Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Parmaklarıyla Gören Adam; Görme Engelli Ressam
Ulusal Eğitim Derneğinin her hafta cumartesi günleri düzenlediği konferanslardan en ilginci dünyada hayretle karşılanan görme engelli Türk Ressamı Eşref Armağan’ın uygulamalı sunumu idi.  24 Aralık 2016 günü dernek salonunda yapılan uygulamalı sunumu izleyiciler hayranlıkla alkışlarla izlediler.
Yaşamında hiç resim eğitimi alamayan Eşref Armağan, yurdumuzda pek tanınmamakla birlikte, dünyanın birçok kuruluş ve üniversitelerinde tanınmış, incelenmiş,  davetli olarak ülkelere gitmiş,  görmeyen gözleri ile resim yapışı hayranlık ve hayretle işlenmiş gözlenmiş bir ressamımızdır.
Görme Engelli Eşref Armağan’ın hikâyesinin bir örneği daha dünyada yok. Sadece hikâyesi değil, kendisi de dünyada tek. Çünkü onun gözleri parmak uçlarında...
Eşref Armağan, doğuştan engeli, ışığı algılamayan ancak yaptığı resimlerle tüm dünyayı kendine hayran bırakmış, çok özel ilginç bir ressamdır. Yaşamı boyunca doğanın bin bir güzelliklerini göremeyen Eşref Armağan, dünyayı parmaklarıyla resmeden bir sanatçı.
Parmaklarıyla Gören Adam; Görme Engelli Ressam
Doğuştan gözleri görmeyen Eşref Armağan, sanat eğitimi almamasına rağmen bu kadar özel eserler meydana getirmesi sanat dünyasının yanı sıra bilim insanlarının da ilgisini çekmiştir.
Harvard Üniversitesi Sağlık Bilimleri Nöroloji Merkezi tarafından yapılan testlerde görmeyen insanlarda karanlık olan beynin görme merkezi, Eşref Armağan bir nesneye dokunarak resmetmeye başladığında aydınlandığı ortaya çıkmıştır. Harvard’dan sonra New Scientist Dergisi’nde makale konusu olan sanatçıyı Toronto Üniversitesi Psikoloji Profesörü Dr. John M.Kennedy, “Dünyada örneği olmayan istisnai bir yetenek” olarak tanımlamaktadır.
Bu ilginç sanatçımızın New York, Chicago, Washington, Rotterdam, Amsterdam, Dubai, Buenos Aies, Milano, Shangai, Assisi gibi yurt dışındaki birçok kentte eserleri sergilenmiştir.
Resimlerini gören Amerika'lı Joan, resimler karşısında büyülenerek yardım etmeye karar veriyor Eşref'e. Tam 20 yıldır Eşref'le birlikte Joan. Beklentisiz, sadece Eşref'e yardım etmek için, onun yeteneğini dünyaya tanıtmak için uğraşıyor. Tüm dünyayı dolaşıyorlar birlikte. Joan, Türkiye'de bir dahi var ve bu dahiyi bütün dünya tanımalı diye başlıyor Eşref'le çalışmaya. Birlikte yabancı ülkelerde sergi açıyorlar, görmeyen insanlara ve aslında 5 duyusu olup da kullanamayan insanlara insanın isterse neler başarabileceğini anlatması için tutuyor elinden Eşref'in.
İtalya'ya gidiyorlar birlikte. Floransa Meydanı'nda bulunan ünlü rönesans mimarı Felipo Brunolesci'nin imzasını taşıyan vaftizhane binasının resmini çizmesini istiyorlar. Bu bina 600 yıl önce ''3 kaçışlı perspektif''le ilk kez yapılmış bir bina. Daha sonrasında 3 kaçışlı perspektifi çizmesi istenen tek kişi ise doğuştan gözleri olmayan Eşref Armağan.
Binanın maketini sadece 5 dakika elinde tutabilen Eşref, binanın resmini daha mükemmel çizince izleyen herkesi hayretler içerisinde bırakıyor. 600 yıl sonra, görebilen bir dahinin buluşunu, tabiri caizse yerle yeksan ediyor Eşref Armağan
Onun gözleri yok ama görüyor. Hem de gören insanlardan daha fazlasını. Dünyaca ünlü ama kendi ülkesinde neredeyse hiç tanınmayan Eşref Armağan'ın hikâyesi de kendisi kadar mucizelerle dolu idi..
Parmaklarıyla Gören Adam; Görme Engelli Ressam
Eşref Armağan’ın yaşam öyküsüne baktığımız zaman, mucizeleri yaratanın insanın kendisi olduğunu, düşüncelerin eyleme dönüştüğünü, şu hayatta becerilemeyecek bir tek işin olmadığını anlarız. Bu ilginç başarı, insan beyninin neler yapabileceğine bir kanıt.
Panelde yaptığı konuşmada görme Engelli Eşref Armağan şunları söylüyordu:
Ulusal Eğitim Derneği üyeleri, Ressam Armağan’ın esprili, başından geçen, tanık olduğu körlerle, sağlam insanlarla başına gelen ilginç olayları anlatırken salondakiler heyecanla, bazen kahkahalarla izliyorlar, hayranlıklarını alkışlayarak karşılıyorlardı.
Seyirciler, Eşref Armağan’a, “resim yaparken renkleri nasıl ayırıyorsunuz” diye sorunca,  şöyle dedi: “Resim kalemlerimi sıraya koyuyorum, mesela siyah bir numarada, yeşil iki numarada, mavi üç numarada vs sıralıyorum, yaprak çizip boyayacaksam, iki numaralı kalemi alıyorum”.
Gözleri görmeyen Ressam Eşref Armağan şunları anlattı:
“-1953 yılında İstanbul’da doğdum. 4-5 yaşlarına giriş, o seneler, bir şey fark ettim. Ev içinde annem babama “dikkat et” demiyor, ya da dışarı çıktığım zaman kimse kimseye “önüne bak” demiyor, şurada şu var burada şu var” diye uyarı yapmıyor, hep bana yapıyorlar. Bana yapıyorlar, onu fark ettim, babama “baba neden anneme “önüne bak demiyorsun da bana söylüyorsun, niye dışarıdaki insanlar birbirine “dikkat et demiyor da bana diyorlar” dedim. Babam, “yavrum sen görmüyorsun” dedi. Biz görüyoruz ama sen göremiyorsun, senin anadan doğma göz oluşumun yok. böyle dünyaya geldin”.
Bir anı var, ben doğduğum zaman süt vermek için bebek getirilirmiş anneye, Annam beni kabul etmemiş, “bu benim çocuğum değil” demiş. Bir anne için herhalde zor bir durum, kabul etmemiş ama mecbur kabul edecek. öyle bir başlangıç olmuş, Annemle aramda. Sonraları alışmış. Ben dünyaya görme engelli olarak geldim. 7-8 yaşlarıma geldim, arkadaşlarım okula gidiyor, ilkokula. Bizim böyle bir imkânımız yok. Babama dedim ki, “baba ben gidip sınıflara otursam ne olur”. O kadar hoşuma gidiyor ki okulda çevrede çocuklar fişleri yazıyorlar, okuyorlar “Ali okula gel” “topu tut” falan. Onlar yazıyor, ben de dinliyorum, çok merakıma gidiyordu. Sekiz dokuz yıl her sınıfa istediğim gibi giriyordum, serbest, üçüncü, beşinci sınıf yok, hangisi denk gelirse. Artık sakallar çıkmaya başladı, öğretmenler dediler, “bunun sakalları çıkıyor artık gelmesin” dediler ve bıraktım.
O zaman torba içinde harfler vardı, plastik harfler. Arkadaşlar harflerin nasıl dizildiğini bana gösteriyorlardı. A-B-C-D… Hecelemeye başladılar. Hecelemeyi, yavaş yavaş yazmayı ve sonra rakamları öğrendim”
Parmaklarıyla Gören Adam; Görme Engelli Ressam
Bu arada Eşref Armağan’ın dünyanın değişik yerlerinde resim uygulamayla ilgi film yayınlandı.
Görme engelli Eşref Armağan, hem resim çiziyor, hem de başından geçen ilginç olayları fıkra gibi anlatıyordu, Görme Engelli Metin Şentürk gibi, izleyenleri kahkahaya boğuyordu.
Resim yaparken, resimle alakası olmayan herhangi bir konu üzerinde olayları anlatıyordu. Çeşitli tanık olduğu anlatırken iki durmadan resim çiziyordu. Anlattıkları ve resim bittikten sonra, yaptığı karakalem resmini salondakilere gösterince resmin güzelliğine ve aynı zamanda fıkralar anlatması seyirciyi şaşkına çevirdi,  hayran kaldılar, uzun süre alkışladılar. Bu konuda şöyle diyordu: “konuşmam hiç bir şeyi engellemez, çünkü beynin başka kısmını kullanıyorum. Mesela şunu fark ettim: “Gören kişiler kesinlikle söylüyorum, beynin çok az yerini kullanıyor, çünkü gözü gördüğü için ve bazı hisler vardır, onu da baktığı için hissedemez. Ama görmeyenler diğer duyulardan nefesini dinleme,  ses tonunun dinleme, ayak sesinden yürümesi, davranışını hisseder ve o kişi sinirli midir, iyi midir, kötü müdür, anlar”.
Parmak uçlarıyla dokunabildiği her şeyin resmini çizebiliyor. Sadece şeklini değil, perspektifini de yapabiliyor. Nesnelere ait gölgeleri çizebiliyor. Gören bir ressam kadar güzel açılar veriyor resimlerine. Öyle ya 10 gözle birden bakıyor bütün nesnelere...
Eşref Armağan, 12 yaşına geldiğinde, artık gözlerinin görmediğini, diğer insanlardan farklı olduğunu iyice anlayacak yaştayken, kendi kendine, "bu asla değiştiremeyeceğim bir şey, ben hiçbir zaman göremeyeceğim, bunu kabullenmem gerekiyor" diye düşünmüş. Ama gözlerim görmüyor diye bir köşeye çekilip oturmamış. Yaşadığı dünyayı, dünyada var olanı, yaratılan her şeyi öğrenmek istemiş. Bir merak düşmüş Eşref'in içine. Öyle bir merak ki, bugün bilim adamları onun beyninin mucizesine tanık oluyor.
Gözleri haricinde bütün duyu organlarını devreye sokmuş Eşref Armağan. Ve bu başarısını anlamak için aslında onun şu cümlesini okumak yeterli. "İnsan bir şeyi başarmak isterse, öğrenmek için azmederse, inatçı olursa, bıkmazsa, öğrenmek isterse her şeyi başarabilir."

Kaynak:  https://www.internethaber.com/bu-hikaye-sizi-aglatacak-490029h.htm
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

İyi ki CHP var! - Necati Doğru
Önce açık edeyim. Ben CHP'li değilim. Yakınlık duymadım. Benimsemedim. Sol düşünceli biriyim. Komünist fikirlere yakınım. Bundan 48 yıl önce Süleyman Demirel döneminde Birinci Boğaz Köprüsü yapılırken, “Bütün kaynaklar İstanbul'a akıyor. Bu da şehirler ve insanlar arasında eşitsizlik yaratıyor. Köprüye hayır” diyerek Hakkari'de Zap Suyu üzerine asma köprü kurmaya giden 42  üniversite öğrencisinden biri de bendim. Komünizm dünyada yenildi. Bu yenilgi, komünist düşüncenin hatası değil. İnsanlığın henüz “zengin ile fakir arasındaki eşitsizliği sıfıra indirecek diyalektik en üst ahlaki olgunluğa gelememiş olmasındandır” diye düşünüyorum.
İnancım değişmedi.
Hâlâ solcuyum.
Bu kısa girişi kendimi parlatmak için yazmadım. Benim düşüncemde olan birinin CHP'li olamayacağının belgesi olsun diye yazdım.
Ama bugün iyi ki CHP var!
Diyorum.
*  *  *
İyi ki CHP var.
Çünkü…
MHP, iktidara yanaştı.
Erdoğan ile Bahçeli tek parti, tek görüş oldu. MHP, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın sesi haline geldi. HDP'nin Başkan ve milletvekilleri ise PKK ile arasındaki bağlantıyı koparamadığı gerekçesiyle hapse konuldular.
Bir tek CHP kaldı.
Ateşten gömlek.
Türkiye yanıyor.
Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, bakanlar, yandaş-yalama basın, sahipleri işadamı olduğu için iktidar borazanlığı yapmaya mahkum edilmiş TV'ler “güllük gülistanlık” anlatıyorlar.
Türkiye tuzağa çekiliyor.
Bir olalım.
Diri olalım.
Gerçekleri görmeyelim.
İktidarı hep övelim.
Hatasını hep örtelim.
Kusurunu hiç görmeyelim.
Bu tek ses, sinsi tuzak.
İşte bu ortamda CHP, Meclis'te, Saray'da, Köşk'te, sokakta, çarşıda, pazarda, halkla buluşma toplantılarında sorular soruyor. Cevaplar istiyor. Aydınlanmaya ışık oluyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Keşke tek bir şehidimiz bile olmasa… Eğer Türkiye, kendi geleceğini güvence altına almak açısından böyle bir operasyon başlatmışsa… Belli acılara katlanmak gerekiyor…” dedikten sonra; “kendi güvenliğimiz için kendi sınırımızı güvende tutmak yerine neden askerimizi Suriye'ye soktuk…” diye de soruyor.
*  *  *
IŞİD, Türk askerlerini kaçırdı.
Diri diri yaktı.
Başlarına kurşun sıktı.
Görüntüleri dünyaya izletti.
CHP Genel Başkanı; “Yüreğimiz yanıyor. Suriye'yi başımıza bela ettin. Hesabını vereceksin” diyerek Hükümetten cevap bekliyor. Eskiden bir PKK belası vardı. Şimdi bir de IŞİD belası çıktı. Bu IŞİD belası, Musul Konsolosluğumuzu bastı. 49 vatandaşımızı rehin aldı. İktidar sözcüleri ağızlarını açıp, “bunlar terör örgütüdür” bile diyemediler. Ne oldu? Üç gün içinde Şam'a gidip Emevi Camii'nde namaz kılacaklardı. IŞİD askerimizi yakıyor. “Biz Ortadoğu'da oyun kurucuyuz” dediler. Şimdi Ortadoğu'nun oyuncağı, her gelenin şamar vurduğu bir iktidar oldular. 3 milyon Suriyeli Türkiye'de sorumlusu kim? Batı ile bir olup Suriye'de Esad'ı alaşağı edeceğiz sandılar. Şimdi tükürdüklerini yalıyorlar. Neler yaptılar da, askerimiz Suriye toprağında El Bab'da “terörist kovalamaya mecbur” edildi?
Ne işimiz var orada?
Niçin girdik?
Ne elde edeceğiz?
Ne zaman çıkacağız?
Bu soruları CHP soruyor.
CHP milletvekilleri “yoksul babaların kızları tarikat yurdunda yakılınca” da, ilkokul çocukları “sabah karanlığında okula gitmek zorunda bırakılınca” da, polisin içinden Rus Büyükelçisi'ni öldürecek “bir intihar suikastçısı çıkınca” da; halk bilgilensin diye niçin oldu, nasıl oldu, kim sebep oldu diye sorgulama yapıyorlar.
*  *  *
Son bir sözüm var.
AKP'ye oy vermiş vatandaşlara şunu diyeceğim: Siz yine AKP'ye oy verin. Tayyip Erdoğan sevginizi gönlünüzde yine canlı tutun. Ama şu ateşten gömlek günlerde CHP'ye de kulak verin.
Kulağınız CHP'de olsun.
Bizi demokrasi paklar.
İyi ki CHP var.

 Necati Doğru/SÖZCÜ

UĞUR MUMCUNUN ÖLDÜRÜLMESİNE BU YAZI NEDEN OLDUĞU SÖYLENİYOR

Uğur Mumcu'nun Ölümüne Bu Yazı mı Neden Oldu

Uğur Mumcunun Ölümüne Bu Yazı Mı Neden Oldu

Uğur Mumcu'yu Ölüme Götüren Son Yazısı!

Yazdığı son yazıda İsrail ve PKK arasında ki ilişkiyi cesur bir şekilde dile getirmişti ve 24 Ocak 1993 tarihinde işyerine gitmek üzere bindiği arabasına Mossad tarafından bomba konularak ne yazık ki öldürülmüştür. Suçu ülkücülere atmaya çalıştılar ve başardılar da. Bu sayede hem İsrail aradan sıyrıldı hem de sağ-sol kardeş kavgasını daha da körüklemeye başarmıştı.
'MOSSAD ve BARZANİ'
24 Ocak 1993 tarihinde işyerine gitmek üzere bindiği arabasına mossad tarafından bomba konularak havaya uçurulan gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun ölümüne sebep olan yazısı:

MOSSAD ve Barzani

Ortadoğu’nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor.
Kanıtlanan son ilişki MOSSAD-Barzani ilişkisidir.
MOSSAD, İsrail’in gizli istihbarat örgütüdür.
Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı?
Barzani’nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi.
Kimse bu ilişkiye, “Hayır olmadı” diyemiyor.
CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu.
MOSSAD’ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney’de yayınlanan “Israel’s Secret Wars-A History of Israel’s Intelligence Services” adlı kitapta sergileniyor.
Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington’daki Brooking Enstitüsü‘nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış.
Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor.
Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor.
Kitapta 1967 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra, MOSSAD’ın Kürtlerle ilişki kurduğu (sh.327), Mısırlı ünlü gazeteci Hasan el-Heykel’in İsrailli subayların Kürtler aracılığıyla Irak’tan radyo bağlantıları kurduğunu 1971 yılında açıkladığı anlatılıyor.
1969 yılı Mart ayında Kerkük petrollerine yapılan saldırının da İsrail tarafından yapıldığı açıklanıyor. 1972 yılında imzalanan Sovyet-Irak Dostluk Antlaşması’ndan sonra İran Şahı ABD Başkanı Nixon ile gizli görüşme yapıyor; bu gizli görüşmeden sonra CIA tarafından “Kürdistan Demokratik Partisi”ne üç yıl içinde 24 milyon dolar gönderiliyor.
Barzani’nin Irak rejimine karşı ayaklandığı yıllarda, ABD-İsrail-İran üçlüsü bu ayaklanmayı destekliyor. Barzani-ABD ilişkileri, ABD Dışişleri eski bakanı Henry Kissinger eliyle yürütülüyor.
MOSSAD-Barzani ilişkileri de İsrail’in Tahran’daki askeri ateşesi Yaakov Nimrodi (MOSSAD Ajanı) aracılığı ile gerçekleşiyor.
Nimrodi’nin üstlendiği görev ilginç:
Nimrodi Sovyet silahlarının Barzani’nin eline geçmesinde rol oynuyor. (sh. 328-329)
Kitapta, MOSSAD’dan Kürtler’e 50 milyon dolar para verildiği, ABD kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. (sh.328)
70’li yıllardaki bu ilişkiler bugün sürüyor mu?
Kitaba göre sürüyor.
“Körfez Savaşı” sırasında Irak’ın attığı Scud füzelerinin Tel-Aviv’e düşmesi üzerine bu ilişkiler yeniden başladı. (sh.521)
Baba Molla Mustafa Barzani ile kurulan ilişkiler, şimdi de oğul Mesud Barzani ile sürüyor.
MOSSAD, Barzani’ye Avrupa kahvelerinde çekler vererek bu desteği sürdürüyor.
Kitapta, Mesud Barzani’nin İsrail’e gizlice giderek yardım istediği yazılıyor.
Bu ilişkiler sürüyor ve anlaşılıyor ki daha da sürecek...
Gizli yollarla sürecek, açık yollarla sürecek...
İlgi belli...
İlişki de belli...
Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD’ın Kürtler arasında?
Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?

Uğur MUMCU, ( Cumhuriyet, 7 Ocak 1993)
https://metehannekfan.blogcu.com/ugur-mumcu-yu-olume-goturen-son-yazisi/3354269 Alıntı

Köy Enstitüleri Üç Beden Bol Gelmişti - Mehmet Halil Arık
Cumhuriyet tarihinin en önemli, en gerekli ve en medeni devrimlerinden biri olan Köy Enstitüleri bazılarına üç beden bol gelmişti. Kim mi bunlar:
-Milliyetçilikle faşizmi karıştıranlar ve eş tutanlar,
-Aydın geçinen ama aydınlık çizgisine milyon kilometre uzak olanlar,
-Köy ve köylü hakkında hiç araştırma yapmamış salon aydınları,
-Komünizm başta siyasi rejimleri anlamayanlar, isteseler de anlayacak seviyede olmayanlar,
-Çeşitli dolduruşlara kolay yem olanlar,
-Köylüyü, halkı istismar edip, kendi zenginliklerini ve sömürülerini din maskesi ile örterek yutturanlar,
-Kitap okumamak dahil, her konuda kültür arızası olanlar,
-Devirlerinin kolay ve ucuz kahramanları.
-Dini imanı kimseye bırakmayan, aslında dinden asla anlamayan ve dinin canına okuyan sapıklar sürüsü.
Köy Enstitüleri, 1940 yılında ilk okul öğretmeni yetiştirmek için kuruldu. Cumhuriyet kurulduğunda okur yazar oranı yüzde 5 bile değildi. Hele köylerde, yazmayayım daha iyi. Bu tamamen Türkiye’ye özgü bir projeydi ve dünyada benzeri yoktu. Mili Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile , büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç’un olağanüstü eseriydi.
Köylerinde ilk okulu bitirmiş zeki çocuklar seçiliyordu. 21 bölgede bu okullar açılmıştı. Seçilen yerler, işlenecek geniş tarım arazisi olan ve demiryollarına yakın bölgelerdi. Kitaba deftere dayalı klasik eğitim yerine, modern ve iş ve tarım teknikleri öğretilecek ilim yuvalarıydı. Her Köy Enstitüsünün kendilerine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı. İş için iş içinde bir eğitim sistemiydi. Sıradan bir insanın bunları kavramasını beklemek beyhudedir. Ama öte yandan aydın ve önemli yerlerde bulunanların ön yargılarına, saçma fikir ve eylemlerine ne demeli ?.
Haydi cahil kesimi ve haksız büyük çaplı mal edinen ve köylüyü sömüren kesimi bir yana bırakın : ya vitrindeki aydınlara ne oluyor? İşte misalleri:
Kendine özgü değişik bir aydın tipi olan Attila İlhan, Dil Devrimine ve Köy Enstitülerine karşı çıkardı. Takdir ettiğim bir düşünür olan Emre Kongar’ın “Yazarlar, Eleştiriler, Anılar” Kitabında şuna rastladım: “Sanıyorum İsmet Paşa döneminde Komünist olduğu gerekçesiyle okuldan atılırken verilen tasdiknamesinin altında Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in imzasının bulunası onu çok yaralamıştı.”
Bana göre gerçek aydın, duyguları ile değil aklı ile düşünen ve ürün verendir.
Bu ülkede yıllardır hiçbir şeye şaşırmıyorum. Benim için sürprize yer yoktur. Şimdi Köy Enstitülerinin asıl katilini açıklayacağım. İsmet Paşa, Hasan Ali Yücelin yerine ilginç bir adamı bakan yaptı. Bu adam reşat şemsettin sirer’di.
Reşat Şemsettin Sirer, bir gün Köy Enstitülerinin gerçek kahramanı olan İsmail Hakkı Tonguc’u karşısına alarak, insan aklını durduran şu soruyu sordu:
-Hakkı Bey, bu köylü çocuklarını neden okutmak istiyorsun?
-Ne demek? Nasıl okutmayabiliriz? Elbette okutacağız.
Köylü çocukların okumasından korkan Milli Eğitim Bakanına bakın. Şöyle diyor:
-Okusunlar da gelip bizi öldürsünler mi istiyorsun?
Bu konuşma İsmet Paşanın da içinde bulunduğu bir trende geçer. Hakkı Tonguç, konuşmanın ardından trende yemek için paşanın çağrısına uyar. Fakat suratı asık ve konuşmaz durumu Paşayı rahatsız eder. Paşa sorar:
-Hakkı Bey nedir bu durgunluğunuz ? Bir şey düşünüyorsunuz galiba ?
-Paşam “Köylü çocukları okurlarsa acaba bizi öldürürler mi “ diye düşünenler var.
-Keşke okusalar da gelip bizi kesseler evvela.
Sonunda Milli Eğitim Bakanı reşat şemsettin sirer denen adam bu okulları Köy Öğretmen Okullarına dönüştürdü. DP zamanında kendisi bir toprak ağası olan Adnan Menderes son darbeyi vurarak 27 Ocak 1954 de kapatılmasını sağladı.
Bu okullar yazının başlığında olduğu gibi, sıradan, ufku dar, üçüncü sınıf insanlara üç beden bol gelmişti. Tarihe nasıl geçtikleri de kimsenin meçhulü değil. Eğer bu okullar beş yıl daha kalabilseler di, inanın bulunduğumuz ortam ve seviye çok farklı olurdu.

Mehmet Halil Arık

Sosyal medyaya 'büyük gözaltı'... 10 bin kişiye soruşturma açıldı

İçişleri Bakanlığı, 'terörle mücadele' kapsamında sosyal medya alanında açılan soruşturmalara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, kimlikleri Cumhuriyet Savcılıklarına verilen 10 bin kişi hakkında soruşturmanın devam ettiği belirtildi.
İçişleri Bakanlığı, "terörle mücadele" kapsamında, sosyal medya alanında son 6 ay içerisinde yürütülen çalışmalar neticesinde; 3 bin 710 kişi hakkında adli işlem yapıldığını bunlardan 1656'sının tutuklandığını 1203'ünün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını açıkladı.

10 BİN KİŞİ HAKKINDA SORUŞTURMA AÇILDI

84'ünün ise gözaltı işlemlerinin devam edildiğini 767'sinin ise gözaltından serbest bırakıldığı belirtildi. Son olarak kimlikleri tespit edilerek Cumhuriyet Savcılıklarına intikal ettirilen 10 bin kişi hakkında da soruşturma ve adli sürecin devam ettiği açıklandı.

İçişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklama şöyle:

"İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü'nce yürütülen çalışmalarda, son 6 ayda, sosyal medya üzerinden, halkı kin nefret ve galeyana sevk eden, terör örgütünü öven, terör örgütü propagandası yapan, terör örgütü ile iltisaklı olduğunu alenen beyan eden, devlet büyüklerine hakaretlerde bulunan, devletin bölünmez bütünlüğüne, toplumun can güvenliğine kast eden 3.710 kişi hakkında adli işlem yapılmış, bunlardan 1.656'sı tutuklanmış, 1.203'ü Adli Kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır. 84'ünün ise gözaltı işlemi devam etmekte olup; 767'si gözaltından serbest bırakılmıştır.

Hali hazırda açık kimlikleri tespit edilerek Cumhuriyet Savcılıklarına intikal ettirilen 10 bin kişi hakkında da soruşturma ve adli süreç devam etmektedir. Öte yandan, her alanda olduğu gibi sosyal medya alanında da terörle mücadele kararlılıkla sürdürülmekte olup; suç ve suçlularla mücadele birimlerimizin teknik kabiliyetlerinin güçlendirilmesinin yanı sıra Twitter, Facebook, YouTube başta olmak üzere birçok ulusal ve uluslararası servis sağlayıcı, kurum ve kuruluşlar ile yürütülen iş birlikleri de en üst seviyeye taşınmıştır."

Ayrık otunu sen ektin! - Rifat Serdaroğlu
Niçin sürekli olarak bağırıyorsun ki?
Türkiye’ye ayrık otunu sen isteyerek, bilerek ektin!
Ayrık otu ektiğin tarladan buğday-arpa-darı hasatı mı bekledin?
Ne ektiysen onu biçeceksin…
İstediğin şovu yap, istediğin kadar para harca!
Örneğin, 14 yavrumuzun vatanlarından uzakta bir hiç uğruna öldürüldüklerinin ertesi günü şölen düzenle!
İstersen senin “Bunlar katil değil, sinirli çocuklar” dediğin canilerin,
iki askerimizi diri-diri yaktıkları günün akşamı, ülkede top koşturan yabancılara asker selamı verdirt, ne yaparsan yap,
Türk Milletinin tamamını kandıramazsın!
Niçin birlik olamıyoruz, biliyor musun?
-Türkiye’nin kurucusu Büyük Atatürk’ün heykeli kaldırıldığı gün, “Elhamdülillah, Rize şimdi özgürlüğüne kavuştu” diye manşet atan paçavranın sahibini hiç yanından ayırmadığın için!
-Türk Gençleri üniversite kapılarında ter dökerken, vatanını savunmayan Suriyelilere sınavsız üniversite hakkı tanıdığın için!
-Suriyeli kadın ve çocuklara elbette sahip çıkalım. Fakat kendi yoksullarımıza bakamaz iken, zındık gibi milyonlarca yabancı erkeğe bedava sağlık hizmeti, ceplerine harçlık verdiğin için!
-Milyonlarca Türk Genci işsiz gezerken, bizim evlatlarımız Suriye’de bir hiç uğruna can verirken, yüzbinlerce Suriyeliye “Türk Devletine MEMUR olma” hakkını verdiğin için, birlik olamıyoruz…
-Yolsuzluk yapan Bakanları ve yakınlarını adaletten kaçırdığın için!
-Dün AK dediğine bugün KARA dediğin için!
-Türk Milletine sürekli yalan söylediğin için!
-Kupon Arazileri, Maden Ruhsatları dağıtımını kendine aldığın için!
-Tüm malvarlığın olan bir nişan yüzüğünden, dünyanın en zengin sekiz siyasetçiden biri olmayı nasıl gerçekleştirdiğini Türk Milletine anlatmadığın için, birlik olamıyoruz!
-FETÖ’nü Türk Devletinin en önemli makamlarına sokup, Türk Ordusuna kumpas kurulmasını engellemediğin için!
-Sana biat eden tarikat ve cemaatlerin hala Bakanlıklara yerleşmelerine izin verdiğin için!
-Türkiye’nin itibarına büyük zararlar verdiğin için!
-Tüm Türk Milletini kucaklayamadığın için, birlik olamıyoruz.
Bu saatten sonra değişmeyeceğine göre artık senin emeklilik zamanın geldi! Zaten emeklisin ama farkında değilsin…
“İnsan vücudundaki bütün organlar Tanrı’nın huzuruna çıkmışlar;
Göz; Ulu yaratıcımız, 70 yıldır bakmaktan yoruldum, beni emekli edin!
Kulak; Ben de 70 yıldır duymaktan yoruldum, beni de emekli edin!
Ayaklar; 70 yıldır yürümek beni bitirdi, lütfen beni de emekli edin!
Tam o anda arka taraflardan kısık bir ses duyulmuş;
Emeklilik asıl benim hakkım!
Melekler çok kızmışlar; Ayağa kalkıp konuşsana, saygısız!
Kısık ses; Ayağa kalkacak gücüm olsa, emekliliğimi ister miydim?”
Sağlık ve başarı dileklerimle

24 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget