Sevgili,
1991 güzüydü. Atina’dan Girit’te uçmuştuk. Ege’nin bu güzel adasına iner inmez tuhaf bir duyguya kapıldım.
Kokusuyla, havasıyla, daha da izah edemeyeceğim başka etkenleriyle, bildik bir yerdeydim.
Daha önce oraya hiç gitmemiştim. Deja vu duygusu, Girit’in ada olmasından kaynaklanıyordu. Ve bu adada benim çocukluğumun ölmez adası Büyükada’daki gibi konuşulan dil de Rumcaydı.
O sırada “Dünyanın bütün adaları birbirlerine benzer” duygusuna kapıldım.
Bir İstanbullu olarak, bendeki gelişmiş ada tutkusu başta Büyükada olmak üzere, İstanbul adaları ya da “Prens Adaları”ndan kaynaklanır.
İstanbul’un burnunun dibinde doğayla kucak kucağa, bu asude köşe, sanki İstanbullulara armağan bir yeryüzü cennetidir.
Önce Büyükada’yı tanıdım. Burgaz’ı ortaokul yıllarında önce Sait Faik’ten okuyarak, çok sonraki yıllarda, dostlarım Leyla ve Tevfik Uran’ların evlerinde yaşadım.
Kıbrıs’ın yaşamıma girmesi daha sonra lise yıllarında oldu
***
Yaşamımda üç adanın üç adalısının da çok önemli yeri old: Burgazlı Sait Faik, Büyükadalı Lefter, Kıbrıslı Rauf Denktaş.
Nice kişiye yazını sevdiren, öykülerini bıkmadan usanmadan dönüp dönüp okuduğum Sait Faik’i 1954 yılında yitirdik.
Lefter Küçükandonyadis, sekiz yaşından beri adını bildiğim, yıllar yılı futbolunu, Galatasaray’ın en büyük rakibi Fener’in yıldızı olmasına karşın, hayranlıkla izlediğim bir süper yıldızdı.
Daha sonra Lefter ile birlikte Milliyet’te birlikte spor yazarlığı yapmak mazhariyetine eriştim.
Rauf Denktaş, bir ulusal kahraman, parlak bir diplomat, yılmak bilmeyen bir mücadeleciydi.
Onu da Lefter ile birlikte aynı gün, bu cuma yitirdik.
Üçü ayrı dünyanın adamı bu üç kişinin de ortak noktaları adalı olmalarıydı. Sait Faik, Adalar’daki küçük insanların yaşamlarını ölümsüzleştirmiş, Lefter ülkesinin ölçülerini aşan başarılarla dolu yaşamında, hep “adasını” bir sığınma noktası olarak görmüş, Denktaş küçücük bir Akdeniz adasında teslim olmamamın azmiyle dünyaya meydan okumuş bir kahramandı.
Önceki gün adalı üç kahramanımdan son ikisi de gitti.
Onları tanımaktan mutluluk ve onur duydum.
Adalı kahramanlarım sayesinde dünya daha güzel bir yer oldu.
***
Affet Bizi Hilmioğlu
Sevgili,
Bir hafta önce okurum Mehmet Canbeyli’den bir ileti aldım. Yayımlıyorum:
“Sevgili Aşık, Kongar, Bursalı, Kırıkkanat ve Sirmen
Fatih Hilmioğlu Hocamız İnönü Üniversitesi’ni Doğu Anadolu’da bir eğitim, kültür ve sağlık vahasına dönüştürdü. Senfoni orkestrası kurdu. Türkiye’nin en büyük internet merkezini kurdu. Türkiye’nin en büyük organ nakli merkezini kurdu, muhteşem bir kütüphane kazandırdı ve daha neler… Yaptığı hizmetlerin bedeli hapiste yavaş yavaş ölüme terk edilmek. Daha önce de Yücel Aşkın Hocamız içeri alınmış, mesai arkadaşı Arpalı kahrından intihar etmişti.
Benim de dahil olduğum vefasız Malatyalılar ve neredeyse her köşebaşında açtıkları dernekler, vakıflar Hilmioğlu Hocamızdan bir geçmiş olsunu bile esirgedi, sahip çıkmadı…”
Melih Aşık bu mektubu daha önce yayımladı, ben bir kenara koyup pazarı bekledim.
Mehmet Canbeyli’nin bu iletisi beni de yaraladı. Çünkü yalnız Malatyalılar değil, ben de Fatih Hilmioğlu’na her ne kadar ilgi göstermiş olursam olayım, durumunu yeteri kadar sıklıkla yansıtmadım gibi geliyor bana.
Değerli Fatih Hilmioğlu bu konuda tek değil. Adlarını, yerin elverişsizliği yüzünden teker teker anamadığım öbür Fatih Hilmioğlu dostlarıma, Tuncay’a, Mustafa’ya, Doğu’ya, Doğan’a, Ahmet Şık’a, Nedim Şener’e, Soner’e sesleniyorum:
- Affedin dostlarım, sizinle daha yakından ilgilenmem gerekirdi. Sizler ki bizim adımıza da yatıyorsunuz.
Ali Sirmen/Cumhuriyet
Yorum Gönder