Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Bir yılı uğurlar, yeni yılı karşılamaya hazırlanırken:
Her yılbaşında olduğu gibi bu yıl da gazetelerde yeni yılı yeni umutlarla karşılayan başlıklar, yorumlar…
Ekranlardan yüzleri, sesleri bir yıl boyunca eksik olmayan sahne yıldızlarının katılımıyla izlenecek programları duyuran anonslar…
İslamcı bir parti iktidara geldiğinden beri, bir kısım basında eksik olmayan bir geleneği; 2011’in son günü dinci Yeni Akit gazetesi bozmadı.
“Kim kendini bir kavme benzetiyorsa, o da onlardandır” hadisi şerifin altında “Yılbaşı Hıristiyan Adeti” manşetiyle çıktı.
Bu ülkenin nüfusunun yüzde 99.5’i Müslüman.
Akit’teki başlığı görünce, önceki gün ve dün başkentin alışveriş merkezlerindeki insan manzaraları aklıma takıldı.
Öylesine kalabalıktı ki alışveriş merkezleri; hemen her birinde insan yürümekte zorlanıyordu.
İnsanlar hediye almak ya da yeni yılı kutlayacakları gece ev halkına ya da konuklarına özel yiyecek, içecek almakta adeta birbirleriyle yarış ediyorlardı.
Bizim insanlarımızdı bunlar; kadını erkeği Müslüman!
Akit’in manşetine ve onun gibi düşünenlere bakarsanız; Müslüman halkımız; “bir Hıristiyan geleneği olan yılbaşını, alışveriş çılgınlığına dönüştürerek kutlamaya” hazırlanıyordu.
Akit kafasına, o kafa gibi düşünenlere kapılarak hadisi şerifin buyruğunu Müslüman halkımız; “kendini o (Hıristiyan) kavme benzeterek onlardanmış” gibi davrandı… “Hıristiyan inancının bir ürünü olan, dinimizde yeri olmayan yılbaşı kutlamalarına kendini kaptırdı, harama uydu” diye mi yorumlayacağız?..
Dinci çabası, yankısı, etkisi olmayan boş gayret!
Laikliği kırpa kırpa bugünlere getiren bu iktidar; kadını kara çarşafa, saç telinden ayak başparmağına dek kapatmayı başardı da, yılbaşına ve o geceye gâvur damgası vurup engelleyecek önlemler almaya cesaret edemedi.
***
Umutlarla girdiği 2011 yılını umutsuz çırpınışlarla geçiren bireylerin; 2012’yi karşılarken bir gece, hiç değilse bir gece, 365 gün yaşadığı sıkıntıları unutmaya çalışmasını çok görebilir miyiz?
Oysa, işte; 2011’de sönen umutlar, 2012’yi karşılayan umutlar: 2001’de temel sorunları çözemedik, 2012’de çözeceğiz. İşsizlik büyüdü, küçülteceğiz. Yoksulluk aşırı arttı, düşüreceğiz.
Gelir eşitsizliği düzelmedi, düzelteceğiz. Geçim sıkıntısı ağırlaştı, hafifleteceğiz.
Bölgesel uçurum açıldı, kapatacağız. Zamlar durmadı, durduracağız. Memur kıvranıyor, işçi homurdanıyor. Kıvranmayacak, homurdanmayacak. Emekli sıkıntıda, kurtaracağız...
Geçen yılı olmayacak duaya amin diyerek kapadık.
2012’ye olmayacak duaya amin diyerek giriyoruz.
***
Zengini, az gelirlisi, emeklisi, yaşam koşulları kısıtlı çevreler maddi olanaklarına göre yeni yılı kutluyor.
Ya sen diyeceksiniz, ya sen?
Soruyu Sözcü’de; Emin Çölaşan, o gecemi dün “Bu Gece” başlığı altındaki yazısında hayret verici bir benzerlik içeriğinde yanıtlıyor.
Evindeki yılbaşı gecelerini anlatırken, duygularımı, evimizdeki yılbaşı gecelerimi yazıyor:
“Hayatta (benim gibi) en sevmediğim gece, yılbaşı gecesidir” diyor ve şöyle yazıyor:
“Bence öteki 365 geceden hiçbir farkı yoktur... Bu geceyi işte bu yüzden sevmem ve hemen her yılbaşı gecesi, (bizde 51 yıldır evliliğimizde eşimle) evde pijama-terlik partisi (!) yaparak zaman geçiririz. Yani evde oturarak, saçma sapan ekran programlarını izleyerek gece yarısını biraz geçince de yatıp uyuyarak.”
***
Yılbaşı yazıları genelde yeni yılı iyi dileklerle kutlayan bir cümleyle sona eriyor.
Adet yerini bulsun.
Bütün dostların, seven sevmeyen meslektaşlarımın ve elbet, sevgili okurların:
Yeni yılı -olabildiğince- kutlu, mutlu olsun!

Cüneyt Arcayürek/Cumhuriyet

Birkaç senedir onu izliyorum...
O taraftan gelen olursa “Türkan’ı gördünüz mü?” diye soruyorum...
*
Üç dil biliyor...
Turizm eğitimi almış...
Dünyanın ünlü turizm firmaları ona kaç kez iş teklif ettiler... İngiltere’de ve Almanya’da oturma hakkı var...
O Muğla Ortaca’da ormanın içinde, tenekelerle, tahtalarla kaplı bir kulübede yaşıyor.
Bir sevgi uğruna...
*
O günler güzeldi; şirin bir evde yaşıyordu... Çevrede birçok hayvan vardı... Yazlıkçıların terk ettikleri kediler, köpekler, sadece o yemek verdiği için o güzel evinin çevresinde toplanmıştı...
Ama çevredekiler hayvanları istemediler...
Bir gün yönetim tümünü toplayıp ormana attı...
Türkan ağladı...
O gün bu ülkeden gitmeye karar verdi...
Valizini hazırladı, dostları ile vedalaştı, biletini aldı...
*
O gün iskelede, yanında valizleri, son kez dönüp arkasını baktı... Dünyanın bu en güzel yerinde bir şey eksikti:
Sevgi...
*
Ve gözü bir noktaya takıldı...
Ürkmüş köpeklerinden birisi, karşı köşeden başını uzatmış, kapkara gözleriyle öyle ona bakıyordu...
“Gel” dese koşup kucağına atlayacaktı...
Sonra?..
*
Uzun uzun ona baktı Türkan...
Ve bir anda biletini yırtıp attı...
Döndü...
İşte ormandaki o tahta ve tenekeden kulübeye yerleşti... Ortaca Belediyesi’nin desteğini sağlayarak eski dostlarından hasta olanlarını tedavi ettirmeye, açları doyurmaya başladı...
Hâlâ orada onlarla birlikte yaşıyor...
Bir sevgi uğruna...
*
Kimi zaman okurlarım bana “Önce insan mı, hayvan mı?” diye soruyorlar...
Rant uğruna ormanı, denizi, suyu, yeri, göğü satıp da... Canlılara bir evleklik yeri çok gören ve bebeklerin önünde annelerini, annelerinin yanında bebeklerini öldürten sevgisiz, vicdansız, acımasız insanları düşünüyorum...
Bir de kendi gençliğini ve görkemli yaşamını bir sevgi uğruna terk eden Türkan’ı...
Ona sormalı ya:
“Önce insan mı, hayvan mı?..”

Bekir Coşkun/Cumhuriyet

Zaman önü sonu olmayan bir ırmak gibi akıyor. Biz insanoğlu da yaşadıklarımızı kaydetmek için zamanı dilimlere bölmüşüz.
Yılları, ayları, haftaları, günleri hatta saatleri bulmuşuz.
Bu bile yetmemiş ihtiyaç olmuş dakikalar, saniyeler, saliseler yaratmışız.
İnsanoğlu saat denilen aletle iç içe geçmiş.
(Saat üzerine yapılan müthiş bir kara mizah romanı okumak ister iseniz size SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ’nü tavsiye ediyorum. Ben; bitirmek üzereyim; çok zevk aldım.)
Ve efendim yıldan yıla atlayarak gelmişiz 2012’ye...
Şu sıralar pekçok insanın kafası dumanlı. Bir kısmı da onlara bakıp içki içtikleri için homurdanıyor.
Bunlar bilmiyorlar ki bir zamanlar dünyayı titreten Osmanlı atalarımız da gayet iyi içiyordu.
ZECRİYYE NEDİR
Düşün ki Osmanlı devlet yönetimi; müskirat dediği alkollü içkiden vergi almak için Defterdarlık içinde Şarap Eminliği isminde bir teşkilat kurmuştu. Zecriye Gümrüğü; büyük şehirlere getirilen alkollü içkilerden vergi alan gümrük teşkilatı idi. Defterdara bağlı Şarab Emini; içki satan şerbethanelere; Zecriyye Tezkiresi (Alkol Satım Belgesi) verirdi. Bunlar sattıkları şarap ve rakı için hazineye Zecriyye Resmi adı altında belli bir vergi verirlerdi. Defterdarlıkta içkilerden alınan vergilerin hesabını tutan daire bulunuyordu ve adı da Zecriyye Muhasebesi idi.
Rakının vergisi, şarabın iki katı kadardı. Bu vergi; devlet sıkıştığında artırılırdı. Üçüncü Selim; Nizam-ı Cedid ordusunu kurma kararı verdiğinde içkiden aldığı vergiyi hemen hemen iki katına çıkartmıştı.
ŞERBETHANELERDE İÇİLİRDİ
Osmanlı Devleti zamanında İstanbul’un her yanında meyhaneler faaliyet gösteriyordu. Daha önce yazdım. Evliya Çelebi’nin 1630’larda yaptığı tespite göre; İstanbul’da 1000’den fazla şerbethane, yani meyhane bulunuyordu. Bu meyhanelerin kapısında kulplu bardak (batak) kabartması bulunurdu. Devlet; buraların kapısına bir memurunu yerleştirip girenlerden belli bir parayı da peşinen toplardı.
Şerbethane denilen bu meyhanelerde rakı; büyük küpler içinde saklanırdı. Şarap ise fıçılarda tutuluyordu. Buralardan maşrapalarla alçak sehpalar üzerine servis yapılırdı.
Ayrıca ayakta içilen tezgah önünde de çeşitli mezeler bulunurdu. zenginlerin sedirde; sıradan insanların hasır oturaklarda demlendiği şerbethanelerde nargileler fokurdatılır; uzun çubuklarda aynalısından pürsıçanına kadar değişik çubuklar tüttürülürdü. Bütün bu özel dünyayı yeni bitirdiğim bir romanda ayrıntılı biçimde tarif ettim.
SARAYDAKİ  ŞERBETHANE
İslambol denilen payitahtın (başkentin) yönetimi Saray-ı Amire veya Yeni Saray denilen bugünkü Top Kapısı Sarayı’nda idi. Bu geniş yapılar içinde; 4. Avlu denilen son avlu içinde çok şık bir köşk vardır. Buraya özel olarak şerbethane denilir. Avrupa tarzlı bu küçük köşkte padişah ve adamları demlenirlerdi de o yüzden şerbethane deniliyordu. Bu işin hizmetini de sakayan-ı sim-i hassa denilen görevliler yapardı.
Daha önce bunların başında bulunan görevliye şarabdar deniliyordu. Fatih Sultan Mehmed’in babası Sultan Murad; tahtı oğluna bırakıp Manisa’ya giderken yanı sıra şarabdarını da götürmüştü.
Devleti yöneten sultanlar; “bahren biniş” dedikleri deniz gezilerini çok severlerdi. Bunların emrindeki Kırlangıç tarzındaki saltanat kayıklarında da içki içerdi padişahlar.
KAĞITHANE EĞLENCE YERİYDİ
Osmanlı atalarımız; havalar ısınır ısınmaz kırlara açılırdı. Bu alanların en meşhuru da Kağıthane deresi idi. Bu bölge boylu boyunca bahçelerle süslenmişti. Ağaçların altında kadınlar öbek öbek otururlar; erkekler onların yanından çapkın tavırlarla geçerlerdi. Bunların demlendikten sonra gözüne kestirdiklerine bıyıklarını burduklarını biliyoruz.
Ayrıca; yanına sevgilisini alarak buralara içmeye gelen İstanbul efendilerini de bilmek gerekiyor. Bunların maceraları dilden dile yayılırdı.
Yani hem dindar hem de atalarından gelen bir gelenekle içki içen bir toplumdu Osmanlı toplumu.
Unutulmasın ki Türk kağanları ve çevresinde tiginler, şadlar, padlar; yani bütün alplar binlerce yıl öncesinde de “tolu/dolu” içiyorlardı.
Bu gelenek Osman (Aslı Odman/Ateş adam) Bey; çevresindeki alplar tarafından bey ilan edilip bir kilim üstünde 7 kere göğe fırlatılırken de tekrarlanmıştı.
Yani; devletin kuruluşu da dolu (şarap/rakı) içilerek kutlanmıştı.
Bunları; içkiyi yüceltmek için yazdığım sanılmasın.
Kendini bilerek demlenen insanlara kızmamak gerek...
Kitapta bile demiyor mu, “onda hayır da vardır...”
Hem şu “cennet şarabı” konusunu niye hocalara sormaz bu içki karşıtı mümin kardeşlerimiz...
HHH
Sevgili okuyucularım.
Dilerim ki 2012; şu beğenmediğimiz 2011’i aratmaz.
Dilerim ki tümünüzün yüzünden mutluluk eksik olmasın.

Rıza Zelyut/GÜNEŞ

2012’de neler olacak? Milletçe başımıza ne işler, ne musibetler gelecek, nelere tanık olacağız? Bütün bu soruların yanıtı bu yıl da tabii ki yine büyük astronot... pardon, büyük astrolog Fahrettin Fidan’dan... Buyurun...
Beşiktaş ve Silivri’deki davalarda “gizli tanık” uygulamasından sonra “gizli duruşma” uygulamasına geçilecek. Gizli duruşmaların nerede ve ne zaman yapılacağı herkesten gizlenecek. Bunlardan birinin tahliye kararı verebilir korkusuyla mahkeme hâkiminden bile gizli yapıldığı ortaya çıkacak. Bu olay Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in bile canını sıkacak. HSYK skandala el koyacak, olayı basına sızdıran mübaşiri oyum oyum oyacak.
* * *
Cezaevlerindeki gazeteci sayısı dışarıdaki gazeteci sayısını geçecek. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın kalbi tıpkı milletvekili emekli maaşlarına yapılan zamda olduğu gibi bu olayda da “biraz burulacak”. Ankara ve İstanbul Gazeteciler Cemiyetleri kendilerini feshedip onların yerine “Silivri Gazeteciler Cemiyeti” kurulacak.
* * *
2011’i suikastsiz geçiren, bu nedenle sık sık krizler geçiren Bülent Arınç 2012’de de muradına eremeyecek. Bu durum zaten bozuk olan psikolojik dengesini hepten bozacak.
* * *
Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan arasındaki Cumhurbaşkanlığı rekabeti kırıcı boyutlara ulaşacak. Erdoğan, Gül’den, “Çankaya’daki zat!” diye söz etmeye başlayacak.
* * *
“Sayın Öcalan” adlı zatın cezası ev hapsine çevrilecek. Ancak devletin gösterdiği bütün evler “Sayın Öcalan” tarafından beğenilmeyip geri çevrilecek. “Ben prezidantım, rezidans’tan başka yerde dans etmem” diye rest çekecek. Resti görülmeyecek, Çankaya Köşkü’nün karşısındaki Başbakanlık Konutu kendisine tahsis edilerek kriz çözülecek.



Anayasa çalışmalarından bunalan TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Müslüm Gürses dinleyerek rahatlıyormuş.
Müslüm Baba’yı dinlerken arada iki tek de
atıyor mu acaba?
Haldun Ertem






Yeni Yıl...
Parlak laflar bir süre teselli verse de...
Umulmadık anlarda gerçekler yüzümüze çarpıyor.
Ülkenin yaşamından gözyaşı eksik olmuyor...
Kısacası... Lafla peynir gemisi,
Medya yalanlarıyla devlet gemisi yürümüyor...
Ülkenin bir ucunda 50 lira garson bahşişi bile değilken,
Öte ucunda kaçakçılık yevmiyesi olarak işlem görüyor...
Biz fakir bir ülkeyiz,
Daha fenası zengin fakir uçurumu büyük...
Yasalar, hukuk, ilkeler bir kenara bırakılmış...
Devlet çarkı işlemiyor, haksızlık diz boyu.
Suçsuz insanlar hapisleri dolduruyor.
Demokrasi hapı yutmuş, vicdanlar kanıyor...
Bu bataktan düze çıkılmaz, daha derin bataklara gidilir...
Yeni yılda aklımızı başımıza toplayalım...
Umudu, sevgiyi, saygıyı... Bu bilinçle paylaşalım...



Taçlı Kral...
Spor yazarı Ahmet Çakır dostumuz Metin Oktay’la ilgili yeni bir kitap yazdı: Taçlı Kral Metin Oktay... Metin’le ilgili hemen tüm bilgiler, bugüne dek görülmemiş fotoğraflar, hakkında yazılanlar yer alıyor kitapta. Okurken “Efsane” ile ilgili sevginizi, anılarınızı, özlemlerinizi tazeliyorsunuz. Gerçi bu daha çok bizim gibi Metin’le birlikte yaşamış nesil için geçerli.. Ne var ki onu hiç görmemiş yeni nesil de onu seviyor, gerçek bir efsaneye olan saygıyı paylaşıyor...
Şansal Büyüka kitapta anlatıyor..
Soğuk bir kış akşamı Metin’le Yenikapı’da Kalyon’da yemek yerler.
Metin lokantadan çıkarken kapının yanında duran, içi çifte kavrulmuş lokum dolu kaseyi izinle alır. Bir taksiye binilir. Metin şoföre:
- İstanbul’un meydanlarını caddelerini turla, der, nerede bir polis görürsen orada dur...
Şansal gerisini anlatıyor:
“Şoför emri aldı... Nerede bir polis gördüysek orada durduk... Kral camı açtı, gece yarısı soğukta görev başındaki polislere lokum ikram etmeye başladı...”
Lokum dağıtımı sabahın beşine kadar sürer... Metin der ki:
“Her gece uyuyoruz, bu polisler bizim rahat uyumamız adına bu soğukta görev yapıyorlar. Bir gece de biz onlar için uyamamış olalım...”
Böylesine zengin gönüllü bir adamdı Metin...
Bileğinin hakkıyla şöhretin zirvesine tırmanmıştı...
Bu mutluluğu her zaman bir biçimde çevresiyle paylaşmak isterdi...
Yine bir soğuk gece yarısı... Bizi taksiyle Kadıköy’deki evimize bırakıp Fenerbahçe burnuna gitmişti...
O saatte orada ne yapılır? Meğer Galatasaray tesislerinin bekçileriyle sohbet edip onlara bir çay parası vermeye gitmiş...
Benzersiz bir insandı Metin...



Milliyet...
Okurlar soruyor:
- Gazete üzerindeki tartışma konusunda sen ne düşünüyorsun?
Düşündüklerimin çoğunu diğer arkadaşlar yazdı...
Milliyet ve Vatan bu çekişme yüzünden eriyor.
Taahhütlerini yerine getiremeyen ve öyle bir umut da vaat etmeyen ortağın çekilmesi tek çıkar yol.
Bu sorumluluğun yerine getirilmesini bekliyoruz...

Melih Aşık/Milliyet

Yılın ilk yazısı “iyimser içerikli olsun” dilerim. Bütünü görelim isterim. Geçmiş son 9 yılda görüp yaşadığımız gibi; “liselere de namaz ve Arapça dil eğitimi sokma hortumculuğu ile ilköğretim okulunda başarılı kızlara türban taktırıp ödül töreninde ağlatarak Başbakan’a telefon ettirme mağduriyet istismarcılığı” türünden ucuz şovlar; yeni yılı anlayacak şifreler değildir. Yeni yılı anlayacak tek şifre, rantların akış yönü olacaktır.
Rantlar egemene akacak.
Kim iktidarsa ona!
Bugün ülkenin her alanında; biat kültüründen gelme yeni zenginlerin oluşturduğu yeni egemen güç,hışımla, iştahla, aç gözlülükle yayılıyor.

Devlet korumasına alındı.
Her yere sindi, yerleşti.
Hastaneler, polis teşkilatı, milli eğitim, devlet çarkını çeviren yüksek dereceli bürokratların tamamı, belediyelerin büyük çoğunluğu, meclis, yasama, yürütme, valiler, kaymakamlar, medya, üniversiteler,işveren örgütleri, aydınlar tamamı iktidar partisinin eline geçtiği için yeni yılda “rantların akış yönü” bellidir.
***

Kriz (küçülme) yılı yaşayacağız.
İşsizlik yeniden çoğalacak.
İşsizler içinde iktidarın adamları yer almayacak. Fakirlik yükselecek. Fakirler arasında iktidarın adamları olmayacak.
Herkes aynı gemide.
Batışlar da olacak.
Batanlar arasında iktidarın adamları yine olmayacak. Eski zenginlerin ve devletin eski tapuları “karşı devrimi yapmış türban burjuvazisi” diye söylenen yeni zenginlerin “tapu portföylerini” kabartacak.
2012 fırsata böyle dönüşecek.
Tutuklusu en fazla ülke olduk.
Hukukta tutuklama geçici tedbirdir.
Kalıcı cezaya dönüştü.
Dönüştürüldü.
Aylar sürüyor tutukluk.
Yıllar sürüyor.
3 yılı-4 yılı geçenler var.
Adaleti kanatan bu yapı; yeni zenginlerin tapu portföylerini şişirmeye göz dikmiş olmalarının kılıfıdır ve bu yapı yeni yılda da, halk tepkisini yükseltmezse, devam edecek gibi duruyor.
Şifre rantlardır.

Şifreyi ancak halk tepkisi bozabilir. Avrupa’daki ekonomik kiriz, beklentilerin de ötesinde, öyle bir derine iner ki, onun yarattığı rüzgar Türkiye’de 2023’e kadar başta kalma hesabı ve planları yapan  yeni egemenleri liderleriyle, önderleriyle, hoca efendileriyle  birlikte sallayıp sarsar.
Dibi görünmez çöküntü gelir.

Xxx

Türkiye Avrupa’dan uzaklaştı.
ABD’ye bağlandı, vidalandı.
Ortadoğu ülkesi yapılıyor
Türkiye karşı devrimi yaşıyor.
Türkiye bir tür İranlaşıyor.
Türkiye’nin “Ortadoğu’da ABD’nin İranı olma” ihtimali iktidarın yarattığı yeni zengin sınıfın gözlerini rantlara dikmiş olmasına bağlı olarak yüksektir. Rantlara dikilmiş gözler, Türkiye’nin bölünmesini bile kabul edecek bakışlara yatkın duruyor.
Yeni yılın şifresi rantlardır.
Yeni yılınız kutlu olsun.
Sağlıklı, mutlu olsun.
Güzel günler görelim.

(uyan borusu)


Yılın adamı:
Hapisteki Soner.

Birileri, kendi meşreplerine göre, yılın adamını seçip ilan ediyorlar. Benim için yılın adamı: hapisteki gazeteci Soner Yalçın’dır. Duruşmasında 91 sayfalık savunmasını okudu. Savunmasının bir yerinde şunları söyledi: “Gazeteci ve yazarları cezaevine atmak kimseye onur vermez. Düşünce ataşe atmakla yok edilemez. Düşünce ve kitapları yargılayanları tarih affetmez. Türkiye’de gazetecileri bekleyen sadece acıdır. Dürüst, taviz vermeyen gerçek gazeteciler ya hapse atılır ya da işten atılır. Taviz vermeyen gazeteciler hep olmuştur ve olacaktır.”

Necati Doğru/SÖZCÜ

Haber, Anadolu Ajansı bülteninde de üç gündür servise konuluyor ama “yasa dışı döviz soruşturması” diye nitelendiriliyor ve ayrıntısı yok. Bu sebeple eksik bilgileri Deutsche Welle ve BBC’den tamamladım.
Diyeceksiniz ki “Nedir bu kadar önemsediğin haber?”
Mısır’ın başkenti Kahire’de yerli ve yabancı 17 sivil toplum kuruluşunun bürolarına geçen perşembe günü polis tarafından baskın yapıldı. Bürolarda yapılan aramalara yargı mensupları da katıldı. Sivil toplum kuruşlarının yurtdışından ülkeye yasa dışı malî kaynak aktardığı iddia ediliyor.

***

Arama yapılan bürolar arasında ABD’de Demokrat Parti’ye yakınlığıyla bilinen Ulusal Demokrasi Enstitüsü (NDI) ile Cumhuriyetçi Parti’ye yakınlığıyla bilinen Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsü (IRI) adlı iki Amerikan kuruluşunun ve Almanya’da iktidar partilerinden Hristiyan Demokrat Birlik partisine yakınlığıyla bilinen Konrad-Adenauer Vakfı büroları da var.
Yugoslavya’yı parçalayan kuruluşlar da diyebilirsiniz. Mustafa Yıldırım’ın 23. baskısını yapan “Sivil Örümceğin Ağında” kitabında bütün yönleriyle açıkladığı gibi Endonezya’dan Venezuela’ya kadar bu ağlar atılmıştır. Ağlara takılan ülkeler bölünüyor! Mesela Doğu Timor’u Endonezya’dan böyle kopardılar..

***

Mısır yönetiminin, sözkonusu sivil toplum kuruluşlarına yönelik soruşturmayı Temmuz ayında başlattığı belirtiliyor. Gerekçe olarak ise o dönem Mısır’daki büyükelçilik görevine yeni başlayan Anne Patterson’un, eski Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden sonra, ABD’nin Mısır’daki insan hakları örgütlerine yaklaşık 31 milyon Euro ödediği yönündeki açıklamaları gösteriliyor.
Amerikan Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Victoria Nuland ve Almanya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanı Dirk Niebel, Kahire’deki aramaları sert bir dille eleştirdi.
Sivil toplum kuruluşlarında yapılan aramaları, Mısır’daki insan hakları örgütleri de eleştirdi. Örgütler yaptıkları ortak açıklamada, “Yüksek Askerî Konsey, Ocak Devrimi’ni yapan insan hakları örgütlerini ve aktivistleri karalamaya çalışıyor” denildi.
Kimmiş Ocak Devrimi’ni yapan insan hakları örgütleri ve aktivistler?
NDI, IRI ve Konrad Adenauer Vakfı’nın Kahire bürosundan yönlendirilen gençler, öyle mi?
Bu haberler veya itiraflar, Arap Baharı’nın arkasında kimlerin bulunduğunu görmek istemeyenlere saygıyla sunulur!

***

Adının açıklanmasını istemeyen Amerikalı bir yetkili, ABD’nin Kahire Büyükelçisi Anne Patterson’ın, Mısırlı liderlerden aramalara son verileceği ve ele geçirilenlerin hemen iade edileceği sözü aldığını belirtti. Yetkili, Patterson’ın, ABD hükümetinin desteğini alanlar da olmak üzere tüm uluslararası sivil toplum kuruluşlarının en kısa sürede yeniden çalışmaya başlamasını umduklarını ifade ettiğini söyledi.
Ardından ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, Mısır’daki Yüksek Askeri Konsey’in Başkanı Mareşal Hüseyin Tantavi’yi arayarak, 17 sivil toplum kuruluşuna yapılan polis baskınlarından duyduğu “derin endişeyi” dile getirdi.

***

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay’in sözcüsü Ravina Şamdasani de Mısır’da Askeri Konsey’in demokrasi ve insan haklarını savunan gruplara karşı “gereksiz sertlikte” müdahalede bulunduğunu iddia etti.
Sözcü, ülkede geçen aylarda da sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini sekteye uğratan çok sayıda müdahalede bulunulduğunu hatırlattı.
BM’nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya Destek Misyonu’nun başı Ian Martin ise Libya’da siyasi geçiş sürecinde sivil toplumun daha çok rol oynaması gerektiğini söyledi.
Martin’in Zintan ve Yefren kentlerini ziyaret ettiği ve burada sivil toplum örgütleri temsilcileriyle görüştüğü açıklandı.
Bu haberler, 2011’in nasıl geçtiğini ve 2012’de mücadelenin daha çok hangi alanda süreceğini göstermiyor mu?

Arslan BULUT/YENİÇAĞ

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget