Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

İnanılır Gibi Değil - Güner Yiğitbaşı
İnanılması imkansız bir haberle ve/veya olayla karşılaştığımızda; ağzımızdan,  gayri ihtiyari olarak, ”inanılır gibi değil” sözü çıkar.  

İşte, inanılır gibi değil dedirten bir haber sizlere.  

Ülkemizin, kayıp 128 milyar dolar, emekli amirallere vurulan elektronik kelepçeler, pandemi ile mücadelede alınan önlemler, Ermeni soykırımı gibi  yoğun gündemi içinde gözden kaçan bir haber,  inanılır gibi değil dedirten haber şu; 

“Milli Eğitim Bakanlığı,  19 Nisan 2021 tarihli kararı ile öğrencilerin uzaktan veya yüz yüze eğitime katılmamaları durumunda,  öğretmenlerin ders ücretlerinin kesileceğini açıkladı.   Kararda,  "Öğretmenlerin,  öğrencilerin derse katılmamaları nedeniyle yerine getiremedikleri ders görevlerini yapmış sayılmalarının mümkün bulunmadığı değerlendirilmektedir" denildi.  ”

Gerçekten; duy da inanma cinsinden, inanılması imkansız bir haber.  

Aslında; tüm tercihleri,  emekçiden yana değil, sürekli  sermayeden yana olan, ülkenin zenginliklerini, vergiler yoluyla fakir halktan topladığı paraları, kendi yandaşları iş adamaları sermaye sınıfına aktarmayı ilke edinmiş olan AKP ve Saray İktidarının Milli Eğitim Bakanlığının aldığı bu karara,  şaşmamak gerekiyor.  

Ancak, buna rağmen,  haberi duyunca,  elimizde olmadan,  bu da olmaz artık diyerek şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz.  

Şuna bakar mısınız?

Öğrencilerin,  uzaktan veya yüz yüze eğitime katılmamaları durumunda, öğretmenlerin ders ücretleri kesilecekmiş.  

Bu pandeminin ve bunun sonucunda da, eğitimin uzaktan yapılmasının, bazı sınıflarda yapılan yüz yüze eğitimin riskler içermesinin sorumlusu ve suçlusu öğretmenlermiş gibi,  öğrencilerin,  uzaktan veya yüz yüze eğitime katılmamaları durumunda,  öğretmenlerin ders ücretleri kesilecekmiş.  

Öğretmenlerimizin görevi, uzaktan veya yüz yüze eğitim hizmetlerini eksiksiz yerine getirmektir.  Derslerini vererek görevlerini yerine getiren öğretmenlerimizin, bu pandemi koşullarında öğrencileri eğitime katılmaya zorlama imkanları ve görevleri yoktur.  

Velilerin; devletin, pandemi için gerekli önlemleri alamamış ve öğrencilerin can güvenliklerini sağlayamamış olması nedeniyle, çocuklarını yüz yüze eğitime göndermemelerinin, uzaktan eğitim alan öğrencilerin de, tembellikten ve/veya  bilgisayar, tablet, akıllı telefon ve internet gibi alt yapıdan yoksun olmaları nedeniyle,  uzaktan eğitime katılamamalarının cezası, görevlerini yapan öğretmenlere kesilemez.  Böyle bir uygulama, büyük bir haksızlık ve aymazlıktır.  

İktidar olarak görevini yapma, kendi beceriksizliğinin cezasını,  öğretmenlere kes, gerçekten inanılır gibi değil.  

AKP ve Saray iktidarı; emekçi öğretmenlerden yana değil, yandaş sermayeden yana olduğunu açıkça kanıtlamıştır.  

Yap işlet devret ihale yöntemiyle, otoyollar, köprüler, tüneller, şehir hastaneleri yapan birkaç yandaş müteahhide;  geçilmeyen yollar, tüneller, köprüler ve kullanılmayan şehir hastaneleri için, verdikleri geçiş kar garantileri nedeniyle, hem de bu pandemi olağanüstü hal koşullarında,  hak etmedikleri paraları eksiksiz ödeyen AKP ve Saray iktidarının, öğretmenlerimizin hak ettikleri analarının ak sütü gibi helal ders ücretlerine göz dikmelerinin;  ne İslam dininde,  ne de insanlıkta yeri bulunmamaktadır.  

AKP ve Saray yönetimine buradan soruyoruz.  

Yüz yılda bir vuku bulan, beklenmeyen bir hal olan ve hukukta yeri olan, pandemi nedeniyle alınan kapatmaya rağmen; geçilmeyen köprüler, yollar, tüneller için,  yandaş işadamlarına,  kar garantisi adı altında,  bu fakir halkın paralarını ödemeye devam edecek misiniz? 

28/04/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Siz darbeci mi arıyorsunuz önce aynaya bakacaksınız
Darbe paranoyası ile beslenen saray yönetimi; pandemi ile mücadele amacıyla, sözüm ona iki hafta süreyle tam  kapanma kararı aldı. 

Bu konuda İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan uygulamaya ilişkin  genelgeye bakıyoruz. İki haftalık sokağa çıkma yasağı süresince alkollü içki satışı da yasaklanmış. 

Peki, nedir bu içki yasağının pandemi ile mücadeleye katkısı, bu içki yasağının makul ve  haklı gerekçesi nedir?

Bu kararın gerekçesini anlayan varsa,  beri gelsin. 

Biz bir hukukçu olarak muhakeme yapıyoruz, zihnimizi zorluyoruz, bu yasağın makul ve haklı bir gerekçesini bulamıyoruz. 

Bu yasağın;  makul, mantıklı ve haklı gerekçesini, pandemi ile mücadeledeki olumlu katkısını, hiç aramaya kalkışmayınız. 

Zira, bu içki yasağının kovit ile mücadeleyle hiçbir ilgisi yoktur. 

Evinde oturan, sokağa çıkma yasağına uyan bir kişi, evinde adabıyla içkisini içse,  kovite mi yakalanacaktır?

Sanırım, evde içkisini yudumlamak için maskesini çıkarmak zorunda kalacak ve ev ortamında virüsün saldırısına uğrayacak, akla gelen tek ihtimal bu. 

Gerekçe bu ise, evde su da mı içmeyecek, yemek de mi yemeyecek, evde dahi sürekli maske ile mi yaşayacak?

Adamı güldürmeyiniz. 

Kimse kusura bakmasın, bu içki yasağı, özel yaşama müdahale ve insanlara bir dayatma, özgürlüklere müdahale ve laik düzene açık bir saldırıdır. 

Devlet gücünü ellerinde tutan iktidarın, bu gücü kötüye kullanması ve laik ve demokratik anayasal düzene açıkça ve cebren saldırı ve anayasal düzene yönelik bir sivil darbedir. 

Siyasal İslam’ı hakim kılmaya kalkışma, insanların tepkisini ölçme girişimidir. 

Saray iktidarı bunu sürekli yapmaktadır. 

Eline geçen her fırsatı, artık gizliliği de kalmayan,  siyasal İslami bir düzeni ülkemizde hakim kılmak için azami derecede değerlendirmeyi  adeta adet haline getirmiş ve bunda başarılı da olmuştur. 

Aynı menzile doğru birlikte ilerlerlerken iktidar mücadelesine girerek çatıştıkları ve yollarını ayırmak zorunda kaldıkları hain FETÖ'nün 15. Temmuz darbe girişimini de iyi değerlendiren, darbe girişimi nedeniyle ilan ettiği olağanüstü halden yararlanan, darbe girişimini Allah’ın kendilerine sunduğu bir lütuf olarak kabul eden saray yönetimi; olağanüstü hal nedeniyle çıkardığı kanun hükmünde kararnameleri de amacı dışında kullanmış, anayasaya göre sadece olağanüstü halin ilanına neden olan konularla sınırlı kanun hükmünde kararnameler çıkarmaya yetkili olmasına rağmen, bu yetkisini kötüye kullanarak, kendisine tanınmayan yetkileri gasp yoluyla kullanmış ve olağanüstü halle ilgisi olmayan kararnameler çıkararak, Türkiye Cumhuriyetini, anayasaya aykırı olarak,  yeniden dizayn etmeye kalkmıştır. 

Şimdi de, pandemiyle mücadeleyi bahane ederek aldığı iki haftalık sokağa çıkma yasağını fırsata çevirerek, amaçladığı İslami esaslara dayalı siyasal rejimin temel taşlarını örme babında, bu kapanma döneminde, pandemi ile mücadeleyle hiçbir alakası ve bu mücadeleye katkısı olmayan içki yasağı getirerek, halkımızın laik özel yaşamlarına ve laik düzene,  devlet zoruyla ve dayatmayla el uzatmıştır. 

Saray yönetimi, bu sevdasından vaz geçmelidir. 

Bu kapanma döneminde, yasak getirerek milletin içkisiyle uğraşacağına, milletin muhtaç olduğu içecek çorbasını ve bir lokma ekmeğini temin etmelidir. Kaygısı bu olmalıdır. 

Yoksul halkın çorbasını ve bir lokma ekmeğini düşünmeyen saray yönetimi; ne yazıktır ki; iyi kötü içki satın alarak içebilecek olan varsılların içkisiyle mücadele etmeyi yeğlemiştir. 

İstanbul’da,  AKP ilçe belediyelerinin, İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin halka ucuz ekmek satan büfelerine yönelik engel ve yasaklamaları, bu yasaklamalarda etkin rol üstlenen saray yönetiminin;  halkın sağlığı, beslenmeleri ve  yararları  ile uğraşmadığının, tek derdinin durumdan vazife çıkararak,  İslami dayatmalarda bulunmaya öncelik verdiğini açıkça göstermektedir. 

Buradan saray yönetimine sesleniyoruz, halkın içkisiyle uğraşacağınıza, iktidara gelirken dile getirdiğiniz “3 Y “ ile uğraşınız. 

İktidarınız döneminde daha da artan; 

Yasaklara, 

Yoksulluğa, 

Yolsuzluğa çare arayınız. 

Yasaklarla, yoksullukla ve yolsuzluklarla mücadele ediniz. 

Görevden almak zorunda kaldığınız Ticaret Bakanının; eşinin ürettiği dezenfektanı, kendi bakanlığına fahiş fiyatla satarak haksız kazanç sağlamasını görmezlikten mi geleceksiniz, daha ne bekliyorsunuz? Bu bakanı görevden almak yetmez, hakkında soruşturma açtırarak Yüce Divana sevk etmeyi düşünmüyor musunuz?

İçkiyi yasaklarken, asıl maksadınız, siyasal İslam’a dayalı bir rejim kurmak değil de, sadece sevaba girmekse; bırakınız milletin içkisiyle uğraşmayı,  yasakları,  yoksulluğu ve yolsuzlukları önlerseniz, inanın bize,  daha çok sevap kazanacaksınız.  

Yaş ortalamaları yetmiş'in üzerinde olan 104 emekli amiralin haklı endişelerini içeren demokratik bir hakkın kullanımı olan duyurusunda darbe girişimi arayan içki yasaklayıcılarının; darbecilere ulaşmak için,  önce aynaya bakmalarını öneriyoruz. 

Hain, darbeci FETÖ için ne demişti partili Cumhurbaşkanı?

Bir hatırlayınız. Aynı menzile, yani aynı hedefe birlikte ilerlediklerini söylemişti. 

Darbeci hain FETÖ ve yandaşları hakkında iddianameler düzenleyen savcıların iddianamelerine ve mahkemelerin FETÖ'cüler hakkında vererek kesinleşen mahkumiyet kararlarına bir bakınız. FETÖ'nün amacı, ilerlediği illegal menzil neymiş göreceksiniz. İçki yasağı da,  aynı illegal menzile giden yolun kaldırım taşlarıdır unutmayınız. 

Pandemi bahane, içki yasağı şahane!

Güner Yiğitbaşı

27/04/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Ermeni Soykırımı İddiası Geçersizdir
Soykırım suçu; 1948 yılında BM Genel Kurulu’nda kabul edilen ve 1951 tarihinde de yürürlüğe giren; ”Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” ile uluslararası hukuk tarafından tanımlanan ve benimsenen,  uluslararası bir suçtur. 

Türkiye Cumhuriyeti de; bu sözleşmenin tarafı olup, Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi uyarınca, kendi milli ceza hukukuna bu suçu dahil etmiş ve Türk Ceza Kanununda soykırım suçuna yer vererek, anlaşma hükümlerine uygun düzenlemeler yapıp,  soykırım suçuna ağır cezalar getirmiş, soykırım suçunun zaman aşımına uğramayacağını kabul etmiştir. 

Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılmasına dair Sözleşmenin 2.  maddesine göre; “Soykırım;  ulusal,  etnik,  ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da onun bir bölümünü yok etmek niyetiyle: Grup üyelerinin öldürülmesi,  Grup üyelerinin fizik ya da akıl bütünlüğünün ağır biçimde zedelenmesi,  grubun fiziksel varlığının tümü ya da bir bölümü ile yok edilmesi sonucunu verecek yaşam koşulları içinde tutulması,  grup içinde doğumları engelleyecek önlemler alınması,  bir grup çocukların başka bir gruba zorla geçirilmesi eylemlerinden herhangi birine başvurulmasını kapsamı içine alır.  Soykırımda planlı,  devlet politikası haline gelmiş eylemler söz konusudur. ”

1915 olayları sırasında mevcut bulunmayan, yıllar sonra Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilerek 1951 tarihinde de yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesiyle Uluslararası hukuka giren bir soykırımdan ve soykırım suçundan bahsedebilmek ve buna paralel olarak da,  1915 olaylarında Ermenilere yönelik bir Osmanlı soykırımından bahsedebilmek için; ulusal,  etnik,  ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da onun bir bölümünü yok etmek niyetiyle: Grup üyelerinin öldürülmesi ve/veya sözleşmede belirtilen diğer eylemlerin yapılması gerekir. 

Ayrıca Soykırıma yönelik eylemlerin;  planlı,  devlet politikası haline gelmiş,  sistematik eylemler olması da zorunludur. 

Soykırım suçlarında, genel kasıt, örneğin öldürme kastı yeterli olmayıp, ulusal,  etnik,  ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da onun bir bölümünü yok etmek niyet ve özel kastının bulunması zorunludur. 

1915 senesindeki 1. Dünya Savaşının özel koşullarında ve sadece o özel koşulların geçerli olduğu bölgeyle sınırlı olarak, bir kısım Ermeni ırkına ve etnik kökenine sahip insanların zorunlu göçe tabi tutularak karşılıklı çatışmalarda bir kısım Ermenilerin meşru müdafaa koşullarında öldürülmüş olmasında, Ermenilerin toptan veya bir bölümünü yok etme kastı mevcut olmadığı gibi, bu eylemlerin sistematik ve sürekli devlet politikası haline gelmiş eylemler olmadığı da açıktır. 

Soykırım kastıyla hareket edildiğinin kabul edilebilmesi için;  Türk Milletinin tarihinde,  bu suça yatkın ve alışkın olması gerekir.  Türk tarihi incelendiğinde soykırıma rastlanamaz. 

İstanbul dahil,  işgal ettiği, Viyana kapılarına kadar dayandığı geniş coğrafya ‘ya bakıldığında,  Osmanlı;  birçok ulusal,  etnik,  ırksal ya da dinsel grupların yaşadıkları, Balkanlarla birlikte Viyana önlerine kadar Avrupa’nın büyük bir bölümünü;  tüm Kuzey Afrika’yı;  Ortadoğu’nun tamamını ve Arap yarımadasını uzun yıllar yönetimi altında tutmuş olmasına rağmen, bu coğrafyalarda yaşayan çeşitli ırk ve dinlere mensup halka hiçbir zarar vermemiş, toptan veya kısmen yok etmemiş veya yok etmeye kalkışmamıştır.  

Anadolu’da şer’i hükümlerin hakim olduğu dönemde ve halen, Hıristiyanlık yaşatılmış, farklı dinlere ve o dinlere mensup ırklara saygı gösterilmiş, kiliseler açılmıştır. 

Halen;  çeşitli etnik kökene,  ırka ve dine mensup gruplar, eşit Türk Vatandaşları olarak ülkemiz sınırları içinde özgürce yaşamaktadırlar. 

II.  Dünya Savaşı süresince,  1939-1945 yılları arasındaki dönemde, Naziler; 5-6 milyonu Yahudi olmak üzere milyonlarca insanı, ırk mülahazasıyla,  katletmişlerdir ki; soykırım budur. 

Türk Milleti; Nazi Almanya’sından,  soykırıma uğramamak için kaçan Yahudi kökenli öğretim üyelerine sahip çıkarak ülkemize kabul etmiş ve Üniversitelerinde öğretim üyesi olarak çalışmalarını sağlamıştır. 

Türk Milletinin tarihine bakıldığında, Osmanlıdan bu yana gelen Türk Milletinin;  soykırım suçuna yatkın ve alışkın olduğuna dair;  ulusal,  etnik,  ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da onun bir bölümünü yok etmek niyetiyle yaptığı bir toplu katliama rastlamak mümkün değildir. 

Bu nedenle; 1915 yılından yaklaşık 110 sene sonra, ABD Başkanı BİDEN'in; 1915 olaylarını Ermeni soykırımı olarak açıkladığı gerekçesiyle, 1915 olaylarında Ermenilere soykırım yapıldığı,  asla kabul edilemez. 

ABD Başkanının değerlendirmesi, kendi şahsi ve politik kanaati olup, hiçbir kanıta dayanmamakta, tarihi gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Bu konuda,  Birleşmiş Milletler Uluslararası Mahkemesi tarafından alınarak kesinleşen bir yargı kararı da yoktur. 

Bu nedenle, ABD Başkanının;  densiz ve haddini aşan,  Ermeni soykırım iddiasının kabulüne yönelik mesnetsiz  beyan ve değerlendirmesine, ulusça ve şiddetle karşı çıkılmalı ve gerekirse ABD'ye karşı yaptırımlar uygulanması yoluna gidilmelidir.  

Güner Yiğitbaşı

26/04/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Soykırım dedi veya  demedi ne fark eder?
ABD Başkanından merakla beklenen, 1915 de yapıldığı iddia edilen 24. Nisan sözde Ermeni soykırım açıklaması,  beklendiği gibi geldi ve gündeme bomba gibi düştü. 

ABD Başkanı JOE BİDEN, 1915 olayları için;  “Soykırım” kelimesini kullandı ve topu bize attı, ülke içinde bir bardak suda gereksiz fırtınalar yaratarak halkı ayrıştırdığınız, toplumu gereksiz olarak gerdiğiniz ve muhalefete aslanlar gibi kükrediğiniz için, bizler de;  küstah BİDEN'e vereceğiniz,  hak ettiği o cevabı ve uygulayacağınız karşı tavrınızı ve yaptırımlarınızı,  merakla bekliyoruz. 

Bizim izlediğimiz muhalif medyada gece boyu bu konu tartışıldı. 

Konuşmacılar,  partili Cumhurbaşkanının;  ABD Başkanı BİDEN'in,  Ermeni soykırım açıklamasına vereceği cevabı ve göstereceği tepkiyi merakla beklediklerini dile getirdiler. 

Ancak, partili Cumhurbaşkanından hala bir kelime duymuş değiliz. 

Aslında, tam da 23. Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk  Bayramınıza denk gelen 23. Nisan günü, ABD Başkanı BİDEN,  ERDOĞAN'ı arayarak telefonla görüştü, bu görüşmede BİDEN;  mutlaka, 24. Nisan günü  yaptığı soykırım açıklamasını ERDOĞAN'a bildirmiş olmalıdır. 

Bu nedenle, partili Cumhurbaşkanı ERDOĞAN için, bu soykırım açıklaması sürpriz olmamıştır. Bu itibarla, bir gün sonra yapılan soykırım açıklamasına vereceği cevabı hazırlamış ve anında BİDEN'e ağır bir cevap vermiş olmalıydı. 

İçeride,  kendine muhalif vatandaşlara ve muhalefet partilerine karşı,  çok sert olan,   ağzına gelen ve hatta hakaret içeren sözleri rahatlıkla söyleyebilen partili Cumhurbaşkanı ERDOĞAN'ın bu suskunluğunu anlamakta zorlanıyoruz.  

Ülkemizin;  ekonomik yönden en güçsüz olduğu, dövize şiddetle ihtiyaç duyduğu, ekonomi ve dış politikasının dibe vurduğu günümüzde,  bu soykırım açıklamasının yapılması, zamanlaması itibariyle çok anlamlıdır. 

Aslında, her sene 24. Nisanda,  acaba soykırım diyecek mi,  demeyecek mi diye beklemenin bir anlamı yok bizce.  Soykırım demeyip, o anlama gelecek başka bir söz söylese durum değişecek miydi?

Tüm Dünya'nın;  her sene,  ABD tarafından da söylenmesini beklediği,  sözde soykırım sözünün,  şu veya bu nedenle. bugüne kadar açıkça söylenmemiş olmasına rağmen;  bugün,  ABD Başkanı BİDEN tarafından siyaseten soykırım sözünün söylenmiş olmasını;  asla yadırgamıyor ve Ermeni ve yandaş ülkelerin  zihinlerinde yer eden, sözde soykırım ön yargısının dışa vurumu ve  ilanı olarak kabul ediyoruz. 

Buradan sormak lazım. 1915 senesinden bu yana gecen onca yıla rağmen; ABD, bugüne kadar, sözde soykırım kelimesini açıkça söylemedi de bugün söyledi diye, bize göre gerçekte olmayan sözde soykırım iddiası kesin olarak kanıtlanmış mı sayılacaktır?

Yok öyle bir şey. Soykırım düne kadar yoktu da, bir politikacı olan, politik nedenlerle açıklama yapan ABD Başkanı BİDEN; 1915 de Ermenilere soykırım uygulanmıştır dediği için, tarihi gerçekler çöpe mi atılacaktır. 

Asla. 

Ancak, ABD Başkanının bu densiz açıklamasına karşı,  dik bir duruş sergilemek ve hak ettiği cevabı vermek, gerekirse yaptırımlar uygulamak da, itibardan tasarruf olmaz diyerek hazineyi boşaltan partili Cumhurbaşkanı ERDOĞANın boynunun borcudur. 

Saraylar yaptırarak, uçan saray lüks uçaklar, lüks makam araçları alarak, sarayına değerleri kendilerinden menkul bol maaşlı gereksiz danışmanlar alarak, uzun konvoylarla gezerek,  devletin itibarı sağlanamaz. 

Önce;  üretiminle, ihracatınla, döviz rezervlerinle, tarımınla, sanayiinle,  eğitiminle, silahlı kuvvetlerinle, dış politikada sözünün geçerliliğiyle, caydırıcı gücünle,  güçlü ve itibarlı saygın bir devlet olacaksın ki; sonra, itibardan bahsederek, itibardan tasarruf olunamaz diyebilesin. 

128 Milyar dolar Merkez Bankası varlığını ve yedek akçeni yok etmişsin, 

Tank Palet Fabrikanı Katar'a peşkeş çekmişsin, 

Montrö'yü tartışmaya açmışsın, 

Kıçındaki delikleri dahi yamayamadan,  milyarlarca dolara mal olacak olan ve ülkenin kalkınması,  refahı ve güvenliği için hiç de gerekli olmayan Kanal İstanbul sevdanla, ülkenin geleceğini ipotek altına sokmayı göze almışsın, 

Orduyu;  tarikatlar arasında pay etmişsin, cüppeli ve sarıklı görevdeki tarikat mensubu bir amirale sesini çıkaramıyorsun, derhal kulağından tutup ordudan atamıyorsun, buna karşı bir duyuru ile üzüntülerini bildiren ortalama yaşları yetmişin üzerinde olan emekli amirallere aslan kesilerek, duyurularını bahane edip, darbe yapacaklar paranoyası ile bu değerli emekli amiralleri yargı önüne çıkararak ayaklarına elektronik kelepçeler vurduruyorsun, bunu en başta ABD olmak üzere tüm Dünya, ellerini ovuşturarak izliyorlar, 

Cari açık diz boyu, 

Hazine tamtakır, 

Tarım ölmüş, tarım ürünlerini dahi dışarıdan,  olmayan dövizlerimizle,  ithal ediyorsun, 

Güya, yap işlet devret metoduyla,  beş kuruş vermeden otoyollar ve köprüler yapıyoruz diyerek, fakir halkın vergi olarak ödediği milyarlarca lirayı,  geçiş garantisi adı altında, müteahhitlere aktarıyorsun ve bu kararından asla vazgeçmiyorsun, 

Anayasayı ve özgürlükleri ayakların altında çiğnemeye devam ediyorsun, yargın bitmiş tükenmiş, 

Bu mudur sizin itibar anlayışınız?

Aslında, soykırım diyen ABD Başkanına ne kadar teşekkür etsek azdır bize göre. 

Belki, bu vesileyle kendimize geliriz, yok edilen itibarımızı; ABD'ye vereceğimiz hak ettiği cevaplarla, uygulayacağımız yaptırımlarla,  yeniden yaratmaya çalışırız. 

Dibe vurduğumuz günlerden geçiyoruz. 

Dibe vurmadan suyun yüzüne asla çıkılamaz, bunu da çok iyi biliyoruz. 

Güner Yiğitbaşı

25/04/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Cumhurbaşkanı Ve Valiler 23. Nisan Törenlerine Katılmak Zorundadırlar
Bugün,  Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıdır. 

Bugünün önemi, egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olan Türk Milletinin mabedi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurulup açıldığı o önemli günün,   23. Nisan. 1920'nin 101. yıldönümü olmasıdır. 

Bu günün; ATATÜRK tarafından, yarının büyükleri ve yöneticileri olacak olan çocuklara bayram olarak armağan edilmiş olması, bu günü ve bayramı,  çocuklara indirgeyemez, bu bayramın değerini ve önemini asla azaltamaz. 

Adı üzerinde, çocuk bayramı olduğu kadar, Türk Milletinin  ulusal egemenlik bayramıdır bugün,  aynı zamanda. 

23. Nisan. 1920 de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılarak, egemenliğin bir kişi veya zümreye değil, topyekûn Türk Ulusuna, Türk Milletine ait olduğu,  tescil edilmiştir. 

Bu bayramın, önemi ve değeri işte buradadır. 

Ondan sonradır ki; saltanat ve halifelik kaldırılmış ve egemenliğin  Türk Ulusuna ait olduğunun önündeki tüm engeller,  bir bir yok edilmiştir. 

Anayasamızın 103. maddesine göre; Cumhurbaşkanı görevine başlarken yaptığı yemininde; ". . .  milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, . . . . .  “diye and içer. 

Anayasanın 104. maddesine göre; Cumhurbaşkanı,  Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; 

Anayasanın 6. maddesine göre; Egemenlik,  kayıtsız şartsız Milletindir. 

Türk Milleti,  egemenliğini,  Anayasanın koyduğu esaslara göre,  yetkili organları eliyle kullanır. 

Anayasanın 7.  maddesine göre;  Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.  Bu yetki devredilemez. 

Anayasanın 9. maddesine göre; Yargı yetkisi,  Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. 

Anayasanın 8. maddesine göre; Yürütme yetkisi ve görevi,  Cumhurbaşkanı tarafından,  Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. 

Yukarıda yer verdiğimiz anayasa kurallarına göre, yasama yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ,  yargı yetkisi de, tarafsız mahkemeler tarafından,  Türk Milleti adına kullanılır. Yasama ve yargı yetkisinin gerçek sahibi Türk Milletidir. 

Yürütme yetkisi ise; yasama ve yargıdan farklı olarak, Cumhurbaşkanı tarafından, Türk Milleti adına değil, anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. 

Yasama ve yargı; Türk Milleti adına kullanılan bir yetki olduğu halde, yürütme; Türk Milleti adına değil, anayasa ve kananlara göre kullanılan bir yetki ve aynı zamanda bir görevdir. Bir görevin yerine getirilmesidir. 

Yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi; Türk Milleti adına, bir yetki, yani yasama yetkisini kullanır. Bir görev yerine getirmez, yargı da öyledir. Yürütme organı ve onun temsilcisi Cumhurbaşkanı ise; Meclisin yaptığı anayasa ve yasalara göre yetki kullanır ve görev yerine getirir. 

Bu nedenle; yürütme yetkisini,  anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanan ve aynı zamanda bir görevi yerine getiren Cumhurbaşkanı, Türk Milleti adına yasama yetkisini kullanan Türkiye Büyük Millet Meclisinden üstün değildir.  Cumhurbaşkanını, doğrudan halkın seçmiş olması da, anayasaya ve kanunlara göre yürütme yetkisini ve görevini kullanıp yerine getiren partili Cumhurbaşkanına;  Türk Milletinin egemenlik hakkının yerine getirildiği Türkiye Büyük Millet Meclisini küçük ve kendisini üstün  görme ve onun açılışının 101. yıldönümü için Mecliste düzenlenen özel oturama katılmama hak ve yetkisini asla veremez. 

Anayasaya göre yürütme yetkisini ve görevini, sadece anayasaya ve kanunlara göre kullanan ve yerine getiren, uhdesinde Türk Milleti adına kullandığı bir yetki bulunmayan, anayasaya göre, Türk Milletinin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanının;  Anıtkabir ve Mecliste özel oturumla gerçekleştirilen Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenlerine katılmama gibi bir lüksü, yetkisi,  taktir hakkı ve yetkisi yoktur, ATATÜRK'ün  koltuğunda oturduğu sürece,  23. Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenlerine ve bu bağlamda Anıtkabir ve Meclis Özel oturumunda hazır bulunmak zorundadır. 

Anıtkabirdeki ve Meclisteki 23. Nisan törenlerine katılmayan partili Cumhurbaşkanı,  bu davranışıyla, oturduğu koltuğa, Cumhurbaşkanlığı makamına ve Türk Milletine saygısızlık yapmış ve görevini kötüye kullanmıştır. 

Bu partili Cumhurbaşkanının; kendisine yönelik eleştiriler nedeniyle, Cumhurbaşkanına hakaret edildi demeye hakkı olamaz. Partili Cumhurbaşkanı;  önce,  Cumhurbaşkanı olduğunu hatırlamalı ve milletimize saygı göstermelidir. 

İstanbul Valisi de,  partili Cumhurbaşkanına özenerek, Taksimdeki törene katılmamıştır. İstanbul Valisi, devletin valisi olup, devletin ve hükümetin  İstanbul ilindeki temsilcisidir. Hükümetin temsilcisi olma yanında, en başta devletin temsilcisi olup, Türk Milletine ait olan egemenlik hakkının mabedi,  T. C. Devletinin en yüce organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 101. yıldönümü töreninde bizzat hazır bulunmak mecburiyetindedir. 

İlçelerdeki kaymakamlar; devletin değil,  hükümetin ilçelerdeki temsilcisidir. 

Bu nedenle, İstanbul ilinde devletin temsilcisi olduğunu unutarak, 23. Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenlerine katılmayan İstanbul Valisi de, İstanbul halkına ve Türk Milletine saygısızlık yapmıştır. 

23. Nisan Bayramı; temelde, egemenliğin Türk Milletine aidiyetini tescilleyen, tek adam hakimiyetine, saltanata ve halifeliğe son veren, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılış gününü simgeleyen,  Ulusal Egemenlik bayramı olup, Aziz ATATÜRK bu bayramı, yarının büyükleri ve yönetenleri olacak olan Türk çocuklarına armağan etmiştir. Bu bayram, çocuklara armağan edilmiş olan bir Ulusal Egemenlik Bayramıdır. 

Bu nedenle, çocuklarımızı olduğu kadar, biz büyükleri, sözüm ona büyük devlet adamlarını da ilgilendiren bir yüce bayramdır. 

Bu bayramı; Meclis adına Meclis Başkanı, çocuklar ve öğrenciler adına da, Milli Eğitim Bakanı ve İl ve ilçe Milli Eğitim Müdürleri kutlasınlar diyemeyiz. 

Yazıklar olsun o koltuklar sizlere.  

23. Nisana Ulusal Egemendik ve Çocuk Bayramı, Türk Milletine kutlu ve mutlu, bu bayramı inkar edenlere de yazıklar olsun. 

Güner Yiğitbaşı

23/04/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı
Yarın, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 101. yıldönümü. 

Yasama, yürütme ve yargıdan oluşan ve kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olan ulusal egemenliğin en önemli erki olan yasama erkini Türk Milletini temsilen onun adına kullanan Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101. kuruluş yıldönümünü;  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında Türk Milletine dayatılan ucube sistemin,  yüce meclisi işlevsiz bırakması ve pandemi nedenleriyle,  buruk bir şekilde kutlayacağız. 

Gerçi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin dayatılmasından önce, henüz parlamenter sistem geçerli iken de; ulusal egemenliğin, millet iradesinin, yürütme erkini kullananlar tarafından kemirilerek yok edildiği,  bir gerçektir. 

2014 yılının 23. Nisanında yazdığımız “ULUSAL EGEMENLİK” başlıklı yazımız, bugün de aynen güncel ve geçerliliğini koruduğundan, bu yazımıza, üzerinde hiçbir değişiklik yapmadan aşağıda aynen yer veriyoruz. 

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, tüm ulusumuza ve çocuklarımıza kutlu ve mutlu olsun. 

Bizlere, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve bu bayramı kazandıran Yüce ATATÜRK'e ve tüm emeği geçenlere şükran ve minnetlerimizi sunuyoruz, hepsine Allahtan rahmetler diliyoruz, mekanları cennet olsun. 

Güner YİĞİTBAŞI. 22/04/2021


ULUSAL EGEMENLİK


Bugün,  Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı. 

Nedir ulusal egemenlik?

Yasama,  yürütme ve yargıdan oluşan bir erkler bütünüdür. 

Anayasamızın 6.  maddesine göre,  egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.  Türk Milleti, egemenliğini,  Anayasanın koyduğu esaslara göre,   yetkili organları eliyle kullanır,  egemenliğin kullanılması,  hiçbir surette hiçbir kişiye,  zümreye veya sınıfa bırakılamaz,  hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. 

Anayasamızda yazılı olan kural budur.  

Ancak,  bugün kutladığımız Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kavramı içinde yer alan ve Anayasamıza göre,  kayıtsız ve şartsız millete ait olması ve  milletin yasama,  yürütme ve yargı organları eliyle kullanmaları gereken ulusal egemenlik hakkının,  bugün,  gerçekten Anayasamızda gösterilen yetkili organlar eliyle kullanıldığını,  kim savunabilir?

Evet,  Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramının 94.  yılını kutladığımız bugün,  Milletin egemenlik hakkına,  göstermelik yapılan seçimler sonunda tek başına iktidar olan AKP' nin Genel Başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından fiilen el konularak Türk Milletinin egemenlik hakkı,  tek başına Recep Tayyip ERDOĞAN'a bırakılmış olup,  Türk Milleti de,  bu fiili duruma  sessiz bir şekilde seyirci kalmaktadır. 

Başbakan olarak,  mecliste çoğunluğu elinde tutan AKP Grubu üzerinden,  millet adına yasama yetkisini kullanmak durumunda olan Meclisi hakimiyeti altına alan Recep Tayyip ERDOĞAN;  bu hakimiyetine dayanarak,  bir talimatıyla çıkardığı Anayasaya aykırı antidemokratik yasalarla,  milletin yargı organı marifetiyle kullandığı yargı yetkisini de hakimiyeti altına almış ve esasen yürütme organının da başı olması nedeniyle,  yasama,  yargı ve yürütmeden oluşan Türk Milletinin egemenlik hakkının kullanılmasında,  fiilen tek yetkili kişi olmuştur. 

Görünen o ki,  Tayyip ERDOĞAN,  bununla da yetinmeyerek,  12.  Cumhurbaşkanlığına aday olmayı ve seçildiği taktirde,  “beni millet seçti” diyerek ortaya çıkıp,  parlamenter sistemi de tanımayarak,  Anayasada Cumhurbaşkanına tanınmayan daha geniş yetkileri fiilen kullanmanın hazırlığını yapmaktadır. 

Öyle ki,  kendisi Başbakan olduğu halde,  İstanbul ilinin fiili Belediye Başkanlığını ve Valiliğini yapmaktadır. 

1. Mayıs.  İşçi Bayramının İstanbul Taksim Meydanında kutlanıp kutlanmamasının kararını dahi kendisi vermektedir. 

Kendi siyasal geleceği için,  kemikleşmiş kendi seçmen kitlesini sürekli ayakta ve canlı tutabilmek adına,  toplumu gererek kamplara ayırmaktan çekinmemektedir.  

Recep Tayyip ERDOĞAN,  şu anda,  defacto tek adam konumunda olup,  ulusal egemenlik yerlerde sürünmektedir. 

Bu koşullarda,  şayet bayram olarak kutlanması gereken bir ulusal egemenlik kalmış ise,  hepinizin Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun. 

Bu vesileyle ve bir gün bu da geçer ümidiyle;  Türkiye Büyük Millet Meclisini kuran,  milletin egemenlik hakkına daima saygı gösteren ve ulusal kurtuluş savaşını dahi millet adına meclisten yürütüp idare eden,  bu özel ve güzel günü bayram ilan ederek çocuklarımıza armağan eden,  Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu,  Sevgili ATATÜRK'ümüzü,  sevgiyle,  minnetle anıyor,  sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz.  

Güner Yiğitbaşı

23/04/2014

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget