Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Vatan hainliği ile Vatanseverliğin birbirine karıştığı günleri yaşıyoruz!...
Afrin harekatının başlatıldığı bugünlerde,ülkemiz ve ülke insanları çok zor günler yaşıyor.

İyi niyetli bir şekilde, siyasal iktidarı haklı olarak eleştiren muhalefetteki bazı siyasi partilerimiz ile  muhalif basını da oldukça zor günler bekliyor.

Suriye politikasında başından itibaren yanlış yapan siyasal iktidar,yaptığı yanlışların sebebiyet verdiği ülkemizi tehdit eden sonuçları ortadan kaldırmanın telaşı ve gayreti içinde,siyasal iktidarın Suriye politikasında yaptığı, Esat rejimini devirme saplantısına varan, ABD'nin dümen suyundaki yanlışlarını gidermek için atmaya başladığı adımları, hiç kimse küçümseyemez.

Siyasal iktidarın;ilk başta Suriye politikasında yanlışlar yapması,  bu yanlışların yol açtığı ülkenin zararına olan sonuçlarını ortadan kaldırmak için Afrin'e yönelik askeri harekat yapmasının engeli olarak görülemez.

Siyasal iktidarın ilk başta Suriye politikasında, ülkenin güvenliğine ve geleceğine dönük tehlikeli sonuçlar doğuran yanlışları yapmış olması ile sonradan bu yanlışlarını ve tehlikeli sonuçlarını görerek, bu yanlışlarının ülke güvenliği için tehlike arz eden  sonuçlarını gidermek için yaptığı Afrin harekatını birbirine karıştırmamak lazımdır.Yapılan bir yanlışın yarattığı tehlikeleri gidermek için gerekli olan adımları atmak, siyasal iktidarın görevi olup, siyasal iktidar da şimdi Afrin harekatıyla,yaptığı önceki yanlışları ve bunun tehlikeli sonuçlarını gidermeye çalışmaktadır.

Evet ülke zor günlerden geçmektedir,yakın bir geçmişte FETÖ Silahlı Terör Örgütü tarafından,   içinde yuvalandığı Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendisine mensup unsurlarını kullanarak darbe girişiminde bulunulmuş olup, bir yandan, darbe girişiminde bulunan örgütle mücadele edilirken,diğer taraftan da, Suriyenin kuzeyinde,ülkemizin güney sınırında yuvalanan ve ABD'den silah ve moral destek alan bölücü  PYD/YPG ve PKK örgütünün ülkemiz için yarattığı tehlike, ülkemizi dar boğaza sokmuş, bu dar boğazdan çıkabilmek için, ülke içinde iktidarıyla muhalefetiyle tüm siyasal partilerimizin ve siyasal görüşleri ve partileri ne olursa olsun tüm haklımızın birlik ve beraberlik ruhu içinde yek vücut hareket etmeleri,ülkemizin menfaatleri için asgari müşterekte buluşmaları şarttır,ancak bu, siyasal iktidarın hiçbir şekilde eleştirilmeyeceği,yaptığı hataların söylenmeyeceği,ülkeyi bu duruma yanlış Suriye politikaları ile bizzat siyasal iktidarın getirmiş olduğu gerçeğinin gizleneceği,siyasal iktidara koşulsuz olarak biat edileceği anlamına gelmemektedir,

Ülkenin içine düşürüldüğü bu durumun sorumlularını bilmek ve öğrenmek, halkımızın en doğal hakkıdır,bu gerçekleri halkımıza açıklayıp öğretmek de, en başta ana muhalefet partimiz olmak üzere, muhalefet partilerimiz ve aydınlarımızdır.

Bu itibarla, siyasal iktidar ve yandaşlarının;ülkemiz zor şartlardan geçiyor,Afrine askeri harekat yapıyoruz bahaneleriyle hamaset yaparak,doğruları dile getirerek halkımızı aydınlatmaya çalışan muhalefeti ve muhalifleri, vatan hainliği,FETÖCÜ ve PKK'lı ağzıyla konuşmakla,FETÖ ve PKK'ya yardım etmekle suçlamaya hakları yoktur.

Hal böyle iken, siyasal iktidar yetkililerinin son günlerdeki beyanlarına baktığımızda;siyasal iktidarın ve yandaşlarının, her konuda, koşulsuz olarak siyasal iktidara biat etmeyen,siyasal iktidarı haklı olarak eleştiren partileri ve kişileri vatan hainliği ile suçlayarak gayri milli ilan ettiklerine tanık oluyoruz.

Ülkemizde şu anda vatan hainliği ile vatanseverliğin birbirine karıştığı,vatanseverlik ile vatan hainliğinin, bir kılıcın keskin yüzü inceliğindeki bir perdeyle ayrıldığı zor güleri yaşıyor ve esasen suskun olan halkımızın suskun kalmaya devam etmelerinin ve hakikatlerin ortaya çıkmasının istenmediği hassas günleri yaşıyoruz.

Siyasal iktidarı,sınır güvenliğimizi sağlamaya ve ülkemizin tüm güney sınırı boyunca, sıcak denizlere açılan kesintisiz bir Kürt,daha doğrusu PKK/PYD koridorunu önlemeye yönelik Afrin harekatı nedeniyle, sonuna kadar desteklemekle birlikte,Afrin harekatına zeytin dalı ismini vererek,bu harekatın amacını; Suriyede toprak işgali olmayıp,ülkemizin sınır güvenliğini, Suriyede barışı ve Suriyenin toprak bütünlüğünü sağlama olarak açıklayan siyasal iktidar,sınır güvenliğimiz yanında, gerçekten Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunuyor ve Suriye'nin parçalanmasını istemiyorsa,açıkça bir öz eleştiri yaparak, geçmişte Suriye politikasında yanlışlar yaptığını, bugün için Esat rejimini desteklemekten başka bir alternatifin kalmadığını ilan ederek, Suriye lideri Esat'a dostluk elini uzatmaktan,ona yardımcı olmaktan ve birlikte hareket etmekten başka bir seçeneği bulunmamaktadır.

Bu nedenle, Afrin harekatının; Rusya ve İran tarafından desteklenen ve artık Suriyenin başında kalacağı kesinleşen Esat ve rejim muhalifi Özgür Suriye Ordusu unsurlarıyla yapılması, bize göre, harekatın amacıyla çelişmektedir.

22/01/2018
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Güner Yiğitbaşı

İsteriz ki. - Güner Yiğitbaşı
Bu ülkenin insanları olarak isteriz ki;

Ülkemizde olağanüstü hal yönetimi olmasın,demokrasi tüm ilke ve kurumlarıyla uygulanabilsin,

En başta anayasamız olmak üzere,yürürlükteki tüm yasalarımız,sadece idare edilen konumundaki halkımız tarafından değil,bizi yönetenler tarafından da saygı görsün ve harfiyen uygulansın,

Devletimizin,anayasamızda yer alan; insan hak ve özgürlüklerine,hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik ve laik sosyal bir hukuk devleti olma niteliği,tam anlamıyla hayata geçsin ve devletimizin bu nitelikleri kağıt üzerinde kalmasın,

Kuvvetler ayrılığı ilkesi,eksiksiz olarak işletilsin,yasama ve yargı, yürütmeyi denetleme görevini tam anlamıyla yerine getirebilsin,

Yasama organının üyeleri milletvekillerini, parti liderleri belirlemesin,lider sultası kalksın, parti örgütü tabanı tarafından belirlenerek halkın oylarıyla seçilen  milletvekilleri,parti disiplininin gerekli kıldığı sınırların dışında, hür ve bağımsız olabilsinler ve mecliste parmaklarını her seferinde liderin istediği gibi kaldırmasınlar,

Yargı; her yönüyle bağımsız ve tarafsız olsun, hakimler kendi vicdanlarına ve yasalara göre, bağımsız ve tarafsız bir şekilde karar verebilsinler,insanlarımızın yargıya olan güvenleri sarsılmasın,yargıya olan güven hiç azalmasın,yok olmasın,yargı yürütmenin talimatları ve yönlendirmeleriyle asla karar vermesin,

Anayasa Mahkemesi,görevini büyük bir tarafsızlık içinde bağımsız bir şekilde yerine getirsin, yasama,yürütme ve yargı organları kesin ve herkesi bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulasınlar,

Eskiden olduğu gibi parlamenter sistem devam etsin,yasama,yürütme ve yargının tüm yetkilerini tek kişide toplayan,yasama ve yargıyı taraflı ve bağımlı kılan,işlevsizleştiren,insan hak ve özgürlüklerini yok eden Türk tipi başkanlık sisteminden vazgeçilsin,

Eskiden olduğu gibi parlamenter sistem uygulanarak, siyasi partiler ve seçim yasalarında yapılacak olan değişikliklerle, lider sultasına dayalı olmaksızın seçilen milletvekillerinden oluşan meclisin, seçimlerde çoğunluğu kazanarak iktidar olan kanadından atanan başbakanın başkanlığında oluşturulan bakanlar kurulu,meclisin çıkaracağı yasalara ve anayasaya uygun olarak ülkeyi yönetsin,

Eskiden olduğu gibi, ülkenin tarafsız ve partisiz bir Cumhurbaşkanı olsun, Cumhurbaşkanı; parti ayrımı yapmaksızın, her Türk Vatandaşının Cumhurbaşkanı ve  tüm siyasi partilere eşit mesafede olsun,aynı anda bir siyasi partinin genel başkanı ve ülkenin Cumhurbaşkanı olarak iki gömleği üst üste giymesin,ülkenin birliğini ve dirliğini sağlayıp temsil etsin,

Cumhurbaşkanı; yasaların ve anayasanın kendisine tanıdığı sorumsuzluğa, dokunulmazlığa ve imtiyazlara layık olmasını bilsin, sorumsuzluğuna güvenerek anayasayı ve yasaları her fırsatta ihlal etmeye kalkışmasın, kendisi anayasa ve yasaları kolaylıkla ihlal ederken,bu nedenle kendisini eleştiren,bazen de eleştiri sınırlarını aşarak hakaret sınırına çok yaklaşan vatandaşlarından hesap sormaya kalkışarak,haklarında sürekli suç duyurularında bulunmasın,öncelikle hatayı kendisinde arayarak,kendi davranışlarına,beyan ve konuşmalarına dikkat etsin,

Cumhurbaşkanı; halkına rol model olsun, harcamalarında ve yaşantısında ayağını ülkenin sınırlı olan  bütçe imkanlarına göre uzatmasını bilsin,temsilde fedakarlık olmaz,ülkenin itibarı gibi mazeretlere sığınmasın,

Cumhurbaşkanı;kendisini, istisnasız her gün bir toplantıda,törende,açılışlarda hazır bulunarak, buralarda kürsüye çıkıp,gerekli ve gereksiz, sürekli bir konuşma yapma mecburiyetinde hissetmesin,bilakis az ve öz bir şekilde, daha ziyade kendisinin hakemliğine başvurulması gereken ülkenin önemli konularında ve kriz dönemlerinde,ülkenin birliği ve dirliği için gerekli olan zamanlarda ve konularda konuşarak yüzünü eskitmesin, saygınlığını ve inandırıcılığını kaybetmesin,

Atatürk'ün; yurtta sulh, cihanda sulh ilkesine uygun olarak,komşu devletlerle iyi geçinilsin,dostluk ilişkileri kurulsun ve onların içişlerine karışılmasın,devletin yılların birikimi ve tecrübesinden oluşan diplomatik ilke ve geleneklerine ve diplomatların mesleki  tecrübelerine saygı gösterilerek,gerçekçi ve ülke yararına dış politikalar geliştirilerek uygulamaya konulsun,

En başta basın,düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlükleri olmak üzere,tüm insan hak ve özgürlükleri, anayasada yazılı olarak kağıt üzerinde kalmasın,hayata geçirilsin ve işlerlik kazansın,

Laiklik ilkesinden taviz verilmesin,çağdaşlıktan uzaklaşılmasın,özgür düşünceye ve bilime dayalı laik ve çağdaş eğitimden asla sapma olmasın,tüm halkımızın eğitim düzeyi artırılsın,

Ülkenin cari açığı, her geçen sene katlanarak artmasın,

Ülkenin kısıtlı olan bütçe imkanları,taşa ve toprağa harcanıp gömülmesin,ülkenin ihtiyaçları, öncelikleri gözetilerek,tüm yatırımlar istihdama, üretime ve ihracata dönük ve ihtiyaç önceliklerine göre yapılsın,buna dayalı olarak da ihracatımız artsın ve işsizlere iş imkanları yaratılsın,

Ülkemizin verimli toprakları,dört mevsimin yaşandığı o güzel ve eşsiz iklimi ve kırsal kesimde yaşayan vefakar ve cefakar insanlarımızın emekleri değerlendirilerek ve çiftçilerimiz devletimizce  desteklenerek, tarıma dayalı üretimimiz artırılsın,tarım ürünleri üretiminde, ülke olarak, kendi kendimize yeter hale gelelim ve bugün getirildiğimiz tarım ürünlerini dahi ithal eden ülke konumundan süratle uzaklaşalım,

Gelir dağılımında adalet olsun,ülkenin milli geliri ve refahı tabana eşit ve dengeli bir şekilde yayılsın ve paylaşılsın,

Vergi adaleti sağlansın,gerçek kazançlardan alınan vergiler çoğaltılsın,gelir ve kazanç düzeyine göre alınmadığı için adaletsiz olan vasıtalı vergilerin toplam vergilerdeki payı ve oranı asgari düzeye indirilsin,sistem dışı kala kazanç sahipleri sisteme dahil edilerek vergi gelirleri artırılsın,halktan toplanan vergilerle yapılan kamu harcamaları denetlenebilsin,harcamaları yapan yürütme organı, yaptığı harcamaların hesabını millete versin ve bu konuda şeffaflık sağlansın,

Kızlarımızın çocuk yaşta imam nikahıyla evlendirilerek istismar edilmelerinin,çocuk yaşta hamile bırakılarak, çocuk anne yapılmalarının acilen önüne geçilsin,

Kadınlarımızın eşleri,sevgilileri ve ayrıldıkları eşleri tarafından öldürülmelerinin önüne geçilsin,

Sizce çok şey mi istiyoruz?

19/01/2018
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Hukuk İhlalleri Sınır Tanımıyor…
Günlerdir ülkenin gündemini, Mehmet Altan ve Şahin Alpay hakkında bireysel başvuruları üzerine Anayasa Mahkemesinin (AYM) verdiği hak ihlali kararının yerel mahkemeler tarafından uygulanmaması işgal etmiştir.
Bu konuda hukukçular ikiye ayrılmış olup;
 Bir bölümü yerel mahkemelerin Anayasa Mahkemesi kararına direnebileceklerini söylemekte,
Bir bölümü ise Anayasanın 153. Maddesine dayanarak, AYM kararlarının kesin olduğunu, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığını savunarak, yerel mahkemelerin AYM kararlarına uymama yetkisinin bulunmadığı savunmaktadırlar.
Bende yıllarını hukuka vermiş biri, olarak ikinci bölümde düşünenler gibi düşünüyorum.
Bu konu günlerdir tartışıldığı için tekrar tartışma konusuna girmiyorum. Yukarıda yaptığım özetten sonra başka bir hukuksuzluğa değinmek istiyorum.
Bu gün yazılı ve görsel basında yer alan haberde, Mehmet Altan’ın, İstanbul 26 ve 27. Ağır Ceza Mahkemelerinin Başkan ve üyelerinin,  AYM kararına direnip kendisi hakkında tahliye kararı vermediklerinden bahisle Hâkimler ve Savcılar Kuruluna (HSK) yakınma (şikâyet) dilekçesi verdiği bildirilmektedir.
Bu yakınma üzerine HSK Başkanı Sayın Mehmet Yılmaz’a basın mensuplarının sorduğu sorular üzerine verdiği yanıtlar, bu yazının konusunu oluşturmaktadır.
Sayın Yılmaz ne diyor;
“HSK’ye iletilen bir şey yok. HSK’nın dışında bir olay. Benim değerlendirmem hem erken, hem yanlış olur” dedikten sonra, basın mensupların Hâkimlerin tarafsızlıklarıyla ilgili eleştirilerin hatırlatılması üzerine de şöyle devam etmektedir.  “HSK yargının amiri konumunda bir kurum değil. Sadece Hâkim ve savcıların tayinleri, terfilerini düzenleyen, görevini kötüye kullanan, hukuksuzluk yapanlarla ilgili disiplin cezalarını veren bir kurum. Yargıya nizam veren bir kurum değiliz. HSK idari açıdan tasarruf yapar, Yargısal yetkileri beğendim, beğenmedim diyecek bir kurul değil” demektedir.
Gönül isterdi ki Sayın Başkan, “HSK’ye iletilen bir şey yok. Yakınma dilekçesi gelince bakarız” deseydi ve HSK’yı bu tartışmanın içine sokmasaydı.
Sayın Başkanın söylemi içinde doğrular olmakta birlikte yanlışlar da vardır.
Bunların analizini yapmaya çalışacağım.
-HSK’ın yargıç ve Cumhuriyet Savcılarının idari işlemleriyle ilgilendiği doğrudur.
-HSK’nın yargının, yargısal yetkilerine karışma yetkisinin bulunmadığı da doğrudur.
Ancak bir Yargıç ve Cumhuriyet Savcısı hakkında yakınma dilekçesi önüne gelen HSK, Yargısın yargısal yetkisini kullanırken, Anayasayı ve yasaları ihlal edip etmediğine yani görevini kötüye kullanıp kullanmadığına bakmak zorunluluğu vardır.
HSK’ya bağlı müfettişlerce yapılacak soruşturma sonucunda Yargıç veya Cumhuriyet Savcısının görevini kötüye kullandığı saptanırsa, yapılacak üç işlem vardır.
1-İlgili hakkında disiplin uygulaması yapmak. (Eyleme göre meslekten çıkarma da bu disiplin işlemleri içindedir)
2-Suç oluşturan eylemleri hakkında ilgili Cumhuriyet Savcılığına ihbarda bulunmak.
3-Yakınma konusu hakkında yeterli kanıt bulunmadığı takdirde işlem yapmaya gerek olmadığı kararını vermek. 
Bizim dönemimizde böyle yapılırdı.
Bir sürü bahaneyle bu işin içinden sıyrılmak Kurula güveni zedeler.
Türkiye Cumhuriyeti hala bir hukuk devletidir. Anayasa Mahkemesinin kararlarını beğenirsin, beğenmezsin yargı dahil herkes uymak zorundadır.
 Ne yazık ki son yıllarda yargı en büyük zararı yargı mensuplarının tavırlarından görmektedir.
Yargıya güvenin gün geçtikçe azalması da biz eski yargı mensuplarının içini sızlatmaktadır.
Hukuk günün birinde herkese gerekecektir.
Hukukun üstünlüğüne kıymayalım.

18.01.2018
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Gündüz Akgül

Atatürk Ve Ali Rıza Paşa (Anı)
Sevgili Dostlar,
Beni izleyenler bilirler, Kurtarıcımız ve kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk hayranı olarak arada bir Ata’mızla ilgili anıları sizlerle paylaşıyorum.
Bu gün paylaşacağım anı büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ten müthiş bir ders niteliğindedir.
Bu anı, ayni zamandan Kurtuluş savaşının, laik Cumhuriyetin, Atatürk aydınlanmasının var oluşunun nedenidir.
Keyifli okumalar.

17.01.2018
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı


Yıl 1910.
Fransızlar yeni buluşları olan uçağı tanıtmak için tüm uluslardan katılımcıları davet ederler...
Herkes böyle bir buluşun gerçekleşmiş olması nedeniyle şaşkın ve meraklıdır...
Dönemin Osmanlı Hükümeti'ne de katılımcı için haber gönderilmiş...
Hükümet icatlara oldukça meraklı olan Ali Rıza Paşayı gönderelim o meraklıdır demişler...
Ve derhal saraya çağırmışlar...
Kendisine Fransızların buluşundan bahsetmişler ve Osmanlı'yı temsilen gitmesini istemişler...
Ali Rıza Paşa -"Bunu biz yapmalıydık" demiş içinden hayıflanarak...
"Yalnız" demişler Paşa'ya "davet 2 kişilik yanına 1 kişi daha al onu da sen belirle" demişler...
Ali Rıza Paşa biraz düşünmüş ve -"bir delikanlı var onu götüreyim" demiş...
Neyse Ali Rıza Paşa ve delikanlı Paris’in yolunu tutmuşlar...
Paris'te otele yerleşmişler.
Ve buluşun gösterileceği gün kalabalık meydan ve pist herkes merakla bekliyor...
Derken pilot hazırlıklarını yapıyor...
Üstüne mont giyiyor birde gözlük takıyor...
Uçak havalanıyor...
Parendeler taklalar manevralar müthiş bir gösteri...
Piste iniyor...
Alkışlar arasında iniyor uçaktan...
Herkes kıskanç ama şaşkın...
Bir yetkili bir gönüllü istiyor...
pilotun arkasında ona eşlik edebilecek cesareti olan..
Bizim delikanlı atılıyor…
Ben ben...
Tamam, deniyor ve delikanlıya gözlük ve mont veriliyor...
Delikanlı montu giyiyor gözlüğü takıyor…
Kalabalıktan sıyrılmak üzere iken Ali Rıza Paşa kolundan tutuyor…
"Boş ver sen binme bırak başkası binsin" diyor...
"Neden" diye soruyor delikanlı
"Bir şey mi hissettiniz"..
"Yok, sen yine de binme evlat" diyor...
Derken başkası biniyor uçağa..
Uçak havalanıyor delikanlı öfkeli Paşa’ya...
Parendeler…
Manevralar…
Derken uçak alev Topuna dönüyor ve piste çakılıyor..
2 ölü...
Delikanlı Paşa'ya bakıyor hayretler içinde...
Pasa mağrur ve mutlu bir insanı kurtardığı için...
Ama bir başkası ölmüştü...
Ama kurtardığı bir insan değildi...
Bir ulustu...
Çünkü delikanlı Mustafa Kemal ATATÜRK'TÜ...

Sunay Akın'dan alıntı.

Not: Tarihin garip tezatlarından biri olsa gerek Ali Rıza Paşa yapmış olduğu çeşitli görevlerdeki süre içerisinde meydana gelen talihsizlikler nedeniyle "Düztaban (uğursuz)" lakabıyla da anılmıştır. Bu olaylar kısaca Rus konsolosun öldürülmesi olayı, 31 Mart Vakası, Balkan savaşı ve Balkanların kaybı, Seferberlik (1.Dünya Savaşı) ve sonrası oluşan can ve toprak kayıpları gibi

Gündüz Akgül

Ümit Kocasakal'ın Adaylık Açıklaması
İstanbul eski Baro Başkanı ProfesöR Dr.Ümit KOCASAKAL, nihayet sessizliğini bozarak CHP Genel Başkanlığına adaylığını açıkladı.

Ümit KOCASAKAL;iyi yetişmiş,bilgili,kültürlü,yürekli,aklından geçenleri korkusuzca açıklayabilen, iyi konuşan,aydın sorumluluğunu üzerinde taşıyan,gerçekten ülkesini ve halkını seven ve karşılıksız olarak halkına ve ülkesine hizmet etme aşkı içinde bulunan değerli bir insan ve akademisyendir.

Türk insanı,Ümit KOCASAKAL'ı sürekli katıldığı televizyon programlarında Atatürk ilkelerini,demokrasiyi,cumhuriyeti,insan hak ve özgürlüklerini benimseyen ve savunan cesur açıklamalarından ve uzun süre icra ettiği İstanbul Baro Başkanlığındaki olumlu çalışmalarından çok iyi tanıtmaktadır.

Ümit KOCASAKAL'ın; birikimleri,hukukçu kimliği ve entelektüel kişiliği ile CHP Genel Başkanlığına aday olmaya layık bir bir kişi olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu nedenle, CHP Genel Başkanlığına adaylığını açıklaması, bizleri hiç şaşırtmamıştır, bizim için sürpriz olmamıştır, CHP Genel Başkanlığı Ümit KACASAKAL'a mı kaldı yahu dedirtmemiştir.

Ancak, CHP Genel Başkanlığına layık bir kişi olmak,bu görevi yürütebilecek liyakati taşımak ve uzun vadede partiye seçim kazandırabilecek bir umut ışığı olabilmek; ülkemizin ve ülke demokrasisinin karşı karşıya bulunduğu tehlike ve bu nedenle de, demokrasi ve cumhuriyetimiz için, köprüden önceki son çıkış olan seçimlerin kapıda olması nedeniyle,zamanlama olarak,Ümit KOCASAKAL'ın bu kongrede aday olarak CHP Genel Başkanlığına seçilmesinin, parti ve ülke adına hiçbir yarar sağlamayacağını değerlendirmekteyiz.

Evet,Ümit KOCASAKAL; Dünyanın sayılı barolarından olan İstanbul Barosunu, başkan olarak uzun süre temsil ve idare etmiş olması nedeniyle, idarecilik konusunda oldukça deneyim kazanmışsa da, parti yönetiminin,parti genel başkanlığının,hem de CHP gibi parti disiplininin gevşek,parti içi demokrasinin oldukça geniş olduğu,en ufak bir başarısızlıkta homurdanmaların başladığı ve olağanüstü kurultay çağrılarının devreye sokulduğu bir parti de başarılı olabilmek için, bilgi ve birikime ilaveten mutlak olarak bulunması gereken,parti yönetimi,parti örgütleriyle ilişkiler,ilçe ve il kurultayları,ilçe ve il yönetimlerinin seçilmesi,delege ilişkileri,parti içinde zaman zaman devreye sokulabilen entrikalar konularında siyasi tecrübe,kıvraklık ve en önemlisi de politik dayanıklılık ve tahammülün,Ümit KOCASAKAL da henüz yer etmediği kesindir.

Bu nedenle,Ümit KOCASAKAL bize göre acele etmemeli, bir süre partinin İstanbul teşkilatında çalışarak biraz pişip olgunlaşmalı ve siyasette tecrübe kazanmış olarak hedefine CHP Genel Başkanlığını koymalıdır.

Şimdiki genel Başkan KILIÇDAROĞLU da bürokrasiden gelmiştir ama, uzun süre milletvekilliği ve grup başkan vekilliği yaparak partinin ve meclisin içinde piştikten sonra,koşullar da öyle gerektirdiği için,parti içinde büyük bir desteğe sahip olarak bu koltuğa talip olup seçilmiştir.

Bizim naçizane görüşümüz, Ümit KOCASAKAL'ın, çok önemli seçimlerin arefesinde,dere geçilirken CHP Genel Başkanlığına adaylığı, zamanlama olarak hem kendisi ve hem de ülke için yararlı değildir.

Ümit KOCASAKAL'ın; acele ederek, bugünün koşullarında aday olup, kurultayda alacağı bir hezimet, kendisini aktif siyasetten soğutabilecek ve ileride, doğru zamanda CHP genel başkanlığına aday olup seçilerek yapması muhtemel çok faydalı hizmetlerin doğmadan sonlanmasına neden olabilecektir.

Güner Yiğitbaşı

17/01/2018
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Anayasa Mahkemesinin İtibar Kaybı
Kuvvetler ayrılığı ilkesinin geçerli olduğu demokrasilerde, yargı ve yargıya hayat veren mahkemeler,yasama ve yürütmenin yanında Türk Milleti adına egemenlik hakkını ve yetkisini kullanan,insan hak ve özgürlüklerinin teminatı olan çok önemli anayasal kuruluşlardır.

Yargı erki içinde yer alan bir mahkememiz vardır ki; yasama erkinin yaptığı yasaların,yasa hükmündeki kararnamelerin ve Meclis İç Tüzüğünün anayasaya uygunluğunu denetleyebilen,yüce divan sıfatıyla üst düzey kişileri yargılayabilen ve kararları; kesin ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayan bu mahkeme,yetkisini ve meşruiyetini anayasadan alan Anayasa Mahkememizdir.

Bu yönüyle ve gördüğü işlevi itibariyle Anayasa Mahkemesi; yargı erki içinde yer alan,kararları tüm yargı organlarını ve  mahkemeleri de bağlayan,tabiri caiz ise, mahkemelerin mahkemesi,en üs düzey yüce bir mahkemedir.

Anayasa Mahkemesi bu konumu itibariyle, anayasamız tarafından en itibarlı, tarafsız,bağımsız,kararlarına güvenilmesi ve uyulması gereken bir yüksek mahkeme haline getirilmiş ise de,bu yeterli değildir.Anayasa ile kazanılan bu itibar, güvenin ve diğer özelliklerin fiilen korunması ve devam ettirilebilmesi,Anayasa Mahkemesinin yasa ile kendisine verilen işlevi, hiçbir baskıya boyun eğmeden,korkusuzca,tarafsız ve bağımsız olarak hakkıyla yerine getirdiğini ortaya koyan, anayasamıza uygun yerinde ve isabetli kararlarıyla mümkündür.

Anayasa Mahkemesi; şu veya bu nedenle,anayasayı,anayasal düzeni, insan hak ve özgürlüklerini koruyup kollayan tutumundan uzaklaşırsa,olağanüstü hal koşullarının ve siyasal iktidarın baskılarına boyun eğer hale gelirse,siyasal iktidardan korkar ve çekinirse, bu korkusunu kararlarına yansıtmaya başlayarak,siyasi iktidarın hoşuna gidecek kararlara imza atmaya başlarsa,kararları hukukilikten uzaklaşarak siyasi niteliğe dönüşürse;itibarını,tarafsızlığını,bağımsızlığını,güvenilirliğini ve inandırıcılığını yitirmeye başlar,bu itibar kaybı o hale gelir ki, anayasaya göre kararlarına uymak zorunda kalanlar,kararlarını tartışmaya başlarlar ve bir an gelir,kararlarına uymamayı dahi kendilerine hak görürler.

Uzun lafın kısası, Anayasa Mahkemesine en büyük kötülüğü başkaları değil,bizzat Anayasa Mahkemesinin kendisi yapar.

İşte Anayasa Mahkemesi de en büyük kötülüğü bizzat kendisine yapmış ve bugün, şayet Mehmet ALTAN ve Şahin ALPAY hakkında vermiş bulunduğu hak ihlali kararı paçavraya dönüştürülmüşse, yargı erki içinde en alt hiyerarşide bulunan yerel mahkemeler, anayasanın 153. maddesindeki mecburiyete rağmen,kararlarını uygulamıyorlar ve yok sayıyorlarsa, Anayasa Mahkemesinin değerli yargıçları,uzun uzun düşünerek, biz nerede hata yaptık sorusuna cevap aramalıdırlar.

Bir hukukçu olarak biz yardım etmeye çalışalım,bize göre Anayasa Mahkemesini süratle itibar kaybına sürükleyen kırılma noktası; düzenledikleri konular ve içerikleri itibariyle,olağanüstü halin ilanını gerekli kılan konuları içermemesine,bu nedenle de, olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi olmamalarına,sadece adının olağanüstü hal kanun hükmünde kararname olmasına rağmen, ana muhalefet partisinin iptal istemiyle Anayasa Mahkemesinin önüne götürdüğü, sadece ismi OHAL KHK olan,aslında uzaktan yakından OHAL KHK olmayan metinleri incelemeye almayarak,kendisini bu konuda yetkisiz sayarak bu başvuruyu geri çevirmesidir.

Evet, Anayasa Mahkemesi; kendisinin eski kararlarına ve anayasanın özüne aykırı olan OHAL KHK larıyla ilgili olarak tesis ettiği yetkisizlik kararıyla,ayağına silah sıkmış, kendi varlık sebebini inkar etmiş,anayasamıza göre kararlarına herkes tarafından uyulması gerekirken, kararlarına en altta bulunan yerel mahkemeler tarafından dahi uyulmayan bir konuma gelerek,en üst düzey yüksek mahkeme olma niteliğini, itibarını,tarafsızlığını,bağımsızlığını,güvenilirliğini ve inandırıcılığını, fiilen  kaybetmiştir.

Bu fiili durum, demokrasimiz adına umut kırıcı ve üzüntü vericidir.

Güner Yiğitbaşı

16/01/2018
Güner YİĞİTBAŞIHukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget