Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Yine fitili ateşledi - Tünay Süer
Bahçeli bugünkü grup konuşmasında yine AKP’ye arka çıktı.
“AKP hazırsa MHP dünden vardır. Sayın Başbakana diyorum ki gelin bu işi bitirelim, idam cezasını düzenleyen tasarı veya teklifin TBMM’ye gelmesi halinde MHP gereğini yapacaktır.”
AKP’nin her teklifi Bahçeli için sanki emir.
Partisi için değil, AKP için çalışıyor…
Böyle genel başkanlık olur mu?

Onun gereğini yapmadığı zaman var mı acaba?
MHP’ye yazık ediyor ve Türkeş’in kemiklerini sızlatıyor.

                                                     ***
Hoca efendi diye el üstünde tutulup, saygı gösterilen adamın 15 Temmuz darbe girişiminde bir çete reisi olduğunu ve kendi halkının üzerine bombalar yağdırttığını gördüğümde o kızgınlıkla onun idamını ben de istemiştim.
Hatta belki ilk isteyenlerdendim.
Sakinleşip düşündüğümde bizim ülkemizde bu uygulanırsa vay geldi halimize diye düşündüm.
Baksanıza bu FETÖ yüzünden binlerce suçsuz insan sorgusuz sualsiz tutuklandılar, işlerinden güçlerinden, mesleklerinden oldular.
Ülkemizde hukuk tek kişinin dudakları arasına sıkışıp kalmış.
Böyle olunca da Türkiye’deki bu hukuk sisteminde idam cezası yanlış kullanılacaktır, örnekleri geçmişte mevcuttur.

***
Dünya üzerinde kaç ülkede idam cezası var diye araştırdığımda 58 ülkede uygulandığını gördüm. 35 ülkede de savaş veya olağanüstü durumlarda idam cezasının uygulanabileceği hükmü bulunuyor.
Türkiye’de idam cezası 14 Temmuz 2004 yılında kaldırıldı.
5 Mayıs 1949 yılında kurulmuş olan Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13. Protokolü ile konseye üye tüm ülkeler de idam cezası kaldırılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti de kurucu üye olmamakla beraber 1949 yılında Avrupa konseyine üye olmuştur.
Avrupa Konseyine üye ülke sayısı 47 dir. Neredeyse dünyanın dörtte birinde idam tarih olmuştur.
İdamı bir ceza olarak uygulayan 39 ülke mevcut.
Bu ülkelerin çoğunluğu Afrika, Orta Doğu ve Asya’da fakat  dünyanın en büyük ve güçlü, modern ABD’ri de bu ülkeler arasında.
Erdoğan’ın sık sık dünyada birçok ülkede uygulanıyor demesi buna dayanıyor.
Bir suçluya kızdığımız zaman böylelerini ipte sallandıracaksın ki diğerlerine örnek olsun deriz.
İdam caydırıcımıdır, korkutucumudur bunu ancak hukukçular tartışabilirler.
Çok sayıdaki araştırma, suçluların idam edilmelerinin bireyleri cinayet suçunu işlemekten caydırmadığını gösteriyor.
Örneğin ülkemizde birkaç cinayet işlemiş birisi, aflardan yararlanarak çıkıyor ve aynı suçu tekrar işliyor.
Bazı araştırmalarda İdam cezasına nispeten, hapsedilmenin suçlulukta daha caydırıcı olduğu belirtiliyor.

Askeri ceza kanunlarını inceledim kısmen;
Askeri cürüm ve kabahat: Madde 1  –“ Türk Ceza Kanununa göre cürümler ve cezalar hakkında umumi suretle cari olan esaslar bu kanunda hilafı yazılı olmadıkça askeri cürümler ve cezalar hakkında da tatbik olunur. 1 – Bu kanunun ölüm, ağır hapis ve hapis cezalarıyla cezalandırdığı suçlar askeri cürümlerdir” deniliyor.
Aklıma hemen Balyoz, Ergenekon ve bunlara bağlanan davalar geldi.
Bu davaların kumpas olduğunu bizler biliyorduk ama o sıralarda hoca efendi ile gayet iyi anlaşan Erdoğan araları açılınca itiraf etti ki Ergenekonlar kumpastı.

Aldatıldım…
Ya o sıralarda idam olsaydı, düşüncesi bile tüylerimi ürpertiyor…
Hani derler ya hırsla kalkan zararla oturur diye nice vatanseverler belki şu anda hayatta olmayacaklardı.
Yukarıda dediğim gibi bu idam meselesini gerçek hukukçulara bırakmak gerek.

Beni aşar…
Bakın Bahçeliden nerelere geldik.
Ben böyle düşünebiliyorsam bir genel başkan bunları nasıl düşünmeden
“AKP hazırsa MHP dünden vardır” diyebiliyor.

Hayret!
MHP de gerçek MHP liler ve bilhassa gençleri Bahçelinin hatalarını görmelidirler.
Mademki AKP ile aynı çizgide yürüyen bir genel başkanları var o zaman MHP muhalefet partisi olamaz.

İktidar mı?
Asla…
Çünkü esası varken kimse taklidine oy vermez.
Türkiye’nin bu hale gelmesinde Bahçelinin rolü çok büyüktür.
Bunu Türkiye anladı ama MHP de bazıları halen anlamadılar veya anlamak istemiyorlar.
MHP çöküyor…
Bir şeyler yapın artık…

Tünay Süer

CHP Sözcüsü Böke, Cumhuriyet yazarları ve yöneticilerine 'FETÖ' suçlaması yönelten savcının FETÖ üyeliğinden yargılandığını söyleyerek "Cumhuriyet, kırmızı çizgimizdir. Bir adım dahi geri adım atmayacağız, teslim etmeyeceğiz" dedi.

CHP Sözcüsü Selin Sayek Böke, Cumhuriyet'e yapılan operasyonu "AKP-FETÖ kardeşliğinin ortak operasyonudur. Cumhuriyet, kırmızı çizgimizdir. Bir adım dahi geri adım atmayacağız, teslim etmeyeceğiz.

CHP Sözcüsü Selin Sayek Böke, MYK toplantısının ardından açıklamalarda bulundu.
CHP'li Böke özetle şöyle dedi:

AKP'nin faşizmi Cumhuriyet'e sistematik ve açıktan saldırıyı devam ettiriyor. Tek adam diktasını resmileştirerek için trajedi ortaya koyuyorlar.

Bu faşizm hayatımızda somut biçimde karşımıza çıkıyor. Bütün demokratlar, Cumhuriyet sevdalıları hep bir arada buna hayır denmesi kararlılığını ifade ediyorlar. Bu ihtiyaç her geçen gün daha kararlı biçimde ortaya çıkıyor.

"KİMSE YAPTIKLARI YANINA KALACAK SANMASIN"

AKP bu faşizmi tahkim etmek için attığı her adım irademizi güçlendiriyor.

Hiç kimse bu saldırılarla Cumhuriyet ve demokrasiyi teslim alacağını sanmasın. Biz Cumhuriyeti de demokrasiyi de teslim etmeyeceğiz. Hiç birimiz geri adım atmayacağız Kimse bu yaptıklarının yanına kalacağını sanmasın. Demokrasimize yapılan saldırıların hesabını verecekler.

"CUMHURİYET KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR"

AKP faşizmi gözünü açıkça Cumhuriyet'e dikti.

Daha önce Ergenekon şimdi de FETÖ ile suçluyorlar.

Çünkü Cumhuriyet sıradan bir gazete değildir; genç Cumhuriyetin kuruluş hikayesinin bir eseri. kurucu iradesinin hatırası, Uğur Mumcuların, Kışlalıların, Üçokların evi, İlhan Selçuk'un gazetesidir, faşizmin ve darbecilerin korktuğu bir güç, Cumhuriyetin kurumudur.

Cumhuriyet gazetesine yapılan her saldırı bizim Cumhuriyetimize yapılan açık saldırıdır.
AKP rejiminin Cumhriyet'e saldırması tesadüf değil. İlericiler, demokratlar Cumhuriyet gazetesini AKP faşizmine teslim etmeyecekler.

Cumhuriyet, kırmızı çizgimizdir. Cumhuriyet'ten bir adım dahi geri adım atmayacağız, teslim etmeyeceğiz.

Gençlerimiz nöbete devam ediyor, kadınlarımız sokaktalar. CHP Cumhuriyet'in arkasında durmaya devam ediyor, edecek. Onlara gönülden teşekkür etmek istiyorum.

"FETÖ KARDEŞLİĞİNİN OPERASYONU"

Cumhuriyet'e yapılan operasyon AKP- FETÖ kardeşliğinin yaptığı bir operasyondur. Başsavcılığın açıklaması var. FETÖ adına suç işlediler diyor. Ancak soruşturmayı yürüten savcıyla ilgili garabet bir durum var. Suçlamayı yapan savcı FETÖ üyeliğinden yargılanıyor. 28 numaralı sanık. FETÖ'ye üye olmak, casusluktan açıkça suçlanıyor. Bir de "suç uydurmak" suçlamasıyla yargılanıyor. Tutuksuz ve görevde.

FETÖ kardeşliği girişiminden 5 gün önce bir haber yapıldı. 15 Temmuz'la ilgili İstanbul'daki soruşturmayı yürüten savcının kardeşi FETÖ'den açığa alındı. Bu kişi Cemaat abisi olduğu gerekçesiyle açığa alınmıştı. Bu haberi Cumhuriyet yazmıştı. FETÖ bağlantılarını açığa çıkaran gazeteyi susturmaya yönelik en radikal adımı attı.

OPERASYONU BİRLİKTE YAPTILAR

Cumhuriyet'e yapılan bu suç ortaklığını örtme operasyonudur.
FETÖ-AKP kardeşliğinin birlikte yaptığı operasyondur. Suç ortaklığını gizlemek için bu operasyon yapılmıştır.

BU SORULARA HALA YANIT VERİLMEDİ

AKP'nin içindeki FETÖ'cüleri koruma telaşı her şey de görülüyor. Daha önce sormuştuk bir kez daha soracağız. Net ve açık olarak bu hükümetten yanıtı hemen bekliyoruz

1- Bu Hükümetin 15 Temmuz darbesine dair daha önceden haberi var mıydı?
2- FETÖ'nün haberleşme programı olduğu söylenen BYLOCK'un kullanıcı listesi soru işaretleri barındırıyor. Yazılımcı elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Nasıl hangi güçle? Bylock programını uluslar arsası bağımsız kuruluş incelemeden bu listelere inanmamızı bekleyin.
3-Darbe girişimin kilit ismi Adil Öksüz. Darbenin siyasi ayağı neden ortayA çıkarılmıyor.
4- Türkiye insan haklarıyla ilgili uluslararası maddeleri askıya aldı. Adil yargılanma vermeyeceğiz dedi. Hangi hakla adil yargılamayacağız diyebiliyorsunuz? Siz hangi hakla işkence yapacağız diyorsunuz

Hükümet bir türlü bir sorulara yanıt veremiyor. AKP kendi içindeki FETÖ'cülerle hesaplaşamıyor.

Ortaklı o kadar derin ki bunun yerine sivil darbe yaşatıyorlar.

Sivil darbenin amacı darbecileri korumaktır. Sistematik biçimde hukuku ve demokrasiyi ayaklar altına almak istiyorlar. Bu darbeyle korkutmaya çalışıyorlar.

Hadi canım sende - Yılmaz Özdemir
15 Temmuz darbe girişiminden sonra başlatılan idam tartışmalarına baktıkça İsmet İnönü’nün beceriksiz ve yalancılar için kullandığı ‘’Hadi canım sende’’ sözü aklıma geldi.

16 yaşında bir kız çocuğu yerel bir radyodan özel birine diye bir şarkı isteğinde bulunacak, bunu duyan aile meclisi toplanıp namusumuz kirlendi diye o kız çocuğunu kendi kardeşine öldürtecek, yargılama sonrası namusunu temizleyen bu insanlara ceza indirimi uygulanacak ama ceza sistemine idamın girmesi istenecek.

Alkollü olduğu halde ters yola girip kendi halinde masum insanların ölümüne sebep olanlar daha ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılacak ama ceza sistemine idamın girmesi istenecek.

Namusuyla çalışan emekçilerin yıllarca biriktirdikleri parayı yasal boşluklardan faydalanarak dolandıran finans kuruluşu patronları elini kolunu sallayarak sefa sürmeye devam edecek, ama ceza sistemine idamın girmesi istenecek.

Şort giyerek dolaştığı için masum bir kızın suratına tekme atan hastalıklı biri kısa süre içinde serbest bırakılarak halkın arasında pimi çekilmiş el bombası gibi dolaşmaya devam edecek, ama ceza sistemine idamın girmesi istenecek.

Dünyadaki bütün hukuk devletlerinde halkın vergileriyle oluşan bütçeyi yağmalayan siyasetçiler yargılanırken, Türkiye’de dokunulmazlık zırhına bürünüp yargılanmak istendiklerinde de TBMM’de yapılan oylamada buna izin verilmeyecek, ama ceza sistemine idamın girmesi istenecek.

Yukarıda yazdığım örnekleri sayfalarca çoğaltmak mümkün. Şu an eminim ki sizinde aklınıza onlarca örnek geldi.

Diyeceğim o ki; sen ülkeyi yöneten güç olarak her türlü takdir hakkını suçlulardan yana kullanıp halkın hukuka olan inancını yerle bir edeceksin ve cezaevinde olması gereken suçluları halkın içine bırakacaksın sonrada siyasi hesaplarla idamın ceza sistemine girmesini isteyeceksin.

İsmet İnönü’nün dediği gibi. Hadi canım sende.
Hadi canım sende - Yılmaz Özdemir

Yılmaz Özdemir

Tutuklama kurumunu ayağa düşürmeyiniz! - Güner Yiğitbaşı
Şunu herkes çok iyi öğrensin ve bilsin.

Tutuklama;yargılama sonunda bir  mahkeme kararı ile suçlu görülerek mahkum edilecek olan bir şüpheli ve sanığın kesinleşecek olan muhtemel bir cezasının peşinen infazını sağlayan ve infazı garanti altına alan bir kurum değildir.

Tutuklama; yasanın öngördüğü koşulların varlığı haklinde başvurulması gereken, maddi hakikatin ortaya çıkmasını engelleyecek olan delillerin karartılması tehlikesinin varlığını ortaya koyan ve/veya şüpheli veya sanığın yargıdan kaçacağına ilişkin somut olguların varlığı halinde, istisna in başvurulabilecek olan bir tedbir olup, tutuksuz yargılanmak asıldır.

Bizim toplumumuza bakıyoruz, en başta savcılarımız ve hakimlerimiz olmak üzere, hiç kimse tutuklamaya bu gözle bakmıyorlar.Herkes, ileride alınması muhtemel bir cezanın peşinen infazının sağlanmasının peşinde koşuyor.Bu çok yanlış bir anlayış ve değerlendirmedir.

İnsanlarımız; mağdur iseler, tutuklama nedenleri olmasa da, şüpheli veya sanığın tutuklu yargılanmasından  hoşnut oluyorlar, aksi halde tutuklama kararını vermeyen hakimlerimizi eleştiriyorlar, suçlu iseler, tutuksuz yargılanmayı savunuyorlar.

İnsanlarımızın bu bencillikleri ve hukuk bilgilerinin yetersizliğinden, tutuklama kurumu zarar görüyor ve yozlaşıyor, tutuklama amacından saptırılıyor.

Hakim ve savcılarımız da bu toplumda yaşayan insanlar olarak, kamuoyunun bu çifte standart bencil istek ve arzuları yüzünden etki altında kalıyorlar ve tutuklamayacak insanları da tutukluyorlar, tutuklama kurumunu yasal koşulları içinde doğru olarak uygulayan, tutuklamanın yasal nedenleri varsa tutuklayan, tutuklamanın yasal nedenleri yoksa tutuklamayan hakimlerimiz de haksız bir şekilde eleştiriliyorlar.

Örnek mi? Şu kamuoyunu meşgul eden şortlu kadını tekmeleme olayı.Şüphelinin kaçma ihtimali yoksa, toplanacak ve dolayısıyla karartılacak delil de yoksa, halkın duyarlılığı nedeniyle bu şahıs niçin tutuklu yargılansın ki? İleride suçlu görülerek mahkum edilir ve mahkumiyet kararı kesinleşirse, içeriye buyur edersiniz olur biter.

Lütfen, hiç  kimse bilir bilmez laf ederek, şu tutuklama kurumunu yozlaştırmasın.

Biraz sonra bir müvekkilin sorgusuna gireceğiz ve tutuklamanın, ülkemizde yozlaştırılması ve yasal amacı dışında kullanılması nedeniyle, ne acıdır ki, hakime; tutuklamanın ne olup ne olmadığını ve yasal koşullarını, uzun uzun anlatmak zorunda kalacağız.

02/11/2016
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu.

Cumhuriyet gazetesi'ne değil fetöcülere operasyon yapacaktınız
Cumhuriyet gazetesine operasyon, Fethullahçıların bunca görevden alma, işten atma, ayıklama ve tutuklamaya rağmen hala daha emniyet, yargı ve kamuda etkin olduğunun kanıtıdır.
Cumhuriyet gazetesine operasyon, bugüne kadar gizlenmeyi başaran Fetöcüleri iyice kamufle etmeye yarıyor.
18 Temmuz’dan bu yana Fetöcülerin gizlediğini çok gördük.
Fetö ile bırakın ilişkisi, aksine onlara düşman olan nice insan işten atıldı, mağdur edildi.
Cumhuriyet gazetesi operasyonu, mağduriyete son örnektir.
Bu operasyon, iktidar ile muhalefeti birbirine düşürüp, dikkatleri başka yöne çekerek, gerçek Fethullahçıları unutturmayı hedefliyor.
İktidar, olayın ilk şoku yaşanırken, Cumhuriyet gazetesine operasyonu savunmak zorunda kalacaktır.
Ama bir süre sonra, Fetö operasyonlarının sulandırıldığı, yanlış yolda ilerlediği, Fethullahçıların güç biriktirip, yeni oyunlar peşinde olduğu gerçeği ile yüz yüze gelecektir.
Hatırlayın, Rus uçağı düşürüldüğünde, önce olayın arkasında durdular.
“Sınırımızı bir daha ihlal ederlerse yine düşürürüz” dediler.
Ama olayın ABD ve onların TSK içinde, Hava Kuvvetleri’nde görevli uzantıları tarafından tezgâhlandığını anladıklarında, gerçekleri kabul etmek zorunda kaldılar.
Ne yazık ki o süreçte Türkiye çok şey kaybetti.
Bir süre sonra aynı durumu Cumhuriyet gazetesi operasyonu için de yaşayacaklarından kimsenin kuşkusu olmasın.
Görünen o ki, taktiklerin, oyunların bitmediği Fetöcüler bu dönemi en az kayıpla geçirip, ülkeye zarar vermeye devam edecek.

Gürbüz Evren /Gerçekgündem

Menderes’li yıllar geri geldi - Tünay Süer
2016 yılında sanki 1950 leri yaşar gibiyiz.
Türkiye’de AKP nin yarattığı suni deprem yaşanıyor adeta.
Türkiye tanınmaz bir hale geldi.
İçte, dışta kan gövdeyi götürürcesine savaş halinde.
Ne basın özgürlüğü, ne laik demokratik sosyal hukuk devleti ilkeleri ne de temel hak ve özgürlükleri kaldı.
Evrensel hukuk ilkelerini filan taktıkları yok.
15 Temmuzdan sonra raydan çıkmış tiren gibi ne tarafa düşeceği belli olmayan bir duruma girdik.
Ordunun içi, kurumlar, kuruluşlar boşaltıldı, birçok kişi işinden gücünden edildi.
Hapishaneler konserve gibi tıkış tıkış, bir karış yeri kalmamış ve yetmez duruma gelmiş.
İşsizlik, yoksulluk almış başını gidiyor.
Milyonlarca işsiz insanımız perişan.
Şehit anaları, babaları perişan…
Yetim kalmış çocuklar, erlerini şehit vermiş dullar, perişan.
Hiç kimsenin ne can, ne de mal güvenliği kalmış.
Böyle bir Türkiye’ye dönüşmüş güzel ülkem.
Birilerinin umurlarında değil, halen rejimi değiştireceğiz diye uğraşıyorlar.
Ülkenin başbakanı, başkanlık gelmezse Türkiye bölünecek diyor.
Bir başbakanın bunu söylerken yüzü kızarması gerekir.
İnsan bir düşünür.
Ülkeyi kim bu hale getirdi diyerek değil mi?
Sanki ülkeyi karıştıran biziz.
Haydi, bizi taktığınız yok, din iman diyorsunuz ya, bari Allah’tan korkunuz biraz…
                                                       ***
Dün sabah saatlerinde Atatürk’ün isim babalığını yapmış olduğu Cumhuriyet Gazetesi yönetici ve yazarlarına operasyon yapıldı.
Zamanlamaya bakacak olursak tam da Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının üzerinden henüz 24 saat geçmeden, rövanş almak gibi bir şey bu.
Cumhuriyet Gazetesine yapılan baskın, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma nedeniyle TCK’nın 220/6. maddesi uyarınca yapılmış.
İşin tuhaf yanı  "FETÖ ve PKK terör örgütlerine üye olmamakla  birlikte örgüt adına suç işlemek! İddiasıyla 13 yazar çizer,in gözaltına alınmasıdır.
Bu olanlar bana Adnan Menderes’li yılları hatırlattı.
O yıllar için büyüklerimiz yasaklı yıllar  derlerdi.
Demokrat Parti 1950 seçimlerine ‘Yeter Söz Milletin’ sloganıyla girmiş, sonra milletin burnundan fitil, fitil getirmiş.
Şöyle neler olmuş biraz bakalım;
16 Eylül 1955: İzmir’de Sabah Postası gazetesi kapatıldı, gazete sorumlu yazı işleri müdürü ve başyazarı Orhan Rahmi Gökçe tutuklandı.
19 Eylül 1955: Muhalif yayınlarından dolayı Ankara’da Ulus Gazetesi süresiz, İstanbul’da ise Hergün, Hürriyet ve Tercüman gazeteleri 15 gün süreyle kapatıldı.
30 Temmuz 1956: Ordu, Giresun ve Trabzon'da Cumhuriyet Halk Partililerin siyasi toplantı yapmalarına izin verilmedi.
13 Ağustos 1956: Bakanlar Kurulunca ortaokullarda din dersi okutulmasına karar verildi.
14 Eylül 1956: Akis dergisi toplatıldı.
28 Eylül 1956: Maliye, İstanbul'da hazineye ait 10 bin arsa ve 500 binayı satışa çıkardı.
11 Şubat 1957: CHP Genel Başkanı İnönü’nün damadı ve Akis Dergisi başyazarı Metin Toker tutuklanarak cezaevine girdi.
 17 Nisan 1957: Atatürk Orman Çiftliğinden arazi satılabilmesine olanak tanıyan kanun kabul edildi. (Atatürk’ün elleriyle oluşturduğu ve Türk halkına armağan olarak bıraktığı bu çiftliğin bugün yarı yarıya yağmalanmış olmasına yol açan süreç de böylece başlamış oldu).
27 Ekim 1957 : ’57 seçimleri 1946 seçimleri ile birlikte tarihimizin en şaibeli
Seçimleridir. İktidarın tertip, baskı ve sandık hileleri tepkilere, kan akmasına neden olmuştur. En vahim olaylar Gaziantep’te yaşanmış, seçimi ilkönce CHP’nin kazandığı ilan edilmiş, sonra bu karar değiştirilmiştir. Bu olayın yarattığı tepkiler iki gün sonra CHP’lilerin Cumhuriyet Bayramı kutlama alanına sokulmaması nedeniyle doruğa çıkmış, ayaklanmaya dönüşmüştür. Olayları yatıştırmak amacıyla askerî uçaklara kent üzerinde alçak uçuş yaptırmak dahil her yöntemi kullanmak gerekmiştir. Aralarında Ali İhsan Göğüş ve Cemil Sait Barlas gibi önde gelenlerin de bulunduğu CHP’liler tutuklandılar ve 5,5 ay hapiste kaldılar.
6/7 Eylül olaylarında ırkçı ve faşistlere yönelik soruşturmalar sümenaltı edilirken fatura solcu Aziz Nesin, Kemal Tahir, Dr. Can Boratav, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamonun da aralarında olduğu 48 kişiye kesilir. Tutuklanırlar.
9 Eylül 1958: İzmir’in Kurtuluş Günü törenlerine siyasî parti temsilcilerinin katılması, iktidar aleyhine ve CHP lehine tezahürat yapılacağı endişesiyle yasaklandı.
3 Nisan 1960: Ankara’ya dönüş yolunda Yeşilhisar’a uğramak isteyen İnönü’nün otomobili İncesu köprüsü üzerinde askeri kamyonlar ve askerlerin oluşturduğu barikatlarla kesildi. Saatler süren tartışmalardan sonra İnönü barikatları yürüyerek yardı ve geçti.
Ooooo! Daha neler var neler…
Vallahi çuvallara sığmaz. Sayfama nasıl sığdırabilirim?
Nasıl tıpkı bu günlere benziyor değil mi?
CHP’nin sokağa çıkması sevindirici bir olay. Her zaman söylediğimi yineleyeceğim
Tüm vatanseverleri ve Atatürk çizgisinde olan partileri bünyesine çekmelidir.
AKP’nin yaptıkları yapacaklarının teminatıdır.
Vakit varken henüz CHP halkın yeniden umudu olmalıdır.
Tabi içerideki Truva atlarını temizlemekten başlamalıdır.

Tünay Süer
1 Kasım 2016

Kaynaklar: https://www.muhalefet.org/yazi-3-yasak-donem-turk-saginin-basinla-%E2%80%98ozgurluk-sinavi-tamer-incesu-26-9690.aspx

https://ahmetdursun374.blogcu.com/demokrat-parti-1950-1960-donemi/2132582

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget