Bu Kadarını Asla Beklemiyorduk

İstanbul Başsavcısının Adalet Bakanlığına atanması, hem düşündürücü ve hem de ülkenin ve ülke siyasetinin ve demokrasinin geleceği adına çok endişe ve

Bu Kadarını Asla Beklemiyorduk
Halkının birlik ve beraberliğini sağlamakla görevli bir Cumhurbaşkanının; partili de olsa, ana muhalefete yönelik, taraflı, hukuken tartışılan önemli soruşturmalarda imzası bulunan, adı sarayın talimatıyla iş gören bir savcıya çıkmış bulunan bu nedenle çok yıpranan İstanbul Başsavcısını, gözüm parmağına zihniyetiyle, muhalefetle inatlaşarak, ben yaptım oldu diyerek T.C. Devletinin Adalet Bakanlığına ataması, hukuk ve adalet adına üzüntü verici olduğu gibi, Türk devletinin ve halkının geleceği adına çok düşündürücü ve endişe vericidir.

 

Yürürlükteki sisteme göre Adalet Bakanı; yargının en tepe noktasında, savcı ve  yargıçların atanmasında asli söz sahibi olan Hakimler Savcılar Kurulunun da başkanıdır. Bu nedenle, özellikle bizim bu hukuk ve devlet sistemimizde Adalet Bakanının bağımsız ve tarafsız olması, yargı bağımsızlığının da olmazsa olmaz koşuludur.

 

Cumhurbaşkanının partili ve taraflı olduğu, tüm yetkileri tek başına elinde tuttuğu, bakanların, Cumhurbaşkanının emir ve talimatlarını koşulsuz olarak yerine getiren, tek başlarına hiçbir yetki kullanamayan sekreter konumunda yüksek maaşlı memurlar oldukları Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, zaten bir Adalet Bakanının tarafsız ve bağımsız olması işin tabiatı gereği beklenemezken, daha önce Adalet Bakan yardımcılığı yaparak siyasallaşan, daha sonra atandığı İstanbul Başsavcılığında başlatarak yürüttüğü siyaset kokan ana muhalefet partisinin seçilmiş belediye başkanlarına yönelik soruşturmalarla tarafsızlığını yitirdiğine dair kamuoyunda ciddi endişeler oluşan Sayın GÜRLEK'den, T.C. Devletinin tarafsız bir Adalet Bakanlığı yapacağını beklemek büyük bir iyimserlik olacaktır.

 

Adalet Bakanlığına atanan İstanbul Başsavcısının; bugüne kadar İstanbul savcısı iken tarafsız görev yapmayarak Türk Milleti adına yaptığı yargı görevini iktidar lehine siyasallaştırmış olması, İstanbul çapında ve mikro düzeyde yargıya olan güvene zarar vermişse de, ERDOĞAN'ın adalet sekreteri olarak onun muhalefete yönelik yasa dışı emir ve talimatlarına göre görev yapmakla yükümlü olan T.C. Devletinin Adalet Bakanlığına atanan İstanbul Başsavcısının yeni atandığı bakanlık makamında, istese de tarafsız bir görev yapamayacağı çok açıktır.

 

Adalet Bakanlığına atanan Sayın GÜRLEK tarafından  İstanbul Başsavcısıyken başlatılarak yürütülen ve bazıları iddianameye bağlanarak davaları açılmış bulunan soruşturma ve dava dosyalarını sonuçlandırmakla görevli savcı ve hakimlerin tayin ve terfilerinde tek  yetki sahibi olan  Hakimler Ve Savcılar Kurulunun başkanlığına, bugünden itibaren, Adalet Bakanı olarak Sayın GÜRLEK gelmiş bulunmaktadır.

 

Bu ne demektir biliyor musunuz?

 

İstanbul Başsavcısı iken, Adalet Bakanı sıfatıyla Ankara'ya atanan Sayın GÜRLEK, Adalet Bakanı olarak, makro düzeyde, ülkenin tüm yargısı, savcı ve hakimleri üzerinde kazandığı üst derece yasal yetki ve nüfuzu sayesinde, Ankara’ya Adalet Bakanı olarak giderken İstanbul adliyesinde yarım bıraktığı soruşturma ve dava dosyalarının üzerindeki elini fiilen çekmiş olmakla birlikte, bu soruşturma ve dava dosyalarının üzerinde, o dosyaların  savcı ve hakimi gibi nüfuzunu kullanabilecek daha üst yetkilerle donatılmıştır.

 

Bu çok tehlikelidir. Oysa ki; hukukumuzda ve evrensel hukukta. yargının tarafsızlığının ve adil yargılanma hakkının gereği olarak; bir savcı, soruşturmasını kısmen veya tamamen yapmış, imzasını koymuş olduğu bir davanın hakimliğini yapamaz, o davaya hakim olarak atanamaz.

 

Muhalefete yönelik tartışmalı soruşturmalarıyla tarafsızlığını yitirdiğine, yargıyı siyasallaştırdığına dair hakkında Türk kamuoyunda ciddi şüpheler oluşmuş bulunan İstanbul Başsavcısının, henüz görevinin başındayken, savcılıktan istifa veya emekli olarak ayrılmadan, aradan makul bir süre geçmeden, parmağım gözüne misali, bile bile, bilinçli olarak, Adalet Bakanı yapılarak, yargıda görevli tüm  savcı ve hakimlerin amiri konumuna getirilmesinin, savcısı olduğu bir davanın hakimliğine atanan savcıdan bir farkı olamaz.

 

Kaldı ki; Adalet Bakanının yerel mahkemelerin kararlarını denetleyen üst mahkeme hakimlerinin atanmalarındaki yetkileri de ayrıca dikkate alınmalıdır.

 

Biliyorsunuz, eski Türkiye’de, seçime giderken, seçimlerin tarafsızlığı adına, partili Adalet Bakanları görevlerinden istifa etmek ve koltuklarını tarafsız bir bakana terk etmek  zorundaydılar.

 

Bu itibarla, İstanbul Başsavcısının Adalet Bakanlığına atanması, hem düşündürücü ve hem de ülkenin ve ülke siyasetinin ve demokrasinin geleceği adına çok endişe verici olup, asla demokratik ve etik değildir.

 

Son bir not; bazı insanlar, bu atamanın bir baskın seçim hazırlığı olduğunu iddia ederek beni güldürüyorlar. Baskın seçim ne demek? muhalefeti yanıltarak, hazırlıksız yakalayarak, sürpriz bir şekilde derhal seçime gitmek demek olup, oysa ki, muhalefet ayakta ve seçime hazırdır, seçime hazırlıklı olmayan iktidarın kendisidir. Bu nedenle, iktidarın bu koşullarda bir baskın seçime gitme niyeti asla yoktur. Asıl amacın, olsa olsa, muhalefeti tamamen susturmaya yönelik daha geniş, daha köklü, sonuç alıcı ve ses getirecek bir mıntıka temizliği hazırlığı olduğunu düşünüyoruz.

 

12/02/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget