Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Sığınmacı Karşıtlığı Irkçılık Değil Ülke Severliktir
Şunu herkes, özellikle de siyasal iktidar,  çok iyi bilmelidir ki; Sığınmacı karşıtlığı,  asla ırkçılık ve yabancı düşmanlığı değil, milliyetçiliktir, ülkesini ve vatanını sevmektir. 
Aksini savunanlar ise; vatan, millet ve Türk düşmanı gafillerdir. 
Ülke,  yolgeçen hanına, çöplüğe döndü, bu iktidar sayesinde. 
Bu konuyu, sığınmacı istilasını gündeme getiren,  mülteci tehlikesini kısa filmle anlatan gazeteci Hande KARACASU,  bir gece yarısı gözaltına alınmıştır bu ülkede. 
Gazeteci Hande KARACASU ne yapmıştır, ne suç işlemiştir?
Sığınmacılar tarafından ülkenin istila edildiğini ve ileriye dönük olarak bunun ülkemizde yaratacağı yaşamsal tehlikeleri gündeme getirerek, ülkemizi sığınmacıların işgaline uğratan iş başındaki iktidarı uyarmış ve gazetecilik görevini yapmıştır. 
Sığınmacıları, ülkemiz yeteri kadar ağırlamış,  kendilerine maddi ve manevi destek sunmuş olup, sığınmacıların ülkemize kalıcı olarak yerleşmeleri, vatandaş yapılmaları, olduğundan fazla üremeleri, ülkemizin demografik yapı ve dengesini bozmaya,  ülkemiz adeta içeriden işgal edilmeye başlanmıştır. 
Ülkemizdeki, başka ve farklı  ırklardan,  özellikle Suriye kökenli sığınmacıların yarattıkları tehlikeye dikkat çekmek ve buna bir çözüm bulunmasını talep etmek, asla ırkçılık ve yabancı düşmanlığı değil, bilakis milliyetçilik ve ülke severliktir.  
Bu ülkenin Türk kökenli yurttaşları; yıllardan beri bu ülkenin öz be öz eşit yurttaşı ve sahibi olan, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarında ülkemizin kurtuluşu için canlarını feda eden Kürt kökenli yurttaşlarımızla,  barış içinde ve kardeşçe yaşamış, kız alıp vermiş, et ve tırnak haline gelmiş ve asla ırkçılık yapmamış, ”NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” sözleriyle ifadesini bulan Atatürk ve Türk Milliyetçiliği ülküsünü benimseyerek,  aynı ülkeyi yurt edinmişlerdir. 
Bu realite de göstermektedir ki; Türk etnik kökenli olan Türk Vatandaşları;  asla, ırkçı değildir, Türk ırkının üstünlüğünü savunmamaktadır. 
Alman ırkının ari ve üstün bir  ırk olduğunu savunan, başka ırkları hakir gören ve yaşam hakkı tanımayan, Dünyayı istilaya kalkışan Hitler ve Nazi Milliyetçiliği ile Atatürk'ün tanımladığı, ülkemiz ile sınırlı olan,  ulusal Türk Milliyetçiliğini,  hiçbir gafil birbirine karıştırmamalıdır. 
Atatürk'ün tanımladığı Türk Milliyetçiliği; ülkemizin sınırları içinde geçerli olup, istilacı, diğer ırklara üstünlük taslayan, diğer ırkları aşağılayan ve ortadan kaldırmaya çalışan, Türk Irkına ve Türk Irkının üstünlüğüne dayalı bir milliyetçilik değildir, Türk Milletinin ve ülkesinin yararına düşünmek ve çalışmak,  Türk Milliyetçiliğidir. 
Bu milliyetçilik anlayışı, sınırların açılmasına, sınırların kevgire çevrilmesine, ırkları ne olursa olsun ülkemizin yabancılar tarafından istila edilerek tanınmaz hale getirilmesine, ülkemizin sosyolojik, kültürel ve demografik yapısının değiştirilmesine ve içeriden silahsız ve topsuz işgal edilmesine,  asla izin veremez. 
Herkes haddini bilmeli, siyasi çıkarları için ülkemizin sığınmacılar tarafında istila edilerek, içeriden savaşsız bir şekilde işgaline asla göz yummamalıdır. 
Aksine her davranış ve görüş açıklamak; ülkesini ve milletini seven,  gerçek Atatürk ve Türk Milliyetçilerini, ırkçılıkla ve yabancı düşmanlığıyla suçlamak,  Türk Vatanına ve Türk Milletine ihanet olup,  büyük suçtur. 
Utanacak ve gerçek suçlu olanların, güçlü çıkmaya çalışmaları, Türk Vatanına sahip  çıkarak, sığınmacı istilasının tehlikelerini gündeme getirenleri,  yabancı düşmanı ve ırkçılıkla suçlamaları, büyük bir aymazlık ve  insanlık ayıbıdır.  

Güner Yiğitbaşı

05/05/2022
Hukukçu

Aday Yıpratılmasın Derken Millet İttifakı Yıpranıyor
Muhalefeti temsil eden altılı masa ve Millet İttifakının Cumhurbaşkanı adayının hala açıklanmaması, bize göre büyük bir hatadır. 

Adayın,  bugünden açıklanmamasının gerekçesi olarak; henüz erken,  adayı açıklarsak yıpratırlar açıklaması yapılıyor. 

Hiçbir değeri ve gerçekçiliği olmayan bir gerekçe. 

Açıklanacak aday niçin yıpransın?

Yıpratılacak,  açıkları olan bir kişi mi,  aday olarak düşünülüyor yoksa?

Tabii ki; hayır. 

O zaman bu korku niye?

Niye bu güvensizlik?

Aslında,  adayın belirlenerek açıklanmaması nedeniyle farkında olmadan yayılan dedikodular,  6 lı masayı ve ittifakı yıpratıyor, için için kemiriyor. 

Bu hatayı daha önce de yapan İMAMOĞLU; benim adayım,  genel başkanım dese de, anket sonuçlarının cazibesine kapılmış ve bayramı bahane ederek Karadeniz illerini ziyaret ederek mitingler düzenliyor ve sayın eşiyle birlikte kürsüye çıkarak, boyunu aşan konuşmalar yapıyor, bize göre bu mitingler cumhurbaşkanlığı adaylığının ısınma hareketleri. 

Muhalefet kamuoyunun aklı karışık ve bölünmüş vaziyette. 

Seçmenler; İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Kılıçdaroğlu taraftarları olarak bölünmüş olup,  her geçen gün,  bu bölünmüşlük kutuplaşmaya ve kemikleşmeye doğru yol alıyor. 

Tam ERDOĞAN'ın istediği de,  bu bölünmenin derinleşmesi. 

İktidar, muhalefete adayınızı açıklayın dedikçe, muhalefet de,  inadına adayı açıklamıyor. Sözüm ona ERDOĞAN'a bu konuda da muhalefet ediyor. 

ERDOĞAN'ın isteği de aslında bu. Yani,  muhalefetin adayının belirlenerek açıklanmaması ve aday konusunda muhalefet seçmeninin kutuplaştırılması ve ayrıştırılması. 

Bu nedenle,  ERDOĞAN; inatla,  adayınızı açıklayın derken, inadına açıklanmayacağını çok iyi biliyor ve muhalefeti tongaya düşürüyor. 

Bizim saf muhalefet de,  aday açıklamayı erteleyerek,  ERDOĞAN'ın ekmeğine yağ sürüyor. 

İMAMOĞLU; nankörlük yapmasın otursun oturduğu yerde, bayram nedeniyle memleketi Trabzon'a gitmek onun hakkı ama, bu tantanayı ve mitingleri,  salt bayram ziyareti olarak açıklamak olanaksız. 

CHP'nin, kendisine Karadeniz Bölgesinde parti propagandası yapma görevi verdiğini, bu ziyaret ve mitinglerin,  parti adına yapıldığını zannetmiyoruz. 

Bu seçimlerde,  aslında,  cumhurbaşkanı adayından ziyade, millet vekili seçimlerinin ezici çoğunlukla kazanılmasının, muhalefet olarak  meclise büyük bir çoğunlukla girilmesinin önemli olduğu, seçilecek olan cumhurbaşkanının da, kendi inisiyatifiyle görev yapmayacağı,  ittifakın programını uygulayacağı, seçmene açıklanmalı ve bu gerçek,  vurgulanmalıdır. 

Bunları yapamazsanız, kızı kendi haline bırakırsanız, başını bağlamazsanız, ya davulcuya,  ya da zurnacıya varır, ERDOĞAN ensemizde boza pişirmeye devam eder. 

Akıllı olunuz. Bakmayınız,  marjinal seçmen kitlesinin sorumsuz ve akıl dışı  fantezilerine. 

Bu yazımıza da büyük eleştiriler gelecek biliyoruz. 

Ama, doğruları yazmaya devam edeceğiz. 

Güner Yiğitbaşı

04/05/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Örgüdeki terör kurbanları
Nisan 2022’nin son günlerin birinde, Tandoğan-Anıtkabir durağından Ulus’a gitmekte olan EGO otobüsüne bindim. Tam Ankara Gar önüne geldiğimde, orada kalınca ve kocaman bir çınar ağacına asılmış allı güllü bez parçalarını gördüm.  Bu bezler de neyin nesi diye merak ettim ve ağaçtan 50 m kadar uzakta durakta duran araçtan indim, o kalın ağaca doğru yöneldim. Ağaçta, gar katliamında kaybettiğimiz canlarımızın insanlarımızın tek tek adları yazılı renkli örgü bezini işleyip ağaca sarıp giydirmişlerdi.  Yıllar önce “Gar Katliamında kaybettiğimiz yüzden fazla insanımızın katledilişi aklıma geldi. Çünkü o gün 10 Ekim 2015’te olaydan bir saat kadar önce oraya gitmiş, kan deryasına dönen meydanda gördüklerimden dehşete kapılmıştım. O gün Ankara Garı kavşağında düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ölümcül bombalı intihar saldırısı yapılmıştı.
Ağaca baktım, katliamda kaybettiğimiz insanların adları renkli örgü ipleri ile tek tek örgü şişi ile işlenmiş ve ağacın gövdesine giydirilmiş halini görünce içim burkuldu, gözlerim doldu ve onların anısına saygı duruşunda bulundum.
10 Ekim'de DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği, TMMOB, HDP ve pek çok sivil toplum örgütünün katılımıyla Barış Mitingi düzenlendi. (Bilmem farkında mısınız bunlar o günde bugünde, Cumhur ittifakının kimi zaman “kapatılsın” diye dışladıkları, sürekli kötüledikleri, eleştirdikleri parti, sendika ve sivil toplum örgütleri idi). Fakat yürüyüş başlamadan yürüyüş alanına kortej hâlinde ilerleyen grupların bulunduğu Tren Garı kavşağında, 3 saniye arayla 2 patlama gerçekleşti. Emek, Barış, Demokrasi Mitingi için Sıhhiye’ye doğru giden yürüyüşte Barış Bloku destekçileri DİSK, KESK, TMMOB ve TTB grupları Ankara’daki Tren Garında toplandıklarında 10 Eki 2015’te peş peşe iki canlı bomba saldırısı gerçekleştirildi. Saldırıda 103 kişi hayatını kaybetti, patlamalar sonucunda iki eylemcinin yanı sıra 105 kişi hayatını kaybederken 500'ün üzerinde kişi yaralı olarak kurtuldu. yüzlerce kişi yaralandı. Saldırı sonrası polisin yaralılara yardım etmek isteyenlere biber gazıyla saldırması büyük tepki yarattı. Katliamdan sonra, Başbakan Ahmet Davutoğlu, üç günlük yas ilan edildiğini açıklamıştı.
Sonradan bu saldırıları, Suruç İlçesi katliamında olduğu gibi Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD/DEAŞ) örgütünün canlı bomba militanları tarafından yaptıkları açıklanmıştı.
Bu olayda güvenlik güçlerinin, son yıllardaki eylemlerde aldıkları sıkı tedbir gibi önlemleri almadıkları ortaya çıkmıştı. Bu katliamdan sonra o meydanın adı Ankara Büyükşehir Belediyesi meclisince “Demokrasi Meydanı” olarak değiştirildi. Bu meydanın ortasındaki büyük elektrik direğinin etrafında üçgen şeklindeki kaidede, katliamda hayatlarını kaybedenlerin fotoğrafları eklendi.
Gar Katliamında hayatını kaybedenlerin adları:


Örgüdeki terör kurbanları
Abdülkadir Uyan, Metin Kürklü, Gökhan Akman, Orhan Işıktaş, Gülhan Karlı Elmascan, Yılmaz Elmascan, Nevzat Sayan, Bilgen Parlak, Hacı Kıvrak, Rıdvan Akgül, Rıdvan Akgül, Hacı Mehmet Şah Esin, Gökmen Dalmaç, Elif Kanlıoğlu, Hakan Dursun Akalın, Ercan Adsız, Ayşe Deniz, Berna Koç, Fatma Esen, Gülbahar Aydeniz, Eren Akın, Canberk Bakış, Tayfun Benol, Nizamettin Bağcı, Kasım Otur, Başak Sidar Çevik, Nilgün Çevik, Resul Yanar, Mehmet Ali Kılıç, Tekin Arslan, Sezen Vurmaz, Dilaver Karharman,  Onur Tan, Umut Tan, Sarıgül Tüylü, Dilan Sarıkaya, Ali Kitapçı, İsmail Kızılçay, Muhammet Demir, Korkmaz Tedik, Veysel Atılgan, İbrahim Atılgan, Emine Ercan, Kübra Meltem Mollaoğlu, Meryem Bulut, Seyhan Yaylagül, Ebru Mavi, Ali Deniz Uzatmaz, Ziya Saygın, Vahdettin Özgan, Cemal Avşar, Ahmet Katurlu, Selim Örs, Azize Onat, Dicle Deli, Güney Doğan, Binali Korkmaz, Mehmet Zakir Karabulut, Leyla Çiçek, Metin Peşman, Mesut Mak, Adil Gür, Gökhan Gökbönü, Şebnem Yurtman, Osman Turan Bozacı, İdil Güneyi, Abdullah Erol, Mehmet Hayta, Özver Gökhan Arpaçay, Şirin Kılıçalp, Uygar Coşgun, Ahmed Alkhadi, Nurullah Erdoğan, Gözde Arslan, Aycan Kaya, Yunus Delice, Sevgi Öztekin, Mehmet Tevfik Dalgıç, Sevim Şinik, Emin Aydemir, Fatma Karabulut, Ramazan Tunç, Erol Ekici, Feyyat Deniz, Necla Duran, Osman Ervasa, Ramazan Çalışkan, Vedat Erkan, Abdülbari Şenci, Niyazi Büyüksütçü, Gazi Güray, Sabri Elmas, Erhan Avcı, Ümit Seylan, Serdar Ben, Nevzat Özbilgi, Hasan Baykara, Fatma Batur, Bedriye Batur, Ata Önder Atabay, Mustafa Budak, Ağa Bayar.(1)

Örgüdeki terör kurbanları
Bu katliamın olduğundan bir veya bir buçuk saat kadar sonra olay yerine gelmiştim. Olay yerine geldiğimde parçalanmış cesetler meydanda üzerlerine gazeteler serilmiş, meydanın ortası kan gölü gibi idi. Etrafta şaşkın insanlar dizlerin vuruyor, elleri ile başlarına vuruyor herkes sürekli ağlıyordu.

Kenarda biri durağın camlarını, direkleri tekmeliyordu. Hemen kaldırımın kenarında park etmiş bir otomobilin üst kaportasında, yaşamımda hiç görmediğim insan beynini gördüm. Bombanın yakın yerde patlaması ile kafası parçalanan insanın beyni 50m kadar uzaktaki aracın üst kaportasına düşüp yapışıp kalmıştı. Patlamanın şiddetini artık siz düşünün.  Beyin girintili çıkıntılı hali ile açık pembe görünümünde idi. İlk kez gördüğüm insan beynine elimi uzatıp bakmak istedim, korkup geri çekildim. Ama daha fazla dayanamadım, oradan uzaklaşırken, uzaklara fırlamış pankart parçaları, ayakkabılar, şemsiyeler gibi çeşitli eşyalara rastladım. Patlamadan sonra da olsa, o kanlı dehşeti günlerce unutamadım.

Cevat Kulaksız  

Cevat Kulaksız
Son notlar

(1)https://www.evrensel.net/haber/262443/10-ekim-katliami-103-kisi-hayatini-kaybetti

Bayramların Anlamı Ve Bayramlara Dokunabilmek
Bugün (02/05/2022) Ramazan bayramın ilk günü. 

Bayramlar; 

İnsanların tüm kötülüklerden arındığı gündür. 

Şu veya bu nedenle ayrışan, küsen birbirlerine düşman olan insanların;  aralarındaki ayrışmaya ve bölünmeye son vererek birbirleriyle birleştikleri, küslüklerine son verdikleri ve kucaklaştıkları gündür. 

Bayram sadece küs olanların değil, hayatın meşakkati ve geçim derdi yüzünden uzun süre ayrı kalan arkadaş, dost ve akrabaların arasındaki mesafelere son veren,  birbirlerine kavuşmalarını,  kucaklaşmalarını,  öpüşüp koklaşmalarını, birbirlerinin sıcaklığını duymalarını sağlayan, sevgileri tazeleyen bir mucizenin adıdır. 

Bayram;  temizliktir,  yeniliktir, yenilenmedir, açılan yeni beyaz ve tertemiz bir sayfadır. Bunun içindir ki; en başta çocuklarımıza olmak üzere,  bayramlarda yeni elbiseler,  ayakkabılar alınır ve giyilir,  evlerimizde bayram temizlikleri yapılır, herşeyin yeni ve beyaz sayfa gibi temiz olmasına özen gösterilir. 

Bayramlar, vicdanlarımızın da en temiz ve iyiliklerle dolup taştığı günlerdir. 

Bayramlar, çocukların sevindikleri, sevildikleri,  sevindirildikleri ve ödüllendirildikleri, çocuklarımızın hayallerini geliştirdikleri, özgüvenlerinin çoğaldığı, aile bağlarının kuvvetlendiği, aile yaşamının önemini kavradıkları, yarına umutla ve güvenle bakmaya başladıkları günlerdir. 

Sonuç olarak,  bayramlar; insanlara,  insanlıklarını, tüm güzellikleri ve iyilikleri hatırlatan ve yaşatan sevinç ve neşe dolu çok özel bir gündür. 

Bizim gibi yaşını başını almış olanları dinleyecek olursanız, duyacağınız ilk söz;  “ Ah nerede o eski bayramlar” olacaktır şüphesiz. 

Gerçekten de, nerede çocukluğumuzun o gerçek eski bayramları?


Bugün kutlamaya başladığımız Ramazan Bayramı; günümüzde artık çoğu kişi için bir tatil ve tatil beldelerine seyahat etme anlamına gelmektedir, haklılar tabiatıyla, eski bayramları tanımamışlar, içinde yaşamamışlar,  onun tadını tatmamışlar, kıyısından köşesinden bayramların o güzelliklerine dokunamamışlar ki,  o eski bayramlara özlem duysunlar. 


Yaşlı yakınlarının ve dostlarının anlatımlarından, o eski bayramların güzelliklerini duysalar da, gençlerimiz o eski bayramların güzelliklerini bizzat göremedikleri, onunla tanışamadıkları ve içinde yaşayamadıkları, bu nedenle o bayramlara bizzat değip dokunamadıkları için,  asıl marifet ve güzellik bayramlarda olmasına rağmen; tüm güzelliklerin, bayramların yerini alan tatillerde ve bu vesileyle gittikleri tatil beldelerinde olduğunu zannetmeye başlamışlardır. 


Cahit ZARİFOĞLU diyor ki;  “Asıl marifet buluttaydı ama,  herkes Yağmur’a şiir yazdı”


Evet bu sözde yer aldığı üzere, asıl marifet bulutta olduğu halde, herkesin Bulut’u unutarak Yağmur’a şiir yazması gibi, Bulut’a yapılan bu haksızlık, günümüzde de, bayramları bir kenara koyarak tatil beldelerine tatile giden insanlarımız tarafından, o eski ve güzel bayramlara yapılmaktadır. 


Asıl marifet bulutta olmasına rağmen, herkes şiir'i bulut'a değil de niçin Yağmur’a yazma gereğini duydular, hiç düşündünüz mü?


İnsanlara doğrudan değen ve dokunan, insanı ıslatan,  insanla bütünleşen,  insanın doğrudan hissettiği ve tanıştığı, yerine göre bu ıslanma nedeniyle alınan zevki insanlara doğrudan yaşatan,  bulut değil yağmurdur çünkü. 


İnsanların bir şeyi tanıması, ondan hoşlanması ve zevk alması, kıymetini bilmesi için,  o şeyin insana doğrudan  değmesi ve dokunması gerekiyor. İnsanların tokalaşmaları. kucaklaşmaları ve öpüşmeleri gibi. 


Günümüzde, genç nesil,  bizim nerede o eski bayramlar dediğimiz o güzellikleri yaşamadıkları,  onunla tanışamadılar, ona dokunup değemedikleri için,  bayramların güzelliğini ve kıymetini anlayamıyorlar. 


Bu vesileyle, tüm dost, arkadaş ve akrabalarımın Ramazan Bayramlarını;  o eski tadında ve güzelliğinde, sağlık ve mutluluk içinde yaşamaları dileklerimle gönülden kutluyorum. 

Güner Yiğitbaşı

02/05/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bugün 1 mayıs emeğin ve işçinin bayramı  öyle mi?
Dünyada ve ülkemizde emeğin ve işçinin bayramı olarak kutlanır 1 Mayıslar. 

Ülkemiz açısından baktığımızda,  1 Mayıs; gerçekten,  emeğin ve işçinin bayramıdır diyebiliyor muyuz, bunu hak ediyor mu ülkemizde yaşayan ve çoğu asgari ücretle çalışan işçi ve emekçilerimiz?

1 Mayıs Emeğin ve İşçinin Bayramı öyle mi?

Ben kabul etmiyorum ve 1 Mayıs Emeğin ve İşçinin Bayramını buruk kutluyorum. 

Ülkemizde emekçi ve işçi düşmanı olan, emekçi ve işçi kardeşlerimizin alın teri milli gelirin büyük bölümünü,  çok küçük bir azınlığa peşkeş çeken sermaye ve zengin yanlısı AKP, 20 yıldan beri bu ülkede seçim kazanarak tek başına ülkemizi yönetiyor. 

Ülkemizdeki,  çoğu asgari ücretle çalışarak sefalet içinde yaşayan ve ezilen emekçi ve işçilerimizin toplam  sayısına baktığımızda, emekçi ve işçi tüm insanlarımız da,  oylarıyla,  AKP iktidarına destek olmuşlar ki; AKP, 20 yıldır emekçileri ve işçileri sömüren politikasını ülkemizde tek başına uygulamaya koyuyor. 

Bu nedenle, emekçilere ve işçilere kırgınım ben.  

Sınıf bilincinden yoksun emekçi ve işçilerimizin çoğunluğu,  bu bayramı kutlamayı hak etmiyorlar, bindikleri dalı kesiyorlar bana göre. 

Bu duygularla, sınıf bilinci gelişmiş AKP iktidarına destek olmamış olan,  azınlık ve ezilen tüm emekçi ve işçi kardeşlerimin bayramını,  en iyi dileklerimle kutluyorum.  

Güner Yiğitbaşı

01/05/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

İstanbul Sözleşmesinden Tek Yanlı Çıkış Kararının Denetlenmesinde  Yetki Anayasa Mahkemesine Aittir Danıştay Yetkisizdir
İstanbul Sözleşmesinin tek yanlı feshine dair Cumhurbaşkanının anayasaya aykırı kararı,  mahiyeti ve doğurduğu sonuçları itibariyle, idari bir işlem olmayıp,  kanun hükmünde bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesidir. 

Adı ne olursa olsun,  bu karar;  hukuken,  Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kabul edilerek,   denetlenmesi,  şekil ve esas yönünden anayasaya ve yasalara  uygun olup olmadığının denetlenmesinde ve iptal edilmesinde,   Anayasa Mahkemesi görevli olup,  bu konuda Danıştay asla yetkili değildir. 

Bu konuda daha önce de makale yazmıştık. 

Bu iddialı görüşümüzün hukuki nedenlerine gelince; 

Evrensel Hukuk kurallarına göre,   usulde paralellik (şekil muvaziliği) ilkesi esastır. 

Bir konu kanun ile düzenlenmiş ve yürürlüğe sokulmuşsa,  yine aynı usulle;  yani kanunla yürürlükten kaldırılabilir. 

Anayasamızın 90. maddesine göre; hükümleri,  iç hukukumuzda kanun hükmünde geçerli olan,  kurallar hiyerarşisinde milli hukukun da üzerinde olan,  hatta anayasaya aykırığı dahi ileri sürülemeyen İstanbul sözleşmesi de,   anayasamızın 90.  maddesine göre,  Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkardığı  bir kanunla onaylanarak yürürlüğe girmiştir. 

Usulde paralellik ilkesine göre,  İstanbul Sözleşmesinden tek yanlı çıkış da,   ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkaracağı bir kanunla olabilir. 

Haydi diyelim ki; meclisten kanun çıkarılmadı. Bunun karşılığı,   sonradan meclisin onayına sunulacak olan Cumhurbaşkanlığı kararnamesidir. 

Bu itibarla,  Cumhurbaşkanı; ben İstanbul Sözleşmesini tek yanlı feshediyorum ve bu sözleşmeden çıkıyoruz diyorsa ve bu kanunda bir karar çıkarmışsa,  hukuken bu kararın adı,   Anayasa yargısına ve denetimine tabi olan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesidir. 

Peki,  Cumhurbaşkanı bu konuda,  yani yasayla yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesinin tek yanlı feshedilerek bu sözleşmeden çıkılması konusunda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir mi,  buna yetkili midir?

Çıkaramaz. 

Bu konuda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarma yetkisi yoktur. 

Zira; Cumhurbaşkanı anayasanın 104. maddesine göre,  ancak yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarabilir. 

Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar,   kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler,   Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez.  Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. 

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Ve Yargılama Usulleri Kanununun,  Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 3. maddesine göre; Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin,   şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla açılan iptal davalarına bakmak,  Danıştay’ın değil,  Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisindedir. 

Danıştay; Anayasa Mahkemesi  yargı yoluna,  Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisine tabi olan,  mahiyeti ve doğurduğu sonuçları itibariyle bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi olarak kabul edilmesi gereken İstanbul Sözleşmesinin feshedilerek sözleşmeden tek yanlı çıkılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının yargısal denetimini yapamaz,  bu kararın şekil ve esas yönünden anayasaya uygun olup olmadığını denetleyemez,  bu konuda hüküm kuramaz,  aksine bir davranış yetki gaspıdır. 

Zaten,  bu koşullarda,   sonuç olarak Danıştay'dan anayasaya ve hukuka uygun olumlu bir karar çıkacağı da çok şüphelidir. 

Açıkladığımız nedenlerle;  Danıştay,  bu konuda yetkisiz olduğuna,  yetkinin Anayasa Mahkemesine ait olduğuna hükmederek YETKİSİZLİK kararı vermelidir. 

Ülkemizdeki,  bu kadar Hukuk Fakültelerine,  hukuk hocalarına,  mangalda kül bırakmayan anlı şanlı hukukçulara rağmen,   bu konuda yanlış adım atılmış,  İstanbul Sözleşmesine ve bu sözleşmenin koruma altına aldığı kadınlarımıza yazık olmuştur. 

Güner Yiğitbaşı

29/04/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget