Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Özgür Özel Chp Ve Ülkemizin Şansıdır
Ülkemiz AKP iktidarı döneminde siyaseten büyük bir şanssızlık yaşamış ve sanırım bu şanssızlık 2028 Mayısına kadar sürmeye devam edecektir.

 

İşte,  ülkemizin bu şanssız döneminin sonlarında ortaya çıkan ve CHP'nin başına geçen Özgür ÖZEL;  CHP Genel Başkanı olarak partinin başına geçtiği andan bugüne kadar artarak devam eden, devamlı yükselişe geçen siyasal ve insansal performansıyla CHP ve ülkemizin geleceği adına büyük bir şans  olduğunu göstermiştir.

 

Özgür ÖZEL;  KILIÇDAROĞLU döneminde meclis grup başkan vekili olarak,  meclis ve meclis dışında,  partisine yönelik olarak iktidarın sataşmalarına ve gerçek dışı beyanlarına karşı hazırcevap,  ateşli, etkileyici,  haklı ve yerinde cevaplarıyla,  basın toplantılarıyla, benim olduğu gibi, herkesin dikkatini çekmiş ve çok sevilmiştir. Buna rağmen, CHP İstanbul İl Örgütünün ve İMAMOĞLU'nun desteğini arkasına alarak CHP Genel Başkanlığına seçildiğinde,  herkes gibi ben de,  acaba emanetçi bir genel başkan mı olacak kuşkusunu taşıyordum.

 

Sonrasında koşullar öyle değişti ve gelişti ki; Özgür ÖZEL, değişen ve  gelişen çok zorlu bu yeni koşullarda genel başkanlık yapmak zorunda kaldı. Bu zor koşullar;  aslında, ilk başlarda  Özgür ÖZEL adına bir talihsizlik olarak görüldüyse de, bu zorlu koşullar ÖZEL adına bir sınav ve şans olmuş ve bu zorlu koşullarda genel başkanlık yaparken,  gerçek liderlik özelliklerini ve yeteneklerini ortaya çıkarma ve topluma gösterme imkanını bulmuş ve bu imkanı çok başarılı bir şekilde değerlendirmeyi başarmıştır.

 

Özgür ÖZEL; siyaseten liderlik başarısını kanıtladığı gibi, yine parti içinde altı ay ara ile peş peşe yaşanan,  Manisa Büyük Şehir Belediye Başkanı Ferdi ZEYREK ve Manisa  Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah DURBAY'ın genç yaşlarında ve en verimli çağlarında beklenmeyen ölümleri üzerine,  hem Manisa Milletvekili ve hem de CHP'nin Genel Başkanı olması nedeniyle,  partisinin mensupları ve hemşerisi olan kaybettiğimiz bu iki değerli belediye başkanlarının ölümlerinden sonra duyduğu büyük üzüntü ve acıyı; tüm benliğinde, vicdanında ve ruhunda yaşayarak hiç çekinmeden tüm samimiyetiyle ve duygusallığıyla, yüreğinde hissettiği büyük acıyı ağlayarak hiç kimseden çekinmeden dürüstlükle sergileyen, cenazelere en az ailesi kadar sahiplenerek, politikacı üzeri insanlığını, vefa duygusunu ortaya koyan tutumuyla,  alışık olmadığımız bir politikacı profilini ortaya koymuş ve siyasi başarısını,  insanlığı ve etik değerleriyle de taçlandırmış,  liderlik konusundaki üzerindeki tüm kuşkuları dağıtmış ve CHP'nin yeni lideri olarak kendisini tescil ettirmiştir.

 

Özgür ÖZEL; genel başkan seçildiği günden bu yana yaşadığı siyasi zorlu koşular ve manevi acılar, peş peşe mitinglere koşarak yaptığı konuşmalarla bedenen ve ruhen oldukça yıpranmıştır. Seçimlerin zamanında yapılacağı varsayıldığında,  seçimlere kadar,  önünde zorlu geçeceği muhakkak olan uzan bir zaman vardır ve bu zamanını beden ve ruh sağlığı için ekonomik olarak kullanmak zorundadır.

 

Bu nedenle, biz diyoruz ki; Özgür ÖZEL,  CHP mitinglerine ara vermeden devam etmelidir,  ancak bu konuda tek adamlığı bırakarak, CHP'nin lidere dayalı bir kişi ve tek adam partisi olmadığını,  ilkeler ve kurumsal bir parti olduğu gerçeğini de ortaya koyması adına,  CHP mitinglerinde değerli grup başkan vekillerine de görevler vermeli,  mitinglerde onların konuşmalarının önünü açarak kendisini fazla yormamalıdır.  

 

17/12/2025

Güner YİĞİTBAŞI

Öcalan ile yapılan görüşme tutanakları neden açıklanmıyor dersiniz?

Meclis Çözüm Komisyonunun üç üyesinin İmralı Adasına giderek ÖCALAN ile doğrudan yaptıkları görüşmelerin yazılı olduğu tutanakların tümünün komisyon üyelerinin bilgilerine sunulmayarak çok kısa bir özetinin açıklanması, haklı olarak bir takım rivayetlere ve bazı spekülasyonlara yol açmıştır.

 

Bu nedenle, şeffaflık çok önemlidir. Şeffaflıktan uzaklaşırsanız bir takım yanlış yorumlara ve spekülatif açıklamalara göz yummak zorundasınız.

 

Tutanakların tümüyle açıklanmayarak içinden cımbızlanan çok kısa bir özetle geçiştirilmeye çalışılması, görüşme tutanaklarında yer alan ÖCALAN'ın bazı beyanlarının;  çözüm süreci için pek iç açıcı olmadığının, ÖCALAN'ın dahi;  özellikle,  PKK'nın eski Suriye uzantısı olan ve  bugünün Amerika ve İsrail’in güdüm ve himayesindeki SDG'si (Suriye Demokratik Güçleri) üzerinde, ÖCALAN'ın  söz geçirmeye ve sonuç almaya elverişli bir güç ve etkinliğinin olmadığını açığa çıkardığı ve çözüm adına beklendiği şekilde işlerin pek yolunda gitmediğini açıkça işaret ettiğini zannediyoruz.

 

Evet; ÖCALAN yirmi beş senedir İmralı Adasında tutuklu olup, içinde bulunduğu kısıtlı koşullarda ve aradan geçen uzun zaman zarfında ÖCALAN'ın örgüt üzerindeki hakimiyetinin hala mutlak bir şekilde devam ettiğini düşünmek ve sanmak, çözüm için ÖCALAN'dan adeta bir mucize beklemek,  abesle iştigaldir.

 

Kurucu lideri olması nedeniyle;  biraz saygıdan ve biraz da ahde vefadan dolayı, örgütün ülke ve ülke dışında faaliyet gösteren PKK kolu üzerinde, aradan geçen yirmi beş yıl içinde azalarak da olsa hala etkinliği devam eden ÖCALAN'ın,  çözüm süreci için PKK'dan istediği,  örgütün kendisini feshetmesi,  silahlarını bırakması ricası, örgütün yurt içini ve dışını kapsayan PKK kolu için geçerli ve sonuç alıcı ise de, örgütün Suriye kolu olan Amerika’nın silahlandırdığı, koruma altına aldığı, gözü gibi baktığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyonlarından koruduğu, Suriye’nin Kuzeyinde barınmasını ve temel atmasını sağladığı, Büyük Ortadoğu Projesinde kullanmayı planladığı, emperyal amaçlarının maşası, eski adıyla PYD/YPG,  bugünkü adıyla SDG (Suriye Demokratik Güçleri) üzerinde bugün için ÖCALAN'ın söz geçirebileceği, emir ve talimat verebileceği bir etkinliği asla bulunmamaktadır. Bunun aksini, ÖCALAN isterse SDG'ye bir talimat verir ve SDG'de kendisini fesheder ve silahlarını bırakır diye düşünenler hala varsa, onlar ya akıllarını kaçırmışlar, ya da Amerika ve İsrail'i tanımıyorlar, Büyük Ortadoğu Projesinden habersizler, idrak ve anlama kabiliyetleri kalmamış demektir.

 

Evet,  sanırım ÖCALAN;  ziyaret için yanına gelen ve kendisiyle görüşen üç kişilik komisyon üyelerine,  açık yüreklilikle ve dürüst bir şekilde, bu konuda kendi elinden geleni yaptığını, kendisi İmralı’dayken gelişen,  büyüyen, mutasyona uğrayan ve  Amerika’nın himayesi ve kontrolü altına giren SDG üzerinde;  kendilerini feshetmeleri ve silahlarını bırakmaları ve hatta olduğu gibi Suriye ordusuna katılmaları ve Suriye ile bütünleşmeleri konusunda söz sahibi ve etkinliğinin bulunmadığını açıklamış ve bu yalın  gerçekler görüşme tutanağında yer almış olmalı ki; çözüm konusunda halkı oyalama ve kandırma olanaklarının ellerinden kayıp gitmemesi için görüşme tutanaklarının bazı bölümlerinin gizlenmesi yolu seçilmiştir.

 

Ama nereye kadar?

 

08/12/2025

Güner YİĞİTBAŞI

Köy Kökenli Bir Anadolu Kadınının Samimiyeti Ve Medeni Cesareti

Yaşadığım İzmir Bostanlıdaki evimin hemen karşısında,  bir bölümü otopark,  bir bölümü köpek parkı ve yeşil alan olan bir tesis vardır, tesisin etrafı da toplam 200 metreden ibaret yaya yürüyüş yoludur.

 

Ben,  sağlık açısından,  her sabah ve akşamları buraya gider ve sabah on ve akşam on olmak üzere,  en az yirmi tur,  yani toplamda dört kilometre yürürüm.

 

İyi bir gözlemci olduğum için,  bu yürüyüşlerim sırasında,  bir yandan da etrafımı gözlemlerim.

 

Benim gibi kendi sağlığını düşünerek yürüyenler,  maalesef yok denecek kadar az.

 

Daha çok elinde bir veya iki köpek bulunan ve bu köpekleri gezdiren bayan ve beylere rast gelirim.

 

Benim köpeğim yok, ben kendimi gezdiriyor, yürüyor ve sağlık arıyorum.

 

Köpeksiz olduğum için,  yaşımıza hürmeten ve insanlık gereği de olsa,  yüzüme bakan ve sabah ise günaydın, akşam ise iyi akşamlar dileyen bir köpek sahibine hiç rastlamadım. Şayet yüzüme bakan olursa bazen ben inisiyatif kullanarak günaydın diyorum, hiç içimden gelmese de.

 

Ama,  gözlemliyorum, bana karşı burunlarından kıl aldırmayan o köpek sahipleri,  parka gelen diğer köpek sahibi kişilere karşı, önceden tanısın veya tanımasın ve cinsiyet farkı da gözetmeksizin,  öyle bir samimiyet gösteriyorlar ki, şaşırmamak mümkün değil. Günaydınlar,  hal ve hatır sormalar havada uçuşuyor, aralarında koyu sohbetler başlıyor, köpeklerinin yaşlarını soruyorlar, birinin köpeği hastaysa, diğeri ona bir veteriner veya köpek hastanesi öneriyor. Allah muhabbetlerini artırsın bir diyeceğimiz yok. Aralarında ortak bir payda,  köpek var ne de olsa.

 

Bazen, parkta müstakil bir köpek parkı bölümü olmasına rağmen, oraya girmeyip ellerinde tasma ipleri gevşek ve uzun bırakılmış köpekleri olduğu halde benim yürüyüş yapmakta olduğum yürüyüş pistini işgal ederek benim ve diğer yürüyenlerin yollarını tıkıyorlar, durup beklemek zorunda kaldığım,  tabiri caiz ise,  pardon diyerek adeta korna çaldığım durumlar oluyor, bir keresinde,  yine yürüyüş pistini işgal eden bir bayan, yolu açmasına yönelik ikazım üzerine, güçlü çıkarak bana geçmem için  pist dışında  bir yol göstermiş ve terbiyesizlik etmişti.

 

Asıl yazmak istediğim bunlar değil,  benim. Yazıya girizgah için yazdım bunları.

 

Yine bu akşam (07/12/2025)yürüyüşe çıkmıştım. Pistte yürürken, kıyafetine bakıldığında köy kökenli olduğunu tahmin ettiğim  bir bayan,  sağımdan yürüyerek geçti, o da benim gibi yürüyüşe çıkmış olmalı, yüzünü görmedim, arkadan gördüğüm kadarıyla kısaya yakın orta boylu pek zayıf sayılmayan bir bayan, kendisini daha önceki günlerde de yürürken görmüştüm. O bayan benden daha genç olduğu için daha hızlı yürüyordu,  bir turdan sonra beni birkaç adım geçti ve önümde durdu, samimi bir şekilde ve tüm iyi niyetiyle;  iyi akşamlar dileyerek, haydi ben biraz kiloluyum yürüyorum,  sizin kilonuz yok niçin yürüyorsunuz? diye safça sordu. Birlikte yürümeye devam etmek zorunda kaldım, evet zayıfım ama sağlık için yürüyorum, yüksek tansiyonum var diye cevapladım, bayanın da şekeri ve yüksek tansiyonu varmış doktor yürümesini tavsiye ettiği için yürüyormuş ve bu yürüyüşlerle sekiz on kilo verdiğini söyledi.

 

Ortalık suçlu ve ahlaksız insan kaynıyor, ancak benim yaşım ve kıyafetim kendisine emniyet ve güven telkin etmiş olmalı ki, çok temiz duygularla ve merakla benim niçin yürüdüğümü öğrenmek istediği için benimle diyaloga girdi. Akşam yürüyüşünü bu saf ve temiz Anadolu kadınıyla birlikte sohbet ederek tamamladık, sohbet sırasında çok güzel bir tesadüfle bayanın eşinin İzmir adliyesinde bir ağır ceza mahkemesinde mübaşir olarak görev yaptıktan sonra emekli olduğunu öğrendim. Bununla da kalmadı, eşinin ismini sorup öğrendiğimde, emekli bir hakim ve avukat olarak,  daha da mutlu oldum, zira; sohbet ederek birlikte yürüdüğümüz bayanın emekli mübaşir eşini çok iyi tanıyordum, avukat olarak kendisiyle çok sık yüz yüze gelmiş ve onun çağırısı ile duruşma salonuna girmiştim.

 

Ne kadar güzel ve mutluluk veren bir tesadüf değil mi?

 

Benim de emekli bir hakim ve sonrasında avukat olmam ve eşini tanıyor olmam, o saf ve temiz ve samimi, aynı zamanda medeni cesaret sahibi köy kökenli bayanı da çok memnun ve mutlu etti.

 

Sonunda,  mübaşirlikten emekli tanıdığım eşine selamlarımı iletmesi temennim ve iyi akşamlar dileklerimle o temiz ve iyi yürekli, samimi ve medeni cesaret sahibi bayanla vedalaşarak evime döndüm ve yaşadıklarımı bir öykü tadında siz okurlarımla paylaşmayı uygun buldum.

 

Akşam yürüyüşümde karşılaştığım ve yukarıda sizlerle paylaştığım öykünün; beni asıl memnun ve  mutlu eden yanı; köpek gezdirmeye gelenlerin, köpekli olmayan ve sadece sağlık için yürüyüş yapan yaşlı insanlara yönelik, bir günaydın veya iyi akşamlar dileğini dahi esirgedikleri vurdum duymazlıklarına,  saf ve samimi köy kökenli bir Anadolu kadını tarafından verilen adeta bir tokat niteliğindeki cevap oldu.  

 

07/12/2025

Güner YİĞİTBAŞI


Tam Bir Rezalet

Çözüm süreci için Türkiye Büyük Millet Meclisinde birkaç istisna dışında CHP'nin de dahil olduğu ve üye verdiği bir komisyon oluşturuldu ve bu komisyon çalışmaya başladı birçok toplantı yaptı ve toplumun çeşitli kesimlerinden kişilerin ifadelerine baş vurdu.

Sonunda,  çözüm sürecinin bir süjesi olan İmralı’da hükümlü ÖCAL'an ile de görüşme yapılıp yapılmayacağı gündeme getirilerek tartışıldı ve komisyon,  bazı partilerin muhalefetine rağmen,  oy çokluğuyla,  komisyon içinden belirlenecek olan üyelerin İmralı adasına gönderilerek ÖCALAN ile konuşulması karar altına alındı.

Komisyona üye verdikleri halde İmralı Adasına gidilmesine karşı koyan partilerin dışındaki; AKP,  DEM ve MHP İmralı’ya gitmeleri ve ÖCALAN ile görüşmeleri için birer üye görevlendirdi, görevlendirilen bu üyeler İmralı Adasına giderek ÖCALAN ile görüştüler ve görüşmeler bir tutanağa bağlandı.

Buraya kadar her şey normal seyrinde cereyan etti.

Ne olduysa bundan sonra bir sorun çıktı ve kamuoyuna yansıyan bilgilere göre,  İmralı'ya giden heyet'in ÖCALAN ile yaptığı görüşmelere ilişkin olarak düzenlenen ve komisyon başkanı ve aynı zamanda Meclis Başkanı olan Numan KURTULMUŞ'a teslim edilen ÖCALAN ile görüşmeye dair tutanak metninin tümü; KURTULMUŞ tarafından olduğu gibi ve  aynen Meclis Komisyon üyelerinin tümünün bilgilerine açılmadı, tutanak içeriği özet halinde üyelere açıklandı.

Bu durum bize göre tam bir hukuki rezalettir ve komisyona saygısızlık ve güvensizliktir. Görüşme tutanağı aynen kendilerine sunulmayan ve eksik bilgilenen  komisyon,  çalışmalarının bitiminde eksik bilgilerle nasıl bir rapor düzenleyecek öneriler sunacak? anlayan beri gelsin.

Çözüm Komisyonu;  birçok partiden ve onlar tarafından verilen üyelerden oluşan ve heyet halinde çalışan bir topluluk olup, Çözüm Komisyonundan oluşturulan ve adaya giden üç kişilik daraltılmış heyet, yargıda olduğu gibi, mahkeme binası dışında yapılacak, -örneğin hasta olan bir tanığın hastanede dinlenmesi gibi - işlemler için, ağır ceza mahkemeleri gibi kurul halinde çalışan toplu mahkemelerde,  mahkeme kurulu içinden görevlendirilen naip hakim misali,  kendi adlarına değil,  çözüm süreci için oluşturulan ve İmralı Adasına gidilmesine muhalefet ederek adaya gitmeleri için üye vermeyen Çözüm Komisyonunun tümünü temsil eder.

Yukarıda verdiğimiz örnekte olduğu gibi, bir ağır ceza mahkemesinde görev yapan üç kişilik kurul adına,  mahkeme binası dışında tanık dinlemekle görevlendirilen naip hakim;  nasıl ki, tek başına dinlediği tanığın ifadesini içeren tutanağı gizleyemez ve mahkemenin diğer üyelerinin de okumalarına ve bilgilenmelerine engel olamazsa,  bir nevi naip hakim gibi,  İmralı Adasına giderek ÖCALAN ile görüşen İmralı heyeti de, ÖCALAN ile yaptıkları görüşmeleri içeren tutanakları,  Çözüm Komisyonundan ve tüm üyelerinden gizleyemez.

Aksi halde,  Çözüm Komisyonunun bir anlamı kalmaz. Çözüm Komisyonunun başkanı KURTULMUŞ bu konuda kendisine düşen görev ve sorumluluğu derhal yerine getirmelidir.

Şayet,  ÖCALAN ile yapılan görüşme tutanakları tüm içeriğiyle Komisyon üyelerinin bilgilerine sunulmazsa,  Çözüm Komisyonunun misyonu ortadan kalkmış olacaktır ve buna rağmen CHP'nin komisyondan çekilmemesi halinde ise,  CHP büyük bir inandırıcılık ve samimiyet kaybına uğrayacaktır.

05/12/2025

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

İranlı Bir Türk Olan Ülgen Tölge’nin Atatürk Hakkındaki Tespitleri:

*Atatürk kimdir?

1- Atatürk üst insandı. Onu herkesle karşılaştırmak doğru olmaz kanımca.

Atatürk’ün vatan sevgisi basit bir ifade olur! Üst insanlarda vatan sevgisi çok farklıdır!

Başka şey olmalı: Vatan kuruculuğu...

Farklı düşünüyorum bu konuda. Çünkü o zaman sevilecek vatan diye bir olgu yoktu.

Osmanlı’nın yok ettiği ümmetçi karanlık geçmişin harabeleri vardı. Vatan sadece toprak yığınından oluşmuyor. Vatan, değerlerin zarfıdır.

Peki Atatürk zamanında hangi değerler vardı? Hiçbir değer...

Hiçlik vardı, insan hiçliği nasıl sevebilir?

Atatürk sevilecek ve insanca değerlere zarf olacak bir vatan tesis etmek istedi.

Yüksek ölçüde de bunu başardı. Çünkü üst insanlar, değerlerin kurucuları olurlar.

O değerlerle de vatan, madde olmaktan, toprak yığını olmaktan çıkarak manevi ölçütlerin yurduna dönüşür. Atatürk´ün kurduğu ve Anadolu´ya armağan ettiği değerlerin O´ndan önce var olduğuna dair hiçbir örnekle karşılaşmadım.

Nelerdi bu örnekler?

2- Cumhuriyet bir değerdir ve Atatürk öncesi yoktu.

3- Laiklik, sadece bir değer değildir, değerlerin üreme ve üretilme olanağıdır ve Atatürk öncesi yoktu.

4- Türkçe bir değerdir ve Atatürk öncesi yoktu. Özellikle benim için önemli olan budur. Ben birkaç dil bilirim ve Türkçenin de birkaç lehçesini bilirim.

Atatürk öncesi Türkçe yoktu.

Felsefeye, fiziğe, tıbba, bütün bilim dallarına girmiş bulunan modern Türkçenin kurucusu Atatürk´tür.

Çağımızda eski Yunan felsefesinden modern Batı felsefesine denli bilgi kaynakları tercüme edilmişse, bunun nedeni Atatürk tarafından insanlık tarihine sunulan ve grameri belli olan Türkçedir.

5- Atatürk öncesi kadın yoktu.

Şeriat esiri ve seks makinası olan, evde oturması gereken, cihat için çocuk doğuran dişi nesne vardı.

Kadına insan onuru kazandıran, yazıp okuması için önündeki şeriat engellerini kaldıran, seçip seçilme hakkı kazandıran Atatürk olmuştur. Atatürk olmuştur ve başka kimse olmamıştır.

6- Atatürk öncesi tarih hafızası olan bir toplum yoktu.

Çünkü tarih bilgisi ve bilinci olan bir toplum yoktu.

10 yıl boyunca TDK başkanlığı yapmış olan felsefeci Macit Gökberk "Değişen dünya, değişen dil" kitabında "Ortaokulu Osmanlı döneminde bitirdim. Anadolu’da Selçuklu devletinin de olduğunu ortaokulu bitirdikten sonra yabancı kaynaklardan öğrendim" diye yazar.

Yani Anadolu toplumunda tarih bilinci ve bilgisi yoktu.

Bu hafıza, bilinç ve bilginin yaratıcısı Atatürk’tür.

7- Türkler için (Sadece Türkiye Türkleri için değil) Atatürk´ten önce tarihin kendisi de yoktu. Üst insanlar kendilerinden itibaren başlayan tarihin yaratıcıları olmuyorlar. Daha önceki tarihin de kurtarıcıları, aydınlatıcıları oluyorlar. Bu açıdan Atatürk tarihin kurucusu, kurtarıcısı ve aydınlatıcısıdır.

8- Atatürk öncesi Arap töreleri Türk toplumunun beynini öylesine karanlığa gömmüştü ki, iğne deliği denli bir yer bile ışık sızması için kalmamıştı.

Atatürk büyük dinsel aydınlatıcı gibi Kuran’ı Türkçeye çevirttirerek 1000 yıllık katı ve delinmesi güç olan karanlıklara ışık sızdırtmaya çalıştı ve büyük ölçüde başarılı oldu.

Günümüzdeki Osmanlı karanlıklarına dönüşün macerası başkadır.

9- Atatürk´ten önce edebiyat yoktu, çünkü alfabe yoktu.

Arap alfabesi, sadece Türkçe'nin düşmanı değil, Arapçanın ve Farsçanın da düşmanı. Arap harflerinin beyinleri körleştirme sürecini durduran Atatürk olmuştur ve başkası değildir.

Atatürk öncesinde 1000 yıl boyunca Ebu Reyhan El Biruni gibi bilgeler bu alfabeden Orta Doğu’yu kurtaracak kurtarıcı üst insan aramışlardı.

O kurtarıcı Atatürk kişiliğiyle ortaya çıkmıştır.

10- Atatürk öncesi musiki yoktu.

Osmanlı sarayının saçma ve karmaşık dildeki aruz edebiyatı musiki için asla yatkın değildi ve beyinlere uyuşturucu etkisi bırakmaktaydı. Konservatuarların kurucusu ve eski karanlıklara gömülmüş toplumun estetik zevk algısını aydınlatan Atatürk olmuştur.

11- “Atatürk’ten önce, Tanzimat’tan başlayarak Batılılaşma süreci vardı ve bu süreç Atatürk’ü yetiştirdi" savını kabul edemiyorum. Çünkü böyle olsaydı, o zaman Atatürk gibi bir önder Batının kendisinde yetişmeliydi?

Ama yetişmedi.

İranlı Bir Türk Olan Ülgen Tölge’nin Atatürk Hakkındaki Tespitleri:
18. YY itibarı ile Rusya’da büyük aydınlanma süreci başladı.

Rusya aydınlanma ve intelenjiyası 19. yüzyılda bütün dünyayı etkisi altına aldı.

Tanzimat’tan sonra Osmanlı'da Dostoyevski, Tolstoy, Turgenyev, .... Gibi dâhiler mi yetişti? Yok.

O zaman neden Rusya intelejensiyası Atatürk gibi bir önder değil, Lenin gibi bir terörist yetiştirdi?

Evet, Lenin teröristti ve Çar saltanatını mensuplarının hepsini toptan teröre uğratarak katletti.

Atatürk de Osmanlı hanedanını toptan katledemez miydi?

Ama etmedi.

Hz. Muhammed’in "Yeryüzünde İslam egemen olana dek savaşın!" sözlerine benzer Lenin de "Yer yüzünde işçiler azat olana dek savaşın ve proleter diktatörlüğünü kurun!" dedi.

Ama Atatürk ne Arap ne de Lenin saçmalıklarına aldırış etti.

Bu saldırgan zihniyetlere karşı "Yurtta barış dünyada barış" söylemini ortaya koydu. Tarihte böylesine bir devlet adamıyla karşılaşmadım ve neler neler...

12- Özetle: Atatürk öncesi yokluk vardı, en önemli ve kıymetli insani ve evrensel değerler yoktu!

ATATÜRK, sadece Türkiye’ye değil, dünyaya eşsiz bir armağandır...*

 

ÜLGEN, TÖLGE’nin Ülgen Tölge…İranlı Sosyolog Tölge’nin Atatürk ve Türkiye’ye bakışı

Türk asıllı İranlı siyaset bilimci ve sosyolog

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com


Başta Atatürk’ün birçok devlet adamı ve düşünürlerin vurguladıkları söyledikleri gibi, dinci devletlerin din düşüncesi ile yönetilen ülkelerin yapısında gerçek demokrasi olmadığından, o ülkeler her türlü yasa dışı olaylar ve keyfi uygulamalara etken olduğundan bu tür ülkeler çağın gerisinde kalmışlar. Örneğin Türkiye halkının çoğu açlık sınırında ne ki açlık sınırının altında gelirleri olurken, tek adam yönetiminin başı RTE hem de kaçak bir arsaya dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiş 1150 odalı saray yapıyor. Yine başka bir tek adam yönetimi ülkesinde Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat'a Cumhurbaşkanı Kurbankulu Berdimuhammedov'un 21 metrelik altından heykeli dikildi (hatta köpeğinin bile altın heykelini diktirmiştir). Niyazov, günler ve ayların adlarını kendisinin ve aile üyelerinin isimleriyle değiştirmişti.[i]

Doğruyu Söyleyen Sağ Görüşlü Bir Politikacı

Ayrıca ülkesini tek adam olarak baskıcı bir yönetimle yöneten, yaptığı zulümlerden

çaldığı paralar yüzünden kendisine yapılacak yargılamadan hapse atılmaktan korkan ve ülkesinden kaçan devlet adamları vardır, örneğin Tunus’u 23 yıl dikta rejimiyle yöneten 2011 yılında ülkesinden kaçan Tunus’sun eski devlet başkanı Zeynel Abidin Bin Ali, 2019 yılında sürgünde öldü.[ii]

Dünyada 50 civarındaki tek adamla yönetilen din ağırlıklı Müslüman ülkeler çağdaş dünyanın gerisinde kalmışlardır. Öylesine bilimi es geçip dine daha çok önem veren Müslüman ülkelerde hemen hemen 500 yıldan fazla bir zamandır bilimsel alanda hiçbir katkıları ve icatları yok. Kendi ülkemizde tek adam yönetiminde AKP-RTE iktidarında fen liselerini es geçilip durmadan İmam hatip okullarına hız verildiğini gördük görüyoruz. İmam hatip okulları çağdaş bilimi veremez, imam hatiple de ülke kalkınamaz, çağdaşlaşamaz.

Tek adamla yönetilen Müslüman ülkelerde yöneticiler demokrasiye önem vermeyen tavır içindeler. Oysa çağımızda Avrupa’da olduğu gibi çok gelişmiş ülkeler gerçek laik demokrasi ile çağdaş olmuşlar, zenginleşmişler, refaha erişmişler. Müslüman ülkelerdeki tek adam yöneticileri önce “demokrasi diyerek” demokrasiyi basamak olarak kullanıp halkı kandırıyorlar, iktidar olunca da “verin yetkiyi görün etkiyi” bütün kurumları ele geçirip tek adam yönetimli baskıcı bir rejim kuruyorlar. 

Demokrasiye inanmadığı halde kendi despotik amacına ulaşmak için Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye başkanıyken,[iii] şöyle demişti: “Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz” ve “demokrasi amaç değil araçtır” demişti. Bu sözleriyle demokrasiye karşı düşüncede olan bir yöneticinin ülkesini AB içine alır mı?

Türkiye1950 yılında tek adam yönetiminden demokrasiye yönelmişti, 67 yıl sonra 2017 de Türkiye şaibeli bir referandumla anayasa değişikliği ile (Recep Tayyip Erdoğan arzuladığı demokrasi tramvayından inmiş) 16 Nisan 2017'de tek adam yönetimine evrilmişti. Görüyoruz tek adam yönetiminin getirdiği yoksulluk pahalılık ve enflasyonunla halkı nasıl ezdiğini, “itibardan tasarruf yapılmaz” diyerek saçıp savurarak ülkeyi borca soktuğunu yaşayarak gördük.  Ülkeyi tek adam yönetimine çeviren kurnaz yöneticiler özellikle halkın en zayıf can alıcı inancı olan din ve dinciliği kullanarak halkı kandırarak iktidara gelmekteler. Din sömürüsünü çok iyi bilen Gazi Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyordu:

“Bizi yanlış yola sevk eden habisler (soysuzlar) bilirsiniz ki alelekser (çok kere) din perdesine bürünmüşler, saf ve nezih (temiz) halkımızı hep 'şeriat' sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten (kötülükten) gelmiştir."[iv]

Yukarıda Atatürk’ün sözlerini açık yüreklilikle teyit eden doğruları söyleyen bir politikacımız Ferruh Bozbeyli (1927-2029) bakın1970’lerin TBMM Başkanı Ferruh Bozbeyli şöyle diyor:

“Allah bu ülkede sağcılara, solculara, sosyalistlere hatta komünistlere bile iktidar nasip etsin, ancak bu dincilere iktidar nasip etmesin”, deyince Ferruh Bozbeyli’ye tepki göstermişler.

“Neden hocam onlar da bu memleketin alnı secde gören çocukları değil mi? Neden onlara komünistlere bile layık gördüğün iktidarı layık görmüyorsun”, diye sormuşlar.

Doğruyu Söyleyen Sağ Görüşlü Bir Politikacı


Ferruh Bozbeyli de bakın ne demiş: “Bu ülkede sağcıların da solcuların da sosyalistlerin de komünistlerin de bir devlet kültürü vardır, hangisi iktidara gelse bir devlet kültürü ile ülkeyi yönetir. Ancak bu dincilerde devlet kültürü yoktur, iktidara geldiklerinde bu devleti yıkarlar, demiş…1950’den bu yana 75 yıldır ülkeyi yöneten sağcılar dinciler ülkeyi Atatürk’ün arzuladığı “çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne” çıkarabildiler mi? Ülke insanları yıllardan beri enflasyonla, pahalılıkla boğuşmakta, açlık sınırının altında çile çekmekte.[v]

“Dinciler” iktidara geldiklerinde de gitmemek için en şeytanı planlar yaparak oturdukları koltuğu bırakmak istemiyorlar. Ülkemizi 23 yıldır yöneten R.T.Erdoğan yakın zamanda devamlı iktidarda kalmak isteğini şöyle dile getiriyordu, “emr-i hak vaki oluncaya kadar buradayım” yani- ölünceye kadar buradayım- iktidardayım diyordu. Hangi demokratik bir ülkede hangi başkan yönetici ölünceye kadar buradayım” diyebilir.

Bu yazıyı yazdığım sıralarda, galiba You Tube kanalında kısa bir videoda izledim, sokakta röportaj yapan muhabire bir bayan yaklaşık şöyle diyordu: “Ben abdestli namazlı sürekli AKP ye oy vermiş bir kişiyim, yeter artık bu dincilerin yalancı, dinci iktidarlarından bıktık yıldık iyice, ülkeyi görüyorsunuz ne hale getirdiler. Bundan sonra tövbe olsun bu iki yüzlü iktidara oy vermem. Ülkeyi adaletle yönetecek Komünist partisi gelse bile razıyım onlara oy veririm ama bunlara asla”.

 

Doğruyu Söyleyen Sağ Görüşlü Bir Politikacı

Din sömürüsünü O. Bölükbaşı Menderesin yüzüne karşı Mecliste din tüccarı Menderes” diye haykırdı.

Osman Bölükbaşı bir gün Mecliste, Parmağı ile Menderes’i işaret ederek şöyle diyordu: "Dünyadaki tüm ticari faaliyetleri araştırıp inceledim, din ticaretinden daha kârlı bir sektör, görmedim, bunu en iyi başaranlardan birisi de sensin; din tüccarı Menderes" deyince, Demokrat Partililer Bölükbaşı’nın üzerine yürür, kendisine sonra, 3 oturuma, katılmama cezası verilir.

Bölükbaşı’ndan kurtulmak, hapse atmak için, Milletvekili Seçildiği Kırşehir’i il statüsünden çıkartılıp, ilçe yapılır. Bölükbaşı’nın böylece, vekilliği düşürülüp, komünizm propagandası yapmaktan dosya hazırlanıp, hapse atarlar…![vi] Bir sonraki seçimde Bölükbaşı, Ceza evinden, Bağımsız Aday olur ve oyların %90'nını alıp, yeniden milletvekili olup, hapisten çıkar…!

Ve ilk oturumda, Menderes’in gözünün içine baka baka; "Türk milleti sen gibi, Amerikan uşağı, din tüccarı hainlerin suratına her daim, şamarı böyle indirir" der…! [vii]

                           Bir gün bir arkadaşımla bu konularda sohbet ederken o arkadaşım şöyle demişti:

Türkler keşke Müslüman olmasalardı, Müslümanlık Türkleri geri bırakmıştır”. Yine bu konuda da eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson (Ali Kemal’in torunu) aynen şöyle diyordu: “Müslüman ülkeler İslam yüzünden Batının yüzyıllarca gerisinde kaldı”

                         Sonuç olarak iktidara gelmek için dini politikaya alet edip cahil halka karşı kendini dindar gösterip iktidara gelen yöneticiler-devlet adamları iktidarda kaldıkça zalim bir despot olurlar, iktidardan bir türlü gitmek istemezler, sonunda Tunus’un eski devlet başkanı Zeynel Abidin Bin Ali gibi çoğunluğu yurt dışına kaçarlar.

Dünyada 50 civarında Müslüman devletlerin hemen hepsinde demokrasi yok, tek adam yönetimi ile yönetilirler ve hepsi de dünyanın en geri kalmış devletleridirler. O zaman en doğru yönetim şekli üç erki birbirinden bağımsız ve saydam halka açık olan yasama (meclis), yürütme (idari yönetim), yargı (adalet mahkemeler)  Batı’nın demokratik ülkelerinde olduğu gibi olan ve gerçek demokrasiyi benimseyip uygulayan ülkeler daha çabuk kalkınır, daha çabuk çağdaşlaşır.

 

Cevat Kulaksız kulcevat 599@gmail.com

SONOTLAR



[i] https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/05/150525_turkmenistan_heykel

[ii] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-59996765 

[iii] 14 Temmuz 1996 günü Milliyet Gazetesi’nde çıkan Nilgün Cerrahoğlu imzalı söyleşide

[iv] Faik Öztrak https://x.com/faikoztrak/status/1753331853703217529 (Adana esnaflarıyla buluşması, 16 Mart 1923)

[v] Not: Ferruh Bozbeyli sağ görüşlü bir siyasetçidir. (1961-1965 AP Milletvekili ve TBMM başkanı, 1970-1978 Demokratik Parti Genel Başkanı).

[vi] https://eksisozluk.com/kirsehirin-ilce-yapilmasi--2341871

[vii] 20 Temmuz 1954 günü ilçe yapılarak Nevşehir’e bağlanan Kırşehir hatadan dönülerek (olayın abesliğine demokrat parti içinden bile sesler yükselmiştir) 1957 yılında tekrar il yapılmış demokrat partiye ve Adnan Menderes’e en güzel cevabı sandıkta vermiştir.


Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget