21/05/2026
Güner
YİĞİTBAŞI
CHP İSTANBUL İL VE BÜYÜK KONGRELERİNİN İPTALLERİYLE İLGİLİ AÇILAN DAVALAR
Askıdaki Anayasamıza ve ilgili yasalarımıza göre; siyasi partilerle ilgili tüm seçim işleri
yargı denetiminde yapılır. Buna da seçim yargısı denir.
Seçim yargısının görev ve yetkileri; kapsamı ve süreleri itibariyle sınırlı ve çok
hızlı olup, seçimlerin yasal usul ve
nizamıyla ilgili hukuksuzlukları inceler ve karara bağlar. Bunlar, ilçe, il ve Yüksek Seçim Kurullarıdır.
Siyasi Partiler Yasasının 21. maddesinde de; ”Hakim seçim sonuçlarını
etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı uygulama nedeniyle
seçimlerin iptaline karar verdiği takdirde . . . seçimlerin yenileneceği tarihi
tespit ederek ilgili siyasi partiye bildirir” hükmüne göre, seçim kurullarının
bir kongre sonuçlarını iptal edebilmesi için, ilgili seçim yasalarına ve Siyasi Partiler
Yasasına aykırı olarak bir usulsüzlük yapılması ve bu usulsüzlüğün seçim sonuçlarını
etkileyecek çap ve ölçüde olması zorunlu ve yeterlidir.
Seçim yargısı dışında, Siyasi Partiler Yasasının 121 maddesindeki
genel atıf nedeniyle, seçim yargısının görev ve yetkileri dışında kalan, seçim
sonuçlarının ilanından çok sonra ortaya çıkan, seçim sonuçlarını etkileyecek
ölçüde ve usulsüzlük sınırlarını aşarak, hakikate ulaşmak için daha
derinlemesine soruşturma ve kovuşturma yapılmasını, tanık, bilirkişi dinleme ve
sair yargısal soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin yapılmasını zorunlu kılan
sahtecilik, yolsuzluk ve rüşvet iddialarının yer aldığı ceza yasalarımıza göre
suç oluşturan seçim yolsuzlukları söz konusuysa, Adli Ceza Yargısının devreye girmesi
zorunludur.
Özgür ÇELİK'in İstanbul İl Başkanı ve Özgür ÖZEL'in CHP
Genel Başkanı seçildiği, son İstanbul İl
ve Büyük Kongrelerinin, tüm sonuçlarıyla
iptali için açılan davaları irdelediğimizde; bu davaların temel dayanağını, kurultayda
oy kullanan, oy ve iradeleriyle seçimin sonucunu belirleyen bazı delegelere maddi
menfaat sağlandığı, yani, kendilerine
rüşvet verildiği ve karşılığında oy desteklerinin sağlandığı iddiaları
oluşturmaktadır.
Bize göre; kendilerine, oylarını alabilmek için maddi
menfaat sağlandığı iddia edilen seçilmiş İstanbul ve İstanbul delegesi
sıfatıyla Büyük Kongreye katılarak oy kullanan delegeler, Türk Ceza Kanununun 6.
maddesinde tanımlanan seçilmiş kamu
görevlileridir. Zira, siyasi partiler; seçim kazandıkları takdirde ülkeyi
yönetecek olan, anayasamıza göre
demokrasinin ve demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olup, siyasi
partilerin en üst karar organı olan büyük kongre delegeleri de bu anlamda, yani
Türk Ceza Kanununun 6. maddesi kapsamına giren seçilmiş birer kamu
görevlileridir. Bu nedenle, büyük kongre
üyesi olan İstanbul delegelerine oyları karşılığında bir maddi menfaat
sağlanmışsa, ortada Türk Ceza Kanununun 252 maddesinde tanımlanan rüşvet alma
ve verme suçu söz konusudur.
Tabi bunun bir iddia halinde kalması, kesinleşmiş bir yargı kararıyla bu iddianın
kesinleşmemiş olması, Siyasi Partiler Yasasının 121. maddesinde yapılan atıf
sebebiyle, kongrelerin iptali için Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmasına ve
bu davanın yürütülmesine asla gerekçe yapılamaz.
Öncelikle, bu
rüşvet iddiasının, yetkili ve görevli
Cumhuriyet Savcısı tarafından şüphelileri hakkında soruşturularak, gerekli delillere ulaşılabilirse rüşvet alma
ve verme suçundan görevli ve yetkili adliye ceza mahkemesinde TCK 252. maddesine
göre kamu davası açılarak, rüşvet
iddiasının kovuşturulması ve bu iddiaya taraf olan rüşvet verenlerle alan
delegelerin hiçbir şüpheye yer vermeyecek kesin ve inandırıcı delillerle mahkum
edilmeleri ve bu mahkumiyet kararının da denetim yollarından geçerek kesinlik
kazanması zorunludur.
Örneğin, hakkında sadece bir tanık anlatımıyla ceza
mahkumiyetine uğrayan bir kişinin, dinlenen tanık ve/veya tanıkların yalancı
tanıklık yaptıklarını iddia ederek hakkındaki yargılamanın yenilenmesini talep
edemeyeceği, tanıklık eden kişilerin gerçekten yalan tanıklık ettikleri, o
kişiler hakkında yalan tanıklıktan dava açılarak suçlarının sabit görülüp yalan
tanıklıktan mahkum edilerek bu kararın kesinleşmesinin beklenmesinin zorunlu
olduğu gibi, CHP kongresinin iptalinin dava konusu yapılabilmesi için de, kongrede
oy kullanan CHP delegelerinden kaçına, kimlere ve kimler tarafından rüşvet
verildiğinin somut bir şekilde kesinleşen mahkumiyet kararıyla ortaya konulması,
ön mesele teşkil eden ceza davası kesin
hükme bağlanana kadar hiçbir işlem yapılmaması hukuken zorunludur.
Böyle bir soruşturma ve kovuşturmanın asılsız çıkması
veya 190 İstanbul delegesinden sadece bir veya iki kişinin rüşvet aldığının
kesin hükümle belirlenmesi halinde, bir
iki delegenin rüşvet karşılığı sakatlanan oylarının seçim sonuçlarına etkisinin
olmadığı, bu rüşvet eylemiyle seçim sonuçları arasında bir illiyet rabıtasının
bulunmadığının anlaşılması halinde, o
kongre niçin iptal edilecek miş? Bu saçmalığı hukuken anlamak mümkün değil. Seçim
sonuçlarına etkisi olmayan birkaç sakat oy ile verilecek bir iptal veya mutlak
butlan kararının yaratacağı kaosu düşünebiliyor musunuz?
Bana göre CHP'ye yapılmakta olanlar hukuken çok yanlış ve
tamamen siyasi ve düzmece bir kumpastır.
Bu yazı, ülkemizde şu anda fiilen uygulamadan kaldırılmış
olan eski Türkiye'nin fiilen olmayan ancak hukuken varlığını koruyan Anayasa ve
ilgili yasalarına göre, tarihe not düşmek için yazılmıştır.
05/09/2025
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Yorum Gönder