Avukatlar Günü

Bugün 5. Nisan. 2026 Avukatlar Günü. Demokrasinin ve tüm özgürlüklerin teminatı olan savunma ve hak arama özgürlüğünün hayata geçirilmesinin mümtaz

Avukatlar Günü
Bugün 5.  Nisan.  2026 Avukatlar Günü. 

 

Demokrasinin ve tüm özgürlüklerin teminatı olan savunma ve hak arama özgürlüğünün hayata geçirilmesinin mümtaz neferleri,  benim de çeyrek asırlık hakimlik ve savcılık görevimden sonra aralarına katılmakla gurur duyduğum,  hiçbir dönemde siyasallaşmayan,  bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirmeyen bu nedenle de ve bize göre,  yargının üç kurucu unsurundan en önemlisi olan yargının savunma ayağının onurlu temsilcileri değerli avukatlarımızın avukatlar  gününü,  en iyi dileklerimle kutluyorum. 

 

Avukatlara verilmesi gereken önem ve değer, onların şahıslarına değil,  temsil ettikleri ve yerine getirdikleri savunmanın ve savunma hakkının  kutsallığından ve tüm özgürlüklerin teminatı olmasından kaynaklanmaktadır. 

 

Biz, yargının üç kurucu unsurundan,  iddia, savunma ve karar makamlarının tümünde oturan ve bu makamlarda görev yapan 56 yıllık bir hukukçu olarak,  diyoruz ki;   hakim olsun,  savcı olsun,  bir hukukçunun erişebileceği en üst ve son makam,  savunma,  yani avukatlık makamıdır.   

 

Bu nedenle,  sıfatı, makamı ve mevkii ne olursa olsun,  herkesin,  avukatlarımıza hak ettikleri değeri vermeleri,  savunma mesleğine saygı duymaları gerekir. 

 

Hiç dikkat ettiniz mi? Hakkında en küçük bir iddiada bulunulan herkes ‘in,  ilk önce kapısını çaldığı kişi,  avukatlardır.   Hatta,  suçlanan kişinin;  hukuk tahsil etmiş bir avukat, hakim ve savcı olması halinde dahi,  suçlanan o avukatın, hakimin ve savcının da,  kapısını ilk çaldığı kişi, bir avukat olmaktadır.  Bu örnek dahi,  savunmanın ve avukatın önemini ve gerekliliğini,  gözler önüne sermektedir. 

 

Peki,  ülkemizde, bu kadar önemli ve gerekli olan savunma mesleğine ve bunu icra eden avukatlarımıza hak ettikleri gereken önem ve değer verilmekte midir?

 

Maalesef,  bu soruya olumlu bir cevap verebilmemiz mümkün değildir. 

 

Gerektiğinde Yüce Divanda yargılanan Başbakanların ve Bakanların dahi savunmalarını üstlenen avukatlara, daha dün diyebileceğimiz yakın tarihe kadar ülkemizde verilen değer,  üçüncü dereceden bir devlet memuruna verilen değerin dahi altındaydı. 

 

Bu örneği niçin veriyoruz? Niyetimiz üçüncü dereceden memura değer vermemek,  onu küçük görmek değildir,  yanılmıyorsak üçüncü dereceden itibaren,  3, 2 ve 1.   dereceye terfi eden devlet memurlarına, çok eski tarihlerden bu yana  yeşil pasaport verildiği halde,  avukatlarımıza;   yeşil pasaport dan yararlanma hakkı, mensubu olduğum İzmir Barosu dahil,  tüm barolarımızın ve Türkiye Barolar Birliğinin uzun yıllara dayalı uğraşıları sonunda,  hem de avukatların söz sahibi olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan bir yasa ile çok yakın tarihlerde tanınmıştır.   

 

Demokrasinin ilkelerini,  insan hak ve özgürlüklerini içlerine sindirememiş olan siyasal iktidarlar ve onların emir kulu olan emniyet güçleri,  avukatlarımızı,  bu ülkede potansiyel suçlu bir kitle olarak görmekte ve en küçük bir fırsatı yakalamaları halinde avukatlarımızı yerlerde sürükleyerek tartaklamayı kendilerine hak görmektedirler. 

 

Yargının üç kurucu unsurundan birisi olan ve avukatlarla birlikte görev yapan hakimlerimizin azımsanamayacak olan bir bölümü de;   maalesef,  savunma makamını ve avukatlarımızı,  görev yapmalarının önünde bir engel olarak görmekte,  savunma makamının hakkını vermeye çalışan ve üstlendiği görevi hakkıyla yerine getirmek,  maddi hakikate ulaşmak,  adil yargılanma hakkını hayata geçirmek için çırpınan ve yeri geldiğinde hakim ile hukuki tartışmaya girmek zorunda kalan avukatlarımızı,  duruşmanın huzurunu bozdukları uydurma gerekçesiyle,  dışarı atmakla tehdit edebilmekte,  genellikle buna cüret edemese de,  avukatlarımızın asaplarını bozmakta,  dikkatlerinin dağılmasına neden olmaktadırlar. 

 

Bunda,  bazı avukatlarımızın,  temsil ettikleri savunma makamının hakkını veremeyerek, gerektiğinde  hakim karşısında dik duramayışlarının da büyük katkısının olduğu,  inkar edilemez bir gerçektir. 

 

Şu anda avukatlık yapan bu satırların yazarı olarak,  duruşmalarda başımıza gelen yaşadığımız canlı olaylardan bir örnek verecek olursak;   ismi lazım değil, İzmir ilindeki bir ağır ceza mahkemesinde,  avukat olarak savunma makamını temsil ederken,  ihsası rey anlamında ve hatta reddi hakim koşullarını taşıyan,  tarafsız bir hakime yakışmayacak beyanlarda bulunan mahkeme başkanıyla haklı olarak girdiğimiz tartışmaya tanık olan tanımadığımız ve o anda farkına dahi varmadığımız bayan bir stajyer avukatın,  duruşmanın bitiminde arkamızdan yanımıza gelerek,  bizi tebrik edişini,  savunma makamının hakkını veren ve gerektiğinde mahkeme başkanıyla sert tartışmalara girebilen avukatlara pek tanık olmadığını beyan edişini,  savunma makamının hakkını ve itibarını koruyan ve uyarılarıyla mahkeme başkanına hak ettiği dersi veren bizimle tanışmak istemesini,  üzülerek de olsa burada açıklamak zorundayız. 

 

Hakimlerimiz,  hiç unutmamalı ve çok iyi bilmelidirler ki;   ülkemizde yok olma noktasına gelen,  yerlerde sürünen yargının bağımsızlığını,  demokrasinin ilkelerini,  insan hak ve özgürlüklerini savunan kuruluşlar ve kişiler;   barolarımız ve aydın sorumluluğunu taşıyan avukatlarımızdır.   Hakimlerimizin,  emekli olduktan veya istifa ederek,  oturdukları kürsünün,  avukata göre daha yüksek rakımlı koltuğundan indikten sonra ilk çalacakları kapı,  avukatlık ruhsatı talep etmek üzere,  Barolarımız olmaktadır.  Yukarıda bahsettik,  hukuk mesleğinin zirvesi ve en tepe noktası avukatlıktır. 

 

Şu gerçeği de zikretmeden geçemeyeceğiz.  İçinde bulunduğumuz dönem, avukatlık mesleğinin hukuk kuralları içinde özgür bir şekilde icrasını engelleyen çok talihsiz bir dönemdir.  Bu talihsizlik,  görevlerini hukuk içinde kalarak yapmak isteyen hukukun üstünlüğüne saygılı savcı ve hakimlerimiz için de geçerlidir. 

 

Yargı;  bir kısmıyla bugün,  çökmüş bir siyasal iktidarı ayakta tutabilmek için hukukun üstünlüğünü ve Anayasa Mahkeme kararlarını dahi tanımayacak duruma gelmiş,  tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitirerek siyasallaşmıştır maalesef.  Bu koşullarda savunma mesleğini icra eden avukatlarımız büyük bir çaresizlik içinde kıvranmaktadırlar.  Tutuklama,  yasal koşulları olmadığı halde ilk önce başvurulan bir kurum haline getirilmiş, tutuksuz yargılanmanın asıl,  tutuklamanın istisna olduğu kural ve anlayışı tamam tersine döndürülmüştür.  Bu durumda yasal koşulları olmadığı halde hukuka aykırı bir şekilde tutuklanan bir müvekkilinin tutuklanmasına itiraz edecek olan avukatın çaresizliğini, reddedileceğini adı gibi bildiği haklı bir itirazını yazarken çektiği acı ve ızdırabı düşünebiliyor musunuz?

 

Aynı şekilde,  sonradan bulunan gizli tanık beyanlarıyla haklarında ağır cezaların talep edildiği suçsuz ve masum sanıkları savunmak zorunda kalan avukatların;   olmayan ve siyasal nedenlerle, zorlanarak yaratılan bir suçun işlenmediğinin savunulmasındaki zorluğu, düşünebiliyor musunuz?

 

İddia makamı ile eşit koşullarda görev yapması gereken avukatların;  silahlardaki eşitlik ilkesinin olmadığı bir hukuk düzeninde yapmak zorunda bırakıldığı savunma mesleğinin ne kadar güç olduğunu düşünebiliyor musunuz?

 

Yazacak ve paylaşacak daha çok sorun var ama,  tadında bırakarak,  yargının savunma ayağının mümtaz temsilcileri olan tüm avukatlarımızın;   yargının tüm sorunlarının çözümlendiği, yargının bağımsız ve tarafsız olduğu, hukukun üstünlüğünün tüm koşullarıyla sağlandığı günleri görmek arzu ve  özlemi içinde,  avukatlar gününü kutluyor ve herkesi,  daha ihtiyaç duymadan,  savunma hakkına ve avukatlarımıza sahip çıkmaya ve saygılı olmaya davet ediyorum. 

 

05/04/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

İzmir Barosu Üyesi Avukat

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget