Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Üç Milletvekilinin Vekilliklerinin Düşürülmesi Siyasi Bir İntikam Kararıdır
Dün (04.06.2020) Türkiye Büyük Millet Meclisinde CHP ve HDP'li üç milletvekilinin vekillikleri, anayasaya ve yasalara aykırı olarak, muhalefete göz dağı vermek, iktidarın ve sarayın gücünü göstermek ve muhalefetten intikam almak amacıyla düşürülmüştür.
Niçin bu kanıya varıyoruz?
Zira, bu üç milletvekili hakkında kesinleşen mahkumiyet kararları,  çok önceden meclis başkanlığına gelmiş ve bu kararların genel kurulda okunarak, söz konusu milletvekillerinin vekilliklerinin düşürülmesi yoluna gidilmemiş, dün itibariyle aniden düğmeye basılarak, AKP'li meclis başkanı tarafından genel kurulun gündemine alınarak mahkumiyet kararları okunmak suretiyle, üç milletvekilinin vekillikleri düşürülmüş ve üç milletvekili de,  aynı gün apartopar yakalanarak cezalarının infazına geçilmiştir.
Bu acele nedendir, anlamak mümkün değil, vekillikleri düşürülen kişilerin haklarındaki cezaların infazına geçilmesindeki acelelik ve sürat de,  bu kararın iktidardaki AKP ve küçük ortağının kötü niyetini açıkça ortaya koymaktadır.
Kaldı ki; bu üç milletvekili,  hak ihlalinden dolayı bireysel başvuru haklarını kullanarak Anayasa Mahkemesine başvurmuşlar ve Anayasa Mahkemesindeki yargılama süreci henüz devam etmektedir.
Anayasa Mahkemesince, bireysel başvuruları esastan kabul edilerek hak ihlaline uğradıkları, adil yargılanmadıkları kararının verilmesi kuvvetle muhtemeldir.
Örneğin Enis BERBEROĞLU hakkındaki karar,  meclis başkanlığında iki seneye yakın bekletilmiş ve ne olduysa dün itibariyle aniden gündeme alınarak meclis genel kurulunda okunmuş ve milletvekilliğine son verilerek, kalan cezasının infazına geçilmesinin önü açılmış, aynı gün büyük bir süratle cezaevine kapatılmıştır.
Tüm bu gelişmeler,  AKP'li meclis başkanının kötü niyetini ve saraydan özel talimat aldığını açıkça ortaya koymaktadır.
Bugün, AKP'li Meclis Başkanı;  dünkü işlem için kendisini savunmuş ve anayasanın gereğini yerine getirdiklerini beyan etmiştir.
18 aylık bu gecikmenin nedeni, mecliste yapılacak olan infaz iyileştirmelerine ilşkin yasanın belenmesi olarak açıklanmış ise de, bu savunma tutarsız ve çelişkilidir.
Zira; Meclis Başkanı madem ki, vekillikleri düşürülen kişilerin lehlerine olabilecek  infaz yasasındaki değişiklikleri beklemiştir, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruların kabulü halinde kişilerin uğrayacakları hak kayıplarını ve mağduriyetlerini niçin düşünememiştir? Bu çelişkiyi anlamak ve izah edebilmek,  asla mümkün değildir.
Şu gerçek de asla unutulmamalıdır, evet  bir mahkeme kararı kural olarak Yargıtay tarafından onanırsa kesinleşmekteyse de, daha sonra anayasada yapılan bir değişiklikle hukuk sistemimize yeni giren bireysel başvuru hakkı da, anayasal bir kanun yolu olup, bu kanun yoluna başvuran hükümlüler hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilecek karar,  mutlak surette beklenmelidir.
Zira, Anayasa Mahkemesinin hak ihlaline ilişkin kişisel başvuruları esastan kabul etmesi ve hak ihlalinin varlığını saptaması halinde, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasanın 50/2 maddesine göre; tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,  ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir........... Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde,  mümkünse dosya üzerinden yeniden  karar verilir.
Yani, Anayasa Mahkemesinin vereceği karara göre, hak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Anayasa Mahkemesinin vereceği karar ile Yargıtay’ın onaylaması sonucu kesinleşen karar, yeniden yargılama yapılarak ortadan kaldırılabilecektir.
Bu nedenledir ki; Meclis Başkanının o kadar uzun süre beklediğine göre, milletvekilleri hakkında yerel mahkemelerce verilen ve kesinleşen, dün de meclis genel kurulunda okunarak,  vekilliklerinin düşürülmesine neden olan kararların, yeniden yargılama yapılarak değiştirilmesine ve ortadan kaldırılmasına  neden olabilecek hak ihlali bireysel başvurularına ilişkin Anayasa Mahkemesinin vereceği kararı beklemesi, hukuken zorunludur.
Meclis Başkanı; bu hukuki zorunluluğa uymamış ve makamının gerektirdiği olgunluğu gösterememiş ve Saray'ın talimatına esir düşmüştür.
İşte,  tek adam rejimi budur maalesef.

Güner Yiğitbaşı

05/06/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Sayın Erdoğan 2023 Hedefi Dediğiniz Şey Nedir?
Hatırlayınız, AKP Genel Başkanı ERDOĞAN; sık sık,  inşallah 2023 hedeflerine ulaşacağız demektedir.
Geçtiğimiz günlerde de,  yine bu 2023 hedefini hatırlattı.
Sayın AKP Genel Başkanından soruyoruz, ATATÜRK'ün kurduğu demokratik ve laik Cumhuriyetin 100.yılına denk gelen 2023 hedefiniz nedir sizin, ne yapacaksınız 2023 de, hangi hedefinize ulaşacaksınız?
Bu ülkenin hukukçu bir aydını olarak; o 2023 hedefinizi net bir şekilde açıklamanızı ve Türk Milletini aydınlatmanızı istiyoruz.
Dilinizin altında bir bakla varsa, çıkarınız ağzınızdaki o baklayı, ülkenin tek hakimi ve muktediri olarak açıklayınız lütfen.
Sayın ERDOĞAN; siz açıklamasanız da, son günlerde iyice yoğunlaşan, insan hak ve özgürlüklerine dayalı demokratik ve laik hukuk devletini adım adım yok eden, otoriterleşen ve sertleşen icra atlarınıza, konuşmalarınıza, yaptığınız ve yapmayı planladığınız demokrasi karşıtı tüm tahkimata, ülkeyi soktuğunuz ekonomik krize  bakarak, çok emin olamasak da, 2023 hedefinizin ne olduğu konusunda bir takım tahminler yapabiliyoruz artık.
Bugünlerde, bir erken seçim balonu uçurulup duruyor.
Biz, aktif siyasetçi ve bir partinin üyesi değiliz ama, kafamız henüz çalışıyor, hukukçu bir aydın olarak, erken ve baskın bir seçim yapılacak diyenlerin aklına şaşıyoruz.
AKP Genel Başkanı ERDOĞAN,  aklını mı yitirdi ki; bu aleyhe  koşullarda erken seçime gitsin.
Erken seçim tahmini yapan öngörüsüz muhalefet politikacıları diyorlar ki; evet koşullar AKP ve ERDOĞAN'ın aleyhine, Millet İttifakı yükselişte ama, ERDOĞAN durumu daha da kötüleşmeden erken seçime gitmek zorunda kalacak.
Güldürmeyin bizi.
ERDOĞAN'ın önünde daha üç yıllık iktidar dönemi mevcut. Varmak istediği hedef için de acelesi yok, ulaşmak istediği hedef ve menzil için,   2023'ü vade olarak belirlemiş. Bugün, kazanamayacağını bile bile,  erken seçime giderek,  iktidarını seçimlerle kaybedip, 2023 hedefine ulaşma amacından niçin vazgeçsin?
Aslında burada sorulması ve tartışılması gereken husus; bize göre, yapılmayacağı kesin olan erken seçim değil, 2023 de, yani zamanında demokratik bir seçimin yapılıp yapılmayacağıdır.
İşte, sayın ERDOĞAN'ın; 16 Temmuz hain darbe girişiminden sonra, eski yol arkadaşı ve ortağı FETÖ için söylediği, ”aynı menzile birlikte gidiyorduk” sözü,  bugün için çok önemli ve belirleyicidir.
FETÖ ile aynı menzile gitmek ne demektir, FETÖ'nün varmak istediği menzil nedir?
Siyasal İslamın, iktidar olması ve ülkede İslami esaslara dayalı, anti laik ve  antidemokratik teokratik bir İslam Devletinin kurulması ve uygulamaya geçilmesi değil midir?
Hem Laik hem de demokrat olunamaz. Artık,  “demokrasi bir amaç mıdır,  yoksa araç mıdır,  bu tartışmaya açılmalıdır” diyen kimdir?
AKP Genel Başkanı ERDOĞAN değil midir?
Dini siyasete alet eden, Diyanet İşleri Başkanlığını partisinin arka bahçesi haline getiren, Diyanet İşleri Başkanını, protokol üstü özel bir statüye kavuşturan, topluma bazı dini dayatmalarda bulunan Diyanet İşleri Başkanını savunan, Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesini her yıl sürekli artıran, Diyaneti kuruluş amacının dışında kullanmaya çalışan,  Sayın ERDOĞAN değil midir?
Anayasa mahkemesinin kararıyla, laiklik karşıtı eylem ve faaliyetlerin odağı haline geldiği tescil edilen AKP'nin Genel Başkanı Sayın EDOĞAN değil midir?
ERDOĞAN'ın; 18 senelik iktidarı boyunca girdiği tüm seçimleri kazanmasını,  muhalefet partileri hazmedip, demokratik seçimlere ve sonuçlarına saygılı oldukları halde, son yapılan yerel seçim mağlubiyetini, İstanbul'u ve diğer büyük şehirleri kaybetmesini hazmedemeyerek, YSK'ya yaptığı baskı ile hukuksuz olarak İstanbul seçimlerini yenileten ve özellikle salgın hastalık döneminde CHP'li belediyelerin halka yaptıkları yardımları,  halkın sempatisini kazanacakları ve CHP'nin yıldızının daha da parlayacağı endişesiyle engelleyen ve CHP belediyelerini çalıştırmamak için,  Belediye Meclislerindeki AKP ve MHP çoğunluğunu kullanan,  Sayın EROĞAN değil midir?
Toplumun güvenlik zafiyeti varsa, polis teşkilatının araç gereç ve personel sayısında artışa gidecek yerde, polis teşkilatına paralel olarak bir bekçi kolluk teşkilatını kurarak, bekçi kadrolarını objektif kriterlere göre değil,  sübjektif kriterlerle seçtikleri yandaş insanlarla dolduran, adeta kendi iktidarını korumak için özel bir kolluk gücü kurarak, yapılacak onca acele işe rağmen, bekçileri büyük yetkilerle donatacak yasa teklifini, AKP ve MHP Meclis çoğunluğuna verdiği talimatla alelacele yasalaştırma gayreti içine giren,  AKP genel başkanı ERDOĞAN değil midir?
Yargıyı tamamen kendi boyunduruğu altına alması yetmemiş olacak ki; yargının savunma ayağını teşkil eden avukatları ve baroları bölerek güçsüz ve savunmasız bırakma hazırlığı içinde bulanan,  Sayın ERDOĞAN değil midir?
AKP iktidarının, hazine kaynaklarını yandaş müteahhitlere peşkeş çeken yap işlet devret modeli ve kar garantili taşa toprağa, yola, tünele, köprüye yatıran, üretim değil rant amaçlı yatırımlarını mercek altına alarak halkı aydınlatan mimar ve mühendis odalarını dizayn etmeye ve onların seslerini kısmaya çalışan Sayın ERDOĞAN değil midir?
Enis BERBEROĞLU ve iki HDP'li milletvekillerinin;  bugün başlarına gelen ve devamı belenen muhalefet milletvekillerinin dokunulmazlık ve vekilliklerinin kaldırılması için düğmeye basarak Meclis Başkanına talimat veren,  Sayın ERDOĞAN değil midir?
İktidardaki kalan süresi, yaklaşık  üç yıl ile sınırlı olduğu halde, itibardan tasarruf edilmez diyerek, ülkemizde bulunan onlarca saraya ve ülkenin ekonomik sıkıntılarına rağmen, ülkenin her yerinde kendisine saraylar  yaptırmaya devam eden, ihtiyaç fazlası uçan saraylar edinen,  Sayın ERDOĞAN değil midir?
Normal koşullarda;  iktidarda yaklaşık üç yıllık süresi kalmasına ve ilk seçimlerde iktidarı kaybedeceğini çok iyi bilmesine rağmen, iktidarda kalmaya devam edeceğinden çok emin bir şekilde, yıllarca sürecek Kanal İstanbul hayal projesinden geri adım atmayan Sayın ERDOĞAN değil midir?
Özetle; iktidarda kalacağı kesinmiş gibi, antidemokratik icraatlarını sürdürmeye kararlı bir şekilde devam eden Sayın ERDOĞAN;  sizce,  2023 de, yani normal seçim tarihinde ülkeyi seçime götürür mü?
Ne dersiniz?

Güner Yiğitbaşı

05/06/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

İşte Sizlere Yürütme Ve Yasama İşbirliğiyle Yapılan Gerçek Darbe!...
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Susmak dayanılması çok güç bir cevaptır. G.Chesterton 
Susmak; kimi zaman ateşe su, kimi zaman da ateşe rüzgar olmuştur. Şems-i Tebrizi
Bazen sesini duyurabilmen için, susman gerekir. Stanislaw J. Lee

Güner Yiğitbaşı

04/06/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Nazım Hikmet
15 Ocak 1902 yılında Selanik'te dünyaya gelen,
Yazdığı şiir ve yazıları nedeniyle, defalarca yargılanarak hapis cezaları alan,
1951 senesinde Bakanlar Kurulu tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılan,
Ömrünün büyük bir bölümünü,  yurt dışında vatanından uzaklarda, vatan hasretiyle yaşamak zorunda bırakılan,
Buna rağmen,  vatanını ve Türk dilini çok seven ve Türkçeyi en iyi kullanan,
Yaşarken değerini bilemediğimiz, şiirleri birçok ülke dillerine çevrilen, çok okunan Dünyaca ünlü,
Öldükten sonra,  sağcısından solcusuna kadar paylaşamadığımız, yere göğe koyamadığımız,
Yerli ve milliyetçi geçinen sözde politikacıların dahi; zaman zaman, değişik platformlarda şiirlerini okuyarak, kendisinin uluslararası şeref ve ününden, kendilerine pay çıkarmaya ve siyasi çıkar sağlamaya çalıştıkları,
Dün olduğu gibi,  bugün de,  artan bir sevgiyle şiirlerini zevkle okuduğumuz,
Millet olarak, kendisine asla layık olamadığımız, ancak bugün en büyük Türk şairlerinden birisi diyerek kendimize övünç payı çıkardığımız ve övündüğümüz, yaşarken kendisine nankörlük ve eziyetler ettiğimiz,
Büyük ve usta şair,  gerçek vatansever ve halis Türk,
Vatan hasreti içinde,  3.Haziran.1963 tarihinde Moskova’da hayata gözlerini yuman en büyük Türk şair ve aydınlarından,  ölümsüz Nazım HİKMET'in, biyolojik ölüm yıl dönümüdür bugün.
Türk olarak, yaşarken değerini anlayamadığımız, fikirlerinden dolayı linç ettiğimiz, ancak ölümünden sonra değerini anlayabildiğimiz,  usta ve Dünyaca tanınmış Türk Şairi, gerçek vatansever Nazım HİKMET'i, ölüm yıldönümünde şükran ve minnetle anıyoruz. Nurlar içinde uyusun.
Yazımızı,  ölümsüz şair Nazım'ın şiirlerinden mısralarla noktalamak istiyoruz.
Bunları okuyunca; Nazım HİKMET'in ustalığını ve  değerini, bir kez daha çok iyi anlayacaksınız.


Güneş birgün herkese eşit doğacak
Ama o günü görmesek de
Bir umuttur yaşamak.
         &&&&
Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
         &&&&
Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak.
Unutma; aynı gökyüzü altında,  bir direniştir yaşamak.” Nâzım Hikmet
           &&&&
Seni düşünmek güzel şey,  ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

           &&&&

sen esirliğim ve hürriyetimsin,
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,
sen memleketimsin.
Sen ela gözlerinde yeşil hareler,
sen büyük,  güzel ve muzaffer
ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin…

Güner Yiğitbaşı

03/06/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Niçin tutuklattınız niçin salıverdiniz?
Tutuklanan Çav Bella ve Yüreğir mağdurları,  birkaç gün arayla peş peşe salıverildiler. Yani, önce haksız ve hukuksuz olarak tutuklanarak,  eşekleri kaybettirildi, sonra tahliye edilerek, eşekleri buldurularak sevindirildiler.
Yaklaşık on beş gün tutuklu bıraktıktan sonra,  bu iki CHP'li insanı, ne değişti de kısa sürede salıverdiniz?
Daha doğrusu,  kısa sürede  salıverecektiniz de,  niçin tutukladınız ve tutuklattınız, niçin tutuklama kararlarına yapılan itirazları reddettiniz?
On beş gün önce kaçacaklardı da,  şimdi kaçmaktan vaz mı geçtiler. ?
On beş gün önce mevcut olan deliller,  birden bire yok mu oluverdiler?
Sakın, deliller toplandı ve bu nedenle delillerin karartılması tehlikesi kalmadı, o nedenle salıverdik demeyiniz.
Toplanacak hangi delilden bahsediyorsunuz sizler?
Ortada toplanacak delil mi vardı ki?
Delil de ne demek oluyor, biz astığı astık, kestiği kestik tek adam rejimiyiz, kimselere hesap vermeyiz, delilden sanığa gidecek bir hukuk devleti değiliz, hele bir tutuklayalım, istim arkadan gelsin,  belki sanıktan delillere ulaşırız diye mi düşündünüz?
İzmir cami minarelerinden provokatörler tarafından korsan olarak Çav Bella şarkısının çalındığını,  sosyal medyada, sadece yorumsuz olarak   haber yapan ve İzmir Müftülüğünden bu saçmalığın hesabını ve sebebini soran, hiçbir suçu olmayan ve tek kabahati,  CHP eski il yöneticisi olmak olan masum bayan'ı, CHP'yi itibarsız kılmak için haksız bir şekilde suçlayan sizler, hiç mi utanmadınız, sizlerde vicdan yok mu, vicdanınız hiç mi sızlamadı?
Gözünüzü siyasi ikbal hırsı bürümüş, gözleriniz kör olmuş, vicdanınız dumura uğramış.
Çav Bella şarkısını cami hoparlörlerinden korsan olarak çalan,  o aydınlıktan korkan, yüreksiz ve vicdansız yarasalar,  hala bulunup yakalanmadılar.
Bu vakitten sonra yakalanacakları da yok.
Zaten, siyasal iktidarda failleri yakalama iradesi ve isteği de yok, kurcalarlarsa bu işin altından bir çapanoğlu çıkacağını çok iyi biliyorlar.
Eylemle hiçbir ilgisi olmadığı halde, eylemi sadece yorum yapmaksızın  haber yapan CHP'li bir bayan suçsuz yere tutuklanırken, failleri yakalamakla vazifeli İçişleri Bakanı; her konuda takındığı şahin tutumunu terk ederek, bir güvercin yumuşaklığı ve sevimliliğiyle, müzik yayınını yapanları yakalayacaklarını ve caminin önünde ezan dinlemekle cezalandıracaklarını gülümseyerek açıklayarak, konuya önem vermediklerini, gerçek failleri yakalamaya niyetli olmadıklarını belli etmiştir.
Yüreğir CHP Gençlik Kolları Başkanının başına gelen de, tamamen vicdansızlık ve hukuksuzluktur.
Bu iki hukuksuz tutuklama ve kısa süre sonra verilen tahliye kararları; hukuki olmayıp, sadece muhalif kesime gözdağı vermeye, muhalefeti korkutarak yıldırmaya yönelik siyasi kararlardır.
Bu talihsiz ve siyasi amaçlı tutuklama kararları; ülkemizde,  ceza yargısının, siyasal iktidarın emrine girdiğinin ve siyasal iktidarın sopası haline geldiğinin en önemli kanıtıdır.
Maalesef, ülkemizde, siyasal iktidara muhalif hiçbir yurttaşın özgürlüklerinin garantisi kalmamıştır.
Bu ülkede; herkes,  siyasal iktidarın bir talimatıyla tutuklanarak özgürlüğünden mahrum bırakılabilir, insanlarımızın özgürlükleri, siyasal iktidarın iki dudağının arasında kalmıştır.
Adalet devletin temelidir ilkesi yok olmuş ve demokrasimiz temelsiz kalarak tamamen çökme aşamasına gelmiştir.
Acı ama, ne yazık ki,  gerçek budur.

Güner Yiğitbaşı

02/06/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

1 Haziran Virüs Salgın Günlerinin Yeni Döneminde Yapılması Gerekenler
Bugün 1.Haziran.2020.
Bugünü,  diğer yılların Haziran aylarından farklı kılan,  içinde bulunduğumuz Korona Virüs yasaklı salgın günlerinin kısmen sonlandığı, kısıtlı da olsa normal hayata dönüşün ilk günü olmasıdır.
Üç aya yakın süredir ülkemizde de hükmünü sürdüren, binlerce vatandaşımızı yatağa ve binlercesini de mezara sokan bu virüs salgının tamamen sonlanmasını beklemek,  akılcı değildir.
Ancak, 83 milyonun yaşadığı ülkemizde, ekonomik ve sosyal hayatın bir şekilde ve gerekli tedbirleri alıp uygulayarak devam etmesi de bir zorunluluktur.
Çalışmadan,  üretmeden, dört duvarın içinde kalarak yaşamak mümkün değildir.
Bu,  insanın doğasına aykırı, insanın sağlığını virüsten koruyacağız derken, onları başka hastalıklara ve açlığa mahkum etmektir.
Salgının kısmen dizginlenmesi nedeniyle, ceza hukukunda olduğu gibi, bir benzetme yaparsak;  bazı koşullarla, şartlı salıverme, denetimli serbestlik benzeri döneme geçmemiz çok doğal karşılanmalıdır.
Bugünden geçerli denetimle ve kontrollü serbestlikten,  en kısa sürede,  18 yaş altı ve 65 yaş üstü insanlarımızın da yararlandırılacağını umuyor ve bekliyoruz.
Demokrasilerde;   herkesin özgürlüğünün sınırı,  diğer insanların özgürlüklerinin başladığı yerde, sınırında sonlanır.
Demokrasi,  kayıtsız ve şartsız özgürlük değildir.
Kimsenin;  başkalarının özgürlüklerini yok etme özgürlüğü olamaz.
Bu nedenle;  özellikle,  fiziki mesafe ve maske takma koşullarına 83 milyon insan,  aynı anda uymak ve uygulamak zorundadır.
Hiç kimsenin;  bana bir şey olmaz, virüs de ne oluyor, ben maske takmam,  fiziki mesafeye riayet etmem,  deme hakkı ve lüksü yoktur.
Bunu söylemek;  büyük bir sorumsuzluk, saygısızlık ve bize göre bir insanlık suçudur.
Bunu söyleyenler, tahsilli de olsalar, tahsilsiz de,  bize göre zır deli ve zır cahildirler, sorumsuzdurlar, sadece kendilerinin canını tehlikeye atsalar;  Allah akıl ve fikir vermiş sen bilirsin arkadaş diyeceğiz ama, kendilerinin sağlıklarından daha çok,  masum ve kurallara uyan insanların sağlıklarına ve canlarına kast etmektedirler.
İnanın, Allah’ın verdiği aklı kullanamayan,  idrakten ve sorgulamaktan yoksun, sorumsuz insanlara hiç acımıyorum, en az Korona kadar toplum için tehlikeli bir mikrop oldukları için, bu kafadaki insanların hayattan yok olup gitmelerine,  kurallara uyan masum insanların hayatlarına ve özgürlüklerine zarar verdikleri için zerre kadar üzülmeyiz.
Bu itibarla, ülkemizde, demokrasi adına;   siyasette, ülkenin kaderinde ve geleceğinde  oynadıkları olumsuzluklar nedeniyle,  artık bıkkınlık ve ülkeye zarar veren okumuş ve okumamış, insanlık suçu işleyen tüm cahiller;  akıllarını başlarına toplayarak, bu ülkede hep birlikte topluca yaşadığımız gerçeğini kabul ederek, akıllarını kullanmalılar, sorumsuzluklarını üzerlerinde atmalılar,  en başta fiziki mesafe ve maske takma zorunluluğu olmak üzere,  kurallara harfiyen uymalıdırlar.
Burada devletin yetkililerine de büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. Bu tür kural tanımayan, fiziki mesafeye ve maske takma zorunluluğuna uymayan sorumsuz cahiller hemen toplanarak karantinaya alınmalıdır. Polislerimizi, anayasal ve barışçıl gösteri yapma özgürlüklerini kullanan insanlarımızın gölge gibi takibinden ve bu kişilere haksız ve orantısız güç kullanmaktan vazgeçilerek, polisimiz, bizim insanlık suçu olarak kabul ettiğimiz,  virüs tedbirlerine inatla uymayanların üzerlerine salınmalıdır.
Bu sorumsuz kişiler engellenmeden, onlarla yasal yollardan mücadele edilmeden,  bu virüs salgınından tamamen  kurtulmamız asla mümkün değildir.
Hiç kimsenin;  kendisi demokrasinin ve özgürlüklerin nimetlerinden yararlanırken, kendi sorumsuz ve cahil davranışlarıyla salgını hortlatarak insanları yeniden evlerine kapatıp, işlerinden ve özgürlüklerinden mahrum etme hak ve özgürlükleri yoktur.

01/06/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget