Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Anne (kadın) olmak bir ayrıcalıktır
ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN 


Bugün (11/05/2025) anneler günü. 


Çok anlamlı ve çok özel bir gün. 


Dünyada ve ülkemizde,  yıl içinde çok çeşitli günler kutlanır, çoğunu şimdi hatırlamamız dahi mümkün değildir. 


Ama,  anneler günü için öyle söyleyebilir miyiz?


Bizi dünyaya getiren, hiçbir karşılık beklemeksizin,  büyük zahmet ve fedakarlıklarla büyüterek bizleri yetiştiren annelerimizi; hayatta olsunlar veya olmasınlar,  istisnasız,  yılın her günü hatırlar ve çok severiz. 


Ancak; anneler gününde,  annelerimize diğer günlere nazaran çok daha özel ve yoğun bir sevgi göstermek ve onlara şükranlarımızı sunmak, sağ iseler gidip ellerinden ve yanaklarından öpmek,  onlara sarılarak kucaklamak,  ana şefkatini ve yüreğinin sıcaklığını yüreğimizde hissetmek,  bir başka güzeldir, büyük bir onur ve mutluluktur. 


Anne olmak, Dünya'nın en güzel duygusu ve zevki olduğunu tahmin ettiğimiz analık duygusunu ve zevkini tadabilmek, Allah tarafından sadece kadınlarımıza tanınan bir ayrıcalıktır. 


Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı kadın, diğer yarısı olan biz erkekleri doğurarak Dünya'ya getiren de,  yine kadındır. Yani kadın; erkek ve kadınlardan oluşan tüm Dünya nüfusunun tamamında, yüzde yüzünde de vardır ve söz hakkına sahiptir. 


Bu yalın  gerçek dahi,  annelerimizin ve kadınlarımızın önemini ve vazgeçilmezliğini,  onları çok sevmemiz, başımızın tacı yapmamız, saygı göstermemiz gerektiğini,  açıkça göstermektedir. 


Dünya'ya kadın olarak gelen herkes; yaradılışı gereği,  erişkin yaşlara geldikten sonra evlenip bir yuva kurarak mutlaka bir çocuk sahibi olmayı arzular. 


Ancak, kısmet olup da evlenemediği veya evlendiği halde, kendisinden veya kocasından kaynaklı tıbbı bazı eksiklikler ve bozukluklar nedenleriyle çocuk sahibi olmayan kadınlarımız da, toplum içinde az değildir. 


Bizler, çok iyi biliyoruz ki; doğurup çocuk sahibi olamasalar da, bu kadınlarımız da; kadın olarak, doğuştan  bir ana yüreği ve şefkati taşımakta ve çocuk özlemiyle yanıp tutuşmaktadırlar. 


Bu nedenle, biz anneler gününü; evlenemedikleri için çocuk doğurup  anne olamayan veya  evlenseler de, çeşitli nedenlerle çocuk doğuramadıkları için anne olamayan kadınlarımız da dahil olmak üzere, çocuk doğurarak anne olan tüm kadınlarımızın günü olarak kabul ediyoruz ve tüm kadınlarımızı yürekten  kutluyoruz. 


Şu veya bu nedenle çocuk sahibi olamamış kadınlarımızı, anneleri hayatta olsun veya olmasın, tüm çocukların manevi  anneleri olarak kabul ediyoruz. 


Gerçekten, tahmin ediyoruz ve görüyoruz ki; kadın olmak, anne olmak,  çok özel ve güzel  bir duygu ve zevk olup, bu duygu ve zevk, kadınlarımızı erkeklere nazaran ayrıcalıklı ve üstün kılmaktadır. 


Sanırım, özellikle ülkemizde, kadınlarımızın; bazı erkeklerin şiddetine ve kötü muamelesine maruz kalmalarının altında yatan şuur altı gerçek neden de, kadınların erkeğe karşı olan bu ayrıcalıklı üstünlüğüdür. 


Maalesef bu anneler gününde de, kadınlarımızı erkek teröründen koruyamamanın büyük ezikliğini ve utancını yaşıyoruz. 


Bu duygularla; 

En başta; ülkemizin kurtarıcısı ve devletimizin kurucusu Sevgili ATATÜRK'ü doğuran hepimizin sevgili annesi ZÜBEYDE annemiz ve rahmetli kendi annem, çocuklarımın annesi eşim olmak üzere; hayatta olan veya olmayan tüm annelerin,  anne adaylarının,  şu veya bu nedenle anne olamayan,  ancak annelik özlem ve duygularını bedeninde ve ruhunda taşımaya ve yaşamaya devam eden tüm kadınlarımızın Anneler Günü'nü;  en derin saygı, sevgi, minnet ve şükran duygularımla kutluyorum. 


İyi ki, varlar. 


Halen hayattaki tüm annelerimize ve kadınlarımıza selam, hayatta olmayanlara Tanrıdan gani gani rahmetler olsun. 


11/05/2025

Güner YİĞİTBAŞI


 

2021 Tüm Emekliler Sendikası, TÜİK önünde enflasyon verilerini protesto etti

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önünde emekliler pahalılığı protesto ettiler
Rakamlar Yalan Yoksulluk Gerçek

2021 Tüm Emekliler Sendikası üyeleri, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önünde bir araya gelerek, 7.5.2025 günü, dün açıklanan Nisan 2025 enflasyon verilerini protesto etti. Aylık enflasyonun yüzde 3, yıllık enflasyonun ise yüzde 37,86 olarak açıklandığı verilere tepki gösteren sendika üyeleri, basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasına Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Can Cankesen, Demokrasi ve Atılım Partisi Ankara Milletvekili İdris Şahin, İYİ Parti Ankara Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba, CHP Pursaklar İlçe Başkanı Hüseyin Benek, Türkiye İşçi Partisi Ankara İl Başkanı Fırat Çoban, Demokrasi ve Atılım Partisi Gölbaşı İlçe Başkanı Ünal Özdemir, Bağımsız Emekliler Sendikası İl Başkanı Sinan Şatır, Büro Emekçileri Sendikası 2 No’lu Şube Başkanı Mustafa Çınar, Emekli Meclisleri Sendikası Genel Başkan Sekreteri Ramazan Tekin ve Ankara Dayanışma Derneği Genel Başkanı Yusuf Şahin katıldı.

2021 Tüm Emekliler Sendikası, TÜİK önünde enflasyon verilerini protesto etti. Sendika Genel Başkanı Salman Hürkardeş, “Biz sadaka istemiyoruz, hakkımızı istiyoruz. İnsanca yaşamak istiyoruz. Cumhur İttifakına sesleniyorum, bu iktidar gitmediği sürece, emeklinin, işçinin, emekçinin yüzü gülmeyecek. Bir ülkede demokrasi yoksa iş, aş ve özgürlükler yok demektir. Getirin sandığı, emekliler kırmızı kartını gösterip sizden hesabı soracak” dedi.

RAKAMLAR YALAN YOKSULLUK GERÇEK                                                                  

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önünde emekliler pahalılığı protesto ettiler

Hakkımız olanı alacağız.

“Ülkemizde üretilen her mal ve hizmet bu ülkenin tüm emekçilerinin alın teridir, kafa ve kol gücüdür, beyninin ışığıdır. Toplumsal refahtan en büyük payı bu emekçiler almalıdır. Ne yazık ki güzel ülkemizde emekçiler, 23 yıldır dolar milyarderlerine ve holdinglere dost mevcut iktidarın yönetiminde acı ve ızdırap çekiyor.

TUİK aldatıyor

TUİK’in 5 Mayıs 2025 günü açıkladığı enflasyon verilerine göre TÜFE’deki değişim 2025 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,00 artış, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 13,36 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 37,86 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 48,73 artış olarak gerçekleşti.

Aylık artışları minicik

Bu verilere göre, emeklilerin ikinci 6 aylık enflasyon oranı artışının 4 aylık kısmı yüzde 13,36 oldu. Mayıs ve haziran ayalarının enflasyonu da eklendiğinde 6 aylık artış netleşmiş olacak. Sahte TÜİK verilerine göre değil, insanca yasamaya yetecek maaş istiyoruz. En düşük emekli maaşı en düşük memur maaşı kadar olmalıdır. Tüm emekli dul ve yetim aylıklarına temmuz ayını beklemeden ek zam istiyoruz.

Kira artışları kocaman

BU verilere göre mayıs ayında kira artışı yüzde 48,73 oldu. On bin liralık konutun kirası 14 bin sekiz yüz yetmiş üç liraya; 15 bin liralık konutun kirası 22 bin 310 liraya yükseldi. En ücra bölgelerde, en sağlıksız konutlarda bile aylıklar kiraya yetmez oldu. AKP iktidarı milyonlarca emekçiyi barınma hakkından yoksun kıldı. İktidarı uyarıyoruz, Anayasanın emrine uy, her yurttaşın sağlıklı barınma hakkını sağlayacak tedbirleri acişlen yerine getir.

Demokratik direniş haktır

Türkiye’nin onurlu emekçilerinin emekli kolu olarak emekçi ailesinin bir bileşeni olarak ilan ediyoruz ki: İktidarın 19 Mart’ta başlattığı başladığı, hala devam eden muhalefeti toptan ortadan kaldırmaya yönelik sistemli saldırısından ve yarattığı şiddet ikliminden korkmadık, korkmayacağız.

Cumhuriyeti, emeğimizi, barınma hakkımızı, kadın erkek eşitliğini, insanca yaşama özlemimizi, çocuklarımıza tam istihdamı, parasız sağlık ve parasız eğitimi, yani eşitlik ve özgürlüğümüzü savunma anlamına gelen Saraçhane direnişinin, 1 Mayısların, Maltepe’den Konya’ya protesto mitinglerinin tam içindeydik. Olmaya devam edeceğiz.

Üç gün önce 4 Mayıs günü, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e bir provokatör eliyle yapılan yumruklu saldırıyı şiddetle kınıyor, Özgür Özel’e ve CHP’ye geçmiş olsun dileklerimizi ve dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

            Kapitalizme hayır

Kapitalizm emeğin sömürüsünün sürekliliğini sağlamak için başta işçi sınıfı olmak üzere çalışanların dayanışma ve birlikteliğini bozarak örgütlenmelerini engelliyor, bunu yapamadığı zaman da yandaş örgütlülükler kuruyor. İşçilerin emekçilerin yüzlerce yıl süren ve büyük bedeller ödeyerek elde ettiği demokratik kazanımlarının korunması ve geliştirilmesi bugün düne göre çok daha önemli. Kapitalist emperyalist sistem tüm dünyada çalışanların ve emeklilerin haklarına saldırıyor. Gelişmiş az gelişmiş veya orta gelişmiş ülkelerin tümünde kapitalist yönetimler, çalışanların sokaklara taşan büyük öfkesine rağmen emeklilik yaşını yükseltiyorlar. Emeğin payı tüm ülkelerde bilinçli olarak düşürülüyor, holdinglerin tekellerin büyük sermayecilerin payı artıyor.

Tekellerin holdinglerin emrindeki yatık ekonomi uzmanlarıysa endüstride verimlilik artarsa emekçilerin gelirinin artacağı masalını anlatıyorlar bize. Yani onlara göre suçlu çalışanlar. Niye çünkü yeteri kadar verimli değilmişiz. Paradan para kazananlar, rantiyeler, yani toplumun sırtındaki asalak sınıf, onurlu emekçileri verimsizlikle suçluyor. Oysa biz, işçi sınıfı tarihinden biliyoruz ki, emeğin payının artması için: Sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, işçi emekçi dostu siyasal partilerin emeğin hakkı için etkili şekilde sahaya inmesi, sınıf mücadelesini yükseltmesi şarttır. Ve bu şart yerine getireceğiz.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önünde emekliler pahalılığı protesto ettiler

Asgari altı yaşam olmaz

İktidarın uyguladığı ekonomik politikalar sonucunda asgari ücret hem ortalama ücrete dönüştü hem de açlık sınırının da altına indirildi. Emeklilerin büyük çoğunluğunun aylığı ise zaten yetersiz olan asgari ücretin de gerisinde. İktidar, uyguladığı ekonomik politikalarla çalışanları da emeklileri de yoksullukta eşitledi.

İktidar emeklilerin ABO Aylık Bağlama Oranını bir muz cumhuriyetinde bile olmayacak bir düzeye, yüzde 35’lere kadar düşürdü ve emekli aylıklarına milli gelir artışı eklemeye son verdi. Huzur içinde geçirmemiz gereken emeklilik yaşamımız yazın sıcağında, kışın soğuğunda dermanı iyice azalmış dizlerimize rağmen kuyruklarda, sıralarda geçiyor.

Sendika haktır

23 Yıllık AKP iktidarı bize sefaleti layık gören politikalarına karşı örgütlü olarak mücadele edemeyelim diye iktidara geldiği 2002 yılından itibaren yargı üzerinde baskı kurarak sendikal örgütlülüğümüze saldırdı. AKP iktidarı kendisinden önceki iktidarların aksine sendika hakkında açtığı kapatma davalarını ısrarla takip etti. 1995 yılında kurulan ilk sendikamız ve 2017 yılında kurduğumuz ikinci sendikamız yargı eliyle kapatıldı.

İktidar kurduğumuz 3. sendikamızı da kapattırmak için yargı üzerindeki tüm gücünü kullanmaktadır. Bilsinler ki biz sendikamızı kimseden izin alarak kurmuyoruz. İdarenin baskıları karşısında da herhangi bir geri adım atmamız söz konusu dahi olamaz. Emeklilerin sendika hakkı her türlü tartışmaya kapalıdır. Üzerlerindeki idarenin ağır baskıları karşısında emekli sendikaları hakkında kapatma kararı veren mahkemeler dahi vicdanlarını biraz olsun rahatlatmak için emekliler için doğru örgütlenmenin aslında sendika olduğunu belirterek kapatma kararını veriyorlar.

Sorarlar bir gün sorarlar

AKP iktidarının sınıfsal tercihleri sonucunda açlık sınırının da altında yaşama mahkûm edildi. Yazın sıcağında, kışın soğuğunda saatlerce ekmek kuyruğunda beklemek zorunda bırakılmamızın, pazara belki fiyatlar biraz düşer diye akşamları gitmemizin, et, süt ve meyve alamaz, torunlarımıza bayram harçlığı veremez hale getirilmemizin yani bu asla AKP iktidarının sınıfsal tercihleri sonucunda açlık sınırının da altında bir yaşama mahkûm edildik. Yazın sıcağında, kışın soğuğunda saatlerce ekmek kuyruğunda beklemek zorunda bırakılmamızın, pazara belki fiyatlar biraz düşer diye akşamları gitmemizin, et, süt ve meyve alamaz, torunlarımıza bayram harçlığı veremez hale getirilmemizin, yani bu hak etmediğimiz durumun hesabını sormaya devam edeceğiz.

 Özelleştirme ihanettir.

Ülkemizde Cumhuriyetimiz ’in kuruluşundan başlayarak oluşturulan Sümerbank, Etibank, Türk Telekom, TÜPRAŞ, TEDAŞ, PETKİM, Şeker fabrikaları, Tank Palet fabrikası özelleştirildi. AKP özelleştirmenin şampiyonu oldu, böyle yaparak dolar milyarderlerini ve milyonerlerini çoğalttı. Onlar zenginleştikçe, semirdikçe, emekçiler fakir oldu. Faizleri öyle artırdılar ki artık takla attırdığımız kredi kartlarını da kullanamaz olduk. Bir avuç büyük sermayedarsa zenginliklerine zenginlik katıyor. Ekonomi yönetimini ele geçiren uluslararası tefecilerin çıkarları için emekçileri derin yoksulluğa mahkûm eden işbirlikçi AKP iktidarı, salt tefecilere borç ödemesi garanti altına alınsın diye bizleri düpedüz açlıkla sınamaya devam ediyor.

Çare kamuculuktur.

Halkımızın refahı ve vatanımızın birliği bütünlüğü için, temelleri Cumhuriyetle atılan kamucu ekonomi anlayışına dönelim. Sanayi ve tarımı destekleyen, işçiyi emekçiyi önceleyen planlı, üreten ekonomi modeline geçelim. Özelleştirilen kamu kurumları tekrar devletleştirilsin, çocuklarımıza ve torunlarımıza tam istihdam sağlansın. Herkese karnı tok, sırtı pek, başı dik olsun, çocuklarımız ve torunlarımızla birlikte onurumuzla insanca yaşayalım.

Üretimi bizden devralan çocuklarımızla, torunlarımızla omuz omuza olmak, demokratik laik eşit ce özgür Türkiye’ye ulaşmak için haydi görev başına. Ekonomik ve insani krizin baş sorumlusu, iç ve dış tekellerin temsilcisi iktidarı demokratik yoldan iş başından uzaklaştırmak için haydi görev başına.

Emperyalizme sömürgeciliğe Siyonizm’e kapitalist sömürüye karşı haydi görev başına.

Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.

Basın bildirisi ile çeşitli parti ve sendikaların temsilcileri de konuşmalar yaparak görüş ve düşüncelerini açıkladılar.

Emekliler konuşma ve eylemlerinin daha etkili olması için TÜİK  binasının önündeki kaldırıma, yoksulluğu simgelemek için içinde taşlar olan bir tencere, yanında simit ve boğaca parçaları koyarak emeklilerin yoksulluğunu anlatmak istiyorlardı.

2021 Tüm Emekliler Sendikası

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

Deniz Gezmiş Ve Arkadaşları 3 Fidan
Benim gibi 68 kuşağından olan Deniz GEZMİŞ ve iki arkadaşının idam edilmelerinin üzerinden elli üç sene geçmiş. 


Kendilerine Allahtan rahmetler diliyorum, mekanları cennet olsun. 


İdama mahkum olmayı ve bu cezalarının kesinleşerek, yaşamlarının baharında genç bir fidan olarak asılıp ölmeyi hak ettiler mi?


Tabii,  kocaman bir HAYIR. Asla hak etmediler. 


Her şeyden önce, idam bir ceza değildir. Ne kadar suçlu olurlarsa olsunlar,  insanların hayatına son vermek, asla bir ceza olamaz. 


İdam cezası; devletin, yani kamunun, karşı taraftan bir öç almasıdır. Kan gütme ve öç alma saikiyle adam öldürmek,  nasıl öldürme suçunun ağırlaştırılmış haliyse ve kişilere yasak ise,  kan gütme ve öç alma saikiyle bir kişiyi öldürme ve cinayet suçundan farksız olan idam cezası da, bize göre, devlet'in; kan gütme ve öç alma saikiyle işlediği bir cinayettir. 


Bu gerçeği en başta vurguladıktan sonra, diğer gerçekleri de objektif olarak sıralamaya devam edersek, ülkede yürürlükte olan pozitif hukuk kurallarına, beğensek de beğenmesek de riayet etmek, herkesin görevidir. 


Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarına; o günün yürürlükte olan ceza kanunu hükümlerine göre illegal olarak kurdukları örgüt adına işledikleri ve ceza kanununda tarif edilen anayasayı ihlale cebren teşebbüs suçunun unsurlarını asla oluşturmayan münferit silahlı şiddet eylemleri nedeniyle verilen idam cezası; eylemlerinin hukuki karşılığı olmayan ağırlıkta ve vasıfta, hukuken  hiç hak etmedikleri bir ceza olup,  hayatları haksız ve hukuksuz bir şekilde ellerinden alınmıştır. 


Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarının;  ülkelerini seven, ülkelerinin tam bağımsızlığı ve halkının özgürlük ve refahı için, ellerini taşın altına sokarak mücadele verdiklerinden en ufak bir şüphemiz asla yoktur. İdamlarından bu yana 53 sene geçmesine rağmen,  hiç  unutulmamaları ve hala çok sevilmeleri ve özlemle anılmalarının nedeni de budur. 


Ancak, amaç ne kadar ulvi ve yüce olursa olsun; her insan gibi, onların da yürürlükteki pozitif ceza hukuku kurallarına göre suç teşkil eden şiddete dayalı bir yöntemi seçerek mücadele verecek yerde,  legal ve suç teşkil etmeyen silah ve şiddet içermeyen bir yöntemi kullanarak mücadele etmeleri gerekirdi diye düşünenlerdenim. Zor ve meşakkatli ve uzun bir zaman isteyen bu legal ve demokratik siyaset yolunu tercih etselerdi, onların gayretleriyle ve devrimci ruhlarıyla,  ülkemiz ve halkımız; belki de,  bugün içinde bulunduğumuz,  siyasi, ekonomik ve hukuki tüm sıkıntıları yaşamayacak olabilirdi. 


Kurtuluş Savaşında ATATÜRK ve silah arkadaşlarının; emperyalist istilacı devletlere ve düşmanla işbirliği yapan Osmanlı Saray yönetimine karşı halkımızı da arkasına ve yanına alarak gerçekleştirdikleri örgütlü ve silaha dayalı mücadele ve kurtuluş savaşıyla,  Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarının iktidara yönelik şiddet içeren yöntemlerle giriştiği müsaadeyi, asla aynı kefeye koyamayız. Bu ülkenin,  meşru tam bağımsızlık mücadelesi veren ve kazanan tek devrimcisi,  Mustafa Kemal ATATÜRK ve yakın arkadaşlarıdır.  


Amerikan emperyalizminin dümen suyuna giren kurulu düzenin parti ve iktidarlarına karşı tam bağımsız ve özgür bir düzen kurulması için mücadele veren Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarına sevgi ve saygı duyuyorum, ölüm yıldönümlerinde onları sevgiyle ve rahmetle anıyorum. Mekanları cennet olsun. 


Ancak,  karşılığı kesinlikle idam olmayan, hukuk eğilip bükülerek, ihlal edilerek idam cezasına çarptırılmalarının çok büyük haksızlık ve hukuksuzluk olduğu gerçeği kadar, o tarihte yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre,  daha hafif cezaları içeren, karşılığı idam ve ölüm olmayan bazı münferit suçları işlemiş oldukları hukuki gerçeğini de,  herkes kabul etmelidir. 


Tüm gerçekler,  gazete arşivlerinde yerli yerinde durmaktadır. 


06/05/2025

Güner YİĞİTBAŞI

Cumhuriyet Savcılarının
Siyasi amaçlarla, iktidar yararına, muhalefet belediye başkanlıkları için zorlamayla yolsuzluk soruşturmaları açmaya temel teşkil etmek üzere kanıt elde etmek için veya açılmış içi boş soruşturma  dosyaların içini doldurmak amacıyla, resen belediyelere yazılar yazarak belediyelerin ihale dosyalarını isteyerek ve bu dosyalar üzerinde bilirkişi incelemeleri yaptırarak resen soruşturma başlatmaya yetkileri yoktur.


C.Savcıları; devletin Sayıştay ve devlet kurumlarının  teftiş kurulları tarafından yapılan olağan ve/veya olağanüstü denetimleri sonunda ortaya çıkardıkları ve rapora bağladıkları kendilerine ihbar edilen  ihale ve sair yolsuzlukları soruşturma yetkileri vardır.


C.Savcıları; canı istediğinde, gaipten haber almış gibi bir belediye başkanlığına yazı yazarak ihale dosyalarını isteyerek kendilerine soruşturma yaratamazlar.


C.Savcılarının; devlet kurumlarını denetleme yetkileri yoktur. Denetleme işi, ilgili kamu görevlerine aittir. Savcılar, denetim elemanlarının ortaya çıkardığı ve rapora bağladığı kendilerine ihbar edilen soruşturma dosyalarının gereğini yaparlar sadece.


Yok eğer C.Savcılıkları bir soruşturma makamı değil de denetim makamı iseler, bu savcıları iktidar partisinin belediyelerine de yazılar yazarak ihale dosyalarını istemeye davet ediyoruz bir vatandaş olarak.


03/05/2025

Güner YİĞİTBAŞI

Cumhurbaşkanlığı
Cumhurbaşkanlığı; anayasada, görev ve yetkileri, seçilme koşulları ve görev süresi  açıkça ve sınırlı olarak gösterilen, yürütme erki içinde yer alan, Türk Milletinin birliğini ve devleti temsil eden, devletin en üst düzey bir görev makamıdır. 


Cumhurbaşkanlığı makamına seçilen ve adına Cumhurbaşkanı denilen kişi de;  anayasanın,  Cumhurbaşkanına tanıdığı görev ve yetkileri dışında,  anayasanın 10. maddesine göre yasa önünde diğer Türk vatandaşlarıyla eşit konumdadır. 


Cumhurbaşkanları,  anayasanın öngördüğü görev sürelerini tamamladıktan ve yeniden seçilme yeterliliklerini yitirdikten sonra, anayasaya aykırı olarak,  o makama yeniden seçilme talebinde ve arzusunda ve de dayatmasında asla bulunamazlar. 


Cumhurbaşkanları; cumhurbaşkanlığının görev ve yetkileri yanında,  bu makamın kendilerine yüklediği sorumlulukları da aynen yerine getirmek zorundadırlar. 


Cumhurbaşkanları; ceza kanunlarının bu makamı koruyan hükümlerinden yararlanabilmeleri için,  göreve başlarlarken,  şeref ve namuslarını ortaya koyarak ve bu değerleriyle garanti ederek mecliste yaptıkları yeminlerine ve anayasa hükümlerine uygun bir şekilde görev yapmak zorundadırlar. 


Cumhurbaşkanlığı;   görev ve yetkileri yanında, sorumluluklarıyla da bir bütündür, paranın yazı ve turası gibi. 


Hal böyleyken ve anayasaya göre süre ve dönem itibariyle yeniden cumhurbaşkanı seçilme yeterliliğini yitiren bir kişinin,  gözünü hala bu makama dikip,  anayasaya aykırı olarak yeniden seçilme hazırlıkları içinde bulunması, bu makama seçilmek için bir partiden aday olan kişiyi hukuka aykırı yollarla hapse attırarak telef etmesi,  asla savunulamaz. 


Partili Cumhurbaşkanının;  mecliste yaptığı son grup konuşmasında sarf ettiği,  “Cumhurbaşkanı olma hevesi yolunda daha kaç CHP'li telef olup gidecek” sözleri,  bir cumhurbaşkanına, sıfatı ne olursa olsun bir insana yakışmadığı gibi, cumhurbaşkanının kendisinden sonra cumhurbaşkanı olmaya heveslenerek aday olan bir kişiyi,  yok etme ortadan kaldırma anlamına gelen,  telef etme yetkisi asla yoktur. 


Telef olma, telef etme,  çok ağır bir tehdit ve gözdağıdır. Kaldı ki,  masum bir insana yönelik olarak da kullanılmaması gereken bir sözdür. Telef olma, insan dışındaki hayvan ve bitkiler gibi diğer canlılar için kullanılan bir sözdür. Örneğin,  bir kuş gribi hastalığı salgını gelir ve binlerce tavuk bir gecede ölürse, ölen tavuklar için telef oldular deriz. Keza bir orman yangını sonucunda,  ormanda yanan hayvanlar, bitkiler ve ve ağaçlar için de; biz, orman  yangınında yanarak  telef oldular diyerek üzülürüz. 


Partili Cumhurbaşkanı; bu ülkenin kurtarıcısı ve devletimizin kurucusu ATATÜRK'e dahi nasip olmayan çok uzun,  kesintisiz olarak 23 sene bu ülkeyi tek başına yönetmenin şeref ve mutluluğuna erişmiş, Belediye başkanlığından,  milletvekili,  başbakan ve cumhurbaşkanı olma şerefine nail olmuş bir kişi olarak, bu ülkeden ve halkımızdan daha ne talep etmektedir? Bunu anlamak mümkün değildir. 


Partili Cumhurbaşkanı, CHP'ye yönelik bu tür sözleri,  ilk kez söylememiştir, son olacağa da benzememektedir maalesef. 


Hatırlayınız,  yıllar önce de aynı kişi;  “Bitaraf olan bertaraf olur” diyerek, kendisine biat etmeyenleri tehdit etmemiş miydi?


Çok yazık. Partili Cumhurbaşkanı; kendisini,  bu devletin hiç kimseye nasip olmayan en üst makamlarının tümüne oylarıyla seçmiş bulunan Türk Halkına hiç hak etmediği kötülükleri yapmaktadır. 


01/05/2025

Güner YİĞİTBAŞI


Ayağınızı Denk Alın Önüme Taş Koyanı Ezer Geçerim
Kimsenin,  yapamaz göze alamaz dediği,  İMAMOĞLU'nu gerçek dışı ve kanıtsız suçlamalarla tutuklatarak Silivri zindanına kapattıran ERDOĞAN; kendi siyasi geleceği ve ikbali için her yolu deneyebileceğini, içlerinde İSKİ Genel Müdürü ve İMAMOĞLU'nun Özel Kalem Müdürününde bulunduğu yaklaşık 50 civarındaki İMAMOĞLU'nun yakın çalışma arkadaşlarının gözaltına alındıkları bugün İstanbul Büyük Şehir Belediyesine yönelik ikinci dalga operasyonla,  açıkça göstermiş bulunmaktadır. 


İSKİ Genel Müdürünün de gözaltına alındığı bugünkü ikinci dalga operasyonun zamanlaması dikkat çekicidir. Bugün bazı gazetelerde yer alan habere göre,  İSKİ;  Sazlıdere baraj havzasındaki Kanal İstanbul Şantiyesinin yıkılması için tebligat göndermiş olup, bu tebligatın hemen sonrasında İSKİ Genel Müdürünün gözaltına alındığı büyük kapsamlı ikinci dalga operasyonun başlatılması,  çok manidar ve anlam yüklüdür. 


Saray yönetimi; benim yapmak istediğim şeylerin önüne taş koyanları, ezcümle karşıma aday olarak çıkanları olduğu gibi, benim en büyük hayalim olan Kanal İstanbul projemin önüne taş koymaya kalkışanları, devletin ve emrimdeki yargının gücüyle ezer geçerim, benimle kimse baş edemez,  herkes ayağını denk alsın demektedir. 


İstanbul Büyük Şehir Belediyesine yönelik tüm bu operasyonların açık anlamı budur. 


Bugün yapılan ikinci dalga operasyonla;  İstanbul Büyük Şehir Belediyesi bünyesinde,  İMAMOĞLU'nun liderliğinde büyük bir suç örgütlenmesinin varlığına İstanbul halkının inandırılmaya çalışılması, uzun süre tutuklu olarak tutulmak istenen İMAMOĞLU'nun etrafının sarılarak tahkimat altına alınması, soruşturmanın şüpheli sayısının ve suç isnatlarının çoğaltılıp çeşitlendirilerek,  uzun bir zaman dilimine yaydırılarak, iddianame yazımının ve kovuşturma evresinin başlatılmasının geciktirilip, İMAMOĞLU'nun tutukluluk süresinin uzatılmasına haklılık kazandırmak ve en önemlisi de bu uzatılan soruşturma sürecinde, artık çağ dışı kalmış olan,  sanıktan delile ulaşma metoduyla,  içi boş olan dosyanın içinin doldurulması amaçlanmaktadır. 


Bugün ki; İBB'ye yönelik ikinci dalga operasyon göstermiştir ki; İMAMOĞLU'nun işi gerçekten çok zordur.  


İMAMOĞLU'nun  tutuklanmasından  hemen sonra yazmış ve demiştik ki; 


“Karşılarında, kuralların ve yasaların işlediği nizami bir yargı yoktur. 

İMAMOĞLU,  keyfi ve hukuk dışı tutuklanmıştır. Bu, tutuklanan açısından çok korkunçtur. Tutuklama belirli yasal koşul ve kriterlere göre yapılmadığı için, İMAMOĞLU'nun tutukluluk haline son verilerek tahliye edilmesi de, yasanın öngördüğü kriterlere göre değil, keyfi olarak karar altına alınacağından,  İMAMOĞLU'nun tutukluluk halinin ne kadar süreyle devam edeceği,  maalesef belirsizdir. 

Yasal koşul ve kriter içermeyen keyfi ve hukuk dışı tutuklamaların en korkunç sonucu da, ne kadar süreceğindeki bu belirsizliktir”


Acı ama,  gerçek durum budur, maalesef. 


26/04/2025

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget