Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Hukuk Asla Affetmez - Güner Yiğitbaşı
Hepimiz çok iyi biliyoruz,güzel bir söz vardır.

Doğa asla affetmez.Doğa'nın kurallarını çiğnerseniz,gün gelir doğa sizden intikamını alır.

Biraz daha açalım. 1999 Gölcük depremini iyi hatırlayınız, bizim de 1976-1978 senelerinde iki yıl boyunca görev yapıp yaşadığımız İzmit körfezinin kıyısındaki bu şirin ilçemizde, doğanın kuralları çiğnenerek deniz doldurulmak suretiyle yapılan tüm binalar yerle bir olmuş ve deniz suları bu binaları yutmuş ve doğa, yapay olarak insanlar tarafından yapılan bu deniz işgaline son vererek, çok  acı bir şekilde insanlardan intikamını almıştır.

İşte,hukuk da tıpkı doğa gibi, asla affetmiyor. Hukuk da; ulusal ve evrensel pozitif hukuk kural ve ilkelerini yok sayarak,hukuku açık bir şekilde ihlal ederek,bir yerlerden aldıkları emir ve talimatları, hukukun ilke ve kurallarından üstün tutarak,yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkelerini çiğneyerek,adaleti kumpaslara alet ederek sözde adalet dağıtmaya kalkışan hakim ve savcılardan,eninde sonunda intikamını alıyor.

İşte bu nedenle, makalemize anlamlı bir şekilde;“Hukuk Asla Affetmez” başlığını koymayı uygun bulduk.

Diyeceksiniz ki;niçin bu konuyu seçtiniz,nereden aklınıza geldi?

Ülkemizde hukuk ihlalleri hiç hız kesmiyor ki, bu nedenle hukuk ihlalleri sürekli aklımızda ve kamuoyunun gündeminde,bugün Sözcü Gazetesinde ”Fetö'cü yargının hesap verme günü geldi çattı,keser döndü sap döndü” başlığı altında haber yapılan Balyoz kumpası davasının; o tarihlerde en saygın ve en güçlü kişisi, her isteği yerine getirilen,sıkı şekilde korunan,ağzından çıkan söz emir kabul edilerek yerine getirilen, duruşmalarda savunma makamını ve savunma hakkını yok sayan, savunmanın her konudaki yerinde ve haklı taleplerini reddeden,yandaş medyanın hakkında methiyeler düzdüğü, huzurundaki yargıladığı her biri yüksek rütbeli Türk Silahlı Kuvvetlerinin emekli ve muvazzaf subaylarına tepeden bakan, onların suçlu oldukları konusunda ön yargılı tavırlar sergileyen,kumpas olduğunu, suçsuz olduklarını önceden bilmesine rağmen, masum insanlara verdiği ağır cezalar nedeniyle, birgün yargılanacağını, tutuklanacağını, kendisini yargılayan hakimlerden tahliye dileneceğini aklının ucundan dahi geçirmediğini zannettiğimiz başkanı,meslekten atılma eski hakim Ömer DİKEN'in İzmir 6.Ağır Ceza mahkemesinde tutuklu olarak yargılandığını ve yaptığı hukuksuzlukların hesabını vermekte olduğunu görünce; ister istemez, aklımıza “Hukuk Asla Affetmez” sözü geldi ve bu makaleyi yazma gereğini duyduk.

Bu haberde yer alan,  tutuklu sanık eski hakim Ömer DİKEN'in tahliye talep dilekçesinde  yer verdiği; “Tutuklulukta makul süre geçmiştir.15 ayı bulan tutukluluğum AİHM içtihatlarına göre,uzun olup, ölçülü de değildir,Kaçma kuşkusunun somut delilleri gösterilmemiştir” şeklindeki açıklamaları,bize göre de, hukuki ve çok doğru ve yerinde açıklamalardır. Ancak, kendi lügatında tahliye sözü bulunmayan tutuklu sanık eski hakim Ömer DİKEN'in ağzına, tahliye talebine yönelik bu hukuki sözler hiç yakışmamaktadır. Ömer DİKEN;ancak, kendisi de tutuklu sanık olarak yargılanmaya başlayınca hidayete erebilmiş ve kendisinin, Balyoz davasının başkanı iken de var olan bu hukuki doğruları, ancak bugün hatırlayabilmiştir. Ancak, treni kaçırmıştır.

Biz, bu haberi ve haberin konusu eski hakim tutuklu sanık Ömer DİKEN'i vesile yaparak,yaklaşık elli yıllık bir hukukçu ve uygulayıcı olarak;şu anda, Balyoz Davasının Başkanı eski hakim Ömer DİKEN'i tutuklu olarak yargılamakta olan hakimlerimizin şahsında, bütün hakim ve savcılarımıza seslenmek istiyoruz ve diyoruz ki; her koşulda tarafsız olunuz,yasalar sizleri korumaya müsait olmasa da, bağımsızlığınızı kaybetmeyiniz,hiç kimsenin etkisinde kalmadan, milli ve evrensel pozitif hukuk kuralları içinde kalarak,devletimizin temeli olan adaleti, tartışmasız bir şekilde sağlamanın gayreti içinde olunuz ve sakın unutmayınız;hukuk asla affetmez.

19/12/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Turhan Çakar - Bütçede Halk Yok

THD Genel Başkanı Turhan Çakar, 2018 yılı bütçe görüşmeleri ile basın açıklaması yaptı. THD Genel Başkanı Çakar, ‘’2018 yılı bütçesinde halkın iradesi bütçeye yansımamıştır’’ dedi.
  • HALKIN BÜTÇE HAKKI YOK SAYILMIŞTIR
  • HALKA DEĞİL, SERMAYEYE KAYNAK AKTARILIYOR
  • TÜKETİCİ VERGİSİ OLAN DOLAYLI VERGİLERDE DÜNYADA İLK SIRALARDAYIZ
  • BÜTÇEDE DELİ DUMRUL ÜCRETLERİNE HAYIR
2018 Bütçesi 80 milyon halkı ilgilendirmesine rağmen, halkın iradesi bütçeye yansımamıştır. Bütçenin hazırlanması süreci çok dar bir zaman içerisine sıkıştırılmıştır. Bununla birlikte, bütçe hakkında halkı temsil eden sivil toplum kuruluşlarının görüşleri alınmamış ve alınmamaktadır. Hükümet, halktan toplanan vergilerden oluşan 2018 Bütçesi hakkında halka anlaşılır ve tatmin edici hiçbir bilgi vermemiştir. Kısaca, halkın bütçe hakkı yok sayılmıştır.
KAMU-ÖZEL ORTAKLIĞI: PARALEL BÜTÇE
2018 Bütçesine yansımayan, bütçede gösterilmeyen harcamalar bulunmaktadır.  Örneğin; kamubir takım mega projelerişehir hastaneleri gibi kamu yatırımlarını bizzat kendisi yapmak yerine, kamu-özel ortaklığı denilen bir modelle yapmaktadır. Bir taraftan meclisten geçen (görünür-belli olan) bütçe var , öte yandan, yatırımları özel sektörün üstlendiği paralel bütçe var.
NİÇİN PARALEL DİYORUZ?
Hükümet diyor ki, bizden bir kuruş para çıkmadan bu projeler gerçekleştiriliyor. Ancak, gerçek hiçte öyle değildir. Evet, yatırımları özel sektör yapmaktadır. Ancak, özel sektör kendi öz kaynaklarıyla bu yatırımları yapmamaktadır. Bu yatırımlar, hazinenin garanti verdiği, özel sektörün aldığı ve kullandığı dış kaynaklarla finanse edilmektedir.
Firmalarca borçların ödenmemesi durumunda “bizden bir kuruş çıkmıyor” diyen Hükümetin hazine garantisi ile  borçlar ödenmektedirBunun anlamıbu borçları gariban ( işsiz-yoksul halk) halk üstlenmektedir Bu hizmetlerden hiçbir şekilde yararlanamayacak olan halk bu borçları   ödemektedir. 
PERFORMANS KRİTERLERİ DİKKATE ALINARAK ŞİRKETLERE YAPILAN ÖDEMELER
Bu yatırım garantisi yetmiyormuş gibi, yatırım tamamlandıktan sonra, bu hizmetleri üstlenecek aynı şirketlere satış, yolcu sayısı, taşıt sayısı, hasta sayısı gibi performans kriterleri dikkate alınmaktadır. Hedefler tutmadığında, yine hazine tarafından gerekli ödemeler yapılmaktadır. Lozan’da kaldırdığımızı sandığımız kapitülasyonlar modern haliyle pencereden girmektedir.
İlk garanti örneğinde olduğu gibi, bu garanti de aslında halk tarafından ödenmektedir. Yani, halk, bu projelerden yararlansa da, yararlanmasa da, projelerin hem yatırım hem de işletme sürecinde, deli dumrul hesabı, doğacak borç yüklerinden sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla, Hükümetin, “bizden bir kuruş çıkmıyor” “kamunun bir kuruşu gitmiyor” tespiti doğru değildir. Bu uygulama, halkın bütçe hakkının kökten ihlal edildiğine önemli bir örnektir.
BÜTÇE KANUN TASARISINDA BÜTÇE İHLALİ İLE İLGİLİ BİR BAŞKA ÖRNEK: Bütçe Kanun metninin 158.sayfasında “vergi türleri itibariyle toplam vergi harcaması tahminleri” başlıklı bir tablo verilmektedir. Bu tablo da, devletin vazgeçtiği vergi türleri itibariyle, hangi sermaye kesimlerine hangi objektif kriterlerle ve hangi gerekçelerle bu ayrıcalıkların, istisna ve muafiyetlerin tanındığı ayrıntılı olarak gösterilmesi gerektiği halde, bu yapılmamıştırBunun anlamı şudurbu vazgeçilen vergiler geniş halk kesimlerinden alınacaktır. Böyle bir vergi düzeni adalete, demokrasiye, tüketici haklarına, kamu yararına anlayışına, hukuk devleti ve sosyal devlet anlayışına aykırıdır.
2018 BÜTÇESİNDE DOĞRUDAN VE DOLAYLI VERGİ ORANLARI
·         2018 Bütçesinde doğrudan ve dolayı vergilerin toplamı: 667.319 milyar TL
·         Doğrudan vergilerin toplamı: 212.742 milyar TL. Doğrudan vergilerin toplam vergiler içindeki payı: %31.9
·         Dolayı vergilerin toplamı: 454.577 milyar TL. Dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki payı: %68.1
KDV, ÖTV ve diğer dolaylı vergiler tüm dünyada en haksız tüketici vergisi olarak adlandırılmaktadır. Türkiye, dolaylı vergide dünyada en başta olan ülkeler arasındadır.
2018 BÜTÇESİNDE PARA CEZALARI
2014’den bu yana para cezalarındaki en yüksek artış 2018 Bütçesinde öngörülüyor. Para cezaları, 2016’da %29.4 artmış, 2017’de %17.7 azalmış, 2018’de ise %31.5’lik artış öngörülmüştür. 2018’de toplam ön görülen ceza 12 milyar 81 milyon TL’dir.  
FAİZ ÖDEMESİ
Verginin alınması gereken sermaye kesimlerinden (yani çok kazanan sermaye kesimlerinden), vergi ödememek için vergi cennetlerine gidenlerden gerekli vergi alınmadığı gibi, üstüne faiz ödeyerek devlet tarafından borçlanılmaktadır.
Şu anda Türkiye’de vergi almanın meşruiyeti kalmamıştır. Çünkü, vatandaşın ödediği vergi, kendisine kamu hizmeti olarak dönmemektedir.
Ödenen vergiler iç ve dış borçlar ile borç faizlerinin ödenmesine ve sermayeye aktarılmaktadır.
Bu anlayış sürdüğü sürece vergi reformu yapmak (adil olsa bile), vergi gelirlerini arttırmak bir çözüm sağlayamayacaktır. Özetle, 2018 Bütçesi bu açıdan halk adına, işsizler ve yoksullar adına, emekliler adına hiçbir değişiklik getirmemektedir. Aynı tas aynı hamam anlayışı sürmektedir.
Basınımıza ve kamuoyuna duyurulur.
Turhan ÇAKAR
Genel Başkan

Andavallı Köyü - Cevat Kulaksız
Küçüklüğümde bu “andaval” sözcüğünü bizim köyün insanları birbirine çok kullanırlardı. Nedir bu andaval? Diye kendi kendime sorardım. Sözlüğe baktım, şöyle yazıyor: Aptal, ahmak, beceriksiz, bön, avanak, şaşkın, andavallı. Andaval nedir? Aptal, ahmak, beceriksiz, bön, avanak, şaşkın, andavallı.(1)
Türk toplumunda özellikle köylerde insanlarımız misafir severdirler. Bu misafir severliği kötüye kullananlar da bulunuyordu.
Yazar Reşat Nuri Güntekin bir kitabında, Cumhuriyetin ilk yıllarında müfettiş olarak
Anadolu’yu gezilerinde Kayseri-Niğde arasında anlatılan bir öyküyü şöyle anlatır:
Bir zamanlar Kayseri’den Niğde’ye gidip gelen yolda kalan yolcular, bu iki şehir arasında bulunan “Andaval” denilen bir köyde mola verirlermiş. “Andaval” ahalisi hanedan kişilermiş; kasabalarına uğrayan yolcuları iyi karşılarla ve onlara son derece ikram ederlermiş.
Kayserililer, bu vaziyetten yararlanmayı düşünmüşler. Bu misafirler memlekete geldikçe yolda hastalandıklarını söyleyerek yahut havanın fenalığını bahane ederek günlerce kendilerini besletmeye ve “ekmek elden, su gölden” bir nevi kür yapmaya başlamışlar.
Derken bu hileyi Niğdeliler de öğrenmişler, onlar da Kayseri’ye giderken Andaval’a uğramayı ve uzunca bir zaman oraya postu sermeyi adet etmişler. Bir gün gelmiş ki zavallı Andaval, Anadolu ortasında bir büyük imarethaneye dönmüş. Nihayet adamcağızlar bakmışlar ki olacak gibi değil. Büyükada’da misafir akınından kaçan ev sahipleri gibi tası tarağı toplamışlar, civardaki dağlara kaçmışlar. Eski asıl ve mamur Andaval da o gün bu gün kuş uçmaz, kervan geçmez bir virane halini almış.
Misafir yüzünden yıkılmış aile ocaklarının ne kadar çok olduğunu düşünürsek küçük bir kasabanın da aynı sebepten aynı akıbete uğramış olmasını pek manasız görmeyiz.
Demek ki birçok insanlar gibi zavallı Andaval ahalisi de sırf iyilik etmeyi sever asil ve yumuşak yüzlü insanlar oldukları için “andavallı” diye şöhret almışlar”.(2)
ReşatNuri Güntekin’in aşağıdaki kitabını okuyunca, andaval sözcüğünü daha iyi anladım ve de bana aşağıdaki olayı anımsattı.
“Andavallıları yiyen adam”
Reşat Nuri Güntekin’in bu yazısını okuyunca aklıma şu olayları anımsadım.
Benim çalıştığım bir ilçenin bir İlköğretim müdürü vardı. Adı, rüşvetçi değil de, “yiyiciliğe” çıkmıştı. Ben buna pek inanmazdım ama bir olayla bu dedikodunun doğru olduğuna inandım. Bir köyde okul müdürü idim, köyün okuluna bir öğretmen mi tayin oldu, bolca Amerikan yardımı süt tozu ve un mu tahsisi edilmiş. O “yiyici” bana o günlerde dedi ki: “Haydi bakalım senin okula şu oldu bu oldu” (o olayı tam hatırlayamıyorum) “bunu ıslatmak gerekir, git bir rakı al” demişti.  Ben şok oldum, altında kalmadım, “yiğitliği lekelemedim, bonkörlük benden olsun” diyerekten gittim, bir buçukluk rakı alıp getirdim, bizim “yiyiciye” verdim.
O “yiyici”, Amerikan yardımı olan süt tozu ve unları gizlice pasta salonlarına satarmış, bazı köy okulu müdürlerine de, “açık çıktı, çocuklara dağıtıldı” diye sarf tutanağı tanzim etmeni rica ediyorum” dermiş. Öğretmenler de bu isteği yerine getirir, çocuklara dağıtılmadığı halde, günlük gramajına göre sarf tutanağı tanzim edip ona verirlermiş.
Sonradan öğrendiğim ve bir örneğini aşağıda açıklayacağım “yiyici”  ve de  “içkici” nin huyunu duyunca, kendi kendime “vay oğlum Cevat sen de andavallıymışsın, diye kendimi alaya aldım.
Kaymakamı Köye Davet
Bizim  “yiyici” için şöyle bir garip ve ilginç olay anlatırlardı. Daha doğrusu, anlatacağım köy muhtarının ve köylülerin andavallılığını gösteren, filimlere kon olacak bir olay.
Bizim bu “yiyici”, zengin bir köy muhtarına haber salarmış, “kaymakam bey sizin köyün methini duymuş, sizin köye hafta sonu pazar günü birkaç daire müdürü ile ziyarete gelmek istiyor, ne diyorsun, gelsin mi?  Sana yük olurlar mı?”  Diye ayak yaparak kendilerini gizlice davet ettirirmiş.
Muhtar bu sevinçli haberi duyunca, bunun ayrıntısını öğrenmek için hemen bizim “yiyici” ye gelir. Muhtar gerçeği öğrenir, buna çok sevinir. Hemen “yiyiciye” “gaymakamı ve sizleri köyümüzde ağırlamayı çok isteriz, seviniriz” der.
“Yiyici ve de içkici”, bu işe muhtar kadar sevinir. Ellerini ovuşturarak, “muhtar bizim kaymakam biraz içer, bazı daire müdürleri de içer, ona göre hazırlan”. Muhtar buna sevinir, “başım gözüm üstüne müdürüm bunun lafı mı olur, bu Pazar bendesiniz” der.
Tabi bu davet,  her köyün muhtarı için çok büyük bir onur, şereftir kaymakamı ağırlamak. Dairelerde, köylü nazarında kaymakam ağırlayan muhtarın itibarı artacak, bu onurlu bir şey değil mi, kolay mı?
Muhtar köye dönünce azaları, ileri gelenleri toplar durumu anlatır, kaymakamı nasıl ağırlayacaklarının telaşına düşerler. Onlar hazırlık yapadursun, biz bizim “yiyici”ye dönelim.
“Yiyici” müdür, muhtardan kesin olarak “olur” yanıtını aldıktan sonra, doğruca kaymakama gider, ona da şöyle der:
“-Sayın kaymakam Bey, sizi ve birkaç arkadaşınızı, daire müdürlerini feşmekân köyünün muhtarı, köyünde ağırlamak için davet etmek istiyor; size söylemeye çekinmiş, benim size söylememi istedi, ne dersiniz? Şunu da ekledi, önümüzdeki Pazar günü köye davet etmek ister, nasıl bulursunuz, sizce de uygun olur mu?”
Kaymakam,  aracılı bu davet karşısında aklına hiçbir kötülük kumpas gelmez; bir bakıma da sevinir, köylüyü, köyü tanımak onun için de çok uygun olacağını düşünür. Kaymakam, “tabi olur, köylerimizi tanımak isteriz de muhtara yük olmayalım”diye de endişesini dile getirir. Yiyici müdür, “aman efendim, muhtar dedi ki, “benim için şereftir, bekliyorum mutlaka” dedi, diyerek kaymakamı böylece bir şeytani kumpasla ikna eder.
(Burada bir parantez açarak mim koyalım. Anlattığımız bu gerçek olayda bir rüşvet olayı yok. Ancak, yurdumuzda bu basit olaydan başlayarak nice yolsuzluklar, nice rüşvetler, nice hırsızlıklar olmakta, olmuştur ki bunun son halkasını Rıza Enişte, ondan önce 17/25 Aralık dahasını siz sayın. Bu anlattığımız küçük olay cepte çerez bile değildir, “devede kulak bile değildir. Ama çürümüşlüğün, kokuşmuşluğun dışa vuran olaylarıdır bunlar, aşağıdan ta yukarılara kadar olaylar sürüp gider, Osmanlıya kadar). Biz devam edelim.
Biz, andavallı köyünün andavallı muhtarına dönelim. Muhtar topladığı azaları ileri gelenleri muhtar odasına toplar, onlara şöyle der:
Arhadaşlar, bu bazar gaymakamımız bazı daire amirleri köyümüze davetli gelecek. Ne yapalım, köyümüzün şerefi var, nasıl hazırlanalım, görüşünüzü almak istiyom”.
Köylülerin kimi der, “5-10 tavuk keselim”, kimi der, “kuzu keselim, köyümüzün şerefi var”. Kimisi de “köyümüzün şerefi var, davul zurna da getirelim”  der. Oradan birisi, “ ula davul zurna ne, düğün mü ediyoh, diyerek davula itiraz eder.
Muhtarın aklına, “ içkici”nin uyarı sinyali gelir, “arhadaşlar bu memur milleti içki de içer, ne yapsak, deyince, içki parası için “salma salmaya” karar verirler, yani içki parası toplarlar, çünkü bu masraflar muhtara yük olmasın diye.
Neyse uzatmayalım, köyden varlıklı biri, “arkadaşlar köyümüzün şerefi var, benden bir kuzu var”  diyerekten kuzu vereceğini söyler. İçki-rakı parası için de “köyümün şerefi var”,diyerek salma salıp para toplarlar, kazadan kasalar dolusu içki getirirler.
Pazar gelir, resmi arabalarla “andaval” köyüne kaymakam, bazı daire müdürleri gelirler. Köylüler, azalar çok mutludurlar, çünkü köylerinin şerefi için kaymakamı ağırlamaktalar.
Büyük cevizin altına masalar kurulur, kızarmış tavuklar, pişmiş kuzular masalara dağıtılırken, bu organizasyonun gizli kahramanı “yiyici” müdür,  kaymakamın konuşmasından sonra bir konuşma yaparak, muhtarı, köyü, köylüleri, köyün suyunu havasını öven bir konuşma yapar. Muhtar ve köylülerin sevinçli, kıvançlı bakışları arasında,  konuklar yeme içmeye devam ederler.(uzaktan da çocuklar seyretmekteler)
Bizim yörede, “köyün şanı şerefi” için gelip geçen misafiri ağırlamaktan tarlalarını satan, yoksullaşan muhtarlar vardı.
Bir yandan da, “köyümüzün şerefi” diye muhtara gaz verenler, öyle muhtarların arkasından “andavallı”  diye dedikodu yaparlardı.
Not. Bu anlatılanlar gerçek, ama şimdilerde yaşamayan, rahmete kavuşan insanları rencide etmemek için kişi ve köy isimlerini saklı tutuyorum.

Cevat Kulaksız 

SONOTLAR
(1)(Derleme Sözlüğü Sözlüğü c: 1 )test.
(2)Anadolu Notları I-II Reşat Nuri Güntekin İnkılâp Yayınevi sf 165-166

Şaşırtan Güncel Olaylar - Gündüz Akgül
Sevgili dostlar,
78 yaşındayım. 32 yıl kamu görevi yaptım. Memurluktan başlayıp bürokraside görevimi tamamladım. Bu süre içinde son bir kaç yıldır insanı şaşırtan olaylara tanıklık yapıyorum.
Son bir hafta içinde meydana gelen olaylar şaşırmama tavan yaptırdığından, yazmak gereğini duydum.
Bu olayları mutlaka sizde duymuş, okumuş ve izlemişsiniz.
Kaçıranların bilgisine topluca sunmak istiyorum.
1-Tüm yurttaşların güvenliğinden sorumlu olan İçişleri Bakanı, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanını “Sen bittin” diye tehdit ederek cumhuriyet tarihinde bir ilke imza attı. (10.12.2017 Yazılı ve görsel medya haberi)
2- Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir Genelkurmay Başkanı kimseye bildirmeden yapmak istediği bir hayrı, medya konusu haline getirerek memleketinde cami yaptıracağını söyledi. Olay kamuoyunda tepkiyle karşılanınca Milli Savunma Bakanı, Genel Kurmay başkanını savunmak zorunda kaldı. (11.12. 2017 Medya haberi)
3- İstanbul Kartal’da bulunan Özel bir çocuk Anaokulunda yapılan bir evlilik tiyatro gösterisinde, kızlara türban taktırıldı ve bu kız öğrencilere, erkeklerin ayakları yıkatıldı. Çocuk beyninin bu tür olaylarla doldurulması, kamuoyunda büyük tepkilere neden odu.(13.12.2017 medya Haberi)
4- Gezi Parkı Direnişi sırasında polisin attığı biber gazı kapsülünün ayağına çarpması sonucu yaralanan Aydın Doğan adındaki yurttaş, “Şahsımı yaklaşık 4,5 yıldır basın yolu ile hedef gösteren AKP Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, çeşitli yerlerde yapmış olduğu konuşmalarda Gezi olaylarına karışanlar için ‘çapulcu’, ‘hain’, ‘kemirgen’, ‘terörist’ ve ‘dış mihrakların piyonu’ dediği için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında “Halkı sosyal, sınıf ve bölge üzerinden ayrıştırdığı” iddiasıyla suç duyurusunda bulunduktan sonra, gözaltına alınarak, yurttaşın anayasal hakkını kullanması gözaltına alınmasına neden sayıldı. (Sonradan serbest bırakıldı) (14.12.2017 T24 com.tr haber)
5-CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer, Manisa'nın Saruhanlı Belediyesi'nde Kırsal Hizmetler Şube Müdürü olarak görev yapan Suat Diktaş'ın, Yunus Emre Belediye Başkanı AKP'li Mehmet Çerçi ve Saruhanlı Belediye Başkanı AKP'li Hüseyin Yaralı tarafından silah zoruyla kaçırılıp, sorguya çekildiği iddialarıyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulundu.
Kamu görevlilerinin yurttaşı silah zoruyla kaçırıp sorgulaması da bir ilki oluşturdu.  (15.12.2017 medya haberi)
6- İstanbul’da bir İlçe Kaymakamı, bir okulun öğrenci temsilcisinin tüm öğrencilerle Cuma günü sabah namazı kılmak isteği üzerine, isteği onaylayarak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne, ilçedeki tüm resmi ve özel okullara gönderilmek üzere çağrı metni gönderdi. (15.12.2017 Medya haberi)
Bu haberde, insanı şaşırtan, cumhuriyet tarihinde bir ilktir. İnsanlara emirle istekleri dışında ibadet yaptırmak Kaymakamların görevi değildir.

7-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin ilk sürücüsüz metrosu olarak bilinen Üsküdar-Ümraniye Metro Hattı açılış töreninde konuşurken, Kemal Kılıçdaroğlu'na "Bu ara bir şeyi iyi ezberlemiş; Man Adası. Bu Man kafa olmaktan kaynaklanıyor. Yatıyor kalkıyor Man adası. İyi yatıp kalktı, iyi ezberledi" dedi.  (15.12.2017 medya haberi)
Her yurttaşın son zamanlarda hayret ve ibretle izlediği gibi, gerek iktidar, gerekse muhalefete mensup siyasetçilerin konuşma dilinin sürekli hakaret, tehdit içerdiği ve birleştirici değil, ayrıştırıcı olduğu görülmektedir. Yurttaşlara örnek olması gereken siyasetçilerin bu davranışını onaylamadığımı ve ayıpladığımı belirtmek isterim.
Bu tür kırıcı dili kimseye yakıştırmadığım gibi, ülkenin bir numarası olan Cumhurbaşkanına hiç yakıştıramadım.
Birlik ve beraberliğin,dostluğun önemli ögelerinden biri yumuşak ve tatlı dildir.
Atalarımız ne demişler “tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır”
Beni şaşırtan bu olaylar, sizleri de şaşırttı mı?
Güzel Türkiye’m nereye?

16.12.2017
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Albayrak - Güner Yiğitbaşı
Makalemizin başlığındaki ALBAYRAK ibaresine bakarak,şanlı bayrağımız albayrak'tan bahsedeceğimizi sanmayınız.

Bu makalemize konu Albayrak,milli damadımız ve Enerji Bakanımız Berat ALBAYRAK.

Berat ALBAYRAK,bütçe görüşmeleri sırasında,kendi bakanlığının bütçesi görüşülürken,CHP'nin başarılı grup başkan vekili Özgür ÖZEL'in sıkıştırmaları sonunda,bugün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü olarak kabul edilen Fetullah GÜLEN Cemaatinin okullarında okuduğunu mecliste alenen itiraf etmiştir.

Bu ne anlama geliyor,Berat ALBAYRAK Cemaat okullarının mahsulü olduğunu kabul ediyor.

Ancak, kendisinin Gülen Cemaati okullarının mahsulü olduğu gerçeğini çarpıtmak ve günümüzde Gülen Cemaati okullarında çocuklarını okuttukları gerekçesiyle,silahlı terör örgütü üyesi oldukları suçlamasıyla tutuklanarak zindana atılan binlerce masum kişinin yaşamakta oldukları dramı perdelemek için; "Evet, cemaatin okulunda okudum, 35 sene içerisinde cemaatin yüzlerce okulunda okuyan yüz binlerce, milyonlarca gencin bir tanesiyim. Ama öyle bir anne baba yetiştirdi ki beni, hiçbir zaman ama hiçbir zaman aklımı bir beşere kiraya vermedim. Elhamdülillah, öyle vermedim ki, beni o dediğiniz güruh iyi bilir kimin oğlu olduğumu, nasıl bir hayat yaşadığımı. Hiçbir zaman inandığımdan geri durmadım. Bu ülkede o okullarda okumuş FETÖ'cü olmayan yüz binlerce gencimiz var, aklını kiraya vermemiş insanlarımız var." demek zorunda kalmıştır.

Evet,bugün binlerce anne ve baba; salt, iyi eğitim almaları için,çocuklarını devlet okullarına tercih ettikleri cemaat okullarında okuttukları gerekçesiyle gözaltına alınıp sorgulanmakta ve tutuklanarak cezaevine konulmakta ve büyük bir dram yaşanmaktadır.

Devletin izniyle faaliyet gösteren,tehlikesi saptandığı halde yetkililerce faaliyetine bir türlü son verilmeyen,öğrenci kabullerine göz yumulan  cemaat okullarında çocuklarını okutan binlerce anne ve babanın,Berat ALBAYRAK'ın anne ve babasından ne farkları vardır?Sadece Berat ALBAYRAK'ın anne ve babası mı, oğullarını iyi yetiştirmiş,iyi terbiye vermiş ve oğullarının kendi aklını cemaate kiraya vermesinin önüne geçmiştir.?

Berat ALBAYRAK'ın anne ve babası;Berat ALBAYRAK gibi aynı cemaat okullarında okuyan diğer çocukların anne ve babalarından daha mı üstün meziyetli ve ayrıcalıklıdırlar?

Berat ALBAYRAK'ın anne ve babasının,aklını beşere kiraya vermemesi için oğullarına verdiği terbiyeyi,diğer çocukların anne ve babaları verememişler midir?

Cemaat okullarında okuyan Berat ALBAYRAK dışındaki diğer çocukların anne ve babalarının;çocuklarına, akıllarını beşere kiraya vermemeleri için gerekli olan terbiyeyi verip veremediklerini, nasıl anlayacağız ve belirleyeceğiz?

Böyle bir inkarcı ve çifte standart uygulama olamaz.

Şayet güçlüysen,cemaat okullarında okumuş da olsan, bu ülkede bakan da olabiliyorsun,sıkıştığında;evet cemaat okullarında okudum ama, anne ve babamdan aldığım terbiye ile aklımı beşere kiraya vermedim diyerek, tüm sorumluluklardan sıyrılabiliyorsun,hesap vermekten kurtuluyorsun.

Şayet garibansan, bu okullarda okuyan kişi olarak bizzat kendin ve anne ve baban,aklını beşere kiraya verip vermediğin sorgulanmaksızın,FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle sorgulanarak tutuklanıyor ve ağır cezalara çarptırılıyorsunuz,işin garibi de,en başta savcı ve hakimlerimiz olmak üzere, bu haksızlığı hiç kimse umursamıyor ve sorgulamıyor bile.

16/12/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Bu Gün 15.12.17 de Gördüklerim - Cevat Kulaksız
Bu gün Cuma, Opera meydanında yeni yapılan Büyük bir camide Cuma namazı kılmak için.
Muhteşem bir yapı, müthiş bir para harcanmış. Yürüyen merdivenler, asansörler, otoparklar; önce aşağı inip abdest alınan yerleri dolaştım. Müthiş bir kalabalık, girenler, çıkanlar abdest alanlar. Duvarda suyu konuşturan, bilgisayarda yazılıp duvara yapıştırılan bir yazı vardı. Güçlükle üst kata çıktım, caminin içine girmek için. Kapının önünde bir görevli genç adam, “kadınlar bu tarafa”, “erkekler bu tarafa” diye seç kat yaparak yardımcı oluyordu. İçeri girerken, role role sarılmış ayakkabı poşetleri vardı. Herkes bir poşet alıp ayakkabısını içine koyup camiye giriyordu.
İçeri girdim, oturacak, duracak yer yoktu, elimde poşet içinde ayakkabı camiden geri çıktım. Dışarıya-bahçeye kilimler seriliyordu, içeri giremeyenler sıraleyin oturuyorlardı kilimlere.
Benim vücudumda bir kırgınlık vardı o gün, Ankara’nın ayazında dışarıda namaz kılmak beni korkuttu, hasta olurum korkusu ile orayı terk ettim. Çünkü bir gün önce saçlarımı tıraş ettirmiş, iyice kısalttırmıştım. Ne zaman böylesine bir tıraş olsam çoğunlukla hasta olurum.
Karşı Çerkez Sokağa yürürken, kendi kendime, kimseler duymadan “İstanbul Çamlıca’ya, Ankara’da Opera Meydanına, her vilayete en muhteşem camileri yapsak kalkınmış mı olacağız” diyerek bir özeleştiri yaptım. İşte bu cami daha iyi görünsün diye, 10-12 katlı TİKO binasını, İller Bankasının Cumhuriyet binalarını yıktılar.  Neyse devam edelim.
Namazı kaçırırım endişesi ile acele olarak Çerkez Sokaktaki, her tarafı rutubet kokan, yakın çevreden seyyar satıcıların bağırtıları duyulan camiye girdim, orada da yer yoktu. Sırtımda her zaman taşıdığım çanta ile üst kata çıktım, orada zorlukla oturacak bir yer buldum, daha ezan okunmuyor, hoca vaaz veriyordu.
Namazdan sonra dışarı çıktım, yerli yabancı dilenciler, Kuran Kursuna para toplayanlar durmadan değişik biçimde para istiyorlardı. Sokakta yürüyorsunuz, yanınızdan yörenizden Arapça konuşanlar gelip geçiyorlar, bu manzarayı görünce sanki turistik bir şehirdeymiş gibi sanırsınız. Sokaklarda kucağında çocukları ile Arap kadınları dileniyorlardı, kucaklarındaki o çocuklar nasıl böyle saatlerce uyuyorlardı. Bu manzarayı Ulus’un hemen sokağında görebilirsiniz.
Bu Gün 15.12.17 de Gördüklerim - Cevat Kulaksız

Bir saat sonra oradan çıktım, otobüsle Kızılay’a gittim, Güvenpark’tan geçerken buket halinde çiçek satanları geçtim,  sonra bir kaldırımda elinde gitarı ile müzik yapan bir genç gördüm, gitar kabının içine bir kâğıt koymuş, kâğıtta “KIRAMIZI BÖYLE ÖDÜYORUZ” vardı sanırım. Resmini çektim bir lira attım.
Parkta yürürken bir ayakkabı boyacısının bir sözü kapsam alanıma girdi, ayakkabısını boyadığı adama, “abi ayakkabı satıcısı ile cep telefonu satıcısına hiç güvenmeyeceksin, tümüyle yalancılar”  diyordu. Acep doğru mu ki diye kendi kendime düşündüm.
Yine kaldırımda yürürken, bir Milli Piyango satıcısında dans eden bir Noel Baba gördüm. Alli güllü, sakallı bildiğimiz Noel Baba heykeline öylesine elektrikli bir sistem kurmuşlar, aynı yerinde hiç durmadan dans ediyordu. Dans eden Noel Baba’nın arkasında bir masada sıra sıra biletler dizili idi, gelip geçenler Noel Baba’ya bakıp bakıp gülümsüyorlardı. Noel Baba’nın arkasındaki bir reklam panosunda büyük harflerle şöyle albenili bir yazı okunuyordu: “GEÇEN SENENİN TALİHLİSİ BİLETİNİ BU BAYİİDEN ALMIŞTIR”. Artık doğrumudur, yanlış mıdır, bilemiyoruz, ama reklam kıyak.
Bu Gün 15.12.17 de Gördüklerim - Cevat Kulaksız

Bu Gün 15.12.17 de Gördüklerim - Cevat Kulaksız

Biraz daha yürüdüm, bir kaldırımda kardan adam gibi, başka bir Milli Piyango bilet satıcısına rastladım. Adam vücudunun her yanını piyango biletlerle donatmış ki, her yanı bilet; hele başına piyango biletleriyle öylesine bir şapka yapmış ki, uzaktan bakınca sanırsınız bir Kızılderili.
Ankara’nın belli başlı semtlerini alıcı gözüyle bir dolaşırsanız, böylesine ilginç şeylerle karşılaşmanız mümkündür.
Aynı Gün Metroda
Saat ilerlemişti, beni gezdirmemi bekleyen köpeğim Badi aklıma düştü, yavaş yavaş Metro’ya yürüdüm. Kızılay-Batıkent Metrosuna bindim. Öylesine bir kalabalık vardı ki, anlatılamaz. Önce yer kapıp oturma şansını yakalayan gençlerin bazıları nedense uykuya dalmışlardı, kimi gençler öylesine bir ders çalışma çabası içindeydiler ki, içimden maşallah ne gayretliler diye söylendim!
Ayakta dikilenleri rahatsız etmemek için sırtımdaki çantayı yanıma alıp, oturan 70-75 yaşlarında görülen iri yarı bir adamın önüne dikildim. Kulakları ağır duyuyor olmalı ki, biraz sesli konuşuyordu. Meraklıyımdır, böyle konuşmaları izlemeye, gözlemeye.
Metroda giderken, insanlarımız bazen öylesine bir ülke sorunlarını düşünüyorlar, öylesine eleştiri yapıyorlar ki şaşarsınız. Pahalılıktan, ülke sorunlarından bahisle sohbet ediyorlardı, 70-75 yaşındaki adamla yanındaki. 70-75 yaşında görülen adam yanındakine, “arhadaş memleketi iyi idare edemiyorlar demek ki, bu işlere duçar oluyoruz” diyordu. Ben de araya girip, bir salvo atış yaptım, “amıca o zaman oy vermeyeceksin, oyunu iyi vereceksin”diye bir laf ettim. Biraz sesli perdeden, adam şöyle dedi: “Ne olacak arhadaş, bir kilo makarnaya, yarım ton kömüre oy veriyorlar bazı şerefsizler”  Aman yavaş konuş, ortam iyi değil, diye uyaracaktım ki, kapıya yakın 4-5 adım öteden kalın bıyıklı, amele tipli birisi, duymuş olmalı ki seslice:
“-Şerefsiz sensin, bizim hükümete şerefsiz diyemezsin”gibi bir laf etti. Anlaşıldı, bir kömürcü, makarnacı meydana çıktı, diye söylendim; sözü başka mecralara çekmek isteyen sanki bir kışkırtıcı idi.
Ben, “konu başka sen uzaktan anlamadın” diye havayı yumuşatmak istedim. 70-75 yaşındaki adam, baktı ki belanın ucu göründü, “Yav arkadaş biz İsrail’e diyoruz, Kudüs meselesindendedi, gündeme uygun bir lafla ortamı düzelmeye çalıştı. O sırada metro treni bir istasyonda durdu, tepki gösteren adam metrodan indi, kayboldu.
İçeridekiler sessizce bıyıklarının altından gülüyorlardı. Hasılı hemen her gün gidip geldiğim metroda, halk otobüslerinde ilginç olaylara tanık oluyorum.

Bir ülkede demokrasi sakatlanır, faşizm uç verirse bu tür olaylar da tırmanır.
Bu Gün 15.12.17 de Gördüklerim - Cevat Kulaksız
Oradan Mehmetçik Parkına girdim, eski Sümerbank binasından tutunuz da, yöredeki birçok binayı yenileme, restore ile yeni açılan Sosyal Bilgiler Üniversitesine (SBÜ) ayırmışlar.  Mehmetçik Parkına girerken, baktım sağda üniversite bahçesinin duvarına 8 ayrı dilden ayrı ayrı renkte ve alfabeden “günaydın” sözcüğünü yazmışlardı.

Cevat Kulaksız 

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget