Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Doktoru Öldürmek Vahşettir
Nedense, AKP-RTE iktidarının 20 yıllık yönetiminde doktorlara, sağlıkçılara, avukatlara da çeşitli biçimlerde saldırılar olduğuna tanık olduk. Bu saldırılara neden olan, AKP-RTE iktidarında doktorları, TTB’ni eleştiren yönetimin söylemlerine baktığımız zaman, saldırılara sanki tahrik teşvik varmış gibi bir düşünce insanın aklına geliyor. Şu söyleme bir bakın:

“Doktor benim vatandaşımın emrinde olacak. Benim vatandaşımın emrinde olmazsa o doktor vatandaşa hesap verecek… Giderlerse gitsinler…” diyerek “doktor öldürme bataklığını” AKP'nin kurucusu ve 20 yıllık lideri yarattı. 

Günümüzden sanırım 15 yıl kadar önceydi, doktorların sırada bekleyen hastaların çokluğundan, “20-30 kişiden fazla hastaya bakmamız sıkıntılı oluyor” diye yakınmasını gören vatandaşlar muayene olmak için ısrarla doktorun poliklinik önünde bekleşmeleri, söylenmelerini duyan bir siyasi kişi “doktorlar vatandaşlara eşşek gibi bakmak zorundalar” diye bir laf ettiğini iyi anımsıyorum. İşte böylece doktorları eleştiren siyasilerin doktorlara karşı bu tür söylemleri, cahillerin doktorlara sağlıkçılara karşı saldırmalarına işaret fişeği yakar gibi olduğu sanısına kapılıyoruz. Bu ilkel saldırı modeli ülkeye dayatıldı.

Gaziantep'te 17 Nisan 2012 tarihinde muayene sırası kavgasından hasta yakınının saldırısı sonucu Doktor Ersin Arslan’ın öldürülmesi, Konya Şehir Hastanesi Kardiyoloji Uzman Doktoru Ekrem Karakaya’nın bir güvenlikçi tarafından tabanca ile öldürülmeleri ile birlikte 20 yıl içinde 10 kadar doktor ve sağlıkçılar saldırılar sonucu yaşamlarını yitirmişlerdi.

Doktorlara yapılan bu insanlık dışı öldürme, saldırılara karşı Sözcü Yazarı Necati Doğru şu öneride bulunuyor: “Doktora, sağlık çalışanına saldıran, yumruk atan, küfür eden, terbiyesizlik yapan, bıçak çeken, silah doğrultan, kurşun sıkan bir daha hiçbir hastaneye alınmaz, kapısından içeri giremez, hiçbir sağlık hizmetinden yararlanamaz” şeklinde “kanun tasarısı hazırlamalılar” demektedir.  

Doktoru Öldürmek Vahşettir

Konya’da Kardiyoloji Uzmanı Ekrem Karakaya, görev yaptığı Şehir Hastanesi'nde Yunak Devlet Hastahanesinde güvenlik görevlisi Hacı Mehmet Akçay tarafından tabancayla vurularak öldürüldü. Saldırının ardından aynı silahla intihar eden Hacı Mehmet Akçay’ın, 1 ay önce kalp krizinden yaşamını yitiren annesi Kezban Akçay'ın ölümünden Karakaya'yı sorumlu tuttuğu için olayı gerçekleştirdiği açıklanmıştı.

Bu doktor katili güvenlik görevlisi: H. Mehmet Akçay’ın sosyal medya hesabında, “diyar diyar gezip baş kesen celladım…” notunun yazılı olduğu da açıklandı. Bu “cellad” ruhlu adam güvenlik görevlisi olarak alınırken psikolojik ve ruhsal olarak incelenmemiş midir? Bu “baş kesen” istekli kişiler nasıl güvenlik görevlisi olarak işe alınabiliyor?  Görüldüğü gibi torpil ve liyakatsiz kişilerin işe alımlarında korkunç cinayet ve acılar yaratabiliyor.  Öyleyse coplu, tabancalı iş görecek kimseleri işe alınırken daha özenli olunmalı, “torpil, yandaş” düşünmeden, ruh sağlığı, bilgisi, mahareti daha iyi olan kişileri güvenlik görevlisi olarak işe alınmalıdır.

Sayın Necati Doğru aynı yazısında şunları söylüyor:

“Okumamış adama (yani en alttakine); okumuşa (yani en üsttekine) emir verme” hamlığı ile hoyratlığı son 20 yıl içinde doğdu. Ve bu kaba atmosfer içinde “doktor dövme hakkı” ile “doktor öldürme katilliği” iyice azgınlaştı. 20 yıl önce doktora saldırmak yoktu. Bugün ülkenin okumamışları, okumuşlara savaş açtılar, doktor öldürüyorlar”. Necati Doğru Sözcü

Eskiden 20 yıl önceye kadar doktora saldırmak yoktu, 20 yıllık AKP döneminde doktor, avukat öldürülmeye başlandı.

Bir gün Demetevler Onkoloji hastanesinde muayene sırası beliyordum, bir ara sıralar karıştı, gözü açıklar öne doğru sarktı, haliyle sıra sendeydi bendeydi derken, doktor gürültüden rahatsız olmalı ki, dışarı çıktı hastalara bizlere, “lütfen sıranızı bekleyin sırayla alacağız” falan derken, gürültüler arasında gerilerden bir bıyıklı bıçkın bir adam doktorları kastederek, “dayak yiyorsunuz yine de anlayış göstermiyorsunuz, dayak mı atalım” gibi çok şaşırdığım bir laf ediyordu. 

Doktoru Öldürmek Vahşettir

Giden yıllarda İzmit’te görev yapan doktor Oğlum Celil Cüneyt’i ziyarete gittiğimde, onun çalıştığı hastanenin bölümüne de uğradım. Hastalar sırada muayene için bekliyorlar, ben de doktor babası olarak aralarına karıştım. Sıra beklerken, içerideki doktorun babası olduğumu bir vesile söyledim. Adamın biri, “hemşerim ne bekliyon, madem doktor babasısın gir içeri, ben doktor babası olsam kapıyı vurmadan girerim valla” gibi laflar söylüyordu.  Sıram gelince içeri girdim, sıradan biri, “bravo valla hasta, doktor rahatsız olur diye adam babası içeri girmiyor” diyordu. 

Konya’da öldürülen doktorun acısı daha taze iken, AKP’nin ortağı Devlet Bahçeli de yaraya tuz basarcasına, yangına körükle gidercesine doktorların örgütü “Türk Tabipler Birliği (TTB) kapatılsın” diyor.

Doktor öldürerek cehaletin zirve yaptığı zamanlar görülmedi. Ama 20 yıllık AKP-RTE iktidarında kültür, bilim es geçiliyor, cahillerin ferasetinden medet umuluyor. Ne demişti bu düzenin koskoca profesörü “biz cahillerin ferasetine güveniyoruz” AKP adına konuşuyor. Bakıyorlar ki AKP’nin aldığı oyların çoğunluğu tahsili çok az olanlardan geliyor geliyor, yüksek tahsilli okumuşlar AKP ye oyu vermiyor veya çok az veriyor, bilimin bilginin yayılmasına öncülük yapması gereken, cahil ve cehalete bel bağlıyor, “cahillerin ferasetine güveniyoruz” diyebiliyor. 

Doktorlarımız günümüzde gerçekten zor şartlarda görev yapıyorlar, onlara karşı dikkatli olalım, onlara karşı saygılı olalım, çünkü onlar zor yetişiyor. Doktor öldürmek barbarlıktır, vahşettir. 

Bu dünyada cehalet kadar başka bir karanlık yoktur, öyleyse cehaletle savaşalım, akla bilime sarılalım.

Cevat Kulaksız 

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

Erdoğan'dan Muhalefete Seçim Kazandıracak Tüyo
Partili Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı ERDOĞAN; geçmiş dönem belediye başkanlarıyla yaptığı istişare ve değerlendirme toplantısında yaptığı konuşmasında;  "En son 2019 mahalli idareler seçimlerinde de büyükşehirlerin yüzde 52'sini,  diğer illerin yüzde 55'ini kazanarak,  mahalli idarelerdeki gücümüzü bir kez daha gösterdik.  Elbette İstanbul ve Ankara gibi ülkemizin en büyük iki şehrinin,  altını çiziyorum başkanlık nezdinde kaybedilmiş olmasından üzüntü duydum.  Bakın 'seçimi kaybettik' demiyorum,  'sadece başkanlık nezdinde' diyorum.  Çünkü meclislerini,  Ankara'nın da İstanbul'un da biz kazandık.  Arkadaşlar,  bunu iyi anlatmamız lazım.  Bir 'belediye' dediğimiz zaman olay sadece başkan değildir,  meclistir.  Meclisi bir kenara koyamazsınız.  Mecliste beraber eğer güçlüyseniz,  o belediyede gücünüz çok daha farklı olur.  Bu şehirlerdeki seçimlerin oy oranlarımız gerilediği için değil,  rakiplerimizin tamamı karşımızda birleştiği için kaybedildiği bir gerçektir.  Buna rağmen,  elde ettiğimiz tecrübeleri göz önünde bulundurarak,  kayıplarımızı ilk fırsatta telafi etmekte kararlıyız.  Milletimiz de bu hakikatleri görüyor ve öyle değerlendiriyor. " demiş ve önemli itiraflarda bulunarak altılı masaya ve tüm muhalefete önemli bir tüyo ve bayram hediyesi sunmuştur. 

Konuşmada yer alan;  Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini kast ettiği” Bu şehirlerdeki seçimlerin oy oranlarımız gerilediği için değil,  rakiplerimizin tamamı karşımızda birleştiği için kaybedildiği bir gerçektir. ”itirafı çok önemlidir. 

ERDOĞAN'ın bu itirafı ve  tüyosu, yani sunduğu gizli bilgi, muhalefet ve altılı masaya, seçimleri kazanmaları için sunulan çok değerli bir bayram hediyesidir. 

Muhalefet ve altılı masa, bu ülkeyi ve ülke insanlarını gerçekten seviyorlarsa,  tek adamın iradesine dayalı, ülkeyi felakete sürükleyen bu saray iktidar ve yönetiminden ülkeyi gerçekten kurtarmak istiyorlarsa, birleşmek ve  birlik olmak ve oylarının çöpe gitmemesi için tüm fedakarlığa razı olmak zorundadırlar. 

ERDOĞAN açıkça söylüyor işte; ”Ankara ve İstanbul’daki seçimlerin, rakiplerimizin tamamı karşımızda birleştiği için kaybedildiği bir gerçektir”

Tüm muhalefete sesleniyoruz; haydin öyleyse ne duruyorsunuz? Birleşiniz, 

Bu vesileyle, tüm okurların ve dostların kurban bayramını,  en iyi dileklerimle kutluyorum.

Güner Yiğitbaşı

09/07/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Açık Konuş Soylu
İçişleri bakanı Süleyman SOYLU,  "biz Cumhuriyet’in ikinci asrında kendimiz gibi yaşayacağız,  medeniyet değerlerimizde ne varsa,  onu yaşayacağız,  milli irade ne diyorsa onu yaşayacağız,  dışarıdan ithal anlayışlarla bir gelecek inşa etmek niyetinde değiliz kendi aklımızı ve izanımızı,  kendi özümüzü rehber edinmeye devam edeceğiz" demiş. 

Bu sözler, alelade bir kişinin söylediği sözler değildir. 

Bu sözlerin sahibi SOYLU; bu ülkenin en önemli bir bakanı, İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan kişi. 

Aslında,  SOYLU'nun ne demek istediğini, biz çok iyi anlıyoruz. 

Buna rağmen, SOYLU'dan;  cesareti varsa,  daha açık konuşmasını, dilinin altındaki baklayı çıkarmasını istiyoruz. 

Soylu; biz, cumhuriyetin ikinci asrında kendimiz gibi yaşayacağız derken,  cumhuriyetin ilk yüz yılında yaşadığımız,  anayasada yer alan cumhuriyetin temel ve kuruluş ilke ve değerlerinden memnun ve mutlu değiliz, bunu değiştireceğiz demek istiyor. Cumhuriyetin kuruluş değerlerinde yer alan, modern  medeni dünyanın değerlerine göre değil, kendi kafa yapımızda ve anlayışımızda yer alan, çağ dışı kalmış medeniyet değerlerimize göre yaşayacağız, böyle bir yeni düzen kuracağız demek istiyor. 

Aslında, anayasa ve yasalara açıkça aykırı olarak, de facto bir şekilde, bugün dahi kendileri gibi yaşıyorlar ve ülkeyi kendileri gibi yönetmeye çalışıyorlar. 

Milli irade ne diyorsa onu yaşayacağız diyerek, cumhuriyetin değerlerine aykırı düzeni, milli iradeden, halkımızdan aldığımız yetki ile kuracağız demek istiyor. 

Bu ülkenin İçişleri Bakanı, bugünkü cumhuriyetin temel niteliğine aykırı bir düzen kuracağız demeye getiriyor. 

Madem öyle; yani,  milli irade ne diyorsa onu yaşayacaksınız, o zaman SOYLU ve onun gibi düşünenler, seçimler öncesinde, cumhuriyetin ikinci yüzyılında yapmak istediklerini, nasıl yaşamak istediklerini, kuracakları yeni anti laik ve totaliter  düzeni, halkımıza, yani seçmene açıkça ilan ederek, buna göre seçime katılmaları ve bu düzen için  yetki istemelidirler. 

Bakalım halkın,  milli iradenin desteğini alabilecekler mi?

Geçti Bor'un pazarı,  sür eşeğini muhalefet sıralarına ve yasaların önüne. 

Hodri meydan,  Bay SOYLU.

Güner Yiğitbaşı

08/07/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Havuza Taş Atarsın Da Halkalar Dalga Dalga Yayılırlar Ya
Tıp da;  tedavi için,  teşhisin doğru yapılmasının gerektiği gibi, ekonomide de ekonomik kriz ve buhrandan çıkabilmeniz için, bu ekonomik krizin çıkış nedenini doğru tespit etmeniz gerekir. 

Bunu yapamadığınız veya bilerek yapmak istemediğiniz sürece,  ekonomik krizi ve ortaya çıkan süper enflasyonu önleyemezsiniz,  efendiler. 

Sarayın dediği gibi,  faiz neden enflasyon sonuç değildir. 

Bunun böyle olmadığı, artık deneme ve yanılma metoduyla ortaya çıkmıştır. 

Ülkemizdeki ekonomik krizin,  cari açığın, enflasyon ve pahalılığın ve hazinenin tam takır ve kuru bakır olmasının nedenleri,  çok çok açıktır. 

Plansız programsız, ülkenin üretime dönük öncelikli  yatırımları yerine, inşaata dayalı, kar garantili yap işlet devret modeli yatırımlara öncelik verilmesi, tarımın ihmal edilerek,  tarım ürünlerinin dahi ithalata dayalı hale getirilmesi, ihracat ve ithalat dengesinin ihracat aleyhine aşırı bozulması, buna ilaveten de dışa bağımlı akaryakıt harcamaları,  döviz kurunu ve enflasyonu patlatmış ve bugün içinde bulunduğumuz ekonomik kriz ortaya çıkmıştır. 

Saray yönetimi, faiz ve yap işlet devret modeli kar garantili yandaş işadamlarına para yetiştiremez olmuş, bütçe yılın ilk altı ayında açık vermiş, ödenekler tükenmiş ve ek bütçe ile yeni ödenek ve vergiler gündeme gelmiştir. 

Devletin tek gelir kaynağı,  fakir halkın cebinden topladığı ÖTV ve KDV gibi dolaylı vergilere kalmıştır. 

Bunun için de,  akaryakıta ve özellikle mazota acımasız ve orantısız sürekli zamlar yapılmış ve özellikle mazot zamları,  ekonomiyi felç etmiş, üretici ve tüketici enflasyonu patlamıştır. 

Hani bir havuza taş atasınız da, taşın etkisiyle oluşan dalgalar,  halka halka tüm havuza yayılır ya.  

İşte, mazota yapılan, bütçeye gelir elde etme amaçlı aşırı ve orantısız zamlar da,  aynen havuza atılan taş misali, halka halka pahalılık ve enflasyon olarak tüm piyasaya yayılmıştır. 

Önümüzde bayram vardır, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde gurbette yaşayan ve çalışan insanlarımız, bayram ve yaz tatili nedeniyle, Anadolunun çeşitli şehirlerindeki memleketlerine gidemez olmuşlardır. 

Zira, mazot fiyatlarındaki aşırı artış nedeniyle, otobüs bilet fiyatları almış başını gitmiştir. 

Üç beş kişilik ailelerin memleketlerine gidiş ve dönüş otobüs bilet fiyatları aşırı zamlanmış ve insanlarımız bulundukları şehirlerden çıkamaz hale gelmiştir. 

Bunun,  insanlar üzerinde,  sosyal ve ekonomik çok büyük travmaları olacaktır. 

İnsanlar, eski alışkanlıklarını bırakmak zorunda kalacaklar, bayram da dahi,  memleketlerine giderek büyüklerinin ellerini öpme imkanından mahrum kalacaklar ve bunun sonucunda,  insanlar ekonomik sıkıntılarına ilaveten,  manen çöküntüye uğrayacaklardır. 

Ayrıca, büyük şehirlerde asgari ücretle kıt kanaat geçinen insanlar, bayram ve sair tatillerinde memleketlerine gidemeyecekleri için, memleket dönüşünde sepet sepet,  çuval çuval, teneke teneke getirdikleri kışlık erzakından mahrum kalacaklar, bu da zaten zorda olan  ekonomik durumlarını ve gıda ihtiyaçlarını aşırı derecede zorlayacak ve belki de sosyal patlamanın kıvılcımlarını oluşturacaktır. 

Saray yönetimi, tüm bu olumsuzlukları da hesaba katarak, ekonomik krizi tamamen önlemesi mümkün değilse de, bazı acil tedbirleri alarak,  fakir halkı biraz olsun ferahlatmak zorundadır. 

Aslında saray'ın yapması gereken en hayırlı iş, havlu atıp,  bir an önce seçim sandığını halkın önüne koymasıdır. 

Güner Yiğitbaşı

05/07/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Yakalanan bir PKK’lının itirafları
Videonun üzerinde Ergün Diler ve Mete Yarar yazılan güvenlik kuvvetlerimizce yakalanan bir PKK elebaşının itiraflarını içeren video cep telefonuma düştü. Ben de bu dehşet verici herkesin dinlemesi ve okuması gereken videonun açılımını yaparak yazıya döküp okuyucuya sunmak istedim. Bu sesi bilgisayarımda duran itirafçının (sesi değiştirilerek) videoda bir TV spikerinin sorularını yanıtlayan konuşması söyleşi aşağıdaki gibidir:
“­-2007’nin sonunda PKK’nın dağ kadrosuna katıldım. Orda yedi sekiz ay kadar bomba eğitimi gördük, yakın savaş eğitimleri aldık. Aklınıza gelebilecek Amerika ve Rus yapımı, Alman yapımı bütün taramalı otomatik tüfeklerin eğitimlerini aldık, tabanca eğitimleri alarak 2010 senesinde yavaş yavaş PKK’nın dağ kadrosunun siyasallaştırıp şehirleri böleceğimizi şehirleri ele geçireceğimizi bu mühimmat sevkiyatlarını ve eleman sevkiyatlarını bize bizim fikrimize hizmet eden polislerin de bize yardım edeceğini söylendi. Ekimin on bir senesinde Şırnak üzerinden Beytüşşebap üzerinden Siirt’e Şırnak’a götürdüğümüz ekimin 14 v 15 de Hendek Savaşlarında gördüğünüz o bombaları biz üç dört yıla yayarak sınır hattından bugün FETO’cu olduklarını bildiğim polislerin karakollardaki denetim saatlerinde çok fazla irdelenmeden rahat rahat geçirebildik.
Mikronu tutan spiker: “Yani siz geçerken müsaade mi ediyorlardı”.
PKK lı: “Müsaade ediyorlardı, benim yanımdaki bazı üst düzey, daha sonra RPG ye katılan PKK lılar şu şekilde biz sınırı geçirildik. Bizlere sözde operasyon yapılıp sözde tutuklanırken bize ters kelepçe vurulur mühimmatlarımızı ele geçiren zabıtlarda bize güya sorgu yapılıp Şırnak’tan alınıp Siirt’e sorguya getirilip, yarı yolda bir köy kenarında indirilirdik, onlar başka bir muhbirleri araca bindirirlerdi, böylece bizler jandarma karakolundan rahat bir şekilde geçerdik.
Spiker: “Ne yapıyordunuz o mühimmatları?
PKK lı: Mühimmatları Diyarbakır’da Batman’da, Siirt’te örgütün belirlediği, bazı dönemlerde kimsenin yanaşmamasını ve polisin de gözcülük ettiği hücre evlerine bırakırdık. Daha sonra Güneydoğudaki HDP beledilerinin araçlarıyla kazılan çukurlara koyardık, tabi bunu üç seneye dört seneye yaydık biz. Kurşunların sıkılmadı dönemlerde biz Fetullah Gülen’in polisleri tarafından rahat bir şekilde mühimmat hem askerden sevkiyatı yaptık”.
“2007 ve 2012’deki kimlik krizinden evvel Feto’nun polisleri bize PKK nın da RPG nin MİT içindeki tam listesini ulaştırdı. Şöyle ki kendi içindeki kripto elemanları MİT adına çalışan Türkiye’nin PKK nın ve RPG nin belini kırabilecek özel yetiştirilmiş MİT ajanlarını tam listesini ulaştırdılar bize. PKK nın içindeki ajanları bunlar altı ay içerisinde teker teker infaz edildi. Böylelikle PKK ve YPG içinden bilgi alışı kesildi. Aynı zaman FETO’nun desteklemesiyle biz çok rahat hareket eden bir alan oluştu”.
Kozmik Oda: Devlet sırları ele geçirildi
(Şimdi burada bir parantez açalım, bu PKK lının anlattıkları ile Ankara’da hepimizin tanık olduğu Kozmik oda baskını olayını bir göz atalım anımsayalım.
“21 Aralık 2009’da Ankara Çukurambar’da yapılan bir operasyonda iki isim gözaltına alındı. Gözaltına alınan kişilerin asker olduğu ve üzerlerinden çıkan notta dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin krokisi olduğu ve askerlerin yakalandıktan sonra bu notu yutmaya çalıştığı iddia edildi. Bu olaydan sonra Bülent Arınç’a suikast yapılacağı bilgisi medyada yer aldı. Telefon ile yapıldığı belirtilen bir ihbarın ardından konuyu soruşturan savcı Mustafa Bilgili, Genelkurmay Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı 11 ve 16 nolu odalarda arama yapmak istedi.
26 Aralık’ta Hâkim Kadir Kayan, Genelkurmay Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nda arama yapmaya başladı. 20 Ocak 2010’a kadar devam eden aramalar çerçevesinde devlete ait imajlarla birlikte birçok gizli belgenin özeti ve fotokopisi alındı. Kozmik Oda olarak bilinen bu odalarda muhafaza edilen bilgi, belge ve arşiv kayıtları devlet sırrı niteliğindeydi. Burada hâkim Kadir Kayan tarafından 1.5 TB boyutundaki pek çok gizli belgeye el konuldu. 20 gün süren arama sonucunda 1970’ten beri var olan bilgileri içeren CD, dosya ve hard disklerden oluşan “gizli belgeler” dışarı çıkarıldı. Bu belgeler 2 yıl boyunca savcılıkta bekletildikten sonra, mahkeme kararı ile çözümlenmesi için TÜBİTAK’a gönderildi. Burada çözümlenen belgelerin ve imajlar 3 yıl süreyle saklandıktan sonra 16 Mart 2013’te Ankara Adalet Binasında hazırlanan yere konulmak üzere, Cumhuriyet Savcısı’na teslim edildi. Bu süreçte söz konusu bilgi ve belgelerin nerelere gönderildiği belli olmazken, suikast planı ile ilgili soruşturmada söz konusu kanıtların sahte olduğu ortaya çıktı. Soruşturma kapsamında tutuklanan 8 asker serbest bırakıldı”.

Yakalanan bir PKK’lının itirafları

Görüldüğü gibi, Kozmik oda baskını, Arınç’la suikast olayın hepsi sahte belgelere yalana dayandığı sonradan ortaya çıkıyor. Burada amaç CIA nın da kurgu yardımı ile Kozmik odadaki gizli belgelere ulaşmak. Kozmik odadan elde edilen çok gizli belgelerle birlikte, MİT’in başka ülkelerdeki özellikle Kuzey Iraktaki 848 tane gizli elemanlarının adları da Fetocu hâkim, savcı, polisler eliyle elde edildikten sonra Fetocu polislerce PKK ya iletilir. Zaten Feto ile PKK istihbaratta paylaşım yaptıkları için PKK nın eline geçen Türkiye yanlısı gizli elemanlar, yukarıda yakalanan PKK lının ifadesinde de belirttiği gibi teker teker infaz edilir. Böylece uzun bir süre PKK yöresinden Türk elemanlarına bilgi akışı kesilir. Görüldüğü gibi kendi çıkarı için ve de ne yazık ki  “aldatılan” AKP-RTE iktidarınca 15 Temmuz 2016 ya kadar himaye edilen Feto, PKK yla bile ihanet içinde hainlik yaptığı ortaya çıkar)”.

Bu açıklamadan sonra biz yakalanan PKK lının itiraflarına devam edelim.
Bize verilen eğitimlerde hem de siyasi alanda, askeri alanda CIAE artı Almanya’nın böyle ajanları biz her türlü eğitimi her türlü mühimmatı verdiler.
Spiker: Onlar geliyorlar mıydı Alman, Amerika’lı ajan olarak biliyorlar mıydı ne olarak size geliyordu?
PKK lı: Bize şöyle söylüyor, alt kademe bize kadar gelene ulaşan kademelerdeki henüz örgüte tam bağlılığı sağlanmayanlar onlar gazeteci röportajcı olarak biliniyordu. Fakat çember daraldıkça biz üst taraf bunların mühimmat sevkiyatı sağlayan, askeri eğitim veren siyasi eğitim veren CIAE emay 8 BMS, ajanları olduğunu bizler biliyorduk. Bunlar tabi kendileri profesyonel Kürtçe konuşurlardı, kendilerini kabul ettiklerinde bir Kürdün dahi onların bir Kür olmadığını anlamaları mümkün değildi.
Spiker: Yani onlar Kurmanci lehçesi ile mi Zazaca mı konuşuyorlardı?
PKK lı : Kurmanci lehçesi ile de Zaza lehçesiyle konuşurlardı.  Çok iyi Farsça bilenler vardı aralarında, Profesyonel Kürtçe biliyorlardı. Hatta ben bir defasında bir gece yanımıza gelen bir BMD ajanını iki gün boyunca ben Bismil’li zannettim, Bismil’li olduğunu söyledi ama anlayamadık.
      Spiker: Anlamadınız yani
PKK lı: Hatta birçoğu şunu da ifade edeyim, bize gelmeden evvel şunu biliyorduk ki solaryuma defalarca girip ten değiştirip yanımıza gelen ajanlar vardı. Açıklıkla bunu belirtiyorlardı.
     Spiker: Çok heyecanlı, yani anlaşılmasın diye solaryuma mı giriyorlardı? Burası çok İlginç.
   PKK lı: Solaryuma beş altı seans sekiz seans girip açık o açık pembeliklerini yok ediyor, ten değiştirip yanımıza geliyorlardı, gerekçeleri olduğu için onları örgüt içerisinde ajan olduğunu CIAE, MOSSAD ajanı olduğunu BMD ajanları da vardı, BMD ajanı olduklarını fark etmemiz mümkün değildi.
“Bize gelen 15 Temmuz darbe girişiminde FETO’nun askeri eğitimlerini veren generaller, albaylar, binbaşılar bizim karşılaşacağımız Türk askerinin aldıkları eğitimi de biz biliyorduk. Biz karşımızda savaşacağımız Türk askerinin ne gibi eğitim aldığını nerelerde açık vereceğini, nasıl bir eğitim aldığını çok iyi biliyorduk, böylelikle onların zaaflarını da biliyorduk.
Spiker: Bunlar korkunç bilgiler.
PKK lı: Bize ulaşan ajanlar daha evvel Türk askerinin içine sızan Feto generalleri, albaylarının askerlerine nasıl bir eğitim verdiğinin belgelerini onlar sunarlardı ve bizi onların aldığı eğitime paralel bir eğitim eğitirlerdi. Dolayısıyla hem profesyonel bir eğitimimiz olurdu hem de kırsalda savaştığımız Türk askerinin bize nerelerden nasıl saldırabileceğini çok iyi biliyorduk.
“Bunun haricinde de bugün PKK nın PYD nin büyük can çekiştiğini biliyorum. Bunun en büyük sebebi istediğimiz gibi sınırdan artık geçemiyoruz. Artık F-16 lar şunu da söyleyeyim size, Malatya’dan bizi bombardımana tutacak F-16 lar kalkmadan evvel bize üst kadroya haber gelirdi, sığınak mağaralara girerdi, Türk askeri jetleri gelirdi, boşa bombalarını atar giderdiler. Bir kısmı zaten bizi bombalamaya gelen Feto pilotları idi. Bu bize bildirilirdi, ağır sığınaklı mağaralara girerdik, onlar gelir sortilerini yapar, bombalarını bırakırlar giderdiler. Çok zayiat verdik, ama bugün tersine döndü bugün Türkiye’nin bağımsız askeri, milli yapısı heronları, silahlı heronları başımızı mağaralardan kaldıramaz hale gelmiştik, şu anda örgüt içerisinde ara ara görüştüğümüz arkadaşlarım diyorlar ki: “Tamamen bitmeye yüz tuttuklarını, gökten gelen silahların bir fayda vermediğini Amerika’nın ve NDN verdiği eğitimlerin hiçbir fayda vermediğini tamamen yok olmaya yüz tuttuğunu, çünkü içeriden bilgi alamıyoruz. Türk askerinin ne zaman operasyon yapacağını bilmiyoruz. Jetlerin ne zaman kalkacağını bilmiyoruz”.

Yakalanan bir PKK’lının itirafları

“Örgüte gelen mühimmat ve personelin nerelerde konuşlanacağını stratejik organizasyonu yapacak bize yetkililer HDP’nin milletvekili araçlarıyla Şırnak’ta, Siirt’ten, Hakkari’den bir merkezden taşınıyordu. Çünkü o zaman zaten polis noktaları Feto’nun elinde, olası Feto polisleri olmadan nöbet tutunuyorsa bile oradan geçen bir milletvekilinin aracını durduramazlardı arayamazlardı, tarayamazlardı, böylelikle hiçbir mühimmat yok ama şehire üç yıldır yağmalanan mühimmat ve askerlerin kimin kontrol edeceğini, militanları kimin kontrol edeceğini yönetecek kadrolar HDP’nin siyasi milletvekillerinin araçlarıyla gelirdi. Bizler de sıkıştığımız zaman HDP belediyelerinden istediğimiz araç, istediğimiz mühimmat desteğini görürdük.
Tapu ve Kadastro bölümünden de bize Diyarbakır’ın yer altına ait haritalar gelirdi. Bizans döneminden kalma tünelleri Diyarbakır, Türkiye halkı bilmez biz bilirdik ve binlerce yıllık tünellerin içinde cirit atardık. O tarihi tünelleri Türkiye bilmezken bizler biliyorduk. Çünkü mağaralara öyle bir sığınak yapılmış ki, öyle mağaralar yapılmış ki, öyle tahmin ediyorum ki kimyasal silah dahi fayda etmeyecekti orda çörekleniyordu, takıldığımız yerde Diyarbakır HDP belediyesinin araçları, kamyonları, eğitimleri hepsi bize ulaşırdı. Araçtan bir sıkıntımız yoktu, örgüt adına nokta atışı yapan bir örgütün çıkarına iyi iş yapan aileleri de HDP belediyesine işe alınıyorlardı, burs verilirdi, para verilirdi. Böylelikle ölsek bile arkamızda kalan ailelerimiz de onların maddi sıkıntı yaşamadığını bilmek bizi daha özverili bir savaşa itti.
Katılım son zamanlarda müthiş derecelerde arttı ve şöyle söyleyeyim Avrupa’dan bize katılanların biri bizim ona bedeldi çünkü gelenler kırsalda savaşabilecek militanlardı. Profesyonel eğitilmişlerdi. Gece savaşını çok iyi biliyorlardı, gündüz savaşı gece savaşı örgütte PKK da çok önemli idi. Çünkü her militan gece savaş yapamaz. Bize Avrupa’dan katılan Kanada’dan, Amerika’dan, Almanya’dan, Rusya’dan, Yunanistan’dan muazzam bir katılım vardı.

Yakalanan bir PKK’lının itirafları

Beni de en çok etkileyen olaylardan biri şuydu, dağ kadrosunda evlilik, aşk, sevgi gibi şey mümkün değildi. Fakat örgüte katılan 14-15-16 yaşındaki kızlar bir gelin gibi süslenip PKK nın üst düzey yöneticilerine sunulurdu ve onlara itiraz edildiklerinde infaz edilirdi.
Avrupa’nın şu an bildiğim kadarıyla Güney Doğu’da FETO ile iş birliği yapan müthiş bir istihbaratçıları var, ajanları var kol geziyorlardı deli gibi. Adedini şu anda vermeye kalksam Siirt, Batman ve Diyarbakır Emniyet İstihbaratının yüzde 80’i 85’i Feto’cuydu. Bizim de dağ kadrosuna gelenler vardı biliyordum. Dağ kadrosunda nerelere konuşlanacağı, hangi Feto’cu polislerin hangi kontrol noktalarında nöbet tutacağı çok iyi biliniyordu. Orda rahat bir aramayla rahat bir şekilde geçebiliyorduk, bize karışmıyorlardı. Eğer eşkali Türk istihbaratı tarafından MİT ve jandarma istihbaratı tarafından bilen bir personelin ajanın Türkiye’ye girmesi gerekiyorsa, bu sanki Feto’cu istihbarat polisler sınırda bir operasyon yaptığı görüntüsü alındığında tutuklanıp ters kelepçe yapılıp mühimmatıyla araçlara bindirip konvoy şekilde Siirt’e, Diyarbakır’a giderken yolda araç değiştirirdi onlar köye girerlerdi istediğimiz gibi rahat gezebiliyorduk.
Bizler hem Avrupa’da yetiştirildik, örgüt bizi Avrupa’nın birçok askeri kampında, bizler sadece Güney Doğuda, ya da Orta Doğu’nun kırsal kesiminde değil, Avrupa’nın kendi askeri kamplarında eğitim götürdük.
Yakalanan bir PKK’lının itirafları
Spiker: Nasıl yani bunu açar mısınız, sizi alıp Avrupa’ya mı götürüyorlardı.
PKK lı : Bizi alıp  Almanya olsun, Fransa’nın bazı şehirleri olsun, Kanada’nın bazı kırsal kesimleri olsun, hatta biraz ileri gitmek istiyorum, Feto’nun Amerika’daki polisleriyle aynı eğitim yerlerinde eğitim gördük biz, onlar Türk polisleriydiler, biz de Feto’cu idik. Biz oraya gidenler yüzlerce teröriste eğitim veren yüzlerce teröristin hem beynini yıkayan hem de onlara eğitim verenlerdik. Biz bu çatı altında belli kadrolar Avrupa’ya götürüldük.
Spiker: YPK li PKK lı gibi gitmiyordunuz.
PKK lı :  Hayır, hayır biz oraya giderken, hatta bize çok yakın olan bir arkadaşım oraya CIAE ajanı olarak eğitim gördü. Yani oradaki çünkü her Amerikalı askerler de bunların içinde değil. Bunlar kimdir, diye sorulduğu zaman, Orta Doğuda CIAE de çalışacak ajanlar olarak gönderiliyorduk. Orda biz eğitimlerimizi tam alırdık, öteden beri geri döndüğünde hırkasını giyip profesyonel asker olarak geçerdik.
Güney Doğu’da bizler uyuşturucu sevkiyatı da yapıyorduk, uyuşturucu sevkiyatı gerçekleştiriyorduk.
Spiker: Nasıl oluyor bu?
PKK lı: Şöyle oluyordu, iki yüz kilo uyuşturucu sokulacaksa, bu 200 kilo uyuşturucunu ya kilo bazı ya da net fiyatı para üzerinden bazı FETO’nun Siirt’te narkotikteki görevli, burda isim vermem doğru olmaz, narkotikteki elemanı tarafından temin ediliyordu. O paralar da ya örgüte aktarılırdı cemaate aktarılırdı ya Bankasya’ya yatırılırdı, ya da şu şekilde olurdu 200 kilo eroinin çoğunu tebeşir tozuyla karıştırırdık, onlar gelirdi ele geçirirlerdi,
Spiker: Ele geçirilen eroin değil mi?
PKK lı: Biz elden çıkardığımız bir elemanı çok orijinal olmayan çuvalları verirdik, Geçirirdik, Feto’nun polisleri bunları tutuklardı, operasyon yapardı, bunu “Feto’nün polislerinin muhbirleri yaptı” diye bunu valiye sunarlardı, örtülü ödenekten karşılığı vardı çünkü, 300 kilo eroin yakalanmış, müthiş bir plan, bunu kim ihbar etti, falan kişi ihbar etti bu bir muhbirdi bunun örtülü ödenekten bunlar kazana atılıp yakılırdı, o dosyada o zamanın Siirt valisine havaleli gönderilirdi, muhbire örtülü ödenekten milyonlarca dolar aktarılırdı. Bu para yine Cemaate giderdi, bu şekilde müthiş bir döngü sağlanmıştı. Bunu da biliyoruz çünkü o çuvalları hazırlayan bizlerdik”.
Bana gelen bu banttaki müthiş anlatımlar insanın kanını donduracak dehşete düşüren anlatımları içeriyordu.

Cevat Kulaksız  

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

Erdoğan Yine Geri Adım Attı
Bu kaçıncı geri adım atış?

Türkiye Cumhuriyetinin;  partili de olsa,  seçilmiş Cumhurbaşkanının;  dış politikada,  sürekli geri adım atması, ilk söylediklerinin arkasında duramaması,  gerçekten çok üzücü. 

ERDĞAN'ı sevsek de sevmesek de, Türk halkı olarak, partili Cumhurbaşkanının,  iç politikaya dönük olarak hamasi beyanlarına rağmen, daha sonra,  dış baskılara göğüs geremeyerek, verdiği sözünden geri dönmesi, artık usul ve alışkanlık haline geldi ve ülkemizin inandırıcılığı ve saygınlığı kalmadı. 

Evet, İsveç ve Finlandiya'nın Nato üyesi olmalarına yönelik olarak ERDOĞAN'ın açıkladığı veto kararından geri adım atarak,  bu iki ülkenin Nato'ya girişine vize vermek durumunda kalmasını gündem getiriyoruz. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö,  İsveç Başbakanı Magdelena Andersson ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in katılımıyla gerçekleşen dörtlü zirvede mutabakata varılarak alınan kararlar, tarafları bağlayıcı olmayıp,  bir vaat içeren mutabakat kararlarıdır. 

Bu kararlar; EROĞAN'ın gazını alan,  hukuken hiçbir değeri ve uyulmaması  halinde hiçbir müeyyidesi olmayan kararlar olup; PKK'nın terör örgütü olduğu açıkça vurgulandığı halde, PKK'nın uzantısı olan ve ERDOĞAN'ın terör örgütleri olarak kabul ettiği PYD ve YPG'nin, açıkça ve net bir şekilde terör örgütleri olduğunu vurgulayarak kabul eden bir beyan'a,  mutabakat metninde yer verilmemiştir.   

Aynı şekilde,  FETÖ için de; açıkça terör ötgütü denilmemiş, sadece Türkiye’nin terör örgütü diye nitelendirdiği FETÖ denilmekle yetinilmiştir. 

Dörtlü zirvenin Madrit mutabakat metninde; PKK ve uzantılarıyla  mücadelede Türkiye ile tam işbirliği vaat edilmişse de, PKK'nın uzantıları olan terör örgütlerinin hangileri olduğu, PYD ve YPG'nin,  PKK'nın uzantıları olan terör örgütleri olduğu,  açıkça kabul edilmemiştir. 

Terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadelede Türkiye ile dayanışma sergilenmesi vaat edilmişse de, PKK terörünün sair biçim ve tezahürleri içinde PYD ve YPG'ye açıkça yer verilmemiştir. 

Bu şu anlama gelmektedir. 

Madrit dörtlü zirvesinde varılan mutabakat metnine imza atan İsveç ve Finlandiya, Nato'ya kabul edildikten sonra; evet,  PKK ve uzantılarıyla mücadelede Türkiye'nin yanında yer alacağız, işbirliği yapacağız ama, biz YPG ve PYD'yi,  sizin gibi PKK'nın uzantıları olan terör örgütleri olarak görmüyoruz derlerse,  ne yapacaksınız?

Nato; yeni konseptinde, terörle, terörizm ve terör örgütleriyle mücadeleyi görev alanı içinde kabul ediyor, üyelerine yönelik terör saldırılarında üye devletlere destek vereceğini kabul ediyor ama, hangi örgütlerin terör örgütü olduğuna da, Nato'nun patronu ABD ve Nato'nun Avrupa ülkelerinin karar vereceği ve onların kabulünün geçerli olacağı da unutulmamalıdır. 

Nato'nun terörle mücadelesi; Nato'nun ve patronu ABD'nin terör örgütleri olarak kabul ettiği örgütlere yönelik olacaktır. Yani, ERDOĞAN ve Türkiye, PYD ve YPG'yi PKK'nın uzantıları terör örgütleri, FETÖ'yü de terör örgütü olarak kabul etmesi, ABD ve Nato'yu asla bağlamayacaktır. 

Nato'nun patronu ABD ve diğer Nato üyesi batılı ülkelerinin, Suriyenin Kuzeyinde yerleşen ve fiilen bir Kürt Özerk Bölgesi oluşturan YPG ve PYD'ye terör örgütleri gözüyle bakmadığı, bu örgütlere ağır silah ve eğitim destekleri verdikleri de bilinen bir gerçek olup, bu gerçeklere rağmen, ABD'ye göz yumularak, İsveç ve Finlandiya'ya engel çıkarmanın, mantıklı  hiçbir nedeni ve kuvveti harbiyesi de yoktur.

Güner Yiğitbaşı

29/06/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget