Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Fatih Altaylı Kararı
Gazeteci Fatih ALTAYLI'ın mahkumiyetine neden olan sarf ettiği sözlerinin Cumhurbaşkanını tehdit suçunu oluşturup oluşturmayacağını tartışacak değiliz.

 

Suç sabit veya değil, kanun yollarından sonra bu kesinlik kazanacak.

 

Bu yazımızda hükümle birlikte tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin hukuken yerinde olup olmadığını değerlendirmeye çalışacağız.

 

Bilindiği gibi,  tutuklama,  maddi hakikate ulaşarak adil bir karar verebilmek amacıyla başvurulan yasal bir koruma tedbiridir.

 

Bu nedenle, Ceza Muhakemesi Kanununun dördüncü kısım ikinci bölümünde yasal koşulları düzenlenen tutuklamanın kanunda yer aldığı kısmın  başlığında da koruma tedbirleri ifadesi yer almaktadır.

 

Fatih ALTAYLI; hakkında açılan soruşturma evresinde henüz şüpheli iken Cumhurbaşkanını tehdit suçundan tutuklanmış ve hakkında açılan davanın kabulüyle sanık sıfatını alarak yargılandığı kovuşturma evresinde de tutukluluk koruma tedbirine devam edilmiş, bu süre zarfında deliller toplanmış,  tutuklu olarak el altında tutularak maddi hakikate ulaşmak amacıyla yapılması gereken tüm yargılama işlemleri tamamlanmış ve mahkemece bir sonuca ulaşılmış, karar açıklanmış ve bu karar mahkumiyet  şeklinde tecelli etmiş olup, böylece Fatih ALTAYLI hakkında hazırlık aşamasında verilen tutuklama koruma tedbiri kararı, amacına ulaşmıştır.  

 

Evrensel bir hukuk kuralı olan masumluk karinesi, Fatih ALTAYLI için de geçerli olup, hakkında mahkumiyet kararı verilen ve hakkındaki bu karar henüz kesinleşmeyen  Fatih ALTAYLI,  halen masum ve suçsuz olup, suçluluğu hakkında verilen mahkumiyet kararının yasal denetim yollarından geçmesinden sonra suçlu olup olmadığı kesinleşecek ve hakkındaki mahkumiyet kararı aynen kesinleşirse infazı kabil bir mahkeme kararı ortaya çıkacaktır.

 

Tutuklama, adil bir yargılama yaparak doğru bir şekilde maddi hakikate ulaşma amacına matuf bir emniyet ve koruma tedbiri olup, ileride kesinleşmesi olası muhtemel bir ceza mahkumiyet kararının peşinen infazı ve bu yolla infazın garanti altına alınması kurumu değildir.

 

Fatih ALTAYLI'yı yargılayarak mahkum eden mahkeme; bu kararın kesin bir karar olmadığını, yasal denetim yollarından geçerken lehe bozulabileceğini, kararın beraatla sonuçlanabileceğini, kaldı ki; ileride karar kesinleşse dahi,  infaz iyileştirmeleri ve tutuklu kalınan sürelerin mahsubu da  dikkate alındığında, verdiği ceza süresine nazarn, Fatih ALTAYLI'nın telafisi imkansız bir mağduriyete uğrayacağını düşünmemiş ve hükümle birlikte tahliye kararı vermemiştir.

 

Karar; tutuklama kurumunun amacına, tutuklamanın henüz kesinleşmemiş ileride kesinleşmesi olası bir cezanın peşinen avans yoluyla infazı kurumu olmadığı ve  tutuklamanın istisna olduğu ilkesine, masumiyet karinesine, bir kararın infaz edilebilmesi için kesinleşmesinin gerekliliği ilkesine, yerel mahkeme kararlarının kesin olmayıp yasal denetime tabi olduğu ilkelerine açıkça aykırıdır.

 

27/11/2025

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Köy odalarının en beğenilen sohbeti askerlik anıları.

Dedemin anlattıkları

 
Küçüklüğümün 1950 li yıllarında evimize yakın bir köy odası vardı. Bu köy odasındaki sohbetlerde çok ilginç anıları dinlerdim ve çok severdim. Evde yemeğimi yedikten sonra köy odasına giderdim, gitmek için can atardım. Orada anlatılan nice anıların bir kısmını ve de anımsayabildiğim anıları içine alan Yaşam Yokuşum adlı yayınlanan kitabımda yer verdim. Köy odalarındaki bu anılarla birlikte köyde “Duran Çavuş” diye anılan dedemin (annemin babası) anlattıklarından büyük heyecan duymuşumdur. Barış Yayınevince yayınlanan Yaşam Yokuşum adlı kitabımdan aldığım ilginç anıların bazılarını sizinle paylaşmak istedim.

  …..Köy odasına gelen kişi, ulaşımın haberleşmenin çok az olduğu, hatta olmadığı o zamanlarda 1940 lı 1950 li yıllarda, mutlaka az veya çok bir haber, bir değişiklikle gelmiştir. O misafir köy odasına memnuniyetle kabul edilir, hâl hatır sorulduktan sonra çevreden anlattıkları, az veya çok meraklı dinlenilirdi.

       Köy odalarına gerek sahibi gerek komşular gözleri gibi bakarlar, hele komşular, sanki gerçekten ortak mal gibi köy odasının her şeyine yardımcı olunur, kimi evinden yakacak odun, tezek yanında, misafir çok gelmişse, evlerden yataklar, yemekler getirilirdi. Gelen misafirin atı, eşeği ahıra çekilir. Sulanır, gezdirilir, yemlenir.

Köy odalarında gelip oturmak, sohbete katılmak ayrı bir ayrıcalıktı. Gençler asla, cemaatin arasına, sedire, halı mindere oturamazlardı. “Tahta baş” denilen, girişte tahtadan yapılma basamaklı bölmede otururlar, lafa söze, sohbete sorulmadıkça asla karışamazlardı. Uzun kış gecelerinde, o tahtabaş üzerinde, kuru tahtada oturmak bile bir sevinç kaynağı idi gençler, çocuklar için. Orada sohbeti dinlerler, bilmedikleri bazı şeyleri, anıları öğrenirler, sözü sohbeti orada öğrenirler. Tahtabaşın yanındaki sulukta bulunan testiden su isteyene su veririler, büyükler abdest alırken ibrik leğeni tutup ellerine su dökerler, sobaya odun atarlar, külünü alırlar, lambaya gaz doldururlar, misafire ve cemaate yemek getirirler vb. Kışın merdivenlerin, dam başının karını temizlerler. Kısaca köy odasında verilen her emri, yumuşu seve seve yerine getirirlerdi.

        Köy Odalarında, genellikle dikdörtgen şeklinde olan odada, zeminden az bir karış yukarıda, üç tarafta divan, sedir denilen, halı yastık, minderle döşenmiş durumda olurdu. Bir dolap, dolabın içinde, cezve, kâhve fincanı, kâhve, kâhve değirmeni, kâhve kavurma tavası, gazyağıyla çalışan pompalı bir ocak, şeker vb eşyalar bulunurdu. Daima çoğunlukla kilitli, kilit köy odası sahibinde dururdu. Duvarda halı, kilimler asılı olur. Tabi biraz gösterişlisinden bir Memmed veya gazyağı ile yanan luks lambası daima asılı durur.  Kapının hemen girişinde sağda veya solda yüksekçe (sanki yere yatırılmış büyükçe bir dolap gibi) tahtabaş olurdu.

        Tahtabaşın altında odun tezek dolu olurdu. Kışın oradan alınıp sobada yakılırdı. Hemen bitişiğinde suluk denilen biraz genişce, abdest alınan vekirli suyu dışarı şarıl şarıl akan bir bölme olurdu. Orada ibrik, sabun, bir çivide asılı havlu bulunurdu. Köşede yukarıda kocaman ve ağırca bataryalı pilleri olan bir radyo olur, radyo da, pili bitmesin diye, ancak haberlerde ajans dinlemek için açılırdı. Ajans saati gelirken, köstekli saatlerden saatin gelip gelmediği kontrol edilir. Saat tam yaklaşırken, cemaat “ajansı dinleyelim susun hele” diye uyarılınca, herkes susar, pür dikkat ajans dinlenilirdi. Batı Bloğu, Doğu bloğu Amerika Rusya haberleri, casuslar, Kore Savaşı, Menderes’in bilmem nerede verdiği nutuk, Nazım Hikmet yine vatan hainliğine devam edip etmediği vb haberleri peş peşe sıralanır. Haberin sonlarına doğru devlet radyosundan, “Vatan Cephesine” kaydolanlar tek tek sayılır, eğer kendi köylerinden kimseler kaydolunmuşsa (büyük küçük fark etmez) ondan büyük bir keyif alınırdı.  Haberlerin sonunda da Meteorolojiden hava raporları okunurken, bazı sakallılar, dürzüler Allah’ın işine de karışıyorlar” diye homurdanırken, yanındaki de onun duyacağı şekilde, iyi de ne hikmetse söyledikleri doğru çıkıyo” diyerek hava raporuna ayrı bir yorum katardı.  Ajans bitince hemen radyo kapatılır, oya işlemeli örtüsü ile örtülürdü. Akşam ajansına kadar radyo pek açılmazdı. Çünkü kocaman bataryası (pili) ya biterse, ajansı nasıl dinleyeceklerdi? Onun için, müzik ve öteki konuşmalarda radyo hiç açılmazdı, radyonun pili- aküsü biteceği endişesi ile

         “Halloların Bekdeş”, bazen “Dingilin Mustafa”, ajans haberlerinden pek bir şey anlamadıklarından, bir konuda “ne dedi bu” diye sorar. Cemaatten okuması yazması, konuşması düzgün olan haberleri üstüne basa basa yorumlar, onların anlayacağı hale getirirlerdi.
        Hepsi, köy odaları ile birlikte zamanın akışında kaybolan ve rahmete kavuşan, yaşamının gençliğinde, askerde bin bir çile çeken bu insanlar, denk düştükçe, kimi zaman gözyaşları içinde yaşadıkları anıları anlatırlardı. Halloların Bekdeş’in anlattıkları anıların bazı kırıntılar hafızamda çok azı kalmıştı. “…Gafgasya cephesindeydik, asker aç, perişan. Sırtımızda bit hiç eksik olmazdı.  Bir gün askerin biri, ölü arhadaşının çarığını almış, çarığını ıslattı, ertesi günü çarıh yumuşayınca ateşte kızartıp deri et niyetine yidi… (Bu anıları dinleyen hangi insan bundan etkilenmez ki, biz de dehşetle ibretle dinlerdik)

        Nedense o anılardan şu mısralar hafızamda kalmıştı:

Tiflis’in etrafı dağdır meşedir,

İçinde oturan beydir paşadır…”

“Elden ele gider Tiflis ürünü”.

………………(.gerisini hatırlayamıyorum)

 

Dedemin anlattıkları

        Yine bir başka gün, Dedem (anamın babası), (bir gazetede haberi yayınlanan, torunu halen sağ Ali Satılmış’la bir resmini bulduk), 105 yaşında vefat eden Duran Çavuş (Satılmış) (ki o Yelek’te torunun torununu gören insandı) başka cephede başka anılarını anlatırdı:
“-Gutulamarede İngilizlere garşı İslâm torpağını gorumak için çarpışıyoh. Asker aç, askere su yok, bit, hastalık askeri gırıyo geçiriyo.  Ayağımızda yırtık çarıh, sırtımızda bit, pire; Alayımızın çoğu, tüm zabitler, erlerin yarısı ya şehit ya yaralı oldu. Alay gumandarı yaralı çadırda yatıyo. Beni çağırdı.-Oğlum Duran Çavuş, alay perişan zabit erat takviyesi olana gadar alayımız sana emanet-didi”.

Sonra çölün bazı bölgelerinden çekilirken, yaralı erlerimizi köylerden geçerken çadır kurup yaralıyı oraya bırakıp gitmek zorunda galmıştık. Din gardaşlarımıza rica ettik, Arap köylüleri güya Allah rızası için bakın diye. Biz ayrıldıktan sonra, Arap eşkıyası çadırlarda yaralı yatan askerimizi hançerlemişler, belki Osmanlı altını yuttu ise alalım, diye cembiye dedikleri eğri hançerle yaralı eratımızın karınlarını deşmişler. Bu Arabın ne dostluğuna güvenilir ne din gardaşlığına güvenilir”. İstiklal Madalyalı Dedem Duran Çavuş, değişik cephelerde aldığı kurşun yaralarını gösterip ağlayarak gözyaşları içinde, hafızamda kalan bunları anlatırdı.

         Düşünebiliyor musunuz, Duran Çavuş, askerde çavuş olmuş, okuma yazma bilmez. Okuma yazma bilmeyen bir er çavuş alay komutan vekili oluyor…  Böyle çaresiz cephelerde çarpışmış Osmanlı. Ne ki, Osmanlı da okuma yazma bilmeden paşa olanlar vardı (Yedi sekiz Hasan Paşa gibi; demek ki Osmanlıyı yıkan eğitimsizlik) O Duran Çavuş ki, tam 8 sene cepheden cepheye savaşmış İstiklal Savaşı Gazisi bir eski askerdi.

Dedemin anlattıkları Arap Çöllerinde bir katliam

Dedem Duran Çavuş’un anlattıkları ile örtüşen, yine o cephe hatlarında yaşanmış bir olayı bir kitaptan okumuştum. Arap Çöllerinde İngilizlere karşı çarpışan Türk birlikleri çekilirken ağır yaralılarını, başlarında subay ve doktorları olduğu halde, hastanen haline getirdikleri çadırlarda Irak topraklarında (kardeş Müslüman diye) bazı köylerde bırakırdı.

Bekir Sami’nin tümeni böyle bir hastanenin bulunduğu Kazimiye Mahallesinden geçerken kasabadan canhıraş feryatlar duyarlar, görürüler ki çadır hastanelere hücum eden Araplar kolu bacağı kırık yaralıları yataktaki hastalara birer ip takarak sokakta sürüyorlar, hastaneleri yağma ediyorlar., hastaları soyuyorlar. Halkın, “Türk ordusu gitti” diye korkusu kalmamış. Bekir Sami Bey, durumu görünce Kazımiye halkını toplamaya başlamış. Bekir Sami birlikleri bu vahşeti görmüş kadın, erkek, çocuk, ihtiyar halkı zorla topluyorlar, kasabadan çıkarıyorlar. Orada 400’den fazla olan Kazımiye halkını kurşuna diziyor. Bekir Sami bunu yaparken de şöyle mırıldanıyor:

 

400 yıllık Osmanlı tarihinin hesabını görüyorum”. 

Yine başka bir gün, kâhvesinin önünde mi, bir köy odasında mı İstiklal Savaşı Gazisi Berber Ali anlatırdı: 
“-…Afyonun sivrisine çıhtıh, garşılardan toplar gümbürdüyo, (Büyük taarruz olmalı). Saçı sahalına garışmış bir gumandar geçiyo du yanımdan. Beni görünce -oğlum berber Ali gel hele beni bi tıraş et didi. Bir gayanın dibinde bir daşın üstüne gumandar oturdu. Eline bir gırıh ayna verdim, o aynayı dutacak ben tıraş ediceğem. Elimde bir mahas bir ustura, bir de gırıh aynam var, işde böyle bir berberdim dağ başında. Gumandara Didim, gumandanım nasıl tıraş istiyon, İstanbul tıraşı mı istiyon, güvercingöğsü mü olsun? …  Toplar gümbürdüyo, garşıda gağnılar gıcırdıyo bir hengame… Gumandan şöyle bir bana bahdı, ulan teres nerden biliyon bunları diye mırıldandı, -ulan oğlum Ali bildiğin gibi yap, bura dağ başı, bildiğin gibi yap- didi”.

         Yine başka bir gün, Köy odasında mı, kahve önünde mi veya aynı gün Berber Ali anlatırdı: “…Kötü Yonanın yaptıklarını İzmir’e gide gide neler gördük neler. Süngülenmiş hamile kadınlar, çocuklar, yakılmış evler, köyler. Depeleyi depeleyi İzmir’e girdik. Biz de yaptıhlarının intikamını almak için yanaşdık Urum avratlarına…”
        İstiklal Savaşı gazisi Berber Ali hem berber hem diş çeker hem de yapardı. Bir gün komşumuz bir kadının azı dişini çekerken görmüştüm. Sonradan hatırladım, anestezi uygulamadan, kadını dakikalarca böğürterek zorlukla dişini çekmişti. Ondan sonra dişçiden korkar olmuştum.

          İşte böylece, hepimizin yaşantısında mutlaka böyle anılar vardır sanırım. Küçüklüğümde böylesine köy odaları ile anı ve gözlemlerim olmuştur. Köy odasında namazlar birlikte kılınır. İstenirse birlikte camiye giderler. Bazen imam gelir, nasihat ve vaizlerde bulunur.

O köy odalarına gidip geldiğim küçüklüğümde, bir yakını uzak diyarlarda şehit olmuş köylümüz çok yaşlı bir kadın şöyle bir ağıt söylerdi:

“: (Defterimin kenarına not etmişim):

Yemen elleri Yemen elleri,

Ölürken ne didi Celal’ın dilleri,

Sılada mahzun godun dulları,

Ne zalım mıssın Yemen Elleri”.

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

 

CHP Erdoğan'ı 23 Senedir Daha Tanıyamamış
AKP Genel Başkanı ERDOĞAN'ın; Çözüm Komisyonunun İmralı'ya gitmesi konusundaki görüşünü açıkça beyan etmemesi, CHP'yi kızdırmışa benziyor.

 

CHP bu konudaki tepkisini, ERDOĞAN neden rengini belli etmiyor? diye sorarak ortaya koyuyor.

 

CHP'liler;  gerçekten,  23 senedir birlikte aynı mecliste politika yapmalarına rağmen,  hala ERDOĞAN'ı tanıyamamış olmalılar.

 

Bize göre, siyasi rakibini yenebilmenin ilk koşulu; siyasi rakibini ve onun siyaset tarzını çok iyi bilmek ve tanımaktır.

 

ERDOĞAN daha ne desin? Son grup toplantısında yaptığı konuşmasında, Cuma günü (yarın) yapılacak oylamayla,  komisyon bu konudaki kararını alacak ve komu oyuna açıklayacak demedi mi? Dedi tabi.

 

ERDOĞAN, daha ne desin?

 

CHP olarak sizler, komisyonda görev alan AKP'li üyelerin ERDOĞAN'ın talimatıyla oy kullanacaklarını, ERDOĞAN'ın talimatının bir milim dahi dışına çıkamayacaklarını nasıl bilemiyorsunuz?

 

Demek ki; AKP'li komisyon üyeleri,  kullanacakları oyların rengiyle, ERDOĞAN'ın bu konudaki görüşünü açıklamış olacaklardır. Hele biraz bekleyin.

 

Kaldı ki; CHP olarak,  göbeğiniz ERDOĞAN'ın göbeğine mi bağlı sizlerin, o mu size yön verecek? Yan çizer gözükse de, rengini açıkça belli etmese de, ERDOĞAN'ın bu konudaki rengi ve düşüncesi, doğal olarak belli.

 

CHP; sanırım mahalle baskısının altında ezilmiş ve bu konuda  ne yapacağını bilemez durumda.

 

CHP; baştan hata yapıp komisyona dahil olmasaydı, bugün,  İmralı'ya gidilip gidilmemesi konusunda komisyonda yapılacak oylamaya katılıp katılmayacağına karar vermek durumunda kalmayabilirdi, ancak daha en başta iddialı sözlerle komisyona katılıp üye vermekle,  en büyük hatayı baştan yapmış ve şimdi partinin muhtemel oy kayıplarını düşünerek bocalamaktadır.

 

Kardeşim sen CHP olarak, CHP'nin yer aldığı değil, asıl yer almadığı komisyonlar daha tehlikelidir diyerek komisyona katılmaya ve üye vermeye karar verdiğine göre, bu kararın muhtemel rizikolarını da baştan düşünmek zorundaydın.

 

Komisyona madem katıldın, komisyonun İmralı'ya gidip gitmemesine ilişkin olarak alınacak karar oylamasına da CHP olarak katılmak zorundasın.

 

Oylamaya katılırsın, ancak,  İmralı'yı muhatap alarak İmralı'nın ayağına gitmek siyaseten ve vicdanen işine gelmiyorsa,  gidilmemesi konusunda olumsuz oyunu kullanırsın.

 

Komisyonun karar alma kurallarına göre;  gidilmemesi yönünde karar çıkarsa mesele kalmaz. Ancak, karar olumlu çıkar ve İmralı'ya gidilmesi konusunda oy çokluğuyla karar çıkarsa da, en başından komisyona katıldığına göre,  komisyonun kararına saygı göstererek İmralı'ya da gidersin ve orada olacaklara, yapılacak görüşmelere tanıklık yaparsın, gerekirse bazı müdahalelerde, çekincelerde bulunursun. Yani,  komisyonda olmamız değil,  olmamamız daha sakıncalıdır demiştiniz ya, işte İmralı’daki görüşmelerde de hazır bulunarak olası sakıncalara panzehir olursun.

 

Bu yazıyı okuyacak peşin hükümlü ve fanatik CHP'lilere  peşinen söyleyeyim, ben de bir CHP seçmeniyim, komisyondaki oylamaya katılarak olumsuz oy kullanmalarına rağmen İmralı'ya gidilmesine yönelik olarak oy çokluğuyla alınacak karara engel olamazlar ve hatta İmralı'ya gidecek olsalar da, oy'um yine helalinden  CHP'nindir.

 

CHP baştan aldığı yanlış kararla komisyona dahil olduğuna göre, oy kaygısına düşmemeli, komisyondaki oylamaya katılmalı, oylamadan İmralı'ya gidilmesi kararı çıkarsa gitmeli ve o görüşmelere tanıklık etmelidir. İlkeli ve cesur siyaset bunu gerektirmektedir.

 

20/11/2025

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Hukukumuzda Gizli Tanık Diye  Bir Tanık Tipi Yoktur

Son senelerde gizli tanık kavramının ülkemiz kamuoyunda çok tartışılması ve bu kavramın adil yargılanma hakkıyla doğrudan ilgisinin bulunması, Anayasa Mahkemesinin kararlarını dahi tartışılır kılması, yazımı tamamlanan ve mahkemeye sunulan İMAMOĞLU İBB İDDİANAMESİ'nin kanıt olarak bel kemiğini gizli tanık beyanlarının oluşturması nedeniyle; ceza yargılamasında  tanık delilinin ne anlama geldiğini ve delil olarak taşıdığı önemi ve niteliğini yazma gereğini duymuş bulunuyoruz.

 

Tanık delili; eskiden olduğu gibi, günümüzün çağdaş ceza ve ceza usul hukukunun, ceza yargılamasının, bugün için de vazgeçilemez ve önemini muhafaza eden bir delil türüdür.

 

Peki tanığın tanımı nedir?

 

Kimlere tanık deriz ve tanık sıfatıyla ifadelerine başvururuz?

 

Tanık; gördüğünü ve bildiğini anlatan. bilgi veren kişidir, kelime anlamı itibariyle.

 

Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan tanığa yaptırılacak yemin metnini düzenleyen 55.  maddede de, ”"Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim. " yazılıdır.

 

Bu yemin metninden de anlaşılacağı üzere; tanık,  ceza yargılamasına konu suç teşkil eden somut eylemle ilgili olarak bilgi sahibi olan kişidir.

 

Suçtan mağdur olan,  kendisine yönelik olarak suç teşkil eden bir eylemde bulunulan kişi de, mağdur tanık sayılır.  

 

Burada dikkat edilmesi gereken husus; bu bilgi,  doğrudan görgüye ve görgüyle birlikte,  eş zamanlı doğrudan duyuma dayalı ve kesin olmalıdır.

 

Dedikodulara, eylemden sonra başkalarının söylemlerine dayalı olarak dolaylı  duyulanlardan elde edilen bilgiler, tanığa sorulmamalı, sanılar, tahminler,  kanaat ve yorumlar, tanık beyanı olarak,  delil kabul edilmemelidir.   

 

En önemlisi de, ceza yargılamasında gizli tanıklık kurumu ve gizli tanık yoktur.

 

Ceza yargılamasında; ancak,  bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla sınırlı olmak üzere, tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması, kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacaksa;  dinlenen tanıkların kimliklerinin saklı tutulması için, adalete zarar vermeyecek gerekli önlemlerin alınması ve tanıkların korunması kurumu vardır.

 

Nitekim CMK nın 58. maddesinin 2. fıkrasında; yer alan; “Tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacaksa;  kimliklerinin saklı tutulması için gerekli önlemler alınır.  “ hükmü ile

4. fıkrasında yer alan; ”Tanıklık görevinin yapılmasından sonra,  kişinin kimliğinin saklı tutulması veya güvenliğinin sağlanması hususunda alınacak önlemler,  ilgili kanunda düzenlenir.  “ hükmü bizim bu görüşümüzü doğrulamaktadır.

 

Demek ki; ceza yargılamasında sadece tanık vardır. Bir de örgütlü suçlarda örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlara münhasır olmak üzere tanıkların koruma altına alınması vardır.

 

Ceza Yargılamasında, gizili tanık adı altında, bin bir vaatlerle, kendisine menfaatler  sağlanarak, sunni olarak yaratılan, kumpas davalarda kullanılan, ceza adaletini saptıran, düzmece ve sunni yalancı tanıklık kurumu yoktur. Tanıklık yapanların korunması söz konusudur.

 

CMK nın 58. maddesinin 4. fıkrasına istinaden tanıklık yapanların korunması için alınacak tedbirleri düzenleyen 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu, konuyu saptırmış amacını aşan hükümlerle,  tanıklık kurumunu güvenilmez kılmış ve adeta gizli tanık yaratmıştır.

 

Eylemden çok sonra gizli tanık olarak ortaya çıkan ve tanıklık yapacağını söyleyen veya adaleti saptırmak için tanık yaratma çabasına düşen resmi görevlilerin vaad ve garantileriyle elde edilen,  duruşmaya dahi gelmeden, çapraz sorguya tabi tutularak,  reaksiyonlarından ve davranışlarından verdikleri beyanlarının güvenilir olup olmadığı konusunda bir kanaat edinme imkânından yoksun kalınan kişiler,  ceza yargılamasında meşru tanık olarak kabul edilemezler ve bunların güvenden yoksun beyanlarına dayalı olarak mahkumiyet kararı kurulamaz, bunların beyanları tanık delili olarak asla kabul edilemez ve edilmemelidir de.

 

Bırakınız gizli tanık diye ortaya sürülen çoğu zorlama ve düzmece yalancı tanıkları; açıkça beyanda bulunan normal tanıkların beyanları dahi; ceza yargılamasında kesin delil olarak kabul edilemez, çiğ süt emmiş, yaptığı yemine rağmen,  şu veya bu sebeple yalan söylemeye meyilli insan unsuruna dayalı tanık beyanları, parmak izi, DNA verileri, balistik inceleme raporları, kan örnekleri gibi kesin delil niteliğindeki delillerden farklı olarak,  sadece takdiri delil vasfında olup, yargıç;  diğer delillerle birlikte,  tanık beyanlarını da vicdani kanaatine göre değerlendirerek bir hükme varmalıdır.

 

Sonuç olarak söylemek gerekirse, bizim ceza yargılama hukukumuzda; İBB soruşturmasında ve benzeri davalarda uygulandığı şekilde, bir gizli tanıklık yoktur. Var olan şey; örgütlü suçlarla sınırlı olarak,  adalete ve maddi hakikate ulaşmaya zarar vermeden, savunma ve adil yargılanma hakkını ihlal etmeden,  ölçülü ve sınırlı tedbirlerle, tanıklık yapanların, sadece  korunma altına alınmasıdır.

 

Ülkemizin adalet geçmişinin çöplüğü; hukukumuzda yasal dayanağı olmayan gizli tanıkların gerçek dışı beyanlarıyla yazılan iddianamelerle oluşturulan ve kurulan kumpas davalarının ve mahkumiyet hükümlerinin buruşturularak çöp sepetlerine atıldığı dosyalarla dolup taşmıştır.

 

Nedir bu gayretiniz?

 

Şu veya bu sebeple,  bilerek ve isteyerek yargılanamayan,  korunup kollanan suçluların diz boyu olduğu, adeta suçlular cenneti haline getirilen ülkemizde; sunni olarak yaratılan gizli tanıklarla, adil olmayan soruşturma, yargılama ve hukuk dışı delillerle masumlara ceza verme gayreti içine girilmesi,  kamuoyu vicdanını ağır bir şekilde yaralamaktadır.  

 

15/11/2025

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu


İBB İddianamesi
Bu iddianameyi değerlendirmeye nereden başlamam gerektiğini çok düşündüm ancak bir karar veremedim. Zira, iddianame; içerdiği iddialar ve olaylar itibariyle inandırıcılıktan uzak olup,  kesin ve inandırıcı  somut kanıtlara dayanmamaktadır.

 

2019 senesinde yapılan ve İstanbul belediyesinin iktidar tarafından kaybedilmesiyle sonuçlanan yerel seçimlerden sonra yazılması tasarlanıp planlanan,  

 

2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminin KILIÇDAROĞLU tarafından kaybedilmesi üzerine,  İMAMOĞLU öncülüğünde başlatılan CHP deki değişim sürecinde yapılan CHP kurultayında KILIÇDAROĞLU'nun CHP Genel Başkanlığını kaybederek,  yerine,  değişim hareketinin başını çeken Ekrem İMAMOĞLU tarafından desteklenen Özgür ÖZEL'in CHP Genel Başkanı seçilmesi ve yeni genel başkan Özgür ÖZEL'in liderliğinde girilen 2024 yerel seçimlerinin CHP tarafından birinci parti olarak sonuçlanması ve İstanbul'un yine iktidar tarafından kaybedilerek İMAMOĞLU'nun ikinci kez  yeniden İBB Başkanı seçilmesi ve sonrasında partili ve partisiz milyonların oylarıyla katıldıkları ön seçim sonucunda,  İMAMOĞLU'nun CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenmesiyle artık yazılması kararlaştırılan,

 

iddianamenin dayanağı olan soruşturmayı başlatan ve yapan ve iddianameyi yazan sayın savcının herkesçe bilinen yargı geçmişi,  kısa bir dönem yaptığı politik bir makam olan Adalet Bakanlığı yardımcılığı ve sonrasında yeniden atandığı İstanbul C. Başsavcılığı makamının kelimenin tam anlamıyla siyasallaşmış bulunması, AKP Genel Başkanı ile İlgili savcının politik yakınlıkları, AKP Genel Başkanının; çok doğru teşhiste bulunarak,  İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder, mealindeki beyanları, CHP ve Genel Başkanına yönelik olarak, ileride olacakların öncü sinyalleri olarak;  durun hele, bunlar daha bir şey değil,  turp'un büyüğü daha heybede, gün gelecek insanların yüzlerine bakamayacaksınız tarzındaki söylemleri, CHP ve İMAMOĞLU'na yönelik olarak yaptığı ve iddianamede de yer verilen,  “ahtapotun kolları” benzetmeleri, iddianamenin,  ağırlıklı bir şekilde,  hukuken hiçbir değeri olmayan gizli ve etkin pişmanlıktan faydalanarak paçayı kurtarmak isteyen tanık beyanlarına dayandırılıyor olması, şu şununla telefonla sık sık görüşmüştür işte size HTS kayıtları, peki görüşmelerin suç oluşturan içeriği nerede, neler konuşmuşlardır? sorusunun havada kaldığı uydurma delil yaratma gayretleri, yapılan anket sonuçlarına göre AKP'nin seçmen nezdindeki desteğinin her geçen gün azaldığının, AKP'nin  yapılacak ilk seçimi kaybederek iktidarını yitireceğinin anlaşılması gibi parametreler sonucu yazılması kesinleşen ve kaçınılmaz olan BU İDDİANAME; yazılış amacı ve içeriği gerçek dışı iddialar itibariyle,  siyaset kokan değil, tamamen siyasi bir belge ve AKP'ye uzatılan adeta bir cankurtaran simididir.  

 

Ceza yargılamasında tanık anlatımları; sıkça kullanılan, çok önemli ve değerli bir delil olmakla birlikte,  çiğ süt emmiş insan faktörüne dayalı bir delil olması nedeniyle,  kesin bir delil değildir, hele ne idüğü belirsiz FETÖ yargısıyla uygulamaya konulan gizli tanık anlatımları,  kesinlikle güvenilemez ve inandırıcı olmayan hükme esas alınamayacak sözde delillerdir.

 

İddianameye bakıyoruz, sayfa sayısı çok fazla. Oysa, bir iddianameye değer kazandıran,  sayfalarının fazlalığı olmayıp, içinde yer alan ve  vuku bulduğu söylenen olay ve eylemlere dayalı iddiaların, hayatın olağan akışına, olayları canlı olarak izleyen kamuoyunun vicdanına uygun,  vicdanları kanatmayan,  kesin ve inandırıcı delillere dayalı olmasıdır.

 

Bize göre, iddianamelerin sayfa sayısı çoğaldıkça hukuki değeri artmaz,  bilakis azalır. İnsanların obezleşerek,  şişmanlayıp genişleyerek ve kalınlaşarak sağlığını kaybetmesi gibi. İddianamelerin ciddiye alınabilmesi için,  içeriğindeki eylemlerin ve istenen cezaların inandırıcı olması gerekir.

 

 

İMAMOĞLU;  2019 seçimleri öncesinde tanınmayan İstanbul'un küçük bir ilçesinde CHP İlçe Başkanlığı ve sonrasında aynı ilçenin belediye başkanlığını yapan bir kişi olup, kendisi;  şu anda iktidar tarafından  el üstünde tutulan CHP'nin önceki genel Başkanı KILIÇDAROĞLU'nun adamı ve adayı olarak İstanbul Büyükşehir’e aday olmuş, aday olduğunda tanınmayan ve kazanacağına şüpheli gözlerle bakılan bir kişidir. Ancak, kendi özel kabiliyeti ve gayretiyle kısa sürede İstanbul halkının beğenisini kazanarak ve AKP'nin kötü yönetiminden bıkılmış olmasının katkısıyla 2019 seçimlerini sürpriz bir şekilde azanmış ve sonrasında tüm İstanbul halkının ve hatta Türk Milletinin gözleri önünde dürüst ve şeffaf bir şekilde İstanbul BB Başkanlığını icra etmiş, hizmetleri ve şeffaflığıyla  halkın gönlünde güzel bir yer edindiği ve beğenildiği için,  parti farkı gözetmeksizin sandıkta oylarını birleştiren seçmen çoğunluğu tarafından 2024 seçimlerinde de İBB Başkanlığını ve sonrasında CHP'nin Cumhurbaşkanlığı adaylığını kazanmıştır.

 

İddianame;  işte,  Cumhurbaşkanlığına doğru yol almakta olan  bu başarı öyküsünün engellemesine yönelik,  AKP ve İstanbul Yargısının  ortak yapımı olarak sahnelenmiştir.

 

O kadar ki; AKP Genel Başkanından adeta  rol çalan ve hukuki olmaktan çok iktidar adayı CHP'ye, Cumhurbaşkanı adayı İMAMOĞLU'na yönelik gerçek dışı iddialar ve siyasi üslup içeren inandırıcılıktan ve somut delillerden yoksun bir iddianame olmuş, içerdiği iddialar ve istenen 25 asır tutan ceza istemi nedeniyle inandırıcı olmaması, mahkemeden çıkacak olan sonuç karar açısından İMAMOĞLU'nun büyük şansı olmuştur.  

 

12/11/2025

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bir PKK elebaşısının itirafları
Bilgisayarımda saklı duran bendeki videoda bir PKK elebaşının kan donduran itiraflarını bir gazeteci ile söyleşisinde gazeteciye anlattıklarını o banddan çözerek sizlere sunmak istedim. Bu PKK’lının itirafçı olduğu bilinmesin diye ses değiştirilmiş, çünkü bu örgüt itirafçıları infaz ederek cezalandırıyordu. Bu PKK lı itirafçısının bandından çözümlediğim konuşmasını yazarak size sunuyorum:

“2007’nin sonunda PKK nın dağ kadrosuna katıldım, orada 7-8 ay kadar bomba eğitimi gördük, yakın savaş eğitimleri aldık. Aklınıza gelebilecek Amerika yapımı, Rus yapımı, Alman, Kanadalı kökenli birçok otomatik tüfeklerin eğitimlerini aldık, sabote eğitimleri alarak 2010 senesinde yavaş yavaş dağ kadrosunda eğitim alırken yavaş yavaş siyasallaştırılmış şehirleri ele geçireceğimizi bu eleman sevkiyatlarını bize, bizim fikrimizi hizmet eden polislerin de bize yardım edeceği söylendi. Benim 2011 sene önce Şırnak üzerinden, Beytüşşebap üzerinden Siirt Şırnağa götürdüğümüz 2014-2015 de hendek savaşlarında o gördüğünüz bombaların üç dört yıla yayarak sınır hattından bugün FETO’cu olduklarını bildiğim polislerin karakollardaki denetim saatlerinde çok fazla irdelenmeden çok rahat rahat geçirebildik.

Soru: Yani geçişe iizin mi veriliyordu?

Cevap: Benim bölgemdeki bazı üst düzeydeki PKK’lılar da katıldılar. Şu şekilde sınırı geçerdik, biz de sözde operasyon yapalım sözde tutuklanıp ters kelepçe vurulup ele geçirilirdi, zabıtlarda güya bizler de operasyonla Şırnak’tan alınıp Siirt’e sorguya getirilip o bahane ile yarı yolda bir köy kenarında indirilip onlar başka araca bindirilerek böylece bizler de jandarma karakollardan rahat bir şekilde geçerdik.

 

PKK İÇİNDEKİ MİT AJANLARININ LİSTESİNİ FETO POLİSLERİNCE PKK YA İLETİLMİŞ!

Bir PKK elebaşısının itirafları

SORU: Peki ne yapıyordunuz o mühimmatları?

CEVAP: Mühimmatları Diyarbakır’da Batman’da, Siirt’te liderin belirlediği, bazı dönemlerde de kimsenin yanaşamaması polisi de göremediği bazı bölgelere toplanır, Güneydoğuda HDP belediyelerinin araçlarıyla kazılan çukurlara atıyorduk. Kurşunların sıkılmadığı dönemlerde Biz Fetullah Gülen’in polisleri tarafından rahat bir şekilde hem mühimmat hem asker sevkiyatı yapıyorduk. 2007-2012’deki sevkiyattan önce FETO’nun polisleri PKK nın ve PYD nin içindeki militanlarının tam listesinin benim kendi içimdeki kripto elemanların MİT adına çalışan Türkiye’nin PKK nın PYD nin belini kırabilen özenle yetiştirilmiş MİT ajanların tam listesini ulaştırdılar bize. PKK nın içindeki ajanları altı ay içinde teker teker infaz adildi. Böylelikle MİT’in PKK ile alışverişi kesildi.

 Aynı zamanda FETÖ’nün desteklemesiyle biz çok daha rahata hareket eden bizleri eğitimlerde siyasi alanda CIA’nın adı Almanya’nın ajanları her türlü eğitimi her türlü mühimmatı verdiren

SORU: Sizin yanınıza geliyorlar mıydı? Alman, Amerikalı olduğunu biliyor muydunuz, ya da  ne olarak yanına geliyorlardı.

CEVAP: Şöyle söyleyeyim, alt kademe bize kadar ulaşan kademelerdi iki henüz tam bağlılığı sayılmayan bunlar gazeteci röportajcı olarak biliyordum, fakat çember daraldıkça bunların bizlere mühimmat sevkiyatı sağlayan askeri eğitimleri siyasi eğitim veren bir CIA, EMAYX ajanları olduğunu bizler biliyorduk. Bunlar bize kendilerinin profesyonel olduğunu biliyorduk, konuşurlardı kendilerini kabul ettikleri zaman bir Kürdün dahi onların Kürt olmadığını anlaması mümkün değildi.

SORU: Kurmancı mı öbür Kürtçe konuşuluyordu.

CEVAP: Zazaca kesişince konuşurlardı, çok iyi Farsça bilenler vardı aralarında Profesyonel Kürtçe biliyorlardı, hatta ben bir defasında bir gece yanımıza gelen bir ajanı iki gün boyunca ben Bismilli zannettim. Kesinlikle hatta birçoğu şunu da açık ifade edeyim, solaryuma defalarca girip ten değiştirip yanımıza gelen ajanlardı. Etrafa bu şekilde diretiyorlardı.

SORU: Yani anlaşılmasın diye solaryuma mı giriyorlardı. Burası çok ilginç.

CEVAP: 7-8 saat solaryuma girip o açık tenlerini yok ediyorlardı. Profesyonel ajan oldukları için öyle yapıyorlardı, aralarında CIA, Mossad ajanları vardı, hangi ajan olduklarını fark etmeniz mümkün değildi.

Bize gelen 15 Temmuz darbe girişiminde FETO’nun askeri birimleri dahil askerler albaylar, binbaşılar bizim karşılaşacağımız Türk askerinin aldığı eğitimleri açıkara biz biliyorduk, karşımızda savaşacağımız Türk askerinin ne gibi eğitim aldığını nerelerde açık vereceğini, nasıl bir eğitim aldığını çok iyi biliyorduk, zaaflarını da biliyorduk. Bize ulaşan ajanlar daha evvel Türk askerinin içine sızan FETO generaller albayların askerlere nasıl bir eğitim verdiğini bize de onlara paralel bir eğitim verirlerdi. Dolayısıyla profesyonel bir eğitim olurdu hem de kırsalda savaştığımız Türk askerine bize nereden saldıracaklarını çok iyi biliyorduk, onların açıklarını çok iyi biliyorduk. Bunun haricinde de bugün PKK nın PYD nin çok büyük can çekiştiğini biliyorum, bunun en büyük sebebi istediğimiz gibi sınırdan artık geçemiyoruz. Artık F16 lar şunu da söyleyeyim ben size Malatya’dan bizi bombardımana tutacak F16 lar kalkmadan evvel bizim üst kadroyasize üst kademeden haber verirdi sığınaklı mağaralarımıza girerdik Türk askeri gelip bombalarını atar giderdi. Bir kısmı zaten bizi bombalamaya gelmeyen FETO pilotları idi. Eğer Feto pilotu değilse zaten bize bildirilirdi biz o mağaralara girerdik onlar bombalarını bırakırlar giderlerdi. Çok az zaiyat verirdik. Ama bugün tam tersi bugün Türkiye’nin bağımsız askerin milli yapısı heronları, silahlı heronları başarımızı mağaralardan çıkamaz hale geldik. Şu anda örgüt içerisinde bugün ara ara görüştüğüm arkadaşların tamamen gökten gelen silahların hiçbir fayda vermediğini verilen eğitimlerin tamamen yok olduğu için dışarıdan bilgi alamıyoruz. Türk askerinin ne zaman operasyon yapacağını bilmiyoruz, jetlerin ne zaman kalkacağını bilmiyoruz.

Bir PKK elebaşısının itirafları


Örgüte gelen mühimmat ve personelin nerelerde konuşlanacağını stratejik projeyi yapacak üst düzey yetkililer istenilen araçları Şırnaktan, Siirt’ten, Hakkâri’den bir merkezde taşınıyordu, zaten polis noktaları FETO’nun elinde olası FETO polisleri olmadan orda tutuluyorsa oradan geçen milletvekilinin aracını durduramazlardı, arayamazlardı, tarayamazlardı, böylelikle hiçbir mühimmat yok amaç şehire üç yıldır yağmalanan mühimmatı ve askerlerin kimin kontrol edeceğini yönetecek kadrolar. HDP’nin siyasi milletvekillerinin araçlarıyla taşınır, bizler de sıkıştırıp o zaman HDP milletvekili üyelerinden istediğimiz araç istediğimiz desteği görürdük. Tapu ve Kadastro bölümünden de biz Diyarbakır’ın yer altına ait haritalarını biliyorduk. Tüneller Bizans döneminden kalan o tünelleri Diyarbakır Türkiye halkı bilmez biz bilirdik binlerce yıllık tünellerin içinde cirit atardık; o tarihi tünelleri Türkiye Bilmezdi bizler biliyorduk. Çünkü oralara öyle bir felaket olmuş ki öyle bir mağaralar yapılmış ki orada tahmin ediyorum ki kimyasal silahlar da etki etmeyecektir. Diyarbakır belediyesinin araçları kamyonları kimisi bize ulaşırdı, araç sıkıntımız yoktu. Örgüt adına nokta atışı yapan örgütün çıkarına iyi iş yapanın aileleri de HDP belediyelerine işe alınırdı, burs bağlanırdı para ödenirdi. Böylelikle bizler gitsek bile arkamızda bizim için tek şey arkamızda kalan ailemizdi. Onların maddi sıkıntı yaşamadığını bilmek bizi daha özverili savaşa itti.

Katılım son zamanlarda iyi derecede arttı şöyle diyeyim, Avrupa’dan bize katılanların bizim için kırsalda savaşabilecek militanlardı, profesyonel eğitilmişlerdi, gece savaşını çok iyi biliyorlardı. Gündüz savaşları ile gece savaşları PKK da çok önemlidir.  Çünkü her insan gece savaş yapamaz, bize Avrupa’dan katılan Kanada’dan, Avrupa’dan, Almanya’dan, Rusya’dan, Yunanistan’dan muazzam bir katılım vardı.

Beni en çok etkileyen olaylardan biri şuydu, dağ kadrosunda evlilik aşk, sevgili şöyleydi, bize katılan 15-16 yaşındaki kızlar bir gelin gibi süslenip PKK nın üst düzey yöneticilerine sunulurdu ve onlara itiraz edenler infaz edilirdi.

Avrupa’nın şu an bildiğim kadarıyla FETO’yle iş birliği yapan istihbaratçıları ajanları vardı kol geziyorlardı deli gibi Siirt, Batman, Şırnak gibi illerin polislerininim yüzde 80-85 i FETÖ’cüydü. Bizimle dağ kadrosuna gelenler vardı. Bu dağ kadrocusular  hangisi nerede konuşlanacak, hangi gün kontrol noktaları nöbet tutacağını çok iyi bilinirdi, orda ufak arabayla rahat bir şekilde geçebiliyordu, bize karışmıyorlardı, eğer eşkali Türk istihbaratı tarafından jandarma tarafından bilinen bir ajanın Türkiye’ye girmesi gerekiyorsa bu sanki FETO’cü istihbaratça sınırda bir operasyon yaptığı görünürse araçlara bindirilip konvoy şeklinde Siirt’e Diyarbakır’a giderken araç değiştirilirdi.

Bir PKK elebaşısının itirafları

Bizler hem Avrupa’da yetiştirildik hem de askeriyenin eğitim kampında bizler sadece Güneydoğu’da Ortadoğu’da kırsal kesimlerinin Avrupa’nın kendi askeri kamplarında eğitim görürdük.

SORU: Sizi alıp Avrupa’ya mı götürüyorlardı?

CEVAP: Bizi alıp Almanya olsun, Fransa olsun Sadece Ortadoğu’nun kırsal kesimlerinde değil, Avrupa’nın kendi eğitim kamplarında eğitim görüyorduk. Biz alıp Avrupa’nın bazı şehirleri olsun, bazı kalabalık insan kesimleri olsun hatta bazı ileriye gitmek istiyorum, FETO’nün Amerika’daki polislerin de aynı eğitim yerlerinde eğitim gördük biz. =Onlar Türk polisleriydi biz oraya gidenler sadece teröristlere eğitim veren hem onları götüren hem de onlara eğitim verenlerdik. Biz bu çatı altında Avrupa’ya da eğitime gidiyorduk, bilinmesin diye benim bir arkadaşım CIAE ajanı olarak gitti, eğitim gördü. Oradaki her asker bunların içinde değildi. O kimdi” diye sorulduğu zaman Orta Doğu’da CIAE ye çalışan ajanlar olarak gönderiliyordu. Biz eğitimi ta alırdık.

Güneydoğu’da bizler uyuşturucu sevkiyatı da yapıyorduk. 200 kilo uyuşturucu sokulacaksa o 200 kilonun ya kilo bazı ya da fiyata para üzerinden FETO nün Siirt’te sınırdaki görevli burada isim verme doğru olmaz, bunlar o bölgedeki elemanı tarafından temin ediliyordu. O taraflarda ya cemaate aktarılırdı ya da başka şekilde yatırılırdı, bizler. 200 kiloluk uyuşturucu tebeşir tozu ile karıştırılırdı, onlar ele geçirilirdi, mesela İzmir’den aldığımız uyuşturucuyu çoğu gösterişi olmayan çuvallara verirdik. FETÖ’nün polisleri bunları tutuklardı operasyon yapardı bunu FETO’nun üstleriler yaptı diye valiye sorarlardı, 300 kilo eroin yakalanış, bunu kim ihbar etti, falan kişi ihbar etti, örtülü ödenekten kardı yapılırdı. O zamanın Siirt valisine diğer valilere gönderilirdi, örtülü ödenekten milyonlarca Dolar aktarılırdı. Gruplara ayırıp cemaate giderdi, müthiş bir döngü sağlanmıştı. Çünkü o çuvalları hazırlayan bizlerdi.

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

 

 

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget