Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Dingo’nun Ahırı - Mehmet Halil Arık
39 can daha yitti bir eğlence mekanında yılın son günü. Kanlı kepaze 2016, giderayak, yine yaptı yapacaklarını...
*
Elini masaya tak tak vurdu adam öfkeliydi. İşaret parmağı havada kaldı bir süre. Belli ki; bugüne kadar söylenenlerden farklı bir cümle arıyordu. Salladı parmağını birkaç kez aşağı yukarı. Beden dili gösteriyordu ki, o aranan farklı cümleler döküldü, dökülecekti peşpeşe…
- Türkiye Dingo’nun ahırı değildir!...
Önemsedim çıkışı… Dingo’dan çok, “ahır’a” odaklandım.
Her ne kadar “değildir” vurgusu kabullenmeyi şiddetle reddetmiş olsa da, bu ülkeyi hala “Dingo’nun ahırı” gören, birileri var demek ki!...
Dingo’nun ahırı sıfatı kazandıran birileri… mi deseydim yoksa?
Ahır sahibi Dingo kimdir, nerede oturur, dostları kimdir bilmem. Yap işlet devret yöntemiyle kayırmalı, korumalı, devlet garantili ahırlar kiralamış, köprüler kapatmış, mekanlar kapmış, rezidanslar yapmış…mıdır bunları da bilemem. Ama bu ülke insanlarının canları da malları da, bir karış toprağı da Dingo’ların cirit atmalarına fırsat bırakılmayacak kadar değerli olması gerektiğini iyi bilirim.
*
Onlarca kanlı olay, binlerce can kaybı yaşadık, yaşıyoruz. Acı köşebaşında, acı sokakta, acı düğünde, acı meydanda!.. Üçle beşle on’la da yetinmez oldu. 40, 50, 90… 1000’leri aştı çoktan!.
İçteki ve dıştaki cephelerden gelen acılar, acıların tuzu biberi…
Bunca Dingo nerede hayat buldu?... Bunca Dingo hangi “ahır”ları nasıl mekan tuttu? En önemlisi de bunca Dingo’ların kimler elinden tuttu? Ne çok haini varmış bu ülkenin; ne de çok düşmanı!?... Hadi bildik, haini kendi beslemesidir ülkenin… Ya bunca düşman, bunca Dingo nasıl nasıl ahır buldu ülke içinde. Artık düşman sadece, karşımızda cephede değil, içimizde!...
Söylemler yine, aynı: “Terör kendi kanında boğulacak!” “Kanları yerde kalmayacak!” “Terör nereden gelirse gelsin, hak ettiği cezayı bulacak!” “Unutmayacağız, unutturmayacağız!”
Bugüne kadar kaç yürek yangınımıza çare oldu bu havada kalan söylemler… Bırakalım, bir yıl, altı ay öncesini son bir ayda yaşadıklarımızı ve teröre kurban verdiklerimizin kaç tanesini kaçımız hatırlar!?...
“Dilerim sizler de şehit olursunuz!” diyerek ucunda şehitlik bile olsa, ölümü nasıl kutsar bir bakan!?... Ölüler savunamaz ki vatanı… Bu ne menem bir söylemdir ki; ölüme kutsiyet adına sorumsuzca çağrı çıkarır bir bakan!...
Hüner ölmeden kurtarmaktır vatanı. Düşmanın hedefi öldürmektir. Hangi tarih yazar, ordusu şehit olmuş bir ülkenin kurtuluşunu!?...
Dingo’nun ahırı yapılmayacaksa bir ülke, ilk görev yaşamak ve yaşatmaktır.
Yaşatmaktır bir ülkede yönetimin görevi.
Huzurlu yaşatmaktır, güven içinde yaşatmaktır, karnı tok, sırtı pek kılmaktır. Hukuku üstün kılmaktır, refahı eşitçe ve hakça dağıtmaktır, Ülkeyi, Dingo’nun ahırı olmasın diye gereğini yapmaktır hükümetlerin!...
Dünün Dingo’larına rahat ahırlarda mesken tutmaları sağlanırken, sınırlardan girişler denetimsiz kalırken, Ülke içindeki her 10 -12 kişiden biri göçmen statüsünde diledikleri yerlerde serbestçe dolaşmaları görmezlikten gelinirken, ülke çoktan Dingo’nun ahırı olmuştu.
Yılbaşını kana bulayan Kırgızistanlı, Dingo da benzer yollarla girmemiş mi ülkeye?... Katettiği onca yolda takılmamış bir tek denetime…
Bir bataklık yaratılmışsa, sivrisineklerden şikayet ancak aptalların işidir.
Türkiye’yi Dingo’nun ahırı olmaktan kurtarmayı,“Türkiye, Dingo’nun ahırı değildir!” söyleminden daha çok önemsiyoruz. İçerde, dışarıda, ekonomide, hukukta, eğitimde sağlıkta, ülkeyi laik demokratik, sosyal bir hukuk devleti yapmak yerine, “yaratılan fiili durumun peşine takılıp” yasa tanımazlığa meşruiyet kazandırmakla, ülke, Dingo’nun ahırı olmaktan kurtarılamaz. Dingo’lara daha da yer açar!...
“Eşeğin yerine semerini dövdükçe, sopayı semerin kıçında kırsanız, ne yazar!?.” Derdi ninem.
Ah bir anlayabilsek, semeri dövmekle eşek yola gelmez!...
*
Keramet sözde değil, eylemdedir!...
“Dingo’nun ahırı değil!” demekle, ne Dingo’lar yok olur, ne de o ahırın eşekleri.
*
Ülkede terör eylemi yaratanları “Türkiye'de hayat tarzları üzerinden, inanç farklılıkları üzerinden ayrışmaları ortaya koymaya çalışıyorlar” Denilerek suçlamaya bir gerekçe hazırlamaya çalışılıyor.
Bu saptama, terörün onlarca – yüzlerce yöntemlerinden birisi olabilir ama tamamı olamaz.. Adı üstünde, hain ve düşman, yararlanabileceği her yöntemi kullanacaktır. Ülkeyi yönetenlerin görevi de bu haince yöntemleri bertaraf etmektir. Siyasi başarının ölçütü, her seçimde sadece daha çok oy almak değil, ülke içinde, haine, düşmana, tüm Dingo’lara “ahır” kapılarını kapatabilmektir.
Tavizlerle sağlanan geçici başarılar, gelecekte hurma olur tırmalar!..,

Mehmet Halil Arık
Emekli eğitimci - DENİZLİ

Laik Cumhuriyet olmadan olmaz - Yılmaz Özdemir
Cumhuriyet’in mayası temiz ve sağlamdır çünkü Cumhuriyet’i kuran irade Tam Bağımsızlık ve vatanseverliği kendisine ilke edinmiş kadroların eseridir.
İşgal yıllarında her inançtan yurtseverin omuz omuza vererek kazandığı Milli Kurtuluş Savaşı sonrası aynı azim ve karalılıkla kurulan Cumhuriyet’in değerini daha iyi anlayabilmek için sizlere üç kişiyi anlatmak isterim.
HACIBEKTAŞ POSTİNİŞİ ÇELEBİ CEMALETTİN EFENDİ
Gazi Mustafa Kemal Atatürk Milli Mücadele’yi başlatmak için Samsun’a çıktıktan sonra Ankara’ya gitmeden önce 21-22 Aralık 1919’da Hacıbektaş’a uğrar ve dergahın potnişi olan Çelebi Cemalettin Efendi ile özel bir görüşme yaparak Milli Mücadele’ye destek ister.
Hacıbektaş görüşmesinde en ilginç konuşmayı Veliyettin Çelebi sonradan yakınlarına şöyle aktarmıştır:
Çelebi Cemalettin Efendi, Mustafa Kemal Paşa’ya “Paşa Hazretleri cesaretli ve basiretli idarenizde Türk milletinin düşmanı kahredeceğine inancımız sonsuz! Yüce Allah’ın milletimize müesser edeceği zaferden sonra Cumhuriyet ilanı düşünüyor musunuz?” M. Kemal Paşa bunun üzerine “O mutlu günün ilanına kadar aramızda gizli kalmak kaydıyla, evet Çelebi Efendi Hazretleri” diye yanıtlar.
Türbede M. Kemal Paşa’ya kılıç kuşatılıp yola kabul edilir. M. Kemal’in yolunda ve izinde olacaklarına, destek vereceklerine yek vücut olarak hareket edeceklerine ikrar verilir. Coşkulu bir karşılama gibi, uğurlama yapılır.
Daha sonraki dönemde Cemalettin Efendi Anadolu’daki Bektaşi dergahlarına yazılar göndererek Milli Mücadele’ye asker ve para desteği verilmesini ister.
ANKARA MÜFTÜSÜ BÖREKÇİZADE MEHMET RIFAT EFENDİ
Ankara’da Millet Meclisi’ni açma çalışmaları devam ederken 11 Nisan 1920’de İngilizlerin baskısıyla Damat Ferit hükümetinin şeyhülislamı Dürrizade Abdullah Efendi tarafından yazılan ve Vahdettin tarafından onaylanarak İngiliz uçaklarından Anadolu’ya atılan Milli Mücadele’ye destek verenlerin halifeye başkaldırı içinde olduğu ve katledilmelerinin İslam’a uygun olduğu yönünde bir fetva verilmişti.
Bu fetvaya karşılık Ankara Müftüsü Börekçizade Mehmet Rıfat Efendi, Milli Mücadele’nin desteklenmesi ve düşman işgaline karşı direnmenin gerektiğini belirten ve tarihe Ankara Fetvası olarak geçen ve kendisinden başka 153 müftünün imzaladığı fetvayı o günün olanaklarıyla bütün Anadolu’ya yolladı.
TÜRK ORTADOKS PATRİĞİ PAPA EFTİM (Zeki Erenerol)
Yozgat Akdağmadeni ilçesinde Ortadoks Türk bir ailenin çocuğu olarak 1884 yılında dünyaya gelen Papa Eftim, 4 Eylül Sivas Kongresinden önce Mustafa Kemal Paşa tarafından Sivas'a davet ederek uzun uzun sohbet eder. Daha sonra Kayseri’de toplanan Türk Ortodoksları Kongresi’nin kararıyla Ankara Hükümeti nezdinde ” Türk Ortodoksları Cemaat ve Kiliseleri Umumi Vekili ve Murahhası” seçilmiş ve Milli Hükümet tarafından tanınarak Ankara’ya gelmiş ve düşmanın vatandan kovulmasına kadar Mustafa Kemal Paşa ile birlikte çalıştı.
İşgal yıllarında Fener Patrikhanesi’nin bütün dünya milletlerine hitaben yayınladığı bir beyanname, derin yankılar uyandırmıştı. Bu beyannamede şöyle deniliyordu:
“Canavar, zalim Kemalistlerin zulmünden, biz Hıristiyanları kurtarmaya geliniz! Ankara’daki zehirli yuvalarını yıkmak için acele ediniz!”
Büyük Taarruz’dan önce, meclis binası önünde Yunan Mezalimine karşı yapılan toplantıda, Mustafa Kemal Paşa Papa Eftim’in de konuşmasını ister. Hazırlıksız olduğunu söyleyerek konuşmak istemeyen Eftim, Paşa’nın “içinden geldiği gibi konuş” demesi üzerine, hemen koşarak meclisin bahçe duvarına çıkar, Patrikhanenin ihanetini, Türk Ortodoksların mal ve canlarıyla Milli Mücadelede olduklarını haykırarak, Hz.Davut ile Goryat’ın savaşını örnek göstererek;
“Düşmanlarımızın her şeyi var. Bizim silah ve cephanemiz yok; amma göğsümüzde imanımız var. Mutlaka kazanacağız! Fener Patrikhanesinin ihanet mumunu söndüreceğiz; muzaffer olacağız!” der.
Hani günümüzde sıkça kullanılan fakat bir türlü altı doldurulamayan bir söz var ‘’Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.’’ Diye işte bu üç yurtseveri tanıyınca bu sözün derinliği bir kez daha ortaya çıkıyor.
Son olarak tarihte de örneğini gördüğümüz gibi bizi bir arada tutacak ve kurtaracak olan birlik dinsel ya da mezhepsel birlik değil Yurtseverliktir. İnsanlar değişik din, mezhep ya da inançtan olabilirler fakat aynı topraklar üstünde kader birliği yapmış iseler yurtsever olmak ve omuz omuza birlikte mücadele etmek zorundalar. Bunun içindir ki bütün inançlara eşit mesafede olan Laik Cumhuriyet olmazsa olmazımızdır.

Yılmaz Özdemir

Sıkça Tekrarlanan Bir Söz - Güner Yiğitbaşı
Ülkemizde, şu sıralarda sıkça tekrarlanan bir söz var,milli birlik ve beraberlik.

AKP iktidarının bu güzel ve anlamlı sözden ne anladığını hepiniz çok iyi biliyorsunuz; 80 milyon insanımız bizim fikirlerimizi ve icraatlarımızı desteklesin,bize biat etsin,bizi hiç eleştirmesin,biz ne yaparsak ve söylersek doğrudur,gerisine karışmasınlar, sürekli bizi iktidarda tutsunlar,anlayışları bu.

Bu makalemizde, biz bir örnekle, milli birlik ve beraberlikten bir kesit sunmaya çalışacağız.

Biliyorsunuz AKP iktidarı hiçbir haklı gerekçesi ve avantajlı yanı  olmadığı halde, bu sene yaz saati uygulamasına kışın da devam kararı aldı.

Bu kararın ve uygulamanın mahzurlarını tüm halkımız yaşayarak gördüler.Okul çağındaki çocuklarımız, sabahın köründe daha hava aydınlanmadan karanlıkta yataklarından kalkarak okul yolunu tutuyor,çalışanlarımız da aynı şekilde karanlıkta işlerine gitmek zorunda kalıyorlar,yaz saati uygulamasının asıl amacı olan enerji tasarrufu yapılamadığı gibi, enerji sarfiyatında artışlar olduğu kayıtlarla sabit.

Bu uygulamadan vaz geçilmesi için binlerce imza toplanmış ve medyada bu uygulamanın mahzurları ortaya serilmiş ve halkımızın şikayetleri ve kış saati uygulamasına geçilmesi dilekleri,iktidar yetkililerine sunulmuştur.

Geçenlerde Hükümet sözcüsü ilgili bakan bir açıklama yaparak, yaz saati uygulamasından geri dönülmesinin söz konusu olmadığını açıklayarak,tartışmaya son noktayı koymuştur

Kanaatimizce, siyasal iktidar,bizim bilmediğimiz gizli bir ajandanın gereği olarak yaz saati uygulamasına devam etmekte olup,siyasal iktidar bu uygulamanın devamını gerekli kılan haklı ve inandırıcı bir neden sunamamakta,dayatma ile halkını üzmekte,onların mutlu olmalarını istememektedir,oysa ki, halkın oylarıyla iktidara gelenlerin asli görevleri, halkının can güvenliklerini sağlamak ve onların mutlu olacakları kararları almaktır.

Halkının can güvenliğini sağlayamayan AKP iktidarının,hiç değilse yaz saati uygulamasından vaz geçilmesini talep eden halkının bu haklı ve yerine getirilmesi çok kolay olan bu isteğini yerine getirerek onları mutlu etmesi gerekmez mi?

İşte,bize göre AKP iktidarı, halkın sesine kulak vererek yaz saati uygulamasına son vermek suretiyle halkını mutlu edip, milli birlik ve beraberliğin güzel bir örneğini uygulamaya koyabilirdi.

Bir siyasal iktidarın, egosunu yenerek, halkını mutlu edecek olan ve herkesin olumlu bulduğu kararlara ve uygulamalara imza atabilmesi,milli birlik ve beraberliğin ta kendisidir.Siyasal iktidar;kötü yönetimiyle her sıkıştığında milli birlik ve beraberliği sadece halkından istememelidir.

04/01/2017
Güner YİĞİTBAŞI 
Hukukçu

ENERJİ_SA vurgunu - Tünay Süer
2017 ye yine kanlı bir katliamla girmiş olduk.
Bu katliamı yapan elbette insan olamaz.
Yüz hatlarını incelediğimizde hain bakışlar ve kötülüğün kanına işlemiş olduğu soğukkanlı bir cani görüyoruz.
Onlarca suçsuz insanı yaralayan 39 kişinin ölümüne sebep olan katilin öldürülmeden yakalanmasını ve sorguya alınmasını, arkasında hangi güç veya güçlerin olduğunu öğrenmemizi isterim.
Gerek Twetter de gerekse basında halkı bölmeye kalkan, kin ve nefret aşılayan yazıları yazanların, söylemler yapanların da acil cezalandırılmalarını dilerim.
Memleket alev topuna dönmüş, dış ve iç düşmana karşı kardeşliğimize, birlikteliğimize daha çok ihtiyaç olduğu bu dönemde dindar, dinsiz diye ayırmak, mezhep ayrılığı yapmak bu ülkeye verilecek en büyük zarardır.
Emperyalizmin ve kapitalizmin ülkemizi yok etmelerine asla izin vermemeliyiz.
Umutlarımızı yitirmeden güçlü bir Türkiye olmalıyız.
“Denizler durulmaz dalgalanmadan. Umutlar yeşermez, sevgi olmadan” demişler ya, ne kadar doğru söylemişler.
Aramıza nefret tohumları ekmeye kalkanlara inat birbirimizi sevmeli ve el ele vererek önce vatan demeliyiz.
                                                                          ***
Enerji_SA Vurgununa gelince başıma gelen olayı sizlerle paylaşmak istedim.
Bildiğimiz gibi AKP İktidarı her şeyi özelleştirdi.
Olan vatandaşa oldu.
Bizlerin ceplerine beş kuruş girmediği gibi, kaşıkla verdiklerini kepçe ile almaya başladılar.
1999 yılında Kartal Uğur mumcu da bir sitedeki daireye taşındım.
AKTAŞ ELEKTRİK T.A.Ş ile 13.12.1999 da sözleşme yaptım.
Orada yaklaşık bir yıl kadar oturdum.
Oradan Kadıköy Yoğutçupark’ta başka bir eve taşındım.
Tabi yeni eve çıkmadan bir hafta önce Uğurmumcu’da ki evle ilgili su, elektrik gibi borçlarımı toptan ödedim.
Görevli memur saati kaldıracaklarını işimin bittiğini söyleyerek, istememe rağmen, her hangi bir evrak vermedi bana.
Ben de saf, saf ona inandım.
Demek ki bu işler böyle diye düşündüm, çünkü o tarihte bir başka yerde elektrik tesisatın varsa ve borcun olursa onu kapatmadan diğerini açtıramıyordun.
Neyse hiç bir sorun olmadan yeni ev için AKTAŞ T.A.Ş ile 25.10.2001 de yeni sözleşme yaptım.
Yeni evin adresi mukavelede yazıldı
Yoğurtçupark’taki evden depremde çatlaklar oluştuğundan bu sefer aileme daha yakın olan bir ev tuttum. ve oradaki elektriği kapatıp yeni ev için TEDAŞ.Anadolu Yakası olarak değişen şirketle  25.09.2002 tarihinde yeni sözleşme yaptım.
Buraya kadar her şey normal…
Ne var ki 7 yıl sonra bana bir ihbarname geldi ve Uğurmucu’daki evden borç çıkarttılar.
Üstelik benden sonra oraya taşınan ve mahkeme kararıyla evden çıkarılan şahsın iki aylık borcunu da bana yüklemişler.
Uğurmumcu’daki site yöneticisinden mühürlü yazılı orada oturmadığıma dair yazılı belge aldım ve TEDAŞ’a verdim.
Ev satılmış, yeni ev sahibinin adını soyadını ve telefonunu da yazdığım dilekçeye ilave ettim.
İtiraz dilekçesi verdim ama bu işleri bilmediğimden 621 TL yi yine ödedim.
Mesele kapandı.
Yok, hayır kapanmamış meğer.
Aradan 7 yıl geçti yine aynı şey tekrarlandı.
Şirket yine değişmiş bu sefer EERJİ_SA olmuştu.
Üstelik haberim olmadan 2012 de icraya vermişler.
Şirket avukatından gelen mesajla şaşırdım kaldım.
Bu sefer borç faizleri ile 2 bin TL gözükmüş.
15 yıldır aynı evde ikamet etmekteyim ne bir uyarı ne de bir belge gelmemişti bana, zaten gelmemesi gerekirdi.
Çünkü iki kez ödeme yapmıştım.
Elektrik idaresine gittiğimde benden ödeme makbuzu talep edildi.
Ben de beş sene saklamam gerektiğini düşünerek aradan 7 yıl geçti diyerek yırtıp attığımı ve sözleşmeleri nasılsa sakladığımı , dosyalara bakmalarını söyledim.
Efendim, onlar yeni şirketlermiş, ben Pendik’e gidip uğraşacakmışım VS.
Sinir tepeme çıktı.
Kredi kartlarım ile dava hakkım saklı olmak üzere icrayı durdurmak için ödemeyi yaptım.
Daha sonra avukatımla görüştüm yanlış yaptığımı bana ait olmayan borcu ödemekle yanlış yaptığımı söyledi.
Şimdi ENERJİ_SA ya dava açıyorum.
Çünkü 7 sene bazen kaçak kullanılmış ve bana ait olmayan borcu bana yükleye hakları yok.
İcra hemen gelmezmiş VS.
İnanın elektrik idaresine gittiğimde benim gibi onlarca mağduru gördüğümde şaşırdım kaldım.
Herkesten ödeme makbuzları isteniyordu.
Hanımın birisi 15yıl geçti kızım nereden bulayım diye feryat ediyordu.
Bir başka beye faizleri ile birlikte 20 bin lira çıkartmışlardı.
Adam avaz avaz bağırıyordu.
Demek ki özelde şirket adı değişince, başka bir yönetim gelince böyle soygunlar oluyor.
Evet, bunun adı soygundur, vatandaşı soymaktır.
Birkaç gün önce Enerji Bakanı Albayrak elektrik kuruluşlarını ziyaret etmiş.
AKP Başkan Vekili Bülent Turan, Albayrak’ın, ziyaret ettiği kuruluşlardaki tavrını eleştirerek,
“Adamın mütevazı bir makamı var, sensin büyük, anladık. Ne olur ziyaretinde makamı sahibine bırakıp karşısına otursan da adamı da onore etsen!” demiş.
Keşke bir de ona bu özel şirketlerin vatandaşa yaptığı muameleyi tebdili kıyafetle gidip izlemeyi önerseymiş.
Ben bu durumu başbakanlığa da bildireceğim ve peşini bırakmayacağım.
Velhasıl bu iktidar Türkiye’yi yönetemiyor, olan bizlere oluyor…
                                                                     ***
 Bu arada sevgili dostlar koşuşturmaktan canım çıktı.
Minibüste cüzdanım çalındı.
Kimliğim, banka kartlarım, ehliyetim, önemli belgelerim ve hatırı sayılır paramda gitti.
Bilmem kaç tane hırlıyı, hırsızı hapishaneleri boşaltmak için salıverdiler.
Ortalık bu adamlarla doldu.
Karakol, marakol koşturdum durdum
Kartları iptal ettirdim.
Yarın muhtardı, Nüfus dairesiydi koşturacağım yeni kafa kâğıdı almak için.
 Aman siz, siz olun bu iktidar gidene kadar ödeme makbuzlarınızı saklayın ve çantalarınızı sıkı tutun.
Tünay Süer
04.01.2017

“Dinci kinci” tarlası ürün vermeye başladı! - Cevat Kulaksız
Sözcü’de yazan Yılmaz Özdil, bir yazısında Rusya elçisi katili dinci kinci için “dinci kinci tarlanın ürünü” diyordu, ben de ondan esinlenerek böyle bir başlık attım.
İnsanları Cennet de vaat ederek dincilikle yoğurur, inancına göre dinci telkinle kafasını doldurursanız, öylesi gerilmiş yay gibi bu insanın yapmayacağı kinci, saldırı, terör olayları yoktur. Başta canlı bomba olmak üzere, aklınıza gelen her türlü melaneti yapar, yaptırabilirsiniz. Aşağıda dini telkinle insanları nasıl fuhşa, felakete sürüklendiğine ilişkin haber ve olaylara yer vereceğim.
Hani bir devlet büyüğümüz bir zaman önce, “dinci kinci nesil yetiştireceğiz” demişti ya, onu biraz irdeleyeceğim. Bir devlet adamının “dinci kinci nesil” yetiştirme sözü, istemi, toplumu, insanları rencide eden, tahrik eden bir sözdür. Din, özellikle geri kalmış ülke insanlarının bam telidir, din dediniz mi o insanlar birden gerilir, her türlü kutsalın üstünde görülür.
Bir devlette dincilik yarışı başlarsa o ülke iflah olmaz, terör ve saldırıların merkezi olur; birçok din ve mezhebin çalkalandığı, birçok mezhebin birbiriyle kavgalı olduğu Orta Doğu ülkelerini görüyor ve yaşıyoruz. Dincilik yarışı arttıkça ortamda, ülkede insan hakları da, hukuk da, adalet de gider. Dünyada dincilikle aydınlanan, kalkınan, ileri giden tek bir devlet gösteremezsiniz.

HİÇBİR DİNDE KİNCİLİK YOKTUR
Kincilik diyorduk,  kincilik dünyanın hiçbir dininde, hiç bir uygar toplumunda yoktur, ön görülmez, istenmez. Sonra kime karşı kincilik?  Topluma, demokratik düzene mi? Neyse nerden bakarsanız bakın, kincilik doğru bir istem değildir.
Kinciliği, dincilikle veya dinciliği kincilikle doldurursanız, kurgularsanız, camilerden sokaklara kadar karşınızdaki aşırı dinci, maceracı insanları adeta tetiklerseniz, saldırgan hale getirirsiniz. Eylemlerde “Allaha ekler” diye nara atanlar, toplumu tetiklemeye, tahrike gayret edenlerdir, insanları gerili yay gibi kurgulayanlardır Sonunda o kurulu yay birden boşalır, her ortamda karşıt inanç ve düşüncedeki insanları her şekilde öldürecek hale getirilir.
“Dinci kinci” tarlası ürün vermeye başladı! - Cevat Kulaksız
Diyanet İşleri Başkanı’nın yılbaşından önceki Diyanet hutbesinde “Yılbaşını kutlamak Müslüman’a yakışmaz” mesajına ilaveten birçok camilerde hadis söylemleri ile “Hıristiyan adetlerini yapanlar onlara benzer” şeklindeki söylemlere varan vaazları manidar olsa gerektir. Diyanet ve camilerdeki imamlar, konuşmalarında, ülke içinde her din ve mezhepten insanların olduğunu, insanların birbirlerinin inançlarına saygılı olması gerektiğini hatırlatmalıdır. Müslümanlık çoğunlukta diye, tahrike varan konuşmalar yapılamamalıdır. Aksi halde, elçiyi öldüren gibi, İstanbul’daki Reina’a saldıran gibi militan ruhlu insanları saldırmaya, öldürmeye tetiklemiş olurlar.  Yaşadığımız bu iki saldırı yüreklerimizi yaktığı kadar, bizi dünyada utandırmıştır. Sonra, bir yılı bitirip yeni bir yıla başlarken insanların yeni bir dünya, yeni bir umut için eğlenmeleri başka dine öykünmemidir.
Dünyanın nice başka ülkelerinden Avrupa’nın en büyük kenti İstanbul’a eğlenmeye gelen, ülkemize para bırakan yabancıları da düşünerek, diyanetimiz de, imamlarımız da daha özenli konuşması gerekirdi. Biraz hoş görülü olmalıyız, barış için, huzur için. Kaldı ki değişik inanç ve mezhepteki insanların ve de laik bir ülkenin insanları istediği gibi eğlenmekte özgür olmalı değil mi?  İstanbul’un gece eğlence merkezi Reina’ya yapılan silahlı saldırı da, kurulan yayın boşalmasıdır, “dinci kinci tarlanın ürünüdür”.

DEMOKRATİK BİR ÜLKEDE YILBAŞINI KUTLAYAN İNSANLARI CEZALANDIRAMAYIZ, SUÇLAYAMAYIZ
Yılbaşı gecesinden önceki Cuma vaazlarında imamlar, yılbaşı kutlaması aleyhinde öylesine hadisli örnekli konuşuyorlardı ki, Ankara’da benim gittiğim camideki (Maltepe Denizcilik Müsteşarlığı mescidi) imamın konuşmasından biraz endişe etmiştim, doğrusu. Hoca, “yılbaşı kutlarsanız onu kutlayan Hristiyanlar gibi olursunuz” diyordu. Bir yılı bitirip yeni bir yıla, yeni bir yaşa başlamanın sevinci ve heyecanıyla insanların biraz sevinip eğlenmesini nasıl bir anlayışla Hristiyanlığa bağlıyorsunuz. Dediğim o cuma vaazındaki imam, “hindi yok tavuk var” gibi laflar ediyordu. O vaazı veren imam, ülkede her dinden, her mezhepten insanların olduğunu, tahrik edici konuşmanın kin ve düşmanlığı artıracağını bilmeliydi. Ülkemizin barışa ihtiyacı olduğu günümüzde bütün imamlar, konuşmalarına daha ılımlı yapmalıydı. Çünkü insanımız çılgınlaşan terörden iyice gerilmeye başlamıştı.
Demokratik, laik bir ülkede, insanların eğlenmesine, herhangi bir günü kutlamasına devletin de, dinin de karışmaması gerekir, herkesin inancı herkesedir. Bir ülkede her inançtan, her düşünceden insanlar olduğunu bilmemiz gerekir. Diyanet işleri de imamlardan, “bu kritik, terörle çalkalanan ülkede imamlar vaaz ederken daha yumuşak, ılımlı olmasını” istemeliydi. Madalyonun daima bir tarafını görürsek, mutlaka yanılgıya düşeriz.

CÜBBELİ DE BAŞ TAHRİKÇİLERDEN
Kamuoyunda Cübbeli Ahmet olarak bilinen, olur olmaz konularda (satranç gibi) akla ziyan güya hutbeler yayan Ahmet Mahmut Ünlü ise yılbaşına ilişkin, "babanın katilinin bayram yaptığı günde bayram yapar mısın? Babanın katillerinin, dininin düşmanlarının kutlamalarına katılma. Noel kutlama" demesi ses getirmişti.
Öte yandan Tebliğciler İstanbul ve İzmir'de Noel bildirisi dağıttılar. İzmir'de bildiri dağıtan tebliğcilere halk tepki göstermiş, polis tebliğcileri korumaya almıştı.
Bunlar sadece birkaçı yılbaşı kutlamaları İslamcı kesim tarafından günlerce yılbaşı kutlamaları hedef gösterildi. Kutlayanlara karşı şiddet içerikli ifadeler kullanıldı. [1]
“Dinci kinci” tarlası ürün vermeye başladı! - Cevat Kulaksız

TEDBİR, ÖNLEM, İSTİHBARAT YETERLİ DEĞİLDİ.
Medyadan öğrendiğimiz kadarıyla, Reina baskınında, katliamında emniyet tedbirinin yeterli olmadığını söylemek gerekir. Reina’nın önüne bir polis ve yanında konuştukları bir güvenlik görevlisi var, ikisi de ölmüş.
Bazen Cuma namazlarında Ankara Maltepe camisine giderim. Cuma günü camiye bir saldırının olacağını asla tahmin etmeyiz. İnanır mısınız, bu cami önünde sivil ve resmi en az on tane polis görürsünüz.
IŞİD (DAİŞ) den dolayı ülke adeta bir savaş yaşamaktayken, İstanbul gibi mega (devasa) bir kentte en büyük gece kulübünde, dünyanın birçok ülkesinden gelenlerin de olduğu (nitekim öldürülenlerin çoğunluğu 25 kişi yabancıydı), dincilerin yılbaşı kutlamanın günah olduğunu söyledikleri bilindiği ve tahriklerin yoğun olduğu halde, polis daha etkin tedbir almalıydı. İçeride yüzlerce insan eğlenirken, polis özellikle sivil polisler gece kulübünün önünde çevresinde, biraz uzaklardan tetikte beklemeliydi. Böylesi kritik günde, Taksim meydanından ziyade, Reina gibi büyük gece kulübünde İstanbul polisi çok daha etkin tedbir almalıydı. Dediğimiz gibi, bir caminin önünde aldıkları tedbir kadar tedbir almamışlar. Çünkü yılbaşı kutlaması ve onun yanında yurdun birçok yerinde tehdide varan tahrikler vardı.
Yurdun birçok yerinde, medyaya yansıyan haberlerden izlediğimiz kadarı ile yılbaşı kutlamalarına karşı, dinsel telkinlerle eleştiri ve tepkiler görülüyordu.
Böylece, gerek Rus elçisinin öldürülmesi gerek Reina baskını, “dinci kinci tarlanın ürünüdür” demekten kendimiz alamıyoruz.

DİNCİLİK YAPAN DEVLET İFLAH OLMAZ
Dünyada din ve mezheple kalkınmış, aydınlanmış bir devlet yoktur. Dinciliği ön plana çıkaran, bilimi yadsıyan İslam ülkelerine bir bakar mısınız, hangisinin durumu iyi. Hepsi birbirinden beter, hepsinin halkı, uygarlığın, refahın zirvesinde yaşayan, bağnaz kişilerin “gâvur” dediği Avrupa ülkelerine gitmek için can atıyorlar, sahillerimizde binlerce insan oralara gitmek için denizlerimizde can veriyorlar. Neden? Aklı başında insanlar bunu düşünmesi lazım.
Bir devlette dincili yarışı başladı mı o ülke geriye gitmek şöyle dursun, felakete sürüklenir. Orta Doğu bataklığındaki ülkeler dincilik ve mezhepçilik adı altında birbirini kırıyor,  (hatırlayınız Müslüman bir militan, başka bir Müslüman’ı öldürmüş, kalbini çıkarıp yiyordu), tüm insanları sefalet içinde perişan oluyorlar. Bizde de, maalesef 15 yıldır “dinci kinci” nesil gayretleri artan oranda devam etmekte. Ülkede bütün okulları imam hatip yapsanız, herkese zorla 400-500 sayfalık Kuranı ezberletseniz uygar toplum mu olacağız. Kesinlikle mümkün değil. Olsa Arap ülkeleri olurdu. Öyleyse dinci toplum yaratma çabası yanlıştır, devam ettikçe ülke teröre, geriye, bataklığa sürüklenir.
Hal böyleyken, adam kesen, adam yakan, parçalayan, adam vuran, canlı bomba, cansız bomba vb üreten nice katliam yapan terör estiren bu bölgelerden, genellikle İslam ülkelerinden çıkıyor. Nedeni, dini de, mezhebi de çıkar için birbirine karşı tahrik ediyorlar, birbirine karşı kullanıyorlar. Bir Müslüman grup öteki Müslüman gruba “Allahu ekber” diyerek saldırıyor, birbirini düşman görüyorlar. İslam dünyasının cehalette, vahşette böylesine zirve yaptığı görülmüş müdür bilmem.
Bu tür terör saldırıları, can kayıpları yüreğimiz yakıyor, ama inanır mısınız cebimizi de yakmaktadır. Çünkü terörün çok olduğu, adaletin bozuk olduğu bir ülkeye turist gelmez, nitekim turizm sektörü kan ağlıyor. Böyle ülkeye yatırım gelmez, yabancı para gelmez, sermaye daha sakin ülkelere kayar. Siz olsanız böylesine bombaların patladığı, terörün zirve yaptığı ülkeye yatırım yapar mısınız? Böylece ülkemiz her yönden kan kaybediyor, ülkemiz fakirleşiyor. Ekonomi uzmanlarının dediğine göre Türkiye, bu AKP döneminin son on yılında yüzde 3,3 kalkınma hızı ile Cumhuriyet tarihinin en az gelişme trendini yaşıyormuş. Yani ülke fakirleşiyor demektir. [2]
Kısaca insanları dinsel yönden tahrik ve teşvikle yönlendirdiğiniz zaman,  onlara aklın alamayacağı kadar kötü ve iğrenç şeyler yaptırabilirsiniz. İsterseniz, buna bir yakın tarihimizden, bir de binlerce yıl öncesinden, inançla, şartlandırma ve yönlendirme ile neler yapılabilirliği konusunda örnek verelim.
“Dinci kinci” tarlası ürün vermeye başladı! - Cevat Kulaksız

CENNET VAADİ İLE CİHAD FUHŞUNA IŞID’A GİDEN KADINLAR
Güncel olduğu için IŞİD (Irak Şam İslam Devleti-DEAŞ) den örnek verelim. İslami telkinle,  Cennet vaadi ile kadınların nasıl gönüllü fuhşa yöneltildiklerini birkaç yıl önce IŞİD belasından bilmem izlediniz mi?  Yobaz ve cahil bazı sapkın şeyhlerin, IŞİD palazlanırken “cihatta mücahidin cinsel arzularını yerine getiren kadınlar sevaba ve Cennete girerler” telkin ve fetvası ile başta Tunus, Ürdün olmak üzere bazı Arap ülkelerinden, ne ki Avrupa ülkelerinden bile macera meraklısı genç yaştaki kadınlar, kızlar ikişer üçer olarak bazen yurdumuzdan geçip Suriye’ye doğru giderlerdi. Suriye’de, Irak’ta çarpışan dinci militanların cinsel arzularını tatmin etmek için sanki hacca gider gibi, kadınlar sevap için fuhşa gidiyorlardı! Dünya haber ajanslarına düşen haberlere göre Suudi Arabistan’dan 15-16 yaşlarında yirmi uçak dolusu kadının seks cihadı için Suriye’ye gönderildiğini yazıyordu. Ayrıca IŞİD’in, işgal ettiği çeşitli kentlerde esir aldıkları Türkmen, Şii, Ezidi, Hıristiyan ve Kürt kadınlarını, kendi arzularını tatmin ettikten sonra, bu kadınlar köle pazarında hem de açık artırmayla satılıyordu. (Bu açık artırma satışını internetten bir videodan izlemiştim)  https://www.kurtulusyolu.org/m-el-arifiden-dunyadaki-musluman-kadinlara-cagri-cennet-icin-sevisin/Oraya giden kadınlar,  pek de sevap olmayan, ne ki İslam’la asla bağdaşmayan fuhuş yanında bu işte köle gibi satıldıklarını, militanlar tarafından birbirlerine peşkeş çekildiğini dehşetle gördüler.
“…IŞİD'den ayrılan Fransız kadın yaşadıklarını anlattı IŞİD’le iş birliği yapan kadınlar ise sadece savaşçıların cinsel arzularını tatmin ediyor. Biz kadınlar erkeklerin malı olduğumuzu biliyoruz. Ellerinde bir liste var; esmer istiyorum, sarışın istiyorum. Bu yaşta istiyorum” diye konuştu. [3]
Bir süre sonra IŞİD ve öteki dinci militanlardan hamile kalmış bu kadınlardan bazıları Tunus’a geri döndüklerini, Tunus yetkilileri açıklamışlardı.

TUNUS’LU CİHAD FUHUŞÇULARI
“Cihad El Nikah”  yani  “Seks Cihadı” iddiaları bir süre önce dünya gündeminde idi. Konu son günlerde özellikle Tunus İçişleri Bakanı Lütfü bin Ceddo’nun Tunus parlamentosunda yaptığı konuşmayla tekrar alevlendi. Ceddo; “Seks cihadı” yalanıyla kandırılan Tunuslu genç kızların Suriye’de 20, 30 ve 100’lü gruplardan oluşan cihatçı militanlar arasında takas edildiğini ve genç kızların ülkelerine hamile olarak geri döndüklerini söyledi. Tunus İçişleri Bakanlığının 2013 Mart ayından bu yana Suriye’ye gitmek isteyen 6 bin Tunus vatandaşına çıkış izni vermediğini dile getiren Bakan Lütfi bin Ceddo, Tunuslu gençleri “cihat” yalanıyla Suriye’ye gönderen bir şebekeyi çökerttiklerini ve 86 kişiyi bu gerekçeyle gözaltına aldıklarını belirtti. Çıkış izni vermedikleri kişilerin hepsinin 35 yaş altında olduğuna dikkat çekti.”
Görüyorsunuz din adına kadınlar, kızlara telkinle fuhuş bile yaptırılıyor. [4]

TANRILAR İNSAN KANI İÇTİLER…
Bunlar da din ve inançları uğruna bu vahşeti yapıyorlardı.
Aztek dini çok tanrılı olmakla birlikte iki tanrı, Huitzilopochtli ve Quetzalcoatl daha bir ön planda olup her işi düzenleyen takvimle sıkı bir bütün halinde damgalarını tüm kültlere basmışlardır. Aztek dininin inanılmayacak denli fazla sayıda insan kurbanıyla kendini gösteren tüyler ürpertici bu özelliği vardır. Aztekler insanları kitleler halinde tanrılarına kurban ediyorlardı; hatta büyük doğal afetlerde yaklaşık 20,000 insanın kurban edildiği bilinmektedir. Aztek rahiplerinin açıkça bilinen işlevi de, amansız tanrıların öfkelenerek herkesi kötürüm ve hastalıklı bırakmamaları, dünyayı yakıp yıkmak için onlara körpe insan yürekleri ve insan kanı sağlamaktı. Kurban edilecek insanlar hem de gönüllü olarak sıraya girerler.  Bunlar piramitlerin basamaklarından çıkartılır, dört rahip tarafından tutularak tapınaklara yürütülür, kurban taşı üzerine kolları ve ayakları gergin durumda sırt üstü yatırılır, beşinci rahip tarafından kullanılan ve volkanik taştan yapılmış bıçakla göğüsleri baştanbaşa yarılarak açılır, sonra kurbanın hala çarpmakta olan yüreği yerinden burularak koparılır ve tanrıya sunulurdu. (Günümüzde Suriye’deki İslami militanlar da aynı şeyi yapmışlar, muhalifin kalbini çıkarıp çiğ çiğ yediklerini gazete resimlerinden görmüşsünüzdür).
Ceset ise piramit merdivenlerinden yuvarlanarak atılırdı. Savaş tutsaklarının yanında köleler, bazı genç erkek ve bakire kızlar kurban edilenler arasındadır. Tüm bu vahşet din ve inanç adına yapılıyordu. Bu yönüyle Aztek uygarlığı bir anlamda yüksek kültürünü günümüz insanına vahşi görünen bir takım uygulamalarla birleştirmektedir. [5]
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

SONNOTLAR

[1]  https://odatv.com/yilbasi-kutlamalari-boyle-hedef-gosterildi-0101171200.html

[2]  CHP İstanbul Milletvekili Ekonomist İlhan Kesici, CNN Türk de 28.12.2016 günlü Tarafsız Bölge programında Ahmet Hakan’ın sorularıyla açıklamalarda bulurken, 2007-2016 daki Türkiye büyüme hızının yüzde 3,3 le Cumhuriyet tarihinin en düşük düzeyde olduğunu ve Türkiye’nin fakirleştiğini söylemişti.

[3]  https://t24.com.tr/haber/iside-katilan-kadinlar-yalnizca-savascilarin-cinsel-arzularini-tatmin-ediyor,300804

[4]  https://www.kurtulusyolu.org/m-el-arifiden-dunyadaki-musluman-kadinlara-cagri-cennet-icin-sevisin/

[5]  https://haberguncel.blogspot.com.tr/2015/09/tarihte-kurban-ve-kurban-adetleri-cevat-kulaksiz.html


Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget