Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

"Adnan Hoca"cı olarak bilinen Ayşegül Hûma Babuna ve Aylin Atmaca’nın, Silivri’de tutuklu Gazi Üsteğmen Serdar Öztürk hakkında açtıkları "hakaret ve iftira" davasına Ankara’da devam edildi. Bu duruşmada da Mahkeme Başkanı, avukatlar ve izleyiciler arasında birbirinden ilginç diyaloglar yaşandı.

Emekli Albay Levent Göktaş Ergenekon’dan tutuklandı. Kısa bir süre sonra da Göktaş’ın avukatlığını yapan Serdar Öztürk bürosunda "İrticayla Mücadele Eylem Planı"nın ıslak imzalı belgesi bulunduğu iddiasıyla Silivri’ye kondu. Mahkemedeki savunmasında Öztürk, Ayşegül Hûma Babuna ve Aylin Atmaca isimli kadınların bürosuna gelmesinden sonra bu komploya maruz kaldığını anlattı.

Her iki isim de Öztürk hakkında “iftira ve hakaret” davası açtı. Ankara 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 26 Eylül’de yapılan ilk duruşmaya Babuna ve Atmaca katılmadı. 29 Ocak’taki duruşmada sadece Babuna hazır bulundu. Babuna ve Atmaca’nın avukatlığını üstlenen ismin emekli savcı Ahmet Gündel olduğu görüldü. Öztürk’ün avukatı Demet Reçber o duruşmada mahkemeden aldıkları Babuna ile Serdar Öztürk arasındaki telefon kayıtlarını dinletmek istedi. Ancak Gündel: "Bunların yasal olup, olmadığını bilmiyoruz." diyerek kayıtların dinletilmesini engelledi.

Dünkü duruşmaya ise Aylin Atmaca katılırken, ses kayıtlarının muhatabı Babuna gelmeyince merakla beklenen telefon konuşmaları bir kez daha dinletilemedi. Avukat Ahmet Gündel bu defa da: "Ses kayıtları Serdar Öztürk’ün dinlenmesi kararı açısından yasal olabilir, ama müvekillerim açısından yasal değildir, tesadüfen elde edilmiş delil niteliğindedir" diyerek kayıtların dinletilmesine yine karşı çıktı. Gündel, Öztürk’e komplo veya bürosunda "İrticayla Mücadele Eylem Planı"nın bulunması konularının bu mahkemenin değil, Silivri’deki 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin işi olduğunu da öne sürdü.

Gündel, Öztürk’ün avukatı Demet Reçber’in, Aylin Atmaca’ya sorular sormasını da engellemeye çalıştı. Ancak Mahkeme Başkanı Avni Mis’in devreye girmesi üzerine Atmaca soruların bir kısmını cevapladı. Reçber, cevaplardaki çelişkilere dikkat çekerek bunların tutanaklara geçirilmesini istedi.

Aylin Atmaca savunmasında, Öztürk için: "Akıl sağlığıyla ilgili problemi olabilir" ifadesini kullandı. Atmaca, Öztürk’ün tutuklanmasından sonra arayan yardımcısı Avukat Demet Reçber’in kendilerini büroya davet ettiğini, ancak televizyonlarda Öztürk’ün bürosunda "İrticayla Mücadele Eylem Planı" bulunduğu için tutuklandığını duyunca gitmediklerini de anlattı.

Bunun üzerine Avukat Reçber, Öztürk’ün bürosunda sözkonusu belgenin bulunduğunu kendilerinin de ilk kez 12 Haziran’da Taraf Gazetesi’nde yayınlanan haberle öğrendiklerini belirterek Aylin Atmaca’yı bu tarihten önce aradığını vurguladı.

Reçber, Aylin Atmaca’nın telefon görüşmeleriyle ilgili Telekominikasyon İletişim Başkanlığı’ndan gönderilen iki kayıt arasında farklılık olduğuna dikkat çekerek, "16 Ekim tarihli belgede 25 kayıt, 9 Ocak tarihli belgede 4 kayıt görünüyor. Acaba TİB’te tanıdığı mı var? Bu kayıtlar böyle nasıl azaldı?" diye sordu.

Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Avni Mis: "Tanıdığı olsa bile hiç söyler mi?" karşılığını verdi.

Duruşmada, Mahkeme Başkanı Mis ile izleyiciler arasında bol bol Silivri sohbeti de oldu. Kalabalık izleyici grubunu gören Başkan Mis: "Silivri’yle buranın yolu karıştırılıyor galiba. Bu ekip Silivri’ye de gidiyor mu?" diye sordu. Bir ara: "Bu duruşmanın üzerine düşüldüğü, buradakiyle ilgilenildiği kadar Silivri’nin de üzerine düşülse ya!.." dedi. İzleyicilerden birisinin izin isteyerek duruşmadan ayrılması üzerine: "Demin mahkememizi methediyordun, şimdi bırakıp gidiyorsun; beğenmedin mi?" esprisini yapan Başkan Mis’in, avukatların 13. Ağır Ceza Mahkemesi ifadelerini tutanaklara, "Silivri" olarak geçirmesi de dikkat çekti.

Bir sonraki duruşma 10 Nisan’a ertelendi.

Silivri, Hasdal, Hadımköy, Maltepe, Sincan, Mamak ve Şirinyer’e kucak dolusu sevgiler...

Müyesser Yıldız
27 Şubat 2013

Eşsiz Mustafa Kemal Türkiye için tam zamanında gelmişti; ama bize benzeyen topluluklar için erkendi. Asya ve Afrika neredeyse tüm sömürge, Latin Amerika ve Çin de yarı sömürge. Ama Kemalizmin uluslararası anlamı o zaman da vardı, şimdi de var.

Biri “Çok şükür Kemalizmden kurtulduk” buyurmuş. Önce de bir başkası “1923’lerde yabancı işgali olsaydı da din serbestliğine kavuşsaydık” demişti. Dürrizade Abdullah türünden bu yana başkaları da var. Irak’ta az bilinenleri özetleyip konuyu yukarıdaki sözlere bağlayalım.
ABD yönetiminin uydurmalarıyla Irak’a saldırıp işgal eden askerlerin Bağdat’ta ilk eylemleri, petrol kuyusu haritalarına el koymak ve ünlü müzeyi soymaktı. Irak ve Hazar çevresi petrol dolu; Dicle - Fırat suları da var; üs olanakları hazır; gir ve iktidarını kur! Bağdat Müzesi’nden çalınan parmak büyüklüğünde 5 bin antika mühürden biri bile New York’ta yaklaşık 750.000 dolara satıldı. Küçük bir aslan heykeli de 57.2 milyon dolara. Ya ötekiler? Yalnız bu talan üstüne kitaplar yazılır.

Irak’ta olanlar
O kadar mı? Asıl, eğitim düzenine yabancıların bilinçli zararını özetleyelim. Amaç Irak’ın kişiliğini öldürmek. Üniversite gibi kurumlardaki yazanaklar, belgeler, çalışma araçları yok edildi. Iraklı bilimciler, üniversite ve ortaöğretim üyeleri ile seçkinlerin adları, iş ve ev yerleri saptanarak öldürüldüler; askerler laboratuvarları makinelilerle taradılar, 30 bin bilgisayarın parçası kalmadı. Brüksel Mahkemesi’ndeki belgeye göre 30 Ocak 2012’ye değin öldürülmüş olan üniversite hocalarının sayısı 467. İlk ABD genel yöneticisi Paul Bremer 15 bin araştırmacı, bilimci ve öğretmeni işten atmıştı. 20 bin öğretmen ve orta sınıfın yüzde 40’ı ülkeden kaçtı. Gidenlerin emeklilik hakları silindi. İşgalci daha başında Andrew Erdmann adlı hiç ders vermemiş, okullarda yöneticilik yapmamış, Arapça da bilmeyen birini eğitim bakanlığı başdanışmanı yaptı. Önceki bakan tutuklandığından bu Amerikalı fiilen bakandı. Bütçe, atamalar, programlar ve ders kitapları onun elindeydi.

UNESCO’nun yazanağı
UNESCO’nun 28 Mart 2003 tarihli yazanağı diyor ki: “İlköğretimde yüzde 100 yazılma olan Irak’ta eğitim çöktü.” Okuma yazma oranı 25 yıl öncesine geriledi. Özellikle okullar, kültür kurumları bombalandı, yakıldı, soyuldu. Irak’ın eski övünç kaynağı Bağdat Üniversitesi şimdi üst sıradaki 12 bin dünya üniversitesinin arasına bile giremiyor. Mustansıniyye Üniversitesi’ndeki kıyım Saddam’ın düştüğü 9 Nisan 2003 gününde yaşandı. Binlerce öğrenci, hele kızların yüzde 75’i okulları bıraktı. Okulların yüzde 80’i kullanılamaz durumda. Kuzeydeki Kürt yönetiminde Arapça eğitimi geçmişte kaldı. Ayrıca, 2 bin doktor, yüzlerce hukukçu, 376 gazeteci ve binlerce meslek sahibi planlı biçimde öldürüldüler

BM istatistikleri
Irak özellikle çocukların cehennemi. UNICEF’e göre çoğu açlık çekiyor, kaçırılıyor, satılıyor, öldürülüyor, uyuşturucu satıcılığına zorlanıyor ve küçük kızlar kiralanıyor. Anasız-babasız çocuklar beş milyon. 500 bini sokakta yaşıyor ve dileniyor. Ülke içinde göçmüş ailelerin 93 bin 500 çocuğundan haber yok. Ruhsal hastalıklar yaygın, ama hiçbir ruhsal bakım merkezi yok. Irak’ın geleceğini bu kuşaklar mı kuracak? ABD’nin ambargodan bu yana hazırlığı buydu. Bu yazdıklarım Birleşmiş Milletler istatistiklerine ve yazanaklarına dayalıdır. Kimi bölümlerini hazırlayan uluslararası örgütün 1976’dan bu yana merkez yöneticilerindenim.

Sahte diplomalılar
Irak’taki sözde İslamcıların bir bölümü işgalcilerle birlik oldu. İslamcı partiden sonraki yerli Eğitim Bakanı Ali El-Edip ABD işgalinin başında umutlarla Irak’a döndü. İlgili müdürden medrese çıktılarının doktora diploması sayılmasını istedi. Reddeden Davut Salman Rahim 31 Temmuz 2011’de öldürüldü. Bu cinayetten sonra medrese eğitimi doktora sayıldı. Boşalan yerleri birtakım sahte diplomalılar doldurdular. Bakan Edip’in diplomasının da sahteliği üstüne BM belgesinde iddia var. Paul Wolfowitz 2003’te ne demişti: “Irak’ta devlete son vereceğiz!” İşgalciler toplumsal yapıyı, birliği, eğitim ve sağlık düzenini bilerek yıktılar. Bir ABD’li keskin nişancı CNN’de “Dün 146 kişiyi öldürdüm” diye övünmüştü. Bu yabanıllık antlaşmalara, din öğretilerine ve insanlık ölçülerine aykırı. Bunları yapanlara sıradan Iraklılar şu adı takmış: “Harami!”
Eşsiz Mustafa Kemal Türkiye için tam zamanında gelmişti; ama bize benzeyen topluluklar için erkendi. Asya ve Afrika neredeyse tüm sömürge, Latin Amerika ve Çin de yarı sömürge. Ama Kemalizmin uluslararası anlamı o zaman da vardı, şimdi de var. Keşke oralarda da Atatürk gibileri olsaydı, Güney Kore’de Rhee, İran’da Zahidi, Lübnan’da Çamun, Mısır’da Mübarek yerine. Onun olmadığı, ama yabancı işgalcilerin girdikleri yerlerde güney sınır komşumuz Irak’takine benzer acıların yaşanacağı, örneklerle iyi bilinmelidir.
Prof. Dr. Türkkaya ATAÖV

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın gözüne girmek, yerlerini korumak, asaleten atamalarını sağlamak için “takla atan”ların, tribünlere oynayanların sayısı giderek artarken, bugüne kadar yaşanmamış olaylara da tanık oluyoruz. Önceki Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, eğitimle ilgisi olmayanları ya üst görevlere getirdi ya da hak etmeyenleri “görevlendirme”yle etkili konuma yükseltti. Yıllarını eğitime vermiş olanlara da “gelmezseniz de olur” denildi ve bir kenara atıldılar.

Eğitimde yaşanan olumsuzluklara alışılmıştı ama Niğde Milli Eğitim Müdürü olarak görevlendirilen Celalettin Ekinci’nin yaptığı tüm bunların üzerine adeta tüy dikti. Gittiği Bağlama kasabasında iki okulun 300’er kişyilik toplantı salonu var. Belediyenin 500 kişilik toplantı salonu var. Velilerle buluşma bu salonlarda değil, camide yapılıyor.

Yöneticilikten soruşturma sonucu alındı
Celalettin Ekinci, 23 yıllık eğitimci. Ankara Milli Piyango Anadolu Lisesi’nde müdür yardımcısı olarak görev yapıyordu. Hakkında yürütülen soruşturma sonucu kınama cezası aldı. Hüseyin Çelik’in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde okul müdür yardımcılığından alındı. Soruşturmaya dayalı olarak yöneticilikten alınan Ekinci, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak görevlendirildi ve ardından da okulu değiştirildi.

Bu kez Ankara’nın Batıkent semtinde bulunan Mehmet Sağlam İlköğretim Okulu’na Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak atandı. Ancak, okul yöneticilerine bu öğretmenin tutum ve davranışları veliler tarafından şikayet edilmeye başlandı.

Öğrencisine dayaktan ceza aldı
Okulun din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Celalettin Ekinci, bir öğrencisini derste dövdüğü gerekçesiyle soruşturma geçirdi. İlköğretim Müfettişi Abdullah Karakuş iddiayı araştırdı, tarafları dinledi. Sonuçta, Ekinci’ye bir gün maaş kesim cezası verildi. Maaş kesim cezası, Devlette ağır bir cezadır.

Celalettin Bey, bulunduğu okulun müdürü görevden ayrılmak zorunda bırakılınca,bu kez bu okulda müdürlüğüne vekalet etmeye başladı. Asaleten müdür atanınca, Celalettin Ekinci, Ahmet Hamdi Tanpınar İlköğretim Okulu Müdür vekilliğine verildi.

Atama koşullarını taşımadan
Öğrencisini döven ve bu yüzden ceza alan Ekinci, daha sonra Yenimahalle İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne şube müdürü olarak yine vekaleten verildi. Bakan, Ömer Dinçer, hem Din Kültürü öğretmeni, hem de AKP’li sendikanın üyesi olması nedeniyle Ekinci’yi Niğde Milli Eğitim Müdürü olarak görevlendirdi.

Celalettin Ekinci, Milli Eğitim Müdürlüğü’ne atama koşulları taşımıyor. Bunun için asaleten atanması mümkün değil. Müdür olarak görevlendirildi. Bu göreve asaleten atanabilmesi için de birilerinin gözüne girmesi, mesajlar vermesi gerekiyordu. İlk adımı, Niğde Atatürk İlköğretim Okulu’nu, İmam Hatip Ortaokuluna dönüştürerek attı. 1942 yılında eğitim-öğretime açılan İnönü İlköğretim Okulu’nun adı da kaldırıldı, bu okula Atatürk adı verildi.

Validen, vaaz için onay da aldım
Dün, Milli Eğitim Bakanlığı’nın üst düzey bir yetkilisiyle konuşurken, Niğde’de yaşanan olay için “rezalet” diyor. Veli toplantısının camide yapıldığının bugüne kadar görülmediğini, duyulmadığını anlatıyor, “Yetkim olsa, bir saniye bile bekletmeden bu kişinin görevlendirmesini iptal ederdim” diyor.

O öyle diyor da, acaba camide veli toplantısı yapan Celalettin Ekinci ne diyor? Dün kendisiyle konuştum. İşte onun söylediklerdi:

“Yaptığımız işin arkasındayım. Bunun olumsuz, kanunsuz tarafı da yok. Benim elimde polislerin, emniyet müdürünün, sağlıkçıların camide seminer verdiklerine dair fotoğraflar var. Yani benim yaptığım yeni bir şey değil. Üstelik, İlahiyat Fakültesi mezunuyum. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yönergesine göre, yüksek din öğretimi almış olanların camide vaaz vermeleri de mümkün. Ben de bu konuda ilimiz valisinden yönergeye dayanarak onay aldım.

Kasabadaki iki okulda toplantı salonlarının olduğu doğru. Ancak, okullarda yapılan veli toplantısına daha çok bayanlar geliyor. Biz, eğitimin içine babaları, dedeleri de çekmek ve onların eğitime katkı yapmalarını, okullarla, öğrencilerle, onların kıyafetiyle de ilgilenmelerini sağlamak istiyoruz. Orada söylediklerimiz konusunda kamera kayıtları da var. Camideki konuşmam siyasi değil, dini içerikliydi. Gerekirse böyle toplantıları kahvede, barda, olursa kilisede de yaparım. Oralara gitmekten de gocunmam.”

Celalettin Ekinci, “doğru, öğrenciyi dövmekten maaş kesim cezasına çarptırıldım. Ancak, bana göre o dövmek sayılmazdı” diyor ve daha önceki cezasının da “uçkur” ya da “para” ile ilgili olmadığını belirtiyor. Milli Eğitim Müdürlüğü için atama koşullarını taşımadığını, o yüzden “görevlendirme” olduğunu da ekliyor.

Ömer Dinçer, gerçekten eğitimi içinden çıkılmaz hale getirdi…Bunun sıkıntıları daha çokk görülecek…

Başbakan Erdoğan’ın “görüşüyoruz ama masaya oturmuyoruz” diyerek, AK medyanın “barış ve çözüm” diyerek, medyanın akil adam ilan ettiği isimlerin de “sorunun bir şekilde bitmesi”  diyerek Türkiye’yi içine soktukları süreç barış değil savaş sürecidir!
Her üç ifade de savaşı perdeleme argümanlarıdır.
AKP’NİN 4 DÜĞMELİ DELİ GÖMLEĞİ
AKP’nin hiç taviz vermeden şu dört aşamalı “barış planını” PKK’ye dayattığı işlenmektedir: 1. PKK önce çatışmasızlık ilan edecek. 2. Ardından PKK sınır dışına çekilecek. 3. PKK silahlı mücadeleyi bıraktığını ilan edecek. 4. PKK silahları tamamen bırakacak.
Bu dört madde, AKP’nin Türk milletine giydirmek istediği 4 düğmeli deli gömleğidir. Hükümet kamuoyunu müzakereye ikna etmek ve “asıl planı” hayata geçirmek için yılbaşından beri bu “4 düğmeli deli gömleğini” vitrinde sergilemektedir. AK medya her gün bu deli gömleğinin reklamını yapmaktadır.
Oysa PKK’nin üst düzey yöneticileri bırakın silah bırakmayı, gerçekte sınırları bile terk etmeyeceklerini ilan etmektedirler.
MASADAKİ ASIL PLAN
Başbakan Erdoğan’ın “görüşüyoruz ama masaya oturmuyoruz” diyerek perdelediği ve masada olan “asıl plan” ise şudur:
1. KCK tutukluları kamuoyunu rahatsız etmeyecek şekilde parça parça serbest bırakılacak. Kaldı ki bu sözün daha Oslo sürecinde PKK’ye verildiği görülüyor. Oslo’da Hakan Fidan’ın karşısında masada oturan Zübeyir Aydar, “görüşmelerde KCK operasyonlarının gündeme geldiğini, kendilerine ‘bu hükümetin tavrı değildir, bazı savcıların kendi başlarına yaptıklarıdır, kısa sürede bırakılacaklardır’ dendiği” belirtiyor.
KCK tutuklularının serbest bırakıldığı koşullarda PKK fiili çatışmasızlık sağlayarak AKP hükümetinin kamuoyu nezdinde elini güçlendirecek.
Toplumda “barış” havası estirilmesi için, örgütün elinde rehin tutulan 16 kişi adım adım ve PKK’ye resmiyet ve itibar kazandıracak şekilde teslim edilecek.
Bu süreçte medyada “barış” ve bunun ekonomiye olumlu etkisi işlenecek.
2. PKK’nin alt örgütlerine siyaset yapma alanı açılacak. Bunun için hem seçim yasalarında kimi düzenlemelere gidilecek hem de Kürt siyasetçilerine açılmış davalar adım adım düşürülecek.
Bu aşamada Avrupa’da olan yönetici düzeyindeki kimi Kürt siyasetçiler Türkiye’ye getirilecek ve “kardeşlik rüzgârları” estirilecek.
3. Anadil meselesi çözülecek. İki dilli eğitim modeli hayata geçirilecek.
4. Adım adım “demokratik özerkliğe” gidecek bir yerel yönetimler reformunda mutabakat sağlanacak. “Bölge belediyeler birliği merkezi” türünden yapılarla Diyarbakır’a merkez olma özelliği sağlanacak.
5. Vatandaşlık formülüyle ve AKP-BDP mutabakatıyla Anayasa süreci tamamlanacak. Başkanlık modeli ile demokratik özerklik arasındaki bağa dayalı bir konsensüs sağlanacak.
6. Tüm bu aşamaların gerçekleşmesinin karşılığı olarak Öcalan’a özgürlük verilecek. Çünkü kamuoyu, ancak “barış” geldiğinde Öcalan’ın özgürlüğüne evet diyebilecektir. Bu aşamaya kadar MİT’in yönlendireceği bir kampanyayla Öcalan adım adım “teröristlikten”, “barışı getiren adama” dönüştürülecek. Medyada Öcalan’ın İmralı’daki günlerinden aşama aşama “insanlık portreleri” çıkarılacak. Kuş ve çiçek sevgisi türünden objeler kullanılacak.
BARIŞ DEĞİL SAVAŞ!
Başta belirttik: Bu bir barış değil savaş planıdır. Çünkü hedef, Kürt meselesi üzerinden sınırların değiştirilmesi ve haritaların yeniden çizilmesidir.
Sonuçlarına bakarak artık daha da net gözükmektedir ki, ABD “Kürt sorunu” yaratmak üzere Irak’a 1991’de ve bu sorunu bölgeselleştirmek üzere 2003’te saldırmıştır. 2011’den itibaren Suriye’de aranan “demokrasi” de bölgeselleşmiş Kürt meselesini Akdeniz’e açma harekâtıdır. 2009’da Türkiye’de başlatılan “Kürt harekâtı” ise aslında PKK’yi bölgede iktidar yapma hamlesidir. 2013’te başlatılan “İran Kürtleri uyanıyor” kampanyası ise Tahran’ın direnişini kırma operasyonudur.
Ancak ne İran, ne Irak ne Suriye ne de Türk milleti “haritaların yeniden çizilmesine” teslim olmayacaktır!
O nedenle AKP’nin estirdiği barış rüzgârı, aslında bir bölgesel savaş çıkarma adımıdır.

(1920 YILININ İLK AYLARINDA)

MUSTAFA KEMAL VE JEOPOLİTİK DÜŞÜNCELERİ


Milli Mücadele döneminin 1919 ve 1920 yılları, büyük hazırlıklarla geçen, ne olacağı bilinmeyen bir yol üzerinde bin bir zorlukla mücadele edilen bir hazırlık dönemidir. Bu yıllar; tıpkı Türkiye gibi Rusya’da da köklü siyasal ve sosyal değişimlerin oluşturulduğu bir dönemdir. Her iki ulusun sorunları birbirine çok benzemektedir. Türkiye yabancı güçlerin işgali altındadır ve Ordusu darmadağın edilmiş Türk Milliyetçileri hem düşman ülkeler ve hem de onların kuklası haline gelmiş yöneticilerin dinsel yollar kanalıyla ülkenin her yanında başlattıkları iç isyanlarla mücadele etmek mecburiyetindedir.
Rusya’ya gelince; dış güçlerin işgali yoktur ama yeni kurulan Sovyet Rejimine karşı Çarlık taraftarlarının başlattığı bir iç savaş vardır. Dış güçler bu yeni sosyalist iktidara karşı Çar taraftarlarını desteklemekteydiler. Bolşevikler hem tüm ülkede egemenlik kurmak ve hem de düşman ülkeleri hudutlarından uzakta tutmak istiyorlardı.
Bu kritik dönemde Türk halkının ihtiyacı olan şey; çevresindeki olayları en doğru şekilde değerlendirecek kapasitede büyük ve güçlü devlet adamlarına sahip olmak idi. Ulu Tanrı; ezilen Türk Halkının dualarını kabul etmiş olmalı ki Mustafa Kemal adındaki genç bir General İstanbul’dan Anadolu’ya doğru görevle yola çıktı. Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya ayak bastığı ilk günlerden itibaren Kuzey komşu ile ilişkilere özel bir önem verdi.
Daha Havzada iken Semen Mihailoviç Budenny başkanlığında bir Sovyet heyeti ile görüşmeler yapmıştı. Budeni’nin ziyaretinin değişik nedenleri vardı ama bu ziyaret Mustafa Kemal açısından çok yararlı olmuştur. Onun açıklamaları sayesinde, kendi iç mücadelesiyle boğuşan Sovyetler bundan sonraki günlerde Türklere neden yardım etmelerinin gerektiğini anlamış oldular. Çünkü Miralay ( Albay) Budeni hem Lenin’in, hem de Stalin, Troçki gibi Sovyet liderlerinin sempatisi olan bir insandı. Böylece müşterek düşmanlara karşı Sovyetlerle işbirliği yapmak ve maddi ve manevi destek sağlamak imkânı doğmuş oldu.(1)
Budyeny’nin Havza’ya gelmesinin bir başka nedeni de Trabzon’da, Rus Ordularının geri çekilirken bıraktığı 70 milyon ruble değerindeki silah, cephane, teçhizat ve demiryolu malzemesi, çeşitli motorlar, makine parçalarıyla ilgiliydi. Mütareke hükümlerine göre bu malzemelere İngilizler el koymuşlardı. Bunu da Rus iç savaşında destekledikleri Denikin yanlılarına devretmişlerdi.
12 Mayıs 1919’da Denikin taraftarı bir Rus subayı Trabzon’a gelmiş, bu malzemenin bulunduğu ambarları incelemiş, kendi ihtiyaçlarını almak istediğini bildirmiştir. Sorumlu İngiliz subayı İstanbul’dan emir gelmeden bir şey veremeyeceğini söyledi. Olayın Mustafa Kemalin müfettişlik bölgesinde olması onu da ilgilendiriyordu.(2)
 Osmanlı Bakanlar Kurulu ganimet olarak alınan bu malzemelerin geri verilebileceğini, ayrıca Ordunun ve halkın aç kalmaması için yiyecek malzemelerinin verilmemesi, üstelenmesi halinde İtilaf devletlerinin temsilcileri ile görüşmeler yapılmakta olduğunun söylenmesi ve bu temsilcilerle temasa geçirilmesini kararlaştırdı.
Büyük bir olasılıkla o günlerde Denikincilerle Kuzeydoğu Karadeniz’de Kuban bölgesinde çarpışan Budyeninin bu malzemelerin onlara verilmemesi için 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemalle görüşmeye gelmiş olması mümkündür. (3) O günlerde Sovyet İhtilali henüz Rusya’nın her yanına hâkim olamamıştı. İhtilalcilerin, Çarlık Rusyası ile Avrupa devletlerinin yaptığı anlaşmaları tanımaması, gizli anlaşmaları ifşa etmesi ve 1917’de savaşı terk etmesi nedenleri ile bu devletler ihtilalcilere düşman kesildiler. İhtilal karşıtı olan Beyaz Rusları silahlandırarak ihtilalcilerin karşısına çıkardılar.
Sovyetler Birliği; doğusunda Japonya, batısında Avrupalı düşman devletlerle çevriliydi. Güneyindeki tehlike de Anadolu’da başlayan bir Kurtuluş savaşı ile önlenebilecekti. Eğer işgal kuvvetleri Anadolu’daki hareketleri kontrol edebilirlerse bu kez Sovyetler Birliğine yöneleceklerdi.
Avrupa Devletlerinin Rusya’da bulunan birçok şirketlerini, fabrikalarını, petrol rafinerini devletleştiren ihtilalciler, bunların ekonomik ilişkilerinde rol oynayan Rum ve Ermenilerden oluşan kolonileri ülke dışına çıkarmışlardı. İhtilalcilerin bu tutumu Avrupa’da büyük bir ekonomik bunalıma yol açtı.
Kapitalist Avrupa devletleri, böylelikle Rusya’dan sağlanan enerji kaynaklarından (petrol, kömür) yoksun kalmalarının yanı sıra, önemli bir ticari potansiyeli olan Karadenizi de kendilerine kapatan Sovyet Devrimine karşı, Karadeniz kıyılarında bir Pontus Devleti, Doğu Anadolu’da da bir Ermeni Devleti kurmaya çalışıyorlardı.
Sovyetler Birliği Anadolu’da başlayan hareketlenmeyi, İşgal güçlerinin bu girişimlerini engelleyip, ortadan kaldıracak bir hareket olarak ele alıyor ve desteklenmesi gerektiğini düşünüyordu. (4)
1920 Yılının ilk günlerinde,, Mustafa kemal ve Sivas temsil heyeti Ankara’da ayakta kalma mücadelesi verdiği ve İstanbul’daki Osmanlı Mebuslar meclisinin Misakı Milliyi ilan ettiği günlerde; Rusya’da Çar taraftarı General Denikin’i yenmiş olan Bolşevikler Kafkasya’yı ele geçirmenin imkanlarını arıyorlardı. Bu dönemde Bolşeviklerin Kafkaslara el atmasını önlemek amacıyla alınacak önlemleri görüşmek için İngiltere, Fransa ve İtalya Başbakanları (Lloyd George, Clemencau ve Nitti) ile Amerikan ve Japon temsilcileri, 19 Ocak 1920’de Paris’te bir toplantı yaptılar. Bu toplantı sırasında Fransız Genelkurmay Başkanı Mareşal Foş ile İngiliz Genelkurmay Başkanı Mareşal Henry Wilson’un görüşleri öğrenilmek istendi.
Her iki generalin görüşüne göre; Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı Bolşeviklere karşı savunmak için en az üç tümen (60.000 kişi kadar bir kuvvet) gerekeceği düşünülmekteydi.(5) Yapılan görüşmelerde bu kuvveti hiçbir devletin göndermek istemediği anlaşıldı. Bunun anlamı açıktı, artık Kafkaslar kolaylıkla yeniden Rus boyunduruğu altına girebilecekti.
Durumu ve siyasi gelişmeleri çok yakından inceleyen Mustafa Kemal Paşa, İtilaf Devletlerinin maksat ve niyetlerini gerçeğe yakın bir ölçüde değerlendirmiş ve Heyeti Temsiliye’nin faaliyetlerini ona göre şekillendirmişti. Şöyle ki:
1. İngiltere-Fransa arasında Almanya ile yapılan barış anlaşması nedeni ile hoşnutsuzluk başlamıştır.(6)
2. İngiltere Avrupa’da dengeyi sağlarken, Rusya’da Bolşeviklerle Çar taraftarları arasındaki mücadelede yapılabildiği ölçüde Çarcıları desteklemekte ve Kızılların üstünlük sağlamaları halinde, Ruslarla kendi toprakları arasında bir Kafkas Devletler Topluluğu oluşturmaya çalışmaktadır.
İngilizler öncelikle Doğu Anadolu’da kurulacak yeni Ermeni Devletinin koruyuculuğunu Amerika’ya vermek suretiyle, hem küskün Amerikalıları mutlu etmek, hem de Amerika’nın desteğindeki güçlü bir Ermenistan yaratmak istemektedirler. Bunun gerisindeki toprakları Fransızların sorumluluğuna bırakarak ve bir kıyıda küçük bir Kürt devleti yaratarak İmparatorluğun Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki eski ve yeni sömürgelerini çok katlı bir emniyet altına almış olacaktır.(7)
3. İtalyanlar hem İzmir meselesinden küskün, hem de kendi iç sorunları nedeniyle endişeli idiler. ( Bilindiği gibi İtilaf devletleri İtalya’yı Savaşa sokabilmek için ödül olarak önce Rodos ve 12 Ada ile birlikte Antalya ve Akdeniz sahillerini ve daha sonra 1917 yılında yapılan St Jean de Maurien anlaşması ile İzmir- Konya hattının güneyini vermeyi vaat etmişlerdi. Buna rağmen sözlerinden cayıp İzmir ve Ege Bölgesini Yunanlılara vermek istemeleri İtalyanları küstürmüştü.)
4. Ayrıca İngilizlerin İrlanda, Hindistan gibi topraklarında, Fransızların Suriye ve Güney Anadolu’da sorunları vardı.(8)
5. Bu ülkelerin kamuoyları, kendi çocuklarının yeniden savaşlarda ölmesini, hükümetler de ağır askeri masraflara girişilmesini istemiyorlardı.(9)
6. Bütün bu nedenlerle işgalciler sorunu bir tek evlatlarının bile kanını akıtmadan, korku ile gözdağı vererek, kendilerine yaltaklanan yerli ( Türk ve azınlık) unsurları kullanarak, en akıllıca ve en ucuz bir şekilde halletme imkânını araştıracaklardır. Bunun için; (10)
a. Öncelikle Kafkasya’da Bolşeviklerle Türkler arasında bir tampon bölge oluşturulmasına izin verilmeyecek,
b. İşgalcilerin “dini duyguları istismar edecek propagandalarının” ülke içine yayılması önlenecek,
c. Halk, devamlı aydınlatılıp, bilgili kılınacak,
d. İşgalcilerin Yunan Ordusunu kullanmalarına karşı askeri bakımdan hazırlıklı olunacaktı,
e. Uzun vadede uygulanacak strateji; Doğu’da istikrarın sağlanması, Güney’de tacizlere, halk tipi mücadeleye devam, Batı’da askeri bir harekatla kesin sonuca ulaşmak olacaktır ve Anadolu insanı bunu başarabilecek klasta ve kapasitede bir toplumdur. (Milli Mücadele Dönemi incelendiğinde; TBMM Hükümetlerinin mücadeleyi bu konseptle yürüttüğü görülecektir. Doğuda Ermeni ordusu yenilerek istikrar sağlanmış, Güneyde askeri birlikler yerine Halk Mücadeleleri teşvik edilmiş, imkânsızlıklar içinde kurulan sınırlı sayıdaki Ordu ile Yunan kuvvetleri ile savaşılmıştır.)
           İşte 1920’nin ilk aylarında İngilizler ve müttefiklerinin endişelerinin nedeni bu ve Misakı Millinin bu amacı sağlayacak şekilde kabul edilmesi olmuştu. Bu endişe onları İstanbul’un fiilen işgaline doğru sürüklerken, Mustafa Kemal, gelecekte olabilecek düşmanca hareketlere karşı ulusunu korumak için alınması gereken tedbirleri düşünmekte ve planlamaktaydı.


DİPNOTLAR:

(1) ( Hüsamettin Ertürk: İki Devrin Perde Arkası. Haz. Semih Nafiz Tansu, s. 341-342 ( İstanbul-1957)
(2)  Şenol Katkat: İlk Kıvılcım, S. s.212-213 ( Samsun-2012)
(3)   Aynı Eser, s.214
(1)  Hikmet Bayur: xx Yüzyılda Türklerin Tarih ve Acun Siyasası Üzerindeki Etkileri, s.178 (TTK, Ankara–1989)
(2)   Jorge Blanco Vilalta, Atatürk, s.247 (Türk Tarih Kurumu, Ankara–1979)
(7) Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s.464 (İstanbul–1960), Komutan Atatürk, s.480–482, Milli Kurtuluş Tarihi-I, s.164–165
(8)  Bknz. Mili Kurtuluş Tarihi-I, s.170–172; Rusya’daki gelişmelerin Batı dünyası ile ilişkileri için bknz. W.S. Churchill, Aftermath
(9)  M. Philips Price, Türkiye Tarihi, s.127 (Ankara–1969)
(10)  C. Erikan, Komutan Atatürk, s.480–483; S. Selek-II, s.326–328      

Dr. M. Galip Baysan

Tespihli Apo, Terlikli Tayyip İslam'da buluştu! - Necati Doğru
Aynen böyle oldu. Böyle denk geldi. Barış sürecini başlatan iki devlet adamından Apo’ya gergedan boynuzundan yapılma 33’lük tespih götürdüler. Tespihli Apo oldu.
 Başbakan  Tayyip Erdoğan da özel VİP uçağında  medya mensuplarına “barış sürecini” anlatırken ayağında terlikler vardı. Terlikli Tayyip oldu.
Tespihli Apo!
Terlikli Tayyip!
İslam’da buluştular.
Camide birbirine bağlandılar. Camide inanç yüceltilir. İslam dininde Allah’ın rızasına ulaşabilmenin yol haritaları, inanç sahiplerine anlatılır.  Bu iki devlet adamı; “dini devlet işlerinden ayırarak laikliği temel alan ve Türk ile Kürdü bölünmez bütün sayan Cumhuriyet’in ömrünü tamamladığı noktasında” anlaşmış görünüyorlar.

Milliyetçilik ayak altına!
Ümmetçilik baş üstüne!
Ortak aidiyet gidecek.
Ayrılıkçı özerklik gelecek.
Yeni aidiyet İslam yapıştırıcı olacak. Din sayesinde; Türk Kürt ayrı bayrak altında yine kardeş kalacak.


Xxx

Son ziyarette kendisine tespih götürenlere Abdullah Öcalan,  “Milliyetçilik tanımı tek ırk, tek ulusa dayanır. Türkiye’nin eskimiş cumhuriyet paradigması Ortadoğu’da kurulmakta olan yeni dünyaya uymuyor. Bundan böyle İslam’daki milliyet yaklaşımının referans alınması gerekir” diye özetlenecek sözlerle yeni yol haritasını anlattı.
Milliyetçilik gidiyor.
Ümmetçilik geliyor.
Abdullah Öcalan’la bu noktada anlaşmış olduğunu  Başbakan Tayyip Erdoğan, Mardin’de söylediği; “milletçiliği ben ayağımın altına alırım” cümlesini Rize’de de tekrar ederek gösterecek.
Böylece akan kan duracak.
Yeni modele geçilecek.
Bu model denenmişti.
Osmanlı da vardı.
Osmanlı devleti içindeki Türk, Rum, Yahudi, Ermeni, Kürt, Arap, Arnavut, Gürcü her soydan “millet” toplulukları; din, dil ve soyları ne olursa olsun “Osmanlılık” şemsiyesi altında birleşmeleri öngörülüyordu.
Bu akım tutmadı.
Milliyetçilik başladı.
Yunanlı, Bulgar ayrıldı.
Ermeniler baş kaldırdı.
Bunun üzerine İslam’a bağlı olanların (İslam ittihadı) dinii yapıştırıcılığı altında toplanmasını hedefleyen İslamcılık akımına geçildi.
Ama o da tutmadı.
Osmanlı dağıldı.
Tarihe gömüldü.

Xxx

Şimdi Tespihli Apo, “ bundan böyle İslam’daki milliyet yaklaşımının referans alınması gerekir” derken; Osmanlı’yı dağılmaktan kurtaramayan modele sarılalım öğüdü veriyor.
Böl memleketi.
Ver özerklik.
Al Tek Adam’lık.
İslam yapıştırıcı olsun.
Bu iki devlet adamının görüşüne göre PKK militanları Türkiye topraklarını terk ettiklerinde gidip Irak’ta ya da Suriye’de ya da İran’da “yeni Kandil kampları” yaratsalar bile sorun olmaz(!)
İslam yapıştırıcılığı var(!)
Tespihli Apo, PKK’yı kurduğunda, din- Allah tanımaz,  Marxsisti


(uyan borusu)
Büyüme sıfır!

Ankara Sanayi Odası Başkanı, Nurettin Özdebir, 2012 son çeyrekte “büyümenin sıfır olmasını beklediğini”  açıkladı. Bu beklentisinin gerçekçi verilere ve gözlemlere dayandığını da anlattı. İflas eden işyeri sayısı artıyor. Protesto edilen senet sayısında yüzde 47 yükseliş var. İşsizlik çoğalıyor. Özel sektörün reel kesim güven endeksinde, durgunluğu ve talep eksikliğini gösteren, düşüşler var. Gelir dağılımı da otomatik olarak daha çok bozuluyor.

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget