Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Yargı'nın Sopa Olarak Kullanılması
CHP İstanbul İl Başkanı Canan KAFTANCIOĞLU; beklendiği gibi, bize göre hiç de sürpriz olmayan siyaset kokan bir kararla, beş ayrı suçtan toplam 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı.
Dava dosyasını ve içeriği delilleri, KAFTANCIOĞLU'nun söylediği sözlerin içeriklerini bilmiyoruz.
Bildiğimiz bir şey varsa; suçlamaların konusu, çok önceki senelerde sosyal medyada yaptığı paylaşımlardan kaynaklı sözleri.
Bu sözlerin paylaşıldığı günleri takip eden günlerde KAFTANCIOĞLU hakkında soruşturma açılsaydı mesele yoktu.
KAFTANCIOĞLU'nun İstanbul CHP İl Başkanı olmasından sonra, CHP içinde yıldızının parlamaya başlaması üzerine bu sözlerinin ısıtılarak birileri tarafından ortaya çıkarılması ve dava konusu yapılması, davayı siyasi bir intikam davası haline getirmiştir.
Balyoz, Ergenekon ve benzeri davalar, nasıl FETÖ'nün emniyete ve yargıya hakim olduğu dönemin kumpas davalarıysa, KAFTANCIOĞU'nun mahkumiyetiyle sonuçlanan bu dava da, FETÖ ile aynı menzile yürüdüklerini en yetkili ağızdan açıkladıkları AKP siyasal iktidarının icat ettiği FETÖ sonrası dönemin ve aynı zihniyetin bir kumpas davasıdır.
Amaç bellidir, CHP'nin başarılı, İstanbul seçimlerinin kazanılmasında etkin bir rol oynayan İl Başkanının siyaseten önünü kesmek ve onun şahsında CHP'yi itibarsızlaştırmak ve yıpratmak, siyasi rakiplerine yargı sopasını göstererek, göz dağı vermektir.
AKP ve FETÖ ortaklığı sürerken yaratılan kumpas davalarıyla, Canan KAFTANCIOĞLU hakkındaki kumpas davası arasında, özü itibariyle hiçbir fark yoktur. Tek fark, zamanlaması ve KAFTANCIOĞLU'na kumpası düzenleyenlerin, FETÖ'nün eski ve aynı menzile yürümeye devam eden  yol arkadaşlarının olmasıdır.
KAFTANCIOĞLU kararını veren yargı ise; hizmet ettiği, emir aldığı gücün değişmesine rağmen, aynı bağımlı yargıdır.
Yargı, bağımsız hale gelmediği sürece, ne yazıktır ki, siyasal iktidarlar tarafından sopa olarak kullanılmaya devam edecektir. Vaziyet onu göstermektedir.

Güner Yiğitbaşı

07/09/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Özgürlüklerin Tek Düşmanı Katalog Suçlar Rezaletidir
Bugünkü (05/09/2019) SÖZCÜ Gazetesinin; “Yargı Paketi'nde 7 Temel Değişiklik “ başlıklı haberi, paket içinde, Ceza Muhakemesi Yasasının, tutuklama nedenleriyle ilgili maddesinde yeterli oranda reform niteliğinde bir değişiklik var mı diye, merakla okudum ve gördüm ki; tutuklama için, “kuvvetli şüphe” değil,” Kuvvetli şüphenin varlığını gösteren somut delil” aranacakmış. Başka bir değişiklik göremedim.
Yani, bizim daha önceki muhtelif tarihlerde onlarca makale yazarak eleştirdiğimiz, yasada kaldığı sürece, iktidara bağımlı hakimlerin kolaylıkla tutuklama kararı verebilecekleri katalog suçların, yasadan çıkarıldığına dair bir açıklama yoktu.
Biz buradan yine çok iddialı olarak söylüyoruz.
Tutuklamanın ek koşullarından olan, herkesin anlayabileceği dille, kaçma ve delilleri karatma şüphesinin gerçekte olmasa da; bir karine ile varmış gibi sayılıp kabul edile bileği konusunda hakimlere sınırsız yetki tanıyan bu uygulama yasadan çıkarılarak yürürlükten kaldırılmadığı sürece, bu ülkede tutuklama, eskiden olduğu gibi, istisnai bir tedbir değil, ileride verilmesi planlanan ön yargılı muhtemel cezanın peşinen infazına geçilmesi kurumu olarak kalmaya devam edecek, düşünce ve düşünceyi açıklama, basın, eleştiri özgürlüğü gibi özgürlükler işlevsiz kalacak, cezaevleri; bugün olduğu gibi, tutuklu aydın, iktidar muhalifi kişileri ve gazetecileri ağırlamaya devam edecektir.
Emekli olduktan sonraki 25 yılı aşan avukatlık hayatımda gördüm ve emin oldum ki; hak ve adalet, vicdan, hukuk, insanlık, özgürlük gibi evrensel değerlerden nasibini alamamış, tutuklamanın; ileride verilmesi muhtemel bir cezanın infazını, soruşturma ve yargılama evresinde garantiye alan ve bırakınız kesinleşmeyi, henüz açıklanmamış bir cezanın peşinen infazı kurumu olmadığını özümseyememiş, hukuk fakültesinin arka kapısından hasbelkader mezun olmuş ve/veya baskılara göğüs geremeyecek kadar korkak, hakimliğin mangal gibi yüreğe sahip cesur insanların yapacağı yüce bir meslek olduğunun bilinç ve erdemine ulaşamamış, özel olarak seçilerek tutuklama kararlarını veren mahkemelere atanan hakimler var olduğu sürece, siz tutuklamanın ek nedenlerini düzenleyen katalog suçlar uygulamasını yasadan çıkarmadığınız, hakimlere; adına katalog suçlar dediğimiz, çok önemli çoğu suçlarda, haklarında o katalog suçlardan soruşturma ve kovuşturma yapılan insanların, kaçacaklarının ve delilleri karartacaklarının yasa gereği var sayılabildiği yetkisini verirseniz, niyeti tutuklama kararı vermek olan ön yargılı bir hakim, bu katalog suçlarda, sanık veya şüphelinin, kaçma ve delilleri karartma ihtimalinin var olduğunu, yasanın kendisine verdiği yetkiye dayanarak kabul edip, aslında kaçma ve delilleri karartma şüphesi olmayan, hakkında tutuklamanın ek koşulları bulunmayan bir kişiyi dahi, hiç kimseye hesap vermeden tutuklayabilecek, tutuklu kişinin tahliye taleplerini aynı gerekçeyle geri çevirebilecek, tutuklama nedeni olmadığı halde, insanlar, asıl olan tutuksuz yargılanma haklarından mahrum kalıp, sittin sene hapiste kalacaklardır.
Katalog suçlar uygulaması; yargısı bağımlı olan ve siyasallaşan bizim ülkemizde, bugüne kadar kötüye kullanıldı ve bundan sonra da kötüye kullanılacaktır.
Biz, tutuklamanın zorlaştırılması, tutuksuz yargılanmanın asıl olduğu kuralını, hukuk sistemimize yerleştirme konusunda, AKP iktidarının samimi olduğuna inanmıyoruz. Şayet samimiyseler, yargı paketine; tutuklama nedenleriyle ilgili Ceza Muhakemesi Yasasının ilgili maddesinde yer alan ve  katalog suçlarda; şüpheli veya sanığın kaçacağını ve delilleri karartacağını var sayan, bu konuda karine getiren, kötü niyetli ve özel seçilmiş hakimleri, yasa dışı ve haksız tutuklama kararı vermekte cesaretlendiren, onların önlerini açan ve bu tür haksız ve hukuksuz bir şekilde kolaylıkla tutuklama kararları verebilen hakimlere, haksız ve hukuksuz olarak verdikleri tutuklama kararları sorulduğunda, ne yapayım yasa böyle diyerek kendilerini savunabilme imkanını veren, anti demokratik uygulamanın yasadan çıkarılması zorunludur. Bunun başka yolu yoktur.
Burada şu gerçeği de ifade edelim ki; aslında, bizim hukuk sistemimizde, mecburi tutuklama yoktur, tutuklamanın tüm yasal koşulları bulunsa dahi, hakim tutuklama kararı verip vermemekte özgürdür. Ama nerede, her somut olayı değerlendirebilecek ve ona göre en doğru kararı verebilecek yetenek ve cesarette hakim?
Bizim ülkemizdeki hakimler; yalan yanlış tutuklama kararı verip, tüm sorumluluğu üzerimden atayım derdinde. Aslında, demokratik bir ülkede, hakimin kendine dert yapması gereken şey; olur olmaz vereceği, haksız ve hukuksuz tutuklama kararları olmalıdır. Bir ülkede insan özgürlüğü ve hayatı çok ucuz olursa, hakimleri de böyle hukuk dışı bir uygulanın içinde buluyorlar kendilerini.
Buradan, Adalet reform paketini heyecanla bekleyen, iktidara ve saraya sonsuz güvenen, bu nedenle prestijini ayaklar altına almaya bile razı olarak adli yıl açılışı için saraya giden Barolar Birliği Başkanına son çağrımı yapıyorum;
Sayın Başkan, siz bu iktidarın, yargı paketini çıkararak özgürlükleri genişleteceğine, haksız tutuklamaların önlenmesi için gerekli olan yasal tedbirleri alacağına samimi olarak inanıyorsanız, tutuklama nedenleri içinde yer alan katalog suçlar fıkrasının, ilgili yasa maddesinden çıkarılmasının; Barolar Birliğinin, olmazsa olmaz ön şartı olduğunu, aksi halde bu işte yokuz demenizi önemle bekliyoruz.
Sayın Başkan; bu konudaki tutumunuz, sizin de samimiyetinizin kriteri olacaktır, biz hukukçular için.

Güner Yiğitbaşı

05/09/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Karadeniz gezimize başlangıç:
Karadeniz Gezimiz - Cevat Kulaksız
Bu giden Perşembe 29 Ağustos 2019 günü, hiç gitmediğim Karadeniz yöresine gitmek, görmek amacıyla, daha önce anlaştığımız, para yatırdığımız bir turizm firmasının ellerimizde valiz, çantalarla arabasını beklemeye başladık. saat 22.00 de hareketimize karar verilen saatten 20 dakika sonra araba geldi. Tur aracı geldi ama hoşnutsuzluk başladı, çünkü otobüs umuyorduk, midibüs çıktı. Gelen otobüs değildi, midibüstü. Kimileri, özellikle bayanlar aracı beğenmiyorlar, “bu araba ile yolculuk yapılır mı bize otobüs dendi", kimileri "gidiş geliş üç dört bin km yola bu araba ile gidilir mi”? “geziyi iptal edelim, paramızı isteyelim”, “şikâyet edelim" lafları havada havalanıyordu. Firma yetkilisi de orada imiş, o yetkili "şikâyetinizi anlamam, 20 kişi için koca otobüs koyamam, biz sözleşme yaptık, paralarınızı aldık, paranızı iade edemeyiz, gerisini siz düşünün" deyince şikâyet ve homurtular azalmaya başladı.
Ben de arabadan hoşnut değilsem de hiç gitmediğim bu yerlere gitmek istiyordum, bu yüzden sessiz kaldım. Bir saate yakın rötardan sonra, ister istemez çantaları yerleştirmeye, yerlerimizi almaya başladık, 06 ZT 720 plakalı tur midibüsü ile yola revan olduk.
Geziden notlar:
Geziye katılan yol arkadaşlarımızın içinde en yaşlısı (74) bendim. Ayrıca gezi ekibimizin içinde hiç Türkçe bilmeyen Irak’lı karıkoca da vardı, Oday Esmail (erkek) ve Heyam Khalil adlı Araplar kendi aralarında sadece Arapça konuşuyorlardı.
Atatürk köşkünün önünde, rehber tercümanımız yardımıyla Oday Esmail adlı Irak’lı Arap’a, Atatürk’ü nasıl buluyorsunuz, diye sordum. Oday, “biz Arap olarak Abdulhamid’i üstün tutarız, çünkü o halife idi, Atatürk’ün Halifeliği yok” dedi.
Gidişte iki şoför vardı, gelirken teke düştü. Rehberimiz gezide hiç bir müzeyi gezdirmedi, dönüşte sadece Samsun'da Atatürk'ün 1919 da Samsun'a geldiği Bandırma vapuru müzesine bir göz attık, yüzeysel olarak dolaştık.
Geziye katılanların hepsi 23 kişi idi ve çoğunluğu baldız, bacanak, enişte kayın, "Alamancı" vs akrabalardan oluşuyordu. Herkes öbek öbekleşiyor, haha hihi sohbetler, sadece ben tek idim. Onlar geziyorlar, sadece alışveriş yapıyorlar, yiyip içip yatıyorlar. “Arkadaşlar bir de müzeleri gezelim" dediğimde, kadının biri "bir de müze parası mı verelim" diyordu. Tam istediğim tadında bir gezi olmasa da yurdumuzun bu yeşiller diyarını gezmediğim için her şeye katlanıp devam edecektim.
Kayıtta son ana kadar tek idim, benden otel farkı olarak tek odada kalacağım için herkesten 200 lira fazla istediler. Ben olmaz dedim, son anda kabul ettiler, aynı parayı vermek koşulu ile katılmıştım. Onun için otellerde ben hep tek yataklı yerde kalıyordum. Tespit edebildiğim bazı ayrıntıları zaman buldukça size sunmaya çalışacağım.
İlk uğradığımız il Giresun idi, Giresun’da kaleye çıkarak şehri yüksekten seyrettik. Daha sonra Trabzon’a yöneldik.
Atatürk Köşkü: Atatürk Köşkü Trabzon Soğuksu Mahallesinde bulunuyor.
Trabzon, Atatürk Köşkü Müzesi
Karadeniz Gezimiz - Cevat Kulaksız
Trabzon’a hâkim Soğuksu sırtlarında, çam ormanları içinde yer alan bina, Trabzon’un o dönemki bankerlerinden ve Rum asıllı olan Kostantin Kabayanidis tarafından 1890 yılında yazlık konut olarak inşa ettirilen köşk ilk zamanlar Kabayanidis Köşkü olarak anılıyormuş. Avrupa ve Batı Rönesans mimarisinin etkilerini taşıyan binada büyük ve gösterişli Avrupa simgeleri kullanılmıştır. Köşkün dış cephesi taş işçiliği göstermekte olup, iç cephesi Bağdadî tekniğindedir. Yerler yine aynı akımın etkisi olarak dönemin fayanslarıyla döşenmiştir.
Birinci Dünya Savaşından sonra birçok gayrimüslim gibi, Kabayanidis de ülkeyi terk ediyor. 1923 yılına kadar özel mülk statüsüne sahip olan bu mekân o yıllarda devlet hazinesine dâhil ediliyor.
Atatürk, 15-17 Eylül 1924 tarihlerinde Trabzon’u ilk kez geldiğinde bu gün Trabzon Müzesi olarak düzenlenen konakta ağırlanmıştır. 15 Eylül günü Soğuksu semtine yaptığı gezintide köşkü görmüş ve çok beğenmiştir. 27–29 Kasım 1930 tarihlerinde Trabzon’u ikinci kez onurlandırdığında da Eski Türk Ocağı binasında ağırlanmıştır.
Karadeniz Gezimiz - Cevat Kulaksız

Daha sonra gerekli çalışmalar sürdürülerek bina 1930 yılında Trabzon Özel İdaresince tescil edilerek İl Daimi Encümeninin kararıyla Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya armağan edilmiştir. Daha sonra Trabzon’dan oluşturulan bir heyet Ankara’ya giderek köşkün tapusunu ve anahtarını Atatürk’e teslim etmiştir.
 Atatürk, 10–12 Haziran 1937 tarihlerinde üçüncü ve son kez Trabzon’u geldiğinde ise, iki gece bu Köşkte kalmıştır.
 Atatürk’ün ölümünden sonra Köşk,  Ankara Asliye Hukuk Hâkimliğinin sayılı kararı ile yasal varisi, kardeşi Makbule Boysan’a intikal ettirilmiştir. Köşkün müzeye dönüştürülmek amacıyla Trabzon Belediyesince Makbule Boysan’dan satın alınması, Trabzon Asliye Hukuk Hâkimliğinin 6.8.1942 tarih ve 476/284 nolu kararıyla gerçekleştirilmiş olup; istimlâk bedeli olarak 10.000. TL Makbule Boysan adına Ziraat Bankası hesabına 30.3.1943 tarih ve 673 sayılı makbuzla yatırılmıştır. Bina 1943 yılından itibaren müzeye dönüştürülerek hizmete açılmış olup halk arasında “Atatürk Köşkü” adıyla anılmaktadır.
Karadeniz Gezimiz - Cevat Kulaksız

Atatürk kendi ifadesiyle büyük mutluluk yaşayarak köşkte geçirdiği iki gece, Trabzon ve Trabzonlular için olduğu kadar Türk Tarihi için de sonsuza denk unutulmayacak ve sürekli örnek teşkil edecek bir oluşuma tanık olmuştur. Atatürk 11 Haziran 1937 gecesi bu Köşk’te bütün mal varlığını canından çok sevdiği Türk ulusuna armağan etme kararı almış ve mal varlığının bir listesini hazırlayarak gereğinin yapılması için Başbakan’ a göndermiştir.
Atatürk köşkünü yurdun her yanından gelen onlarca otobüs park edecek yer bulmada zorlanıyorlar. Yerli ve yabancı turistler gişelerin önünde kuyruk oluşturuyorlar. Gelenlerin hemen yarıya yakını Arap kökenli idiler. Padişahları “halife” diye üstün gören Arapların Atatürk Köşkünü ziyaret etmeleri ilginçti.
Karadeniz Gezimiz - Cevat Kulaksız

Müzede, 19. yy sonu ile 20. yy ait, mobilyalar, porselenler, halılar vb. ile Atatürk’e ait tablolardan oluşan Etnografik nitelikli 344 adet eser sergilenmektedir.
Köşk'ün üçüncü katında Atatürk'ün yatak odası, banyosu, yaver odaları, çalışma salonu vardır. Müze içerisinde ayrıca, 1800 ila 1900 yıllarına ait porselenler, mobilyalar ve halılar gibi eşyaların yanı sıra bizzat Atatürk'e ait olan tablolar da dahil 344 adet Etnografik eser sergileniyor.
Köşk bugün çiçekli geniş bahçesi ile Trabzon'un en güzel evlerinden biri olarak tanımakta, Belediyenin yönetiminde Atatürk Müzesi olarak ziyarete açık bulundurulmaktadır.
https://kvmgm.ktb.gov.tr/TR-44047/trabzon-ataturk-kosku-muzesi.html
Geniş bir park, çiçekler, çimenlerden oluşan motiflerle süslenen bu narin köşke herkes para ile 8.50 liraya giriliyor. Gişedeki memura neden 65 yaş üstü vatandaşlara öteki devlet müzelerindeki ücretsiz uygulanmıyor, diye sorduğumda, “belediyenin kararı” dedi. Ben de, belediye bir halk kuruluşu değil de ticarethane mi diye sordum, “elimden bir şey gelmez” dedi.
Rehber Arif Karaçomak,  konuşma aralarında şunları söyledi: “Osmanlı’nın son dönemlerinde Trabzon’da 14 tane konsolosluk vardı, şimdi üç tane konsolosluk var.  İpekyolu ticaretinini yüzde ellisi Trabzon’dan yapılıyordu. Kafkaslardan, Orta Asya’dan ve daha başka alanlardan gelen mallar Trabzon’a geliyor, buradan gemilerle Avrupa’ya sevk ediliyordu. Trabzon’u Trabzon yapan bu ticaretti. Bu ticaretten en çok yerli Rumlar yaralanıyordu, onlardan bir tanesi bu köşkün sahibi Kostantin Kabayanidisdi. Sonradan Atatürk’e armağan edilen bu köşk 1890 larda başladı 1903 de bitti.
Karadeniz Gezimiz - Cevat Kulaksız

Gezi Rehberimiz Arif Karaçomak anlatıyor:
“Nisan 1919 da Giresun’a bir Kızılhaç gemisi yanaşmış Yuhanita diye. Tabi yerli Rumlar sevinç gösterileri ile karşılıyorlar, tabi taşkınlıklar oluyor şehirde. Giresun Vali konağına, Türk bayrağını indirip Yunan bayrağını çekiyorlar göndere. BU gün 30 Ağustos Zafer Bayramınız, kutlu olsun diyelim. O sırada Topal Osman ortaya çıkıyor Şebinkarahisar’a baskın yapıyor; Yunan bayrağını indiriyorlar, tekrar Türk bayrağını dikiyorlar yöndere, Giresun’da çeşitli olaylar oluyor. Baskınlar oluyor, halaylar çekiliyor, Topal Osman Ağa ayağından vurulduğu halde istifini bozmuyor.
12 kişilik bir çete Ankara’ya gidiyor, bunlar muhafız alayıdır, başında Topal Osman Ağa bulunuyor. Bu arada kongreler yapılıyor, Meclis kuruluyor, Sakarya Savaşı oluyor. Bu arada Birinci Meclis’e karşı 21 tane isyan oluyor. O isyanlardan biri Koçgiri İsyanıdır. Bu isyanı bastıran Nurettin Paşa’dır ve bu Topal Osman’dır orada çok büyük yararlıklar olmuştur. Sakarya Savaşı’nda Ankara’dan gönüllü gençler toparlanıyor. 42 ve 47 alaylar savaşa katılıyor Büyük Taaruza giden süreçte bu alaylar büyük şehitler veriyor. Topal Osman tekrar Giresun’a gelip alaylarını tazeliyor. Sonra Büyük Taarruza katılıyorlar.
Karadeniz Gezimiz - Cevat Kulaksız

Lozan’a giden iki grup var, burada İsmet Paşa, İkinci Grupta Hüseyin Avni Bey Trabzon Milletvekili,  Ali Şükrü Bey var. Ali Şükrü Bey ve Hüseyin Avni Bey çok sert muhalefet yapıyorlar, Mustafa Kemal’e karşı. Halifeliğin kaldırılmasında yine çok sert muhalefet yapıyorlar. Lozan Barışına da çok sert muhalefet yapıyorlar.
Tabi Topal Osman Ağa da, “niye böyle sert muhalefet yapıyorsun” diyor. Bu arada Hüseyin Avni Bey de Tan Gazetesi ve matbaasının başında bulunuyor ve başyazarı. Ankara Samanpazarı’nda bir boğuşma yaşanıyor. Sonra öldürüp bir köye cesedini atmışlar. Araştırılırken hasır sandalyenin parçası olan hasır parçası Topal Osman Ağanın evinde bulunıuyor, böylece onun yaptığı anlaşılıyor. Yaralı olarak Topal Osman Ağa ele geçiriliyor,  İsmail Hakkı Tekçe tarafından Topal Osman Ağa ortadan kaldırılıyor. Ali Şükrü Bey’in naaşı Hacı Bayramdan Trabzon’a gönderilmiş.
Karşıda Üniversite rektörlüğü olarak kullanılan bina o zamanları Vali konağı imiş, Yunan Bayrağı oraya çekilmiş.
Ali Şükrü Bey Milli Mücadeleye karşı olarak algılanmasın, o da Osmanlı döneminde Donanma Cemiyeti kurucularından, subay, İngiltere’ye gemiler almaya gitmiş. Muaveneti Milliye diye geçen gemi alıyor. Peş peşe Muavenet gemileri oldu, bir Muavenete Çanakkale Savaşı’nda battı sonra, 50 lerde başka bir muavenete, 90 lı yıllarda Ege Denizindeki bir tatbikatta Amerika Muavenete ismindeki gemimizi batırdı, şimdi başka bir Muavenete var. Kökün sahibi Armatör Kostantin Kabayanis’e ait bir Rum’un villasıdır burası. Aynı zamanda bankerlik de yapar, onun gibi başkaları da var.
Ziyaretçiler köşkü arkalarına alarak anı fotoğrafları çekiyorlardı.
Fotoğraflar: Köşkte bulunan bazı eşya ve görüntüler.
Cevat Kulaksız 

Değerli Recep Tayyip Erdoğan Kardeşim
Bugünkü yazımda, gıyabınızda sizinle sanki karşılıklı konuşuyormuşuz gibi, dostça, arkadaşça, samimi bir söyleşi ve sohbet yapmak istedim.
25 yılı hakim ve savcılık,25 yılı da avukatlık mesleğinde geçen,50 yıllık bir hukukçuyum, yaşça sizden beş yaş büyüğüm ve bu nedenle, şayet kabul ederseniz, sizin ağabeyiniz sayılırım.
Sizin şu anda Cumhurbaşkanı olmanız, bu söyleşimi hiç etkilemiyor.
Sizinle bu sohbetimi, karşımda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN değil de, T.C.nin sade bir vatandaşı, kardeşim Recep Tayyip ERDOĞAN varmış gibi yapıyorum.
Amacım ve kastım; sizi yermek, eleştirmek, küçük düşürmek, hakaret etmek, övmek, akıl vermek, uyarmak falan değil, sadece bir durum tespiti yaparak, bazı gerçekleri dile getirmek, hatalı gördüğüm tutumlarınıza ışık tutmaktır.
Sizinle bu gıyabi sohbetimi; iki eşit ve medeni insan, ağabey ve kardeş olarak yapacağım için, sizinle senli benli konuşmak, resmiyeti bir kenara bırakmak istiyorum. Bu nedenle; size, sen diyerek hitap etmek istiyorum izninizle.
Değerli Kardeşim ERDOĞAN; seni ister sevelim, ister sevmeyelim, sen; bu ülkenin kurtarıcısı ve kurucusu olan Büyük ATATÜRK hariç, bu ülkede sanırım başka hiçbir insana nasip olmayacak ve kırılamayacak bir rekorun sahibi olarak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından başladığın devlet adamlığı serüveninde, hep tırmanarak milletvekili, başbakan, cumhurbaşkanı ve en son olarak da tek adam koltuğuna oturma başarısını gösterdin.
Değerli kardeşim; başarı, sadece belli en üst makamlara ulaşmaktan, koltuk sahibi olmaktan ibaret değil bildiğin gibi.
Başarı; ulaşılan o makamların ve oturulan koltukların hakkını verebilmek, ülke ve millet yararına güzel ve faydalı işler yaparak, ülkeyi Dünya devletleri arasında saygın bir konuma getirmek ve milletin refah seviyesini yükseltebilmektir.
Sen işgal ettiğin en sorumlu ve yetkili makamlarda;
Anayasa ve yasalara saygılı olabilseydin,
Demokrasinin evrensel ilke ve değerlerine, insan hak ve özgürlüklerine, hukukun üstünlüğüne sahip çıkıp saygılı olabilseydin,
Yakın çalışma arkadaşlarını ve kurmaylarını iyi seçebilseydin,
İhtisasa ve liyakate önem verseydin,
Her şeyin en iyisini ben bilirim demeseydin,
Parti içi demokrasiye önem vererek eleştiri kanallarını kapalı tutmasaydın,
Kibirli ve çok hırslı olmasaydın,
Bu makamlara gelmeden  önceki mütevazi konumunu ve yerini unutmasaydın,
Yola çıkarken birlikte olduğun yol arkadaşlarını, daha sonra küçük görüp hep ben demeseydin,
Bu makamlara gelirken yararlandığın demokrasinin erdemlerine sahip çıkabilseydin,
Demokrasinin nimetlerini, özgürlüklerini ve imkanlarını, sadece kendin için var sayarak, milletin demokratik hak ve özgürlüklerini yok saymasaydın ve saygılı olabilseydin,
Kuvvetler ayrılığı ilkesini ve yargı bağımsızlığını kabullenebilseydin,
Şeffaf olabilseydin, demokrasinin olmazsa olmazı düşünce ve düşünceyi açıklama, basın ve eleştiri özgürlüklerine tahammül edebilseydin,
Pozitif bilime ve sanata değer verseydin,
Laik olabilseydin,
Modern, çağdaş ve laik eğitime öncelik vererek, okullarımızı dini eğitim ağırlıklı imam hatiplere dönüştürecek yerde, ihtiyaç fazlası imam hatipleri, bilim ve fenne uygun çağdaş ve modern eğitim veren okullara dönüştürebilseydin,
Kadınlarımızı da erkeklerimiz kadar değerli görüp, kadın erkek eşitliğini kabul edebilseydin, kadınlarımıza  da, toplum içinde, erkeklerle eşit bir rol biçebilseydin,
Dış politikada, ATATÜRK'ün, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesine uyarak, zorunlu ülke savunması dışında, savaşmak zorunda kalmayacağımız politikalara ağırlık vererek, dış güçlerin dolduruşuna gelip yakın komşularımızın içişlerine burnunu sokmasaydın,
Partiyi kurarken tüzüğünüzde yer verdiğiniz yoksullukla, yasaklarla ve yolsuzlukla mücadele amacınızdan sapmayarak, ülkeyi yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar batağına sokmasaydın,
Ülkenin, üretime dönük değerli  tesis ve fabrikalarını, özelleştirme adı altında satmasaydın, bazılarını da kapatmasaydın,
Haydi sattın diyelim, ülkenin satıp savurduğun tesislerinden elde ettiğin paraları, yollara ve betonlara, lüks ve şatafata harcayarak eritmeseydin, bu paraları üretime, yeni iş yerleri açmaya, işsizliği önlemeye, refahı artırmaya, cari açığı kapatmaya yönelik faydalı yatırımlara harcasaydın,
Ülkenin gerçekten öncelikli ihtiyacı olmak koşuluyla yapılması gereken yolları, köprüleri, yap işlet devret modeliyle ve kar garantisi verme  koşullu ihalelerle yandaş şirketlere vererek, ülkenin bütçesinden haksız ödemelere sebep olmasaydın,
Mensubu olmakla övündüğün İslam’ın; oruç, hac ve namaz gibi eyleme dönük vecibelerinin yanı sıra, yalan söylememek, iftira atmamak, insanları sevmek, kibirli ve kendini beğenmiş olmamak, kul hakkı yememek gibi, etik değerlerine de saygılı olabilseydin,
Ülkeye ve ülke insanına faydalı çok değerli hizmetlerde bulunabilirdin ve seçim kazanarak makam elde etme konusunda elde ettiğin, kırılması imkansız gibi görünen rekor derecesindeki başarını, bu hizmetlerinle taçlandırabilirdin.
Ama yapamadın maalesef, koşullardan, karizmandan, azim ve bitmek tükenmeyen hırsından, iktidar olmanın nimetlerinden yararlanarak eşit olmayan koşullarda yapılan seçimlerde kazandığın başarını, ülkeyi kalkındırma ve milletin refahını yükseltme konusunda gösteremedin, ülkeyi, her alanda, yönetimini aldığın anda ki durumundan daha gerilere getirdin.
Seçimle geldin ama, seçim yenilgisini, seçim zaferi gibi doğal karşılayıp içine sindiremedin.
Son yerel seçimlerde İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı seçimini kazanan İMAMOĞLU'nun bu başarısını bir türlü kabullenemedin ve sudan sebeplerle seçimi iptal ettirdin, ama Allah’ın sopası yok, yenilenen seçimi de, daha ağır bir sonuçla tekrar kaybettin.
Seçim kazanmak yanında, kaybetmenin de doğal olduğunu bir türlü kabul edemediğin için, İMAMOĞLU'nu diline doladın ve açığını arıyorsun, sizin dönemin ihmallerinden kaynaklı selin sorumluluğunu da İMAMOĞLU'na yıkmaya çalıştın.
İMAMOĞLU'nun; ülkenin bir toprak parçası olan Güneydoğu illerini kapsayan ziyaretini, hukuksuz olarak görevden aldığınız Diyarbakır ve Mardin Belediye Başkanlarıyla yaptığı insani görüşmesini, terörle irtibatlandırarak, teröre yardım etmekle suçladın. Oysa ki; İMAMOĞLU'nun insani amaçlarla görüştüğü görevden alınan belediye başkanları hakkında verilip kesinleşen bir yargı kararı dahi bulunmamakta.
Değerli kardeşim ERDOĞAN, sen insanları teröre destek olmakla suçluyorsun ama, sen bu konuda kendini masum mu sanıyorsun.
İstanbul seçimlerinin yenilenmesinin hemen öncesinde İmralı’ya elçiler göndererek PKK terör örgütünün kurucu lideri, binlerce kişinin katili ÖCALAN'dan, İstanbul’daki Kürt seçmenlerin, İMAMOĞLU'na oy vermemeleri konusunda yardım ve destek istedin, bu konuda mektup alarak açıklatan, ÖCALANIN kırmızı bültenle aranan PKK terör örgütü yöneticisi kardeşini Devlet televizyonu TRT'ye çıkararak seçimleri etkilemesi için söyleşi yaptıran sen değil misin kardeşim ERDOĞAN?
Masum insanları haksız ve mesnetsiz olarak teröre destek olmakla suçlamayı bırak artık ERDOĞAN kardeşim. Aksi halde, sana da aynı yaftayı yapıştıranlara söz söylemeye hakkın olamaz.
Değerli kardeşim, sen böyle bazı insani görüşmelere dayanarak İMAMOĞLU'nu ve diğer insanları teröre destek olmakla suçlarsan eğer, çok zor durumlara düşersin yüzün kızarır.
Hani senin Diyanet İşleri Başkanın var ya. O zatı muhterem, bana göre vatan haini olan, ATATÜRK'e ağır hakaretler yapan, kurtuluş savaşını keşke Yunan kazansaydı diyebilen alçak ve çatlak Kadir MISIRLI'yı makam aracıyla ve resmi kıyafetiyle ziyaret ederek ona hediyeler vermedi mi, senin bundan haberin olmadı mı? oldu ama, sen bu vatan haini ile sarmaş dolaş ilişki içinde ve dost olan Diyanet İşleri Başkanını niçin suçlamadın ve görevden almadın?
İnsanları kolayca terörist ve teröre yardım etmekle suçlayan sen, bırak artık bu çifte standart ve nalıncı keseri gibi sadece kendine yontan akıl almaz politikaları.
PKK Terör Örgütü ile masaya oturan ve müzakereler yapan, Dolmabahçe mutabakatlarına olanak sağlayan sen değil misin?
PKK terör örgütünün; Güneydoğudaki, hendek kazma, trafik kontrolleri, yargılama yapma, vergi toplama gibi devlete kafa tutan eylemlerine göz yuman, onlara yönelik operasyonları engelleyen ve PKK'ya yönelik, Güneydoğuda onlarca şehide mal olan ihmal ve göz yummaların, çadır mahkemelerinin müsebbibi sen değil misin değerli kardeşim?
Daha bitmedi, sen de çok iyi biliyorsun ki; bu ülkenin bir de FETÖ belası var.
Sahi, bu FETÖ belasını kim sardı bu ülkenin başına?
Tabii ki; sen.
Allah var, doğru söylemek gerekirse, FETÖ; cemaat olarak senin iktidarından önce de vardı. Ancak, sen iktidara geldikten sonra, bu FETÖ ve cemaati altın devrini yaşamaya başladı, senin ve ekibinin imzasını taşıyan atama kararlarıyla Devletin askeriyesine, emniyetine, yargısına yuvalandılar, devlet içinde devlet oldular.
FETÖ için; ne istediler de vermedik diyen sensin,
Ona özlem duyan ve gel artık bu hasret bitsin diyerek Amerika’dan çağıran sensin.
FETÖ ile aynı menzile ve hedefe beraberce gittiğinizi söyleyen de sensin.
FETÖ, seninle aynı hedefe yürümekten sıkıldı, seni devirerek yoluna tek başına devam kararı aldı ve iktidar mücadelesine girdi, ilk etap olarak 17/25.Aralık.2013 rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını devreye sokarak seni devirme girişiminde bulundu, elini çabuk tuttun ve karizmanı da devreye sokarak, bu badireyi kazasız belasız atlatmasını becerdin.
Değerli kardeşim ERDOĞAN;FETÖ seni gözden çıkarmış ve seni devirerek aynı menzile tek başına ulaşmaya kararlıydı, üç yıl sonra bu sefer senin sayende yuvalandığı Türk Silahlı Kuvvetlerindeki mensuplarıyla 15.Temmuz.2016 da darbe girişiminde bulundu, milletin ve ATATÜRK'çü Silahlı Kuvvetler ve emniyet teşkilatımızın mensuplarının üstün gayretleriyle, bu hain  darbe girişimi bastırıldı.
Sen, bu darbe girişiminden sonra, FETÖ örgütüyle mücadeleye daha bir önem ve hız verdin ama, bu örgütün asıl üzerine gidilmesi gereken siyasi ayağına dokunamadın, siyasi ayağa girildiği taktirde, FETÖ'nün üzerine de sıçrayacağından korktun.
İşin kolayına kaçtın ve ekmek kesmek için eline ekmek bıçağı almak dışında eline bir silah almamış mütedeyyin ev kadınlarının dahi, çocuklarını Fetö okullarında okuttukları, faize karşı oldukları için katılım bankası olan Bank Asya'ya para yatırdıkları gerekçesiyle Fetö silahlı örgüt mensubu olmakla suçlanarak, hapislerde çürümelerine göz yumdun.
Yapma değerli kardeşim, çifte standart uygulamalarından vazgeç artık.
İşgal ettiğin makamların yetki ve imtiyazlarını kullanmasını bildiğin gibi, sorumluluklarına da katlanmalısın.
İnsanları suçlama ve hatta hakaret etme hakkını kendine tanırken, kendine yönelik en ufak haklı bir eleştiriye tahammül edemeyerek, insanları cumhurbaşkanına hakaret ettikleri iddiasıyla suçlamaktan vazgeç artık.
Sen şimdi bulunduğun makamın zırhından yararlanarak hesap vermeyebilirsin, ama hiç değilse sana yapılacak eleştirilere biraz tahammüllü ol lütfen.
Sen kim olursan ol, senin de suç işleme ve insanlara hakaret etme gibi bir hakkın ve imtiyazın yok. Bu çelişki, mertliğe ve Kasımpaşalılığa asla sığmıyor, değerli kardeşim.
Değerli kardeşim ERDOĞAN; evet, içeriğini beğenmesem de, iyi hatipsin, hitabetin öfkeli de olsa mükemmel, ama her gün evimize televizyonlar kanalıyla davetsiz misafir olman, sürekli seni dinlemek beni ve diğer insanları sıktı artık.
Benim sinirlerim laçka oldu artık, dişlerimi sıka sıka, ağzımdaki dişler artık sallanmaya başladılar.
Değerli kardeşim ERDOĞAN; bir ağabeyin olarak senden bir ricam olacak. Lütfen hiç değilse hafta sonları Cumartesi ve Pazar günleri, konuşma sus ve  sarayında otur ve biraz dinlen, biz de dinlenelim, seni karşılayan ve uğurlayan protokol mensupları ve korumaların da dinlensinler.
Değerli Kardeşim, sana doyum olmaz, sohbet edeceğimiz daha çok konu var, ama yapacak başka işlerim var, kalan konular varsa onları da ikinci söyleşimizde konuşuruz, şimdilik Hoşça kal selam, sevgi ve saygılar.

Güner Yiğitbaşı

03/09/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu ağabeyin 

Erken Seçim Konusunda Kılıçdaroğlu'na Yapılan Büyük Haksızlık
CHP lideri KILIÇDAROLU'nu beğenirsiniz veya beğenmezsiniz.
Her fani gibi, onun da hataları olacak tabi, bu doğal karşılanmalıdır.
Ancak; öldü bitti, yok oldu gözüyle bakılan KILIÇDAROĞLU'nun son yıllardaki siyasi manevraları, Millet İttifakı girişimindeki başarılı gayretleri ve son yerel seçimlerde, şahsını ve prestijini ortaya koyan ERDOĞAN'a karşı kazandığı zafere bakıldığında, KILIÇDAROĞLU'nun; ülkenin siyasetine ve geleceğine sunduğu başarılı ve olumlu katkı ve çabaları görmezlikten gelmek, büyük nankörlüktür.
Sözcüdeki yazılarını beğeni ve zevkle okuduğumuz gazeteci yazar Rahmi TURAN; erken seçim talebini açıkça dillendirmeyen KILIÇDAROĞLU'nu, bu tavrından dolayı sürekli eleştiren yazılar yazıyor. Bugünkü Sözcüde de aynı eleştiriler var. Buna eski Bakan Rifat SERDAROĞLU da katılmış.
KILIÇDAROĞLU; yaptığı açıklamalarla, CHP olarak, kesinlikle erken seçime karşıyız ve erken seçim istemiyoruz diye bir beyanda bulunmuyor.
KILIÇDAROĞLU; erken seçim konusunda görüşleri sorulduğunda, bizim CHP olarak erken seçim gibi ısrarlı bir talebimiz yok, ancak erken seçim talebi ile karşılaşırsak, iktidar böyle bir karar alırsa, buna itiraz etmeyiz, erken seçime hazırız diyor. Bu beyan da ne sakınca var?
KILIÇDAROĞLU; iktidar ve destekçisi MHP istemediği sürece, sayı itibariyle tek başlarına erken seçim kararı alamayacaklarını çok iyi biliyor.
Bu nedenle, erken seçim kararı almaya tek başına muktedir olmadığını bildiği içindir ki; erken seçime teşne, erken seçim aşkıyla yanar tutuşur bir halde oldukları görüntüsünü vermek istemiyor.
KILIÇDAROĞLU; böyle bir tutum sergilemekte de, bize göre çok haklı, bu tutumuyla çok akıllı bir strateji izliyor.
KILIÇDAROĞLU; aslında, her şeyin farkında, siyasetin içinde, AKP ve ERDOĞAN'ın bugün yapılacak olan bir erken seçimle, iktidarı kaybedeceklerinden adı gibi emin, hazırlıksız oldukları ve/veya ülkenin daha da kötüye gitmesini beklediği için erken seçime yanaşmıyor savları, yanlış ve çok insafsız.
KILIÇDAROĞLU;Türk seçmeninin kotlarını çözmüş, yerel seçimlerdeki başarısına rağmen, seçmene güvenemiyor. Zira, erken seçim nidalarıyla ortalığa çıkıp, erken seçimi yüksek sesle ve ısrarla seslendirirse, en başta iktidarın ve belli seçmen kesiminin; kendisini, yerel seçim başarısını oya tahvil ile suçlayacaklarını, bunu partisinin aleyhinde propaganda unsuru olarak kullanacaklarını, ülke yangın yerine dönmüşken kendisinin ve partisinin siyasi çıkarları için erken seçim isteyerek ülkenin düze çıkması için iktidarın icraatlarını baltalamakla, iktidarın iş yapmasını engellemekle, ülkeyi yeniden seçim ortamına sürüklemekle suçlanacağını, çok iyi biliyor ve bunda da çok haklı tabi.
Unutmayınız, rahmetli ECEVİT'in; 1974 deki Kıbrıs Barış Harekatı ile kazandığı ününü, oya tahvil için erken seçim isteyerek, MSP ile olan koalisyonun bozulmasına, Dimyata pirince giderken bulgurdan olduğu, siyasi hayatının en hatalı kararını aldığı asla unutulmamalıdır.
KILIÇDAROĞLU'nun; erken seçim konusundaki ılımlı, dengeli, ülkenin seçmen profiline uygun, bekle ve gör politikasını takdir ediyor ve kendisini ayakta alkışlıyoruz.
Biraz insaf Sayın TURAN.

Güner Yiğitbaşı

02/09/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Erdoğan’dan Demokrasi Adına Göz Yaşartan İnciler
AKP Genel Başkanı partili ve taraflı Cumhurbaşkanı ERDOĞAN; bugün kendi mekanında yapılan tartışmalı adli yılın açılışı töreninde bir konuşma yaptı, televizyondan canlı olarak izledik, yüzünü görmesek, gördüğümüz yüzünden ve sesinden kendisini tanımasak, acaba ülkemizin partili ve taraflı cumhurbaşkanı gitti de, yerine hiçbir parti ile ilişkisi olmayan, tarafsız, anayasa gereğince namusu ve şerefi üzerine yaptığı tarafsızlık ve demokrasiye bağlılık yeminine sadık kalan, anayasanın hükümleri dışına çıkmayan, anayasaya, demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine inanmış onları savunan ve uygulayan, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını, kuvvetler ayrılığını benimseyip içine sindiren bir cumhurbaşkanı mı geldi diye sevinecektik.
Partili ve taraflı Cumhurbaşkanının yaptığı konuşmasında yer alan, aynen uygulanması koşuluyla, altına imzamızı atacağımız, gözlerimizi yaşartan inci değerindeki sözlerinden bazı paragraflara, aşağıda aynen yer veriyoruz.
Partili ve taraflı Cumhurbaşkanı; ülkemizde insan hak ve özgürlüklerine, kuvvetler ayrılığına ve yargı bağımsızlığına dayalı gerçek bir demokrasi varmış algısı yaratmaktan öteye hiçbir gerçeklik ve değer ifade etmeyen, ülkemizdeki gerçek uygulamayla taban tabana zıt, ülkemizin gerçekleriyle bir gram bağdaşmayan konuşmasında diyor ki;

“Zulüm ve haksızlık ile adaletsizlik eş anlamlıdır. “

“Kanun başkadır, hukuk başkadır, adalet başkadır. Biz kendimiz ve tüm insanlık için biz daima adaletin peşinde koşmalıyız. “

“Günümüzün zalimlerinin yol açtığı adaletsizlikler elbet bir gün sona erecektir. Bizlere düşen o güne kadar adalet mücadelesini sürdürmektir.”

“Kuvvetler ayrılığı prensibi demokrasinin ve cumhuriyetin temelidir. “

“Türkiye, darbelerden vesayete kadar pek çok sıkıntılı süreç yaşamış olsa da halkın iradesi üzerine inşa ettiği demokrasi anlayışına hep bağlı kalmıştır.”

“Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk milletinin birliğini, beraberliğini, tüm kurumlarıyla etkin şekilde işlemesini temin, cumhurbaşkanının en öncelikli görevidir. Anayasamızın lafzında ve ruhunda açıkça yer alan bu yaklaşımı, kuvvetler ayrılığı için bir tehdit değil tam tersine birleştirici bir güç olarak görüyoruz. “

“Anayasa'nın hükümleri gereğince Cumhurbaşkanı sadece yürütmenin değil devletin de başıdır. Cumhurbaşkanı'na verilen devletin başı misyonu kuvvetler ayrılığı için tehdit değil birleştirici güçtür.”

“Devletin tüm kurumları bu mekanı rahatlıkla kullanma hakkına sahiptir.”

“Bu gazi mekan konferans salonu, kütüphanesi ve müzesiyle milletimizin dolayısıyla da tüm kurumlarımızın evidir. “

“Demokrasi güçlendirmek için yeni reform hazırlıkları içindeyiz. “

“Önümüzdeki dönemde devam ettireceğimiz dinamik reform süreciyle inşallah demokrasimizi güçlendireceğiz.”

“Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının güçlendirilmesi, bununla birlikte bireylerin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasını temel şart olarak görüyoruz.”

“Kapsamlı bir insan hakları eylem planı hazırlıyoruz. “

Ne güzel, kulağa çok hoş geliyor değil mi bu sözler?
Rüya gibi sanki.
Ülkenin uygulamadaki gerçeklerine baktığımızda; aklımıza hemen, “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” sözü geliyor ve ERDOĞAN'ın bu konuşmasında yer verdiği sözlerin, bir hayal ve  rüya olduğunu anlıyoruz.
Rüyası ve hayali bile hoşumuza gidiyor.
En başta Barolar Birliği Başkanı olmak üzere, Milletimizin uyumaya devam eden kesimleri, uyanık olan bizlere göre daha şanslılar, bu rüyayı görmeye ve demokratik yönetildiğimize inanmaya ve bunun mutluluğunu yaşamaya hala devam ediyorlar.

Güner Yiğitbaşı

02/09/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget