Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Altı Yıl (Üst Üste İki Dönem) Kuralı Chp'ye Uygulanamaz

Aslında bu sıcak yaz gününde bilgisayar başına geçerek yazı yazmak hiç aklımda değildi ama,  televizyonlarda öyle saçma sapan görüşlere yer veriliyor ki, yazmadan edemedik.

 

Hepiniz biliyorsunuz iktidar ve yargı ortaklığıyla CHP'nin başına örülen ve geçirilen mutlak butlan çorabını. Ülkenin tüm sorunları unutturularak bu konu tartıştırılıyor ülkenin aklı başında insanlarına. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. CHP'nin başına tedbiren getirilen eski KK yönetimi tarafından, parti meclisinin imza veren yeterli üye sayısının talep ettikleri olağanüstü kongre yapılacak mı,  yapılmayacak mı?

 

Tedbiren iş başına gelen KK yönetiminin;  yeter sayıdaki imzaya rağmen,  partiyi olağanüstü seçimli kongreye götürerek oluşan belirsizliği sonlandırmaya hiç niyetinin olmadığı çok açık.

 

Tedbiren görevden alınan Özgür ÖZEL ve ekibi ile onlardan yana olan partililer ve bazı Tv.  tartışmacıları; Siyasi Partiler Yasasının  ilgili 36.  maddesinde yer alan; ”Seçime katılma yeterliliği elde eden parti,  bu Kanunda öngörülen ve parti tüzüğünde belirtilen süreler içinde birinci ve ikinci fıkrada belirlenen teşkilatlanma yeter sayısı esas alınarak ilçe,  il ve büyük kongrelerini üst üste iki defa yapmamış ise seçime katılma yeterliliğini kaybeder. ” hükmüne dayanarak, parti geçerli olan en son Büyük Kurultayını 25-26/Temmuz/2020 tarihinde yapmıştır, azami üçer yıllık üst üste iki kurultay dönemi 25/Temmuz/2026 da sona erecektir ve bu nedenle kongremizi 25/Temmuz/2026 tarihine kadar yapmazsak,  partimiz CHP'nin seçimlere katılma yeterliliği kaybolabilir.

 

Bunu da nereden çıkarıyorsunuz ve CHP'yi seçimlere katılma yeterliliğini kaybedecek bir parti olarak iktidara ve YSK'ya hedef gösteriyorsunuz? Siz aklınızı mı kaçırdınız?

 

Siyasal iktidar,  CHP'nin başarısı nedeniyle,  iktidarını kaybetme korkuları yaşayarak her türlü hukuksuzluğu yapmayı göze almışken, iktidarda kalmak için çareler arayan iktidara ve iktidara meyli olan YSK'ya yol mu gösteriyorsunuz? bu savı ortaya atanlar, kaşınıyorlar ve CHP'ye en büyük kötülüğü yapıyorlar,  farkında olmadan.

 

Hayır efendim kimse korkmasın, bu hükme dayanarak hiç kimse ve en başta da YSK, CHP'yi üst üste iki dönem kurultay yapmamakla suçlayarak seçim dışına asla itemez. Ama, bazı kişi ve kurumların kulağına kar suyu kaçırıldı bir kere ve burası T. C. Kanunlarının değil,  iktidarın işine geldiği gibi yarattığı keyfi kuralların geçerli olduğu bir ülke haline getirildiği için,  yüzde yüz de bir garantisi yok tabi CHP'nin,  maalesef.

 

Tekrar o kurala dönecek olursak. Siyasi Partiler Yasasında yer alan üst üste iki dönem kurultay yapmayanların seçime girme yeterliliğini kaybedeceklerine dair kural; haklı ve mücbir hiçbir fiili ve hukuki engel ve nedenler olmaksızın,  keyfe keder,  kurultay yapmama halini içermektedir.

 

CHP 37. Büyük Kurultayını 25-26/Temmuz/2020 de yapmış ve sonrasında da, yargı kararıyla iptal edilen ve parti yönetiminin tedbiren eski yönetime devrine karar verilen 38. Olağan Kurultayını da 4-5/Kasım/2023 de yapmış ve seçilen Özgür ÖZEL yönetimi görev başına gelmiştir.

 

Sonrasında,  38. Olağan Kurultaya yönelik olarak açılan mutlak butlan davasının,  yerel mahkemede reddedilmesine rağmen;  İstinaf Mahkemesi,  yerel mahkemenin kararını kaldırarak, verdiği mutlak butlan kararıyla 38. Olağan Kurultayı iptal ederek partinin yönetimini tedbiren Özgür ÖZEL yeni yönetiminden alıp,  tedbiren ve geçici olarak eski KK yönetimine devretmiştir.

 

Partinin 4-5/Kasım/2023 de iş başına gelen yeni yönetimi, mutlak butlan davası devam ederken birden ziyade olağanüstü ve olağan kurultaylar yapmış,  ancak, mutlak butlan kararı vererek 38. Kurultayı iptal eden İstinaf Mahkemesi bu kurultayları geçersiz sayarak,  partiyi 38. Kurultayın yapıldığı 4-5/Kasım/2023 tarihine mıhlamıştır. İstinaf Mahkemesi;  hukuken kabul edilemez,  hukuka aykırı bu kararıyla,  CHP'yi adeta kötürüm etmiş ve adım atamaz hale getirmiştir.

 

CHP'nin başına bu yargı düğümü atılmamış olsaydı,  iptal edilen 38. Kurultayla iş başına gelen Özgür ÖZEL yönetimi, Siyasi Partiler Yasasına göre üç yıllık dönem dolmadan Büyük Kurultayını yapacaktı. Şimdi dahi görevden alınmalarına rağmen,  bir an önce olağanüstü kurultay yapılması için gösterilen çabalara karşın, tedbiren iş başına getirilen KK yönetiminin ise karşı çaba içinde olduğunu,  tüm kamuoyu ve YSK görmektedir. YSK da elini taşın altına koymamakta ve ne haliniz varsa kendi aranızda hallediniz demektedir.

 

CHP'nin ve delegelerinin kusuru olmaksızın, yapılmasını çok istemelerine rağmen,  tedbiren iş başına getirilen ve Özgür ÖZEL yönetiminden intikam alma peşinde olan KK yönetiminin;  İstinaf Mahkemesinin butlan kararının kesinleşmesi gerekir bahanesiyle,  olağan,  ya da olağanüstü kurultay yapılmasına engel olmaları nedeniyle,  yargı kararıyla iptal edilen 38. kurultaydan sonra bir kurultay yapılamamasının sorumluluğu,  CHP'ye yüklenemez ve partinin seçime girme yeterliliğini kaybettiği asla ve asla iddia ve kabul edilemez.

 

Bunun bir sorumlusu vardır ve o da haksız ve hukuksuz bir şekilde 38. Olağan Kurultayı iptal ederek partinin başına eski KK yönetimini getirmek suretiyle CHP'yi adeta hukuken felç eden İstinaf Mahkemesinin ilgili dairesidir.

 

03/06/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kılıçdaroğlu’na Soner Yalçın’ın acı mektubu
“Yüreği yılmadan düşen, dizleri üstünde savaşmayı sürdürür”

Romalı Filozof Seneca     (Kaynak: Galat_ı Meşhur Soner Yalçın Kırmızı Kedi Yay)

Sevgili okuyucu, okumakta olduğum Sayın Gazeteci Yazar Soner Yalçın’ın Galat-ı Meşhur adlı kitabının 110. sayfasına geldiğimde, Soner Yalçın’ın şimdilerde farklı bir boyutta ve gündemde olan Kemal Kılıçdaroğlu’na yazdığı bu mektubu görünce inanın epey heyecanlandım. Kemal Kılıçdaroğlu’nun 11 yıl önceki artıları eksilerini günümüzdeki tutumu ile kıyaslayarak okuyucumuzun bir teşhise varmalarını istedik. Onun için bu mektubu buraya aldık.

“1 Kasım 2015 Genel Seçiminden sonra Gazeteci Yazar Soner Yalçın Kemal Kılıçdaroğlu’na, kendi anlatımı ile şu “acı mektubu” yazar. Aradan 11 yıl geçmiş, Kemal Kılıçdaroğlu 13 seçimi kaybetmiş yaşlanmış, siyasi yaşantısı değişmiş mi değişmemiş mi buna, güncelliği nedeni ile AKP-RTE tarafından atanmış CHP genel başkanı olarak tutum ve davranışını, Soner Yalçın’ın teşhisi ile bir kıyaslama yapınız.  Şimdi 11 yıl önce yazılmış mektuba bir göz atalım:

Marks der ki: Toplumsal reformlar; güçlünün zayıflığından ötürü değil, her zaman zayıfın gücünden ötürü gerçekleşir.”

Yani iktidar size sunulmaz; siz iktidarı söke söke alırsınız, demeye getiriyor. Kollarını kavuşturup nesnel koşulların oluşmasını bekleyenler her daim yenilmeye mahkumdur, demeye getiriyor.

Ne yazık ki siz…

İflah olmaz politik toyluğunuz nedeniyle, zayıfa güç kazandırmadınız!

ABD’nin, TÜSİAD’ın ve kimi medyanın iktidarı avucunuza koyacağını sandınız!  Ya da kumpasçı Fetullah Gülen’in.

Niye böyle bir tavır içindesiniz, biliyor musunuz? Çünkü siz, 1990’larda yaşıyorsunuz.

Dünya için garabet olan “duvarın yıkılma” şokundan çıkamıyorsunuz. Neoliberalizmin zaferini taçlandırmak için ortaya atılan “tarihin sonu” (kapitalizmden başka yol yok) safsatasına böbürlenmelerine hala inanıyorsunuz.

1990’ların etkisiyle sol politikaların bittiğini sanıyorsunuz ve sosyal adalet gibi kavramların adını bile duymak istemiyorsunuz.

Sovyetler Birliği’nin çöküşünü takip eden günah çıkarma, içe kapanma ve pişmanlık günlerinin etkisinden bir türlü kurtulamıyorsunuz.

Sol’u suçlayıp itip kalan ufuksuzlar kervanından kopamıyorsunuz.

Yani…vahşi kapitalizm ve onun dayanağı “yeni sağ” hayaline kapıldınız gidiyorsunuz. 

Hala Soros’cu TESEV kafasındasınız! Ya da kibarca desem…Bugün “model” değil, sadece sürekli tasarruf tedbirleri yalanıyla işsizliği-yoksulluğu artıran “mali disipline” dönüşen AB için, 1990’larda “insanlığın gelecek modeli” diyen Habermas kafasındasınız!

Bu nedenle…Vahşi kapitalizmin ülkeleri ve insanları yok eden sömürü sistemine boyun eğmeyi inatla sürdürüyorsunuz.

Bu nedenle…Batı’dan çekinip -Ecevit’in Saddam’ın yanında durduğu kadar-emperyalizmin hedefindeki Esad’ın Kaddafi’nin yanında duramadınız.

Avrupa’daki örneklerini gördüğümüz ve yok olup giden aldırmaz lakayt sosyal demokrat hiç farkınız olmadı…

Kemal Abi…

Alain Badiou der ki:

İnsanlar eşit ve özgürdür. Eşitlik bir amaç veya sonuç değil, eylemin dayanağıdır Bu basit hakikati inkâr eden her şey direnme hakkı ve görevini yaratır.”

Özgürlük kendisini, istemek ve eylemekle gösterir, demeye getiriyor.

Eylemsiz özgür kalınamaz, eylemsiz özgür olunama, diyor.

Gerçekten merak ediyorum.

Siz…Hayatınız boyunca bir eylemde yer aldınız mı?

Bunu şu nedenle soruyorum:

Sol un sadece teorisini değil, pratiğini de öldürdünüz.

Oysa, eylem zerinden düşünmek sol un en güçlü silahıdır.

Siz…eylemden, direnmekten, başkaldırmaktan hep çekindiniz.

Bürokrat kimliğiniz nedeniyle -hayatın can merkezi- sokağı/ eylemi unutup CHP’yi genel merkeze ve Meclis’e hapsettiniz.

AKP “devlet partisi” yapılırken CHP’yi inzivaya çektiniz. Bir türlü harekete geçmeyen “yaşlılar partisi hüviyetine büründürdünüz devrimler yapmış koca partiyi.

Hep uzlaşmacı pasif politik kimliğinizle, masa başında üretilen süslü retorikle CHP’nin tarihsel rotasını geriye yönlendirdiniz.

Oysa CHP put kırıcıdır”.

Statükocu parti değildir.  Tarihte CHP’yi bu noktaya getirip itibarsızlaştıranlar iktidar yüzü görmemişlerdir.

Fakat siz de ne yazık ki aynı yolda yürümekte kararlısınız! Oysa, ne çok umudumuz vardı. Ama…

Hiçbir siyasal inancı olmayan bir Gorbaçov olup çıktınız karşımıza.

Bugün hala… Bunun CHP’nin “ölüm fermanının” yazılmasına nasıl razı olursunuz?

Kemal Abi… Sol’un uzun karanlık gecesi bitti. Suçluluk duyma devri sona erdi.

Yeni bir rüzgâr esiyor dünyanın dört bir yanından.

2000’l yılların başından itibaren dünya; sol hareketlerin teorik ve politik dirilişine sahne oluyor

Dünyayı kaplayan vahşi kapitalizme ve onun destekçilerine karşı amansız bir mücadele veriliyor. Seçimler kazanılıyor. Bu terör ve kriz çağında etik-ahlak abidesi solcu ruh tekrar tarih sahnesine çıkıyor.  Tutuculuk dönemi bitiyor. Sessizlik dönemi bitiyor. Artık halkçı politikalara çamur atılamıyor. Artık sol düşüncenin üzerine gölge düşüremiyor. Evet…Kemal Derviş “kumarhane ekonomisi “fantezilerine inanalar artık yolun sonuna geliniyor.

Çetin ve ısrarcı çalışma yerine salt seçime dayalı politik faaliyet yürütmenin sonuna geliniyor.

Kemal Abi…Sizi sevmekle beraber ben tarihsel ilerlemeye de inanıyorum.

Siz, 1990’ların düşünsel kirliliğinden /bataklığından bir türlü çıkamıyorsunuz.

CHP’ye artık zarar veriyorsunuz. Kongreler kazansanız da bu politik tutumlarınızla CHP’nin başında kalmanız zor.

Kendinize yazık etmeyiniz. Daha çok gözden düşmeyiniz; o büyük saygınlığınızı erozyona uğratmayınız. Çok üzgünüm…Yazmak zorundayım: Atatürk’ün koltuğundan kalkınız.

CHP’nin başkaldıran bir ruha ve halkçı politikalara ihtiyacı var.

Tüm devrimciler gibi CHE Guevara da benzer sözler söylüyor:

“İktidarın olgun bir meyve gibi ellerine düşmesini bekleyenlerin bekleyişi hep sürecek.”

Sizi işaret ediyor.

Tanıyorum ki iktidarın elimize düşmesini bekleyecek çok CHP li var.  Her gün, her saat mücadele edecek çok CHP’li var. Koca Nazım’ın dediği gibi… “Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar”.

Kemal Abi…Ben hep harflerimi, kelimelerimi ve cümlelerimi tarihe emanet ederim.

Yanılmayı çok isterim.  Ama yanılmayacağımdan eminim…İsterim ki tarihte zarif kişiliğinizle yer alırsınız

Bu satırları bir dost olarak yazdığım günün birinde anlayacaksınız.

Goethe tarihe, “Tanrının gizemli atölyesi” der.  

Bu gizemli atölye; ayrıntılarla uğraşmaz, sıradanlığa aldırış etmez. İnsanın yıldızının parladığı anları bekler.

Stefan Zweig, insanın yıldızının nasıl parlayacağını şöyle yazdı:

Tek bir evet, tek bir hayır; bir anlık erken davranma ya da bir anlık geç harekete geçme; bu anı, yüzlerce kuşak da geçse asla geri getiremez ve yitirilen an bireylerin ve ulusların yaşamını ve hatta bütün bir insanlığın yazgısını belirler”.

 Alıntıdır. Cevat Kulaksız kulcevat599@gmil.com

Karar çok açık niçin anlamak istemiyorsunuz?

Ben bir hukukçu ve CHP seçmeni olarak Özgür ÖZEL yönetimiyle ilgili olarak istinafın vermiş bulunduğu 38. Olağan Kurultayın tüm sonuçlarıyla hükümsüz sayılmasına yönelik mutlak butlan kararı nedeniyle çok üzgün ve kızgınım. Bu kararı asla hukuka uygun bulmuyorum.

Ancak, üzülelim ve de kızalım. beğenelim veya beğenmeyelim, ortada, verilmiş ve temyiz incelemesi sonunda kesinlik kazanacak uygulamaya konulan bir yargı kararı var.

Şimdi, görevden tedbiren uzaklaştırılan seçilmiş Özgür ÖZEL yönetiminin ilk yapması gereken şey,  aslında karar çok açık ve net olmasına rağmen, bu istinaf kararını aklı başında ve tarafsız hukukçulara tahlil ettirerek bu kararın ne demek istediğini sakin bir şekilde saptamak olmalıdır. İşte bunu yaptıktan, yani istinafın kararını beğenmesek ve sonuçlarını arzu etmesek, kabul etmek istemesek de, kararın ne demek istediğini doğru bir şekilde anladıktan sonra izleyeceği yolu doğru bir şekilde çizmek olmalıdır.

Bize soracak olursanız, benim bir hukukçu olarak, aslında çok net ve açık olan istinaf mahkemesinin kararından anladıklarım şunlardır;

İstinaf Mahkemesi, davacıların davasını kabul ederek davacıları haklı bulmuş ve Özgür ÖZEL ve ekibinin seçildiği 38. Olağan Kurultayını ve buna bağlı olarak 38. kurultaydan sonra yapılan olağanüstü ve olağan kongreleri ve alınan tüm kararları mutlak butlan nedeniyle iptal ederek, 38. Olağan Kurultaydan önceki duruma dönülmesine, kurultay tarihinden önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organlarının, karar kesinleşinceye kadar görevlerine aynen devam etmelerine yönelik tedbir kararı vermiştir.  

Görülüyor ki; İstinaf Mahkemesi, Özgür ÖZEL ve ekibinin seçilerek iş başına getirildikleri 38. Olağan Kurultayı mutlak butlan sebebiyle iptal etmekle yetinmemiş, kararının kesinleşmesini bekleme gereğini duymamış ve tedbiren KILIÇDAROĞLU yönetimini iş başına getirmiştir. Bunu da kararında; ”kararın niteliği ve doğuracağı sonuçlar göz önüne alınarak, asıl ve birleşen dosyalarda davacıların ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar vermek gerekmiştir” şeklinde gerçekleşmiştir.

İstinaf Mahkemesinin  karar kesinleşene kadar tedbiren önceki KILIÇDAROĞLU yönetimini iş başına getirmesini, hiç kimse, KILIÇDAROĞLU'na iptal edilen 38. Olağan Kurultayı derhal yenilemesi görevi verilmiş ve o nedenle görevine iade edilmiştir şeklinde yorumlamaya kalkışarak beyhuda tartışmalara girmemelidir. İstinaf, benim kararım kesin değildir, kararım kesinleşene kadar tedbiren eski yönetimi iş başına getiriyorum, 38. Olağan Kurultayı mutlak butlan nedeniyle iptal etmeme rağmen, kararın niteliği ve doğuracağı sonuçlar göz önüne alınarak,  kararım kesinleşene kadar, tedbiren, iptal ettiğim 38. Kurultayda seçilen Özgür ÖZEL yönetimini işten el çektirerek, yönetimi KILIÇDAROĞLU ve ekibine iade ettim demektedir.

Bu tedbir kararını, idari yargıdaki yürütmenin durdurulması  kararına benzetebiliriz.

İdari yargıda nasıl ki; hukuka aykırı bir idari işlemin derhal uygulanması halinde idari işleme tabi kişinin  telafisi güç ve imkansız zararlara uğrayacak ve işlemin açıkça hukuka aykırı olması halinde işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilebiliyorsa, İstinaf Mahkemesinin,  tedbiren önceki KILIÇDAROĞLU yönetimini karar kesinleşene kadar CHP'nin başına getirmesini,  idare hukukundaki idari işlemin yürütülmesinin durdurulması gibi kabul edebiliriz.  

Mahkeme çok haklıdır!

Evet, mutlak butlan kararıyla iptal edilmesine rağmen, 38. Olağan Kurultayda seçilen Özgür ÖZEL ve ekibi görevden alınarak, karar kesinleşene kadar, CHP yönetiminin tedbiren önceki KILIÇDAROĞLU yönetimine verilmemesi, iş başındaki iktidar açısından telafisi güç ve imkansız zararlara ve sonuçlara, yani önümüzdeki seçimleri kazanamamasına ve iktidarını Özgür ÖZEL ve arkadaşlarının yönetimindeki CHP'ye kaptırarak iktidarı kaybetmesine neden olacaktı. Bu mutlak butlan kararının siyasi gerekçesi ve  özü de burada yatmaktadır.

Buraya kadar yaptığımız açıklamalar ve tedbiren,  iktidarın menfaatleri için iş başına getirilen KILIÇDAROĞLU'nun sergilediği tutum ve tavırlara bakıldığında, KILIÇDAROĞLU'nun;  İstinaf kararında açıklandığı gibi,  karar kesinleşene kadar, kurultay yapmadan partiyi idare etmeye kalkışacağı anlaşılmaktadır.

Özgür ÖZEL ve ekibi;  üzülerek söylüyorum, bu yalın gerçeği göz önünde tutmalı, biraz sakin ve gerçekçi olmalıdır. KILIÇDAROĞLU'nu kurultay yapmaya zorlamakla birlikte, bunu başaramazsa izleyeceği (B) planını ve yol haritasını da derhal hazırlamaya başlamalıdır.  

Bize göre, bu (B) planında, asla yeni bir parti kurmak olmamalıdır.

Özgür ÖZEL; yönetimdeymiş, hiçbir şey olmamış gibi, CHP Milletvekili, CHP Grup Başkanı sıfatlarıyla,  CHP'nin saflarında iktidar yürüyüşüne çıkan ülkemizin tüm demokratik ve toplumsal muhalefetini meydanlara toplayan Türkiye İttifakı mitinglerine devam ederek, seçmene umut olmayı sürdürmeli, meydanları asla boş bırakmamalıdır.

30/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kurtuluş'un Ve Kumpas'ın Aşılmasının Yolu Türkiye İttifakından Geçmektedir

Bugüne kadar oy verdiğim ve bundan sonra da vermeye devam edeceğim CHP'nin başına,  iktidar ve CHP'nin içindeki Truva Atı'nın iş birliği ve organizasyonuyla  örülen çorap (kumpas) beni çok üzmüştü. Ancak, inanın bana,  şimdi çok rahatım, her şerde bir hayır vardır sözüne çok inanırım, bu şer de ülkemizin geleceği için hayırlara vesile olacaktır.

 

Ancak bir şartla, ülkenin her alanda geri gittiğine, insanların yoksullaştığına, yargı güvencesinin kalmadığına, devletin temeli olan adaletin siyaset elinde ayaklar altına alındığına,  yaşayarak tanık olan,  ruhunda ve bedeninde ve de kesesinde hisseden her kesimden insanlarımızın, oy kullanırlarken, akıllarını başlarına toplaması koşuluyla, aşacağız bu krizi.

 

CHP genel başkanlığından, ne kadar devam edeceği belirsiz bir zaman süresince geçici olarak  uzaklaştırılan Özgür ÖZEL; bugüne kadar yaptığı yüzlerce mitingde, meydanları dolduran kalabalığa ne şekilde hitap ediyordu bir hatırlayınız. CHP lafını hiç ağzına almadan,  sosyal demokratlar, muhafazakar demokratlar, milliyetçi demokratlar, sosyalist demokratlar diye hitap ederek, ülkenin gidişinden, geleceğinden ve saray iktidarından ümitlerini kesen,  ülkemizin içinde bulunduğu kötü şartlardan, özellikle ülke ekonomisinden ve yargısından memnun olmayan ülkemizin her kesimden tüm toplumsal muhalefetini, Türkiye Muhalefeti adı altında sandıkta birleştirmeye çalışmıyor muydu?

 

Evet, hangi partiye sempati duyarlarsa duysunlar, her kesimden demokratları, Türkiye muhalefeti olarak meydanlarda ve sandıkta tek yürek birleştirmeye çalışıyordu.

 

Demek ki; iş başındaki son kullanma tarihi dolmuş olan antidemokratik iktidarı sandıkta oylarıyla  devirerek ülkemizin geleceği için yeni bir sayfa açacak, ülkemizin demokratik geleceğine imza atacak olan kişi, tek başına Özgür ÖZEL ve ekibi olmayacak, toplumsal muhalefet tabanının çoğunluğuna sahip olan Özgür ÖZEL ve ekibi, sadece bu birlikteliğin, Türkiye İttifakının sağlanmasına aracı olacaktır.

 

Bizce, bu birlikteliğin, yani Türkiye demokratik toplumsal muhalefet ittifakının sandıkta sağlanarak ülkenin iş başındaki iktidardan kurtarılmasının temininde asıl görev; ülkenin normal koşullarında hangi partiye sempati duyarsa duysunlar, ülkenin içinde bulunduğu günümüzün olağanüstü zor şartlarını görerek, oylarını dağılmadan ve parçalanmadan, ülkeyi saray iktidarından kurtarabilmek için, sadece bir kereliğine ve seferberlik ruhu içinde, seçim zamanı CHP'nin başında olsun veya olmasın, Özgür ÖZEL ve ekibine güvenerek, onlara destek çıkacak ve seçim zamanı oluşacak şartlara göre, mecbur kalıp hangi siyasi partinin ve oluşumun içinde olurlarsa olsunlar, Özgür Özel ve ekibinin içinde yer alacağı, adına Türkiye İttifakı diyebileceğimiz siyasi oluşumun ortak listelerine oy vermeleri gereken tüm demokrat muhaliflere düşmektedir.

 

Zaten, iş başına geldiği andan itibaren, büyük bir özveri içinde, büyük bir liderlik örneği göstererek her ideolojiden demokratik toplumsal muhalefeti bir araya getirip sandıkta birleştirmeye gayret eden ve bunun için çalışan Özgür ÖZEL ve ekibi; CHP'ye, yargı eliyle kumpas kurulmasaydı,  mutlak butlan kararı ile CHP yönetiminden uzaklaştırılarak yerine, KILIÇDAROĞLU ve etrafındaki bir avuç şakşakçısı getirilmeseydi, yani Özgür ÖZEL ve ekibinin CHP deki yönetimleri devam ediyor olsaydı bile, bu ekibin başarılı olabilmesi için, yukarıda belirttiğimiz Türkiye İttifakının spontane sandıkta oluşması zorunluydu.

 

Yani Özgür ÖZEL ve ekibinin; CHP'ye yönelik olarak, işbirlikçi KILIÇDAROĞLU'nun yardım ve katkılarıyla, saray ve yargı işbirliğiyle yapılan kumpas ile görevden uzaklaştırılmaları, bize göre aleyhe sonuç doğurmayacak, bilakis, bu kumpas geri tepecek, hayırlara vesile olacak ve Türkiye’nin tüm demokratik toplumsal muhalefeti, inadına,  Özgür ÖZEL ve ekibinin etrafında birleşerek adeta kilitlenecek ve inşallah bu ülke özgürlüğüne ve yargı bağımsızlığına kavuşacaktır.

 

Durmak yok yola devam, Özgür ÖZEL ve Türkiye’nin sorumluluk duygusu yüksek tüm demokratik  ve toplumsal muhalefeti, sorumluluğunuz daha da artmıştır. CHP'ye,  daha doğrusu ülkenin geleceğine ve demokrasisine karşı kurulan kumpası, Türkiye İttifakında birleşerek ve oylarınızı bölmeyerek sizler bozacaksınız, unutmayınız.

 

29/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Biz Gerçek Hukukçuların İşi Çok Zor

Maalesef ülkemizde iki ayrı hukuk oluştu.

 

Birincisi ve doğal olanı;  T. C. Devletinin yürürlükteki anayasa ve diğer yasalarından kaynaklı resmi hukuku, ikincisi ise; T. C. Devletinin anayasa ve yasalarının fiilen yok sayılarak veya iktidarın yararına yorumlanarak eğilip bükülerek oluşturulan fiili hukuku.

 

İşte bu nedenledir ki; ülkemizde yaşanan olayları,  T. C. Devletinin anayasa ve yasalarından hayat bulan resmi ve gerçek hukukuna göre yorumlayan bizim gibi gerçek hukukçular,  bu ikili hukuk nedeniyle, bazen zorlanıyorlar ve anayasa ve yasaların eğilip bükülerek veya yok sayılarak üretilen fiili hukukuna göre verilen bazı hukuk dışı yargı kararlarını yorumlamak ve bir görüşe varmak zorunda kalıyorlar.

 

Bunun sonucunda da, fiili hukuka göre yorum yaparak sonuca varmak zorunda kalan gerçek hukukçular zor durumda kalıyor ve kamuoyunda yanlış anlaşılıyorlar.

 

Örneğin,  Ankara adliyesine mensup bir asliye hukuk mahkemesinin,  CHP hakkında 38. Olağan Kurultayın iptaline yönelik olan açılan mutlak butlan davasında; sonradan yasal bir kurultay yapıldığı için açılan davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle, resmi hukuka uygun olarak vermiş olduğu, açılan davanın reddine ilişkin kararını denetleyen üst İstinaf Mahkemesinin; yerel mahkemenin, davanın reddine yönelik kararını, hukuka aykırı olarak kaldırarak mutlan butlan kararı verip CHP yönetimini de tedbiren 37. Kurultayda seçilen eski KILIÇDAROĞLU yönetimine teslim edilmesine karar vermesi, bize göre de, yürürlükteki resmi hukuka aykırı olmasına rağmen, İstinaf Mahkemesinin mutlak butlan kararını verirken izlediği hukuka aykırı mantık ve yorumu nedeniyle,  istinafın hukuka aykırı bu mutlak butlan kararından sonra CHP de izlenecek yolu bir hukukçu olarak yorumlarken,  ister istemez, istinaf mahkemesinin hukuku yorumlama ve uygulama mantığına göre hareket ediyor ve T. C. nin resmen yürürlükte olan anayasa ve yasalarına dayalı gerçek hukukundan ayrılmak zorunda kalıyoruz.

 

İşte bu nedenledir ki; daha önce yazdığımız yazımızda, gerçek hukuki görüşümüze ters düşmesine rağmen, İstinafın bu mutlak butlan  kararından sonra, istinafın bu karar kesinleşmeden, yani 38. Olağan Kurultayla ilgili yargıya intikal eden mutlak butlan davası şu veya bu şekilde çözülerek kesinleşmeden, dava süreci sonlanmadan, CHP'de yeni bir kurultay yapılamayacağı görüşünü açıklamak zorunda kaldık. Bunu biz söylemiyoruz, İstinaf Mahkemesi açıkça olmasa da öyle istiyor, o nedenle 38. Kurultay üzerine yapılan kurultayları dikkate almamış ve dava konusuz kalmamıştır, davayı konusuz kaldığı gerekçesiyle reddedemezsin diyerek yerel mahkemenin kararını kaldırmıştır. İstinaf mahkemesinin kararının satır arası ve kodları bu mantık maalesef.

 

Diyelim ki; istinafın kararına rağmen dava süreci sonuçlanmadan yeni bir kurultay yapıldı ve Özgür ÖZEL ve ekibi dışında bir yönetim kurultayı kazandı. Temyiz mahkemesi de istinaf gibi, bu yeni seçimi ve yeni yönetimi dikkate almayarak, davanın konusuz kaldığı sonucuna varmayıp, 38. Kurultayı geçerli saydı ve davayı Özgür ÖZEL ve ekibinin lehine sonuçlandırdı, o zaman al sana bir kaos daha.

 

Televizyonlardaki tartışma programlarına çıkan hukukçu arkadaşlar; lütfen,  bu iki ayrı hukuku ve istinaf mahkemesinin mutlak butlan kararını verirken esas aldığı fiili hukuku ve hukuk dışı hukuk  mantığını göz ardı etmesinler.

 

Evet, İstinaf mahkemesi 38. Kurultay sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultaylara rağmen, bu kurultayları yok ve geçersiz saymış ve o nedenledir ki; yerel asliye hukuk mahkemesi sonradan yapılan bu kurultayları geçerli sayarak,  davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle,  mutlak butlan davasını reddetmiştir. İstinaf Mahkemesi ise;  hayır öyle değil, 38. Kurultay sonrası kurultayları geçerli sayarak dava konusuz kalmıştır gerekçesiyle davayı reddedemezsin diyerek mutlak butlan kararı vermiş ve 37. Kurultay ile iş başına gelen  KILIÇDAROĞLU ve ekibini tedbiren yönetime getirmiştir.

 

Sonuç olarak şunu söylüyoruz. 38. Kurultayı bir yana bırakalım,  ondan sonra yapılan kurultaylar bize ve resmi ve gerçek hukuka göre geçerli olup, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin,  buna dayanarak,  dava konusuz kalmıştır gerekçesiyle, açılan mutlak mutlan davasının reddine yönelik olarak verdiği karar da,  hukuka uygun ve yerindedir.

 

Ancak, yerel mahkemenin kararını bozan İstinaf Mahkemesinin; kendi yarattığı fiili hukuka göre verdiği ve yok sayılması mümkün olmayan mutlak butlan kararına göre; KILIÇDAROĞLU yönetiminin, 38. kurultaya yönelik dava süreci, tüm aşamalar tamamlanarak kesin sonuca bağlanana kadar, yeni bir kurultay yapma mecburiyetinde olmadığı da bir vakıadır.

 

Anladınız mı şimdi? Biz, gerçek hukukçuların ne kadar zorlandıklarını, zor durumda kaldıklarını.

 

28/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Yüksek Seçim Kurulu Topu Tac'a Atmıştır

YSK, seçimleri denetleyen bir yargı organıdır, hem de kararları kesin olan yüksek bir yargı organıdır.

 

Yasalara göre, mahkemeler ve yargı organları, önlerine gelen bir yargısal talebi olumlu veya olumsuz sonuçlandırmak ve bu konuda bir karar vermek zorundadırlar.

 

Yargı kararları yorumu gerektirmeyecek açıklıkta olmalıdır.

 

Mutlak butlan kararıyla tedbiren görevden uzaklaştırılan 38. Olağan Kurultay ile iş başına gelen CHP Genel Başkanı Özgür ÖZEL tarafından İstinaf Mahkemesince verilen mutlak butlan kararına yönelik YSK'ya yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.

 

Reddin gerekçesi “Hukuk mahkemesinin (istinafın ilgili hukuk dairesinin) kararlarının icrası konusunda kurulumuza anayasa  ve yasalarla verilmiş herhangi bir görev ve yetki bulunmadığından yazının işlem yapılmaksızın mahalline (İstinaf'a) iadesine oy birliğiyle karar verilmiştir. ” şeklinde ifade edilmiştir.

 

CHP tarafından yapılan itirazın konusu; 38. Olağan Kurultayında yapılan seçimlerin,  bu kurultay delegeleriyle kurultayda seçilenlerin ve kendilerine verilen mazbataların geçerli olduğunun tespitine karar verilmesi talebidir.

 

Aslında; mutlak butlan kararını alan İstinafın ilgili dairesi tarafından, aldığı bu mutlak butlan kararının infazı için YSK'ya gönderilmesindeki amaç ile CHP 'nin itiraz talebinde dile getirdiği amaç,  aynı hedefe, yani mutlak butlan kararına rağmen,  seçimlerden sorumlu ve tek yetkili YSK tarafından 38. Kurultay ile seçilen Özgür ÖZEL'e verilen genel başkanlık mazbatasının geçerli olup olmadığının tespitine yöneliktir.

 

İstinafın ilgili dairesi, almış olduğu mutlak butlan kararının infazı için YSK'nın kapısını çalmasının amacı ve gerekçesi, bu mutlak butlan kararına rağmen, seçimlerden sorumlu ve tek yetkili nihai merci olan YSK'nın Özgür ÖZEL'e vermiş olduğu genel başkanlık mazbatasının hukuki geçerliliğini muhafaza edip etmediği konusundaki görüş ve tespitini gerekli görmüş olmasından kaynaklıdır. Başka bir anlatımla, istinaf; benim verdiğim bu mutlak butlan kararının infazı için,  YSK olarak senin mazbatayı geçersiz sayman gerekiyor, bu işlemi yap diyor YSK'ya.

 

CHP de, YSK'ya yaptığı itirazda, vermiş olduğu mazbatanın geçerli olup olmadığının tespitini talep ediyor.

 

Peki YSK ne yapıyor?

 

Kulağının üzerine yatıp topu taca atıyor, ne şiş yansın ne kebap diye düşünerek,  bir durum tespiti yapmaya yönelik bir karar vermeden,  “Hukuk mahkemesinin (istinafın ilgili hukuk dairesinin) kararlarının icrası konusunda kurulumuza anayasa  ve yasalarla verilmiş herhangi bir görev ve yetki bulunmadığından yazının işlem yapılmaksızın mahalline (İstinaf'a) iadesine oy birliğiyle karar verilmiştir. ” diyerek, İstinaf ve CHP tarafından kendisinden talep edilen, mazbatayı ne geçerli ne de geçersiz sayan bir kararı veremiyor, adeta kendisini inkar ediyor, mahkemelerin kendisinden talep edilen konularda bir karar vermekten kaçınamaz evrensel kuralını yok sayıyor.

 

YSK'nın; İstinafın ve CHP'nin aynı kapıya çıkan aynı şeyi amaçlayan taleplerini karşılıksız bırakması ve talepleri karşılayarak olumlu ya da olumsuz sonuçlandıran bir kararı vermemiş olması nedeniyle, halen İstinaf Mahkemesinin vermiş olduğu mutlak butlan ve eski yönetimin tedbiren göreve getirilmesi kararı, infazı kabil bir karar niteliğini kazanamamış olarak askıda durmakta ve Özgür ÖZEL'in CHP Genel Başkanlığı görev ve yetkileri devam etmekte olup, KILIÇDAROĞLU ve ekibi fuzuli şagil (Hukuki bir dayanağı olmaksızın işgal eden) olarak genel merkez binasına girerek CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturmuş bulunuyorlar.

 

27/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget