihsan da bulunur. Bu itibarla, lütuf ile demokrasi birbirleriyle asla bağdaşmayan iki kavramdır,demokrasinin olduğu yerde keyfilik olamaz ve lütuftan bahsedilemez. Lütuf dediğiniz,biz lütfettik de oldu dediğiniz anda, demokrasiden uzaklaştığınızı, keyfi davrandığınızı,ülkeyi keyfi yönetmeye kalkıştığınızı kabul etmişsiniz demektir.

Bu da demokrasi adına çok ürkütücüdür. 

19/06/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Adalet diye diye - Tünay Süer
İnsanlık tarihi boyunca insanlar gerek topluluk gerekse bireysel olarak protesto haklarını kullanmışlardır.
Doğru bulmadığına karşı çıkmak her insanın doğasında vardır.
Anayasanın 34. Maddesi’ne göre; Herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı
ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Tüm dünyada da böyledir.
Türkiye AKP iktidarı tarafından gösterildiği gibi güllük gülistanlık mıdır?
Asla…
Anlatmaya gerek var mı?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu neden Adalet diye yollara düştü?
Çünkü en son yapılacak bu kalmıştı.
AKP Genel Başkanı Erdoğan bu gün Kılıçdaroğluna şöyle seslendi.
 “Elinde adalet pankartıyla dolaşmak adalet gelmez. Halkı sokaklara çağırmak kimsenin yararına değildir. Yollar yürümekle aşınmaz. Eğer bu yolla hukuk elde edeceklerini sanıyorlarsa bu da mümkün değildir. Adaleti aramanın yeri parlamentodur. Yargı yarın sizi de davet ederse şaşmayın.”
 Tehdit kokan bu sözler Başbakan Binali Yıldırım ve Devlet Bahçeli’nin sözlerinden farksızdı.
Her iki beyefendi de sokakta adalet aranmaz diyor.
Birisi, “dokunulmazlık kalkınca ne olacağını biliyordu”
Diğeri  “akılsız başın cezasını ayaklar çekermiş” Kriz tetikçileri faal,kaos heveslileri faaliyette.
(Aslında bu Bahçeli denen adamın sözlerini kaale almamak gerek zira adaletsizlik ile halen o koltuğu işgal etmektedir.)
Bu sözlerden anlaşılıyor ki Kılıçdaroğlu’nun Adalet yürüyüşünü başlatması bu beyleri bayağı rahatsız etmiş.
AKP Genel Başkanı adaleti aramanın yeri parlamentodur diyor.
Doğru.
Hatta çok haklı ama kendisinin de bildiği gibi 15 yıldır demokrasinin işlemediği bir parlamento vardır.
Çünkü orada milletvekillerinin sözleri değil, sadece tek adamın iki dudağı arasından çıkan sözler yasa oluyor, geçerli oluyor.
Çünkü çoğunluk ellerinde ve istedikleri gibi at koşturuyorlar.
Tabi bu çoğunluklarının yetmediği zamanlarda Bahçeli gibi stepnelerinden güç alıyorlar.
Eeee! O zaman böyle bir parlamentoda adalet beklenebilirmi?
Son yıllarda yapılan yargısız infazlar, tutuklamalar yargıya kara bir gölge düşürdü.
Hatta bağımsızlığı kalmadı.
Televizyonlar, medya da ele geçirilmiş.
İktidarın borazanı durumuna gelmiş hepsi.
 Halktan gerçekler saklanıyor.
Halkın bir kısmı sinmiş ama canından da bezmiş.
Bir ışık arıyorlardı sanki…
İşte bu sırada ADALET diyen bir adam yollara düşüyor.
Bu yola düşüş herkes içindir.
Mezhep, dil, din, ırk ayırt etmeden
Mutlu bir Türkiye’nin yeniden inşası içindir.
Hukukun bağımsız olması içindir.
Çünkü hukuk bir gün herkes için gerekebilir.
İktidarın kendisine öz eleştiri yaparak düşünmesini isterdim.
Halen burnunun dikine gidip tehdit eder gibi sözler etmesi çok yanlıştır.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu hayatının en anlamlı görevini üstlenerek 69 yaşında Türk Milletinin Özgürlüğü, mutlu yaşaması için bu sıcaklarda elinde küçük bir sopaya tutturulmuş ADALET yazısı ile günde 20 kilometre yol tepmektedir.
Gün geçtikçe ardındaki kitleler çığ gibi büyüyor.
Türkiye uyandı, Türkiye yürüyor.
Türkiye aydınlıklara yürüyor.
Yürümüyor hatta koşuyor.
Bu da iktidarı korkutuyor.
Neden?
Demokrasi, huzur ve adalet isteyen  tüm vatandaşlarımın yolları  açık olsun.
Tünay Süer
17 Haziran 2017

Protesto
Amerika'da 1955 yılında kanun gereği, zenciler belediye otobüslerinin arkasında, beyazlar ise önünde oturmak zorundaydı. Montgomery (Alabama) kentinde bir dikimevinde çalışan Rosa Parks, akşam eve dönmek üzere otobüse bindi. Ön sıralarda yer olduğu için oraya oturdu. Otobüse binen bir beyaz adam, Parks'ın oturduğu sıradan kalkmasını, orayı kendisine terk etmesini istedi.
Parks, kendisini oradan kaldıracak böyle bir zorunluluğun olmadığını düşündüğünü açıkça söyledi ancak Park tutuklandı ve hapse girdi. Olaydan sonraki bir yıldan daha uzun bir süre boyunca zenciler otobüslere binmediler, her yere yürüyerek gittiler. Otobüs boykotuyla başlayan medeni haklar hareketi, Amerika’da siyahlara uygulanan ayrımcılığın sona ermesini sağlamıştı.

Aleks - Cevat Kulaksız
Bundan sekiz yıl kadar önce, büyük oğlum İzmit’te görevli iken, evlerine Jek Rasıl cinsinden bir köpek yavrusu almışlardı. “Badi” adını verdikleri bu köpek yavrusu zamanla büyümeye başlamış, evin içinde dört dolanıp koşup zıplarmış; bu hali de ev halkına neşe verirmiş.
Oğlum görev için veya gezme amacı ile başka il e, yurt dışına gittiğinde koyacak yer sıkıntısı baş göstermiş, köpekler evde yalnız kaldıkları zaman korkarlar veya stres içinde kalırlarmış. Bu nedenle evde yalnız kaldığı zaman, kirada oturdukları evin ahşap kısımlarını kemirmeye başlayınca sorunlar da çıkmaya başlıyor.
Ne yapalım bu “Badi” yi, düşünürken, “nasıl olsa babam emekli oldu, ona verelim baksın” diye düşünürler. Köpeği aldıklarının altıncı ayında Ankara’ya bize ziyarete geldiklerinde Badi” yi de getirmişlerdi. Oldukça sevimli ve hareketli olan bu köpeği çok sevmiştik. “Babam Badi’yi çok sevdi, onu onlara bırakalım” dediler ve “Badi’yi bize bıraktılar. Badi böylece bizde kaldı ve sekiz yıldır ona bakıyoruz.  Ben şahsen ona verdiğim emeği hiçbir torunuma verememiştim. İşte o “Badi” ile sabah ve akşam sürekli, karda, kışta, yazda mutlaka gezmeye çıkarız. Böylece o ihtiyaçlarını giderir, ben de temiz havada yarım saat-bir saat gezmiş oluyorum.
Konumuz aslında bizim Badi ile ilgili değildi.

ALEKS’İ YAVRU İKEN GÖRDÜM
Aleks - Cevat Kulaksız
Şubat ayının çok soğuk bir akşamında, yine Badi” ile gezmeden eve dönüyorduk. Komşu sitede oturan, evi bize 300 metre kadar olan banka emeklisi Bahaddin Bey’in evinin önünden geçerken, hemen dış kapısına başını dayamış küçük bir köpek yavrusuna rastladık. Bu küçücük yavru tirtir titriyor, ağlarcasına çeniliyordu. Badi yanına sokuldu, kokladı kokladı, ağız kısmını yaladı, muhtemelen o da ona acımıştı.
Muhtemelen, komşulardan birilerinin köpekleri çok yavru yapmış olmalı ki, yavruları bazılarının evlerinin önlerine, bahçelerine atmış olmalı diye düşündüm.
Köpekler meme sayısı kadar yavru yaparlar; mesela insanın iki memesi varsa ondan doğacak yavru en fazla genelde iki tane iken, çoğunlukla köpeklerin sekiz memesi vardır, doğacak yavru da sekiz kadardır.
O yavruya çok acımıştım. Eve getirsem, eşim kızar, ne yapsam diye düşünmeye başladım. Şubatın ayazının akşamında hepimiz titriyorduk.
Bu duygular içinde eve geldim, huzursuzdum. Olağan dışı bir şey olur düşüncesi ile yakın komşuların telefon numaralarını önceden cep telefonuma kayıt kaydetmiştim, bu arada komşu Bahaddin Bey’in telefonunun da almıştım. Hemen Bahaddin Bey’i telefonla aradım, durumu izah ettim. Kapınızın önünde çok küçük bir yavru var, evinizin bahçesi, bodrumu müsait ne olur şu kışın ayazında evinize alın, Allahın yaratığı bu canlıya merhamet edelim, lütfen bunu içeri alın, diye yalvarırcasına rica ettim. Adam telefonda tereddüt etti, “ben bakamam, hanım yaşlı” falan dedi, ama ben ısrar ettim, komşu etme, Allahın yarattığı canlıya merhamet edene Allah da merhamet eder, lütfen içeri alın dedim. Adam, “hele bir bakayım da düşünelim” falan dedi.
Ertesi günün sabahında, evlerinin önünden Badi ile yine geçtik, yavru köpek yoktu, dışarıda kimseyi de göremedim, köpek yavrusunu adlını mı, diye soracaktım. Badi yavru köpeğin kapı önünde sızlandığı yeri kokladı kokladı, kapıdan içeri girmeye çalıştı, bahçe duvarından bahçeye bakmaya çalıştı.
Aleks - Cevat Kulaksız
Köpek yavrusunun sonucunu soramamanın endişesi içinde günler geçirirken, yine Badi ile Bahaddin’lerin evinin önünden geçiyordum, evin bodrum tarafından köpek yavrusunun daha bir canlı avlamasını duyunca, inanın oh şükür diyerek rahatladım, Badi de ona doğru havlıyordu. Demek ki komşu Bahaddin yavru köpeği almış besliyor diye düşündüm.
Günler geçtikçe, Bahaddin Bey’in ortaokulda okuyan torununu o büyümeye başlamış köpek yavrusu ile oynadıklarını gördüm ve mutlu oldum. Oradan geçerken, Bahaddin Bey’in torununa, adını ne koydunuz, diye sordum, “Aleks” dedi. Badi ile oradan her geçişimizde “Aleks Aleks” diye çağırmaya başladım. Hızla büyüyen Aleks bahçenin benden tarafına gelir, kuyruğunu sallayarak dostluğunu belirtmeye çalışır, Badi de ayaklarını duvara dayayıp, ona doğru başını uzatır, koklaşırlardı.
Aleks hızla büyüyordu ve erkekti, Bahaddin Bey’in torununun peşinden ayrılmıyor, bahçelerinde koşup oynuyorlardı. Daha sonra Aleks parklara doğru gezmeğe çıkarıldı. Öbür köpeklerle oynaşmaya başladı, öylesine sevecen bir köpekti ki, ismini çağırdıkça gelir, Aleks Badi’nin elini yüzünü yalar, Badi benimle oynasın diye önünde yatar yuvarlanırdı. Badi sekiz yaşında idi, cinsi gereği küçüktü, ama Aleks’e karşı ilgisiz, adeta “get lan sen küçüksün” der gibi onu yalancıktan ısırır onunla ilgilenmezdi. Aleks, öyle büyümüştü ki üç dört ay içinde Badi’nin üç dört katı yükseklik ve büyüklüğe ulaşmıştı.
Günler geçtikçe, Aleks büyüyor, gelişiyor ve daha çok neşeleniyordu. Yolda kaldırımda rastladığı her şeyle oynuyor, pet şişelere saldırıyor, parçalayana kadar onunla oynuyordu. Bahaddin Bey’in torunu onu gezmeye çıkarıyor, onunla kaldırımlarda, parklarda koşuyorlar, oynuyorlardı.
Günler böylece geçerken, mayıs ayının ortalarına doğru Aleks birden kayboldu, görünmüyordu, acep ne oldu, nerede diye merak etmeye başlamıştım. Bahaddin Bey’in torununa rastladığım bir gün, Aleks nerede görünmüyor, ne oldu, diye sordum. “Aleks öldü”, dedi üzgü bir şekilde. Ne oldu, nasıl öldü, diye bir türlü ayrıntıyı soramamıştım.
Nihayet, 15 Haziran günü, Bahaddin Bey’in torununa Aleks nasıl öldü, hasta falan değildi galiba dedim. Çocuk üzgün ve tedirgin, mahzun bir şekilde, “abi tecavüz etmişler, kıçından kanlar akıyordu öldüğünde” dedi.
Aman tanrım, çok şaşırdım, çocuğa “Allah Allah çok şaşırdım” dedim. Şimdiye değin dişi köpeklere, çocuklara, ne ki büyük çocuklara cinsel tacizde bulunanları duymuştum da erkek köpeğe tecavüz edenleri hiç duymamıştım. Ben bunu dehşet içinde duyduğum zaman tarihler 15 Haziran 2017 yi gösteriyordu. O gün de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu, Türkiye’de bozulan Adaleti protesto etmek için İstanbul’a doğru 450 km lik yaya yürüyüşüne başlamıştı.
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com
Resimler: Badi

Adalet öldü mü? - Gündüz Akgül
Hani bilinen bir öykü vardır…
Ülkenin birinde ölümler “Çan çalarak” ilan edilirmiş…
Çan;
Bir defa çalındığında, “halktan biri”
İki defa çalındığında, halk içinden tanınmış, “eşraftan biri”
Üç defa çalındığında, saray çevresinden, yani “bürokrasiden biri”
Dört defa üst üste çalındığında ise “Kral’ın”
Öldüğü anlaşılırmış…
Günün birinde yine bir çan sesi duyulur. İnsanlar, biri öldü sanırlar…
Peşinden hemen ikincisi, üçüncüsü, dördüncüsü çalar…
Halk, “Kral öldü” heyecanıyla kilisenin etrafında toplanmaya başlar…
Ama o da ne! Çan beşinci defa çalar…
Meraklanan kalabalık, çan sesinin geldiği yere koşar...
Ne oldu? Kim öldü? Nedir bu beş çan sesi?” diye soranlara:
Çancı, “Adalet öldü! Bu ülkede adalet öldü.” Der…”
Sonrada, mahkemede haklı olduğu davasında nasıl haksızlığa uğradığını toplanan kalabalığa anlatır…
Bu öykü Adaletin insanlar için ne kadar önemli bir gereksinim olduğunu çok iyi anlatmaktadır…
Tüm adliyelerimizin tüm duruşma salonlarında kürsünün arkasındaki panoda  “Adalet mülkün temelidir” yazılıdır ya, bu veciz söz (kısa ve etkili söz) de adaletin önemini vurgulamaktadır…
Son dönemlerde bir kesim, yargıdan çıkan kararlardan rahatsızlık duymayabilir.
Ama şu bir gerçektir ki yurttaşların büyük bir çoğunluğu bu kararlardan rahatsızdır.
Cumhuriyeti kuran, devrimleri gerçekleştiren CHP yollara düşmüş adaleti arıyor.
Bu boş bir tepki değildir.
Adil ve tarafsız bir yargının duruşma salonlarında değil, sokakta aranması herkesten daha çok, yıllarca yargıda görev yapmış, mülkün yanı devletin temeli olan Adaleti gereği gibi uygulamak için her türlü özveride bulunmuş, ben ve benim dönemimin emekli Yargıç ve Cumhuriyet savcılarının,  içini acımaktadır.
Suç işleyen kim olursa olsun adil bir yargılama sonucunda yaptırıma tabi tutulursa hiç kimsenin yargı uygulamalarına itiraz hakkı olamaz.
Ancak görünen manzara hiçte iç açıcı değildir.
Haksızlığa uğrayan her yurttaşın sığınacağı son limanın Adalet olduğu unutulmamalıdır.
Yargı, yargıya bırakılırsa bu olumsuzlukların düzeleceğine ve herkesin yargıya güveninin artacağına inanıyorum.
Bu yazıyı, kurucumuz ve kurtarıcımız, büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ün adalet için söylediği sözü ile bitirmek istiyorum.
“Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz (1920) Mustafa Kemal Atatürk”

16.06.2017
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Yürü be CHP - Tünay Süer
Dünkü Ballı Damatlar yazımda şöyle demiştim.
Yargıç yargılarken ve karar verirken inançlarını ve görüşlerini duruşma salonunun dışında bırakmalıdır.
Çünkü tarafsızlık yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır.
Dedim ya artık bağımsız adaleti artık mumla arar olduk.
Geçmişe baktığımızda, hukukun üstünlüğü kavramı yasaların şekline değil, içeriğine göre anlam kazanırdı.
Günümüzde yasaların içeriği siyasal gücün isteklerinden ibaret oluyor.
Evet, bugün bunu daha iyi anladık.
Yazılarımda zaman, zaman ,sıra CHP ye gelecek ne Parti kalacak ne de milletvekili demişimdir.
Elbette müneccim olmaya gerek yok.
Siyaset aynen satranç oyununa benzer.
Çocukluğumda amcam Nevzat Süer’in arkadaşları ile oynadığı bu oyunda saatlerce neden düşündüklerini merak ederdim.
Amcam Türkiye’de satrancın yayılmasında çok emeği olan uluslararası satranç ustası namlı ve defalarca Türkiye şampiyonu olan bir insandı.
Bugün adına turnuvalar düzenlenen bir değerdi.
Büyüdüm, bende oynamaya başladım ve o zaman anladım ki bu oyunu oynarken karşındaki rakibinin oynayacağı en aşağı on hamleyi düşünmek zorundasın.
Üzülerek söylüyorum ki CHP bunu yapamadı.
İşte bugün bu düşüncelerimin başlangıcı oldu.
CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu tutuklandı.
Önce müebbet hapis cezası, sonra 25 yıla indirim yapıldı.
Kimse kusura bakmasın ama bunlar hep Kılıçdaroğlunun uzlaşmacı ve pasif uzlaşmacı politikaları yüzünden oldu.
                                                                 ***
Berberoğlu’nun tutuklandığını Çarşamba günleri İMECE Platformu toplantısında olduğumdan
ancak eve döndüğümde öğrenebildim.
Ve çok üzüldüm.
MİT TIR’larının görüntülerini yayınladığı için ceza almış.
Bu tırlar devlet sırrıymış.
Meğer,içlerinde ilaç diye silahlar yüklüymüş.
Biraz önce AKP başbakan yardımcısı olan Tuğrul Türkeş’in eski partisi MHP de genel başkan yardımcısı iken CNN Türk’te yaptığı konuşmayı izledim.
“Sayın Başbakan da Sayın Cumhurbaşkanı da meydan, meydan gezip ‘onlar Türkmenlere gidiyordu’ diyor. Bu konuda taraf tutmak MHP’ye yakışmaz. Burada bizi izleyenlerin huzurunda yemin ediyorum, vallahi ve billahi o silahlar Türkmenlere git-mi-yor-du. Bilerek söylüyorum.”diyordu.
Bu meydana çıkınca devlet sırrı olmuş.
Oysa bizler bu haberi ilk önce Ulusal Kanalda çok daha önce izlemiş, Aydınlık gazetesinde okumuştuk.
Bu haber niteliğinde olan yazılar, görüntüler nasıl devlet sırrı oluyormuş hayret!
Esas devlet sırrı, Türkiye’nin tüm güvenlik ve askeri sırlarının saklandığı Kozmik Odanın aratılmasıydı…
Bence CHP Milletvekilinin tutuklanması CHP ye gözdağıdır.
Aba altından sopa göstermektir.
BOP Projesi kapsamında Türkiye’yi karıştırmak isteyenler adım adım ilerliyorlar.
Erdoğan istediği kadar birliktelik nutukları atsın vaziyet hiç te öyle değil.
Sinsi düşman boş durmuyor ve ne yazık ki Erdoğan’da bu oyunlara alet oluyor.
Bu konuda söylenecek çok söz var ama şimdilik susmayı tercih ediyorum.
Enis Berberoğlu’nun tutuklanması sonrasında, CHP’li vekillerin Genel Kurulu terk etmesine AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, “Meclis’i terk etmek size görev veren millete haksızlık yapmak demektir. Burayı terk etmek milletvekili ruhuna bağdaşan milletin bize verdiği güvene bağdaşan bir yaklaşım olmaz” demiş.
 Vay be!
Sözlere bakın.
“Meclis’i terk etmek görev veren millete haksızlık yapmak demekmiş.
Peki, o zaman milletin görev verdiği vekili hiç bir delil olmadan hapise tıkmak millete haksızlık değil midir?
Bu ülkede adaletin kırıntısı kalmamış, maalesef adalet çökmüştür.
Kılıçdaroğlu geç de olsa çok önemli bir karar aldı.
Hele şükür.
Yarın saat 11.00'de Güvenpark'ta olacağım. Elimde sadece Adalet yazan pankart olacak. Adaletin olmadığı bir halk mı olur devlet mi olur. Güvenpark'ta olacağım ve yürüyüşümüzü başlatacağım."dedi.
Böylece CHP üzerindeki ölü toprağını atacak inşallah.
Kılıçdaroğlu yarın Ankara’dan İstanbul’a yürüyecek ve 81 ilimizde eylemler başlayacak.
Zararın neresinden dönülse kardır.
                                                                        ***
Yürü be CHP seni kim tutar?
Millet hep bunu bekledi senden…

Tünay Süer
15Haziran2017

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget