Cumhuriyeti nasıl kazanacağız (panel bölüm 4)
Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103. Yılında ve şimdiki iktidar zamanında Cumhuriyetimizin sıkıntılı durumlarını yaşadığımız şu günlerde, “Cumhuriyeti Nasıl Kazanacağız” konulu panel düzenlendi.
Ankara
Makine Mühendisleri odası salonunda Türkiye Halk Temsilcileri ve
Cumhuriyetçiler Kurultayı desteği ile 23.10.2026 günü düzenlenen “Cumhuriyeti
nasıl kazanacağız” konulu panelin kolaylaştırıcısı Hülya Küçükaras yanında
konuşmacı olarak Ömer Faruk
Eminağaoğlu(Tarikatlar ve laiklik konusunda), Gamze Yücesan (emek ve
direnişler), Emrah Maraşo (Demokrasi ve demokratik alanlara müdahilleler), Ali
Rıza Aydın (fon vurgunu mu fon soygunu mu), Erhan Nalçacı (savaşa sürüklenmek),
Ali Ufuk Arıkan(terörsüz Türkiye ya da çözüm), Kaan
Eroğuz (anayasa değişikliği) konularındaki konuşmalarıyla katıldılar.
Yazımızın
önceki bölümlerinde ilk dört konuşmacının sunumlarını aktarmıştık. Bu yazımızda
Ali Ufuk Arıkan’ın Terörsüz Türkiye ya da Çözüm başlıklı sunumunu
aktarıyoruz.
“Bizim
cephemizden Cumhuriyeti nasıl kazanacağımız cephesinden süreci nereye
oturtacağayız nasıl okuyacağız, bu bundan önceki konularla çok bağlantılı,
bundan sonraki başlıkla da klik bağlantısı olan bir konu. Ama bu günümüzü
yarınımızı cumhuriyeti kazanma kavramında kazandıran başlı bir konumda
örtüşüyor, çünkü tam da içinde yaşadığımız düzenin içinde sürüklediği bir
sorunla bağlantılı Kürt sorunu ile bağlantılı.
Şimdi
başlarken tahriki yerli yerine oturtmaya ihtiyacımız var, en başta. Tarif
ettiğimiz sorun bu düzenin kendisinden kaynaklanan, içinde yaşadığımız sömürü
düzenin kendisinden kaynaklanan bir sorun. Dolayısıyla AKP iktidarı da bu
düzeni temsil eden hiçbir siyasi partide, DEM Parti dahil, bu süreci temsil
edecek Kürt emekçilerin çözümü diye tarif ettikleri şeyin kendisi karşısında
kodlamamız lazım, çünkü bu düzeni temsil eden hiçbir aktörden bu ülkenin
herhangi bir yurttaşı için yerine tek bir adım geleceğini herhalde
düşünmüyoruz. Elbirliği ile yaptıkları zaten cumhuriyetin kendisi.
Şimdi
bunu ardını sıralamaya çalışacağım biraz, yaşadığımız gelişmelerin. Bir bağlama
oturtmaya çalışacağım, uzatmadan.
Şimdi
ikinci çözüm diyoruz adına. Ve aralığa denk geldi Erhan abi 2024 Ekim Meclisin
açılış sürecinde Bahçeli’nin pek de beklenmeyen, ama aslını sonrasında
öğrendiğimiz bir süreci devam eden görüşmelerin ürünü olan bir jestiyle
başladı. Mecliste DEM parti MHP parti sıkışması ve sonrasında işte İmralı umuda
çıkışıyla tavsanan diyelim adım. Şimdi biz, ta o gelişme başladığında sürecin
kendisinin emperyal açısından da ülkemiz açısından da bölgenin açısından da
nereye denk düştüğünde ilişkin az çok fikir sahibi idik. Ve dediğimiz şuydu
aslında tam olarak. Belli ki İsrail, İngiltere, ABD AKP iktidarı HeTeŞe,
Cihatçı çeteler karar verdiler, beceremedikleri alt edemedikleri Suriye halkını
alt etmeye karar verdiler.
Birinci
çözüm süreci Suriye operasyonunun sonuçlanacağı hissettirdi, bu sefer
hissedeceği sonuçtu. Bu sefer bağladılar sağlama aldılar, ekim ayında gündeme
gelen çözüm süreci dolayısıyla sadece, zaten böyle değil ama, Türkiye’deki bir
şeyleri yerine oturtalım kan akmasın kardeşlik gelsin falan deyip aldı
alacağını AKP iktidarının Türkiye sermaye sınıfının yeni Osmanlı stratejisinin
bir yere bağlantısı doğrudan göbek bağı olan bir balıktı. Hemen de ardı sıra
geldi. Ekim’in 24 ekiminde sanırım şunu söylemiştik, ilk hedef Suriye’yi
düşürmek, ardından İran’ı hedef alacaklar, beş altı ay sürdü toplamda bu ikisinin
de gelişmesi şimdi. Bağlandığı yer Türkiye sermaye sınıfında Cumhuriyet düşmanlığında
süreçler öyle ilerledi. İlk yıldan itibaren dolayısıyla bizim hedef aldığımız
kalkmamız yere Cumhuriyet kalkınması itibariyle hedef olması ile gereken şey, nereye
götürmek istiyorsunuz? Çözüm sürecinde indirgeyeceğiz sonuç bu sorunun içeriği
doğrultuya dair açıklamaları talep emesi gerekirdi bizim cepheden, bu ülkenin
halkı cephesinden. Hiçbir yanıt alamadık. Tarih 2006nın Ekim’inde kadına
gidiyoruz. Biz doğrultusuna dahi biz yapmamız gereken bir sürecin parçasıyız.
Ama bu doğrultunun yönü açısından neyiler ki bazı açıklamasından yaparak
kendisinde bir hafiyelik yaparak anlamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla üç tane
sürenin bir kısmından çalarak önemli olduğunun düşünerek üç kısa alıntı
yapacağım. Bu sürecin üç önemli aktörü üzerinden.
Birincisi
bu süreç Mecliste çözülür diyen DEM Parti de aynısını söylüyor, İşte AKP de
aynısını söylüyor, böyle çözüm olacak diye. Birinci başlı Meclis başkanından.
Bir başka ittifak, önünü kesiyorum süre dolayısıyla. Anadolu topraklarını baştan
aşağı zulümle donatan Şah İsmail’e karşı Yavuz Selim in yapmış olduğu bir büyük
ittifaktır. 1514 de Çaldıran’da o ittifakın Anadolu’nun Müslüman toplulukların
başına daha büyük bir şekilde dolaşmasına vesile olmuştur” diye devam ediyor.
İkincisi,
Erdoğan çıkarması Cumhurbaşkanı’nın Çaldıran Kürt, Türk, Arap’ın ortak
zaferidir. Biz bu coğrafyada ittifak yapınca ittifak etmedik.
Üçüncü
açıklama, İmralı’dan, şimdi teröre devlet gözüyle baksa da yarın MHP kadar en
az bu devletin bağlı ayaklarından birisi doğurmaz. Üç ay tartışalım
göreceksiniz. Çünkü en stratejik bir halkı devletin müttefiki haline getiriyoruz.
Yavuz Selim beyaz bir kâğıt verir ne istersen yap der, sonuç Orta Doğu’nun
kapısını ararlar.
Şimdi
bu üç açıklamanın doğrultusu bizim bugün Cumhuriyeti nasıl kazanacağımız
tartışmasıyla çok yakından ilgili. Çünkü bu ittifakın doğrultusu İmralı’nın
Cumhurbaşkanlığının Meclisin doğrultusu cumhuriyet düşmanı, yeni Osmanlıcı ve
Türkiye sermaye sınıfının çıkarlarından başka hiçbir çıkarı gözetmiyor.
Dolayısıyla Kürt yoksullarının Kürt emekçilerinin Türk emekçilerine Orta
Doğunun Türkiye kapılarına Türkiye sermayesine patronlarına Kürt patronlarına
sermayenin çıkarları doğrultusunda aşmanın süreci atmanın doğrultusu yönelimi
bu.
Şimdi
tarih buysa açıklamadıkları doğrultu buysa halk kaldırı buradan görür.
Dolaysıyla cumhuriyetçilerin emekçilerin işçi sınıfının bağlayacağı kavga
edeceği zemin bu zemin. Diğer başlıklar da işaret edildiği gibi. Bu öneri soru
işareti açısından yok. Dolayısıyla sopa gösteriyorlar zaman zaman birbirlerine,
zaman zaman da ucuzluyorlar. Biz İsrail’e söz edelim AKP ile çözelim ama, ne
büyük şans ki, Kürt hareketinin işleri İmralı dahil tüm aktörlerin Türkiye için
çözümden yana dedikleri düşündüm.
Şimdi
burada bizim çözümümüz ne olacak. Kavgayı nereden kuracağız, biz devrimciler
cumhuriyetçiler, yurtseverler, komünistler sahip çıkacaklar memleketlerine,
çünkü tarif ettiğimiz az önceki başlık Yemen Savaşı, İran Savaşı bununla
doğrudan ilgili çünkü Kürt emekçilerinin Irak yönetimi ile Kürt yoksullarının
İran nasıl ABD’nin aparatı ile Suriye’de yaptıkları gib. Dolayısıyla kavgayı
buradan kurmamız lazım. Burada yıllarca bir şey var bu düzenin uyanık olmanın
ve kararlı olmanın gereken bir başlıkta kurulur. Türkiye’de Cumhuriyetçiliğin
temel özelliklerinden bir tanesi Kürt düşmanlığı olduğuna dair yaygın bir şeyi
yaydılar. Bunu becerdiler de bir oranda. En büyük tuzaklardan birisi bu.
Cumhuriyetçiler Kürt düşmanı olamaz. Herhangi bir ulusa herhangi bir halka
herhangi emekçiye düşmanlığı olmaz. Sınıf düşmanlığı olamaz. Bu ülkeyi yöneten
sermaye sınıfından, bunu seçen AKP iktidarından yeni Osmanlıcılığın parçası
olan Kandilden Dem Partisinden bunu da tutarsak bizim karşımızda tam da buradan
Kürt yoksula Kürt demesiyle değil, Cumhuriyet kadar bunun tapsak şu gençler
Kürt yoksullar eylemle ayağa ?? kaldırılan? başka bir çıkış yok. Dolaysıyla
memleketimize cumhuriyete sahip çıkacaksak temaların söylediği işaret ettiği
Fransız Devrimi sloganlarından birisi, bizim sloganımız bu. Eşitlik özgürlük
kardeşlik işçi sınıfının devrimci cumhuriyeti özgürlük kardeşlik sloganını
temsil edecek. Sosyalist Türkiye bu ülkenin emekçilerin bu ülkenin halkının o
ne cumhuriyeti olacak tam da merkeze çekmek zorundayız”.
Son konuşmacı olarak Kaan Eroğuz Anayasa Değişikliği konularındaki
konuşmasını şöyle sürdürdü:
“1923 Devrimciden 103 yıl geçti ve 103 yıl sonra “Cumhuriyeti Nasıl Kazanacağımız sorusuna cevap bulmak cevap yaratmak için esasında bir araya geldik. Öncelikle şunu belirtmek lazım, bu soru güncel ve doğru sorudur. Bugünün sorusu Cumhuriyeti nasıl koruyacağız değildir. Mustafa Kemal’in Gençliğe Hitabında belirttiği “Cumhuriyetimizi ve egemenliğimizi müdafaa etmesinin çok gerisine düştük. Bugün Cumhuriyetin bütün kurumları kazanımları hırpalanmış tahrip edilmiştir. O yüzden bugün hala Cumhuriyeti Nasıl Koruyacağayız” sorusu belirtilen görülecek bir siyasal hattın veya söylemin 29 Ekimlerde işte Koç’un, Sabancı’nın reklam filmlerine ağlayıp sarı saçlım mavi gözlüm şarkılarıyla bir nostaljinin ötesine geçemeyeceğimizin ortaya koymak gerekiyor. O yüzden “nasıl kazanacağımız” sorusu, Cumhuriyetin nasıl ayağa kaldıracağımız sorusunu önümüze koymamız lazım.
BU
soruyu anayasa tartışmaları etrafında yeniden düşünürken tartışırken de ben üç
yıl önce Cumhuriyeti nasıl kazandık sorusuna da bir cevap getirmemiz
gerektiğini de düşünüyorum, çünkü 103 yıl önce Cumhuriyeti nasıl kazandık
sorusunun bir cevabı da halkın kongreler kongre kongre örgütlenmesiyle ve o
kongrelerde oluşturduğu anayasalarla anayasallaşma sürecinde görüyoruz. Yani ta
demokratik devrim tarihimizde 1876ların Mithat Paşa’lardan, Genç Osmanlılardan
baktığımızda egemenliğin santim santim saraylardan padişahlardan alınıp ulusa
yönelik mücadelemizden 1876 ya göre eşik olarak 1809 Devrimini bir eşik olarak
anayasal tüm bu sürecin taçlandırıldığı Cumhuriyetle taçlandırıldığı önemli bir
tarihi eşik olarak da 1923 Devrimini görüyoruz. Ve o sürece giderken bir yandan
emperyalizmle dövüşüyoruz, bir yandan saraya karşı bir iç savaş kavgası
veriliyor. Bir egemenlik mücadelesi veriliyor ve bu konjonktürde 1921 Anayasası
oluşturuluyor. Cumhuriyeti kuruyoruz 1924 Anayasası Cumhuriyetin ilk Anayasası
yürürlüğe giriyor.
Yine
T.C. Tarihinde 27 Mayıs sonrası 1961 Anayasasında bu ilerici birikimin bir
devamı olarak ortaya koymak lazım. Emekçilerin siyasal alana katılma anlamında
bir örgütlü güç oluşturabilme anlamında o da kıymetliliğe eşittir.
Şimdi
bu bir tarafta, ama siz de biliyorsunuz, karşıdevrim anayasalarla geldi bu
memlekete. Yani 27 Mayıs Anayasası’na karşı itibariyle ve 27 Mayıs sonrası
oluşan özellikle sol sosyalist ilerici güçlerin toplumsal muhalefetine karşı
önce bir 12 Mart kesintisi, memur sendikacılığının yasaklanması işte o kabaran
Türkiye Öğretmen Sendikası (TÖS) özellikle kitlesel eylemlerine karşı Memur
Sendikası önceliği yasaklandı. Sonra zaten 12 Eylül tüm ilerici devrimci
birikim üzerinden adeta boldezer gibi geçti ve o da anayasası ile geldi ve
rejimin kurumsallaşması, Cumhuriyet kazanımları Cumhuriyet devrimlerinin
kazınması için ortaya bir anaysa koydu. Yakın AKP döneminde bir anayasalarla
boğuştuk. İki gün Anayasa referandumunu hatırlıyoruz işte. Fethullahçılarla
liberallerle ve o dönem Kürt siyasal hareketinin unsurları ile bir araya
gelindi ve Cumhuriyet’in kazanımlarını ortadan kaldırmak için çok önemli bir
eşik AKP ile değil AKP nin o yanına getirdiği düzen siyasetinin bileşenleri
dediğimiz faktörlerin el birliği ile geçirildi.
Her
dönemin bir emekçiliği var, biliyorsunuz, yakın dönemde de var, yani bir
anlamda doğrudan iktidarın her karşı devrim hareketine doğrudan arka çıkan onun
önünü açan, Cumhuriyetin yıkılmasına hizmet eden ve bunu doğrudan açıklayan
kuvvetler. Bir de daha bir çekingen “yetmez ama evet” gibi süslü cümlelerle bu
sürecin önünü açan ve karşı devrim sürecini hizmet eden kuvvetler var.
Dolayısıyla bu anayasa meselesini tartışırken ve karşı devrim sürecini ortaya
koyarken, bunu sadece AKP üzerinden değil, AKP birlikte bu sürecin köşe
taşlarını döşeyen düzen siyasetiyle düzen siyaseti ile birlikte okumamız
gerektiğini düşünüyorum.
Şimdi
yine bir anayasa tartışmasının bir ön çalışma dönemde TBMM ini o çerçeve
yasayla birlikte ortaya konuldu. Bütün o güzel siyasetin aktörleri “evet”ler
“yetmez ama evet”ler bir şekilde iktidarın önünü açacak ve aslında önümüzdeki
süreçte seçimle birlikte önümüze konacak bu anayasa değişikliği bu anayasa
referandumuna bir ön hazırlık da TBMM de bir oylama gerçekleştirildi ve
çoğunlukta çerçeve yasayı geçirdi. Neyi hedef alıyor bu anayasa meselesi?
Alında rejimin devletin tamamen yani 12 Eylül’den itibaren Türkiye’nin hatta
emperyalizmin artık arka bahçesi olduğu İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren
NATO’ya üye olmasından itibaren başlayan bu karşıdevrim sürecinin artık ileri
yıllarında hızlandığını artık son çiviyi de tabuta çakmak için yeni Anayasayı
devletin vereceğinin tamamen artık dönüştüğü ve bu değişime hizmet eden tüm
aktörlerin de hukukçu anlamında aklanacağı yasal güvencelerin ortaya konulacağı
bir değişikliğin hareketindeyiz.
Kimleri
hedef alıyor bu anayasa değişikliği bu oturumun benden önceki tüm konuşmalar
bunu ortaya koydu. Oyuncuları, vurguncuları, soyguncuları aklayacaklar, onun
hukuki alt yapısını oluşturacaklar. Ama maden kazalarında hala daha toprağın
altında olan cenazesine dahi ulaşılmayan işçileri daha da yoksullaştıracaklar,
daha da açlığa ölüme terk edecekler, onların çocuklarını onların tabutları
başında ağlatacaklar, onların eğitim hakkını barınma hakkın ı elinden
alacaklar. Kadınları her gün taciz, her gün şiddet bunların önünü açacaklar ve
ilerici devrimci kazanımlarımızı tamamen ortadan kaldırmak için yola çıkmış
durumdalar.
Bura
iki aslında kesimin iki öneli kazanımın hedefe konduğunu görüyoruz. Ta bakın
1990 Tansu Çiller’in açıklamalarını hatırlayın, “devletin içindeki Sovyetler
Birliğini dağıtacağız” diye Ergenekon Balyoz kumpaslarının hazırlandığı “ne
komünist devletmiş ki özelleştire özelleştire sat sat bitiremedik”
açıklamalar demeçler verdiği tüm o süreç içerisindeki bir Kemalist Devrimin o
1923 Devriminin kazanımlarının hedefe konulduğunu, bir yandan da sol sosyalist Cumhuriyete
emekçi bir karaktere yeniden içerek aşma hedefine önüne koyan devrimcilerin
düşüncenin üzerinde bir baskı ortamı konulduğu bir süreç yaşadık. Dolayısıyla
bugünün Cumhuriyetçi mücadelesinin aslında bu iki kesimin bir araya gelmesinden
karşıdevrime karşı anayasa meselesinde böyle olmuş olmak lazım bu karşıdevrim
sürecine karşı güç birliği oluşturmasından geçtiğini ifade etmek gerekiyor. Özellikle şunun altını çizerek konuşmacı
olmanın avantajıyla altını çizerek ifade etmek istiyorum. Yani nasıl kazandık
soruna hareket etmemiz lazım dedim ya konuşmamın başında şöyle bir özgüven
vardı yüz yıl önce, Cumhuriyeti kuran kuşakta. Düşünün yedi düvele karşı,
emperyalizme karşı bir mücadele veriyorsunuz, büyük bir yoksunluk büyük bir
yoksulluk içerisinde padişahı saltanatından ediyorsunuz ve bir ülke
kuruyorsunuz, bir cumhuriyet kuruyorsunuz, padişahın kulu olmaktan, şeyhin
şıhın müridi olmaktan, ağanın marabası olmaktan insanları bir yurttaş kimliğe
sokuyorsunuz bir Cumhuriyet yurttaşı. Şimdi bunun verdiği bir özgüven vardı
insanda ve Cumhuriyet yurttaşı olmanın özgüveni bir ülke kurmanın ve eceli
yetenlerin bile yansıyan suyu toprağı uyandırmak, o bataklıkları kurutarak
oraya Başkent yapmak, parkları çiçeklendirmek, ağaçlandırmak. Şimdi
Cumhuriyetçilerden bu özgüveni çalmaya çalışıyorlar. Diyorlar ki
bağımsızlığınız mı korumak istiyorsunuz o zaman NATO’dan çıkarsan bağımsızlığı
koruyamazsınız bağımsızlık için NATO’ya muhtaç, tarikatlara cemaatlere
muhtaçsın, bu sömürücülere soygunculara muhtaçsın. Değiliz, bu özgüveni
yenilemenin aslında yeridir burası muhtaç olduğumuz özgüveni yeniden ayağa
kaldırmak, Cumhuriyetle birlikte o Cumhuriyet yurttaşı olmanın o yüzden ayağa
kaldırmak. Bunu burasından başka başaracak yer yok, tekrar tekrar altını çizmek
gerekiyor, bu düzen hareketinin bu TBMM’nin içerisinde yuvalanmış karşı
devrimci ittifakla anayasa önümüze konulacak olan anayasa taslağına kaşı bir
mücadele veremeyiz. Bunun yeri yeniden planlardan geçiyor, yeniden ufuklardan
geçiyor, yeniden Cumhuriyetçilerin bir araya gelmesinden ve örgütlü
mücadelesinden geçiyor. Kazanacağımız bir memleket ver, özellikle genç
arkadaşlarıma genç kardeşlerime söylüyorum, kazanacağımız bir gelecek var,
kazanacağımız bir cumhuriyet var, hep beraber kazanacağımıza inanıyorum”.
SON
Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com









