“Mustafa Kemal, “ben inkılap ruhunu T. Fikret’ten aldım”
Osmanlı Devleti’nin dağılma yıkılış yıllarına denk gelen o
hazin üzüntü verici yıllarında, Türk dünyasına ışık tutan iki devrimci kişi
Mustafa Kemal Paşa ve Tevfik Fikret’i örnek yaşantıları düşünceleri, devrimci
yanlarının değerli olması nedeni ile bu yazımızda ikisini de örtüşen yanları
ile irdelemek istedik.
Gerçekten de bu iki Türk büyüğünün aydınlık düşünce ve
eylemleri her yıl bile bize rehber olduğundan yıkılışın külleri arasından bize
ışık verdikleri için tarihimizde eşsiz değerleri vardır. İşte bu düşüncelerle
anımsadığımız bu iki Türk önderinin birbiri ile düşüncelerinin bize rehber olan
uyuşan yanlarına yer vereceğiz.
Tevfik Fikret’in üçüncü ölüm yıldönümü olan 19 Ağustos 1918
günü, Mustafa Kemal Paşa, iki tanınmış şair ve Harbiye’deki öğretmenlerinden
Emin Bey ile birlikte, Tevfik Fikret’in evi olan “Aşiyan’ı ziyaret
ediyor. Emin Bey’e diyor ki:
“Ben inkılap ruhunu ondan aldım”.
Daha sonra Mustafa Kemal Paşa, eski öğretmenine tarihi
kararını açıklıyor: “YAKINDA ANADOLU’YA GİDİYORUM”. (Kavcar sf.
26)
Sömürgecilere, saltanata, softalara, karşı “Yeni Türkiye’nin
zaferini yaratan Mustafa Kemal’in Fikret’ten ilham (esin) aldığını söylemiş
olması anlamlıdır.
Cumhuriyeti kurduktan sona, gençlere Fikret’in mert ülküsünü
telkin etmesi de önemlidir. Abdülhamid’in baskılı yönetiminde, düşünceleri ve
şiirleri yüzünden türlü haksızlıklara, tutuklamalara uğrayan Fikret, şu güçlü
dizeyi haykırmıştı:
“Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim!”
1925’te Atatürk öğretmenlere yaptığı bir konuşmada, sadece
“irfan” ve “vicdan” sözcüklerinin yerini değiştirerek şöyle diyordu:
“Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, cumhuriyet
sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister”.
Sonraki yıllarda Atatürk değişik yerlerde, Tevfik
Fikret’ten çok etkilendiğini, Fikret’i en güçlü şair olarak gördüğünü
tekrarlamıştır. Gençlerle yaptığı bir başka sohbette demiştir ki: “Ondaki
heybet, ondaki vakur ahenk hiçbir şairimizde yok. Ve Fikret’in “Ferda”
(Yarın) şiiri ezberden okumuştu: “Ferda senin, senin bu teceddüt (yenilik), bu
inkılap…” dizisiyle başlayan, gençliğe “her şey senin değil mi ki zaten”
diye seslenen şiiri…
Bir toplantıda Tevfik Fikret’e dil uzatmışlar. Atatürk
gürlemiş: O karanlıklar içinde bir nur gören ve halkı o nura doğru
götürmeye çalışan Fikret feryat koparırken sizler nerelerdeydiniz? Ben Fikret’e
yetişemedim, onun sohbetinden faydalanamadım, kendimi bedbaht sayarım. Fakat
onun eserlerini okudum, birçoğu da ezberimdedir. O hem büyük şair hem de büyük
insandır. Efendiler! Zaten parmakla sayılacak kadar az olan büyük adamlarımızı
küçültmeye kalkışmayalım.
Fikret yaşamında öz olarak neyi istiyor, neyi
özlüyordu? Özgürlük, hak, adalet, onur, akılcı düşünce, eşitlik ve erdemlilik
içinde yaşayacak bir Türk demokrasisi. O da Atatürk de “fikri hür, irfanı hür,
vicdanı hür” bir Türkiye’yi özlüyordu. Bu özlem gerçekleşti mi acaba?
Aradan 110-120 yıl geçtikten sonra bile! Günümüzde bile düşünelim.
Türklerin modern ulus-devletinin fikir yönünden kurucusu
Ziya Gökalp,” fiili kurucusu Mustafa Kemal’dir. Ziya Gökalp ve Tevfik Fikret,
Cumhuriyet’in bilimci-fenci-laik-milli eğitiminin öncüsü olarak Mustafa Kemal
tarafından takdir ve minnetle yüceltilen bir isimdir. Mustafa Kemal, “ben
devrim ruhunu ondan aldım” diyerek Tevfik Fikret’i işret eder” Kavcar
sf 27.
Mustafa Kemal Atatürk ile Tevfik Fikret’in ortak yönlerinden
biri de ikisinin de yaşamları boyunca ülkenin gidişinden memnun olmayışlarıdır
ama geleceğe büyük bir ümit bağlayarak ışığı, gerçeği ve medeniyeti sonraki
nesillerin yani gençliğin başaracağına inanmalarıdır. (Kavcar sf 27) Tevfik Fikret
Mustafa kemal gibi Cumhuriyetçidir, demokrattır, laiktir, devrimcidir, hem de
düşünür, sanatçı, büyük bir şair, ressam ve büyük bir eğitimcidir.
Tevfik Fikret örnek
insandır
Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten
sonra girdiği ilk memurlukta doğru dürüst bir iş yapmadığı ve aldığı maaşı hak
etmediği için istifa eder. Sonradan erilmek istenilen gecikmiş maaşlarını da
kabul etmez, bu paranın göçmenlere yardım komisyonuna bağışlanmasını ister.
Hele günümüzde böyle bir tepkiye rastlamak mümkün mü? İşte böylesine bir
vatansever insandır Tevfik Fikret.
Kendisine teklif edilen maarif nazırlığını (eğitim
bakanlığını) kabul etmeyen Tevfik Fikret lise müdürlüğünü duraksamadan kabul
etmesi çok önemlidir. Çünkü toplum ve ülke kalkınmasında eğitimin ne derece
önemli olduğunun bilincine varan bir aydınlanmacıdır o.
Tevfik Fikret savaş düşmanı ve gerçek yurtsever bir aydın
olduğu için, Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na girmesine bütün gücüyle
karşı çıkmıştır. İnsanlarımızın yok yere ölmesini, savaş felaketini hiç
istemiyordu. Sonucu hepimiz biliyoruz Osmanlı üç kıtada milyonlarca km
toprağını kaybettiği gibi, Anadolu’nun işgaline de tanık olduk. Tevfik Fikret’le aynı devrimci aydınlanmacı
duyguları taşıyan ulusal kahramanımız Gazi Mustafa Kemal Paşa şimdiki
vatanımızı kurtarabilmişti.
Eğitimde fırsat eşitliğini savunduğu ve kız-erkek ayrımını
hiç doğru bulmadığı için bir şiirinde şöyle diyor. “Kızlarını
okutmayan millet, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum etmiş demektir, hüsranına ağlasın”.
Osmanlının yüzyıllarca kadınlarını geri plana ittiği kültürde
Fikret gibi aydının yukarıdaki kadınlar için veciz sözü söylemesi ve
yayınlaması için güçlü bir yürek, seçkin bir aydın olduğunun, nasıl bir düşünür
olduğunun göstergesidir. İşte bu nedenle,
ünlü sosyoloğumuz Ziya Gökalp, Tevfik Fikret’i “uyanış devrimizin
pedagogu” olarak nitelerken, Yusuf Ziya Ortaç da onun için: “Fikret,
hala eğitim ve öğretim dünyamızın eşini bulmadığı adamdır” diyor.
Kısaca Tevfik Fikret büyük bir eğitimcidir. Tevfik Fikret’in böylece 48 olan
yaşantısına çok işleri sığdırması çok ilgi çekicidir.
Son olarak, eğitimci şairimiz T. Fikret’in ünlü şiirlerinden
biri olan Han-ı yağma (Yağma Sofrası) şiirinin bir parçasını buraya alalım.
Kişisel çıkarlarını her şeyden önde gören, kendi ceplerini doldurmak için çalıp
çırpmaktan kaçınmayan asalak kimselere söylediği şu sarsıcı dizeler ok
anlamlıdır.
“Verir zavallı memleket, verir ne varsa: malını,
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini,
Olanca rahatını, gönlünün tüm sevincini,
Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini…
Yiyin efendiler yiyin, bu iştah sofrası sizin,
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!
Bugün ki mideler güçlü, bugün ki çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın kapış kapış, çanak çanak…
Yiyin efendiler yiyin, bu iştah sofrası sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”
Kaynak: Öğretmen, Şair, Ressam, Eğitimci Tevfik Fikret
Hazırlayan: Prof. Dr. Cahit Kavcar
Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

Yorum Gönder