Türkiye Emekli Astsubaylar
Derneği Genel Merkezince, astsubayların hak ve sorunlarını kamuoyuna duyurmak için
10 Ocak’ta Ankara Ulus Meydanı’nda Atatürk anıtı önünde basın bildirisi açıklandı,
kamuoyuna şu bildiriyi yayınladılar:
“Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “geçmişini
bilmeyen geleceğe yön veremez” sözünden hareketle, astsubay camiasının
geçmişten günümüze verdiği onurlu hak arama mücadelesini, yaşanan mağduriyetleri
ve bugün hala karşılık bulmayan haklı taleplerimizi kamuoyuna anlatmak üzere
bugün burada toplanmış bulunuyoruz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün (yukarıdaki)
sözü astsubay camiasının yarım asrı aşan onurlu mücadelesini en yalın biçimde tarif
etmektedir.
İşte bu farkındalıkla burada ve
ülke genelindeki şubelerimizde geçmişten günümüze adalet arayışında yapılan
fedakarlıkları, yaşanan haksızlıkları ve yıllar geçmesine rağmen karşılanmayan
meşru taleplerimizi bir kez daha kamuoyunun vicdanına emanet etmek için
toplandık.
17 Ekim 2025 tarihinde
Astsubaylar Günü’nde, 15.000 astsubayın Anıtkabir’de tek yürek olarak
haykırdığı talepler, bu mücadelenin ne kadar haklı ve ne kadar geniş bir
toplumsal karşılığı olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Bugün burada, 1970-1975 yılları
arasında yaşanan astsubay hak arama mücadelesinin 51. Yıldönümünde, o onurlu
direnişi anmak ve yarım asırdır çözümlenmeyen özlük hakları sorunlarını bir kez
daha yüksek sesle dile getirmek için toplandık.
1970li yıllar, ülkemizin güvenliğini
canları pahasına omuzlayan, dağlarda, sınırda ve kışlalarda görünmez yükler
taşıyan astsubayların, görevlerini kusursuz bir şekilde yerine haklarını
savunmada yalnız ve çaresiz bırakıldığı bir dönem olarak tarihe geçti.
Bu yıllar, tüm baskılılara
rağmen onurlarından asla vazgeçmeyen astsubayların verdiği haklı ve unutulmaz
bir adalet mücadelesinin sembolü oldu. 1970 yılında Devlet Personel Kanunu’nda
yapılan düzenlemelerle başlayan hak kayıpları, yıllar içinde sistematik bir
adaletsizliğe dönüşmüş,1975’e gelindiğinde ise en kıdemli astsubayların
maaşları, “hiyeyarşi” gerekçesiyle yapılan yan ödeme ve iş güçlüğü
düzenlemeleriyle, fiilen yarbay seviyesinden asteğmen düzeyine indirilerek
kabul edilemez bir kırılma noktasına ulaşmıştır.
Bu açık adaletsizliğin
giderilmesi için sıralı amirlere yapılan tüm başvurular cevapsız bırakılmış,
meşru talepler, sessizlik duvarına çarpmıştır.
Bunun üzerine 8-9-10 Ocak 1975
tarihinde, astsubaylar ülke genelinde protesto eylemleri gerçekleşmiştir.
Bu onurlu yürüyüşe, yalnızca üniformalar
değil, fedakarlığın sessiz mimarı olan astsubay eşlerinin yürekleri de meydanlarda
yer almıştır. O dönemin muktedirleri tarafından dile getirilen “astsubaylar,
eşlerinin eteklerinin altına sığındılar” söylemi dönemin en büyük
utançlarındandır.
Ne var ki bu haklı talebin
bedeli, sadece o gün için değil, kuşaklar boyunca taşınan ağır bir sorumluluk ve
derin bir mağduriyet olarak tarihe kazınmıştır.
Sadece iki gün göreve
getirmedikleri için meslektaşlarımız:
-6 ay ile bir yıl arasında
hapis cezalarına,
-Zorunlu tayinlere, kuvvet ve
sınıf değişikliklerine,
-Derece ve kademe
ilerlemelerinin durdurulmasına,
-Hatta ordudan ihraçlara maruz
bırakılmıştır.
Bu suçtan birden fazla kez cezalandırılmışlardır.
Bir suçtan birden fazla kez
cezalandırılmasılardır.
Aynı fiil nedeniyle defalarca
cezalandırılan bu insanlar, hukukla bağdaşmayan bir anlayışın mağduru olmuş,
verilen bu cezaların maddi ve manevi sonuçlarını ise tam 51 yıldır kesintisiz
şekilde taşımak zorunda bırakılmıştır.
1975 yılında:
- Tutuklanan
630
- Açığa
alınıp sonra ceza alan 2236
- Emekliliğe
sevk edilen 74 olmak üzere,
Toplam 2940 onurlu astsubay,
devlete sadakatle hizmet etmiş olmanın bedelini, cezalandırma, sürgün ve itibarsızlaştırma
yoluyla ödemek zorunda bırakılmış, bu ağır yük sadece kendilerine değil, fedakâr
eşlerine ve çocuklarına da taşınmıştır.
Bugün, bu açık adaletsizliğin
mağduru olan 2940 meslektaşımızı ve ailelerini saygıyla irtihal edenleri rahmetle,
hayatta olanları ise yarım asrı aşan bu haksızlığın tanıkları olarak kamu
vicdanına emanet ediyoruz.
Ülkemizde yıllar içerisinde
birçok suça ve suçluya af çıkarılmışken;
Yalnızca haklarını aradıkları
için, bu meslektaşlarımızın cezalarının yarım asrı aşkın süredir devam etmesi,
açık bir vicdansızlık ve ağır bir adaletsizliktir.
Bugün hayatta olan yaklaşık bin
mağdur astsubay, yarım asrı aşan bir adaletsizliğin sessiz tanıkları olarak
yaşamlarını sürdürmektedir.
Vefat edenlerle birlikte sayısı
2940’a ulaşan meslektaşımız, yalnızca görevlerini ve haklarını savundukları
için ömür boyu süren bir cezaya mahkûm edilmiştir.
Aradan geçen bunca yıla rağmen bu
haksızlığın hala giderilmemiş olması, vicdanları yaralayan derin bir boşluk
olarak karşımızda durmaktadır.
Artık bu tarihi yükün
taşınamayacak kadar ağır olduğu açıktır; sicil affı bir tercih değil, gecikmiş
bir adalet ve devlet onuru meselesidir.
O günlerin canlı tanığı, 1972
mezunu Emekli Astsubay Ökkeş Kadri Bakçır’ın şu tespiti, bugün de yolumuzu
aydınlatmaktadır:
“Hak arama eylemlerinin, “haklı
kalmak” felsefesiyle yapılması, camiamız adına büyük kazanımlar sağlayacaktır”.
Bugüne geldiğimizde tablo
değişmemiştir.
Astsubaylar hala özlük hakları
için meydanlardadır.
Defalarca tayin edilmiş, en az
üç şark görevini ailesiyle birlikte ülkenin en zor en yoksun ve en tehlikeli coğrafyalarında yerine
getirmiş bir astsubayın; ömrü boyunca aynı şehirde, aynı masada görev yapmış
bir memurla aynı emekli maaşına mahkûm edilmesi, sadece bir hak kaybı değil,
bilinçli bir görmezden gelmenin ve kurumsallaşmış bir hak kaybı değil, bilinçli
bir görmezden gelmenin ve kurumsallaşmış bir vicdansızlığın açık göstergesidir.
Bu vatan için ölümü görev
bilmiş astsubaylar, emeklilikte unutulmak istemiyor.
Bugün emekli astsubay maaşları
25.000 ile 35 000 TL arasında sıkışmış durumdadır.
Bu gelirlerin önemli bir bölümü,
30.143 TL olarak açıklanan açlık sınırının altında kalırken, bir kısmı ise ancak
bu sınırın hemen üzerinde, hayata tutunmaya çalışmaktadır.
Oysa yoksulluk sınırı 98,188 TL
gibi ürkütücü bir seviyeye ulaşmıştır.
Ortaya çıkan bu tablo,
yıllarını vatan savunmasına adamış, fedakarlığı meslek edinmiş emekli
astsubaylar için ne sosyal adaletle ne de insan onuruna yakışır bir yaşam
anlayışıyla bağdaşmaktadır.
Bir albay, emekli olduğunda görevdeyken
aldığı maaşın yaklaşık yüzde yetmişini almaya devam ederken, bu emekli maaşı neredeyse
göreve yeni başlayan bir teğmenin maaşıyla aynı seviyede kalmaktadır.
Buna karşılık bir astsubay,
ömrünü verdiği mesleğinden emekli olduğunda, görevdeyken aldığı maaşın ancak
yüzde 43 üne mahkûm edilmekte, aldığı emekli aylığı ise henüz mesleğinin
başındaki bir astsubay çavuşun maaşının yarısına bile yaklaşmamaktadır.
Aynı üniformayı taşımış, aynı
riskleri göze almış, aynı zamanda, aynı sorumlulukları yüklenmiş personel
arasında bu denli derin bir uçurum yaratmak ne adaletle açıklanabilir ne
vicdanla savunulabilir ne de devlet aklıyla izah edilebilir.
Burada açık bir işsizlik değil,
bilinçli bir haksızlık vardır ve biz, bu haksızlığın daha fazla ertelenmeden
derhal sona erdirilmesini talep ediyoruz.
Bu nedenle:
Yıllardır görmezden gelinen
yapısal adaletsizliğin giderilmesi için, 17.000-18.000 puanın memur aylık
katsayısı ile çarpımı sonucu oluşacak tazminatın çalışan ve emekli tüm
astsubayların maaşlarına yansıtılmasını;
Ek göstergelerin en az 4800
olacak şekilde günün gerçeklerine uygun biçimde yeniden düzenlenmesini;
2023 yılında çalışan memurlara
verilen ve bugün yaklaşık 21.000 TL seviyesine ulaşan seyyanen zammın, sosyal
devlet ilkesinin gereği olarak emekli astsubaylara da aynen yansıtılmasını;
En düşük emekli aylığı
uygulamalarında prim gün sayısının esas alınmasını;
Astsubaylığın sorumluluk, görev
ve risk düzeyiyle uyumlu biçimde eğitim seviyesinin dört yıllık lisans düzeyine
çıkarılmasını;
2000-2003 devresi astsubayların
sigorta başlangıçlarına ilişkin mağduriyetlerin, Kamu Denetçiler Kurumu’nun
açık tavsiyesine uygun şekilde yasal düzenlemeyle giderilmesini;
Astsubayların 3-4 Şark görevi
yaptığı, iki yıllık okula rağmen mecburi hizmetinin fazla olduğu göz önüne
alındığında; mecburi hizmet ve şark görevlerinin, adalet ve motivasyon esaslı
bir anlayışla yeniden yapılandırılmasını ve nihayet yalnızca hak aradıkları
için cezalandırılan 1975 mağduru meslektaşlarımız adına gecikmiş bir adalet
olarak derhal iade-i itibarlarının yapılmasını kararlılıkla talep ediyoruz.
Türkiye Emekli Astsubaylar
Derneği olarak buradan bir kez daha yüksek sesle ve tereddütsüz ilan ediyoruz.
Bu mücadele yalnızca emekli
astsubayların değil, bugün görevinin başında olan meslektaşlarımızın ve yarının
astsubaylarının onur mücadelesidir.
Gücünü birlikten, cesaretini
haklılıktan alan bu dava, görmezden gelinen her haksızlığın, ötelenen her
talebin ve yok sayılan her emeğin karşısında dimdik duracaktır.
Siyasette, bürokraside ve
kamuoyunun vicdanında, haklarımız teslim edilince, adalet sağlanan ve bu
eşitsizlik son bulana kadar susmayacağız, geri çekilmeyeceğiz, mücadeleden
vazgeçmeyeceğiz”.
Emekli Astsubaylar, eşleri
yakınları ile basın açıklaması sırasında çeşitli sloganlarla afişlerle uğradıkları
maddi kayıpları halka ve ilgililere duyurmaya çalıştılar.
Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com



Yorum Gönder