Halk iradesi ve kayyum engeli paneli (2)

Halk iradesi ve kayyum engeli paneli (2)
Ankara Dayanışma Derneği’nin öncülüğünde Halk iradesi ve kayyum engeli düzenlendi. Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde 17 Kasım 2024 günü yapılan panele eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay da dinleyici olarak katılırken konuşmacı olarak Av Şenal Sarıhan (TBMM 25. Ve 26. Dönem CHP Ankara Milletvekili 29 Ekim Kadınlar Derneği Başkanı), İlhan Cihaner (Emekli Cumhuriyet Savcısı TBMM 24. Ve 26. Dönem CHP Denizli Milletvekili), Esen Aksoyoğlu (Siyasal Bilimci-CHP Gençlik Kolları eski Yöneticisi) katıldılar. SDD ve SODAD Önceki Başkanı Av. Kemal Akkurt’un kolaylaştırıcılığındaki konuşmalara ikinci konuşmacı olarak Siyaset Bilimci Esen Aksoyoğlu yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Halk iradesi ve kayyum engeli paneli (2)

“Türkiye’deki sağ siyasetin kendilerini bir şekilde sayıca üstün olmasından kaynaklanıyor. Bunu çeşitli kereler tarihsel dönemlerde anlatmayı denediler. Bu anlatı özellikle Tayyip Erdoğan’ın o meşhur İstanbul seçimleri kazandığı rolün bölünmesiyle çok iyi hatırlandığı için söylüyorum, solun bölünmesi sebebiyle bir şekilde Tayyip Erdoğan’a başarı sağlamıştır. Sonraki yıllarda merkez sağ siyasetin yok olmasıyla beraber çok şanslı bir şekilde bu yanıyla Tayip Erdoğan’ın içinde bulunduğu hareketin Refah Partisinin kapatılmasıyla beraber bu şekliyle Tayip Erdoğan ve arkadaşlarının yolu açılmış oldu.

Ama burada iki temel krater var, birincisi Türkiye’de sol siyasetin sahada yaptığı birtakım hatalar bunlardan kaynaklı bütün o siyasetçilerin yollarının açılması, ikincisi aşama ise sosyal birimlerin iki yıl içinde muazzam bir şekilde yatmış olması, o da şuradan kaynaklanıyor, Tayip Erdoğan ve hareketini teorik olarak besleyen çerçeve esasen Abant toplantılardır orda birtakım bilim insanları, siyaset bilimciler, aynı zamanda hukukçular, işin kötüsü Abant toplantılarıyla beraber bir manzume ortaya koymayı başardılar, dolayısıyla bir silah doğrudan doğruya Tayip Erdoğan’ı bir yoluna oturan ve şanslı olarak harekettir. Çünkü Türkiye’de 2001 ekonomik krizden hemen önce ekonomik krizi yapısal olarak tetikleyen bir Asya gribi var, 97 Asya gribi, bu Asya’daki ülkeleri derinden etkiledi, beraberinde Türkiye’ye taşındı, Türkiye’deki yapısal sorunlarla beraber gribi çok derin bir şekilde yaşadık ki bugün zannımca 2001 garibinin daha büyüğünü yaşıyoruz. Ama zamana yayılmış olduğu için pek hissedilmiyordu, parakete sektörü tamamen felç olmuş durumda, üretim alanı hareket etmiyor, inşaat sektöründe sıkıntı var, bütün bunlara rağmen 2001 krizi daha etkili sıkıştırılmış çok çeşitli etkileri olduğunu hatırlayalım. Gene bir esnafın Bülent Ecevit’e hesap makinesi fırlatmasıyla beraber krizin etkilerini görmeye başlandığı dönem oldu. 

Başka bir durum da şuydu, 28 Şubat Süreci, 28 Şubat’ın en büyük avantajlarından biri çoğunluk olmak halini bir vesayetle ilişkilendirme süreci. 28 Şubat dönemini tartışabilen dolaysıyla onun müdahale ettiği ölçüde AKP’nin gelişimini azaltan bir durum olabilirdi, ama şartlar gereği o konuyu bir türlü yakalayamadı. Çoğunlukla AKP iktidarının vesait diye kolluk kuvveti olarak yokladığı askerlerin yönettiği bir süreç olarak ortaya çıkmış oldu. Dolayısıyla bizim için de toplumsal kesimler bu süreci ne içselleştirebildi ne de yerinde duramadı. Çok arada yerde kaldık maalesef, çünkü dolaysıyla bir yanıyla da bu sürecin içinde dahil olmak esastan vesayeti bir taraftan olmak anlama geliyordu.

Son iki yıllarda Cumhuriyet mitinglerinde orada olmakla saha görevlisiydin CHP Gençlik kollarında, orada gördüğümüz için biraz da şuydu toplum içinde bulunduğumuz toplumsal kesim bir yanıyla bu iç şey demokratik yollarla çözüşeme kavuşturulabileceğini göstergesi olarak sokağa çıkma imkanını elde etmiş oldu. Orda en klasik sorulardan bir tanesi ne şehit ne postaldı dolayısıyla demokratik mekanizma içerisinde seçimler yoluyla AKP’yi göndermenin yolunu yöntemini bu anlamda nitelikleri bir devrim niteliğinde oldu, yani bizim içinde bulunduğumuz toplumsal kesimler kolluk kuvvetlerinin kolladığı bütün o güçleri dışarıdan içeri çekilen de Türkiye’nin esas gücünün halk olduğunu ifade eden bir düze çıkardı bu süreç. Cumhuriyet mitinglerinin tahakkümle ilişkisi esasen daha sonraki yıllarda Fethullahçı çetenin ortaya koymaya çalıştığı 15 Temmuz darbe girişiminde de bir şekilde önüne bir destek kurdu. Nasıl oldu bu, bu askeri ilişkileri tamamen kenara bırakarak söylüyorum, 15 Temmuz darbe girişimde sonraki ilk kitlesel eylem CHP’nin Taksim mitingidir. Taksim mitingine kadar bir sokak eylemi yok, sokaklarda çok fazla da insan yok, daha doğrusu o sokaklarda örgütlenmiş kalabalıklar.

Daha sonraki süreçte 15 Temmuz’da Taksim mitingi olmasaydı büyük ihtimalle AKP Yenikapı’da büyük miting bile tonlayamazdı. CHP’nin dayandığı toplumsal taban da buna bağlı esasen dolaysıyla kanımca 28 Şubat sürecinin en büyük sorunlarından biri CHP’nin o günkü sosyal demokrat o günkü siyasetinin toplanamamış olması o günkü durumuyla ilgili idi.  Daha sonraki yıllarda ise iktidar partisinin sanki Tayip Erdoğan ömür boyunca iktidarda kalacağı yönündeki temel kabulü topluma dayatmış olmasıydı. Bu şu yönden çok önemli bu haliyle Tayip Erdoğan’dan sonrasını görebilmek mümkün olmadı. Tayip Erdoğan’dan sonrasını gömebilecek durumda değildik. Hatta 2023 seçimlerinde Kemal Bey kazanmaya çok yaklaştığında bir süre boyunca daha sonraki süreçte Tayip Erdoğan o süreçte neler olacağını bayağı çabalamıştı. Çok hüzünlü bir süre boyunca, hatta bir ay içerisinde beş bin bürokratın değişmesinden bahsedilmişti. Bu da faydalı olmadı, bu konuda Meral Akşener’e bakarak her şeyi baltaladığını düşünenlerden bir tanesiydi. Dolayısıyla Tayip Erdoğan’ın içinde bulunduğu Tayip Erdoğan’ın yönettiği bütün alanın üzerine çıktığı tahayyüllü durumu yaşamak zorunda kaldığı bir durumla karşı karşıyaydık. 2023 seçimlerinden sonra hemen sona yerel seçimler olmasaydı toplumsal muhalefet bu şekliyle gücünü toparlayamazdı, çünkü yerel seçimler bu şekliyle insanların umudunun ayakların altına düştüğü yere serildiği bir ağını kurtarılmak üzerine ortaya çıkmış ve hepimizi yeniden umutlandıran bir yere getirmişti esastan. Şimdi de bakmaya bile bir ihtiyaç var. Millet iradesinin suistimal edilmesi de muhalefeti yenmeye söz konusu bu Türkiye’de hukuk devletinde böyle bir üç hukukçu arasında böyle bir durumda özür dilerim, açıkça anlatırlar. Hukuk devletinde yedi şekilde anlamına geliyor, millet iradesinin her şeyin üzerinde olduğu bir politik sistem esastan yok bir yanıyla, hukuk taşınmaz olarak bütün alanın halkın iradesine rağmen birtakım özgürlüklerimizi birtakım görevler karşılığında anayasa hükümleri üzerinden devlete teslim ediyoruz, bu süreci kendimiz yürütecek kendimiz güvenliğimizi sağlayacak kendimizin eğitimini sağlayacak durumda değiliz. Dolayısıyla doğal haklarımızın bir kısmını devrettiğimi için bu kaçınmaz olarak alanı da bağlayacağı için milletin iradesinin her şeyin üzerinde olduğunu olması çok mümkün değildir.

Bu yıllarca anlatıldı AKP tarafından yıllarca anlatıldı bir şekilde maniple edilmeye devam edildi. Ama son zamanlarda benim gözlemim ki bu çok endişe edilmeye başladığını iletmek zorundayım. Sayın İmamoğlu’ndan da benzer şeyler duymaya başladık ki bu toplumsal olarak bize avantaj sağlıyorsa dahi bunu söylememek gerekiyor. Çünkü bunu söyledikten itibaren esasen işte burada kayyum siyaseti olmak üzere iki düzeneği çöpe atma girişimiyle beraberinde gelebilir, bu çok tehlikeli bir alan, dolayısıyla millet iradesinin her şeyin üzerinde olduğunu söylemek, kaçınmaz olarak son günler için söylüyorum, Anayasanın dördüncü maddesi dahil olmak üzere nerdeyse her şeyi iğdiş edebileceğimiz bir alanı da beraber getiri, insanlık hak ve özgürlükleri de çöpe gitmeye başlar ve her şey gibi göz ardı edilir.

Siyaset bilimi açısından birinci Meclisimizin birinci ve ikinci grubunda görülür, birinci grupta Mustafa Kemal İsmet İnönü ve arkadaşları birinci grupta yer alır. İkinci grupta yer alan daha sonra Demokrat Partici Celal Bayar grubu yer alır, birincisinden daha devletçi daha liberal yönelimleri vardır, siyasal ve ekonomik anlamda. Dolayısıyla iki mahalleli zaman içerisinde Kürt hareketindeki birtakım hareketlenmelerden dolayı iks mahalli duruma erişti. 2002 kılınmasıyla beraber AKP nin iktidara gelişiyle beraber, bir tarafta AKP ve MHP türevleri ama muhafazakar bir yaşam tarzı milliyetçi bir yaşam tarzı, bunun pratiklerinin alanda yoğun şekilde görüldüğü, içki içseniz bile bunu evde yapınıza ilerlediği sizin sorunlarınıza işaret eden bütün sorunları üzerinden merkezi işaretli bir durumu, ikinci mahalle CHP nin de içinde bulunduğu yaşam tarzı hepimizin bildiği mahalle iki buçuk ise, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı mahalle. Bu kentlerin durumu geldiğinde kaçınmaz olarak yaşam tarzı dayatıyor Kürtlerin içerisinde. Burada daha rahat hareket edebildiği özellikle CHP’nin içinde daha rahat hareket edebildiği iş birliği içerisinde girebildiği seçimlerde olduğu gibi yan yana gelmeyi başardığı bir mahalle var, kırsala doğru gittikçe daha da muhafazakarlaşan Kürt hareketiyle hareket etmeyi de bir şekilde sürdürebilen bir mahalle var. Dolayısıyla Türkiye’de özellikle bu buçuk mahalle desteğini alan seçimi kazanıyor gibi bir görüntü de var, Yani Kürt hareketinin olduğu bir mahalleyi almadan bir seçim kazanmak çok mantıklı değil, bu olabilen bir şey değil ama bir yanıyla bu şey durağan mı tabi ki değil, değişiyordu, değişiyordu Kürt hareketi de çok hızlı bir şekilde dönüşür orda bir karılmalar var yani bir hayata geliyorsunuz, bir hayat yaşayacaksınız, o hayatı güzel yaşayıp öleceksiniz. Kürt hareketi bundan elli yıl önce bunları tahayyül etmek yerine bir davanın peşine koşmaya çalışırken bugün bu pratiklerin her gün dönüşmeye başladığını görüyoruz. Bunlar her gün hayli değişiyor, seküleşmede yenileşme de kriterine baktığı için tam anlamıyla bir sosyolojik durum olama dahi oradaki yarım mahalle kendi sınıfına dönüşmeye başlıyor. Dolayısıyla bizim iki buçuk mahalle görüntümüz içindeki birtakım dengeler esastan bizim seçim sonuçlarımıza kadar çok şeyi belirliyor.

Bir kanun atamak için nasıl bir yol almak gerekiyor, buna belki vurgu yapmaya ihtiyaç var. Türkiye’de özellikle CHP’nin dayandığı toplumsal taban   olmak üzere belirli cumhuriyetçilerin ilericilerin bir araya geldiği sosyal demokratların da belki Atatürkçülerin de içinde bulunmadığı bir rıza birimi olmak mümkün değil. Bu olmadığı takdirde bir kayyum ataması yapabilmek herhangi bir kararı geçirebilmek 15 Temmuz darbe girişiminden sonra dahi yapacaklarımızın bir yanıyla mutlaka bu mahallenin içinden geçirmek zorundasınız. Çünkü herkes kendi mahallesindeki muhafazakâr kesimden kendi mahallesinde bir tane CHP’nin oyunu almak istiyor. Eğer bir hareket yapıyor CHP’nin oyunu alamıyorsa o hareketin meşruluğu sorgulanmaya başlıyor. Dolayısıyla buradaki son kayyum girişiminde özellikle Van’da hatırlayalım, Van’da görmüştük CHP yine çok sıkı durmuştu esasen, bence kanımca bir meşru zemini zaten yoktu. Dolayısıyla Van’daki girişim esasen beraberinde meşru bir zeminde yoktu sert bir kayaya çarpmayı başardı bir şekilde o top geri döndü. Van’da o girişim gerçekleşemedi.

Ama Esenyurt girişiminin mantığında bir bu süreci artık Kürt hareketi ile devlet hareketi ile çelişki olmaktan çıkarıp beraberinde onu CHP’li belediyelerinde bir şekilde enjekte etmeye çalışmak, çok önemli burası. İkinci önemli bir kısmı İstanbul Belediyesine ilişkiye çalışmak, çok önemli burası. İkinci önemli kısım Sırası İstanbul’daki belediyeler için de geçerlindir meye çalışmak. Siz Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bir kentten doğrudan alıp bunu bir şekilde İstanbul’a getirdiniz, bir şekilde de CHP’li belediyelere ilişkilendirdiniz. Bu, ilişkiler açısından yeni bir aşamadır. Bu yeni aşama beraberinde kaçınmaz olarak diğer belediye başkanlarını da zan altında bırakmaya başlar. Sevgili Hüseyin Cangüler de kaçınmaz olarak bir kayyum endişesi ile baş başa kalır, sayın Başkan Fethi Yaşar da kalır, diğer başkanlar da kalır. Tüm başkanlar bir şekliyle bu endişenin içinde kalır. Ama hükümetin bunu zaten oluştururken esas kırılma yaşayacağını hiç düşünmediler. Hiç zannetmiyorum, böyle bir şey olduğu onlara da sıkıntı oldu.

Sayın Mansur Yavaş’tan geldi itham, öyle bir karşılık verdi ki, Esenyurt’taki kayyum atamasından 3 saat sonra, çok uzun bir süre sonra maalesef bir avukatlık bürosu görüntüsü ile bir açıklama yaptı, yani yoldaşını, partilisini bir şekilde savunmak yerine daha uzak bir yerde hukukun üstünlüğü işaret ederek bir açıklama yapmış oldu, siyasi temelinden çok uzak açıklamaydı. Daha sonra bunu, sayın Tanju Özcan’la takip etti. Yani hiç beklemedikleri yerde ciddi bir kırılma yaratıp beraberinde sosyolojik anlamda bir kriz yaratmış oldular, bu beraberlik esasen. Dolayısıyla Esenyurt girişimden hemen sonra Batman, Mardin, Halveti girişimlerin olması kaçınılmazdı. O gün olmazsa bir gün sonra zaten olacaktı. Şöyle bir görüntü vardı, dolayısıyla bu görüntüyü vermek beraberinde kaçınmaz olarak kayyum siyasetinin bir yanıyla temas etmek, kaçınmaz olarak istemeden yapılan destek anlamına geliyor. Bu çok tehlikeli bir girişimdi, bunu ama maalesef gözlemleyemediler.

Konuşmacı öylesine hızlı konuşuyordu ki, yazmak oldukça zordu.

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

Yorum Gönder

Blogger
Facebook
Disqus

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget