Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Bilenen yolu deniyor. Havuç ve sopa. Havuç verir ödüllendirirsin. İstediğini yapmazsa sopayla girişirsin.
Hem havuç veriyor.
Hem sopa gösteriyor.
Hem “anadilde savunma yapabilmeyi” Meclis’ten geçiriyor, hem dağlarda PKK yuvalarını vuruyor.
Hem Apo’ya yat gönderiyor.
Hem Kandil’e mermi yolluyor.
Ver özerkliği kurtul kolay.
Vur terörü kurtul ise zor.

Terörü vur kurtul için “öp namlunun ucunu” gerekliydi. Bu da morali yüksek, güveni tam, pusuya düşürülmemiş ordu demektir. Ordunu “büyük rejisör istedi” diye pusuya düşürüp, generalsiz, albaysız, yarbaysız, yüzbaşısız, donanmasız bırakırsan; sonunda “bu kadar komutanı içerde tutarsanız terörle mücadeleyi ben kiminle yapacağım” diye yazıklanmaya başlarsın.
Aklıma şu soru geldi:
Büyük rejisör, Tayyip Erdoğan’ı da mı aldattı? Kullanılmak da aynı kapıya çıkar.
Kel göründü!

Xxx

Donanma komutanı istifa etti.
Genelkurmay “iddialar gerçek dışıdır” diye açıklama yapıyor fakat “birkaç general daha istifa yolunda” diyen haberler yayılmaya başladı. 16 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldıkları için hapishanede yatmakta olan 7 tutuklu general; “yerle göğün birlikte yanacağı” şu iddiayı dile getirdiler.
Mahkeme iftiraları belge saydı.
Yalanları kanıt kabul etti.
Lehte belgeyi ise gizledi.
325 ordu mensubunu (biri sivil memur, diğeri HAVELSAN genel müdürü Ömer Faruk Yarman) 16 yıl ile 20 yıl arası hapse mahkum etti.
Belge gizlenmeseydi.
Bu dava temelden düşecekti.
325 ordu mensubunun “sahte belgelerle pusuya düşürüldüğü” net olarak ortaya çıkacaktı.

Xxx

Bütün gazetecilere gönderiyorlar. Bana da üstünde “görülmüştür” damgası bulunan bir zarfla geldi. Deniz Kurmay Albay Koray Eryaşa, “daha kurulmamış AKP hükümetini görevini yapmaktan cebren men etmeye teşebbüs ettiği için”  Balyoz Davası’ndan 16 yıla mahkum olmuştu.
Mektup, ondan geliyordu.
Savcı şunu iddia etmişti:
Darbe yapılacak. Suga Harekat Planı’na göre Deniz Kurmay Albay Koray Eryaşa, jandarmanın tutuklayacağı kişileri (bunlar iktidar partisi mensupları oluyor) TGC Kılıç adlı harp gemisi ile İmralı’ya götürecekti. 5-7 Kasım 2002 tarihinde Albay Koray Eryaşa, komutanı olduğu TGC Kılıç Gemisi ile İmralı’ya giderek ön keşif yapmıştı. Mahkeme de, savcının bu iddiasını doğru kabul edip Albay’a 16 yıl hapis cezası vermişti.
Suga Harekat Planı:
3 şubat 2003’de hazırlandı.
Albay gemisiyle İmralı’ya keşfe  5-7 Kasım 2002’de gitti. Yani yazılmamış darbe planından önce Albay keşfe gitmiş oluyor (!)
Bunun gibi çok sayıda iddia var.
Rol yapıyor olsa bile Başbakan da “ordu pusuya düşürüldü” demeye getiriyor.
Kel göründü.


(uyan borusu)

Badem Bıyık
korur ve vurur.

Hep yazıyorum. AKP döneminde Badem Bıyık Düzeni kuruldu. Bu düzen; yandaşları korur ve yandaş olmayanı vurur. Çok örnek var: AKP’li Üsküdar Belediyesi Maliye’ye olan vergi borcunu ve işçilerinin SGK’ya olan prim borçlarını ödeyemedi. 7 milyon 370 bin TL borç taktı. AKP’li İçişleri Bakanlığı, Üsküdar Belediyesi’ne mülkiye müfettişlerini gönderip, “bu kadar açığı nasıl verdin” diye soruşturmadı üstelik AKP’li Maliye Bakanlığı, Hazine’ye olur verdi  ve Üsküdar’da 4 cami ticari mal haline getirilip satın alındı. Üsküdar belediyesinin borcu silindi, itibarsız belediye itibarlı yapıldı. Önceki gün AKP’li olmayan Eskişehir Belediyesi’ne “yolsuzluk-hırsızlık operasyonu” yapıldı. Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen, “bu bizi itibarsızlaştırma operasyonu” dedi.

Ha­be­ri oku­du­nuz.
Bü­yük ön­der Ga­zi Mus­ta­fa Ke­mal Ata­türk’­ün ma­ne­vi kı­zı Ül­kü Ada­te­pe­’nin ço­cuk­la­rı, Tür­ki­ye İş Ban­ka­sı ve CHP’­den 1 mil­yar do­lar is­ti­yor­lar.
Mer­hu­me­nin ilk eşi Fet­hi Do­ğan­ça­y’­dan olan ço­cuk­la­rı Ali ve Ah­met Ke­mal Do­ğan­çay, avu­kat­la­rı ara­cı­lı­ğıy­la gön­der­dik­le­ri ih­tar­na­me­de,
1 mil­yar do­la­rın Ata­tür­k’­ten ken­di­le­ri­ne mi­ras kal­dı­ğı­nı sa­vu­nu­yor­lar.
Ha­be­ri okur­ken sı­kın­tı­dan ter­le­dim!
İçim­den “bu ka­da­rı­na da pes doğ­ru­su!” de­dim.
* * *
18 Mart 2004…
Bü­yük utanç so­na eri­yor ve Ça­nak­ka­le Şe­hit­le­ri Abi­de­si, pro­je ya­rış­ma­sın­dan 60 yıl son­ra gör­kem­li bir tö­ren­le zi­ya­re­te açı­lı­yor…
Tö­ren ala­nı hın­ca­hınç do­lu.
Utanç ve­ri­ci ih­ma­lin so­na er­me­si için ha­ber­ler ya­pan, kam­pan­ya­lar dü­zen­le­yen ARE­NA eki­bi de ora­da.
Da­ve­ti­miz üze­ri­ne tö­re­ne ka­tı­lan­lar­dan bi­ri de, Ata­tür­k’­ün ma­ne­vi kı­zı Ül­kü Ada­te­pe.
He­ye­can­la mik­ro­fo­nu uza­tıp so­ru­yo­rum:
“Sa­yın Ada­te­pe, Ça­nak­ka­le Şe­hit­le­ri Abi­de­si ni­ha­yet ta­mam­lan­dı. Duy­gu­la­rı­nı­zı öğ­re­ne­bi­lir mi­yim?”
Ne de­se be­ğe­nir­si­niz?
“Ben bu­ra­ya ilk kez ge­li­yo­rum ve çok gü­zel bul­dum!”
“Ger­çek­ten ilk kez mi ge­li­yor­su­nuz?”
“E­vet da­ha ön­ce hiç gel­me­miş­tim!”
İna­nı­la­cak gi­bi de­ğil ama ger­çek.
Ata­tür­k’­ün as­ke­ri de­ha­sı­nı ser­gi­le­di­ği, Meh­met­çi­ğin eş­siz kah­ra­man­lık des­ta­nıy­la ta­ri­hin akı­şı­nı de­ğiş­tir­di­ği bu kut­sal top­rak­la­ra Ül­kü Ha­nım da­ha ön­ce hiç gel­me­miş!
Oy­sa adı­na dü­zen­le­nen ba­lo­lar ve et­kin­lik­le­re ka­tıl­mak için bir­çok kez
İz­mi­r’­e git­ti­ği­ni, bu yol­cu­luk­ların bir bö­lü­mü­nü Ça­nak­ka­le üze­rin­den yap­tı­ğı­nı bi­li­yo­rum.
Ça­nak­ka­le­’den geç­miş ama yo­lu Abi­de­’ye hiç düş­me­miş!
Rö­por­taj de­vam edi­yor:
“Be­nim bu­ra­ya gel­me­mi sağ­la­yan spon­so­rum (….) mar­ke­te çok te­şek­kür ede­rim!”
Şaş­kın­lık­tan ne di­ye­ce­ği­mi bi­le­mi­yo­rum.
Al­la­h’­tan can­lı ya­yın­da de­ği­liz!
Ça­nak­ka­le İs­tan­bu­l’­a çok uzak ol­sa, me­şak­kat­li bir yol­cu­luk so­nun­da va­rıl­sa, bel­ki bir öl­çü­de an­la­ya­ca­ğım ama ta­ri­hi ya­rı­ma­da­da­ki Abi­de­’ye en faz­la 3-3.5 sa­at­te va­rı­lı­yor.
Ya­ni bir de­po ben­zin bi­le har­can­mı­yor!
Ata­tür­k’­ün ma­ne­vi kı­zı bu kı­sa­cık yol­cu­lu­ğu spon­sor­la ya­pı­yor!
Gel de şa­şır­ma!
Gel de üzül­me!
* * *
Ül­kü Ada­te­pe­’yi ge­çen yıl, An­ka­ra­’dan İs­tan­bu­l’­a dö­ner­ken, Sa­kar­ya ya­kın­la­rın­da­ki bir tra­fik ka­za­sın­da kay­bet­tik.
Al­lah rah­met ey­le­sin, nur için­de yat­sın!
O ka­za­yı ya­pan Vol­vo mar­ka li­mu­zin araç da ki­ra­lık­tı.
Ya­ni mer­hu­me, o se­ya­ha­ti de spon­sor­la ya­pı­yor­du!
* * *
Bun­la­rı yaz­ma­ya hiç ni­yet­li de­ğil­dim.
Ama ço­cuk­la­rı­nın son gi­ri­şi­mi üze­ri­ne da­ya­na­ma­dım.
Ba­kar mı­sı­nız?
Ül­kü Ada­te­pe­’nin ço­cuk­la­rı kalk­mış­lar, Tür­ki­ye İş Ban­ka­sı ve CHP’­den 1 mil­yar do­lar is­ti­yor­lar!
Böy­le­ce Ata­tür­k’­ün va­si­ye­ti­nin ye­ri­ne ge­le­ce­ği­ni söy­lü­yor­lar!
On­la­ra bir öne­rim var:
He­men Go­og­le­’a gir­sin­ler, dev­le­tin 2003 yı­lın­da yap­tı­rıp, an­ne­le­ri­nin adı­nı ver­di­ği “San­cak­te­pe Kü­çük Ül­kü İl­köğ­re­tim Oku­lu”­nun ta­nı­tım say­fa­sı­nı bul­sun­lar.
Ora­da “Kü­çük Ül­kü Kim­dir?” bö­lü­mün­de, an­ne­le­ri­nin ha­la ya­şa­dı­ğı bil­gi­si­ni gö­re­cek­ler!
On­lar­dan Ata­tür­k’­ü an­lat­ma­la­rı­nı bek­le­mi­yo­ruz ama, hiç ol­maz­sa an­ne­le­ri­nin anı­sıy­la bi­raz il­gi­len­sin­ler.
Ön­ce bu yan­lı­şı dü­zelt­sin­ler.
Son­ra da Ata­tür­k’­ün ke­mik­le­ri­ni sız­lat­mak­tan vaz­geç­sin­ler…

İşçi Partisi Genel Başkanvekili Hasan Basri Özbey dün (28 Ocak 2013) İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında müthiş bir iddia attı ortaya.
“Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2004 yılı Nisan ayında “Türkiye’nin büyük bölgelerinde askeri olarak istihbarat birimi kurma” çalışması yürüttüğü, İletişim Tespit Tutanaklarıyla resmen kayda geçmiştir.”
Mahkeme kayıtlarıyla sabit kanıtları açıklıyoruz! Dediğinde inanın kanım dondu ve ekrana adeta yapıştım can kulak dinlemeye başladım.
İstanbul 1 No ’lu DGM, 29.12.2003 tarihinde Müt. No: 2003/79 sayılı kararıyla İbrahim Bilgehan Taşdelen adlı kişinin ……. Numaralı GSM iletişim aracının dinlenmesine karar veriyor.
29.12.2003 – 27.05.2004 tarihleri arasında yapılan hukuki dinlemeler sonucunda Emniyet tarafından İletişim Tespit Tutanakları düzenleniyor. Bu tutanaklar, dönüyor dolaşıyor 1. Ergenekon Davası’nın 245. Klasörüne giriyor.
Vay! Vay! Vay!
Merakım iyice arttı ve bu sırada inanın ter dökmeye başladım ardından ne çıkacak? Çatlarcasına dinlemeye başladım.
 Özbey, Resmi, imzalı, mühürlü olan tutanaklara meraklı olan herkesin ulaşabileceğini söyleyerek açıklamasına devam etti.
TSK içinde gizli istihbarat örgütü kuruluşu için, tek değil, üç toplantı yapıldığı, telefon dinleme tutanaklarıyla kanıtlıdır.
1.toplantının Bolu Abant’a yapıldığını Cüneyt Zapsu, Abdülaziz Zapsu, E. Korg. Altay Tokat, İbrahim Bilgehan Taşdelen’in katılmış olduğunun resmi tutanaklarda olduğunu ve Cüneyt Zapsu’nun “Tayyip Erdoğan adına” E. Korg. Altay Tokat’a “ciddi bir teklifte” bulunacağı da söylenmektedir.
Cüneyt Zapsu, “Abi” diye andığı “Tayyip Erdoğan adına” önemli teklifi yapıyor. Teklifin içeriği telefon tutanaklarına geçmiş. Aynen aktarıyoruz: Diyor ve başlıyor elindeki kâğıtları okumaya.

“Dediler ki, paşam dediler bir ricamız daha var dediler, şu anda hükümet ile asker çok kötü abi. Çok kötü, çok kötü, aşırı. Dediler ki, böyle böyle sayın işte abimizin [ Recep Tayyip Erdoğan] bir ricası var, bir ekip kursun bize… görevlendirelim her bölgede, Türkiye’nin büyük bölgelerinde askeri olarak istihbarat birimi kursun. Tüm yetkilerle donatalım. Bir de dediler, sadece yani bu ülkenin gelişmesi için, bu ülkeye zarar veren birimlerle ilgili bir takım işte bilgiler falan toplayalım. Başına da sizi getirelim diye teklifte bulundular. (…) Dediler işte üç yüz beş yüz falan filan şu bu kontrolleri sizin elinizde, gizli ödenek sizin elinizde.”
Vay canına!
“Üç yüz beş yüz falan filan şu bu kontrolleri sizin elinizde, gizli ödenek sizin elinizde.”  (!)

 ( Açıklama doğruysa bizden kesilen vergilerin başbakanımızın uçakları, gemicikleri hariç nerelere gittiği böylece belli oluyor. “Yasa dışı faaliyetlere.”  Ondan sonra elektriğe zam, doğal gaza zam, emeklilere sadaka gibi artışlar, anamız ağlıyor.)

Ankara’da yapılan toplantıda Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, E. Korg. Altay Tokat buluşuyorlar ve böylece Türk Ordusuna imha operasyonların düğmesine basılıyor. Yüzlerce namuslu, şerefli askerimizi Silivri zindanlarına haysiyetsiz yalanlalar, tezgâhlarla tıkıveriyorlar.
İnanmak istemiyorum.
Böyle bir olay her hangi bir dış ülkede olsa yer yerinden oynar sanırım. Bizde medyada tık yok ya.Hayret!!!
Hani Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’a suikast yapılacaktı güya kozmik odalar filan arandı sonuç ne oldu?
Kocaman bir FOS çıktı. Demek ki o da böyle bir tezgâhtı, kimse şüphe etmesin.
Bu bilgileri daha detaylı öğrenmek isteyenler lütfen http://www.ulusalbakis.com/iste-erdogan-ve-gulun-tsk-icindeki-gizli-orgutu.html/ linkini tıklayarak Ulusal Bakış tan öğrenebilirler.
 Haber ne kadar doğrudur, eğridir bilemem ama tutanaklar olduğu iddia edildiğine göre doğruluk payı yüksektir, başbakanın buna ne kılıf uyduracağını merak etmekteyim.
Ben burada başbakan ve cumhurbaşkanını kınamıyorum iktidarlarının devamı için yaptıkları zaten meydanda.
Kınadığım Türk Ordusunun içerisinden çıkmış, ekmeğini yemiş bir Korgeneralin bu tuzak içerisinde yer alması ve silah arkadaşlarını arkadan vurmasıdır.
Yazıklar olsun!
Kimdir, nedir hangi millettendir bilemem ama ordumuzun içerisinde bir yılanmış. İnanın içim daraldı.
Bizler ordumuzun değerli komutanlarının, subaylarının, aydınlarının esir alınmasında sadece ABD in oyunu var sanıyorduk ama meğer bağrımızdaki yılanlar iş birliği içerisindeymiş.
Kenan Evren denilen darbecide maalesef bu ordunun içerisinden çıkmıştı.
Bunlar renk vermeden nasıl bir ordunun içerisinde barınabiliyorlar hayret ediyorum. Gelmiş geçmiş tüm genelkurmay başkanlarının vebali vardır diyorum. Orduyu iyi denetleyememişler demek ki.
                                                                      ****
Başbakan Erdoğan kendi kazdığı kuyuya mı düştü dersiniz?
Yoksa çok iyi bir hatip olduğu kadar aynı zamanda iyi bir aktör müdür?
Kendi ordusunu kendi eliyle çökertmek, sonra da yargıdan şikâyet etmek nasıl olur ya? Her baba yiğidin yapacağı iş değildir.
Ben bir önceki yazımda başbakanın “Uzun tutukluluklar TSK’nin terörle mücadelesine darbe vuruyor. Oralara gönderilecek subay kalmıyor” sözlerine karşın ona inanarak, CIA,  MOSSAD ve Barzani ŞEYTAN ÜÇKENİ arasındaki senaryolar karşısında çaresiz kaldığını düşünmüştüm.
Demek ki tüm olanlar büyük bir oyun içerisinde oyunmuş. Üzgünüm.
Hangi vicdana sığar? Suçsuz insanları ailelerinden, özgürlüklerinden kopartarak böyle bir komplo ile zindanlara tıkmak ve onurları ile oynamak, ordumuzu böylesine çökertmek.
Sayın başbakanın acil bir şekilde bu konuyu aydınlatmasını dilerim.
Eğer böyle bir şey yapıldıysa, bunun hesabı nasıl sorulacaktır açıkça çok merak etmekteyim. Hukukçular ne diyecekler? Bekleyip göreceğiz.
Tek kelime ile yazıklar olsun ve komplo düzenleyenler Allahlarından bulsunlar. Başka ne diyeyim?
Bu kadar yalan dolandan sonra Silivri esirleri bir af ile değil aklanarak  beraat ettirmelidirler ,hem de en kısa yoldan.
Bunu bir vatandaş olarak Başbakan Tayyip Erdoğan’dan talep ediyorum.
Kaldırsın o Özel Yetkileri ve vatanseverler özgürlüklerine kavuşsunlar.
Son olarak şunu söylüyorum. Bize bizden başka dost yoktur, ne AB si ne de ABD si.
Kahrolsun emperyalizm ve onun uşakları…
 Hoşça ve sevgiyle kalın.

İşçi Partisi, belgeleriyle Erdoğan'ın ve Gül'ün TSK içindeki gizli örgütünü açıkladı
 

Ege’de Yunan kuşatmasının hızlandığı ve Batı Trakya’daki soydaşlarımıza yönelik zulmün katlandığı bir dönemde Başbakan Erdoğan, Ruhban Okulu’nun açılması için talimat verdi. Hemen ardından da Katar’da Yunanistan Başbakanı Samaras’la buluşup, Atina’ya camii yapılacağını müjdeledi. Böyle kritik bir dönemde Yunanistan ziyareti yakışık almayacağından mı Katar’daki buluşma ayarlandı veya tesadüf müdür bilinmez, ama neticede adeta bir kez daha “Ruhban Okulu-camii” takasına şahit olduk.

“Bir kez daha” demem şundan:

AB-ABD, hatta NATO ne zaman Ruhban Okulu’nun açılmasını istese, ne alâka ise bizimkiler, “Ama Atina’da bir camii bile yok” gibi bir savunma yaptı. 2006’dan beri bu filmi izliyoruz. Kare kare gidelim:

-2006’da Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’di. Yıllardır verilen söz nihayet hayata geçirilip, Atina’ya cami yapılacağını açıkladı, Meclis’ten karar çıktı.

- Ancak proje, Yunan kilisesi ve Atina Başpiskopos’u Hristodulos ile aşırı sağcı grupların katı tutumu nedeniyle donduruldu.

-2010’da Başbakan Erdoğan’ın Atina’ya yapacağı ziyaretten 15 gün önce mesele bir kez daha gündeme getirildi. Caminin Atina merkezine yakın Deniz Kuvvetleri’ne ait Votanikos semtinde, metroya çok yakın bir araziye inşaa edileceği, 500 kişi kapasiteli olacağı, masrafları Yunan devletinin karşılayacağı vs. duyuruldu. Minicik bir kusur(!) vardı, minaresiz yapılacaktı. Medyamız bu gelişmeleri, “Erdoğan’a Yunanistan’da Cami Hediyesi” manşetiyle müjdeledi!..

-Sonra konu bizim gündemimizden düşerken, Yunan Kilisesi’nin baskılarıyla camii yerinin değiştirildiğini, çok uzak bir bölgede, havaalanına yakın bir yerlerde yapılacağını duyduk.

Yine olmadı, geldik bugünlere. Katar’daki buluşmadan sonra medyamızın aynı müjdeli(!) başlıkları attığını görüyoruz. Oysa filmde çok önemli bir değişiklik var. Yazılanlara göre Başbakan Erdoğan, Samaras’a, “İmar meselesini halledin, inşaatı biz yapalım” teklifinde bulunmuş.

Ülkemizde cemaati olmayan kiliselerin bizlerin vergileriyle bir bir onarılıp, ibadete açılmasından sonra sıra bizim vergilerimizle Atina’da camii yapmaya mı geldi?

Efendim Yunanistan Başbakanı 5 Mart’ta Türkiye’yi şereflendirecekmiş!.. Görünen, Ruhban Okulu müjdesini(!) o zamana yetiştirmeye çalışıyorlar, karşılığında da yine bizlere Atina’ya camii masalını anlatıyorlar. Birilerinin, “Samaras’a Ruhban Okulu Hediyesi” başlığı atmak için pek sabırsızlandığı anlaşılıyor.


Silivri, Hasdal, Hadımöy, Maltepe, Sincan ve Mamak’a kucak dolusu sevgiler...


Müyesser YILDIZ
30 Ocak 2013

Ankara Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Erol Aras, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı’nın avukatlığını yapıyor. Karadayı’nın C.Savcılığı sorgusunda da, tutuklanması istemiyle sevk edildiği mahkemede de bulundu. Kendisine emanet edilmiş önemli bilgi ve belgeleri de bürosunda bulunduruyordu.

Ankara Barosu avukatlarından Şule Nazlıoğlu, aralarında Tümamiraller Cem Gürdeniz, Semih Çetin, Soner Polat, Cem Aziz Çakmak, kurmay albaylar Barbaros Büyüksağnak, Bora Serdar, Utku Aslan’ın da bulunduğu toplam 17 askeri savunuyor. Şimdi de 28 Şubat sürecinde tutuklanan bazı askerlerin avukatlığını üstlendi. Onun başına da ilginç olaylar geldi.

“Darbeci olduklarına inandım, o yüzden …”
“Balyoz” olarak bilinen davada ilk gözaltılar ve tutuklamalar 2010 yılının Ocak ayında başlamıştı. Tutuklamaların üzerinden kısa süre geçtikten sonra, Avukat Şule Nazlıoğlu’nun Ankara’daki bürosuna 3 kişi geldi. Bundan sonrasını avukat Şule Nazlıoğlu anlatıyor:

“Daha konuşmanın başında ‘Balyoz davasına girme. Bu davaya devam edersen başına iş gelir. Hiçbir şey yapılmazsa, yanına genç bir adam koyarlar, internette farklı görüntüler yayınlanır. Ofisine girerler, belgeler üzerinde farklı bir işlem yaparlar. Davadan çekil’ dediler. Bu kişiler, kararlı bir biçimde konuşmalarını sürdürdüler. En son önerileri de şu oldu: ‘Davadan çekilme gerekçesi olarak , ‘Ben bu kişilerin avukatlığını üstlendikten sonra belgeleri inceledim. Bunların gerçekten darbe amaçlı çalışmalar yaptığını anladım. Darbeci olduklarına inandığım için avukatlıklarını bırakıyorum’ dersin. Bunun karşılığında da sana yüklü miktarda para verilecek’ dediler. Benim zayıf tarafımın ne olduğunu yoklamaya çalıştılar.

Onların sözleri bittikten sonra, kendilerine ‘Bu odada kamera var. Bütün konuşmalar kayda alındı’ dedim. Gerçekte, odada ki konuşmalar kayda alınmamıştı. Ancak ben onların bir an önce gitmesini sağlamak için böyle söyledim. Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na başvurdum. Bakın, tam 2,5 yıl sonra C.Savcılığı’ndan bana geçen hafta bir yazı geldi. Şikayetimin zaman aşımına uğramaması için ‘sürekli aramaya’ bırakılması için çağrıldım.”.

4 gün sonra bürosuna girdiler
Avukat Şule Nazlıoğlu’nun o günlerde başına ilginç olaylar gelmeye devam etti. Şikayetinden 4 gün sonra, bürosuna pencereden giriliyor. İlginç olan durum da şu: pencereden giren kişi, masaya üç adım kala duruyor. Ayak izleri bunu gösteriyor. Hiçbir şeye dokunulmadan bürodan ayrılıyor. Bu durumu deneyimli Avukat Nazlıoğlu, “blöf yapmadıklarını, istediğimiz zaman istediğimiz yere girebiliriz’ mesajı olarak yorumluyor.

Keşke bununla bitse. Bu kez, adı Odatv dosyalarının içinde Avukat Şule Nazlıoğlu’nun adına rastlandı. Bu da incelendi. Oradaki notun da, 25 haneli bir virüsle gönderildiği anlaşıldı. Yine bitmedi, Silivri’deki duruşmadan otomobille dönerken, iki kez aracı iki ayrı araç tarafından çapraza alınıp sıkıştırıldı.

Bürosuna gelinmesi, girilmesi olaylarından sonra avukat, bürosunu kameralarla donatmakla kalmadı, bürosuna bir de gece bekçisi tuttu. 24 saat büro koruma altında tutuluyor. İşte, avukatlık böyle zor koşullarda yapılıyor.

“Delil Üretme Merkezi’nin işi de olabilir”
Ceza Avukatı Erol Aras’ın, Cinnah Caddesi’nde bulunan bürosuna duvardan tırmanılarak ulaşılmış. Girenler o kadar rahat çalışmış ki, bilgisayarları kasalarıyla alıp götürmek yerine, bunları söküp içinden maddi değeri yüksek de olmayan harddiskleri alıyor, masada bulunan flaşbellekleri götürüyorlar. Dava dosyalarının bulunduğu odadaki bazı belgeler karıştırılıyor. Kamuda en üst noktaya gelmiş bazı kişilerin Erol Aras’a emanet ettiği belgeler karıştırılmış.

Avukat Aras, o belgelerin “sahte belge üretme”de kullanılabileceği akıllara geliyor. İşin ilginç yönü, girenlerin adi bir hırsızlık olayı süsü vermeye, harddiskleri sökmek yerine, içindekilerini kopyalamaya gerek bile duymamışlar.

Türbanlı ilgili açıklamanın ardından
Aras, Baro adına bazı davaları izliyor, toplantılara katılıyor, baronun görüşlerini aktarıyor. Ankara Barosu Başkanı Prof.Dr. Metin Feyzioğlu, yapılanı, “Çok açık bir mesaj” olarak niteliyor, “Bunun anlamı büronuza da gireriz, bilgisayarınızın beynini de sökeriz, istediğimizi de yaparız mesajıdır” diyor. Feyzioğlu sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Erol Aras, çok önemli davalarda benimle birlikte öne çıkan kişi. Erol Bey üzerinden bize mesaj veriliyor. Erol Bey, son zamanlarda önemli davalara girdi, bazı davalarda beni ve baromuzu temsil etti. Son olarak, avukatlara ‘kıyafet serbestisi’ diye takdim edilen, sonun başlangıcı gibi görünen olayın televizyonlarda çok güzel tahlilini yaptı. Açıkçası, bu olay bize yazılan bir mektuptur.”

Erol Aras’ın başına gelen olaydan sonra, farklı düşüncedeki avukatların hukuksuzluğa karşı beraber olmaları, Aras’a geçmiş olsun dileklerini iletmeleri sevindiriciydi.

Temel, uzun süreliğine gittiği memleketinden aniden ve haber vermeden döndüğünde, Fadime’yi bir erkekle beraber bulur. Tabancasını çektiği gibi yatağındaki adamı alnının ortasından vurur. Sonra tabancasını kendi kafasına dayar, tam tetiği çekecekken Fadime üzerine atılır ve
“Yapma Temelim, kıyma kendine” der.
Sinirden titreyen Temel haykırır; “Sus kadın, sıra sana da gelecek…”
11 yıldır tek başına iktidardalar.

Çok partili siyasi hayata geçtiğimizden bu yana en uzun süren iktidar.
-Yasama-Yürütme-Yargı, tek kişinin ağzına bakıyor. O ne derse emir kabul edilip, derhal yerine getiriliyor.
-Basının büyük bir kısmı, devlet bankalarından usulsüz krediler verilerek
“aile şirketi” haline getirildi. Diğer medya grupları ise bir Vergi Denetçisi ve
bir Polisle boyun eğdirilip “emir eri” yapıldılar.
Halkımız, bazılarının isimlerini CNN Kürt, NTV Cemaat olarak değiştirdi.
-TSK’nın komuta kademesinin çoğunluğu bir CD, bir Polis, bir Savcı sayesinde darmadağın edilip, hapse atıldı.
-Üniversitelerin bilim ve düşünce özgürlükleri ellerinden alınıp, birer “İdadî” seviyesine indirildi.

*Hamdolsun ki,  Amerika’nın hazırladığı projeye “Eşbaşkan” oldular.
*Çok şükür ki, İmam-Hatiplerin problemini çözüp, her yeri ona benzettiler.
*Şükran ki, türbanı sorun olmaktan çıkarıp, her yere soktular.

*Hamdolsun ki, çocuklarının geleceğini garantiye aldılar. Yurt içi-Yurt dışı yatırım ve birikimler sayesinde, bundan böyle Remzi Amcalarına muhtaç olmadan Karun gibi yaşayacaklar.
*Çok şükür ki, mücahitlikten-müteahhitliğe oradan da her şeye müsaitliğe terfi ettiler. Harun yerine Karun olmayı seçtiler.
*Şükran ki, yurt içinde dinlenmedik kimse, yurt dışında kavgalı olmadığımız ülke bırakmadılar.

*Hamdolsun ki, İmralı Canisini hiç olmadığı kadar itibarlı hale getirdiler.
*Çok şükür ki, PKK’nın ev sahibi, elinde Türk gençlerinin kanı olan Barzani’yi “Onur Konuğu” yaptılar ve “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışlattılar.
*Şükran ki, Türkiye’nin belli bölgelerindeki adliyelerde, Türkçemizi kullanılmayan dil haline getirdiler.
“Türk Ulusu” demek “Irkçılık-faşistlik” oldu.

Şimdi sıra Temel’in dediği gibi, HUKUK ve EKONOMİ’YE geldi.
HUKUK;
*İnşallah yakın zamanda Pozitif Hukuk’tan vaz geçip, tüm ümmet olarak
“Şer-i Hukuk” uygulamasına geçecekler.
* Maşallah, hala direnen statüko savunucusu-vesayet özlemcisi yargıçların yerine, Ulemadan Kadı ve Mele Efendiler alınacak ve bunların kararları “kesin” olacaktır.
* İnşallah, İdam-Taşlayarak öldürme-Kılıçla kafa ve el kesme gibi caydırıcı cezalar yürürlüğe konulacaktır.

EKONOMİ;
*İnşallah,  yakında üretimden tamamen vazgeçip, ne lazım ise ithal etme yoluna gidilecektir.
*Maşallah, tüm çalışan nüfusu Arap kardeşlerimizin yanına gönderip, istihdam problemimiz tamamen çözülecektir.
*İnşallah, üzerinden 6 sıfır attığımız kâğıt parayı tamamen kaldırıp yerine, gümüş-altın-sikke-lira düzenine geçilecektir.

Böyle giderse sıra, gele gele önce Başkanlık sonra Halife’liğe gelecek.
Maazallah/ Maazallah/ Maazallah…

Sağlık ve başarı dileklerimle
30 Ocak 2013
RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdarog

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget